İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hanefi Avcı Başvurusu (B. No: 2013/2814)

1. Başvurucu, hakkında verilen tutuklama kararının hukuka

Başvuru No2013/2814Tarih18 Haziran 2014Okuma27 dk · 5.423 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hanefi Avcı Başvurusu

Karar tarihi
18 Haziran 2014
Başvuru Numarası
2013/2814
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.423 kelime·27 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, hakkında verilen tutuklama kararının hukuka

aykırı olduğunu, tutukluluk ve tutukluluğun devamına ilişkin mahkeme

kararlarına karşı yaptığı itirazların formül gerekçelerle reddedildiğini, bu

kararlara karşı ulusal hukukta etkili bir başvuru yolu bulunmadığını, makul

olmayan bir süredir tutuklu olduğunu, suçluluğu hakkında maddi bir kanıt

bulunmamasına rağmen tutukluluk halinin devam etmesinin masumiyet karinesini

zedelediğini, aynı dosya kapsamında örgüt üyeliği suçlaması yöneltilen bazı

sanıklar serbest bırakılırken kendisinin tutuklu bulundurulduğunu ileri sürerek

Anayasa’nın 19. ve 36. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 2/5/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 17/7/2013 tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine

karar verilmiştir.

4. Bölüm, 12/12/2013

tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar vermiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 16/12/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir.

Adalet Bakanlığı, görüşünü 17/2/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa

Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 18/2/2014

tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, Adalet Bakanlığının görüşüne karşı

beyanlarını 19/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine

sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile Adalet

Bakanlığının görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığının 2009/1868 sayılı soruşturması kapsamında, terör örgütü ve

mensuplarına bilerek ve isteyerek yardım etmek, soruşturma dosyasının

gizliliğini ihlal, yargı görevini yapanları etkileme, terörle mücadelede görev

alan kişileri hedef gösterme suçlarını

işlediği iddiasıyla İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/09/2010

tarih ve 2010/53 sorgu numaralı kararı ile “Terör

örgütü mensuplarına bilerek ve isteyerek yardım etmek, soruşturma dosyasının

gizliliğini ihlal, yargı görevini yapanları etkileme, terörle mücadelede

bulunan kişileri hedef gösterme suçlamasına dayalı olarak şüpheliye yüklenen

suçların niteliği, aleyhine mevcut delil durumu, yüklenen suçları işlediğine

dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması, yüklenen

bir kısım suçların CMK 100/3-a maddesinde sayılan suçlardan olması, delillerin

tam olarak toplanmamış olması, şüphelinin konumu itibarıyla bir kısım delilleri

yok etme, değiştirme veya değiştirme olasılığı” gerekçe gösterilerek

tutuklanmıştır.

9. Başvurucu, İstanbul 14. Ağır Ceza

Mahkemesinin 28/09/2010 tarihli tutukluluk kararına

karşı 5/10/2010 tarihinde “… tutuklama sebeplerinin yüzüne karşı huzurda okunmadığını,

mevcut delillerin lehine olduğunu, sorguda kendisince kaleme alınan kitapta

yazılanlar dışında hiçbir şeyi kabul etmediğini, kitapta suç doğuran bir

eylemin olmadığını, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (“AİHS”) 9. ve 10.

maddeleri bağlamında düşünce ve ifade özgürlüğüne dayalı bu kitapta aydın

sorumluluğu ile geleceğe seslendiğini, bireyi öne çıkaran özgürlükçü anlayış

çerçevesinde CMK’nın 100. maddesinde tutuklamanın

sınırlandırılmasına ilişkin düzenleyici hükümlere göre tutuklu yargılanmanın

istisnai olduğunu, tutuksuz yargılanmanın ise artık kural haline dönüştüğünü,

esasa ilişkin

delillerin bütünüyle toplandığını, delilleri

karartma ihtimalinin bulunmadığını, tutukluluğun bir tedbir olduğunu, hakkında

somut, yeterli ve maddi deliller bulunmadığından CMK. 223.

maddesinin 2. fıkrası gereğince beraat etmesinin kuvvetle muhtemel olduğunu, CMK’nın 200 ve devamı madde hükümlerine göre bihakkın veya

sayın mahkeme aksi kanaatte ise kefaletle veya adli kontrol tedbirlerinden

birine başvurularak serbest bırakılmasına karar verilmesi gerektiği”ni

dile getirerek tahliye talebinde bulunmuştur.

10. Başvurucunun tutukluluk haline

ilişkin olarak, 5271 sayılı Kanun’un 108. maddesine göre İstanbul 9. Ağır Ceza

Mahkemesince resen gerçekleştirilen inceleme sonucunda “… üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suçların 5271

sayılı Kanun’un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında sayılan suçlardan

olması, tutuklama sebeplerinin halen devam ediyor olması, soruşturmanın henüz

tamamlanmamış olması, tutuklamaya alternatif tedbirlerin şüpheli açısından

yetersiz kalacağı” gerekçesiyle 26/11/2010 tarih ve 2010/1331

Değişik İş sayılı kararıyla tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir.

11. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının

başvurucunun da aralarında bulunduğu 22 şüpheli hakkındaki 24/1/2011

tarihli iddianamesi 4/2/2011 tarihinde İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince

kabul edilmiştir.

12. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, 13/4/2011 tarihli birinci duruşmada başvurucunun tutukluluk

halinin devamına karar vermiştir.

13. Başvurucu, İstanbul 12. Ağır Ceza

Mahkemesinin 13/4/2011 tarihli duruşmada verdiği

tutukluluk halinin devamına dair karara karşı 19/4/2011 tarihinde itiraz etmiş,

itirazı İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesinin 12/5/2011 tarih ve 2011/308 Değişik İş sayılı kararıyla “… sanığın üzerine atılı suçun yaptırımı, kuvvetli suç

şüphesini gösterir bulgular ve atılı suçun CMK. 100/3 maddesinde yazılı

suçlardan olduğu” gerekçesiyle reddedilmiştir.

