İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Haci Akgül ve Ramziye Akgül Başvurusu (B. No: 2014/8878)

1. Başvuru; zorunlu askerlik görevi sırasında meydana gelen ölüm

Başvuru No2014/8878Tarih21 Mart 2018Okuma20 dk · 4.022 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Haci Akgül Ve Ramziye Akgül Başvurusu

Karar tarihi
21 Mart 2018
Başvuru Numarası
2014/8878
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.022 kelime·20 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; zorunlu askerlik görevi sırasında meydana gelen ölüm

olayı üzerine açılan tam yargı davasının süre aşımı yönünden reddedilmesi ve

dava sonucunda aleyhe yüksek miktarda vekâlet ücretine hükmedilmesi

nedenleriyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 9/6/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucuların oğlu H.A., askerlik görevini ifa etmek üzere

Kütahya Hava Er Eğitim Tugay Komutanlığına 24/5/2006 tarihinde teslim olmuştur.

10. Başvuru formu ve eklerine göre başvurucuların oğlu askere

alınmadan önce bronşit ve zatürre hastalıklarından ilaç tedavisi görmüştür.

11. H.A. 12/6/2006 tarihinde saat 15.40 sıralarında yüksek ateş

ve boğaz ağrısı şikâyeti ile Kütahya Asker Hastanesi Acil Servisine

kaldırılmıştır. Hasta, burada ilaç tedavisi gördükten sonra taburcu edilmiştir.

12. Başvurucuların oğlu bu tarihten sonra gerek birlik revirinde

gerekse Kütahya Asker Hastanesinde birkaç defa daha ayakta tedavi görmüştür.

Başvurucuların oğlunun sağlık durumu 27/6/2006 tarihinde ağırlaşmıştır. Bunun

üzerine önce Kütayha Asker Hastanesine, oradan da

sırasıyla Eskişehir Asker Hastanesine ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp

Fakültesi Hastanesine sevk edilen hasta kurtarılamayarak 28/6/2006 tarihinde

yaşamını yitirmiştir.

13. Olay hakkında Birinci Hava Kuvveti Komutanlığı Askerî

Savcılığı (Askerî Savcılık) tarafından resen bir soruşturma başlatılmıştır.

Askerî Savcılık, bu kapsamda gerek kesin ölüm nedeninin gerekse askerî

makamların kusurunun tespitine ilişkin Adli Tıp Kurumundan bilirkişi raporları

almıştır. Askerî Savcılık daha sonra görevsizlik kararı vermiş, bunun üzerine

soruşturmaya Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığı devam etmiştir.

14. Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığı, Adli Tıp Kurumu raporlarını

dikkate alarak bazı askerler hakkında kamu davası açmıştır. Kütahya Cumhuriyet

Başsavcılığının 1/12/2008 tarihli iddianamesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(...)

(...) İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1.

İhtisas Kurulu’nun (...) 25.07.2007 gün ve 2452 karar nolu

karar raporundan anlaşıldığı üzere mütevveffanın ölüm

nedeninin “pnömoni ve gelişen komplikasyonlar” olarak

belirlendiği, müteveffanın ölüm nedenindeki sorumluluk ile ilgili olarak Adli

Tıp Kurumu Başkanlığı 3. Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulunun yaptığı incelemede

anılan kurumun 28.11.2007 gün ve 7243 karar nolu ve

yine aynı kurumun 09.07.2008 gün ve 5359 karar nolu

raporlarından anlaşıldığı üzere müteveffayı 12.06.2006 tarihinde muayene eden

Hv. Tbp M.E.İ.nin,

19.07.2006 ve 21.06.2006 tarihinde muayene eden Hv. Tbp

Atğm. E.M.nin, 27.06.2006 tarihinde hastaya müdahale

eden Hv. Tbp. Yb. Ş.Ç.nin

ve Hv. Tbp. Bnb. S.K.nin,

hastaya Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde müdahale eden tabiplerin

eylemlerinin tıp kurallarına uygun olduğu, ancak 21.06.2006 tarihinde

müteveffayı muayene eden Hv. Tbp Ütğm. A.S.nin tıbbi belgelere hastanın yakınmalarını ve ayrıntılı

fizik muayenesini kayıt altına almayarak 1219 sayılı Tabebet

ve Şuabati Sanatlarının Tarzı icrasına Dair Kanunun

77.madde kurallarına aykırı davrandığı, bunun yanı sıra anılan personelin

hastanın öncesinde önce lökositoz ve sedimentasyon değerlerinin yüksek olduğu ve bu nedenle

