İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Eren Kayaalp ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/2433)

1. Başvuru, kum alınan bir alanda meydana gelen göçükte iki

Başvuru No2014/2433Tarih4 Ekim 2017Okuma20 dk · 3.951 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Eren Kayaalp Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
4 Ekim 2017
Başvuru Numarası
2014/2433
R.G. Tarih ve Sayı
30/11/2017 - 30256
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.951 kelime·20 dk okuma·26 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kum alınan bir alanda meydana gelen göçükte iki

kişinin yaşamını yitirmesi ve bu olaya ilişkin tazminat davasının makul süratle

yürütülmeyerek reddedilmesi nedenleriyle yaşama ve adil yargılanma haklarının

ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru30/1/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurucuların adli yardım talebinin kabulüne

karar verilmiştir.

5. Komisyonca kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

8. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

10. Başvurucular Kars ili Sarıkamış ilçesinin Başköy köyünde

ikamet etmektedir. Başvurucuların babası olan 1965 doğumlu S.K., 18/8/2006

tarihinde ağabeyi Z.K. ile birlikte Sarıkamış ilçesinin Armutlu köyünde bulunan

bir alana kum almak için gitmiştir.

11. İki kardeş, alandaki kum yığınından kum alabilmek için uğraş

verdikleri sırada meydana gelen göçükte yığının altında kalarak yaşamlarını

yitirmiştir.

A.Ceza Soruşturması Süreci

12. Belirtilen tarihte saat 12.00'de meydana gelen bu olayın

bildirilmesi üzerine kolluk, aynı gün saat 13.45'te olay yerine giderek

incelemelerde bulunmuş ve buna ilişkin bir rapor ile olay yeri basit krokisi

düzenlemiştir.

13. Olay yerine ilişkin bu krokide alandaki çukurlar, kum

yığınları ve köy yollarının yapımını üstlenen firma tarafından kum alımı

yapıldığı ileri sürülen bölümler ayrı ayrı gösterilmiş; ayrıca cesetlerin

altında bulunduğu kum yığını ve bu kişilerin olay öncesi kum alma çalışmaları

yaptıkları saha işaretlenmiştir.

14. 18/8/2006 tarihinde Sarıkamış İlçe Jandarma Komutanlığı

tarafından düzenlenen Olay Yeri İnceleme Raporu'nun ilgili bölümü şöyledir:

" ... Göçüğün meydana geldiği alana

gelindi. Yaklaşık 5-6 metre yüksekliğindeki kum tepesinin zemin kısmından

içeriye doğru oyukların oluşmuş olduğu ve vatandaşlarca ihtiyaç gereği kum

maddesinin buradan kendi imkânları ile temin edildiği öğrenildi. ... Göçük

altından çıkarılan ve Başköy'de ikamet ettikleri öğrenilen iki kardeş S.K. ve Z.K.'e ait olduğu belirlenen cesetlerin de hemen göçük

alanının önünde dört ayaklı brandalı çadırın altında, yan yana üzerileri battaniye ile örtülü vaziyette toprak zemin

üzerinde bulundukları görüldü. ...

Olay yerinde olaya sebebiyet verebilecek

herhangi bir şüpheli madde (patlayıcı vs.) tespit edilmedi. Kum ocağı

bölgesinde ilgili kişi ya da kuruluşlarca herhangi bir uyarı levhası, bekçi

gibi önleyici tedbir konulmadığı; kum ocağının kontrolsüz bir şekilde kamuya

açık olduğu ve bu tür olaylara her zaman sebebiyet teşkil edeceği

değerlendirildi. Olayın doğal yollardan ancak dikkatsizlik ve tedbirsizlik

sonucu meydana geldiği (kanaatine varıldı)."

15. Sarıkamış Cumhuriyet Başsavcılığı

(Cumhuriyet Başsavcılığı) olaya ilişkin soruşturma başlatmış, 26/9/2006

tarihinde ise meydana gelen ölümlerde kast veya taksirin bulunmadığı

gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Söz konusu kararın

gerekçesinde, ölen kişilerin gerçek veya tüzel kişi tarafından işletilmeyen

ancak köylüler tarafından kum alınan alandan kum alırken meydana gelen göçük

nedeniyle vefat ettikleri belirtilmiştir.