14. Başvurucu, 17/11/2011,

6/2/2012, 30/4/2012, 6/7/2012, 7/8/2012, 5/10/2012, 26/11/2012, 4/1/2013

tarihlerinde tutukluluk haline son verilmesi istemiyle mahkemeye başvurmuş, ancak

bu talepleri ilgili mahkemesince reddedilmiştir. Başvurucu tarafından

mahkemelerce verilen ret kararlarına karşı yapılan itirazlar da reddedilmiştir.

15. Başvurucu son olarak, tutukluluk

haline son verilerek tahliye edilmesi istemiyle 4/2/2013

tarihinde İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesine başvurmuştur. İstanbul 9. Ağır Ceza

Mahkemesi 4/2/2013 tarihli 17. celsede başvurucunun

tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.

16. Başvurucu, tutukluluk halinin

devamına dair bu karara itiraz etmiş, itirazı İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesinin 7/3/2013 tarih ve 2013/78 Değişik İş

sayılı kararı ile reddedilmiştir. Ret kararı 1/4/2013

tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

17. Başvurucunun tutukluluk durumu

ayrıca, 5271 sayılı Kanun’un 108. maddesi gereğince 22/6/2011,

21/7/2011, 10/1/2012, 21/6/2013, 19/7/2012, 6/9/2012, 20/11/2012, 18/12/2012,

22/1/2013, 26/2/2013 tarihlerinde İstanbul

9. Ağır Ceza Mahkemesince resen değerlendirilmiş ve tutukluluk halinin devamına

karar verilmiştir.

18. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin

19/7/2013 tarihli kararı ile başvurucunun “yasa

dışı silahlı Devrimci Karargah terör örgütü ve mensuplarına yardım etmek”

suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin (7) numaralı, 314.

maddesinin (2) numaralı fıkraları gereğince beş yıl yedi ay hapis cezası ile; “ruhsatsız vahim

nitelikte tam otomatik ve yarı otomatik silah taşımak” suçundan beş

yıl hapis ve adli para cezası ile; “yargı

görevini yapan görevlileri etkilemek” suçundan iki yıl altı ay hapis

cezası ile; “soruşturmanın gizliliğini ihlal”

suçundan iki yıl iki ay yirmi gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hükmen

tutukluluk halinin devamına ve resmi belgede sahtecilik suçundan ise suç

duyurusunda bulunulmasına karar verilmiştir.

19. Başvurucu hakkındaki dava temyiz

aşamasında derdesttir.

B. İlgili Hukuk

20. 5237 sayılı Kanun’un 220.

maddesinin (7) numaralı fıkrası şöyledir:

“Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım

eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. Örgüt üyeliğinden dolayı

verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine kadar

indirilebilir.”

21. 5237 sayılı Kanun’un 314. maddesi

şöyledir:

“(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2) Birinci

fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası

verilir.”

22. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu’nun 100. maddesi şöyledir:

“(1) Kuvvetli suç şüphesinin

varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması

halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi,

verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde,

tutuklama kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli

veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut

olgular varsa.

b) Şüpheli

veya sanığın davranışları;

1.

Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık,

mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

…

11.

Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311,

312, 313, 314, 315),

…”

23. 5271 sayılı Kanun’un 108. maddesi

şöyledir:

“…

(3) Hâkim

veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın tutukluluk hâlinin devamının gerekip

gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında

ya da birinci fıkrada öngörülen süre içinde de re'sen

karar verir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

24. Mahkemenin 18/6/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 2/5/2013 tarih ve 2013/2814

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

25. Başvurucu;

i. Özgürlüğünün kısıtlanmasına ilişkin mahkemece verilen

kararların hukuka aykırı olduğunu, tahliye taleplerinin formül gerekçelerle

reddedildiğini ve ulusal hukukta hukuka aykırı tutuklama ve tutukluluğun devamı

kararlarına karşı itiraz edebileceği etkili bir yolun bulunmadığını ileri

sürerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 13. maddesinin,

ii. 5271 sayılı Kanun’un 108. maddesi çerçevesinde mahkemesince

resen gerçekleştirilen tutukluluk durumuna ilişkin incelemeler sonucunda

verilen kararların kendisine bildirilmediğini ve dolayısıyla bu kararlara

itiraz etme imkânı bulamadığını ileri sürerek Sözleşme’nin 5. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının,

iii. Tutuklanmasının hukuka uygun olmadığını ve tahliye taleplerinin

hiçbir olguya dayanmaksızın formül gerekçelerle reddedildiğini ileri sürerek

Sözleşme’nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının,

iv. Tahliye taleplerinin reddine

dair itirazlarının da formül gerekçelerle reddedildiğini ileri sürerek

Sözleşme’nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının,

v. Tutukluluk halinin devamını

haklı kılacak yeterli neden ve makul şüphenin bulunmadığını, kendisi hakkındaki

suçlamaların özgürlüğünün sınırlanması konusundaki lehte ve aleyhte tüm

hususlar araştırılmaksızın ve herhangi bir delil olmaksızın sadece kendisince

kaleme alınan kitaptan yapılan alıntılara dayandırıldığını, makul olmayan bir

süredir tutuklu olduğunu, aynı dosya kapsamında örgüt üyeliği suçlaması

yöneltilen bazı sanıklar serbest bırakılırken kendisinin tutuklu bulundurulduğunu

ileri sürerek Sözleşme’nin 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasının,

vi. Gözaltına alındığı tarih ile Anayasa Mahkemesine başvuru tarihi

arasında suçlu olduğuna dair herhangi bir kanıt ortaya konulmamasına rağmen

tutukluluk halinin devam ediyor olması nedeniyle Sözleşme’nin 6. maddesinin (2)

numaralı fıkrasındaki “masumiyet karinesi”nin

ihlal edildiğini iddia etmiş ve tazminat talebini saklı

tutmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Tutukluluk

Kararlarına Karşı Etkili Bir Başvuru Yolu Bulunmadığı İddiası

26. Başvurucu, hukuka aykırı şekilde verilen tutuklama ve tutukluluğun

devamı kararlarına karşı itiraz edebileceği etkili bir yolun bulunmadığını

ileri sürmüştür.

27. Adalet Bakanlığı,

mahkemelerce resen gerçekleştirilen tutukluluk incelemeleri neticesinde verilen

kararların başvurucuya bildirilmediği yönündeki şikâyetin 5271 sayılı Kanun’un

108. maddesine ilişkin olduğunu, bu türden şikâyetlerin Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) tarafından Sözleşme’nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkrası

çerçevesinde incelendiğini, Sözleşme’nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkrasının

tutuklu kişilerin her türlü tahliye talebinde ileri sürdüğü gerekçelerin tümüne

açıklama getirme yükümlülüğü içermediğini, ancak bu talepleri inceleyen

mahkemenin tutmanın hukuka uygunluğunu şüpheye düşürmeyecek türden somut iddia

ve bulgulara yer vermesi gerektiğini belirtmiştir.

28. Başvurucu, başvuru formundaki iddialarını

tekrarlamış ve bu konuda yeni bir beyanda bulunmamıştır.

29. Bireysel başvuru incelemesinde, bir

ihlal iddiasının Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetki alanına girip

girmediğinin tespitinde Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı esas

alınmaktadır (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

Etkili başvuru hakkı, Anayasa’nın 40. ve Sözleşme’nin 13. maddelerinde

düzenlenmiştir.

30. Başvurucunun, Anayasa’nın 40. ve

Sözleşme’nin 13. maddelerinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal

edildiğine yönelik iddialarının, bahsi geçen maddelerdeki ifadeler dikkate

alındığında, soyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp, mutlaka Anayasa ve

Sözleşme kapsamında yer alan diğer temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı olarak

ele alınması gerekir. Bir başka ifadeyle etkili başvuru hakkının ihlal edilip

edilmediğinin tartışılabilmesi için hangi temel hak ve özgürlüğü konusunda

etkili başvuru hakkının kısıtlandığı sorusuna cevap verilmesi gerekmektedir (B.

No: 2012/1049, 26/3/2013, § 33).

31. Somut olayda başvurucunun iddiasının özü, tutukluluk

kararlarına karşı yaptığı itirazlarının mahkemelerce formül gerekçelerle

reddedilmesine ilişkindir. Başvurucunun bu iddiasının Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrası çerçevesinde incelenmesi gerekir.

b. Derece

Mahkemesince Resen Gerçekleştirilen Tutukluluk İncelemeleri Sonucunda Verilen

Kararların Kendisine Bildirilmemesi Nedeniyle Bu Kararlara İtiraz Etme İmkânı

Bulamadığı İddiası

32. Başvurucu, tutukluluk durumuna

ilişkin olarak Derece Mahkemesince resen gerçekleştirilen incelemeler sonucunda

verilen kararların kendisine bildirilmediğini ve dolayısıyla bu kararlara

itiraz etme imkânı bulamadığını ileri sürmüştür.

33. Adalet Bakanlığı görüşünde, başvurucunun söz konusu

şikâyetinin, Derece Mahkemesince 5271 sayılı Kanun’un 108. maddesine göre

yapılan incelemeye ilişkin olduğunu, hem tahliye taleplerini hem de

tutukluluğun devamına karşı yapılan itirazların incelenmesini kapsayacak

şekilde belli bir mahkeme nezdinde yapılan tutukluluğun yasallığına ilişkin

itiraz başvurularının AİHM’ce Sözleşme’nin 5.

maddesinin (4) numaralı fıkrası çerçevesinde değerlendirildiğini ve tutukluluğun

devamına dair periyodik olarak gerçekleştirilen incelemelerin bu hakkın

kapsamına girmediğini belirtmiştir.

34. Başvurucu, Adalet Bakanlığının

görüşüne karşı, herhangi bir beyanda bulunmamıştır.

35. Anayasa’nın 19. maddesinin

sekizinci fıkrası şöyledir:

“Her ne sebeple olursa olsun,

hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.”

36. Sözleşme’nin 5. maddesinin (4)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Yakalama veya tutulma yoluyla

özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu

hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma yasaya aykırı

ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.”

37. Anayasa’nın 19. maddesinin

sekizinci ve Sözleşme’nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkraları, her ne sebeple

olursa olsun hürriyeti kısıtlanan kişiye tutuklanmasının yasallığı hakkında

süratle karar verebilecek ve tutulması kanuni değilse salıverilmesine

hükmedebilecek bir mahkemeye başvurma hakkı tanımaktadır. Anılan Anayasa ve

Sözleşme hükümleri esas olarak, tutukluluğun yasallığına ilişkin itiraz

başvurusu üzerine, bir mahkeme nezdinde yürütülmekte olan davalardaki tahliye

talepleri veya tutukluluğun uzatılması kararlarının incelenmesi açısından bir

güvence oluşturmaktadır (B. No: 2012/1158, 21/11/2013,

§ 30).

38. 5271 sayılı Kanun’un 108. maddesinde, soruşturma

evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük

süreler itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği

hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından

100. madde hükümleri göz önünde bulundurularak; kovuşturma evresinde ise

tutuklu sanığın tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her

oturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da en geç otuz

günlük süre içinde hâkim veya mahkemece resen karar verileceği hükme

bağlanmıştır.