intaniye polikliniğine sevk edildiği kayıtlarında mevcut iken, hastayı

hastanede tutması ile tetkikin yapılması uygun iken ve bu durumda müteveffanın

hastalığının erken evrede tespiti mümkünken bunu yapmayıp hastayı birliğine

geri göndermesinin tıp kurallarına aykırı olduğu, yine hastayı 22.06.2006

tarihinde Hv. Tbp. Ütğm. A.A.nın

kaşesini kullanarak Kütahya Asker Hastanesinde muayene Ter. Tbp

Ütğm. A.K.nin daha öncesinde lökosit ve sedimantasyon

yüksekliği ile birlikte İntaniye Polikliniğine sevk edildiği kayıtlarda

görülmesine rağmen “Anoreksi”ön tanısıyla Psikiyatri

Polikliniğine sevk etmesinin tıp kurallarına aykırı olduğu, yine müteveffanın

21.06.2006 tarihinde İntaniye polikliniğine sevk edilmesine rağmen hastayı

hastaneye götürmesi gereken görevliler tarafından götürülmemiş olması ve

27.06.2006 tarihinde Psikiyatri Polikliniğine götürülmesine kadar geçen sürede

hastanın tedavisinin gecikmiş olduğu, tüm aksaklıkların Er H.A.nın

ölüm olayı ile ilgili illiyet bağının bulunduğu hususunun tespit edildiği,

yukarıda belirtilen müteveffanın sevk işleminin gecikmesi ile ilgili yapılan

değerlendirmede ise müteveffanın 21.06.2006 tarihinde intaniye polikliniğine

sevk edildiği halde hasta takibi yapmakla görevli revir sorumluları Çvş. E.Y.

ve Çvş. E.T. ile bölüğün sağlık işlemlerini yürüten bölük astsubayı Hv. P. Astsb. Bçvş. E.Ç.nin tedavi

sonrası hastanın işlemlerinin kontrolünü yapmaması nedeniyle bu konuda sorumlu

olduğunun anlaşıldığı, tüm bu değerlendirmeler ışığında Hv. Tbp.

Ütğm. A.S., Ter. Hv. Tbp. Atğm. A.K., Ter. Hv. P.

Çvş. E.Y. ve Hv. P. AstsbBçvş. E.Ç.nin

gerçekleştirdiği veya gerçekleştirmesi gerekip gerçekleştirmedikleri eylemleri

neticesinde müteveffa Er H.A.nın

ölümüne sebebiyet vererek taksirle öldürme suçunu işlemiş oldukları tüm dosya

kapsamından anlaşılmış olmakla;

(...) şüphelilerin eylemlerine uyan TCK nun 85/1 maddesi gereğince hapis cezasıyla

cezalandırılmalarına, (...) karar verilmesi kamu adına iddia ve talep olunur."

15. İddianamenin kabul edilmesiyle ölüm olayında sorumluluğu

bulunduğu değerlendirilen askerler hakkında Kütahya 1. Asliye Ceza Mahkemesinde

yargılama başlamıştır. Kütahya 1. Asliye Ceza Mahkemesi bu kapsamda

başvuruculardan Haci Akgül'ün ifadesinin alınması

için Midyat Asliye Ceza Mahkemesine talimat yazısı göndermiştir. Kütahya 1.

Asliye Ceza Mahkemesi, talimat yazısına Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığının

iddianamesini de eklemiştir.

16. Bunun üzerine Midyat Asliye Ceza Mahkemesi 12/2/2009

tarihinde iddianameyi okuyup davanın vasıf ve mahiyetini anlattıktan sonra

başvuruculardan Haci Akgül'ün ifadesini almıştır. Haci Akgül'ün ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Müteveffa benim öz oğlum olur. Oğlum

askere gitmeden yaklaşık bir yıl önce ciğerlerinden rahatsızlanmıştı,

rahatsızlığından dolayı onu İslanbul Zeytinburnu'na

hastaneye götürdük. İlaç tedavisinden sonra iyileşme kaydetmişti. Yanlış

hatırlamıyorsam 2006 mayıs ayında Kütahya Hv. Er Egtm.

