İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Engin Selek Başvurusu (B. No: 2015/19816)

1. Başvuru; bedensel zararın tazmini talebiyle açılan davada

Başvuru No2015/19816Tarih8 Kasım 2017Okuma32 dk · 6.343 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Engin Selek Başvurusu

Karar tarihi
8 Kasım 2017
Başvuru Numarası
2015/19816
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.343 kelime·32 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; bedensel zararın tazmini talebiyle açılan davada

tazminattan indirilecek unsurların belirlenmesine ilişkin kanun hükmünün

uygulanmasında yargı kolları arasındaki içtihat farklılığının yargılamanın

hakkaniyetini zedelemesi, yargılamanın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından yürütülmemesi ve makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 24/12/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun çözümünün ilke kararını gerektirmesi

nedeniyle kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) emrinde uzman çavuş

olarak görev yapmaktayken 25/8/2009 tarihinde tabur atış alanında icra edilen

RPG 7 atışları sırasında yüksek patlama sesi nedeniyle sol kulağından

rahatsızlanmıştır.

9. Yapılan tüm tetkik ve tedavileri neticesinde başvurucu

hakkındaki raporları inceleyen Ankara Gülhane Askerî Tıp Akademisi Hastanesi

(GATA) tarafından, başvurucunun Bilateral Orta

Derecede Sensörinöral İşitme Kaybı

teşhisiyle TSK'da görev yapamayacağı yönünde 6/1/2010 tarihli sağlık raporu

düzenlenmiştir. Söz konusu rapora istinaden başvurucunun 1/3/2010 tarihinde

sözleşmesi feshedilerek TSK ile ilişiği kesilmiştir.

10. Başvurucuya Sosyal Güvenlik Kurumunca (SGK) 15/3/2010 tarihinden

itibaren vazife malullüğü aylığı bağlanmıştır. Ayrıca yine SGK tarafından

8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nun

ek 79. maddesi uyarınca ek ödeme de yapılmıştır.

11. Başvurucu, olay nedeniyle uğradığı zararların tazmini

talebiyle 9/6/2010 tarihinde Millî Savunma Bakanlığına (MSB) başvurmuş,

başvurunun zımnen reddi üzerine 13/8/2010 tarihinde Askerî Yüksek İdare

Mahkemesinde (AYİM) 200.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminat ödenmesi

istemiyle tam yargı davası açmıştır.

12. AYİM İkinci Dairesi (Daire), başvurucunun uğradığı

zararların kusursuz sorumluluk ilkesine göre karşılanması gerektiği yönündeki

sonuç ve kanaatine istinaden başvurucunun maddi zararının hesaplanması için

bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vermiştir.

13. 20/4/2015 tarihli bilirkişi raporunda, başvurucunun %17

çalışma gücü kaybı oranı karşılığı toplam maddi zararının 128.920 TL, 5434

sayılı Kanun'un ek 79. maddesi kapsamında ek ödemelerden aldığı maddi yararın

ise 98.104 TL olduğu tespit edilmiştir. Neticede maddi zarar hak edişinden

maddi yarar toplamı düşülerek maddi tazminat miktarı 30.816 TL olarak

belirlenmiştir.

14. Başvurucu, 5434 sayılı Kanun'un ek 79. maddesi kapsamında

yapılan ek ödemelerin, zarar verene rücu edilebilen ödeme olmadığı gibi ifa

amacı da taşımadığını, bu sebeple 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar

Kanunu'nun 55. maddesi uyarınca maddi zarar hak edişinden mahsup edilmemesi

gerektiğini belirterek bilirkişi raporuna itiraz etmiştir.

15. Daire 13/5/2015 tarihinde verdiği kararla başvurucunun

bilirkişi raporuna yaptığı itirazı kabul etmemiş ve söz konusu rapor uyarınca

30.816 TL maddi ve takdiren 17.000 TL manevi

tazminata hükmetmiş, fazlaya ilişkin talebi ise reddetmiştir. Kararın

gerekçesinde 5434 sayılı Kanun'un ek 79. maddesi uyarınca yapılan ek ödemenin

6098 sayılı Kanun'un 55. maddesi uyarınca "ifa amacı taşıyan" bir

ödeme olduğu belirtilmiş ve tazminat miktarı belirlenirken bu ödemenin toplam

tazminat hesabından düşülmesi gerektiği ifade edilmiştir. Daire bu

değerlendirmesinden hareketle başvurucu yönünden bir yarar unsuru olarak kabul

ettiği söz konusu ödemeyi, hesaplanan toplam tazminat miktarından indirmek

suretiyle hüküm kurmuştur.

16. Başvurucunun karar düzeltme istemi aynı Dairenin 25/11/2015

tarihli ilamı ile reddedilmiştir. Nihai karar 14/12/2015 tarihinde başvurucuya

tebliğ edilmiştir.

17. Başvurucu 24/12/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Mevzuat

18. 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Türk Borçlar

Kanunu'nun 46. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Cismani bir zarara düçar

olan kimse külliyen veya kısmen çalışmağa muktedir olamamasından ve ileride

iktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zarar ve ziyanını ve bütün

masraflarını isteyebilir."

19. 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesi şöyledir:

"Destekten yoksun kalma zararları ile

bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre

hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile

ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez;

zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak

hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz.

Bu

Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu

diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen

yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda

da uygulanır."

20. 5434 sayılı Kanun'un ek 79. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Aşağıda belirtilen kişilere bu madde

uyarınca ek ödeme yapılır:

a) Harp malullerine.

b) Şehit dul ve yetimlerine.

c)

Barışta, olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı haller ile talim, tatbikat

veya manevra sırasında görevin veya çeşitli harp silah ve vasıtalarının sebep

ve tesiriyle vazife malûlü sayılan Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları ile

Askerî harekâtı gerektiren iç tedip hareketleri veya güvenlik veya asayişin

sağlanmasında Silahlı Kuvvetlerle birlikte veya ayrı olarak

görevlendirilenlerden bu görevlerin çeşitli sebep ve tesirleriyle vazife malûlü

sayılan jandarma ve emniyet mensupları ile sivil görevlilere.

d) (c) bendinde belirtilen görevlerin ifası sırasında, bu görevlerin

çeşitli sebep ve tesirleriyle ölenlerin dul ve yetimlerine.

Hak

sahiplerine, yukarıda yazılı durumlar sebebiyle, sosyal güvenlik kurumlarınca

aylık bağlanmasına esas olan tarihten geçerli olmak üzere müracaat tarihini

izleyen yılın en geç ilk üç ayı içinde T.C. Emekli Sandığı tarafından ek ödeme

yapılır. Ay farkları yıllık miktarın onikiye

bölünmesi suretiyle hesaplanır.

...

Bu maddeye göre yapılan ödemeler herhangi bir

vergi ve kesintiye tâbi olmayıp, faturası karşılığında, Hazineden tahsil

edilir."