39. 5271 sayılı Kanun’un 108. maddesine

göre yapılacak değerlendirme resen (ex

officio) yapılmakta olup Anayasa’nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası ile hürriyeti kısıtlanan kişiye tanınan yargı

merciine itiraz edebilme hakkı kapsamında değerlendirilemez (B. No: 2012/1158, 21/11/2013, § 32).

40. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun

“Derece Mahkemesince resen gerçekleştirilen

tutukluluk durumuna ilişkin incelemeler sonucunda verilen kararların kendisine

bildirilmediğini ve dolayısıyla bu kararlara itiraz etme imkânı bulamadığı”

yönündeki şikâyetlerinin “konu bakımından

yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

c. Kuvvetli

Suç Şüphesi ve Tutuklama Nedenleri Bulunmadığı Halde Özgürlükten Mahrum

Bırakılma İddiası

41. Başvurucu, kuvvetli suç şüphesi ve

tutuklama nedenleri bulunmadığı halde özgürlüğünden mahrum bırakıldığını ileri sürmüştür.

42. Adalet Bakanlığı görüşünde, AİHM

kararlarına göre, bir suç işlediği şüphesiyle hürriyetinden mahrum

bırakılabilmesi için ilgili kişinin atılı suçu işlediği yönünde makul şüphe (reasonable suspicion) ya

da inandırıcı nedenlerin (raisons plausibles)

bulunması gerektiğini, bu gerekliliğin tutukluluk açısından olmazsa olmaz bir

koşul olduğunu ve tutukluluğunun devam ettiği her aşamada varlığını sürdürmesi

gerektiğini, makul şüphenin ortadan kalktığı anda ilgilinin serbest bırakılması

gerektiğini, makul şüphenin, elde edilen deliller ve somut olayın kendine özgü

koşulları da dikkate alındığında, olaylara dışarıdan bakan ve tamamen objektif

bir gözlemciyi ikna edecek yeterlilikte olması gerektiğini, suç işlediğinden

kuşkulanılan bir kişinin gerekçeden tamamen yoksun bir yargı kararıyla

tutuklanmaması gerektiğini, ancak tutukluluğu meşru kılan bazı gerekçeler

göstererek bir zanlı ya da sanığın tutuklanmasının keyfi olarak

değerlendirilemeyeceğini ve Anayasa Mahkemesince de benzer bir yaklaşımın

benimsendiğini belirtmiştir.

43. Başvurucu, iddia olunan örgütle hiçbir ilişkisinin

bulunmadığını, soruşturma kapsamındaki örgüt üyesi olduğu iddia edilen şüpheli

N. K. ile arkadaş olması dışında bir ilişkisinin olmadığını, soruşturmanın

gizliliğini ihlal ettiği yönündeki suçlamanın gerçeği yansıtmadığını, isnat

edilen ruhsatsız silah bulundurma iddiasının gerçeği yansıtmadığını, silahların

olağanüstü hal mevzuatına göre ruhsatlandırılmış olduğunu, evinde bulunan diğer

silahların ise eşi adına kayıtlı olduğunu, sabit ikametgâhı bulunduğundan kaçma

şüphesinden bahsedilemeyeceğini, delilleri etkileme olasılığının olmadığını,

zira delil olarak ortaya konan tape kayıtlarının,

yazdığı kitabın, Eskişehir’de ele geçirildiği iddia edilen silahların hali

hazırda adli mercilerin elinde olduğunu, keyfi olarak tutuklandığını,

tutuklamayı gerektirecek hiçbir kamu yararı bulunmadığını, soruşturma

makamlarının, ellerindeki tüm verileri basına sızdırarak suç varmış algısı

yarattıklarını ileri sürerek Bakanlığın görüşüne katılmamıştır.

44. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

45. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci

fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke

olarak konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda

gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar

sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının

kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan

herhangi birinin varlığı halinde söz konusu olabilir (B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 43).

46. Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrasında, suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin, ancak

kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla

veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde

hâkim kararıyla tutuklanabilecekleri hükme bağlanmıştır. Buna göre bir kişinin

tutuklanabilmesi öncelikli olarak suç işlediği hususunda kuvvetli belirti

bulunmasına bağlıdır. Bu, tutuklama tedbiri için aranan olmazsa olmaz unsurdur.

Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle

desteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil sayılabilecek olgu ve bilgilerin

niteliği büyük ölçüde somut olayın kendine özgü şartlarına bağlıdır.

47. Ancak bu nitelemeye bağlı olarak

kişinin suçla itham edilebilmesi için yakalama veya tutuklama anında delillerin

yeterli düzeyde toplanmış olması mutlaka gerekli değildir. Zira tutukluluğun

amacı, yürütülen soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinin

tutuklanmasının temelini oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya

ortadan kaldırarak adli süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmektir. Buna

göre, suç isnadına esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile

ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete

gerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir (B. No:

2012/1272, 4/12/2013, § 73).

48. Tutukluluk, 5271 sayılı Kanun’un

100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 100. maddeye göre kişi ancak

hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren olguların

ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde tutuklanabilir. Maddede tutuklama

nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir. Buna göre, (a) şüpheli veya sanığın

kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa, (b)

şüpheli veya sanığın davranışları; 1) delilleri yok

etme, gizleme veya değiştirme, 2) tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa

tutukluluk kararı verilebilecektir. Kuralda ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli

şüphe bulunması halinde tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlar bir liste

halinde belirtilmiştir (B. No: 2012/239, 2/7/2013, §

46).

