İçeriğe geç
AC
İkinci Bölüm Başvuru No: 2014/2603 Tarih:

Hamit Kiye Başvurusu (B. No: 2014/2603)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

HAMİT KİYE BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/2603)

Karar Tarihi: 4/10/2017

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tutukluluğun makul süreyi aşması, formül gerekçelerle

tutukluluğun devamına karar verilmesi, tutukluluğa itiraz incelemesinin

duruşmasız yapılması ve itiraz incelemesinde savcılık görüşünün tebliğ

edilmemesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 18/2/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına ve başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar

verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmekte

olan bir soruşturma kapsamında 21/8/2011 tarihinde gözaltına alınmış; 24/8/2011

tarihinde İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimliğince silahlı terör örgütüne

üye olma suçundan dolayı tutuklanmıştır.

9. Başvurucu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının

20/10/2011 tarihli veE.2011/717 sayılı iddianamesi ile silahlı terör örgütüne

üye olma, silahlı terör örgütü yöneticisi olma, terör örgütü üyesi olmamakla

birlikte örgüt adına suç işleme, görevli memura direnme, terör örgütünün

propagandasını yapma suçlarından kamudavası

açılmıştır.

10. İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2011/49 sayılı

dosyasında yapılan yargılama esnasında 17/12/2013 tarihinde yapılan 10. celsede

başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Başvurucu ve müdafii de bu duruşmada hazır bulunmuştur.

11. Bu karara karşı

başvurucunun yaptığı itirazı inceleyen İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi

Cumhuriyet savcısının itirazın reddine karar verilmesi yönündeki mütalaasını

aldıktan sonra 31/12/2013 tarihli ve 2013/289 Değişik İş sayılı kararında "sanıkların üzerine atılı suçun vasıf ve

mahiyeti, mevcut delil durumu, iddianamede gösterilen sevk maddelerinin alt ve

üst sınırı, suç ve tutuklama tarihine nazaran kaçma şüpheleri devam ettiğinden,

delilleri karartma ihtimali bulunduğundan, bu nedenlerle koruma tedbirlerinin

de uygulanması yeterli olmayacağından, tutuklama sebeplerinin kalkmadığından ve

tutuklamaya alternatif koruma tedbirlerinin sanıklar açısından yetersiz

kalacağı ..." gerekçesiyle itirazın reddine karar vermiştir. Bu

karar başvurucu vekiline 21/1/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

12. Mahkeme 16/1/2014 tarihinde, 4/12/2004 tarihli ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 108. maddesi uyarınca başvurucunun tutukluluk

durumunu gözden geçirmiş ve aynı gerekçelerle tutukluluk hâlinin devamına karar

vermiştir.

13. Başvurucu 18/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

14. Başvurucu 24/3/2014 tarihinde tahliye edilmiştir.

15. Başvurucu hakkındaki dava, özel yetkili İstanbul 15. Ağır

Ceza Mahkemesinin kapatılması üzerine Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesine

devredilmiştir.

16. Bakırköy 12. Ağır Ceza Mahkemesi 12/2/2016 tarihli kararıyla

başvurucunun silahlı terör örgütü kurma ve yönetme suçundan beraatine

karar vermiştir. Anılan karar temyiz edilmiş olup temyiz incelemesi devam

etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

17. 5271 sayılı Kanun'un "Şüpheli

veya sanığın salıverilme istemleri" kenar başlıklı 104.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin

her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.

(2) Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin

devamına veya salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Ret kararına

itiraz edilebilir."

18. 5271 sayılı Kanun'un "Usul"

kenar başlıklı 105. maddesi şöyledir:

"103 ve 104 üncü

maddeler uyarınca yapılan istem üzerine, merciince Cumhuriyet savcısı, şüpheli,

sanık veya müdafiin görüşü alındıktan sonra, üç gün

içinde istemin kabulüne, reddine veya adlî kontrol uygulanmasına karar verilir.

(Ek cümle: 11/4/2013-6459/15 md.) Duruşma dışında bu

karar verilirken Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya müdafiinin

görüşü alınmaz. Bu kararlara itiraz edilebilir."