2. İlgili Yargı Kararları

a. Yargıtay İçtihadı

21. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun (YİBGK)

6/3/1978 tarihli ve E.1978/1, K.1978/3 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Borçlar Kanunu'nun 45. maddesinin 2.

fıkrasında öngörülen destekten yoksun kalma tazminatı isteminde bulunan

kişilere, T.C. Emekli Sandığınca bir ödemede bulunulduğu takdirde, bunun

tazminatın saptanmasında gözönünde bulundurulmasına

dair Onbirinci Hukuk Dairesinin kararları ile T.C.Emekli Sandığınca yapılan ödemelerin tazminattan

indirilemeyeceğine dair Dördüncü ve Onbeşinci Hukuk

Daireleri ile Hukuk Genel Kurulunun kararları arasındaki aykırılığın içtihadı

birleştirme yolu ile giderilmesi Birinci Başkanlık Divanınca istenildiğinden

6/3/1978 günlü toplanan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunda,

aykırılığın bulunduğuna, içtihadın birleştirilmesi gerektiğine oybirliği ile

karar verildikten ve raportör üye dinlendikten sonra konu görüşülüp tartışıldı:

...

5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu'nun

129. maddesinde, görevleri içinde veya dışında ölenlerin dul ve yetimlerinin,

ölüme sebep olanlar aleyhine açacakları davaları kovuşturmaya, davalara üçüncü

şahıs ise bunu doğrudan doğruya açmaya sandık yetkili kılınmıştır. Dava sonunda

para tazminatı da alınırsa kovuşturma masrafları ile birlikte, dul ve yetim

aylıkları bağlanan hallerde bu aylıkların beş yıllığı, toptan ödeme yapılan

hallerde de yarısının Sandıkça alınarak, varsa geri kalanının ilgililere

ödeneceği öngörülmüştür.

Tartışmada beliren bir görüşe göre, bu hüküm

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 26.ve 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar

Kurumu Kanunu'nun 63. maddesi ile eşdeğerdedir. Bu itibarla T.C. Emekli

Sandığına böylece kısıtlı olarak rücu hakkı tanınmıştır. Zarara uğrayanın

alabileceği tazminat saptanırken T.C. Emekli Sandığının mal varlığına geçmesi

gereken para indirildikten sonra kalan miktara hükmedilmesi gerekir.

Çoğunluğunun benimsediği görüş ise; sözü geçen

129. maddede bir hesaba sayılmanın öngörülmediği, aksine madde metninin açık

olduğu ve zarar veren kişinin T.C. Emekli Sandığının ödediği paranın,

kendisinin ödemek zorunda kalacağı tazminattan indirilmesini isteyemeyeceği

biçiminde belirlenmiştir.

Gerçekten, haksız eylem sonucu ölen kişi,

yaşamı süresince çalışmış ve maaşından düzenli olarak belirli bir miktar para

kesilerek sandığa yatırılmıştır. Zarar verenin bu paradan yararlanması söz

konusu olamaz. O halde zarar veren, verdiği zararın tamamını açılan davada

ödemelidir. Esasen 129. madde zarar verenden tazminatın tamamının alınacağı

hükmünü getirmiş ve Emekli Sandığı davaya katılmış veya doğrudan doğruya dava

açmış olduğu takdirde alınacak tazminatın zarara uğrayanlar ile Sandık arasında

nasıl bölüşüleceğini saptamıştır. Bu itibarla tazminat ödemekle yükümlü olan

kişi bu maddeye dayanarak tazminatın indirilmesini isteyemez."

22. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 15/1/2008 tarihli ve

E.2007/10817, K.2008/85 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Davacı... tarafından, davalı İçişleri Bakanlığıaleyhine 02/01/2004 gününde verilen dilekçe ile

trafik kazası sonucu ölüm nedeniyle maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine

yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen

17/05/2007 günlü kararın Yargıtay’da duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili

ile duruşmasız olarak incelenmesi de davalı vekili taraflarından süresi içinde

istenilmekle... gereği düşünüldü.

...

Davacı vatani görevini yaparken meydana gelen

trafik kazasında vefat eden eşinden dolayı destekten yoksun kalma tazminatı

istemiştir. Dosyadaki kanıtlardan desteğin eşine dul aylığı bağlandığı

anlaşılmaktadır. Mahkemece destekten yoksun kalma tazminatının miktarının

belirlenmesi için bilirkişi görüşüne başvurulmuştur. Hükme esas alınan bilirkişi

raporunda davacıya TC. Emekli Sandığı tarafından bağlanan görev şehidi dul

aylığı tutarının peşin sermaye değeri ile davacıya ödenen tütün ikramiyesi

gözetilerek indirim yapılmıştır. Mahkemece bu rapor doğrultusunda maddi

tazminata hükmedilmiştir.

...

Somut olayda; destek, vatani görevini jandarma

asteğmen olarak yaparken vefat etmiş olup ölmeden önce yedek subay maaşı

almaktadır. Emekli Sandığı tarafından davacıya bağlanan aylık desteğinin

hayatta iken maaşından Emekli Sandığı tarafından kesilen miktarların

karşılığıdır. O halde Emekli Sandığı tarafından bağlanan aylıklar 5434 sayılı

Emekli Sandığı Kanunu gereğince rücuya tabi olmayıp

destekten yoksun kalma tazminatının hesabında gözetilmemesi gerekir. Açıklanan

nedenlerle davacının destekten yoksun kalma tazminatının hesabında T.C. Emekli

Sandığınca bağlanan dul aylığı ile tütün ikramiyesinin indirilmiş olması doğru

görülmemiştir. Mahkemece açıklanan bu yön gözetilmeksizinyukarıda

anılan içtihadı birleştirme kararına uygun olmayan bilirkişi raporunun hükme

esas alınmış olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir."

23. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 13/6/2013 tarihli ve

E.2012/11954, K.2013/11356 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Davacı ...tarafından, davalı Milli Savunma Bakanlığı aleyhine 24/07/2008 gününde verilen

dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda;

davanın reddine dair verilen 19/04/2012 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi

davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle... gereği görüşüldü.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı

kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir

isabetsizlik görülmemesine, özellikle tütün beyi ikramiyesi ile kira yardımı

ödemesinin ifa amaçlı ödemeler olmaması nedeni ile zarar hesabında gözetilmesi

doğru değil ise de sigorta şirketi tarafından yapılan ödeme ve 2330 sayılı Yasa

kapsamında yapılan ödemelerin davacıların destek ve manevi tazminat zararlarını

karşıladığı anlaşıldığına göre yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının

reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA [karar

verilmiştir.]"

b. Danıştay İçtihadı

24. Danıştay Onuncu Dairesinin 25/3/2008 tarihli ve E.2005/7940,

K.2008/1409 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Dairemizin 20.11.2007 tarihli ara

kararına verilen cevapta; davacılar murisinin yaklaşık 5 yıl 10 ay hizmeti

bulunması nedeniyle, davacılara; 15.5.2001 tarih ve 368 sayılı Nakdi Tazminat

Komisyonu Kararı ile 2330 sayılı Yasa uyarınca 14.709.000.000 TL nakdi

tazminat; 17.5.2001 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü Sosyal Yardım Fonundan

3.000.000.000 TL; İl Sosyal Fonundan da 1.500.000.000 TL ödeme yapıldığı,

Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce tütün ikramiyesi tahakkuk ettirildiği ve dul

ve yetim aylığı bağlandığı belirtilmektedir.