49. Diğer yandan, Anayasa’da yer alan

hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındaki

kanun hükümlerinin yorumlanmasına ya da maddi veya hukuki hatalara dair

hususlar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki

kanun hükümlerinin yorumu ve somut olaylara uygulanması da derece

mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz

şekilde aykırı yorumlar ile delillerin takdirinde açıkça keyfilik halinde hak

ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren bu tür kararların bireysel başvuruda

incelenmesi gerekir. Aksinin kabulü bireysel başvurunun getiriliş amacıyla

bağdaşmaz (B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 49).

50. Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığının 2009/1868 sayılı soruşturması kapsamında, terör örgütü ve

mensuplarına bilerek ve isteyerek yardım etmek, soruşturma dosyasının

gizliliğini ihlal, yargı görevini yapanları etkileme, terörle mücadelede görev

alan kişileri hedef gösterme suçlarını

işlediği iddiasıyla İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/09/2010

tarih ve 2010/53 sorgu numaralı kararı ile tutuklanmıştır. Tutuklamaya gerekçe

olarak, “Şüpheliye yüklenen suçların

niteliği, aleyhine mevcut delil durumu, yüklenen suçları işlediğine dair

kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların mevcudiyeti, yüklenen bir

kısım suçların CMK. 100/3-a maddesinde sayılan suçlardan olması, delillerin tam

olarak toplanmamış olması, şüphelinin konumu itibariyle bir kısım delilleri yok

etme, gizleme veya değiştirme olasılığı göz önüne alınarak CMK. 100 ve devamı

maddeleri” gösterilmiştir.

51. Savcılıkça düzenlenen iddianame incelendiğinde özetle,

başvurucunun, iddia olunan “Devrimci

Karargâh Örgütü” üyelerine bilerek ve isteyerek yardım ettiği,

soruşturma kapsamındaki örgüt üyesi olduğu iddia edilen şüpheli N. K.’ye bilgi aktardığı ve polis takibinden kurtulması için

yardımda bulunduğu, bu durumun şüpheli tarafından yazılan “Haliçte Yaşayan Simonlar,

Dün Devlet Bugün Cemaat” isimli kitapta anlatılan telefon

görüşmelerine ilişkin belgeler ile şüpheli N. Ç.’yle

yapmış olduğu telefon görüşmelerinin içeriğinden anlaşıldığı, soruşturmanın

gizliliğini ihlal eden eylemlerinin tespit edildiği, Eskişehir ilinde bulunan

ikametinde sahte nüfus cüzdanları, ehliyet ve pasaportların ele geçirildiği,

ele geçirilen diğer belgeler içerisinde gizli ibareli askeri dokümanların yer

aldığı, Eskişehir ili Emniyet Müdürlüğündeki makamında yapılan aramalarda

izinsiz dinleme sonucu elde edilen ses kayıtlarının ele geçirildiği ve kişisel

veri niteliğindeki bilgileri sakladığı, ikametinde ruhsat süresi dolmuş ve

veriliş amacı ortadan kalkan silahların ele geçirildiğinden bahisle kamu davası

açıldığı görülmektedir.

52. Dava dosyasının incelenmesinden,

başvurucunun tutuklanması için yeterli şüphenin ve tutuklama nedenlerinin

bulunduğu anlaşılmaktadır. Başvuru dosyasında bunun aksini ifade eden herhangi

bir husus da yer almamaktadır. Bu durumda başvurucunun, suç işlediğinden

şüphelenilmesi için somut olgu ve bilgi bulunmadığı halde tutuklandığı ve

tutukluluğun sürdürüldüğü iddiasının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.

Tutukluluğun devamına dair kararların ilgili ve yeterli olup olmadığı

meselesinin ise tahliye taleplerinin formül gerekçelerle reddedildiği ve uzun

bir süredir tutuklu olduğu iddialarının incelenmesi sırasında ele alınması

gerekir.

53. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun

“kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedenleri

bulunmadığı halde özgürlükten mahrum bırakıldığı”na ilişkin iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” sebebiyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

d. Masumiyet

Karinesinin İhlal Edildiği İddiası Yönünden

54. Başvurucu, gözaltına alındığı tarih

ile Anayasa Mahkemesine başvuru tarihi arasında suçlu olduğuna dair herhangi

bir kanıt ortaya konulmamasına rağmen tutukluluk halinin devam ediyor olmasının

“masumiyet karinesi”ni ihlal ettiğini ileri

sürmüştür.

55. Adalet Bakanlığı, başvurucunun bu

iddiasının Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası çerçevesinde

değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.

56. Başvurucu, başvuru formundaki

iddialarını tekrarlamış ve bu konuda yeni bir beyanda bulunmamıştır.

57. Başvurucunun iddiasının özü

hakkında kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedenleri bulunmadığı halde

özgürlükten mahrum bırakıldığı ve uzun bir süredir tutuklu olduğuna ilişkindir.

Başvurucunun kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedenleri bulunmadığı halde

özgürlükten mahrum bırakıldığı yönündeki iddiası yukarıda incelenmiş olup bu

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olduğuna karar verilmiştir (§§ 41-53).

Başvurucunun uzun bir süredir tutuklu bulunması nedeniyle masumiyet karinesinin

ihlal edildiği iddiasının ise Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası

çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

e. Tutukluluk

Süresinin Makul Olmadığı İddiası Yönünden

58. Başvurucunun, tutukluluğun makul

süreyi aştığına ilişkin şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca

başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun bu şikâyete

ilişkin kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

59. Başvurucu, tahliye taleplerinin ve

tahliye taleplerinin reddi üzerine yaptığı itirazlarının hiçbir olguya

dayanmaksızın formül gerekçelerle reddedildiğini ve uzun bir süredir tutuklu

olduğunu ileri sürmüştür.