19. 5271 sayılı Kanun'un

"Tutukluluğun incelenmesi" kenar başlıklı 108. maddesi şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla

tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet

savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100 üncü

madde hükümleri göz önünde bulundurularak, şüpheli veya müdafii

dinlenilmek suretiyle karar verilir.

(2) Tutukluluk durumunun incelenmesi,

yukarıdaki fıkrada öngörülen süre içinde şüpheli tarafından da istenebilir.

(3) Hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulunan

sanığın tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya

koşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da birinci fıkrada öngörülen

süre içinde de re'sen karar verir."

20.5271 sayılı Kanun’un270. maddesi şöyledir:

"(1) İtirazı inceleyecek merci, yazı ile

cevap verebilmesi için itirazı, Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa

bildirebilir. Merci, inceleme ve araştırma yapabileceği gibi gerekli gördüğünde

bunların yapılmasını da emredebilir.

(2) (Ek: 11/4/2013-6459/20 md.)

101 ve 105 inci maddeler uyarınca yapılan itiraz üzerine Cumhuriyet savcısından

görüş alınması durumunda, bu görüş şüpheli, sanık veya müdafiine

bildirilir. Şüpheli, sanık veya müdafii üç gün içinde

görüşünü bildirebilir."

21. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili bölümü şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

...

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde

makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında

hüküm verilmeyen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

22. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Karar veya hükümlerin

kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her

hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde

tazminat isteminde bulunulabilir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

23. Mahkemenin 4/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığına İlişkin

İddia

1. Başvurucunun İddiaları

24.Başvurucu; tutukluluğun devamına ilişkin gerekçelerin genel

geçer ve klişe ifadeler olduğunu, tutukluluk durumu değerlendirilirken sadece

suçun ağırlığına bakılmasının yeterli olmadığını, mahkemenin dosyadaki

delillerle bağlantı kurarak ve kaçma şüphesini de somut olgulara dayandırarak

daha somut gerekçelerle değerlendirme yapması gerektiğini, tutuklamanın zorunlu

durumlarda uygulanması gereken bir tedbir olduğunu ancak somut olayda

tutuklamanın tedbir olma niteliğinin ortadan kalktığını uzun süredir devam eden

tutukluluğun makul süreyi aştığını belirterek Anayasa’nın 19. maddesinde

tanımlanan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

25. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle

olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,

B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 17).

26.Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye

edilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf

yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğunu belirtmektedir (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,

28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek,

B. No: 2014/6500, 29/9/2016,§§ 33-45).

27. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 24/3/2014

tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi

aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak

davada da incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre

başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli

mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna

uygun telafi kabiliyetini haiz etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu olağan

başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesinin bireysel

başvurunun "ikincillik niteliği" ile bağdaşmadığı sonucuna

varılmıştır.

28. Açıklanan nedenlerle tutukluluğun makul süreyi aştığı

iddiasının yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru konusu

yapıldığı anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Tutukluluk İncelemelerinin Duruşmasız Olarak

Yapıldığına İlişkin İddia

1.Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu, gerek talep üzerine

gerekse resen yapılan tutukluluğa ilişkin incelemelerin duruşmasız olarak

gerçekleştirildiğini ve bu incelemeler sırasında alınan Savcılık görüşlerinin

tebliğ edilmediğini belirterek Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

30.Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

31. Başvurucunun bu bölümdeki iddiaları, Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası çerçevesinde incelenecektir.

32. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası; yakalama veya

tutuklama yoluyla özgürlüğünden yoksun bırakılan kişiye, özgürlüğünden yoksun

bırakılmasının yasaya uygunluğunun özünü oluşturan usule ve esasa ilişkin

koşullar ile ilgili olarak yetkili bir yargı merciine başvurma hakkı

tanımaktadır. Hürriyeti kısıtlanan kişinin şikâyetleri ile ilgili olarak

yetkili yargı merciince yapılacak değerlendirmenin adli nitelik taşıması ve

özgürlükten mahrum bırakılan kişilerin itirazları bakımından uygun olan

teminatları sağlaması gerekir.Ayrıca tutukluluğun

yasaya aykırı olup olmadığının hâkim önünde düzenlenen duruşmalarda etkili

olarak incelenmesini talep etme ve tutukluluk hâlinin gerekli olup olmadığının

yetkililer tarafından hızlı bir şekilde tespit edilmesini isteme hakkını da

teminat altına almaktadır (Firas Aslan ve Hebat Aslan,B.

No: 2012/1158, 21/11/2013, §§ 64-66).

33. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca

tutukluluğun devamına ilişkin olarak mahkemelerce verilen kararlara yapılan her

itirazda başvurucunun dinlenmesi gerekli olmamakla beraber tutuklu kişinin

makul aralıklarla dinlenmeyi talep etme hakkı vardır. Tutukluluğun gözden geçirilmesi

esnasında yapılan incelemede “çelişmeli yargı” ve “silahların eşitliği”

ilkelerine riayet edilmesi gerekir (Firas Aslan ve Hebat Aslan, § 68).

34. Bununla birlikte 5271 sayılı Kanun'un 108. maddesine göre

şüpheli veya sanığın istemi olmaksızın tutukluluğun resen incelenmesi durumunda

hürriyeti kısıtlanan kişiye tanınan yargı merciine başvurma hakkı kapsamında

bir değerlendirme yapılmadığından bu incelemelerin Anayasa'nın 19. maddesinin

sekizinci fıkrası kapsamına dâhil edilmesi mümkün değildir (Firas Aslan ve Hebat Aslan, § 32; Faik Özgür Erol ve diğerleri, B. No:

2013/6160, 2/12/2015, § 24).

35. Somut olayda başvurucu 16/1/2014 tarihli tutukluluk

incelemesinin de duruşma yapılmadan gerçekleştirildiğini ileri sürmüşse de

resen gerçekleştirilen tutuklulukla ilgili incelemeler sonucunda verilen

kararlar konu bakımından yetki kapsamı dışında olduğundan başvurucunun bu

incelemeye ilişkin şikâyeti değerlendirme dışında tutulmuş, 31/12/2013 tarihli

itirazın incelenmesi kararı ile sınırlı bir değerlendirme yapılmıştır.

36. 5271 sayılı Kanun’un 104. maddesinin (1) numaralı fıkrasına

göre şüpheli veya sanık soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında herhangi bir

süre beklemeksizin salıverilmesini talep edebilir. Aynı Kanun’un 101.

maddesinin (5) numaralı fıkrasına göre ise resen ya da talep üzerine tutukluluk

hakkında verilmiş tüm kararlar mahkeme önünde itiraza konu olabilir.

37. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında öngörülen

kural dikkate alındığında hürriyeti kısıtlanan kişinin durumu hakkında kısa

sürede karar verilmesi dâhil olmak üzere tutukluluk kararına karşı yapılan her

itirazda duruşma yapılması ceza yargılaması sistemini işlemez hâle

getirecektir. Bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında yer

alan yargılama usulüne ilişkin yükümlülükler, duruşma yapmayı gerektirecek özel

bir durum olmadığı sürece tutukluluğa karşı yapılacak her itiraz için duruşma

yapılmasını gerektirmez (Firas Aslan ve Hebat Aslan, §

73).

38. İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/12/2013 tarihli

duruşmasında Somut olayda başvurucunun tutukluluğun devamına karar verilmiş, bu

duruşmada başvurucu ve müdafii de hazır bulunmuştur.

Bu karara yapılan itiraz, İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesinin 31/12/2013

tarihli kararıyla reddedilmiştir. Bu nedenle İstanbul 15. Ağır Ceza

Mahkemesince yapılan incelemeden on dört gün gibi makul bir süre sonra

31/12/2013 tarihinde İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde yapılan itiraz

incelemesinde duruşma yapılması bir zorunluluk olarak kabul edilemez.