K.lığına askerlik görevini

yapmak üzere gıtti. Askere gittikten sonra kendisi

ile birkaç kez telefonla görüştüm. Kendisiyle görüştüğümde de bana hep rahatsız

olduğunu. nefes alıp vermekte zorlanıyorum şeklinde

şikâyetlerde bulunuyordu, doktora gittiğini ve kendisine ilaç verdiklerini,

verilen ilaçları kullandığını söylüyordu. Benim olaya dair görgüm yoktur. Ancak

tarafıma okunan iddianamede ilgililerin ihmalleri söz konusudur. Ben kimsenin

günahını almıyorum, çünkü görgüye dayalı bilgim yoktur. Ancak iddianamede

anlatılanlar görevi ihmaldir. Sanıklar hakkında şikâyetçi değilim, davaya

katılmak istemiyorum. Oğlum en büyük oğlumdu. Ailenin geçiminde büyük katkısı

vardı, İstanbul iline çalışmaya gidip ailenin geçimini sağlıyordu. Öldükten

sonra ailece mağdur olduk ve ölümünden dolayı ailce

çok üzüntü duymaktayız. Oğlumun maddi olarak hakkı varsa oğlumun hakkını talep

ediyorum. Beyanım bundan ibarettir."

17.Başvurucuların vekili Rudi Sümer,

talebi üzerine 3/5/2011 tarihinde Kütahya 1. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen

dava dosyasının bir örneğini almıştır. Başvurucular vekilinin dava dosyasının

bir örneğini almasından sonra devam eden yargılamada Kütahya 1. Asliye Ceza

Mahkemesi 6/10/2011 tarihli kararla sanıklar hakkında taksirle ölüme sebebiyet

vermek suçundan mahkûmiyet kararı

vermiştir. Bu karar 8/5/2013 tarihinde Yargıtay tarafından onanarak

kesinleşmiştir.

18. Başvurucular, dava dosyasının bir örneğini aldıktan sonra

24/5/2011 tarihinde Millî Savunma Bakanlığı aleyhine tam yargı davası açmıştır.

Bunun üzerine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) 22/6/2011 tarihli kararıyla dava

dilekçesinin görevli idari mercie tevdiine karar vermiştir. İdare tarafından

altmış gün içinde cevap verilmemesi üzerinebaşvurucular

23/9/2011 tarihinde yeniden dava açmıştır.

19. Başvurucular özetle oğullarının ölümünde idarenin hizmet

kusurunun bulunduğunu belirterek toplam 130.000 TL tazminat talebinde

bulunmuştur.

20. AYİM İkinci Dairesi 18/12/2013 tarihli kararla davanın süre

aşımı yönünden reddine karar vermiştir. Dava, eylemin idariliğinin

en geç iddianamenin Haci Akgül'e tebliğ edildiği

12/2/2009 tarihinde öğrenildiği ancak bu tarihten itibaren bir yıl içinde

davalı idareye başvurulmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Kararda ayrıca

başvurucular aleyhine 10.490 TL vekâlet ücretine hükmedilmiştir (Millî Savunma

Bakanlığı, lehine hükmedilen vekâlet ücretinden feragat etmiştir).

21.Başvurucular 13/2/2014 tarihli dilekçe ile karar düzeltme

yoluna başvurmuştur. Başvurucular dilekçelerinde özetle ilk başta oğullarının

ölümünün askerlik öncesindeki rahatsızlığından kaynaklanabileceğini

düşündüklerini, 3/5/2011 tarihinde dava dosyasını aldıktan sonra davalı

idarenin sorumluluğunu gerektirir derecede ihmali olduğuna kanaat

getirdiklerini, Midyat Asliye Ceza Mahkemesine gönderilen talimat yazısına

bilirkişi raporlarının eklenmediğini belirtmişlerdir. Karar düzeltme

dilekçesinde ayrıca iddianamenin başvurculardan Ramziye Akgül'e tebliğ edilmediği, Ramziye

Akgül'ün soruşturma ve kovuşturma aşamasında ifadesinin de alınmadığı, bu

sebeple en azından Ramziye Akgül yönünden davanın

esasına geçilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

22. AYİM 2. Dairesi 16/4/2014 tarihli ve E.2014/627, K.2014/562

sayılı kararlabaşvurucuların karar düzeltme isteminin

reddine karar vermiştir. AYİM, Ramziye Akgül ile

ilgili olarak ileri sürülen itirazı ayrıca değerlendirmiştir. AYİM bu bağlamda

aynı adreste ikamet eden Haci Akgül ile Ramziye Akgül'ün ayrı yaşadıklarına dair bir iddia ve

belgenin dava dosyasında bulunmadığını belirterek bu itirazı da yerinde

görmemiştir.

23.Bu karar 16/5/2014 tarihinde başvurucuların vekiline tebliğ

edilmiştir.

24.Başvurucular 9/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

25. İlgili hukuk için bkz.