16. Ölen S.K.nın

eşi ve başvurucuların velisi olan Altun Kayaalp

13/10/2006 tarihinde vekili aracılığıyla Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat

ederek olayın meydana geldiği yerin Kars İlÖzel İdare

Müdürlüğü (Özel İdare) tarafından ihale yolu ile köy yollarının yapımını

üstlenen bir firmaya verildiğini, bu sebeple söz konusu firma görevlilerinin

olayda sorumluluklarının bulunabileceğini ileri sürmüştür.

17. Cumhuriyet Başsavcılığı, söz konusu müracaat üzerine Özel

İdareye yazı yazarak bu durumu sormuştur. Özel İdare, söz konusu yerin

işletmesinin herhangi bir kuruma veya kişiye ihale usulü veya başka bir usul

ile verilmediğini, bölgedeki köy yollarını yapan bir firmanın buradan kum

aldığını bildiklerini ancak bu konuda bir kararlarının olmadığını bildirmiştir.

18. Cumhuriyet Başsavcılığı 9/11/2006 tarihinde bu cevap

yazısını esas alarak yeniden kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

Kararın gerekçesinde; söz konusu kum ocağının işletilmesinin herhangi bir

gerçek ya da tüzel kişiye ait olmadığı, ölüm olayında kasıt veya taksirin

bulunmadığı, kişilerin kendi ihmalleri sonucu vefat ettikleri belirtilmiştir.

19. Başvuru belgelerinde başvurucular tarafından bu karara

itiraz edilip edilmediğine ilişkin bir bilgi ya da belge bulunmamaktadır.

B. Tazminat Davası Süreci

20. Altun Kayaalp, ölen kişilerin

annesi Miskal Kayaalp ve başvurucular, hizmet kusuru bulunduğunu ileri sürerek

13/12/2006 tarihinde Özel İdareye başvurmuş; taleplerinin reddi üzerine de

19/4/2007 tarihinde Erzurum 2. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) tazminat

talebiyle (tam yargı) dava açmışlardır.

21. Davalı Özel İdare davaya ilişkin cevaplarında, olayın

meydana geldiği yerde idareleri tarafından ruhsatlandırılmış, idare ya da özel

kişi tarafından işletilen bir kum ocağının bulunmadığını, söz konusu yerdeki

kısıtlı kum rezervinden daha çok çevre köylerde yaşayan kişilerin

faydalandığını, somut olayda ölenlerin özel işlerinde kullanmak üzere kum almak

için olay yerine gidip mevcut kum yığınında bilinçsizce ve tedbir almadan

yaptıkları kazı sonucunda yaşamlarını yitirdiğini, dolayısıyla idarelerinin

kusurundan bahsedilemeyeceğini bildirmiştir.

22. İdare Mahkemesi ara kararıyla, Cumhuriyet Başsavcılığından

olayla ilgili olarak yürütülen soruşturmanın belgelerini ve bu soruşturma

sonucunda verilen kararları talep etmiş; Cumhuriyet Başsavcılığı da söz konusu

belgeleri (bkz. §§ 12-18) göndermiştir. İdare Mahkemesi, anılan belge ve

kararları inceledikten sonra 4/11/2008 tarihinde davayı reddetmiştir. Ret

kararının gerekçesinde söz konusu belgeler ve kararlardan bahsedildikten sonra,

davacıların kovuşturmaya yer olmadığı kararlarına itiraz ettiklerine ilişkin

bir bilgi veya belgeye rastlanmadığı belirtilmiştir. Karar gerekçesinin ilgili

bölümü şöyledir:

" (...)

Bu durumda, dava konusu tazminata konu olayın

meydana gelmesinde, davalı idareye yüklenebilecek herhangi bir hizmet kusurunun

bulunmadığı, olayın meydana gelişinde davacı yakınlarının kendi kusurunun

bulunduğu, olayın niteliği gereği objektif sorumluluk hallerinin de

uygulanamayacağı, dolayısıyla meydana gelen zarar nedeniyle idarenin sorumlu

tutulamayacağı (sonucuna varılmıştır)."

23. Anılan karar, usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle

Danıştay Sekizinci Dairesinin 10/10/2012 tarihli kararıyla onanmış;

başvurucuların karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 31/10/2013 tarihli

kararıyla kesin olarak reddedilmiştir.

24. Bu karar 31/12/2013 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiş

olup 30/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

25. 6/1/1982

tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Üst makamlara başvurma” kenar başlıklı 11.

maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"1. İlgililer tarafından idari dava

açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya

yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan

makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye

başlamış olan idari dava açma süresini durdurur.

2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse

istek reddedilmiş sayılır.

3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş

sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine

kadar geçmiş süre de hesaba katılır.

..."

26. 2577 sayılı Kanun'un “İptal

ve tam yargı davaları” kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:

"İlgililer haklarını ihlal eden bir idari

işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi

mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını

birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara

bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması

halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan

zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası

açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci

madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır."

B. Uluslararası Hukuk

27. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "İnsan haklarına saygıyükümlülüğü"

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi yetki

alanları içinde bulunan herkesin, bu sözleşme'nin

birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını

sağlarlar"

28. Sözleşme'nin "Yaşam

hakkı" kenar başlıklı 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili bölümü şöyledir:

"1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur.

..."

29. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında;

Sözleşme'nin 2. maddesinin ilk cümlesinin devletin yalnızca kasti ve hukuka

aykırı olarak ölüme sebebiyet vermekten kaçınmasını değil aynı zamanda

egemenlik yetkileri içinde bulunan kişilerin yaşamlarını korumak için gerekli

tedbirleri almalarına dair devlete pozitif yükümlülük yüklediği de

hatırlatılmaktadır (L.C.B/İngiltere,

B. No: 23413/94, 9/6/1998, § 36).

30. AİHM’e göre Sözleşme’nin2.maddesi,devletinsorumluluğunu

gerektirebilecek şartlar altında can kaybının bulunduğu durumlarda devlete

elindeki tüm imkânları kullanarak yaşama hakkını korumak için oluşturulan yasal

ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin

durdurulup sorumluların cezalandırılmasını sağlayacak yeterli yargısal veya

diğer tedbirleri alma görevi yüklemektedir (Osman/İngiltere,

B. No: 23452/94,28/10/1998, § 115; Paul ve Audrey Edwards/İngiltere,

B. No: 46477/99, 14/3/2002, § 54). Mahkeme, bu yükümlülüğün -kamusal olsun veya

olmasın- yaşama hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından

da geçerli olduğu kanaatindedir (Öneryıldız/Türkiye

[BD], B. No: 48939/99,31/11/ 2004, § 71).

31. AİHM, Ciechonska/Polonya (B. No: 19776/04, 14/6/2011) kararında; devletin yaşama hakkını

güvence altına alma görevinin kamuya açık alanlarda bireylerin güvenliğini

sağlamaya yönelik makul tedbirler almayı ve ciddi bir yaralanma ya da ölüm

olayının yaşanması durumunda olayların tespit edilmesi, hatalı kişilerin

sorumlu tutulması ve mağdura uygun telafinin sağlanması bakımından yeterli

nitelikteki yasal yolların mevcut olduğunu güvence altına alan etkili ve

bağımsız bir adli sisteme sahip olmayı kapsadığını kaydetmiştir (Ciechonska/Polonya, § 67 ).

32. Ancak AİHM'e göre, Sözleşme’nin2.maddesikapsamında

yetkililerin pozitif yükümlülükleri mutlak/koşulsuz değildir. Yaşama yönelik

olduğu varsayılan her tehdit, yetkilileri riski önlemek için özel önlemler almaya

zorlamaz. Özel önlemler alma yönünde bir görev, sadece yetkililerin yaşama

yönelik gerçek ve yakın bir riskin bulunduğunu bildikleri ya da bilmeleri

gerektiği ve yetkililerin durum üzerinde belirli derecede hâkimiyetlerinin

bulunduğu hâllerde ortaya çıkar (Finogevov ve

diğerleri/Rusya, B. No: 18299/03 ve 27311/03,20/12/ 2011, § 209).

33. Diğer taraftan söz konusu pozitif yükümlülük; modern

toplumların güvenliğini sağlamadaki zorlukları, insan davranışlarının öngörülemezliğini ve belirli bir faaliyete ilişkin

tercihlerin önceliklere ve kaynaklara göre yapılması gerektiğini akılda tutarak

yetkililere imkânsız veya aşırı bir sorumluluk yüklemeyecek şekilde

yorumlanmalıdır (Finogevov ve diğerleri,§ 209; Makaratzis/Yunanistan, B. No: 50385/99,20/12/2004,§

69).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Mahkemenin 4/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşama Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü

35. Başvurucular, idarenin gözetiminde olan ve yapımı süren yol

çalışmalarında kullanılan kumun alındığı kum ocağında herhangi bir güvenlik

tedbirinin alınmaması nedeniyle babalarının yaşamını yitirdiğini ve olaya

ilişkin ceza soruşturması kapsamında gerçekleştirilen olay yeri incelemesinde

idarenin kusuru açıkça ortaya konmasına rağmen açtıkları tazminat davasının

reddedildiğini belirterek Anayasa'nın 2., 17., 19., 20., 36., 38. ve 138.

maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş;

ihlallerin tespiti, yargılamanın yenilenmesi ile maddi ve manevi tazminata

karar verilmesi taleplerinde bulunmuşlardır.

36. Bakanlık görüşünde, başvurunun bu şikâyetler yönünden

Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşama hakkı kapsamında

incelenmesi gerektiği ifade edildikten sonra somut olayda adli makamlar

tarafından idarenin bir kusurunun bulunmadığının tespit edildiği

belirtilmiştir.

2. Değerlendirme

37. Anayasa'nın “Devletin

temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili bölümü

şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, …

Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

38. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir."

39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

40. Başvurucular tarafından ileri sürülen söz konusu iddiaların

Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşama hakkı kapsamında olduğu

değerlendirilmiş olup bu nedenle başvuru, anılan hak çerçevesinde

incelenmiştir.

41. Yaşama hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden

kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle

ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvurucular, somut olayda yaşamını yitiren S.K.nın çocuklarıdır. Bu nedenle

başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

42. Diğer taraftan başvuru ehliyeti bakımından bir eksiklik

bulunmamakta ise de başvurununkabul edilebilir olup

olmadığı yönünden değerlendirilmesi gerekmektedir.

43. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşama hakkı,

Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve negatifödevler yükler (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 50).

44. Bu pozitif yükümlülükler kapsamında devletin yetki alanında

bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını kamu görevlilerinin, diğer bireylerin ve

hatta kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi

vardır. Devlet, öncelikle yaşama hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı

caydırıcı ve koruyucu yasal düzenlemeler yapmalı ve bununla da yetinmeyerek

gerekli idari tedbirleri almalıdır. Bu ödev ayrıca bireyin yaşamını her türlü

tehlike, tehdit ve şiddetten koruma yükümlülüğünü de içerir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 51).

45. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can

kaybının gerçekleştiği durumlarda kamu makamlarının Anayasa'nın 17. maddesi

gereğince öncelikle yetkileri dâhilinde tüm imkânları kullanarak yaşama hakkına

yönelen tehdit ve risklere karşı etkili yasal ve idari tedbirleri oluşturmaları

gerektiği ifade edilmelidir. Bu kapsamda anılan yasal ve idari tedbirler,

yaşama hakkına yönelik ihlalleri durdurmayı ve gerektiğinde faillerin

cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır. Bu yükümlülük, yaşama

hakkının tehlikeye girebileceği her durum bakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).

46. Öte yandan yaşama hakkının gerektirdiği pozitif

yükümlülüklerin yerine getirilmesi kapsamında alınacak tedbirlerin

belirlenmesi, idari ve yargısal makamların takdirinde olan bir husustur. Hak ve

özgürlüklerin güvence altına alınması adına pek çok yöntem benimsenebilir ve

mevzuatta düzenlenmiş herhangi bir tedbirin yerine getirilmesinde başarısız

olunsa bile pozitif yükümlülükler diğer bir tedbir ile yerine getirilebilir (Bilal Turan ve diğerleri,B.

No: 2013/2075, 4/12/2013, § 59).

47.Bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin

bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği durumlarda

kamu makamlarının makul ölçüler çerçevesinde ve bu tehlikenin gerçekleşmesini

önleyebilecek şekilde önlem alması gerekir. Ancak özellikle insan

davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve

kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi

dikkate alındığında pozitif yükümlülük kamu makamları üzerinde aşırı yük

oluşturacak şekilde yorumlanamaz (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri,§

53).

48. Somut olayda başvurucuların babasının, yaşadıkları köyün

çevresinde bulunan bir alana kum almak için ağabeyi ile birlikte gittiği ve

burada meydana gelen göçükte yaşamını yitirdiği tartışmasızdır.

49. Başvurucular; bu yerin bölgedeki yol çalışmalarını

gerçekleştiren yüklenici bir firmanın -idarenin gözetiminde ve denetiminde- kum

aldığı bir alan olduğunu, bu nedenle idare tarafından söz konusu yerde gerekli

güvenlik önlemlerinin alınması gerektiği hâlde alınmaması sonucu ölümün meydana

geldiğini iddia etmişlerdir.

50. Kamu makamları ise adli makamlara gönderdikleri yazılarda;

olayın gerçekleştiği yerin idare tarafından ruhsatlandırılmış ve bu ruhsata

göre işletilen bir kum ocağı olmadığını, kısıtlı bir kum rezervi olan bu

alandan yol yapımını üstlenen bir firma ile çevre köylerde yaşayan kişilerin izinsiz,

denetimsiz ve tedbirsiz bir şekilde ihtiyaçları için kum aldığını

bildirmişlerdir.

51. Bu noktada öncelikle madencilik ve kum ocağı işletmesi gibi

faaliyetlerin niteliği itibarıyla kişilerin yaşamı ve vücut bütünlüğü

bakımından birtakım riskler içermesi sebebiyletehlikeli

bir faaliyet olduğunu -devletin yaşamı koruma yükümlülüğü bakımından- söylemek

gerekir. Kamu makamları, bu tür faaliyetlerde istenmeyen ölüm ve yaralanma

olaylarının önüne geçilebilmesi için gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmasına

yönelik olarak makul ölçüler çerçevesinde gerekenleri yapmalıdır. Bu

gerekliliğin kapsamında ilgili güvenlik tedbirine uyulmasını sağlamak üzere

etkili bir denetim mekanizmasının uygulanması da bulunmaktadır.

52. Tehlikeli faaliyetlerin yürütülmesi söz konusu ise koruma

yükümlülüğü sadece tehlikeli faaliyetlerin yönetimi ile ilgili olarak ortaya

çıkmamaktadır. Bu yükümlülük -bazı şartların varlığında- kamuya açık alanlarda

bireylerin güvenliğini sağlamaya yönelik makul tedbirleri almayı da

kapsamaktadır. Bu nedenle koruma yükümlülüğünün ortaya çıktığı alanlar ve

konular sınırlı değildir.

53. Somut olaya bakıldığında ise olayın gerçekleştiği yerin

-başvurucuların iddiasının aksine- ruhsata bağlı olarak işletilen, idarenin

gözetimi ve denetimi altında bulunan bir alan olduğu belirlenememiştir. Başvuru

belgelerinden anlaşılabildiği kadarıyla bu yer, ocak ve benzeri bir işletme

faaliyetine konu olamayacak derecede kısıtlı bir kum rezervi barındıran ve

izinsiz, kontrolsüz ve denetimsiz şekilde kum çıkarılan bir alandır.

