İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hasan Oğuz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/2700)

1. Başvuru, ölüm olayından dolayı uğranılan zararın tazmini

Başvuru No2015/2700Tarih7 Şubat 2018Okuma20 dk · 3.940 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hasan Oğuz Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
7 Şubat 2018
Başvuru Numarası
2015/2700
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.940 kelime·20 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ölüm olayından dolayı uğranılan zararın tazmini

istemiyle idari yargıda açılan davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 3/2/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyon tarafından 2015/2701 ve 2015/2702 numaralı bireysel

başvuru dosyalarının aralarında konu yönünden hukuki irtibat bulunması

nedeniyle 2015/2700 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine ve

incelemenin 2015/2700 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yapılmasına

karar verilmiştir.

5. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, bu aşamada başvuru hakkında bir görüş

bildirilmeyeceğini ifade etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvurucuların murisi olan B.O. 23/5/2009 tarihinde bacak

ağrısı şikâyetiyle Aydın Devlet Hastanesi Acil Servisine müracaat etmiştir.

Burada yapılan muayenesi neticesinde B.O.ya

Derin Ven Trombozu (DTV) + myali

şüphesi nedeniyle kalp damar cerrahisi polikliniğine gitmesi önerilmiş,

ağrısının giderilmesi amacıyla enjeksiyon yapıldıktan sonra B.O. Acil Servisten

gönderilmiştir.

9. B.O., Acil Servisten ayrıldıktan yaklaşık 20 dakika sonra

yolda yürürken durumunun kötüleşmesi üzerine çevredeki vatandaşlar tarafından

aynı Hastaneye getirilmiş ancak sağlık personeli tarafından yapılan

müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetmiştir.

10. Ölüm olayı üzerine Aydın Cumhuriyet Başsavcılığınca

(Savcılık) ilgili sağlık personeli hakkında taksirle ölüme neden olma suçundan

soruşturma başlatılmış, aynı gün otopsi işlemi yapılmıştır. Otopsi sonucunda B.O.nun ölüm nedeninin belirlenememesi üzerine doku ve kan

örnekleri Adli Tıp Kurumuna gönderilmiştir. Öte yandan başvurucular da

Savcılığa müracaat ederek B.O.nun ölümünde kusuru

bulunan sağlık personelinden şikâyetçi olduklarını bildirmiştir.

11. Aynı süreçte Sağlık Bakanlığı (Bakanlık) da olayla ilgili

olarak idari soruşturma başlatmıştır. Bakanlık tarafından yapılan inceleme

neticesinde düzenlenen 16/7/2009 tarihli raporda sağlık personelinin B.O.nun tetkik, tedavi ve müdahale işlemlerinde herhangi

bir ihmal veya kusurunun tespit edilemediği, bu sebeple haklarında adli veya

idari yönden yapılacak bir işlem bulunmadığı belirtilmiştir.

12. Savcılık tarafından yürütülen soruşturma kapsamında İstanbul

Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunca düzenlenen 2/6/2010 tarihli raporda ise

otopsi, klinik ve laboratuvar bulgularına göre tüm kan değerlerinde düşüklük

bulunan B.O.nun ölümünün kendinde mevcut hastalıktan

ileri geldiği görüşü belirtilmiştir. Raporda ayrıca; şikâyetleri üzerine

ayırıcı tanıda DTV düşünülerek B.O.nun kalp damar cerrahisi polikliniğine gönderilmesinin

uygun olduğu, ağrısı üzerine kendisine diklofenak

ampul yapıldığı, olayın oluş şekli ve otopsi bulgularına göre anaflaktik şok tablosunun mevcut olmadığı, buna göre

tedaviyi veren hekim ve uygulayan hemşirenin uygulamalarının tıp kurallarına

uygun olduğu görüşüne de yer verilmiştir.

13. Başvurucular Adli Tıp Kurumu raporunun kendilerine tebliğ

edilmesi üzerine 10/11/2010 tarihinde Savcılığa sundukları dilekçede; söz

konusu raporu kabul etmediklerini, raporda eksiklikler bulunduğunu belirterek

Yüksek Sağlık Şurasından rapor alınmasını talep etmiştir.