Mehmet Menendiz ve diğerleri, B. No: 2014/5235, 6/7/2017, §§ 17-32.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Mahkemenin 21/3/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü

27. Başvurucular, oğullarının daha önce akciğer rahatsızlığı

geçirmesi nedeniyle başlangıçta hiç kimseyi ölüm olayından sorumlu tutmak

istemediklerini ancak 3/5/2011 tarihinde ceza davası dosyasının bir örneğini

almaları üzerine Millî Savunma Bakanlığı personelinin söz konusu ölüm olayında

ağır kusurunun olduğunu anladıklarını, bunun üzerine AYİM'de

tam yargı davası açtıklarını ancak bu davanın bir yıllık süre içinde idareye

başvurulmadığı gerekçesiyle süre aşımından reddedildiğini, bu sebeple davanın

esasının incelenemediğini belirtmişlerdir. Başvurucular, eylemin idariliğinin öğrenildiği tarih olarak 12/2/2009 tarihinin

(iddianamenin Haci Akgül'e tebliğ tarihi) esas

alınmasının yanlış olduğunu, Midyat Asliye Ceza Mahkemesine yazılan talimat evrağına bilirkişi raporlarının eklenmediğini, bu sebeple

ölüm olayı hakkında yeterli bilgiye sahip olamadıklarını, iddianame Savcılık

makamının iddiasından ibaret olduğundan kişilerin sorumluluğunun ancak ceza

davası sonucunda ortaya çıkabileceğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca

iddianamenin anne Ramziye Akgül'e tebliğ

edilmediğini, bu sebeple en azından anne Ramziye

Akgül yönünden davanın esasına geçilmesi gerektiğini savunmuşlardır.

Başvurucular son olarak Türk Borçlar Kanunu'na göre tazminat, ceza kanunlarının

daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa bu

zamanaşımın uygulanacağını, genel mahkemelerin görev alanına giren konularda bu

hüküm uygulanabiliyorken AYİM'in görev alanına giren

konularda bunun uygulanmadığını belirtmişlerdir. Başvurucular yukarıda anılan

sebeplerle adil yargılanma hakkının, etkili başvuru hakkının, yaşam hakkının,

sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkının ve kanun önünde eşitlik ilkesinin

ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

28. Başvurucular ayrıca feragat edilmiş olsa bile aleyhlerine

yüksek miktarda vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

29. Bakanlık görüşünde öncelikle başvurucuların şikâyetlerinin

mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenebileceğinin değerlendirildiği

belirtilmiş, akabinde ise mahkemeye erişim hakkı ile ilgili Anayasa Mahkemesi

ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına yer verilmiştir.

Bakanlık tarafından somut olayla ilgili olarak Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığınının iddianamesinden zararın idariliğinin açıkça anlaşıldığı, nitekim başvurucu Haci Akgül'ün iddianameden haberdar olduğu ve olayda kamu

görevlilerinin ihmalinin bulunduğunu ifade ettiği, bu durumda eylemin idariliğinin en geç iddianamenin tebliğiyle öğrenildiğinin

değerlendirildiği ifade edilmiştir.

30. Başvurucular, Bakanlık görüşüne kısmen katılmadıklarını

beyan etmişlerdir. Başvurucular bu kapsamda olaydaki kusur durumundan

oğullarının askerlik öncesinde de ağır rahatsızlık geçirmesi nedeniyle emin

olamadıklarını, okuma yazma bilmediklerinden olayın mahiyetini tam olarak

anlayamadıklarını belirtmişlerdir.

B. Değerlendirme

31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular temel olarak AYİM'de açtıkları davanın süre aşımından reddedilmesinden

ve feragat edilmiş olsa bile aleyhlerine yüksek miktarda vekâlet ücretine

hükmedilmesinden yakınmaktadırlar. Bu nedenle başvurucuların tüm iddialarının

mahkemeye erişim hakkı kapsamında iki ayrı başlık altında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir. Davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle esası

incelenemediğinden yaşam hakkı dâhil diğer ihlal iddiaları hakkında ayrıca bir

inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesinin yerleşik

uygulaması da bu yönde olup (Mehmet Menendiz

ve diğerleri, B. No: 2014/5235, 6/7/2017; Hamza Küçük, B. No: 2013/7400, 5/11/2015) somut olayda bu

uygulamadan ayrılmayı gerektiren bir durumun bulunmadığı değerlendirilmiştir.

32. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

1. AYİM'de Açılan Davanın Süre Aşımından Reddedilmesi Nedeniyle

Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

33. Başvurucular, yukarıdaki iddialarla (bkz. § 27) mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

a. Müdahalenin Varlığı ve

Hakkın Kapsamı

34. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir.