Bilirkişi tarafından maddi tazminat

hesaplanırken, davacılara yapılan bu ödemelerden; nakdi tazminat tutarının 2330

sayılı Yasa'nın 6. maddesi uyarınca maddi tazminattan indirilmesinde; sosyal

yardım fonlarından yapılan ödemelerin ise indirilmemesinde hukuki isabetsizlik

bulunmamaktadır.

Ancak, davacılar adına destekten yoksun kalma

tazminatı hesaplanırken, davacılar murisinin yaklaşık 5 yıl 10 ay hizmeti

bulunmasına karşın, Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü'nce tahakkuk ettirilen tütün

ikramiyesi ile bağlanan aylığın maddi tazminat tutarından düşülmemiş olduğu

anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacılar adına hesaplanacak destekten yoksun

kalma tazminatının, davacılara bağlanan aylığın vazife malullüğü aylığı olup

olmadığı hususu araştırılarak ve davacılar murisinin hizmet cetveli de

incelenerek tespit edilmesi gerekmektedir.

Belirtilen saptamalar doğrultusunda; yeni bir

bilirkişi heyeti oluşturmak suretiyle, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi

raporunda yer alan ve yukarıda yanlışlığı belirtilen hususlar da dikkate

alınarak, ... davalı idarece ödenmesi gereken tazminat miktarının yeniden

hesaplanması gerekmektedir."

25. Danıştay Onuncu Dairesinin 8/10/2015 tarihli ve E.2012/4747,

K.2015/4139 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Dava; polis memuru olarak görev yapan

davacılar murisi Ö.D.'nin 10.08.2010 tarihinde

meydana gelen olayda hayatını kaybetmesi sonucunda uğranıldığı ileri sürülen

500.000,00 TL maddi (destekten yoksun kalma tazminatı) ve 100.000,00 TL manevi

olmak üzere toplam 600.000,00 TL zararın yasal faiziyle birlikte tazminine

karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

...

Prim ödemek suretiyle kapsamında bulunulan

sosyal güvenlik sisteminin doğal sonucu olarak ilgililere bağlanan aylıklar ve

yapılan ödemeler, idarenin tazmin sorumluluğunu doğuran olay nedeniyle sağlanan

yarar niteliğinde bulunmamaktadır. Bu nedenle, prim karşılığında ilgililere

bağlanan aylıklar ile yapılan her türlü ödemenin, aktif ve pasif dönemde

hesaplanacak maddi tazminat tutarından hiçbir şekilde yarar olarak kabul edilip

indirilmemesi gerekmektedir. Bir başka ifadeyle, vazife malullüğü aylığının

içinde adi malullük aylığının da bulunduğu gözetilerek aktif ve pasif dönemde

adi malullük aylığının yarar olarak kabul edilip hesaplamaya dâhil edilmesine

olanak bulunmamaktadır.

...

Esasen, aktarılan yöndeki hesaplama, 6098

sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesine de uygun bulunmaktadır. Zira,

ilgililere ödedikleri prim karşılığı bağlanacak adi malullük aylıkları,

"rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri" kapsamında yer almakta

iken; 3713 sayılı Yasanın yukarıda alıntısı yapılan hükmünden de anlaşılacağı

üzere, adi malullük aylığını aşan vazife maluliyetine ilişkin tutarlar, sosyal

güvenlik kuruluşunca Hazineden tahsil edilmekle, "rücu edilen sosyal

güvenlik ödemeleri"ni oluşturmaktadır. Yine, nakdi

tazminat ödemeleri, ilgilinin olay nedeniyle uğradığı zararı, Yasada öngörülen

sınırlar çerçevesinde kısmen dahi olsa karşılamayı amaçladığından, "ifa

amacını taşıyan ödemeler" kapsamında yer almakta; buna karşılık, sosyal

yardım sandıklarından yapılan ödemeler ise, "ifa amacını taşımayan

ödemeler" niteliğinde bulunmaktadır. Böylelikle, vazife malullüğü

aylığının adi malullük aylığını aşan tutarı ile nakdi tazminat yarar olarak

kabul edilirken, adi malullük aylığı ile sosyal yardımlar yarar hesabına dâhil

edilmemektedir.

...

Buna göre, özetlenen bilirkişi raporu,

yukarıda aktarılan nitelikte ve mahkeme kararına dayanak alınacak mahiyette

görülmemektedir. Bu itibarla, Mahkemece yeniden yaptırılacak bilirkişi

incelemesinde, öncelikle, aktif ve pasif dönem zararları hesabında kullanılacak

verilerin (davacının emsali polis memurunun alacağı görev ve emekli

aylıklarının, vazife malullüğü ve adi malullük aylıklarının, emekli ikramiyesi

ile tütün ikramiyesinin peşin sermaye değerlerinin) yeniden düzenlenecek rapor

tarihi itibariyla değerlerinin ilgili idarelerden

sorulması; alınacak cevap üzerine, yukarıda 3 madde hâlinde aktarılan ilkeler

çerçevesinde bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Daha açık bir anlatımla, düzenlenecek yeni raporda, özellikle,

...

2. Davacıya bağlanan vazife malullüğü aylığı peşin sermaye değeri ile

adi malullük aylığı peşin sermaye değeri arasındaki farkın, tütün ikramiyesi

peşin sermaye değerinin (Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığından sorularak) aktif

ve pasif dönem zararlarından düşülmesi,...

gerekmektedir."

26. Danıştay Onuncu Dairesinin 15/1/2016 tarihli ve E.2014/3352,

K.2016/131 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

" Davacılara 2330 sayılı Yasa hükümleri

uyarınca nakdi tazminat ve 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu'nun Ek 79. maddesi

uyarınca tütün ikramiyesi ödendi ise, bu miktarların yeniden düzenlenecek rapor

tarihindeki güncel değeri hesaplanarak yarar kalemi olarak hesaplanan toplam

zarardan düşülmesi gerekmektedir."

c. AYİM İçtihadı

27. AYİM'in 22/10/2008 tarihli ve

E.2007/434, K.2008/1069 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Mahkememizin yerleşik içtihadı uyarınca

T.C. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı iştirakçisi olmayan kimselere olay

sebebiyle T.C. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığınca bağlanan aylıklar ve ödenen

tütün ikramiyeleri yarar kabul edilerek davacıların maddi zararlarından

düşüldüğünden bu husus araştırılmış...hakkında 5434 sayılı Yasa'nın vazife

malullüğü hükümlerinin uygulanmasına dair karar verildiği, ancak davacılar anne

ve babanın durumunun 5434 sayılı Yasa'nın 72. maddesi kapsamına girmediğinden

vazife malullüğü aylığı bağlanamadığı ve dolayısıyla tütün ikramiyesinin de

ödenemediğinin bildirildiği görülmüştür.

