İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Gamze Elvan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/5718)

(Başvuru

Başvuru No2015/5718Tarih9 Mayıs 2019Okuma32 dk · 6.356 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Gamze Elvan Ve Diğerleri Başvurusu

Başvuru No
2015/5718
Karar tarihi
9 Mayıs 2019
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.356 kelime·32 dk okuma·22 bölüm

(Başvuru

Numarası: 2015/5718)

Karar

Tarihi: 9/5/2019

İKİNCİ

BÖLÜM

KARAR

Başkan : Engin

YILDIRIM

Üyeler : Recep

KÖMÜRCÜ

Celal

Mümtaz AKINCI

Muammer

TOPAL

Recai

AKYEL

Raportör : Tuğçe

TAKCI

Başvurucular : 1.

Gamze ELVAN

: 2.

Gülsüm ELVAN

: 3.

Özge ELVAN

: 4.

Sami ELVAN

Vekili : Av.

Oya ASLAN

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, güvenlik güçlerinin toplantı ve gösteri

yapmak isteyen gruba müdahale etmesi sırasında meydana gelen ölüm olayına

ilişkin olarak vali ve il emniyet müdürü hakkında soruşturma izni verilmemesi

ve yaralanan kişiye gerekli sağlık hizmetinin ulaştırılmaması nedenleriyle

yaşam hakkının; yakının vefatıyla ilgili olarak yaşanan üzüntü nedeniyle de

kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 30/3/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan soruşturma ve

yargılama dosyalarındaki bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle

şöyledir:

8. Başvurucuların yakını kamuoyunda Gezi Parkı olayları olarak

bilinen protesto eylemlerine katılanlara yönelik müdahale sırasında yaralanmış,

sonrasında tedavisi devam etmekteyken 11/3/2014 tarihinde vefat etmiştir (Gezi

Parkı olaylarına ilişkin özet bilgi için bkz. Yonca Verdioğlu Şık, B.

No: 2014/17177, 19/4/2018, § 8; Özge Özgürengin, B. No: 2014/5218,

19/4/2018, § 10).

9. Başvuru formundaki anlatıma göre başvurucuların

yakını, 1999 doğumlu B.E. Gezi Parkı protestolarının İstanbul'da gerçekleşen

kısmının 17. günü olan 16/6/2013 tarihinde ekmek almak için evinden çıkıp

göstericilerin arka kısmında bakkala doğru yürüdüğü sırada güvenlik güçlerinin

göstericileri hedef almak suretiyle yakın mesafeden attığı gaz bombasının

başına isabet etmesiyle yaralanmıştır. Kafatasında kırıklar oluşan ve beyin

kanaması geçiren B.E. kaldırıldığı Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde

(Hastane) 269 gün komada kaldıktan sonra 11/3/2014 tarihinde vefat etmiştir.

A. Olayın Failleri Hakkında Yürütülen Ceza

Soruşturması Süreci

10. 16/6/2013 tarihinde B.E.nin başına gaz fişeği gelmesi

nedeniyle Hastane'de ameliyata alındığı bilgisinin güvenlik güçleri tarafından

iletilmesi üzerine Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından derhâl 2013/95255

numaraya kayden soruşturma başlatılmıştır.

11. Diğer yandan başvurucu Sami Elvan'ın sunduğu şikâyet

dilekçesi üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca (Cumhuriyet Başsavcılığı)

2013/90982 numaraya kayden diğer bir soruşturma yürütülmeye başlanmıştır.

12. Cumhuriyet Başsavcılığınca 28/6/2013 tarihli karar ile

2013/90982 numaralı soruşturmanın, 28/6/2013 tarihli kararla 2013/95255

numaralı soruşturmanın olay hakkında asıl olarak yürütülen 2013/79334 numaralı

soruşturma ile birleştirilmesine karar verilmiştir.

13. Son olarak mağdur B.E. hakkındaki soruşturma yönünden

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 12/11/2013 tarihli karar ile İstanbul

Emniyet Müdürlüğünde görevli güvenlik güçleri hakkında zor kullanma yetkisine

ilişkin sınırın aşılması, kasten öldürmeye teşebbüs, görevi kötüye kullanma ve yaralama

suçlarına ilişkin yürütülen soruşturmanın ayrılarak 2013/155787 numaraya kayden

yürütülmesine karar verilmiştir.

14. Tedavi gördüğü sırada Hastanede vefat eden B.E.nin

11/3/2014 tarihinde Cumhuriyet savcısı tarafından ölü muayenesi işlemi gerçekleştirilmiş,

bu işlem sonucu düzenlenen tutanağa göre kesin ölüm nedeni ve mekanizmasının

belirlenebilmesi için klasik otopsi işlemi gerçekleştirilmesi gerekli

görülmüştür.

15.Adli Tıp Kurumu (ATK) Başkanlığının gerekli olduğu

yönünde görüş bildirmesi üzerine temin edilen ATK İstanbul 1. Adli Tıp İhtisas

Kurulunun 19/11/2014 tarihli otopsi raporunda, B.E.nin künt kafa travmasına

bağlı gelişen beyin kanaması ve komplikasyonlar sonucu vefat ettiği tespit

edilmiştir. Söz konusu raporun ilgili kısımları şöyledir:

"...

3- Otopsi

raporu ve balistik inceleme raporu dikkate alındığında, ölüme neden olan künt

kafa travmasının sorulduğu üzere gaz tüfeği kapsülü (Zet tüfeği) ve plastik

mermi (FN tabanca) veya benzer özelliklerde başka bir ürünün doğrudan kafaya

isabet etmesi ile meydana gelmiş olabileceği;

Künt kafa

travmasına bağlı oluşan travmatik değişimlerin çocuğun kendiliğinden düşmesi

ve/veya düşürülmesi suretiyle kafasının sert ve künt bir zemine çarpması ile

husulünün mümkün olduğu gibi, sert veya künt bir cismin kafaya direk havalesi

ile de oluşabileceği, kafada yumuşak doku ve kemik dokuda isabet eden cismin

özelliklerini yansıtabilecek bir lezyon görülmediğinden, mevcut verilerle travmanın

tam olarak ne şekilde meydana geldiği hususunda tıbben ayrım yapılamadığı,

Zet tüfeğinden

atılan gaz tüfeği kapsülünün ve/veya FN tabancadan atılan plastik merminin

duvara veya benzer bir sert yüzeye çarparak sekmesi veya havadan serbest

düşmesi esnasında kafaya isabet etmesiyle oluşmasının mümkün görülmediği,

mevcut verilerle gaz tüfeği (Zet tüfeği) kapsülünün ve/veya plastik merminin

(FN tabanca) ateş edildiği mesafenin ve hedef gözetilerek ateş edilip

edilmediği husununun tıbben belirlenemediği, adli tahkikatla aydınlatılması

gerektiği değerlendirmesinde bulunulduğu anlaşılmıştır..."