35. Anayasa'nın 36. maddesine 2001 yılı değişiklikleriyle

eklenen "adil yargılanma" ibaresine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf

olduğu uluslararası sözleşmelerce güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Bu sözleşmelerden Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ile bu Sözleşme'yi

yorumlayan AİHM içtihadındaki adil yargılanma hakkı güvencelerinden birini

mahkemeye erişim hakkı oluşturmaktadır.

36. Anayasa Mahkemesi içtihadına göre de bir uyuşmazlığı mahkeme

önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelen mahkemeye erişim hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biridir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §

52).

37. Başvurucuların açtığı davanın AYİM İkinci Dairesi tarafından

süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddedilerek davanın esasının

incelenmemesinin başvurucuların mahkemeye erişim hakkına müdahale olduğu

açıktır.

b. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

38. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve

hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu

sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik

Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

39. Adil yargılanma hakkının görünümlerinden biri olan mahkemeye

erişim hakkı, mutlak bir hak olmayıp bu hakkın sınırlandırılması mümkündür.

Ancak mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın

13. maddesinin gözönünde bulundurulması gerekmektedir

(Murat Kara ve diğerleri, B. No:

2014/6042, 9/3/2017, § 59).

40. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir.

41. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe

dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

42. Başvuruya konu olayda AYİM İkinci Dairesinin, 4/7/1972

tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 43.maddesine

göre süre aşımı gerekçesiyle davanın reddine karar verdiği anlaşılmaktadır.

AYİM İkinci Dairesinin bu hükme göre verdiği kararla yapılan müdahalenin kanun

tarafından öngörülme ölçütünü karşıladığı açıktır.

ii. Meşru Amaç

43. Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için

herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir

şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan, mutlak bir hak olduğu söylenemez.

Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan

bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede

herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın başka

maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak bu hakların sınırlandırılması mümkün

olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin bir

kısım düzenlemenin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları

ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır (AYM,

E.2014/112, K.2014/203, 25/12/2014).

44. Diğer taraftan hukuki güvenlik ve hukuki istikrar ilkeleri

Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerindendir. Bu

ilkelerin sağlanması amacıyla adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan

mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirilebilir. Bu çerçevede idari işlem ve

eylemlerin sürekli bir biçimde dava açılma tehdidi altında kalmasını

engellemek, kamu hizmetinin hızlı ve etkin biçimde yürütülmesini sağlamak

amacıyla hukuki istikrar ve hukuki güvenlik ilkeleri gereği idari davaların

açılmasının belli sürelerle sınırlandırıldığını söylemek mümkündür.

45. Bunun yanında dava ya da hukuki işlemler için tanınan

süreler, mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksik

ya da ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar

hakkında karar vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne

geçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet eder

(AYM, E.2014/92, K.2016/6, 28/1/2016, § 17).

46. Bir başka ifadeyle süre gibi usul kuralları, adaletin iyi

yönetimini ve bilhassa hukuki güvenlik ve istikrara saygının temin edilmesini

amaçlar.

47. Bu açıklamalar çerçevesinde idari işlem ve eylemlere karşı

açılan davalarda süre koşulunun öngörülmesi meşru amaçlara sahiptir.

iii. Ölçülülük

48.AYİM İkinci Dairesinin dava açma süresini 12/2/2009

tarihinden (iddianamenin Haci Akgül'e tebliğ tarihi)

başlatarak davayı süre aşımından reddetmesinde başvurucuların mahkemeye

erişimine getirilen sınırlamanın ölçülü olup olmadığı hususununincelenmesi

gerekir.

(1) Genel İlkeler

49. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk

devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması

istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun gerektirdiği ölçüde

kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir. Bireylerin hak ve

özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla sınırlandırılması

kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına geleceğinden bu durum

hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).

50. Mahkemeye erişim hakkı kapsamında dava açma süresi gibi usul

koşullarına ilişkin kurallar yorumlanırken ölçülülük ilkesi gözönünde

bulundurulmalıdır. Buna göre bir yandan kişilerin mahkemeye erişimine engel

oluşturacak aşırı şekilcilikten kaçınılırken diğer yandan da kanunla belirlenen

usul kurallarının ortadan kaldırılması sonucunu doğuracak aşırı esneklikten

sakınılmalıdır. Bu durum özellikle dava açma süresinin ne zaman işlemeye

başladığının açık olmadığı veya bu hususta birden fazla yorum yapma imkânının

bulunduğu durumlarda önemlidir. Mahkemeye erişim hakkı kapsamında dava açma

süresinin ne zaman işlemeye başlayacağına ilişkin birden fazla yorum yapma

imkânının bulunması hâlinde kişilerin mahkemeye erişimini engellemeyecek olan

yorumun benimsenmesi gerekir.

51. Öte yandan bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği

gereği ilgili mevzuatı yorumlamak derece mahkemelerinin görevi olup Anayasa

Mahkemesinin bireysel başvuruda incelediği husus, derece mahkemelerinin

gerekçelerine esas yorumun ölçülü olup olmadığı ve buna göre Anayasa'da güvence

altına temel hak ve özgürlükleri ihlal edip etmediğidir. Bu kapsamda dava açma

sürelerinin hangi tarihte başlayacağını belirlemek Anayasa Mahkemesinin görevi

olmayıp Anayasa Mahkemesi, dava açma sürelerinin başlatıldığı tarihle ilgili

derece mahkemelerinin yorumlarının Anayasa'da güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal edip etmediğini

incelemektedir.

52. Ayrıca derece mahkemesi kararlarında başvurucuların

uğradıklarını ileri sürdükleri zararı öğrendikleri veya öğrenmeleri gereken

tarih hakkında hiçbir değerlendirme yapılmaksızın dava açma süresine ilişkin

bazı kategorik kabul ve değerlendirmelerle davaların süre yönünden reddedilmesi

mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.

53. Eylemlerin idariliği ve doğurduğu

zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra

değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya

çıkabilmektedir. Ortaya konulacak ölüm nedeni, çoğu zaman eylemin idariliğinin ve illiyet bağının varlığının tespiti

konusunda önem taşımaktadır (Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Emre Çalıkoğlu, B. No: 2013/4686,

4/11/2015, §§ 64-67).

54. Bu bağlamda özellikle askerde meydana gelen ve kesin nedeni

bilinmeyen olayların niteliğinin yapılan adli veya idari soruşturma sonucu

ortaya çıktığı durumlarda ilgililerin kesin ölüm nedenini bilmeleri, takip

edecekleri usul ve başvuracakları idari ve adli mercilerin belirlenmesinde bu

kapsamda ilgililerin tam yargı davası açma iradeleri üzerinde belirleyici

etkiye sahiptir.Söz konusu soruşturmalar ise idari

veya adli makamlarca resen yürütüldüğünden soruşturma süresinin uzunluğu

üzerinde genellikle davacıların bir etkisi ve soruşturma sonucunu beklemekten

başka yapacakları bir şey bulunmamaktadır.

55. Bu durum özellikle tam yargı davasının kusur veya ihmalin

varlığına dayandırıldığı durumlarda önem arz eder. Yürütülen soruşturma sonucu

kusur veya ihmalin varlığı tespit edildiğinde dava açma süresinin, davacıların

kusur veya ihmalin varlığından veya sonuçlarından haberdar olduğu veya haberdar

olması gerektiği andan itibaren başladığının kabulü gerekir. Bununla birlikte

bu gibi durumlarda kusur veya ihmalin varlığının mutlaka mahkeme kararıyla

tescillenmiş olmasına gerek bulunmamaktadır. Bu durumlarda önemli olan husus,

kamu görevlilerinin kusur veya ihmalini ortaya koyan bilgi ve belgelerin soruşturma

ve/veya kovuşturma makamlarınca ortaya konulmuş ve başvurucuların bunlardan

haberdar olmuş olmasıdır.

(2) İlkelerin Olaya Uygulanması

56.Başvurucular, 1602 sayılı Kanun’da belirtilen dava açma

süresinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği yönünde bir şikâyette

bulunmamışlardır. Başvurucular, anılan sürenin başlangıç tarihi olarak

iddianamenin Haci Akgül'e tebliğ tarihinin esas

alınmasının mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğinden şikâyet etmişlerdir.

57. Başvuru konusu olayda, başvurucuların oğlunun askerlik

hizmetini ifa ettiği sırada 28/6/2006 tarihinde yaşamını yitirmesi üzerine olay

hakkında resen bir ceza soruşturması başlatılmış ve bu soruşturma kapsamında

Adli Tıp Kurumundan gerek kesin ölüm nedeninin tespitine gerekse kusur durumuna

ilişkin raporlar alınarak bazı asker kişiler hakkında iddianame hazırlanmıştır.

Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianame 12/2/2009 tarihinde

başvuruculardan Haci Akgül'e tebliğ edilmiştir.

Başvurucular iddianamenin tebliğinden itibaren bir yıl içinde ilgili idareye

herhangi bir müracaatta bulunmamış ancak 3/5/2011 tarihinde ceza davası

dosyasının bir örneğini aldıktan sonra 24/5/2011 tarihinde Millî Savunma

Bakanlığı aleyhine AYİM'de tam yargı davası

açmışlardır. AYİM ise eylemin idariliğinin en geç iddianamin Haci Akgül'e tebliğ

tarihi olan 12/2/2009 tarihinde öğrenildiğini, bu tarihten itibaren bir yıl

içinde tazminat talebiyle ilgili idareye başvurulması gerekirken bunun

yapılmadığını belirterek davada süre aşımı bulunduğu sonucuna ulaşmıştır.

58.Bu durumda eylemin idariliğinin

iddianamenin tebliğiyle öğrenildiği şeklindeki yorumun mahkemeye erişim hakkını

oldukça sınırlandıran katı bir yorum olup olmadığının değerlendirilmesi

gerekir.

59. Haci Akgül'e tebliğ edilen

iddianame bu kapsamda incelendiğinde iddianamenin, kesin ölüm nedeninin

tespitine ilişkin Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu raporuna ve kusur durumuna

ilişkin Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu raporlarına dayandırıldığı

görülmektedir. Adli Tıp Kurumu 1. ihtisas Kurulu raporunda kişinin ölüm nedeni “pnömoni ve gelişen

komplikasyonlar” olarak değerlendirilmiştir. Yine Adli Tıp Kurumu 3.

İhtisas Kurulu raporlarında olayda sorumluluğu bulunan doktorların ve asker

kişilerin kusurları gerekçeleriyle birlikte açıklanmıştır. Başvuruculardan Haci Akgül'e tebliğ edilen iddianamede ise bu tespitlere

açıkça yer verilmiştir (bkz. § 14). Nitekim Haci

Akgül, iddianamenin kendisine tebliğinden sonra alınan ifadesinde "(...) Benim olaya dair görgüm yoktur. Ancak tarafıma

okunan iddianamede ilgililerin ihmalleri söz onusudur.

Ben kimsenin günahını almıyorum, çünkü görgüye dayalı bilgim yoktur. Ancak

iddianamede anlatılanlar görevi ihmaldir. (...) Oğlumun maddi olarak hakkı

varsa oğlumun hakkını talep ediyorum." şeklinde beyanda

bulunmuştur (bkz. § 16).

60. Başvurucular ceza davası dosyasının bir örneğini 3/5/2011

tarihinde almaları üzerine Millî Savunma Bakanlığı personelinin söz konusu ölüm

olayında ağır kusurunun olduğunu anladıklarını ileri sürmüş ise de eylemin idariliğinin tespiti için iddianamedeki bilgilerin yeterli

olduğu ve bir yıllık sürenin en geç iddianamenin tebliğiyle başlatılması

gerektiği yönündeki AYİM kararının mahkemeye erişim hakkını oldukça

sınırlandıran katı bir yorum olduğunun söylenemeyeceği değerlendirilmiştir. Bu

bağlamda ayrıca eylemin idariliğinin anlaşılabilmesi

için kamu görevlileri hakkında açılan kamu davasının sonuçlanmasının ve/veya

kesinleşmesinin mutlaka gerekmeyebileceği belirtilmelidir. Nitekim

başvurucular, ilgili kamu görevlileri hakkında açılan kamu davası ilk derece

mahkemesi aşamasında devam ederken oğullarının ölümünde hizmet kusuru

bulunduğundan bahisle 24/5/2011 tarihinde tam yargı davası açmışlardır. Bu

durumda eylemin idariliğinin iddianamenin tebliğiyle

öğrenildiği şeklindeki yorumun başvurucuların mahkemeye erişim hakkını aşırı

derecede güçleştiren bir yorum olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

61. Başvuru formunda ayrıca, iddianame başvuruculardan Ramziye Akgül'e tebliğ edilmediği en azından bu kişi

yönünden süre aşımı nedeniyle ret kararı verilmeyip esastan bir inceleme

yapılması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucuların bu iddiası hakkında AYİM, Haci Akgül ile Ramziye Akgül'ün

aynı adreste ikamet ettiğine ve bu kişilerin ayrı yaşadıklarına dair bir iddia

ve bilginin dava dilekçesinde bulunmadığına vurgu yaparak bir yıllık sürenin Ramziye Akgül yönünden de 12/2/2009 tarihinden itibaren

başlatılması gerektiği yönünde değerlendirmelerde bulunmuştur. AYİM'in bu gerekçesinin açık bir keyfîlik

içerdiği söylenemeyeceği gibi mahkemeye erişim hakkını sınırlandıran çok katı

bir uygulama olduğu da söylenemez.