Davacılara yakınlarını kaybetmeleri nedeniyle

maddi zararlardan düşülmesi gereken Devletçe hiçbir yarar sağlanamadığı

anlaşılmıştır."

B. Uluslararası Hukuk

1. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi

28. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes davasının,

medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda

kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla

kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve

makul bir süre içinde, görülmesini isteme hakkına sahiptir."

2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

29. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); adil yargılanma

hakkının, hukukun üstünlüğünün Sözleşmeci devletlerin ortak mirası olduğunu

belirten Sözleşme’nin önsözüyle birlikte yorumlanması gerektiğini

belirtmektedir. Hukukun üstünlüğünün temel unsurlarından biri, hukuki

durumlarda belirli bir istikrarı garanti altına alan ve kamuoyunun mahkemelere

olan güvenine katkıda bulunan hukuki güvenlik ilkesidir. Toplumun yargısal

sisteme olan güveni hukuk devletinin esaslı unsurlarından biri olmasına rağmen

birbirinden farklı yargı kararlarının devamlılık arz etmesi, bu güveni

azaltacak nitelikte bir hukuki belirsizlik durumu yaratabilecektir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], B.

No: 13279/05, 20/10/2011, § 57).

30. Diğer yandan bireylerin makul güvenlerinin korunması ve

hukuki güvenlik ilkesi, içtihadın değişmezliği şeklinde bir hak

bahşetmemektedir (Unédic/Fransa, B. No: 20153/04, 18/12/2008, §

74; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 58).

Mahkemelerin yorumlarında dinamik ve evrilen bir

yaklaşımın sürdürülememesi reform ya da gelişimi engelleyeceğinden kararlardaki

değişim, adaletin iyi idaresine aykırılık teşkil etmez (Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B.

No: 36815/03, 14/1/2010, § 38).

31. Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol tam da yargı

kararlarında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm getirmektir. Bununla

birlikte yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında olduğu gibi bazı

hâllerde içtihadın müstakar hâle gelmesinin belirli bir zamana ihtiyaç duyacağı

açıktır (Zielinski ve Pradal ve Gonzalez ve Digerleri/Fransa [BD],

B. No: 24846/94...34173/96, 28/10/1999, § 59; Schwarzkopf ve Taussik/Çek Cumhuriyeti

(k.k.), B. No: 42162/02, 2/12/2008).

32. AİHM, açıkça keyfîlik bulunan

durumlar hariç ulusal mahkemelerin iç hukuku yorumlama şeklini sorgulamanın

kendi görevi olmadığına dikkat çekmektedir. Benzer şekilde bu konuda -görünüşe

göre benzer davalarda verilmiş olsalar bile- ulusal mahkemelerin farklı

kararlarını karşılaştırmak da prensipte AİHM'in

görevi değildir. AİHM, söz konusu mahkemelerin bağımsızlığına saygı göstermek

durumundadır (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 50).

33. AİHM, iki ihtilafa farklı muamele yapılmasının incelenen

gerçek olayların farklılığından kaynaklanmış olması hâlinde çelişkili

içtihatlardan bahsedilmesinin mümkün olmadığını belirtmektedir (Erol Uçar/

Türkiye (k.k.) B. No: 12960/05,

29/9/2009).

34. AİHM, mahkeme kararlarının çatışma ihtimalinin her biri

kendi yargı alanında yetkili olan yargılama ve temyiz mahkemeleri ağına dayalı

yargı sistemlerinin doğal bir özelliği olduğunu kabul etmiştir. Bu tip

uyuşmazlıklar aynı mahkeme içinde de ortaya çıkabilmektedir. Bu durum, kendi

içinde Sözleşme'ye aykırı olarak değerlendirilemez (Santos Pinto /Portekiz,

B. No: 39005/04, 20/5/2008, § 41; Tudor Tudor/Romanya, B. No: 21911/03, 24/3/2009, § 29;

Remuszko/Polonya, B. No: 1562/10, 16/7/2013, § 92; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, §51).

35. AİHM, bu konuda hüküm verirken değerlendirmesinin dayandığı kriterleriaçıklamıştır. Söz konusu kriterler yüksek

mahkemenin içtihadında "derin ve süregelen farklılıklar" olup

olmadığı, iç hukukta bu tutarsızlıkların üstesinden gelmek için bir mekanizma

bulunup bulunmadığı, bu mekanizmanın uygulanıp uygulanmadığı ve uygulandı ise

ne ile sonuçlandığının tespitine dayanmaktadır (Beian/Romanya (No.1), B. No: 30658/05, 6/12/2007, §§ 37, 39; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 53).

36. AİHM, bu bağlamda mahkemelerin uygulamalarında tutarlılığın

ve içtihatlarında yeknesaklığın sağlanması için mekanizmalar oluşturulmasının

önemini birçok defa hatırlatmış; yargı sistemlerini birbirine zıt kararlar

verilmesini önleyecek şekilde yapılandırmanın devletlerin sorumluluğunda

olduğunu ifade etmiştir. Ne var ki bu ilkelerin AİHM'in

incelemek durumunda kaldığı çelişen yorumların, bir yüksek mahkemenin

birleştirici yetkisini uygulayabileceği yasal hükümlerle bağlantılı olarak

yargı sisteminin aynı dalında meydana gelen davalar için öngörüldüğü

belirtilmelidir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, §§

55,80).

37. AİHM, ortak yasal hiyerarşiye tabi olmayan birden fazla

yüksek mahkemeyi bünyesinde barındıran bir ulusal hukuk sisteminde bu

mahkemelerin benimsediği yaklaşımın bir dikey denetim mekanizmasına tabi

tutulmasını talep edemeyeceği kanaatindedir. Böyle bir talep Sözleşme'nin 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrası ile güvence altına alınan adil yargılama

gereklerinin ötesine geçecektir (Nejdet Şahin ve

Perihan Şahin/Türkiye, § 81).

38. AİHM, söz konusu yüksek mahkemelerce (mevcut davada Danıştay

ve AYİM) takip edilmesi gereken yorumlama şeklini tespit eden ortak bir

düzenleme kurumunun bulunmayışının Türk yargı sistemine has bir durum

olmadığına işaret eder (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 82).

39. AİHM ayrıca, Türkiye'deki gibi farklı yargı alanlarındaki

mahkemelerin ve birden fazla yüksek mahkemenin yasaları aynı anda ve paralel

olarak yorumlamasının gerektiği bir yargı sisteminde hukukta tutarlılığın

sağlanmasının zaman alabileceği ve bu nedenle çelişen içtihatların hukukun

kesinliği ilkesini zedelemeden hoş görülebileceği kanaatindedir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 83).