60. Adalet Bakanlığı, AİHM kararlarına

göre, tutukluluk süresinin hesaplanmasında başlangıç noktasının başvurucunun

ilk defa yakalanıp gözaltına alındığı tarih olduğunu, bu sürenin, kişinin

serbest bırakılmasıyla ya da derece mahkemesinin kararıyla sona erdiğini,

derece mahkemesinin karar ile birlikte tutukluluğun “mahkûmiyet sonrası tutma” haline dönüştüğünü, kaçma şüphesi,

yargılamayı etkileme tehlikesi, yeniden suç işleme riski veya kamu düzeninin

bozulması tehlikesinin bulunmasının belli bir süreye kadar devam eden

tutukluluğun meşru kabul edilmesi için yeterli olduğunu, belirli bir sürenin

ötesine geçen bir tutukluluk süresinin makul olup olmadığını değerlendirirken,

makul şüphenin varlığını sürdürüp sürdürmediğinin, yargılamayı yapan mahkemenin

yargılamayı süratle sona erdirmesi açısından gerekli dikkati gösterip

göstermediğinin, ulusal yargı organlarının adli kontrole başvurma konusunu

tartışıp tartışmadığının incelenmesi gerektiğini, ayrıca davanın

karmaşıklığının ve suçlamaların niteliğinin, isnat olunan suçun organize suç

ile mücadele kapsamında olup olmadığının her başvurunun kendi özellikleri

çerçevesinde ele alınması gerektiğini ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarının da bu

yönde olduğunu belirtmiştir.

61. Adalet Bakanlığı ayrıca, suç işlediğinden kuşkulanılan

bir kişinin gerekçeden tamamen yoksun bir yargı kararıyla tutuklanmaması ve

tutukluluğunun uzatılmaması gerektiğini, ancak tutukluluğu meşru kılan bazı

gerekçeler göstererek bir zanlı ya da sanığın tutuklanmasının keyfi tutuklama

olarak değerlendirilemeyeceğini, aşırı derecede kısa gerekçelerle ve hiçbir

yasal hüküm gösterilmeden tutuklama kararı vermenin ya da tutukluluğu devam

ettirmenin bu çerçevede değerlendirilemeyeceğini ve Anayasa Mahkemesince de

benzer bir yaklaşımın benimsendiğini belirtmiştir.

62. Başvurucu, 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin

Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın

Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun

ile öngörülen adli kontrol hükümlerinin hakkında uygulanmadığını, aynı davada

yargılanan bazı kişiler tahliye edilmelerine rağmen kendisinin tahliye

edilmediğini, tutukluluğun kasıtlı olarak devam ettirildiğini, örgüt mensubu

olduğu iddia edilen N. K. isimli sanık serbest bırakılırken bu kişiye yardım

ettiği iddiasıyla yargılanan kendisinin tutuklu bulundurulmaya devam

edildiğini, hukuka aykırı olarak kendisini dinleyen iki polisin yerlerinin

değiştirildiğini ve haklarında soruşturma açıldığını, uzun süredir tutuklu

olduğunu ve tutukluluğunun haksız olarak uzatıldığını belirterek Bakanlığın

görüşüne katılmamıştır.

63. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci

fıkrası şöyledir:

“Tutuklanan kişilerin, makul süre

içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı

isteme hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince

duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir

güvenceye bağlanabilir.”

64. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci

fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin, yargılamanın

makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest

bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır.

65. Tutukluluk süresinin makul olup

olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün

değildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu sürenin makul olup

olmadığı, her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir.

Anayasa’nın 38. maddesinde “Suçluluğu hükmen

sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” şeklinde ifadesini

bulan masumiyet karinesi, yargılama süresince kişinin hürriyetinin esas,

tutukluluğun ise istisna olmasını gerektirmektedir. Tutukluluğun devamı ancak

masumiyet karinesine rağmen Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından daha ağır basan gerçek bir kamu yararının

mevcut olması durumunda haklı bulunabilir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013,

§ 61).

66. Bir davada tutukluluğun belli bir

süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece mahkemelerinin görevidir. Bu

amaçla, yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tüm olayların derece

mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest bırakılma taleplerine ilişkin

kararlarda bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 62).

67. Tutuklama tedbirine kişilerin

suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanı sıra bu kişilerin

kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla

başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir süreye kadar

tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra,

uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devam ettiğinin

gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili”

ve “yeterli” görüldüğü

takdirde, yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir.

Davanın karmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı

gibi faktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkate

alınır. Tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup

olmadığı konusunda bir sonuca ulaşılabilir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 63). Tutukluluk süresinin makul seviyede kalması

için ilgili makamların almış oldukları önlemler de dâhil olmak üzere tüm bu

unsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup olmadığı konusunda

bir sonuca ulaşılabilir (B. No: 2014/85, 3/1/2014, §

43).

68. Dolayısıyla Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesinde

esas olarak, serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararların gerekçelerine

bakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itiraz

başvurularında sunulan belgeler çerçevesinde kararların yeterince

gerekçelendirilmiş olup olmadığı göz önüne alınmalıdır. Öte yandan hukuka uygun

olarak tutuklanan bir kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli belirti ve

tutuklama nedenlerinden biri veya birkaçının varlığı devam ettiği sürece ilke

olarak belli bir süreye kadar tutukluluk halinin makul kabul edilmesi gerekir

(B. No: 2012/1137, 2/7/2013, §§ 63-64).

69. Diğer taraftan özgürlük hakkı, adli

makamlarla güvenlik görevlilerinin özellikle organize suçlarla etkili bir

şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek biçimde

yorumlanmamalıdır. Nitekim AİHM, Sözleşme’nin 5. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (c) bendinin, Sözleşme’ye Taraf

Devletlerin güvenlik görevlilerinin bilhassa organize olanlar olmak üzere

suçlulukla etkili olarak mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye sebep

olabilecek biçimde uygulanmaması gerektiğini vurgulamaktadır (Dinç ve Çakır/Türkiye, B. No: 66066/09, 9/7/2013, § 46).