54. Ancak başvuruya konu olayda kamu makamlarının izin verdiği

tehlikeli bir faaliyetin yürütüldüğünden söz edilemez ise de olayın

gerçekleştiği yüksek kum yığınları ve derin çukurların bulunduğu yerdeki

şartların kişilerin yaşamı ve vücut bütünlüğü bakımından tehlike yarattığı

ortadadır. Kontrolsüz ve denetimsiz olarak kum alınan bu alana, tehlikeli

olmasına rağmen herkesin kolayca erişebildiğinde de bir tereddüt

bulunmamaktadır.

55. Öte yandan bu tehlikeli durumun idarece de bilindiği

anlaşılmaktadır. Yaşamı koruma yükümlülüğünün sadece tehlikeli faaliyetlerin

yürütülmesinde değil bazı şartlar söz konusu olduğunda kamuya açık alanlarda da

ortaya çıktığı ve tehlikeliliğinidarece bilindiği

hususu nazara alındığında olay bütün boyutları dikkate alınarak

değerlendirilmelidir.

56. Bu değerlendirmede öncelikle başvuru belgelerinde

tehlikeliliğin, başka bir deyişle ölüme sebebiyet veren kum yığınlarının ne

zaman veya olaydan ne kadar süre önce alanda oluştuğu konusunda mutlak bir

bilgi veya belge bulunmadığı belirtilmedir. Başvurucular da başvuru formunda bu

konuyla ilgili bir bilgi vermemişlerdir. Hâl böyle olunca Anayasa Mahkemesinin

önünde, kamu makamlarının tehlikeyi öğrenmelerinden sonra güvenlik tedbirlerini

almak için makul olmayan bir süre beklediklerini söyleyebilmeyi mümkün kılan

bir argüman bulunmamaktadır.

57. Bununla birlikte ifade edilmelidir ki Anayasa'nın 17.

maddesi, özellikle bir kişinin kendisini yüksek risk içeren bir tehlikeye

açıkça maruz bırakması durumu başta olmak üzere yaşama hakkının söz konusu

olduğu her durumda bireylere mutlak bir güvenlik sağlanmasını güvence altına

aldığı şeklinde yorumlanmamalıdır.

58. Devletin yaşamı korumaya ilişkin yükümlülüğünün tehlikeye

karşı aşırı tedbirsiz davranan kişiler bakımından da sınırsız olduğu, anılan

yükümlülüğün her durumda ve koşulda tehlikeye karşı mutlak bir güvenlik

sağlamayı garanti ettiği söylenemez.

59. Somut olayda yöre halkı, kamu makamları tarafından bir

güvenlik tedbiri alınmadığını bilerek ve bu konuda idareden bir talepte bulunmaksızın

başvuruya konu alandan kum çıkarmaktadır. Üstelik somut olayda ölen kişilerin

kendilerince herhangi bir güvenlik tedbiri aldığı belirlenememiş olup

başvurucular tarafından aksi de iddia edilmemiştir.

60. Olayın gerçekleştiği yerdeki yüksek kum yığınlarından kum

alınması hâlinde bu yığınların altında kalınmak suretiyle ölme riskinin çok

açık ve herkes tarafından öngörülebilir olduğu, yaşı ile zihinsel durumu gibi

faktörler dikkate alındığında tehlikeye karşı özel korunmaya muhtaç olmayan,

olaylara ilişkin ortalama değerlendirme yeteneğine sahip yetişkin bir insandan

-başvurucuların babaları gibi- bu riski değerlendirmesinin ve sonucunda bu

riskten kaçınmasının beklenmesi gerekir.