40. AİHM bu bağlamda, yasaları yorumlamanın yargının görevinin

doğasında olduğunu hatırlatır. Yasal hükümler ne kadar açık düzenlenmiş olursa

olsun hukuki yorum önlenemez bir unsurdur. Hangi mevzuatın, hangi şartlarda

uygulanacağı bu bireyselleştirilmiş yaklaşımın bir parçasıdır. Bu, her biri

farklı türde davalara bakan iki ayrı yargı alanında bulunan iki mahkemenin

benzer nitelikteki olaylardan kaynaklanan aynı türdeki hukuki soruna ilişkin

birbiriyle uyuşmayan ancak yine de mantıklı ve gerekçelendirilmiş kararlar

verebileceği anlamına gelmektedir. Bu nedenle mahkemeler arasında çıkabilecek

yaklaşım farklılıklarının, yasal hükümleri yorumlama ve kapsadıkları somut

durumlara uyarlama sürecinin ancak kaçınılmaz bir sonucu olduğu kabul

edilmelidir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, §§ 85,

86).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

41. Mahkemenin 8/11/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. AYİM'in Bağımsız ve Tarafsız Bir Mahkeme Olmadığına İlişkin

İddia

42. Başvurucu, heyetlerinde yer alan ve hâkimlik teminatından

faydalanmayan iki kurmay subay üyenin varlığı sebebiyle kuruluş ve yapısı

itibarıyla AYİM'in bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

olmadığını ileri sürmüştür.

43. Anayasa Mahkemesi tarafından bu konu daha önce incelenirken

belirtildiği üzere AYİM’in oluşumu, statüsü ve

görevleri Anayasa ve ilgili Kanun’da hüküm altına alınmıştır. AYİM’e atanan askerî hâkimlerin bağımsızlığının Anayasa ve

ilgili Kanun hükümleri ile garanti altına alındığı, atanma ve çalışma usulleri

yönünden askerî hâkimlerin bağımsızlıklarını zedeleyecek bir hususun olmadığı,

kararlarından dolayı idareye hesap verme durumunda bulunmadıkları, disipline

ilişkin konuların AYİM Yüksek Disiplin Kurulunca incelenip karara bağlandığı

görülmektedir (Yaşasın Aslan, B.

No: 2013/1134, 16/5/2013, § 29). Diğer yandan sınıf subayı üyelerin en fazla

dört yıllık bir süre ile görev yapmaları, disiplin konularında Disiplin

Kuruluna tabi kılınmaları, görev süreleri zarfında idari veya askerî

yetkililerce herhangi bir değerlendirmeye tabi tutulmamaları bu subayların

idareye karşı bağımsızlıklarını güçlendirmiştir (Yaşasın Aslan, § 30).

44. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

45. Başvurucu, adli yargıda görülen aynı nitelikteki davalarda

5434 sayılı Kanun'un ek 79. maddesi kapsamında yapılan ek ödeme maddi tazminat

hak edişinden düşülmemesine rağmen AYİM'in 6098

sayılı Kanun'un 55. maddesindeki açık hükme olağanın dışında ve yerleşik

Yargıtay içtihadından farklı bir anlam vererek bunu tazminat hesabından

düştüğünü ifade etmektedir. Başvurucu, SGK tarafından yapılan bir ödemenin

tazminat hesabında indirim nedeni olabilmesi için zarar verene rücu edilebilen

veya ifa amacını taşıyan bir ödeme olması gerektiğini belirtmekte ve ek

ödemenin ise bu koşullardan herhangi birini taşımadığını iddia etmektedir. AYİM'in yorumunun bu yönüyle bariz takdir hatası içerdiğini

öne süren başvurucu, bu durumun hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkesine

aykırı olduğundan şikâyet etmektedir. Başvurucu ayrıca, elde etme yönünde meşru

beklenti içerisine girdiği ekonomik bir değerden yoksun bırakıldığını iddia

etmektedir. Başvurucu, farklı yargı kolları arasındaki söz konusu içtihat

farklılığından dolayı tazminat talebinin kısmen reddedilmesi nedeniyle eşitlik

ilkesinin zedelendiğini, hak arama hürriyetinin, mahkemeye erişiminin ve etkili

başvuru hakkının engellendiğini, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmekte; ihlalin tespiti, yeniden yargılanma ve tazminat taleplerinde

bulunmaktadır.

2. Değerlendirme

46. Anayasa'nın "Hak

arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

47. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının adil yargılanma

hakkının güvencelerinden biri olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkı

kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

48. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

49. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ileuyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması

bireysel başvurukonusu olamaz. Ancak bireysel başvuru

kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya

açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu

kapsamda değildir (Ahmet Sağlam,

B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

50. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un, Anayasa'nın 36. maddesinin birinci

fıkrasına "adil yargılanma hakkı" ibaresinin eklenmesine ilişkin 14.

maddesinin gerekçesine göre "değişiklikle

Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence

altına alınmış olan adil yargılanma hakkı metne dâhil"

edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesinde herkesin adil yargılanma

hakkına sahip olduğu ibaresinin eklenmesinin amacının Sözleşme'de

düzenlenen adil yargılanma hakkını anayasal güvence altına almak olduğu

anlaşılmaktadır (Yaşar Çoban, B.

No: 2014/6673, 25/7/2017,§ 53).

51. Adil yargılanma hakkı uyuşmazlıkların çözümlenmesinde hukuk

devleti ilkesinin gözetilmesini gerektirmektedir. Anayasa'nın 2. maddesinde

Cumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, Anayasa'nın tüm

maddelerinin yorumlanması ve uygulanmasında gözönünde

bulundurulması zorunlu olan bir ilkedir.

52. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukuk

güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010 ve

E.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012). Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı

amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,

bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de

yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını

gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de

idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,

net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî

uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir. (AYM,

E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013).

53. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birden

fazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin

benimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa

Mahkemesinin, bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan

birine üstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukuk

kurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. Anayasa

Mahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birden fazla

yorumunun hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyip etkilemediğini

tespit etmektir(Mehmet

Arif Madenci, B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 81).

54. Yargı yetkisini kullanan mahkemeler, aynı mahiyetteki

davalarda uyuşmazlığın çözümü için gerekli olan bir yasa hükmünü uygularken,

bir hukuki müesseseyi değerlendirirken ya da uyuşmazlığın çözümünde takip

edilecek usulü belirlerken birbirinden farklı ilke ve yorumlar benimseyebilir

ve bunun doğal sonucu olarak farklı bir içtihat geliştirebilirler. İçtihat

farklılığından söz edilebilmesinin ön koşulu, dava konusu edilen

uyuşmazlıkların, özü itibarıyla aynı mahiyette olmasıdır. Dolayısıyla

uyuşmazlıkların içeriğinin ve niteliğinin örtüşmediği, esaslı noktalarda

ayrıldığı durumlarda, verilen kararlar arasındaki farklılık da içtihat

farklılığı olarak değerlendirilemez.