16. Diğer pek çok soruşturma işlemi sonrasında Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından 2/12/2016 tarihinde şüpheli kırk iki kolluk görevlisi

hakkında ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Kararın

gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...Kamuoyunda

Taksim Gezi Parkı Olayları olarak bilenen olayların devamı sürecinde olay

tarihi olan 16.06.2013 günü saat 01:00 sıralarında, Şişli ilçesi Okmeydanı

mevkiinde toplanan 200-250 kişilik gösterici grubun otoyolu araç trafiğine

kapatması ve çevredeki işyerlerine zarar vermesi üzerine, kolluk görevlilerin

olay yerine intikal ettikleri sırada gösterici grubun taş atmak suretiyle

görevlilere fiili saldırıda bulunması, bunun üzerine gösterici gruba müdahale

edilerek otoyolun araç trafiğine açılması, ancak gösterici grubun kısa süre

sonra Örnektepe Köprüsü üzerinde ve Mahmut Şevket Paşa Mahallesi ara

sokaklarında tekrar toplanarak görevlilere taş, havai fişek, molotof kokteyli,

el yapımı parça tesirli el bombası ve bilye atmak suretiyle fiili saldırılarda

bulunmaları, sonrasında sonrasında maktül [B.E.nin] Mithatpaşa Caddesi, Gaziler Sokak içerisinde bulunan

eylemci grubun yanında bulunduğu ve Mithatpaşa Caddesi'ne çıkmak istediği

sırada olay yerinde kolluk görevlileri tarafından kullanılan gaz fişeği

kapsülünün başına isabet etmesi sonucu yaralanarak, tedavisi sırasında ölümü

ile ilgili olarak yapılan soruşturma sonucunda, olay yerinde görevli olan bir

kısım kolluk görevlilerinden olan yukarıda isimleri yazılı şüphelilerin, maktül

[B.E.nin] ölümüne neden olan olayda, olay faili olarak tespit edilen

şüpheli [F.D.nin] eylemine iştirak sayılabilecek suça etki eden

eylemlerinin ve iştirak iradelerinin tespit edilemediği, bu hali ile TCK. 20.

maddesinde düzenlenen 'Ceza Sorumluğunun Şahsiliği' prensibi gereğince ceza

sorumluğunun şahsiliği ve kimsenin başkasının fiilinden dolayı sorumlu

tutulamayacağı kuralı dikkate alındığında, maktülün ölümü ile şüphelilerin

eylemleri arasında uygun illiyet bağının bulunmadığı tespit

edildiğinden..."

17. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2013/155787

Soruşturma sayılı ve 6/12/2016 tarihli iddianameyle kolluk görevlisi F.D.

hakkında olası kasıt ile insan öldürme suçundan kamu davası açılmıştır.

İddianamenin ilgili kısımları şöyledir:

"...Yine

yapılan soruşturmada kolluk görevlisi olan şüphelinin olay sırasında kullandığı

ve gaz fişeği istimali için kullanılan zet tüfeğinin yakın mesafede

kullanılması halinde ölümcül niteliği haiz olduğu, özellikle 120 metreden yakın

mesafe içerisinde zarar verme ihtimali bulunduğu, yaklaşık 150-200 metre arası

olan menzili olduğu ve bu tüfek ile birlikte kullanılan gaz fişeğinin yaklaşık

150 gram ağırlığında olduğu, 9 mm çaplı bir tabanca mermisinin çekirdek ağırlığının

sadece 8 gram olduğu da dikkate alındığında, tabanca namlusu çıkış hızına yakın

bir hızda çıkan bu fişeğin insan kafasına çarpma etkisinin 150 gr. lık bir

çekicin saatte 500 km hızla çarpması gibi balyoz etkisi yaratacağı, 150 gr.lık

gaz fişeği kütlesinin insan kafatasını çökertmeye yeterli olduğu, namludan

çıkış hızı ile yaklaşık 40 metre mesafede bir insan kafasına değdiğinde

kafasını kırabileceği ve kafatasına gömülebileceği tespitleri veçhile, gerek

gaz tüfeğinin bu niteliği gerek gaz tüfeği ile ateş edilen mesafe ve gerekse

maktülün olay anındaki en hayati organ olan beyninin bulunduğu baş bölgesinden

yaralanmış olmasının, kastın niteliğini belirleyebilmek için en önemli

kriterler olduğu, bu hali ile söz konusu kriterler açısından somut olay değerlendirildiğinde,

kullanımı konusunda yeterli bilgiye sahip ve gaz tüfeği kullanımı konusunda

kurs almış olduğu anlaşılan şüphelinin, yukarıda açıklanan ve T.C. İçişleri

Bakanlığı tarafından belirlenen gaz tüfeği kullanım esaslarına aykırı şekilde

hareket ederek, öldürücü niteliği haiz bulunan gaz tüfeği ile olay yeri olan

Gaziler Sokak ile Mithatpaşa Caddesi kesişimindeki eylemci grubun bulunduğu

Gaziler Sokak ayrımına doğru ateş ettiğinde, doğrudan yaşı küçük maktülü hedef

almamasına rağmen, etkili mesafede silahtan çıkan gaz fişeğinin ölüm neticesini

meydana getirebileceğini öngörerek yeterli dikkat ve özeni göstererek ateş

etmesi gerekirken, bu gerekliliğe uymadan ve objektif ölçülere göre muhakkak

addedilemeyecek ölüm neticesini göze alarak fiili ika etmesi nedeniyle olası

kast ile hareket ettiğinin kabulünün gerektiği anlaşılmıştır.

...

...yine adli

emanetin ...sırasında kayıtlı fizik kimliğin tespiti ile ilgili fotoğraf ve

video kayıtları ile şüpheli boy bilgileri birlikte değerlendirildiğinde;

Suç tarihinde

Şişli ilçesi Okmeydanı mevkiinde toplanan 200-250 kişilik gösterici grubun

...tekrar toplanarak görevlilere taş, havai fişek, molotof kokteyli, el yapımı

parça tesirli el bombası ve bilye atmak suretiyle fiili saldırılarda

bulunmaları sonrası kolluk görevlilerinin müdahaleleri sırasında, Göz Yaşartıcı

Gazlar ve Gaz Maskelerinin Kullanımı Kursu olmış olan ve bu hususta yeterli

bilgiye sahip olan şüphelinin, gaz fişeklerinin doğrudan insan vücudunu hedef

alacak şekilde kullanılmaması, kademeli olarak kullanım esaslarına uyulması ve

uzak mesafe olarak tanımlanan (30–150 metre) 3. kademe olarak belirlenen

aşamada, kullanıcının vücuduna 45 derece açı ile kullanması gerektiği halde,

T.C. İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenen gaz tüfeği kullanım esaslarına

aykırı şekilde hareket ederek, etkili mesafede öldürücü niteliği haiz bulunan

gaz tüfeği ile olay yeri olan Gaziler Sokak ile Mithatpaşa Caddesi

kesişimindeki eylemci grubun bulunduğu yöne doğru ölüme neden olabilecek etkili

mesafeden, doğrudan yaşı küçük maktülü hedef almaksızın ancak ölüm sonucunun

gerçekleşmesini de istememesine rağmen, silahtan çıkan gaz fişeğinin ölüm

neticesini meydana getirebileceğini öngörerek maktülün bulunduğu bölgeye doğru

ateş etmek suretiyle ve olası kast ile ölümüne neden olduğu anlaşılmıştır.

..."

18. İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/325 esasına

kayden yürütülen yargılamada on duruşma gerçekleştirilmiş olup yargılama

derdesttir.

B. Vali ve İl Emniyet Müdürü Hakkında Yürütülen Ceza

Soruşturması Süreci

19. Başvuruculardan Sami Elvan 15/11/2013 tarihli

dilekçeyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında olayın gerçekleştiği tarihte

başbakan, içişleri bakanı, İstanbul valisi ve İstanbul il emniyet müdürü olan

kişiler hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Dilekçede özetle güvenlik

güçlerinin göstericilere karşı gerçekleştirdiği, aşırı olduğu iddia edilen müdahaleye

adı geçen kişilerce izin verildiği, bu müdahalenin bu kişilerce engellenmediği

ve olayın faillerinin tespiti için gerekli bilgi ve belgeyi sunmamak suretiyle

faillerin korunduğu iddia edilmiştir.

20. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Vali ve İl Emniyet

Müdürü hakkındaki soruşturmanın soruşturma usul ve yönteminin farklı olması

gerekçesiyle ayrılmasına karar verilmiştir.

21. Başvurucular Sami Elvan ve Gülsüm Elvan tarafından

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığına sunulan 3/12/2014 tarihli dilekçeyle,

aradan geçen zamana rağmen 2013/155787 numaralı soruşturmada faillerin tespit

edilemediği ve yargılama sürecinin başlamadığı bildirilerek soruşturmanın

sürüncemede kalmasına neden olan sorumlular hakkında gerekli işlemlerin

yapılması talep edilmiştir. Söz konusu dilekçe TBMM Başkanlığı tarafından

4/12/2014 tarihli yazı ekinde Cumhuriyet Başsavcılığına iletilmiştir.

22. Cumhuriyet Başsavcılığı 11/12/2014 tarihli

müzekkereyle Cumhuriyet Başsavcılığından 2013/155787 numaralı soruşturma

dosyasını tetkik etmek üzere talep etmiştir.

23. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından söz konusu

soruşturma dosyası incelenerek Şişli İlçe Emniyet Müdürlüğü Çocuk Büro

Amirliğinin 18/6/2013 tarihli Nöbetçi Cumhuriyet Savcısı ile Görüşme Tutanağı

ve 3/7/2013 tarihli Olay Tutanağı ile mağdur B.E.nin ifade veremediğine dair

17/6/2013 tarihli tutanağı içeren, 4/7/2013 tarihli Cumhuriyet Başsavcılığına

sunulan olay bildirim yazısından başlayarak yapılan tüm soruşturma işlemleri

tek tek listelenmiştir. Bu inceleme sonucunda Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından on beş sayfalık 19/12/2014 tarihli Dosya İnceleme Tutanağı

düzenlenmiştir.

24. Cumhuriyet Başsavcılığı 25/12/2014 tarihli karar ile

Vali ve İl Emniyet Müdürü hakkındaki adil soruşturmayı ve yargılamayı

engellemeye teşebbüs ve görevi ihmal iddiasıyla yürütülen soruşturmada

kovuşturmaya yer olmadığına ve soruşturma evrakının işlemden kaldırılmasına

karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"...

İstanbul C.

Başsavcılığı Memur Suçları Bürosunun 11/12/2014 günlü yazısı ile, İstanbul C.

Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen 2013/155787

soruşturma sayılı dosya incelenmek üzere istenilmiş ve ... 3 klasör ve

bilirkişi raporu eki halinde celp olunmuştur.

İstanbul C.

Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu savcılığı tarafından yürütülen

2013/155787 sayılı soruşturma evrakının incelenmesine 19/12/2014 günü

başlanılmış, kapsamının ve dosyaya intikal eden belgelerin çokluğu sebebiyle

ancak 25/12/2014 günü bitirilebilmiştir. 15 sayfadan oluşan dosya inceleme

tutanağı düzenlenmiş ve soruşturma dosyasına konulduğu gibi önemi açısından

Adli Tıp Kurumu İstanbul 1. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 19/11/2014 tarihli ...

14 sayfadan oluşan raporunun bir örneği ile, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle

Mücadele Şube Müdürlüğünün 20/05/2014 tarih ... İstanbul Emniyet Müdürlüğü

Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün 10/07/2013 tarih ... yazıları, bu yazının

ekindeki 5 sayfalık rapor örneği alınarak soruşturma dosyasına eklenmiştir.

Gezi Parkı

olayları olarak bilinen 2013 yılı Haziran ayında başlayan ve aralıklarla devam

eden olaylar sırasında [B.E.] adlı

yaşı küçük şahsın 16/06/2013 günü yaralandığı, Okmeydanı Eğitim ve Araştırma

Hastanesinde tedavisinin sürdüğü, 11/03/2014 günü saat 08:00 sırası vefat

ettiği, soruşturmaya 'taksirli yaralamaya sebebiyet' suçu olarak başlanıldığı,

daha sonra [B.E.nin] velileri ve avukatları tarafından sunulan

dilekçeler de nazara alınarak öldürmeye teşebbüs suçu kapsamında devam

edildiği; adı geçen kişinin bir cisimle başından yaralandıktan sonra vefatı

öncesi ve sonrasında olayın fail veya faillerini tespit edebilmek amacıyla ve

titizlikle soruşturmanın yürütüldüğü, bu kapsamda müşteki Vekilleri tarafından

sunulan dilekçelerin ve dilekçelerde önü sürülen hususların titizlikle

incelenmesi ve toplanması konusunda ilgili kolluk birimlerine gerekli direktif

ve talimatların yazılı olarak gecikmeden bildirildiği; soruşturma evresinde

birçok kere bilirkişi incelemesine ve kesin kanıya varabilmek için Adli Tıp

Kurumundan rapor alınması yoluna gidildiği; dosyaya sunulan veya temin edilen

delillerin birçok kere müşteki Vekillerine verildiği ve bilgilendirildikleri;

İstanbul C.

Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosunun 2013/155787 sayılı soruşturma

evrakı incelendiğinde, İstanbul Emniyet Müdürlüğüne bağlı şube müdürlüklerinden

istenilen bilgilerin gizlendiğine veya kasten geciktirildiğine ilişkin

delillere rastlanmadığı gibi, İstanbul Emniyet Müdürü veya İstanbul Valisi

tarafından soruşturmanın sonuçlandırılmasına ve olayın faillerinin tespitini

engelleme amacını güden herhangi bir yazısının veya tanık ifadesinin

bulunmadığı; esasen ölen [B.E.]

ailesi adına Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan 03/12/2014

tarihli dilekçenin, söz konusu soruşturmanın bir an önce bitirilerek maddi

gerçeğe ulaşılması amacını taşıdığı, bütün bu açıklanan tespitlerden sonra

İstanbul İl Emniyet Müdürü ve İstanbul Valisi hakkında, 4483 sayılı yasa

uyarınca 'idari görev kapsamı içinde' soruşturma açılması için 'soruşturma

izni' talebini haklı kılan 'makul şüphe' oluşturmaya yeterli delillerin

bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

..."

25. Karara başvurucular Sami ve Gülsüm Elvan tarafından

yapılan itiraz İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin (Hâkimlik) 9/2/2015 tarihli

kararıyla reddedilmiştir.

26. Ret kararı başvuruculara 27/2/2015 tarihinde tebliğ

edilmiş, başvurucular 30/3/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

27. Öte yandan İçişleri Bakanlığı Personel Genel

Müdürlüğünün dosya kapsamındaki 3/2/2014 tarihli yazısıyla, Gezi Parkı olayları

sırasında güvenlik güçlerinin katılımcılara müdahalesi nedeniyle Vali ve İl

Emniyet Müdürü hakkında iletilen muhtelif şikâyet dilekçelerinin Yargıtay

Cumhuriyet Başsavcılığının çeşitli yazılarının ekinde iletilmesi üzerine

mülkiye ve polis başmüfettişlerince yürütülen araştırma sonucu düzenlenen

raporun İçişleri Bakanı'na sunulduğu anlaşılmıştır.

28. Rapor sonucunda 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı

Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 17/7/2004

tarihli ve 5232 sayılı Kanun'la değişik 4. maddesine göre Vali, İl Emniyet

Müdürü ile diğer emniyet yetkilileri hakkındaki ihbar ve şikâyetlerin işleme

konulmamasına 14/3/2014 tarihinde karar verilmiştir. Raporun sonuç kısmı

şöyledir:

"...