62.Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Yüksek Miktarda Aleyhe

Vekâlet Ücretine Hükmedilmesi Nedeniyle Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

63. Başvurucular, feragat edilmiş olsa bile aleyhlerine yüksek

miktarda vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

64. Millî Savunma Bakanlığı, lehine hükmedilen 10.490 TL vekâlet

ücretinden feragat etmiştir.

65. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik incelemesi ve şartları” kenar

başlıklı 48. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

“(5)

Kabul edilebilirlik şartları ve incelemesinin usul ve esasları ile ilgili diğer

hususlar İçtüzükle düzenlenir.”

66. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün “Düşme kararı” kenar başlıklı 80.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendiile (2)

numaralı fıkrası şöyledir:

“(1)

Bölümler ya da komisyonlarca yargılamanın her aşamasında aşağıdaki hallerde

düşme kararı verilebilir:

…

ç) Bölümler ya da Komisyonlarca saptanan herhangi bir başka

gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir

neden görülmemesi.”

(2) Bölümler ya da Komisyonlar; yukarıdaki

fıkrada belirtilen nitelikteki bir başvuruyu, Anayasanın uygulanması ve

yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ya da

insan haklarına saygının gerekli kıldığı hâllerde incelemeye devam edebilir.

“(1) Bölümler ya da komisyonlarca yargılamanın her aşamasında aşağıdaki

hallerde düşme kararı verilebilir:

…

ç) Bölümler ya da Komisyonlarca saptanan herhangi bir başka

gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir

neden görülmemesi.”

(2) Bölümler ya da Komisyonlar; yukarıdaki

fıkrada belirtilen nitelikteki bir başvuruyu, Anayasanın uygulanması ve

yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ya da

insan haklarına saygının gerekli kıldığı hâllerde incelemeye devam edebilir.

67. Somut olayda başvurucular, feragat edilmiş olsa bile

aleyhlerine yüksek miktarda vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye

erişim haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de vekâlet ücretinden

feragat edilmiş olmasına rağmen mahkemeye erişim hakkının niçin ve nasıl ihlal

edildiği hususunda yeterli bir açıklamada bulunmamışlardır. Anayasa Mahkemesi

de aleyhe yüksek miktarda vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiği iddiasının ileri sürüldüğü birçok başvuruda

mahkemeye erişim hakkının kapsam ve içeriğini belirlemiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §§

47-67; Sadık Koçak ve diğerleri,

B. No: 2013/841, 23/1/2014, §§ 113-126; Mehmet

Orhan ve diğerleri, B. No: 2012/1258, 19/11/2014, §§ 63-77; Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,

§§ 35-41). Bu durumda başvuru konusu olayda idare lehine toplam 10.490 TL

vekâlet ücretine hükmedilmiş olmakla birlikte vekâlet ücretinin tahsilinden

feragat edilmiş olması nedeniyle başvurunun bu kısmının incelenmesinin

sürdürülmesini haklı kılan bir neden kalmadığı değerlendirilmiştir.

68. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin düşmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. AYİM'de açılan davanın süre

aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Yüksek miktarda aleyhe

vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkin kısmın incelenmesinin

sürdürülmesini haklı kılan bir neden kalmamış olması nedeniyle

DÜŞMESİNE,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

21/3/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Rıdvan GÜLEÇ Raportör Yrd. : Halil İbrahim DURSUN Başvurucular : 1. Haci AKGÜL 2. Ramziye AKGÜL Vekilleri : Av. Rudi SÜMER

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/8878, 21 Mart 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü
  9. B. Değerlendirme
  10. B. No: 2013/841, 23/1/2014, §§ 113-126; Mehmet
  11. A. 1. AYİM'de açılan davanın süre
  12. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  13. Necipoğlu
  14. Gökcan
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/8878
Tarih
21 Mart 2018

İlgili Kararlar

  • Hasan Karaöz Başvurusu (B. No: 2015/4201)
  • Halil Şahin ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/16870)
  • Fazlı Celep Başvurusu (B. No: 2015/1025)
  • Halil Berk Başvurusu (B. No: 2017/8758)
  • Polat Albay Başvurusu (B. No: 2014/7970)
  • Ahmet Erarslan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/20273)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.