55. İçtihat faklılığı, aynı yargı kolu

içine dâhil mahkemeler arasında oluşabileceği gibi birbirinden tamamen

bağımsız, aralarında yargısal anlamda bir hiyerarşi ilişkisi olmayan birden

fazla yargı koluna dâhil mahkemeler arasında da oluşabilir. Bu sebeple içtihat

farklılığından kaynaklanan adil yargılanma hakkının ihlali iddialarına yönelik

olarak yapılacak incelemede Anayasa Mahkemesinin yaklaşımının ne olması

gerektiği, söz konusu farklılığın aynı yargı kolu içerisinde ya da ayrı yargı

kolları arasında gerçekleşme ihtimaline göre iki başlık altında irdelenmiştir.

(1)Aynı Yargı Kolu

İçindeki İçtihat Farkı

56. Birbiriyle çelişen kararlar, belirli bir yargı kolundaki tek

yüksek mahkemenin farklı daireleri tarafından ya da yine aynı yargı kolu içinde

fakat son derece mahkemesi sıfatını haiz, nihai hüküm veren çeşitli mahkemeler

tarafından verilebilir.

57. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini ve

mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini

yansıtması yönüyle olumludur. Ancak uygulamadaki birlikteliği sağlamaları

beklenen yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatmin

edici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşmaları, bir kararın

belirli bir daireye düştüğü takdirde onanacağı, başka bir daire tarafından ele

alındığı takdirde bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirine zıt sonuçları

ortaya çıkartır. Bu ise hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters

düşecektir. Ayrıca, böyle bir algının toplumda yerleşmesi hâlinde bireylerin

yargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenen güven zarar görebilir

(Türkan Bal, [GK], B. No:

2013/6932, 6/1/2015, § 64).

58. Hukukun üstünlüğü ilkesi gereği yargı sistemine olan bu

güveni sağlamak ve korumakla yükümlü olan devlet, aynı yargı koluna dâhil

mahkemeler arasındaki derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadan

kaldırabilecek nitelikte bir mekanizmayı kurmak ve bu mekanizmanın etkin bir

şekilde işleyişini sağlayacak düzenlemeler yapmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük,

adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olarak kabul edilmelidir.

(2)Ayrı Yargı Kolları

Arasındaki İçtihat Farkı

59. Bu durumda farklı yönde karar veren mahkemelerin her biri

kendi yargı kolunun içerisindeki alt derece mahkemelerinin yüksek mahkemesi

konumundadır. Bu yüksek mahkemelerin birbiri arasında ise bir yargı hiyerarşisibulunmamaktadır. Her biri kendi yargı kolundaki

çok sayıda mahkemenin yüksek mahkemesi konumundaki mahkemelerin aynı konuda

farklı yorumlar getirmesi, yargı ayrılığını benimsemiş ve Yargıtay, Danıştay,

AYİM gibi çeşitli yüksek mahkemelerden oluşan yargı sistemimizin kaçınılmaz bir

özelliği olarak kabul edilmelidir (aynı yöndeki karar için bkz. Türkan Bal, § 53). Böyle bir durumda adil

yargılanma hakkının, devleti söz konusu mahkemeler arasında içtihat

farklılıklarını ortadan kaldırabilecek nitelikte bir mekanizmayı kurmakla

yükümlü kılacak kadar bir güvenceyi sağladığından söz edilemez. Zira böyle bir

yaklaşım, doğrudan Anayasa tarafından benimsenmiş yargı ayrılığı sisteminin

özüne bir müdahale teşkil edeceğinden Anayasa ile çelişen bir duruma da sebebiyet

verme riskini barındırmaktadır. Dolayısıyla farklı yargı alanlarındaki

uyuşmazlıkları çözmekle görevli her bir yüksek mahkeme kendi yargı kolunun

görev alanındaki dava tiplerine göre özü itibarıyla aynı nitelikteki

uyuşmazlıklarda farklı bir bakış açısıyla olaya yaklaşabilir ve hukuki

gerekçelerini de göstererek farklı sonuçlara ulaşabilir. Yargı sisteminin

yapısının doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan yargı kolları arasındaki farklı

içtihatlar zaman içerisinde birbiriyle tutarlı hâle de gelebilir. Ancak bu

tutarlılık zaman içinde sağlanamamış olsa dahi içtihat farklılığının açıkça keyfîlik oluşturan bir durumdan kaynaklandığı saptanmadığı

sürece bu durum makul kabul edilebilir ve adil yargılanma hakkının ihlaline yol

açmaz. İlke bu şekilde olmakla birlikte, yüksek mahkemeler nezdinde farklı

uygulamaların gelişmesinin toplumun yargıya güvenini azaltabileceği de

öngörülebilir bir durumdur. Bu itibarla yüksek mahkemelerin, böyle bir olumsuz

sonucun bizatihi kaynağı olmamak adına farklı uygulamaları ortadan kaldırmaya

yönelik gerekli özeni göstermeleri beklenir (benzer yönde değerlendirme için

bkz. Mehmet Çelik, B.No:2015/889, 17/11/2016, §62).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

(1) Ön Değerlendirme

60. Somut başvurunun konusu, aynı yargı kolundaki son derece

mercii olan mahkemelerin değil birbiriyle yargısal anlamda hiyerarşi ilişkisi

içerisinde olmayan, birbirinden tamamen bağımsız iki farklı yargı kolunun

yüksek mahkemelerinin içtihatları arasında uyumsuzluk olduğu iddiasıdır. Bu

bağlamda, ayrı yargı kollarına dâhil mahkemelerin aynı tip uyuşmazlıkların

çözümünde uyguladıkları aynı Kanun hükmünü farklı şekilde yorumlamasından

kaynaklanan bir tutarsızlıktan söz edilmektedir.

61. Başvurucunun yukarıda yer verilen iddialarının (bkz. § 45)

mahiyeti itibarıyla Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası anlamında bir

kanun yolu şikâyetinin ilerisine geçtiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla somut

başvuruda öncelikle birbiriyle çelişen içtihatlar bulunup bulunmadığı, eğer

böyle bir durum var ise bireysel başvuruya dayanak davanın koşulları ışığında

bu çelişkili içtihatların adil yargılanma hakkının ihlaline yol açıp açmadığı

incelenmelidir.

(2) İçtihatlar Arasında Çelişkinin Varlığı

62. Başvurucu,

bedensel zararın tazmini talebiyle açılan davalarda 6098 sayılı Kanun'un 55.

maddesinin uygulanması ve bu bağlamda tazminat miktarının hesaplanması

noktasında AYİM'in, aleyhine sonuç doğuracak şekilde Yargıtayın yerleşik içtihadında benimsediği yaklaşımdan

farklı bir yaklaşım benimsemesinden şikâyet etmektedir.

63.Öncelikle belirtmek gerekir ki içtihat farklılığından söz

edilebilmesi için gerekli olan "uyuşmazlıkların özü itibarıyla aynı

mahiyette olması" ön koşulunun somut başvuru yönünden gerçekleştiği

görülmektedir. Zira içtihat farklılığına konu uyuşmazlıklarda ortak temel olgu,

tazmini istenen bir bedensel zararın varlığı ve bu zararın hesaplanmasıdır.

Çelişki, bedensel zararın karşılanması için ödenecek tazminat miktarının

hesaplanma yönteminde ortaya çıkmaktadır. Bu çelişkinin kaynağı ise5434 sayılı

Kanun'un ek 79. maddesine göre yapılan ek ödemenin tazminattan mahsup edilmesi

gerekip gerekmediğini tespit etme noktasında, anılan ödemenin 6098 sayılı

Kanun'un 55. maddesi uyarınca ifa amacını taşıyan bir ödeme niteliğinde olup

olmadığına ilişkin olarak yapılan yorum ve değerlendirmelerin farklılığıdır.

64. İhtilaf konusu ödeme ilk olarak, 10/11/1983 tarihli ve 2951

sayılı Tekel Bey'iyeleri Üçte Birlerinin Dağıtımı

Hakkında Kanun ile maluller ile şehit dul ve yetimlerine yılda bir yapılması

öngörülen ödeme olarak ortaya çıkmış, daha sonra 13/10/1988 tarihli ve 3480

sayılı Maluller ile Şehit Dul ve Yetimlerine Tütün ve Alkol Ürünlerinin Satış

Bedellerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun ile devam etmiştir. Söz konusu ödeme

günümüzde ise 14/7/2004 tarihli ve 5217 sayılı Kanun ile 5434 sayılı Kanun'a

eklenen ek 79. maddeyle devlet memur aylık katsayısına bağlanarak herhangi bir

vergi ve kesintiye tabi olmaksızın faturası karşılığında Hazineden tahsil

edilen özel bir ödeme şekline dönüşmüştür. Söz konusu ödeme, ilk ortaya çıkış kaynağındaki

niteliğinden ötürü Yargıtay, Danıştay ve AYİM kararlarında çoğu zaman

"tütün ikramiyesi" adıyla da yer almıştır.

65. 1978 tarihli YİBGK kararı, zarar görenin, zarar veren olayın

gerçekleşmesinden önce kendi ödemeleriyle oluşturduğu, bir başka ifadeyle

kendisinin finanse ettiği kaynaktan zararının karşılanamayacağı, zarar verenin

(davalının) bu paradan yararlanamayacağı ana fikrine dayanmaktadır. Adli

yargıda, bu İçtihadı Birleştirme Kararından hareketle 5434 sayılı Kanun'un ek

79. maddesi uyarınca yapılan ek ödemenin (tütün ikramiyesinin) tazminattan mahsup edilmemesi yönünde bir

uygulama benimsenmiştir (bkz. §§ 22, 23).

66. AYİM ve Danıştay ise 6098 sayılı Kanun'un yürürlüğe

girmesinden önceki dönemde önüne gelen ve destekten yoksun kalma zararı ya da

bedensel zararın tazmini talebini içeren uyuşmazlıklarda Yargıtay ile aksi

yönde bir uygulama benimsemiştir. Bu bağlamda gerek AYİM gerekse Danıştay, 5434

sayılı Kanun'un ek 79. maddesi uyarınca yapılan ek ödemeyi, hesaplanan toplam

zarar miktarından mahsup edilmesi gereken bir yarar unsuru olarak görmüştür (bkz. §§ 24, 27).

67. AYİM, 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesinin yürürlüğe

girmesinden sonraki uyuşmazlıklarda ve bu kapsamda başvuruya dayanak davada da

aynı yaklaşımını sürdürmüştür. Keza Danıştay da aynı uygulamayı devam

ettirmiştir (bkz.§§ 25,26).

68.Bu duruma göre bedensel zararın tazmini talebiyle açılan

davalarda 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesinin uygulanması kapsamında 5434

sayılı Kanun'un ek 79. maddesi uyarınca yapılan ek ödemenin tazminattan mahsup

edilip edilemeyeceğiyle ilgili AYİM (ve Danıştay) ile Yargıtayın

yorumu birbirine taban tabana zıt olmuştur. Bu yorum farklılığı da iki ayrı

yargı kolundaki mahkemelerin aynı mahiyetteki davalara farklı hukuki

uygulamalar yapmalarına yol açmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda, farklı yargı

kolları arasında birbiriyle çelişen içtihatlar bulunduğu ve bu çelişkinin

öteden beri devam ettiği hususlarında tereddüt bulunmamaktadır.

(3)Birbiriyle Çelişen

İçtihatların Adil Yargılanma Hakkının İhlaline Neden Olup Olmadığı

69. Öncelikle başvuruya konu içtihat farklılığının; yargı

ayrılığını anayasal ilke olarak benimseyen, bu sebeple çeşitli yüksek

mahkemeleri bünyesinde barındıran yargı sistemimizin yapısı ile doğrudan

bağlantılı olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin

bu noktadaki görevi, bizzat Anayasa'da düzenlenen bir yargı sisteminin

yerindeliğini tartışmak değil bu sistemin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan

içtihat farklılığının, yine Anayasa'da güvence altına alınan adil yargılanma

hakkına etkisini somut olayın koşulları ışığında değerlendirmektir.

70. Ülkemizde farklı yargı kollarındaki yüksek mahkemelerin,

somut olayda AYİM ve Yargıtayın çelişen içtihatlarını

birleştirici bir mekanizma bulunmamaktadır. Esasen adil yargılanma hakkının,

yargı sisteminin yapısına doğrudan müdahale edecek şekilde devletten böyle bir

mekanizma getirilmesini isteyecek bir gerekliliği özünde barındırdığı da

söylenemez.

71. Her biri kendine özgü farklı dava türlerine bakan farklı

yargı kollarındaki mahkemelerin son derece mahkemesi konumundaki Yargıtay ve AYİM'in, hukuki dayanaklarını ve gerekçelerini göstermek

koşuluyla benzer nitelikteki uyuşmazlıklarda uygulayacakları aynı Kanun

hükmünün yorumunda farklı bir yaklaşım geliştirmeleri kaçınılmaz bir sonuç ve

makul karşılanabilir bir durum olarak kabul edilmelidir.

72. Bu durumda, söz konusu içtihat farklılığının hukukun üstünlüğü

ilkesine zarar verecek şekilde açıkça keyfîlik içeren

bir yaklaşımdan kaynaklandığına dair bir bulguya rastlanmadığı sürece yasa

hükmünün yorumlanmasına ilişkin olarak yüksek mahkemenin yaptığı seçimi

denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi olmayacaktır.

73. Bu itibarla, çelişen içtihatlardan hangisinin doğru olduğu

yönünde herhangi bir çıkarımda bulunulmaksızın bireysel başvuruya konu olayda AYİM'in 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesinin uygulanmasıyla

ilgili yaklaşımının ve bu yaklaşım sonucunda oluşturduğu içtihadınaçıkça

keyfîlik içerip içermediğinin tespiti gerekmektedir.