Meydana

gelişi, kompozisyonu ve nitelikleri oldukça farklı ve daha önce benzeri

görülmemiş ve tecrübe edilmemiş mezkur olaylarda, Raporun, 'Kapsam Dışında

Bırakılan Konular' başlığı altında haklarında cezai ve disiplin soruşturması

yapılacağı belirtilen bazı münferit olaylar dışında süreç içerisinde genel

olarak polisin sevk ve idaresinde müdahalelerin tarz ve uygulamasında kanuna ve

uygulamaya aykırı herhangi bir işlem veya eylem tesis edilmediği

anlaşılmakla..."

29.Bu karara karşı yapılan itiraz, Danıştay 1. Dairesinin

28/5/2014 tarihli kararıyla oyçokluğuyla reddedilmiştir. Ret gerekçesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"...

4483

sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun 4

üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında; bu Kanuna göre memurlar ve

diğer kamu görevlileri hakkında yapılacak ihbar ve şikayetlerin soyut ve genel

nitelikte olmamasının, ihbar veya şikayetlerde kişi veya olay belirtilmesinin

zorunlu olduğu, iddiaların da ciddi bulgu ve belgelere dayanması gerektiği, bu

hükme aykırı bulunan ihbar ve şikayetlerin, Cumhuriyet başsavcıları ve izin

vermeye yetkili merciler tarafından işleme konulmayacağı ve durumun ihbar veya

şikayette bulunana bildirileceği hükme bağlanmıştır.

Dosyanın

incelenmesinden; iddialarla ilgili olarak düzenlenen 18.9.2013 tarihli

araştırma raporunda; ilgililer hakkında ceza ve disiplin soruşturması

yapılacağı belirtilen bazı olaylar dışında kamuoyunda gezi olayları olarak

bilinen süreç içerisinde polisin sevk ve idaresinde, müdahalelerin tarzında ve

uygulanmasında aykırılık görülmediğinin belirtildiği, söz konusu rapor dikkate

alınarakşikayetin,4483 sayılıKanunun4üncümaddesi kapsamındaön inceleme

yapılmasını gerektireceknitelikteolmadığıanlaşıldığından, İçişleriBakanının

14.3.2014tarih ve 8406 sayılı şikayetin işleme konulmaması kararına yapılan

itirazınreddine..."

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

30. 4483 sayılı Kanun'un "Amaç" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Bu Kanunun amacı, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri

sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı yargılanabilmeleri için izin vermeye

yetkili mercileri belirtmek ve izlenecek usulü düzenlemektir."

31. 4483

sayılı Kanun'un "Olayın yetkili mercie iletilmesi, işleme konulmayacak

ihbar ve şikâyetler" kenar başlıklı 4. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

"Madde

4 – Cumhuriyet başsavcıları, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin bu Kanun

kapsamına giren suçlarına ilişkin herhangi bir ihbar veya şikayet aldıklarında

veya böyle bir durumu öğrendiklerinde ivedilikle toplanması gerekli ve kaybolma

ihtimali bulunan delilleri tespitten başka hiçbir işlem yapmayarak ve hakkında

ihbar veya şikayette bulunulan memur veya diğer kamu görevlisinin ifadesine

başvurmaksızın evrakın bir örneğini ilgili makama göndererek soruşturma izni

isterler.

...

(Değişik

üçüncü fıkra: 17/7/2004-5232/2 md.) Bu Kanuna göre memurlar ve diğer kamu

görevlileri hakkında yapılacak ihbar ve şikâyetlerin soyut ve genel nitelikte

olmaması, ihbar veya şikâyetlerde kişi veya olay belirtilmesi, iddiaların ciddî

bulgu ve belgelere dayanması, ihbar veya şikâyet dilekçesinde dilekçe sahibinin

doğru ad, soyad ve imzası ile iş veya ikametgâh adresinin bulunması zorunludur.

(Değişik

dördüncü fıkra: 17/7/2004-5232/2 md.) Üçüncü fıkradaki şartları taşımayan ihbar

ve şikâyetler Cumhuriyet başsavcıları ve izin vermeye yetkili merciler

tarafından işleme konulmaz ve durum, ihbar veya şikâyette bulunana bildirilir.

Ancak iddiaların, sıhhati şüpheye mahal vermeyecek belgelerle ortaya konulmuş

olması halinde ad, soyad ve imza ile iş veya ikametgâh adresinin doğruluğu

şartı aranmaz. Başsavcılar ve yetkili merciler ihbarcı veya şikâyetçinin kimlik

bilgilerini gizli tutmak zorundadır."

32. 4483 sayılı Kanun'un "İtiraz" kenar başlıklı

9. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Yetkili

merci, soruşturma izni verilmesine veya verilmemesine ilişkin kararını

Cumhuriyet başsavcılığına, hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu

görevlisine ve varsa şikayetçiye bildirir.

Soruşturma

izni verilmesine ilişkin karara karşı hakkında inceleme yapılan memur veya

diğer kamu görevlisi; soruşturma izni verilmemesine ilişkin karara karşı ise

Cumhuriyet başsavcılığı veya şikayetçi, izin vermeye yetkili merciler

tarafından verilen işleme koymama kararına karşı da şikâyetçi itiraz yoluna

gidebilir. ...

...Verilen

kararlar kesindir."

B. Uluslararası Hukuk

33. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşam

hakkı" kenar başlıklı 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili

kısmı şöyledir:

"Herkesin

yaşam hakkı yasayla korunur..."

34. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre yaşam

hakkını koruyan 2. madde, Sözleşme'nin en temel hükümlerinden biridir ve Avrupa

Konseyini oluşturan demokratik toplumların ana değerlerinden birini

korumaktadır. AİHM, bu maddenin ihlal edildiğine ilişkin iddiayı en dikkatli

incelemeye tabi tutmalıdır. Devlet görevlileri tarafından güç kullanımına

ilişkin davalarda, yalnızca güç kullanan devlet görevlisinin eylemleri değil

aynı zamanda mevcut ilgili hukuksal veya düzenleyici sistem ile eylemin

planlanması ve kontrolü de dâhilolayı çevreleyen tüm faktörlerin gözönünde

bulundurulması gerekmektedir (Nachova ve diğerleri/Bulgaristan [BD], B.

No: 43577/98, 43579/98, 6/7/2005, § 93).

35. AİHM, Sözleşme'nin 2. maddesini Sözleşme'nin 1.

maddesiyle birlikte yorumlayarak devletin yaşama hakkı kapsamındaki bir olayı

etkili soruşturma yükümlülüğünün bulunduğunu kabul etmiştir (McCann ve

diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No: 18984/91,

27/9/1995, § 161).

36. AİHM'e göre bu yükümlülük, sadece bir kamu

görevlisinin eylemi veya ihmali sonucu meydana gelen ölüm olayları açısından

geçerli değildir (Şener Can ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No:

27446/12, 25/11/2014, § 37). Devletin doğal olmayan her ölüm olayında

-öldürmeme ya da yaşamı korumama yükümlülüklerini ihlal etmemiş olsa da-

gerçekleşen ölümün sebebini ve varsa sorumlularını ortaya çıkarmaya yönelik

etkili bir soruşturma yapma yükümlülüğü vardır. Ayrıca devletin etkili

soruşturma yapma şeklindeki usul yükümlülüğü, maddi yükümlülükten ayrı ve

bağımsız bir yükümlülük hâline gelmiştir.