70. Bir kişinin gerekçeden tamamen

yoksun bir yargı kararıyla tutuklanması ve tutukluluğun uzatılması kabul

edilemez (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz: Nakhmanovich/Rusya, B. No: 55669/00, 2/3/2006, § 70; Belevitskiy/Rusya, B. No: 72967/01, 1/3/2007, § 91).

Bununla beraber tutukluluğu meşru kılan gerekçeler gösterilerek bir zanlı

ya da sanığın tutuklanmasının keyfi olduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak

aşırı derecede kısa gerekçelerle ve hiçbir yasal hüküm gösterilmeden tutuklama

kararı vermek ya da tutukluluğu devam ettirmek bu çerçevede

değerlendirilmemelidir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz:

Mooren/Almanya [BD], B. No: 11364/03, 9/7/2009, § 79).

71. İtiraz veya temyiz merciinin,

itiraz veya temyiz incelemesine konu mahkeme kararına ve bu karardaki

gerekçelere katıldığı durumlarda, buna ilişkin kararını ayrıntılı olarak

gerekçelendirmemesi, kural olarak, gerekçeli karar hakkına aykırılık teşkil

etmez (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz: García Ruiz/İspanya,

B. No: 30544/96, 21/1/1999, § 26).

72. Makul sürenin hesaplanmasında

sürenin başlangıcı, başvurucunun daha önce yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda

bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin

sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı tarihtir. Ancak kişinin,

tutuklu olarak yargılanmakta olduğu davada mahkumiyetine karar verilmiş ise

mahkûmiyet tarihi itibarıyla da tutukluluk hali sona erer (B. No: 2012/237, 2/7/2013, §§ 66-67).

73. Öte yandan hukuka uygun olarak

tutuklanan bir kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli belirti ve tutuklama

nedenlerinden biri veya birkaçının varlığı devam ettiği sürece ilke olarak

belli bir süreye kadar tutukluluk halinin makul kabul edilmesi gerekir (B. No:

2012/1137, 2/7/2013, §§ 63-64).

74. Başvurucu, öncelikle uzun bir

süredir tutuklu olduğunu ileri sürmüştür. Somut olayda başvurucu 28/09/2010 tarihinde tutuklanmış ve İstanbul 9. Ağır Ceza

Mahkemesinin 19/7/2013 tarihli kararı ile hapis ve adli para cezası ile

cezalandırılmıştır. Buna göre başvurucu yaklaşık 2 yıl 10 ay boyunca bir suç

isnadına bağlı olarak özgürlüğünden mahrum kalmıştır.

75. Somut olayda başvurucu ayrıca

tutukluluğa itiraz ve itiraz ret kararlarının gerekçelerinin yetersiz olduğunu

ileri sürmüştür.

76. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin

13/4/2011 tarihli birinci celsesinde “dava dosyasının İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin

2009/213 Esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine, yargılamaya İstanbul

9. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/213 Esas sayılı dava dosyasında devam dilmesine

ve sanıkların yasadışı Devrimci Karargah silahlı terör örgütü üyesi olduklarına

ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunduğu ve devam

ettiği anlaşıldığından atılı eylemin CMK. 100/3 maddesinde sayılan

suçlardan olduğu” gerekçesiyle

başvurucunun tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.

77. Başvurucu, İstanbul 12. Ağır Ceza

Mahkemesinin 13/4/2011 tarihli duruşmada verdiği

tutukluluk halinin devamına dair karara karşı 19/4/2011 tarihinde “28/09/2010 tarihinde tutuklandığını ve 13/04/2011

tarihinde ilk kez yaklaşık 7 ay sonra mahkeme huzuruna çıkarıldığını,

soruşturma ve yargılama aşamalarında savunmaya ilişkin Anayasal ve yasal

taleplerinin hiç bir biçimde karşılanmadığını, özgürlük ve güvenlik hakkı ile

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, savunma dilekçesinin de dikkate

alınıp tutukluluk halinin devamına ilişkin kararın itirazen

kaldırılmasına karar verilmesini” talep etmiştir.

78. Başvurucunun itirazı, İstanbul 13.

Ağır Ceza Mahkemesinin 12/5/2011 tarih ve 2011/308

Değişik İş sayılı kararıyla “… sanığın üzerine atılı suçun yaptırımı, kuvvetli suç

şüphesini gösterir bulgular ve atılı suçun CMK. 100/3 maddesinde yazılı

suçlardan olduğu” gerekçesiyle reddedilmiştir.

79. Başvurucu, yargılamasının ilerleyen

aşamasında, 17/11/2011, 6/2/2012, 30/4/2012, 6/7/2012,

7/8/2012, 5/10/2012, 26/11/2012, 4/1/2013 tarihlerinde tutukluluk haline son

verilmesi istemiyle mahkemeye başvurmuştur. Başvurucunun

tahliye talepleri özetle; başvurucu hakkında isnat olunan suçların mahiyeti,

isnat edilen suçlara dair kuvvetli suç şüphelerini gösteren olguların var

olması, isnat edilen suçların katalog suçlardan olması, tüm dosya kapsamındaki

deliller değerlendirildiğinde mevcut delillerin kuvvetli suç şüphesinin

varlığını göstermesi, tutuklulukta geçen makul süreyi aşan bir durumun

bulunmaması, başvurucunun serbest kalması halinde kaçma şüphesinin bulunması,

daha hafif koruma önlemi olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının dava konusu

açısından yetersiz kalacağı şeklindeki gerekçelerle reddedilmiştir. Başvurucu

tarafından mahkemelerce verilen ret kararlarına karşı yapılan itirazlar da

reddedilmiştir.