61.Olayda başvurucuların tehlikeye karşı herhangi bir nedenle

savunmasız olmayan babalarının, yaşamı için açıkça tehlike oluşturduğunu

bildiği alana kardeşiyle giderek yığın hâlindeki kumun altından bir miktar kum

alırken göçüğe sebebiyet verdiği ve sonucunda da bu göçük altında kalarak

yaşamını yitirdiği, bu nedenle eyleminin zarar ile idarenin sorumluluğu

arasındaki illiyet bağını kestiği açıkça ortadadır.

62. Aksinin kabulü, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan

her yerde vekişilerin kendilerini yüksek risk içeren

tehlikeye açıkça maruz bıraktıkları tüm durumlar dâhil olmak üzere her durumda

ve koşulda devletin sorumluluğunun bulunduğunu kabul etmek anlamına gelecektir

ki bu, modern yaşamın gerekleri ile gerçeklerini, insan davranışlarının öngörülemezliğini ve idarenin öncelikleri ile kaynaklarını

dikkate almaksızın kamu makamları üzerinde aşırı yük meydana getiren bir yorum

olacaktır.

63. Dolayısıyla somut olayda yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal

edilmediğinin açık olduğu sonucuna varılmıştır.

64. Açıklanan nedenlerle

başvuruda yaşama hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamıştır.

B. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucularınİddiaları

ve Bakanlığın Görüşü

65. Başvurucular, olaya ilişkin yargılamanın makul sürede

tamamlanmadığını belirterek Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin tespiti ile

maddi ve manevi tazminata karar verilmesi taleplerinde bulunmuşlardır.

66.Bakanlık görüşünde, söz konusu şikâyetin Anayasa'nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi

gerektiği ifade edildikten sonrasomut olayda Anayasa

Mahkemesinin yerleşik içtihadıyla belirlediği ilkelerden (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198,

7/11/2013) ayrılmayı gerektirir bir durumun söz konusu olmadığının

değerlendirildiği belirtilmiştir.

2. Değerlendirme

67. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

68. Başvurucuların yargılamaların makul sürede

sonuçlandırılmadığına ilişkin şikâyetinin Anayasa'nın 36. maddesinde güvence

altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

69. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

70. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın

ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği tarih, yargılaması devam

eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 50, 52).

71. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın

karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

72. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında başvuruya konu olaydaki yaklaşık 7 yıllık

yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

73. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

74. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

75. Başvurucular, tazminata karar verilmesini talep etmişler

ancak talep ettikleri miktarı belirtmemişlerdir.

76.Başvuruda, adil yargılanmahakkının

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

77. Yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı

karşılığında başvuruculara -başvuruya ilişkin davaya konu hukuki menfaatleri ve

aile birliği de dikkate alınarak- müşterek olarak takdiren

net 9.360 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

78. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Engin YILDIRIM'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

2. Makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA

OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,

C. Başvuruculara yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle net

9.360 TL manevi tazminatın müştereken ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer

taleplerin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

D. 1.800 vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE OYBİRLİĞİYLE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA OYBİRLİĞİYLE,

F. Kararın bir örneğinin Erzurum 2. İdare Mahkemesine

GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

4/10/2017 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GÖRÜŞÜ

1. Başvurucular, idarenin gözetiminde olan bir kum ocağında

herhangi bir güvenlik tedbiri alınmaması nedeniyle babalarının hayatını

kaybettiğini, bu olayda idarenin kusurlu olduğunu iddia etmişlerdir.

2. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşama hakkı 5.

maddeyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve negatif ödevler

yüklemektedir. Bu pozitif yükümlülükler çerçevesinde devletin, yetki alanında

bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını kamu görevlilerinin, diğer bireylerin ve

kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi

vardır. Devlet, yaşama hakkına karşı yönelebilecek her türlü tehdit ve risklere

karşı yasal düzenlemeler gerçekleştirmenin yanı sıra idari tedbirler de

almalıdır. Bunun kapsamına kamuya açık alanlarda bireylerin güvenliğini

sağlamaya yönelik makul önlemler de girmektedir.