37. Öte yandan AİHM; soruşturma yükümlülüğünün bir sonuç

yükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılması yükümlülüğü olduğunu, bu

itibarla bu konudaki yaptığı değerlendirmelerin başvuruculara üçüncü kişileri

adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı verdiği ve tüm

yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi

yüklediği anlamına hiçbir şekilde gelmediğini de belirtmiştir (Öneryıldız/Türkiye

[BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004, § 96).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

38. Mahkemenin 9/5/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

1. Bazı Kamu Görevlileri Hakkında Ceza

Soruşturması Yürütülmemesi Yönünden

a. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü

39. Başvurucular;

i. Gezi Parkı olayları sürecinde güvenlik güçlerince

protestoculara yapılan müdahaleler sırasında yakınlarının da bulunduğu bölgeye

güvenlik güçleri tarafından yoğun miktarda ve hedef gözetilerek gaz fişeği

atıldığını, gaz fişeklerinden yaralananların birçoğuna olduğu gibi yakınlarına

da güvenlik güçlerince yardım edilmediğini, yardım etmek isteyenlere de

kolaylık sağlanmadığını, yakınlarının hastaneye götürülüşünün geciktirildiğini,

bu nedenle yaşam hakkının ihlal edildiğini,

ii. Vali ve İl Emniyet Müdürü'nün verdiği emirler

doğrultusunda güvenlik güçleri tarafından protestoculara güvenlik güçlerince

yoğun şekilde müdahalede bulunulduğunu, güvenlik güçlerince yapılan müdahaleyi

engelleyebilecekken söz konusu yetkililerin engellemediklerini, bu nedenle de

birçok kişi gibi yakınlarının da yaşamının korunmayarak vefatına yol

açıldığını, yakınlarının ölümünde sorumluluğu bulunan bu şahısların haksız

olarak ceza soruşturması dışında bırakıldığını, ayrıca olayın üzerinden iki

sene geçmesine rağmen faillerin tespit edilemediğini ve tespit edilmesine

emniyet ve Valilik tarafından yardımcı olunmadığını, Gezi Parkı olayları

sürecinde daha önceden de gaz fişeği kullanılması nedeniyle ölüm ve

yaralanmalar olduğu hâlde bu konuda bir yasaklama getirilmediğini,

iii. Aradan geçen süreye rağmen yakınlarının

ölümünde sorumluluğu olanların yargılanmadığını, faillerin tespit

edilemediğini, sorumluluğu olan amirler hakkında da soruşturma açılmamasına

karar verildiğini, bu nedenle etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini,

iv. Yakınlarının Gezi Parkı eylemlerine katıldığı

şeklinde spekülasyon yapıldığını, herkesin toplantı ve gösteri hakkı

bulunduğunu, böyle bir eyleme katılmış olsa bile bu nedenle yakınlarının terörist

ilan edilmesi nedeniyle anne ve baba olarak çocuklarının ifade ve sokakta

dolaşma özgürlüğünün ihlal edilmesi nedeniyle de mağdur olduklarını,

v. İtirazın reddine dair Hâkimlik kararının

gerekçesiz olduğunu ileri sürmektedirler.

40. Bakanlık görüşünde; öncelikle 14/3/2014 tarihli işleme konmama

kararına yapılan itirazın Danıştay tarafından reddine ilişkin kararının tebliğ

tarihinin esas alınarak başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin

yapılabileceği, aksi hâlde de Anayasa Mahkemesinin Elif Güneş Yıldırım (B.

No: 2014/12391, 5/4/2017) başvurusunda, güç kullanımı sonucu meydana gelen

yaralanmalar ile göstericilere müdahale edilmesi talimatı arasında bir illiyet

bağı bulunmadığı, dolayısıyla savunulabilir bir iddianın mevcut olmadığı

gerekçesiyle benzer iddiaları açıkça dayanaktan yoksun bulduğu belirtilmiştir.

b. Değerlendirme

41. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî

varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes,

yaşama, maddîve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

42. Anayasa'nın “Devletin temel amaç ve görevleri”

kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel

amaç ve görevleri, … Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah,

huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal

hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,

ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının

gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

43. Anayasa’nın “Görev

ve sorumlulukları, disiplin kovuşturulmasında güvence” kenar başlıklı 129.

maddesinin 6. fıkrası şöyledir:

"Memurlar

ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü

ceza kovuşturması açılması, kanunla belirlenen istisnalar dışında, kanunun

gösterdiği idari mercinin iznine bağlıdır."

i. Şikâyetlerin Nitelendirilmesi ve

İncelemenin Kapsamı Yönünden

44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucuların şikâyetlerinin özünün kolluk görevlilerinin güç kullanımı

sonucu meydana gelen ölüm olayında müdahale talimatını veren Vali ve İl Emniyet

Müdürü hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmediğine ilişkin olduğu

anlaşılmaktadır. Bu nedenle başvurucuların iddiaları Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrasında güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında

değerlendirilmiş ve inceleme yaşam hakkının etkili soruşturma yürütme

yükümlülüğüne ilişkin usul boyutu bakımından gerçekleştirilmiştir.

45. Yukarıda da ayrıntılı olarak belirtildiği üzere (bkz. §

39) başvurucuların yakınlarının güvenlik güçlerinin güç kullanımı sonucu vefat

ettiği, yakınlarının yaşam hakkının korunmadığı, öldürmeme yükümlülüğünün ihlal

edildiği, olay üzerinden iki yıl geçmesine rağmen faillerin tespit edilemediği,

sorumluluğu bulunanların soruşturulmaması nedeniyle etkili başvuru hakkının

ihlal edildiği yönünde iddiaları da bulunmakta ise de başvuru dosyasının

incelenmesinden olayın faili olarak tespit edilen kolluk görevlisi hakkında

yargılamaya başlandığı ve bu yargılamanın derdest olduğu (bkz. § 18), ayrıca başvuru formunda başvurucuların

ilettiği açıklamaların tümü gözetildiğinde başvurucuların söz konusu

iddialarını esasen Vali ve İl Emniyet Müdürü hakkında ceza soruşturması

yapılmaması nedeniyle ve bu iddia ile bağlantılı olarak dile getirdikleri

değerlendirilmiştir.

46. Nitekim başvuru formunun 18. paragrafında

başvurucuların "B.E.nin ölümü ile ilgili olarak ortaya çıkan her türlü

hak ihlalleri ve sorumluluğu olan tüm kişilerle ilgili olarak hukuki süreçler

birlikte yürütülmeyip, çeşitli kamu mercilerine dağıtılmış olduğundan;

ihlallerde ortak sorumlulukları olan kişiler hakkında bazıları için iç hukuk

yolları tüketilmiş, bazıları için henüz tamamlanmamış olduğundan; ...

Mahkemenize başvurumuzun iş bu dilekçe ile sınırlı olmadığını

bildiriyor..." şeklinde açıklamalarının bulunduğu, yine başvuru

formunun "Sonuç Talepleri" kısmında Vali ve İl Emniyet Müdürü

hakkındaki kovuşturmasızlık kararının kaldırılması yönünde talepte bulundukları

da görülmüştür.

47. Yukarıda yer verilen açıklamalardan başvurunun konusunu

olay tarihinde görevde olan Vali ve İl Emniyet Müdürü hakkında yürütülen

işlemlerin oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle başvuru, Vali ve İl Emniyet

Müdürü hakkında yürütülen soruşturma işlemleri ile sınırlı olarak

incelenmiştir.

48. Diğer yandan "Başvuru Yollarının Tüketildiğine

İlişkin Bilgiler" kısmında başvurucular tarafından "kararı

veren mahkeme" olarak İstanbul 2. Sulh Ceza Hakimliği bildirildiğinden

başvurucuların itirazı üzerine Danıştay tarafından incelenen şikâyetin işleme

konulmamasına dair karara ilişkin süreç hakkında (bkz. §§ 27-29) bir inceleme yapılmasına gerek

görülmemiştir.

49. Yukarıda değinilenlere ek olarak başvurucular,

ilgililer hakkında Cumhuriyet Başsavcılığınca ceza soruşturması yürütülmemesi

nedeniyle Anayasa'nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru

hakkının ihlal edildiğini de belirtmişlerdir. Başvurucuların yaşam hakkının

etkili soruşturma yükümlülüğüne dair usul boyutunun ihlal edildiği iddiaları bakımından

dayandıkları gerekçeler ile etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiaları

kapsamında sundukları gerekçe aynı olduğundan başvurucuların etkili başvuru

hakkının ihlal edildiği iddiaları ayrıca incelenmemiştir.

50. Son olarak başvurucuların çocuklarının

Gezi Parkı olaylarına katıldığı şeklinde spekülasyon yapıldığını, böyle bir

eyleme katılmış olsa bile bu nedenle yakınlarının terörist ilan edilmesinden

çocuklarının ifade özgürlüğünün ihlal edilmesi nedeniyle anne ve baba olarak

mağdur olduklarına dair iddiaları bakımından çocuklarının başvuruya konu

eylemlere katıldığına yönelik bir kabul beyanları bulunmadığı, bu yöndeki

haberleri "spekülasyon" olarak nitelendirdikleri anlaşılmakla

başvurucuların söz konusu iddialarının toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkı yönünden değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

ii. Kabul Edilebilirlik Yönünden

51. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, bu hakka yönelik bir başvuru

ancak ölen kişinin olay nedeniyle mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir

(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41).

Başvurucularmüteveffanın ebeveynleri ve kardeşleridir. Bu nedenle başvruda,

başvuru ehliyeti yönünden bir eksiklik bulunmamaktadır.

52. Bununla birlikte başvurunun diğer kabul edilebilirlik

kriterleri yönünden de incelenmesi gerekir.

53. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı, dokunulmaz ve

vazgeçilmez temel bir hak olup Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte

değerlendirildiğinde devlete pozitif ve negatif ödevler yükler (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 50).

54. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif

yükümlülüklerinin usule ilişkin yönü, doğal olmayan her ölüm olayının

sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek

etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirmektedir. Yürütülecek bu

soruşturmanın temel amacı yaşam hakkını koruyan hukukun etkili bir şekilde

uygulanmasını, kamu görevlilerinin müdahalesiyle veya onların sorumlulukları

altında meydana gelen ya da diğer bireylerin fiilleriyle gerçekleşen ölümler

nedeniyle ilgililerin hesap vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 54).

55. Diğer taraftan ceza soruşturmasının amacı, yaşam

hakkını koruyan hukukun etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların hesap

vermesini sağlamak olmakla birlikte bu yükümlülük kesin olarak bir sonuç elde

etmeyi değil uygun araçların kullanılmasını gerektirir. Anayasa'nın 17. maddesi

başvuruculara üçüncü kişileri bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma

hakkı vermediği gibi devlete tüm yargılamaları mahkûmiyetle sonuçlandırma ödevi

de yüklemez (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 56).

56. Kamu görevlilerinin görevlerini devlet adına ifa etmeleri ve

görevlerinin ifası ile ortaya çıkan birtakım durumlarla bağlantılı olarak sık

sık şikâyet edilme ve soruşturma tehdidi altında olma riski ile karşı karşıya

olmaları nedeniyle haklarında adli soruşturma yürütülmesinin belirli bir

makamın iznine bağlanması hukuk devletinde makul görülebilir (Hidayet Enmek

ve Eyüpsabri Tinaş, B. No: 2013/7907, 21/4/2016, § 106).

57. Anayasa'nın bütünlüğü ilkesi çerçevesinde Anayasa kurallarının bir

arada ve hukukun genel ilkeleri gözönünde tutularak uygulanması zorunlu

olduğundan etkili soruşturma yükümlülüğünü ve kamu görevlilerinin

soruşturulmasının izin şartına bağlı olmasını düzenleyen kurallar bütününün

birbiriyle uyumlu bir şekilde yorumlanması gereklidir (Hidayet Enmek ve

Eyüpsabri Tinaş, § 108).

58. Diğer yandan bireyin bir devlet görevlisi tarafından

hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir

muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması

hâlinde olay hakkında etkili resmî bir soruşturmanın yürütülmesi gerekmektedir

(Tahir Canan, § 25). Ancak bu konuda bir soruşturmanın başlayabilmesi için

öncelikle söz konusu iddialar uygun delillerle desteklenmelidir. İddia edilen

olayların gerçekliğini tespit etmek için her türlü makul şüpheden uzak

kanıtların varlığı gerekir. Bu nitelikteki bir kanıt yeterince ciddi, açık ve

tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karinelerden de

oluşabilir. Ancak bu uygun koşulların tespiti hâlinde bir soruşturma

yükümlülüğünün bulunduğundan bahsedilebilir (C.D., B. No: 2013/394,

6/3/2014, § 28).

59. Nitekim Anayasa Mahkemesi, Gezi Parkı olaylarına

güvenlik güçlerinin müdahalesi sırasında yaralananlar tarafından yapılan Elif

Güneş Yıldırım (aynı kararda bkz. §§ 24-28) ve Davut Yıldız (B. No:

2014/14147, 24/1/2018, §§ 33-35) başvurularında, başvurucuların yaralanmalarına

sebep olan güvenlik güçlerine müdahale emrini veren, bu müdahaleyi kontrolsüz

ve denetimsiz bırakması nedeniyle olayda sorumluluğu bulunan Vali ve İl Emniyet

Müdürü hakkında ceza soruşturması yürütülmemesine ilişkin benzer şikâyetleri

hakkında, başvurucular tarafından güvenlik güçlerinin müdahalesi ile üst düzey

kamu görevlilerinin talimatları arasında ceza hukuku kapsamında bir illiyet

bağının bulunduğunu savunulabilir kılan bir bilgi veya belge ortaya konamadığı,

varlığı iddia edilen müdahale talimatının güvenlik güçlerinin yetkisini aşacak

ve suç oluşturacak nitelikte hareket etmelerine yönelik olduğuna ilişkin

herhangi bir somut kanıt da gösterilemediği dolayısıyla söz konusu iddiaların

soyut ve kanıtlanmamış şikâyetlerden oluştuğu değerlendirmeleriyle başvuruların

kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

60. Somut başvuruda da değinilen ilkeler ışığında başvurucuların

yakınlarının yaşanan gösteri olaylarına bir katılımı olmadığı hâlde güvenlik

güçlerinin gösteri yapan gruba müdahalesi sırasında öldürüldüğünü, bu olayda

güvenlik güçlerinin yanı sıra onlara müdahale emrini veren ve bu müdahaleyi

kontrolsüz bırakan olayın gerçekleştiği tarihin Valisi ve İl Emniyet Müdürü'nün

de sorumluluğu olduğu iddiasına ilişkin olarak yapılan incelemede de benzer

biçimde, yukarıda değinilen başvurularla aynı toplumsal olayda başvurucuların

güvenlik güçlerinin müdahalesi ile üst düzey kamu görevlilerinin talimatları

arasında ceza hukuku kapsamında bir illiyet bağının bulunduğunu savunulabilir

kılan bir bilgi veya belge ortaya koyamadığı, dolayısıyla önceki içtihattan

ayrılmayı gerektirecek bir durum bulunmadığı değerlendirilmiştir.

61.Diğer yandan başvurucular tarafından varlığı iddia edilen müdahale

talimatının kolluk görevlilerinin yetkisini aşacak biçimde müdahale etmelerine

yönelik olduğuna ilişkin herhangi bir somut kanıt da gösteremedikleri,

dolayısıyla başvurucuların iddialarının her türlü makul şüpheden uzak kanıt

unsuru içermediği ve savunulabilir olmadığı sonucuna varılmıştır.

62. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Yaralanan Yakınlarının Sağlık Hizmetlerine Ulaşmasına

Güvenlik Güçlerince Yardım Edilmediğine İlişkin İddia

a. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü

63. Başvurucular; yukarıda belirtildiği üzere (bkz. § 39)

yakınlarının güvenlik güçlerinin müdahalesi sırasında yaralanmasına rağmen

güvenlik güçleri tarafından yakınlarına yardım edilmediğini, yardım etmek

isteyenlere de kolaylık sağlanmadığını, hastaneye götürülmesinin

geciktirildiğini, birkaç dakika erken hastaneye götürülebilse belki hayatta

kalabileceğini iddia etmiştir.

64.Bakanlık, bu iddiaya ilişkin olarak herhangi bir görüş

bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

65.Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"...Başvuruda

bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

66. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve

Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“İhlale

neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş

idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir.”

67. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal

ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin

düzeltilmesi öncelikle idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel

hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri

önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme

kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No:

2012/403, 26/3/2013, § 16).

68. Başvurucuların yukarıdaki iddialarının araştırılarak faillerin

tespit edilmesi amacıyla herhangi bir yargısal mercie şikâyetlerini

ilettiklerine dair herhangi bir bilgi ya da belge sunmadıkları anlaşılmıştır.

69. Dolayısıyla yaşam hakkının ihlal edildiğine yönelik söz konusu

iddia yönünden tüketilmesi gerekli olan ceza soruşturması yolunun bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olduğundan söz edilemeyecek olup Anayasa

Mahkemesinin bu durumda söz konusu iddiayı inceleyebilmesi mümkün değildir.

70. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

B. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü

71.Başvurucular oğullarının vefat edene kadar 269 gün komada kalması,

15 kg'ya kadar kilo vermesi, ölüm şekli itibarıyla acı ve eziyet çekmesi,

ailesi olarak çocukları için bir şey yapamamaları ve çocukları hakkındaki eleştirilere

dayanmak zorunda kalmaları nedenleriyle kendilerinin eziyet ve onur kırıcı

muameleye maruz kaldıklarını, bu nedenle Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal

edildiğini iddia etmişlerdir.

72.Bakanlık bu iddiaya ilişkin olarak herhangi bir görüş bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

73.Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili

kısmı şöyledir:

"Herkes,

Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal

edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir..."

74. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı"

kenar başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Herkes,

Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilir."

75.6216 sayılı Kanun'un "Bireysel başvuru hakkına

sahip olanlar" kenar başlıklı 46. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Bireysel

başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından

yapılabilir."

76.Anayasa Mahkemesi kötü muamele yasağına ilişkin bu tür

şikâyetleri incelediği başvurularda; hakları ihlal edilen kişinin aile

üyelerinin olaydan dolayı ruhsal çöküntü ve üzüntü yaşamalarının kendileri için

kaçınılmaz bir sonuç olduğunu, bu nedenle Anayasa'nın 17. maddesinin bu kişiler

bakımından ihlal edilebilmesi için söz konusu durumun yeterli olmadığını ve

aile bireylerinden birinin mağdur olup olmamasının yaşadıkları üzüntüden farklı

bir boyut kazandıracak özel faktörlerin başvuruda var olup olmadığına bağlı

olduğunu ifade etmiştir (Engin Gök ve diğerleri, B. No: 2013/3955,

14/4/2016, §§ 49-54).

77. Diğer taraftan bir bireysel başvurunun kabul

edilebilmesi için başvurucunun sadece mağdur olduğunu ileri sürmesi yeterli

olmayıp ihlalden doğrudan veya dolaylı olarak etkilendiğini yani mağdur

olduğunu göstermesi veya mağdur olduğu konusunda Anayasa Mahkemesini ikna

etmesi gerekir. Bu itibarla mağdur olduğu zannı veya şüphesi de mağdurluk

statüsünün varlığı için yeterli değildir (Ayşe Hülya Potur, B. No:

2013/8479, 6/2/2014, § 24).

78. Buna göre aile bireylerinin kötü muamele yasağı

bakımından mağdur statüsüne sahip olabilmeleri için ölüm olayı nedeni ile

kaçınılmaz olarak yaşanılan üzüntüye farklı bir boyut ve şekil kazandırılmış

olmalıdır (Seyfullah Turan ve diğerleri, B. No: 2014/1982, 9/11/2017,

§ 121).

79. Öncelikle belirtmek gerekir ki başvurucuların

oğullarının uzun süre komada kalarak vefat etmesinin başvurucuların oğullarına

yönelik eylem nedeniyle kaçınılmaz olarak yaşadıkları üzüntüyü artırdığında bir

şüphe bulunmamaktadır. Ancak somut olayın kendine özgü koşullarının daha önce

Anayasa Mahkemesinin önüne taşınmış ve ihlal kararı ile sonuçlanmış şiddetin

aile bireylerinin gözü önünde gerçekleşmesi durumu gibi (Mehmet Şah Araş ve

diğerleri, B. No: 2014/798, 28/9/2016) insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele yasağı bakımından doğrudan veya dolaylı mağdur olunduğunu gösterir

mahiyette bir özellik taşımadığını belirtmek gerekir.

80. Somut olayın kendine özgü koşulları ve ileri sürülen

şikâyetler dikkate alındığında yakınlarının hangi koşullarda öldüğüne herhangi

bir şekilde tanıklık etmeyen başvurucuların -yakınlarının ölümünden dolayı

duydukları üzüntü haricinde- bu üzüntüye farklı bir boyut kazandırabilecek ve

kendileriyle ilgili olarak kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasını

savunabilecekleri bir durum tespit edilememiştir. Dolayısıyla başvurucuların

kötü muamele yasağı bakımından mağduriyetlerinin söz konusu olmadığı sonucuna

varılmıştır.

81. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının kişi

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamıştır.

C. Ayrımcılık Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

82. Başvurucular yaşam hakkı ile bağlantılı olarak,

yakınlarının çocuk olması da gözetilerek ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini

ileri sürmektedirler.

83. Bakanlık bu iddiaya ilişkin olarak herhangi bir görüş

bildirmemiştir.

84. Anayasa'nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi ve

Sözleşme'nin 14. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine

yönelik iddiaların soyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp mutlaka

Anayasa ve Sözleşme kapsamında yer alan diğer temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı

olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 33).

85. Somut olayda ayrımcılık yasağının ihlal edildiği ileri sürülmekte

ise de söz konusu ihlal iddiasının hangi temel hak ve özgürlüğe yönelik olarak

gerçekleştiği belirtilmemiştir. Söz konusu iddia somut olayla bağlantı

kurulmadan, genel hukuki düzenlemelerden bahsedilmek suretiyle ileri

sürülmüştür. Bahse konu iddianın Anayasa ve Sözleşme kapsamındaki hak ve

hürriyetlerden biri ile bağlantısı da bulunmamaktadır.

86. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının konu bakımından

yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Bazı kamu görevlileri hakkında ceza soruşturması

yürütülmemesinden dolayı yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Yaralanan yakınlarının sağlık hizmetlerine ulaşmasına

güvenlik güçlerince yardım edilmemesinden dolayı yaşam hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

3. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

Engin YILDIRIM'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

4. Ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

OYBİRLİĞİYLE,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

9/5/2019 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvurucuların yakını olan Berkin Elvan, Gezi Parkı

olayları olarak bilinen protesto eylemlerine katılanlara yönelik güvenlik

güçlerince yapılan müdahale sırasında yakın mesafeden atılan gaz bombasının

başına isabet etmesiyle yaralanmıştır. Kafatasında kırıklar oluşan ve beyin

kanaması geçiren Berkin Elvan kaldırıldığı hastanede 269 gün komada kaldıktan

sonra 11/3/2014 tarihinde vefat etmiştir.

2. Başvurucular oğullarının vefat edene kadar 269 gün

komada kalması, 15 kg'ya kadar kilo vermesi, ölüm şekli itibarıyla acı ve

eziyet çekmesi, ailesi olarak çocukları için bir şey yapamamaları ve çocukları

hakkındaki eleştirilere dayanmak zorunda kalmaları nedenleriyle kendilerinin

eziyet ve onur kırıcı muameleye maruz kaldıklarını iddia etmişlerdir. Mahkememiz

çoğunluğu bu iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğu sonucuna ulaşmıştır.

3. Mahkememiz çoğunluğu, başvurucuların oğullarının uzun

süre komada kalarak vefat etmesinin başvurucuların yaşadıkları üzüntüyü

artırdığından şüphe duymamakla birlikte somut olayın kendine özgü koşullarının

daha önce Anayasa Mahkemesinin önüne taşınmış ve ihlal kararı ile sonuçlanmış

“şiddetin aile bireylerinin gözü önünde gerçekleşmesi durumu” gibi (Mehmet

Şah Araş ve diğerleri, B. No: 2014/798, 28/9/2016) “insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele yasağı bakımından doğrudan veya dolaylı mağdur olunduğunu

gösterir mahiyette bir özellik taşımadığı” kanaatindedir (Gamze Elvan ve

diğerleri, B. No: 2015/5718, 9/5/2019, § 79).

4. Mahkememiz kötü muamele yasağına ilişkin bu tür

şikâyetleri incelediği başvurularda; hakları ihlal edilen kişinin aile

üyelerinin olaydan dolayı ruhsal çöküntü ve üzüntü yaşamalarının kendileri için

kaçınılmaz bir sonuç olduğunu, bu nedenle Anayasa'nın 17. maddesinin bu kişiler

bakımından ihlal edilebilmesi için söz konusu durumun yeterli olmadığını ve

aile bireylerinden birinin mağdur olup olmamasının yaşadıkları üzüntüden farklı

bir boyut kazandıracak özel faktörlerin başvuruda var olup olmadığına bağlı

olduğunu ifade etmiştir (Engin Gök ve diğerleri, B. No: 2013/3955,

14/4/2016, §§ 49-54). Aile bireylerinin kötü muamele yasağı bakımından mağdur

statüsüne sahip olabilmeleri için ölüm olayı nedeni ile kaçınılmaz olarak

yaşanılan üzüntüye farklı bir boyut ve şekil kazandırılmış olmalıdır (Seyfullah

Turan ve diğerleri, B. No: 2014/1982, 9/11/2017, § 121).

5. AİHM, bu tür şikâyetleri incelediği başvurularda

hakları ihlal edilen kişinin aile üyelerinin, olaydan dolayı ruhsal çöküntü ve

üzüntü yaşamalarının kendileri için kaçınılmaz bir sonuç olduğunu, bu nedenle

Sözleşme'nin 3. maddesinin bu kişiler bakımından ihlal edilebilmesi için söz

konusu durumun yeterli olmadığını, aile bireylerinden birinin mağdur olup

olmamasının, yaşadıkları duygusal çöküntüden farklı bir boyut kazandıracak özel

faktörlerin başvuruda var olup olmadığına bağlı olduğunu ifade etmiştir.

Mahkemeye göre bu bağlamda söz konusu şikayetlerin incelenmesinde aile

bağlarına, aile bireylerinin, ilişkilerinin özel durumuna ve söz konusu

olaylara ne kadar tanık olduklarına belirgin bir ağırlık verilmesi

gerekmektedir (Çakıcı/Türkiye, B. No: 23657/94, 8/7/1999, § 98).

6. Çoğunluk görüşünün aksine başvurucular çocuklarının

hangi koşullarda yaşamını yitirdiğine acı ve çaresizlik içinde tanık

olmuşlardır.Berkin Elvan başvurucuların gözü önünde adeta erimiş ve trajik bir

şekilde vefat etmiştir. Gerek koma sürecinde, gerekse de vefatından sonra

merhum çocuk üzerinden kamuoyunda bir takım siyasi tartışmalar yaşanmış ve

durumuyla ilgili çeşitli spekülatif değerlendirmelerde bulunulmuştur. Çocuklarının

269 gün boyunca komada ölümle pençeleşmesine ve 15 kg’ye düşmesine şahit olan

başvurucular bunun getirdiği üzüntüyle elem ve ıstırap çekerken bir de

çocukları üzerinden kendilerini kamusal bir tartışma içinde bulmuşlardır. Bu

tartışma sırasında başvurucular çocuklarıyla ilgili ortaya atılan bazı itham ve

iddialara da katlanmak zorunda kalmış, haysiyetleri de zedelenmiştir. Bütün

bunların başvurucuların yaşadıkları üzüntüye farklı bir boyut ve şekil

kazandırmayarak kötü muamele yasağı bakımından mağduriyetlerine neden olmadığı

söylenemez. Komada can çekişen çocuklarının durumuna doğal olarak üzülen

başvurucuların durumu merhum çocuk etrafında yapılan tartışmalardan dolayı salt

üzüntünün de ötesine geçerek farklı bir şekil almıştır.

7. Belirtilen gerekçelerle başvurunun kabul edilebilir

olduğu ve başvurucunun Anayasanın 17. maddesinin 3. fıkrasında güvence altına

alınan haklarının ihlal edildiği düşüncesiyle çoğunluk kararına katılmadım.

Başkan Engin YILDIRIM

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/5718, 9 Mayıs 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İkinci
  4. Bölüm
  5. Karar
  6. Yıldırım
  7. Kömürcü
  8. Topal
  9. Akyel
  10. Takcı
  11. I. Başvurunun Konusu
  12. II. Başvuru Süreci
  13. III. Olay Ve Olgular
  14. A. Olayın Failleri Hakkında Yürütülen Ceza
  15. IV. İlgili Hukuk
  16. A. Ulusal Hukuk
  17. B. Uluslararası Hukuk
  18. V. İnceleme Ve Gerekçe
  19. A. Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin
  20. B. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine
  21. C. Ayrımcılık Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
  22. A. 1. Bazı kamu görevlileri hakkında ceza soruşturması
  23. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  24. Karşıoy Gerekçesi
  25. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/5718
Tarih
9 Mayıs 2019

İlgili Kararlar

  • Alparslan Altan Başvurusu (B. No: 2018/22191)
  • Yıldız Korkut Başvurusu (B. No: 2016/8532)
  • Mustafa Teke Başvurusu (B. No: 2016/12039)
  • Ford Motor Company Başvurusu (B. No: 2015/12767)
  • Hadice Akyürek ve Hasan Akyürek Başvurusu (B. No: 2015/13867)
  • Nihat Zeybekci Başvurusu (B. No: 2015/5633)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.