80. Başvurucu son olarak, tutukluluk

haline son verilerek tahliye edilmesi istemiyle 4/2/2013

tarihinde İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesine başvurmuştur. İstanbul 9. Ağır Ceza

Mahkemesi 4/2/2013 tarihli 17. celsede önceki

gerekçelerini tekrarlayarak başvurucunun tutukluluk halinin devamına karar

vermiştir.

81. Başvurucu, bu karara itiraz etmiş,

itirazı İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 7/3/2013

tarih ve 2013/78 Değişik İş sayılı kararı ile “İstanbul

9. Ağır Ceza Mahkemesince 4/2/2013 tarihinde verilen tutukluluk halinin

devamına dair kararın usul ve yasaya uygun olduğu” gerekçesiyle reddedilmiştir. Ret kararı 1/4/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

82. Başvurucunun tutukluluk durumu

ayrıca, 5271 sayılı Kanun’un 108. maddesi gereğince 22/6/2011,

21/07/2011, 10/1/2012, 21/6/2013, 19/7/2012, 6/09/2012, 20/11/2012, 18/12/2012,

22/01/2013, 26/2/2013 tarihlerinde İstanbul

9. Ağır Ceza Mahkemesince resen değerlendirilmiş ve tutukluluk halinin devamına

karar verilmiştir.

83. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci

fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesinde esas olarak, serbest

bırakılma taleplerine ilişkin kararların gerekçelerine bakılmalı ve tutuklu

bulunan kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itiraz başvurularında sunulan

belgeler çerçevesinde kararların yeterince gerekçelendirilmiş olup olmadığı göz

önüne alınmalıdır.

84. Her ne kadar bir kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli

belirti ve tutuklama nedenlerinden biri veya birkaçının varlığı devam ettiği

sürece ilke olarak belli bir süreye kadar tutukluluk halinin makul kabul

edilmesi gerekse de özellikle belli bir süre geçtikten sonra tutuklamanın

devamına karar verilirken, davanın genel durumu yanında, tahliyesini talep eden

kişinin özel durumunun dikkate alınması ve bu anlamda tutukluluk gerekçelerinin

kişiselleştirilmesi bir zorunluluktur. Bu nedenle, aynı davada yargılanan

bazı sanıkların durumlarından hareketle genelleme yapılarak diğerlerinin de

aynı davranışta bulunabileceğini varsaymak, kişiselleştirmeyi engellediği gibi,

özgürlüğün esas, tutukluluğun istisna olduğu yönündeki anlayışla da bağdaşmaz.

85. Somut olayda, Derece Mahkemelerince

verilen tutukluluğa itiraz ve itirazın reddine dair kararların gerekçeleri

incelendiğinde, bu gerekçelerin tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu ve

tutulmanın meşruluğunu haklı gösterecek özen ve içerikte olmadığı ve aynı

hususların tekrarı niteliğinde olduğu görülmektedir. Somut olaydaki tutukluluk

halinin devamına ilişkin bu gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu söylenemez.

İlgili ve yeterli olmayan gerekçelere dayanılarak başvurucunun özgürlüğünden

mahrum bırakıldığı dikkate alındığında söz konusu tutukluluk süresi makul

olarak değerlendirilemez.

86. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun

“tutukluluk süresinin makul olmadığı ve

tahliye taleplerinin formül gerekçelerle

reddedildiği” yönündeki şikâyeti yönünden Anayasa’nın 19. maddesinin

yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanunun 50. Maddesi Yönünden

87. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit

edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

88. Başvuruda, Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkralarının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

89. Kararın birer örneğinin mahkemesine

ve Yargıtaya gönderilmesi gerekir.

90. Başvurucu tarafından yapılan ve

dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun

1. “Derece

Mahkemesince resen gerçekleştirilen tutukluluk incelemeleri sonucunda verilen

kararların kendisine bildirilmediğini ve dolayısıyla bu kararlara itiraz etme

imkânı bulamadığı” iddialarının “konu

bakımından yetkisizlik” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. “Kuvvetli

suç şüphesi ve tutuklama nedenleri bulunmadığı halde özgürlükten mahrum

bırakıldığına” ilişkin iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. “Tutukluluk

süresinin makul olmadığı ve tahliye taleplerinin

formül gerekçelerle reddedildiği” yönündeki iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. “Tutukluluk

süresinin makul olmadığı ve tahliye

taleplerinin formül gerekçelerle reddedildiği” yönündeki şikâyeti

yönünden Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucu tarafından yapılan ve

dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

D. Kararın birer örneğinin mahkemesine

ve Yargıtaya gönderilmesine,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini

takiben başvurucunun Maliye Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

18/6/2014 tarihinde OY

BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Osman Alifeyyaz PAKSÜT Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Raportör : Serhat ALTINKÖK Başvurucu : Hanefi AVCI Vekili : Av. Refik Ali UÇARCI

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/2814, 18 Haziran 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Başvurucunun
  16. B. “Tutukluluk
  17. C. Başvurucu tarafından yapılan ve
  18. D. Kararın birer örneğinin mahkemesine
  19. E. Ödemelerin, kararın tebliğini
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/2814
Tarih
18 Haziran 2014

İlgili Kararlar

  • Arman Mazman Başvurusu (B. No: 2013/1752)
  • Musa Özkan Başvurusu (B. No: 2013/8478)
  • Ahmet Demirol Başvurusu (B. No: 2013/7070)
  • Ramazan İpek Başvurusu (B. No: 2012/1105)
  • Liberal Demokrat Parti Başvurusu (B. No: 2014/11268)
  • Veli Küçük Başvurusu (B. No: 2013/6099)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.