74. Başvurucu, 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesi ile getirilen

düzenlemenin tazminattan mahsup edilebilecek unsurların belirlenmesi hususunda

yargı kolları arasındaki içtihat farklılığını giderme amacına yönelik olduğunu

ifade etmektedir. Söz konusu Kanun hükmünün uygulanmasında tazminattan

indirilecek unsurların belirlenmesiyle ilgili AYİM yorumunun düzenlemenin

amacına aykırı olduğunu öne süren başvurucu, 5434 sayılı Kanun'un ek 79.

maddesi uyarınca yapılan ek ödemenin tazminat miktarından indirilmesi gerektiği

yönündeki içtihadın bariz takdir hatası içerdiğinden şikâyet etmektedir.

75. AYİM'in, bireysel başvuruya konu

kararını gerekçelendirirken şu olgulardan hareket ettiği görülmektedir: "Başvurucu, olay sebebiyle maddi zarara uğramıştır.

Uğranılan maddi zararın gerçek ve somut verilere göre hesaplanması ilkesi

esastır. Başvurucuya 5434 sayılı Kanun'un Ek 79. maddesi uyarınca yapılan ek ödeme,prim karşılığı olmayan, SGK'dan aylık alan herkese ödenmeyen, sadece somut olaydaki

gibi harp veya vazife malullüğü aylığı bağlananlara yapılan bir ödemedir. SGK,

dosya kapsamındaki muhtelif yazılarında Ek 79. madde uyarınca yapılan ödemenin

"rücu işlemine tabi olmadığını" belirtmiştir. Esasen SGK bu maddeye

göre yaptığı ödemeyi faturası karşılığında Hazineden, dolayısıyla somut davanın

tarafı olan genel bütçeye dâhil idareden tahsil etmektedir. Diğer bir ifadeyle

SGK bu ödemeyi zaten devletten alarak ilgilisine ödemektedir. Başvurucunun daha

öncesinde bu ödemenin kaynağının oluşturulmasına bir katkısı bulunmamaktadır.

Bu ödeme nihai olarak Hazinenin üzerinde kalmaktadır." Bu

tespitleri ışığında AYİM'in, idari işlem ve eylemler

nedeniyle idarenin kusur ya da kusursuz sorumluluğu esaslarına göre açılan,

idarenin davalı konumunda olduğu tam yargı davalarında hesaplanan ve idarenin

ödemekle yükümlü kılınacağı tazminat miktarından söz konusu ek ödeme miktarı

düşülmediği takdirde idarenin idare hukuku ilkeleri uyarınca sorumlu olduğu

zararın tümünü hem tazminat olarak ödeyeceğini hem de SGK aracılığıyla yaptığı

ek ödeme ile ayrıca bir ödeme yapacağını, böylece aynı vakıadan ötürü mükerrer

tazminat ödemiş olacağını değerlendirdiği görülmektedir.

76. Kısacası AYİM, ihtilaf konusu ödemenin tazminat davasına

konu aynı olay (vazife malullüğüne sebep olan olay) nedeniyle ve bu olayın

gerçekleşmesinden sonra yapılan bir ödeme olduğuna ve bu ödemenin kaynağının

oluşturulmasında başvurucunun herhangi bir dahli bulunmadığına dikkat

çekmiştir. Bu tespitlerden hareketle söz konusu ödeme 6098 sayılı Kanun'un 55.

maddesi uyarınca "ifa amacı taşıyan", bir başka ifadeyle sosyal

yardım niteliğinde olmayan, dolayısıyla tazminatı ikame amacıyla yapılan bir

ödeme olarak değerlendirilmiş ve başvurucu yönünden bir yarar unsuru kabul

edilerek davalı idarenin ödeyeceği tazminattan indirilmiştir.

77. AYİM'in belirtilen ödemenin 6098

sayılı Kanun'un 55. maddesininifadesiyle "ifa

amacını taşımayan ödeme" olarak kabul edilip edilemeyeceğiyle, dolayısıyla

anılan hükmün uygulanmasıyla ilgili yorum ve değerlendirmesi, somut olay

bağlamında tatmin edici bir gerekçe barındırmaktadır. Ayrıca bu yorum

öngörülemez nitelikte değildir ve hukukun üstünlüğü ilkesine zarar verecek

şekilde bariz takdir hatası ya da açık bir keyfîlik

de içermemektedir.

78. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine

karar verilmesi gerekir.

C. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

79. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

80. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

81.Anayasa'nın 36. ve 141. maddeleri bağlamında medeni hak ve

yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması

gerektiğine dair temel ilkeler Anayasa Mahkemesince daha önce incelenmiş ve bu

konuda karar verilmiştir (Benzer kararlar için bkz. Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198, 7/11/2013). Başvuru

konusu olayda bu ilkelerden ayrılmayı gerektiren bir husus bulunmamaktadır.

82. Somut olayda 9/6/2010 tarihinde idareye yapılan başvuru ile

başlayan yargılama sürecinin AYİM tarafından

karar düzeltme isteminin reddedildiği 25/11/2015 tarihinde sona erdiği

anlaşılmıştır.

83. Başvuruya konu yargılama süreci incelendiğinde davanın, iki

dereceli bir yargılama sisteminde toplam 5 yıl 5 ay 16 gün sürdüğü tespit

edilmiştir.

84. Yukarıda yer verilen ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer

başvurularda verdiği kararlar dikkate alındığında somut olaydaki yargılama

süresinin makul olmadığı sonucuna varılmıştır.

85. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

D. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

86. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir."

87. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

88. Başvurucunun yargılamanın makul süreyi aşması nedeniyle

tazminat talebi bulunmadığından bu konuda bir karar verilmesine gerek

bulunmamaktadır.

89. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.026,90 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. AYİM'in bağımsız ve tarafsız

olmadığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. 226,90 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.026,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen

süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

8/11/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Gülbin AYNUR

Başvurucu

:

Engin SELEK

Vekili

:

Av. Cavit

ÇALIŞ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/19816, 8 Kasım 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. B. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal
  11. C. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal
  12. D. 6216 Sayılı Kanun'un
  13. A. 1. AYİM'in bağımsız ve tarafsız
  14. B. 1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan
  15. D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Yıldırım
  18. Özgüldür
  19. Topal
  20. M. Emin KUZ
  21. Çalış
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/19816
Tarih
8 Kasım 2017

İlgili Kararlar

  • Yavuz Arslan Başvurusu (B. No: 2014/16433)
  • M.l. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/7469)
  • Cevdet Bayır Başvurusu (B. No: 2014/11710)
  • Recep Seymen Başvurusu (B. No: 2014/4723)
  • Nadir Kahya Başvurusu (B. No: 2014/16754)
  • Abdulvahap Can ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/3793)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.