39. Açıklanan nedenlerle

başvurucunun tutukluluğa itiraz incelemesinin duruşmasız olarak yapıldığı

iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık olduğundan, başvurunun bu

kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. İtiraz

Merciince Alınan Cumhuriyet Savcısının Görüşünün Bildirilmediğine İlişkin İddia

1.Başvurucunun İddiaları

40. Başvurucu,

tutukluluğun devamı kararına karşı yaptığı itirazın incelenmesinde itiraz

merciince alınan Cumhuriyet savcısının görüşünün

kendisine tebliğ edilmediğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

41.30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi”

kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, Anayasanın uygulanması ve

yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi

açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı

başvurular ile açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar

verebilir."

42. Başvurucunun bu iddiasının kabul edilebilirlik

kriterlerinden olan anayasal ve kişisel önemden yoksun olma kriteri yönünden

incelenmesi gerekir.

43. Anayasal ve kişisel önemden yoksun olma kriterine ilişkin

genel ilkeler Anayasa Mahkemesince daha önce incelenmiş ve bu konuda karar

verilmiştir (K.V. [GK], B. No:

2014/2293, 1/12/2016, §§ 47-68). Başvuru konusu olayda bu ilkelerden ayrılmayı

gerektiren bir husus bulunmamaktadır.

a. Anayasal Önem Yönünden

44. Anayasa Mahkemesi, tutukluluk ve/veya tutukluluğa itiraz

incelemeleri sırasında alınan savcılık görüşünün şüpheli/sanık veya müdafiine bildirilmemiş olması nedeniyle silahların

eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin

başvurunun, genel bir soruna işaret etmediği gibi Anayasa'nın uygulanması ve

yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi

açısından da önem taşıdığının ortaya konulamadığı sonucuna varmıştır (Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405,

22/5/2017, §§ 113-117).

b. Kişisel Önem Yönünden

45. Başvurucunun iddiasında dile getirdiği 17/12/2013 tarihli

duruşmada verilen tutukluluğun devamı kararına yönelik itirazı inceleyen

İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesine Cumhuriyet Savcısı tarafından bildirilen

yazılı görüşün içeriğinde, yalnızca usul ve yasaya aykırılık olmadığından

itirazın reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

46. Anılan görüş yazısında başvurucunun ayrıca cevap vermesini

gerektiren daha önce ileri sürülmemiş herhangi yeni bir olgudan bahsedilmemiş

hatta hiçbir olguya veya gerekçeye yer verilmemiştir. Öte yandan başvurucu,

anılan görüş yazısında cevap vermesini gerekli kılan ve daha önceden haberdar

olmadığı yeni bir olgunun bulunduğunu ileri sürmediği gibi bu hususta herhangi

bir açıklama da yapmamıştır. Son olarak itirazın reddine ilişkin mahkeme

kararında, hükmün Cumhuriyet savcısının görüşüne uygun olduğu belirtilmişse de

Savcılık görüşünde yer alan herhangi bir olguya atıf yapılması veya bu görüşe

dayanılması söz konusu değildir.

47. Tutukluluğa ilişkin itiraz incelemesi sırasında alınan

Savcılık görüşünün kendisine bildirilmemesi nedeniyle ciddi anlamda zarar

gördüğü, bu görüşün kendisi için ne denli önemli olduğu hususunda başvurucunun

herhangi bir açıklamasının bulunmadığı da gözetildiğinde başvurunun bu kısmı

açısından önemli bir zararın olmadığı kanaatine varılmıştır.

48. Açıklanan nedenlerlebaşvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin anayasal ve kişisel önemden yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutukluluğa itiraz incelemesinin duruşmasız yapıldığına

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. İtiraz merciince alınan Cumhuriyet savcısı görüşünün

bildirilmediğine ilişkin iddianın anayasal

ve kişisel önemden yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten

TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 4/10/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd.

:

Yusuf Enes

KAYA

Başvurucu

:

Hamit KİYE

Vekili

:

Av. Hüseyin

BOĞATEKİN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/2603, 4 Ekim 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası