İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Gülamir Bozma Başvurusu (B. No: 2013/4569)

1. Başvuru; kardeşinin terör örgütü üyeleri tarafından

Başvuru No2013/4569Tarih14 Nisan 2016Okuma25 dk · 4.972 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Gülamir Bozma Başvurusu

Karar tarihi
14 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/4569
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.972 kelime·25 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; kardeşinin terör örgütü üyeleri tarafından

yaralandığı, hayvanlarının telef edildiği, konutuna zarar verildiği dikkate

alınmaksızın, 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden

Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun

reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma ve mülkiyet haklarının; ret

işlemine karşı açılan davaya ilişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması,

makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 1/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır.

Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde

başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 31/12/2014 tarihinde,

başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

4. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 31/12/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından 28/1/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 10/2/2015 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu; terör örgütü mensupları tarafından 14/7/1993

tarihinde Batman ili Sason ilçesi Sarıyayla köyü Yıldızkaya mezrasına yapılan baskında hayvanlarının telef

edildiğini, konutuna silahla ateş açılması sonucu konutunun hasar gördüğünü,

kardeşi M.B.nin yaralandığını beyan etmiş ve bu özel

durumundan kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle köyünü terk etmek zorunda

kaldığını iddia etmiştir.

9. Başvurucu 6/9/2007 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına

giren zararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna

(Komisyon) başvurmuştur.

10. Komisyon 7/1/2011 tarihli ve 2011/1-215 sayılı kararında;

terör olayları sonucu oluşan zararların karşılanması talebiyle yapılan

başvuruda bilirkişi heyetince yapılan keşif, tutulan tutanaklar, dosyalarda yer

alan bilgi ve belgeler uyarınca Sason ilçesi Sarıyayla

köyünün boşalmadığından, kişiye yönelik bir tehdit ve saldırı olmadığından

bahisle talebin reddine karar vermiştir.

11. Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi aleyhine Batman

İdare Mahkemesinde dava açılmıştır.

12. Batman İdare Mahkemesinin 25/11/2011 tarihli ve E.2011/838,

K.2011/1291 sayılı kararı ile Sarıyayla köyünün Yıldızkaya, Elagöz, Yelek, Gümüşkemer, Karaağaç, Karayün, Üçevler, Kergiz ve Yolaç mezralarından oluştuğu; Batman İl Jandarma Komutanlığının

boşalan ve boşaltılan köylere ilişkin yazısında Yıldızkaya,

Elagöz, Yelek, Gümüşkemer,

Karaağaç, Karayün, Üçevler,

Kergiz ve Yolaç

mezralarının 1993 ile 2000 yılları arasında kısmen boşaltıldığı/boşaldığının

ifade edildiği; 1987 ile 2000 yılları arasında Sarıyayla

köyünde geçici köy korucusu ile gönüllü köy korucusunun görevlendirildiği ve

koruculuk sisteminin olduğu, köy korucularının ailelerinin dışında köyde

yaşayan 25 hanenin bulunduğu, köy nüfusunun 1990 yılında 1.178 kişi, 1997

yılında 605 kişi, 2000 yılında 777 kişi olduğu; 1990 ile 2000 yılları arasında

köyde muhtarlık seçimlerinin yapıldığı, Sarıyayla

köyündeki ilköğretim okulunun eğitim ve öğretime açık olduğu, Sarıyayla köyü halkının bir kısmının güvenlik kaygısıyla da

olsa göç etmesinden dolayı uğradığı zararın anılan köyün tamamen boşalmamış

olması, diğer bir ifadeyle anılan köyde nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış

olması ve başvurucuya yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmaması

nedenleriyle 5233 sayılı Kanun hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki

olanak bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmiştir.

13. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 31/1/2013 tarihli ve E.2012/4058, K.2013/610 sayılı ilamı ile

kararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz

nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği

belirtilerek kararın onanmasına hükmedilmiştir. Onama kararı, başvurucuya

4/6/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucu 1/7/2013 tarihlerde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

15. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,

geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar

Kurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008

tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin

31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay Onuncu

Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,

§§ 15-28).

16. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı

Kanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm

hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı

sonucunda bulunan miktarın;

a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek

üzere yaralanma derecesine göre,

b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar,

c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı

tutarına kadar,

d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı

tutarına kadar,

e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı

tutarında,

Nakdî ödeme yapılır.

…

Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen

nakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa

ilişkin hükümleri uygulanır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

17. Mahkemenin 14/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

18. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı talebin ve

akabinde açtığı davanın reddedildiğini, köy halkının, köy korucusu olmak yahut

köyü terk etmek şeklinde idarece yapılan baskı ve zorlamaya maruz kalmasının

dikkate alınmadığını, dosyadaki zarar tespitine ilişkin raporlar ve güvenlik

nedeniyle köyünün boşaltılmış olduğunu belirten belgeler ile terör örgütü

mensuplarınca köye yapılan baskın sonucunda hayvanlarının telef olmasına,

konutunun hasara uğramasına, kardeşi M.B.nin

yaralanmasına dair özel durumu dikkate alınmadan köyün tamamen boşalmamış

olduğu soyut gerekçesine ve şahsına yönelik bir terör tehdidi ya da

saldırısının bulunmamasına dayanılarak, sunduğu belgeler değerlendirilmeden

idare tarafından sunulan belgelerin dikkate alındığını, bu belgeler tebliğ

edilmemek suretiyle kendisine savunma yapma imkânı tanınmadan karar verildiğini

ve bu kararın adil olmadığını belirtmiştir.

19. Başvurucu; ayrıca kararların yeterli gerekçe ihtiva

etmediğini, sunduğu belgeleri dikkate almadan idarece sunulan belgelere dayalı

olarak karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını, kendi içinde çelişkili ve

gerçeği yansıtmayan belgelere dayanılarak karar verildiğini, davasının reddine

karar verilmesi nedeniyle makul ve objektif bir sebep bulunmamasına rağmen

şahsına tazminat ödenmemesi yönünde karar alınarak ayrımcılığa maruz kaldığını,

idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu

mülkiyet hakkından yoksun kaldığını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalı

değerlendirme nedeniyle zararlarının tazmin edilmediğini, 5233 sayılı Kanun’da

yazmayan bir nedene dayanılarak Komisyon ve yargı makamlarınca talebinin

reddedildiğini, yaptığı başvuru hakkında yürütülen işlemlerin makul sürede

sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve

141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş ve maddi

tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

20. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun, 5233

sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtığı davanın

reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve

141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiği

anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki

nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder (Tahir Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, Mahkemece verilen ret kararı neticesinde

idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmediğini,

terör örgütü üyeleri tarafından yerleşim yerine yapılan baskında hayvanlarının

telef edildiğini, konutuna ağır silahlarla saldırıda bulunulması nedeniyle

konutunun hasar gördüğünü, mağduriyeti hakkında bir giderim sağlanması

imkânının kendisine tanınmadığını belirterek Anayasa’nın 35. maddesinde

tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Anılan ihlal

iddiaları, gerekçeli karar hakkının ve hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlali

iddiasının incelenmesi sonucu verilen karara bağlı olarak

değerlendirileceğinden bu ihlal iddiası yönünden ayrıca inceleme yapılmamıştır.

Başvurucunun diğer ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir:

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Eşitlik İlkesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

21. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı giderim

talebinin ve akabinde açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 10.

maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

22. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminat

taleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası daha

önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılık

yapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtilen

iddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamış

oldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude

Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014,

§§ 39-44).

23. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığın

hangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtilen

iddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibi

farklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

24. Açıklanan nedenlerle başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlal

edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Tarafsız Mahkemede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

25. Başvurucu, idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ

edilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını iddia

etmiştir.

26. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, benzer

iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarda, başvurulara konu yargılamalarda hâkimin

tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürüten

hâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişisel

bir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu

olduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından, başvurucuların

anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, §§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).

27. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkin

karineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

28. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tarafsız mahkemede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

ii. Çelişmeli Yargılama ve

Silahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

29. Başvurucu, sunduğu bilgi, belge ve deliller dikkate

alınmaksızın sadece idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyen

belgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın reddine karar

verildiğini belirtmiş; bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği

ilkelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

30. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, çelişmeli

yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha önce

bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarda, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamında

karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdas edilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamen

boşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti için

de bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bu

belgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarına

aktarıldığı, başvurucuların, bu suretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç

İlk Derece Mahkemesi kararıylavakıf olduğu tespit

edilmiştir. Başvurucuların, temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu

belgeler ışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürme

imkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyan

dilekçeleri kapsamında, Mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulan

belgeler değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olarak tetkik

ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyaları

kapsamında başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin bir

imkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Mesude

Yaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin,

§§ 70-72).

31. Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılan

incelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı ve

başvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı

sonucuna varılmıştır.

32. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama ve

silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

iii. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

33. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğü

giderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama

prosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

34. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarda, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler ile

davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama sürecinde

Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,

§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.

No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet

Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesin

olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun

başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§

46-70).

35. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

36. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvuru

tarihi (6/9/2007) ile nihai karar tarihi (31/1/2013) arasında geçen 5 yıl 4

aylık sürede uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve

özellikle yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespit

edilemediğinden, başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön

de bulunmadığından yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.

37. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanma

hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşıldığından, başvurunun

bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iv. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

Başvurucunun Konutunun Hasara Uğradığı Şikâyeti

Kapsamında Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

38. Başvurucu 14/7/1993 tarihinde terör örgütü mensupları tarafından

köye yapılan baskında konutuna ağır silahlarla saldırıda bulunulduğunu,

konutunun hasar gördüğünü, bu iddiaları hakkında hiçbir değerlendirme

yapılmaksızın davasının reddedildiğini iddia etmiştir.

39. Gerekçeli karar hakkı adil yargılanma hakkının somut

görünümlerinden biri olup Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)

içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan

ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli

karar hakkına Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 38).

40. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma

hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği

şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı,

kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık

bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız

bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm

Pazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, B. No: 2013/1213,

4/12/2013, § 26).

41. Somut olayda başvurucu, yerleşim yerleri olan Sarıyayla köyü Yıldızkaya

mezrasına terör örgütü üyeleri tarafından 14/7/1993 tarihinde baskın

düzenlendiğini, konutlarına ağır silahlarla ateş açılması nedeniyle konutunun

zarar gördüğünü, bu şikâyetini dava ve temyiz dilekçelerinde ileri sürmesine

rağmen iddiaları hakkında bir değerlendirme yapılmaksızın yargılama mercilerincekarar verildiğini iddia etmiştir.

42. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvuruda,Komisyon kararlarında (bkz. § 10), İdare

Mahkemesi kararlarında (bkz. § 12), kanun yolu denetimi sonrasında hükmedilen

ilamda (bkz. § 13) başvurucunun iddiaları hakkında herhangi bir değerlendirmede

bulunulmadığı tespit edilmiştir.

43. Başvurucu, konutuna zarar verildiği konusunda delil olarak

olay yeri tespit tutanağı sunmuştur. Jandarma astsubay kıdemli çavuş, uzman

jandarma I. kademeli çavuş, jandarma binbaşı, jandarma onbaşı ve jandarma er

rütbelerini haiz sekiz görevli tarafından düzenlenen 14/7/1993 tarihli olay

yeri tespit tutanağının ve iki sayfalık ek krokisinin incelenmesi neticesinde

tutanakta olayların meydana geliş şeklinin izah edildiği, olay yeri krokisine

çizilen ev figürleri üzerine, ev sahipleri oldukları belirtilen kişilerin

adlarının yazıldığı, terör örgütü üyelerince saldırılan evlerdeki kurşun

izlerine ve roketatar izlerine krokiye işlenmek suretiyle yer verildiği tespit

edilmiştir.

44. Olay yeri tespit tutanağının ve krokisinin incelenmesi

neticesinde, tutanakta ve krokide başvurucunun adının geçmediği, herhangi bir

evin sahibi olduğunun belirtilmediği anlaşılmıştır.

45. Olay yeri tespit tutanağında ve krokisinde başvurucunun

adının geçmediği dikkate alındığında, konutunun zarar görmesi nedeniyle

başvurucunun mağdur olduğu sonucuna varılamayacağından, başvurucunun konutunun

hasar gördüğü iddiası hakkında Derece Mahkemelerince herhangi bir değerlendirme

yapılmaması nedeniyle kararların yeterli gerekçe ihtiva etmediği sonucuna

varılamayacağı kanaatine ulaşılmıştır.

46. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gerekçeli karar hakkına

yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Başvurucunun Hayvanlarının Telef Olduğu Şikâyeti

Kapsamında Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

47. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

v. Hakkaniyete Uygun

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

48. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Başvurucunun

Hayvanlarının Telef Olduğu Şikâyeti Kapsamında Gerekçeli Karar Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

49. Başvurucu 14/7/1993 tarihinde terör örgütü mensupları

tarafından yerleşim yerine yapılan baskında büyükbaş ve küçükbaş hayvanlarının

telef olduğunu belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini, bu iddiası

hakkında hiçbir değerlendirme yapılmaksızın davasının reddedildiğini iddia

etmiştir.

50. Gerekçeli karar hakkı, adil yargılanma hakkının somut

görünümlerinden biridir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM

içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan

ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli

karar hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara Anayasa'nın 36.

maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher

Ergun ve diğerleri, § 38).

51. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına

alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü -kendisi bir

temel hak niteliği taşımasının ötesinde- diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlü

kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hak

arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §

30).

52. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma

hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklinde

anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı, kararın

niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir

yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız

bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm

Pazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, § 26).

53. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin

ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin

onama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmakla beraber (Aziz Turhan, B. No: 2012/1269, 8/5/2014, §

53), başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin de

tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz başvurularıyla başvurucuların usul

haklarının ihlal edildiğine yönelik somut şikâyetlerinin temyiz incelemesinde

tartışılmaması veya yargı mercileri tarafından resen dikkate alınması gereken

hükümlerin, gerekçesi açıklanmaksızın uygulanmaması gerekçeli karar hakkının

ihlali olarak görülebilir (Mustafa Kahraman,

B. No: 2014/2388, 4/11/2014, § 37).

54. AİHM’e göre mahkemeler ve yargı

mercileri, verdikleri kararlarda yeterli gerekçe göstermelidir. Gerekçe

gösterme yükümlülüğünün kapsamı, kararın niteliğine göre değişir ve davaya konu

olayın içinde bulunduğu şartlar değerlendirilerek belirlenir (Higgins ve diğerleri /Fransa, B. No:

134/1996/753/952,19/2/1998, § 42).

55. Bir mahkeme kararının gerekçesi o davaya konu maddi

olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve

hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar; maddi olgular ile hüküm

arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların hangi nedenle haklı veya

haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve hukuka uygunluk

denetimini yapabilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün

hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta

gösteren bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur (Nurten Esen, B.No:

2013/7970, 10/6/2015, § 56).

56. Somut olayda başvurucu, yerleşim yerine 14/7/1993 tarihinde

terör örgütü mensuplarınca baskın düzenlendiğini, bu baskında büyükbaş ve

küçükbaş hayvanlarının telef olduğunu, yargılama mercilerince anılan iddialar

hakkında bir değerlendirme yapılmaksızın karar verildiğini iddia etmiştir.

57. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvuruda,Komisyon kararında (bkz. § 10) başvurucunun

iddiaları hakkında herhangi bir değerlendirme yapılmadığı tespit edilmiştir.

58. İdare Mahkemesi kararında (bkz. § 12) başvurucunun

hayvanlarının telef olduğu yönündeki iddiası hakkında herhangi bir

değerlendirme yapılmayarak davanın reddine karar verilmiş, kanun yolu merciince

de İlk Derece Mahkemesi kararı onanmıştır (bkz. § 13).

59. Başvurucu, hayvan zararlarının varlığı konusunda delil

olarak olay yeri tespit tutanağı sunmuştur (bkz. § 43). 14/7/1993 tarihli olay

yeri tespit tutanağında “... Sason ilçesi, Sarıyayla köyü, Yıldızkaya

mezrasının sayıları tespit edilemeyen bir grup PKK terör örgütü militanlarınca

basıldığı...mezrada bulunan evlerin çevresindeki ağaç çitlerden yapılan hayvan

barınaklarının içerisinde bulunan 8 (sekiz) inek ile 97 (doksan yedi) koyun ve

keçinin telef olduğu...”nun belirtildiği,

olay yeri tespit tutanağının iki sayfalık ek krokisinin incelenmesi neticesinde

telef olan hayvanlara ilişkin kayıtlara yer verildiği tespit edilmiştir.

60. AİHM, Şükrü Boğuş ve

diğerleri ((k.k.), B. No: 54788/09,

28/6/2011) kararında başvurucuların taleplerinin kanıt yokluğu nedeniyle, Ağrı

Zarar Tespit Komisyonu tarafından reddedilmesi hakkında incelemede bulunmuş ve

başvurucuların iddiaları hakkında tek delilin Cumhuriyet'in ilanından 1993

yılına kadar başvurucuların olağanüstü hâl ilan edilen bölgede yaşadıklarının

muhtar tarafından onaylandığı belge olduğunu tespit etmiş ve sonuç olarak

başvuruların açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatine varmıştır.

61. AİHM, Elif Akbayır ve diğerleri/Türkiye, (B. No: 30415/08,

28/6/2011) kararında, 5233 sayılı Kanun’un kabul edilmesiyle uygulamaya konulan

yeni giderim usulünün incelenmesi neticesinde, olay ve olguların meydana

geldiği dönemde başvurucunun çok genç yaşta olduğu veya başvurucunun doğum

tarihinin bu dönemden sonraki bir zamana denk geldiği dikkate alındığında,

Komisyonlarca ilgilinin tek başına yaşamasının veya mülklere sahip olmasının

mümkün olamayacağı yönünde bir sonuca varılarak aynı aile fertleri tarafından

çok sayıda talepte bulunulması nedeniyle tazminat taleplerinin reddedildiği

durumların mevcut olduğu tespitinde bulunmuştur.

62. Olay tarihinde yirmi beş yaşında olan başvurucunun nüfus

kaydının incelenmesi neticesinde 1998 yılında evlendiği, evlenme tarihine kadar

1987, 1992, 1993, 1996 ve 1997 doğumlu çocuklarının bulunduğu tespit edilmiş ve

olay tarihinde fiilen eş ve çocuklarından oluşan aile hayatı içinde olduğu

sonucuna varılmıştır.

63. Başvurucu telef olan hayvanların sahibi olduğu konusunda

delil olarakSarıyayla köyü muhtarı ile köy halkından

altı kişi tarafından imzalanan 24/6/2015 tarihli tutanağı ibraz etmiştir. Bu

tutanakta 14/7/1993 tarihinde terör örgütü üyeleri tarafından köye baskın

yapıldığı, bu baskında sekiz inek ile doksan yedi koyun ve keçinin telef

olduğu, telef olan bu hayvanların tutanakta isimleri belirtilen ve başvurucunun

da aralarında bulunduğu on iki kişiye ait olduğu beyanı yer almaktadır.

Başvurucu tarafından, terör örgütü mensuplarınca hayvanlarının telef edildiği

iddiası hakkında olay yeri tespit tutanağının sunulduğu (bkz. § 59),

başvurucunun telef edilen hayvanların sahibi olduğu iddialarını destekleyici

tek belgenin 24/6/2015 tarihli tutanak olduğu, anılan tutanak dışında ilçe Gıda

Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünde herhangi bir kayıt bulunduğuna dair belge

sunulmadığı ya da bir beyanda da bulunulmadığı anlaşılmakla birlikte olay

tarihinde yirmi bir yaşında olan başvurucunun nüfus kaydının incelenmesi

neticesinde aile birlikteliği içinde olduğu (bkz. § 62) tespit edilmiştir.

Başvurucunun, ailesinin geçimini temin için hayvancılıkla uğraşıyor olması

ihtimali karşısında terör örgütü mensupları tarafından yerleşim yerine yapılan

baskında hayvanlarının telef olduğu, anılan olay sonucu yerleşim yerini terk

ettiği iddiaları hakkında inceleme yapılmaksızın hüküm kurulması nedeniyle

kararların yeterli gerekçe ihtiva etmediği sonucuna varılmıştır.

64. Başvurucunun yerleşim yerine terör örgütü üyeleri tarafından

yapılan baskında büyükbaş ve küçükbaş hayvanlarının telef edildiği, bu olaydan

kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle köyünü terk ettiği konusunda,

başvurucunun beyan edilen hayvanlara sahip olup olmadığı, olay tarihindeki

geçim kaynağı imkânları, aynı mülk iddiaları için başvurucunun aile fertleri

tarafından yapılan başka başvuruların bulunup bulunmadığı gibi hususlar dikkate

alınarak başvurucunun iddiaları hakkında değerlendirmelerde bulunulması

gerekirken iddialar hakkında hiçbir inceleme yapılmaksızın davasının reddine

karar verilmesi, adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının

ihlal edilmesi sonucunu ortaya çıkarmaktadır.

65. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar

haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

b. Hakkaniyete Uygun

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

66. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun

14/7/1993 tarihinde terör örgütü üyelerince kardeşi M.B.nin

yaralanması noktasındaki özel durumu dikkate alınmaksızın, Mahkemece mukim

olduğu köyün tamamen boşaltılmamış olduğu şeklindeki nesnel ölçütten hareketle

reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyete

uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

67. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde terör dışındaki ekonomik

ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında

bulundukları yerleri kendi istekleriyle terk edenlerin bu sebeple uğradıkları

zararların kapsam dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.

68. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikle

ekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklanan

zararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmin

edilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdas

edilmesi zorunlu görünmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşim

yerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim

yerini terk eden kişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyle

toplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepki

göstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişiden

kişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranın

tamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadece

geçici köy korucularının kalması” şeklinde nesnel bir ölçüte dayandırılmasını

zorunlu görerek, güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen

boşalmış olması hâlinde, o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme

olanağını sağlayan asgari güvenlik şartlarının idarece oluşturulduğundan

hareketle, 5233 sayılı Kanun kapsamında maddi zararların idarece ödenmesine

yasal olanak bulunmadığı ilkesini benimsemiştir (Mesude Yaşar, §§ 89, 90; Cahit

Tekin, §§ 84, 85).

69. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerin

belirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu ve

Kanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ile

bu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somut

olayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derece

mahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak Anayasa

Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilen

hususlara ilişkin iddiaların maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması ve

uygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gereken

hususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna

varılmıştır (Sabri Çetin, §§

45-50; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/06/2011, § 88). Bu konudaki

takdir esasen derece mahkemelerine ait olmakla beraber, derece mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası içermesi durumunda, anayasal bir temel hak

veya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti noktasında farklı bir

değerlendirme yapılması gerekebilecektir (Mesude

Yaşar, § 93; Cahit Tekin,

§ 88).

70. Başvurucunun, kardeşinin terör örgütü mensuplarınca

kaçırılmasından kaynaklanan güvenlik kaygısıyla köyünü terk ettiğini ve bu

çerçevede oluşan zararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi

gerektiğini ileri sürdüğü, belirtilen vakıaya ilişkin tutanakları Derece

Mahkemelerine ibraz ederek terör olaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısı

nedeni ile yerleşim yerini terk ettiği noktasındaki özel durumunun dikkate

alınmasını talep ettiği anlaşılmaktadır.

71. Anayasa Mahkemesinin 16/2/2016 tarihli yazıları ile Sason

İlçe Jandarma Komutanlığı Derince Jandarma Karakol Komutanlığından M.B.nin terör örgütü mensuplarınca yaralandığı iddiası

hakkında delil teşkil etmesi maksadıyla bireysel başvuru dosyasına sunulan

jandarma astsubay kıdemli çavuş, uzman jandarma I. kademeli çavuş, jandarma

binbaşı, jandarma onbaşı ve jandarma er rütbelerini haiz sekiz görevli

tarafından düzenlenen 14/7/1993 tarihli olay yeri tespit tutanağı ile Sason

İlçe Jandarma Komutanlığı Derince Jandarma Karakol Komutanlığı tarafından

düzenlenen “Derince J.KRK.K.lığı

Suç Takip Dosyaları-Terör Olayları (Derince)” başlıklı belgenin

içeriklerinde geçen M.B.nin kimlik bilgilerini

Mahkemeye sunması istenmiş; anılan bilgi Mahkemeye sunulmuştur.

72. Bu çerçevede başvurucunun en yakın aile fertlerinden olan

kardeşinin terör örgütü mensuplarınca yaralanması ve bu olay hakkında olay yeri

tespit tutanağı, “Derince J.KRK.K.lığı Suç Takip Dosyaları- Terör Olayları (Derince)”

başlıklı belge ve bu belge ile tutanak içeriğinde geçen M.B.nin

kimlik bilgilerine ilişkin yazı (bkz. § 71) dikkate alındığında, belirtilen

olay akabinde başvurucunun yerleşim yerinden ayrıldığı iddiası karşısında

başvurucunun talebinin, 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebilmesi için

nesnel ölçütten yararlanılması tek başına yeterli olmayıp yerleşim yerini terör

eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle terk

edip etmediği noktasında farklı bir karine veya ölçüt arayışına girilmesi

gerekmesine rağmen Derece Mahkemesince anılan incelemelerin yapılmadığı tespit

edilmiştir. Talep hakkında değerlendirme yapılırken başvurucunun özel durumunun

incelenmemesi, Kanun’un amacının yanısıra yakın hısmı terör örgütü mensuplarınca yaralanan başvurucunun

terör olaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısı ile yerleşim yerini terk edip

etmediği konusundaki maddi vakıanın tespitine de uygun görülmemektedir.

73. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun

yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun’un

50. Maddesi Yönünden

74. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

75. Başvurucu, 23.967 TL maddi tazminat miktarlarının ödenmesi

talebinde bulunmuştur.

76. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ve

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

77. Gerekçeli karar hakkının ve hakkaniyete uygun yargılanma

hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan ihlal kararının bir örneğinin yeniden

yargılama yapılmak üzere Batman İdare Mahkemesine gönderilmesine karar

verilmesi gerekir.

78. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

79. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Başvurucunun konutunun hasar gördüğü şikâyeti kapsamında

gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Başvurucunun hayvanlarının telef olduğu şikâyeti kapsamında

gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

7. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. 1. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ve hakkaniyete

uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmak üzere Batman İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

F. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

14/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL Raportör Yrd. : Leyla Nur ODUNCU Başvurucu : Gülamir BOZMA Vekili : Av. Saim BOZKURT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/4569, 14 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. F. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin
  12. G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  13. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  14. Paksüt
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/4569
Tarih
14 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Ali Şaşkın ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6819)
  • Mirze Bozma Başvurusu (B. No: 2013/5319)
  • Yılmaz Öner Başvurusu (B. No: 2013/7535)
  • Ali Eluyğun Başvurusu (B. No: 2013/6102)
  • Sıdıka Yönetci Başvurusu (B. No: 2013/7056)
  • Yüksel Bazarkaya Başvurusu (B. No: 2013/6615)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.