3. Kişilerin yaşamına dönük gerçek ve yakın bir tehlikenin kamu

makamlarınca bilindiği veya bilinmesi gerektiği durumlarda idarenin makul

ölçüler içerisinde olası tehlike ve risklere karşı tedbirler alması gerekir.

Çoğunluk, insan davranışlarının öngörülemezliği,

öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek

faaliyet tercihi dikkate alındığında pozitif yükümlülüğün kamu makamları

üzerinde aşırı yük oluşturacak şeklinde yorumlanamayacağı kanaatindedir.

4. Kişilerin kendi faaliyet ve tercihlerinden dolayı kendilerini

yüksek risk içeren tehlikelere maruz bıraktıkları durumlar başta olmak üzere

yaşama hakkının söz konusu olduğu her durumda Anayasa’nın 17. maddesinin

kişilere mutlak bir güvenlik sağlanmasını güvence altına aldığını söyleyemeyiz.

Bununla birlikte devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde yaşam hakkını

korumak için makul tedbirler alması gerektiği de açıktır.

5. Somut olayda kamu makamları olayın geçtiği alanın kısıtlı bir

kum rezervi olduğunu ve buradan yol yapımını üstlenen firmanın ve çevre

köylerde yaşayan yurttaşların ihtiyaçları için kum aldıklarının farkındadır ve

bu konuda bilgi sahibidir.Kum

alınan yer tehlikeli olduğu idarece bilinmesine rağmen, çevresinde herhangi bir

güvenlik önlemi alınmayan, en basitinden ikaz tabelası ve benzeri uyarılar

olmayan herkesin kolayca erişebildiği bir alandır.

6. İdare makul önlemler alarak riskli ve tehlikeli bir faaliyete

giren yurttaşları bu eylemin neden olabileceği risk ve tehlikeler karşısında

ikaz etmelidir. Somut başvuruda bu uyarı görevi yerine getirilmemiştir. Böyle

bir uyarının yapılmasının kamu makamları üzerine aşırı bir yük getireceği de

söylenemez. İdare, tehlikeli olduğunu bildiği bir alandaki faaliyetle ilgili

olarak üzerine düşen uyarma yükümlülüğünden yurttaşların kendi kendilerine

yaptıkları risk ve tehlike değerlendirmesine güvenerek kaçamaz.

7. Sonuç olarak başvurunun kabul edilebilir olduğu ve Anayasa'nın

17. maddesinin ihlal edildiği düşüncesiyle karara katılmadım.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Nahit GEZGİN

Başvurucular

:

1. Eren

KAYAALP

Kanuni Temsilcisi

:

Altun KAYAALP

2. Yasin

KAYAALP

3. Ersin

KAYAALP

4. Aysun

KAYAALP

Vekili : Av. Murat Emre KIZILGEDİK Başkan Engin YILDIRIM

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/2433, 4 Ekim 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. B. Tazminat Davası Süreci
  7. IV. İlgili Hukuk
  8. A. Ulusal Hukuk
  9. B. Uluslararası Hukuk
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Yaşama Hakkının İhlal
  12. B. Adil Yargılanma
  13. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  14. B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  15. C. Başvuruculara yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle net
  16. D. 1.800 vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin
  17. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  18. F. Kararın bir örneğinin Erzurum 2. İdare Mahkemesine
  19. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  20. Karşıoy Görüşü
  21. Özgüldür
  22. Akıncı
  23. Topal
  24. M. Emin KUZ
  25. Kayaalp
  26. Kayaalp
  27. Kayaalp
  28. Kayaalp
  29. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/2433
Tarih
4 Ekim 2017

İlgili Kararlar

  • Ceyda Yağmur Başvurusu (B. No: 2014/3583)
  • Hamit Kiye Başvurusu (B. No: 2014/2603)
  • Oğuz Zengin Başvurusu (B. No: 2014/156)
  • Çağlar Yılmaz Başvurusu (B. No: 2014/6835)
  • İrfan Çinkaya Başvurusu (B. No: 2014/11854)
  • İsmail Hakkı Bulunmaz Başvurusu (B. No: 2014/2960)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.