14. Savcılık 2/12/2010 tarihinde, şüphelilerin atılı suçu

işlediklerine dair yeterli sebep bulunmadığı gerekçesiyle haklarında kovuşturma

yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Söz konusu kararda, Adli Tıp Kurumu

raporundaki değerlendirmelere göre B.O.nun ölümünün

doğal ölüm olduğunun anlaşıldığı belirtilmiştir. Kararda ayrıca, Yüksek Sağlık

Şurasının sadece kovuşturma aşamasına geçildiği takdirde rapor vermesi

sebebiyle başvurucuların bu yöndeki talebinin yerine getirilemediği de ifade

edilmiştir. Başvurucuların söz konusu karara karşı yaptığı itiraz Söke Ağır

Ceza Mahkemesinin 2/3/2011 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

15. Bu süreçte başvurucular 11/1/2011 tarihinde Bakanlığa

müracaat etmiş ve hizmet kusuru nedeniyle yakınlarını kaybetmelerinden dolayı

uğradıkları maddi ve manevi zararın tazminini talep etmiştir. Başvurucular,

taleplerinin 15/3/2011 tarihli işlemle reddedilmesi üzerine 18/5/2011 tarihinde

idari yargıda tam yargı davası açmıştır.

16. Aydın 1. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 1/6/2011 tarihli

kararıyla davayı süre aşımı nedeniyle reddetmiştir. Kararın gerekçesinde,

başvurucuların ölüm olayının gerçekleştiği 23/5/2009 tarihinden itibaren bir

yıl içinde ve en geç 23/5/2010 tarihine kadarzorunlu

idari başvuruda bulunması gerekirken bu süre geçtikten sonra 11/1/2011

tarihinde idareye başvurduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla idareye süresinde

yapılmayan başvurunun reddi üzerine açılan davanın süresinde olmadığı ifade

edilmiştir.

17. Karar Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 12/2/2014 tarihli kararıyla onanmıştır.

18. Başvurucuların karar düzeltme istemi de aynı Dairenin

23/9/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

19. Nihai karar5/1/2015 tarihinde başvurucuların vekiline tebliğ

edilmiştir.

20. Başvurucular 3/2/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Kanun

21. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir şöyledir:

"İdari eylemlerden

hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı

bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri

tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde

ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri

gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin

tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap

verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde

dava açılabilir."

2. Danıştay İçtihadı

22. Danıştay Onuncu Dairesinin 17/1/2017 tarihli ve E.2016/2637,

K.2017/180 sayılı kararı şöyledir:

"Tam yargı davaları idari eylem nedeniyle

uğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle tam yargı davasının

açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı

zararın ortaya çıkması zorunludur.

(...)

Söz konusu eylemin idariliği

ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen

de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılaması sonucu

ortaya çıkabilmektedir.

Bu itibarla, 2577 sayılı Kanunun 13.

maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eylemin idariliğinin

ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun zarara

yol açan eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıyla

kullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldıracağı, hak arama özgürlüğüyle

bağdaşmayacağı açıktır.

Uyuşmazlıkta tazmini istenilen zarar, idarenin hizmet kusuru nedeniyle

uğranılan zarar olduğuna göre, davacıların kardeşinin Şanlıurfa Kapalı Cezaevi'ndemeydana gelen olaylar sonucunda 16/06/2012

tarihinde çıkan yangında hayatını kaybetmesinde davalı idareye yüklenebilecek

hizmet kusurunun varlığı, idarenin bir kusurunun bulunup bulunmadığının

belirlenmesine bağlıdır.

Dava dosyası ile Dairemizin E:2015/1145 sayılı dosyası içerisinde yer

alan Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının 06/06/2013 tarih ve … sayılı

"Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Kararı"ndan;

davacılar yakınının diğer 12 hükümlü ve tutuklu ile beraber Şanlıurfa Kapalı

Ceza İnfaz Kurumunun C-15 koğuşunda 16/06/2012 saat 23:00 sıralarında çıkan

yangında yaşamını yitirdiği, cezaevinden sorumlu Cumhuriyet Savcısının

nezaretinde elektrik ve inşaat mühendisi, iş ve sosyal güvenlik uzmanı, kimya

uzmanı, itfaiyeciler ve olay yeri inceleme ekibi tarafından yapılan incelemede,

13 kişinin koğuşun üst katında kol kola ve sıralı bir şekilde yanarak

yaşamlarını yitirdikleri, koğuş kapısının dolap ve ranzalarla kapatıldığı,

yangına katılmak istemeyen 5 mahkumun diğer hükümlü ve tutuklular tarafından tuvalete

kilitli vaziyette bırakıldıkları ve bu kişilerin kurtarıldığı, cezaevi kamera

kayıtlarına göre yangının 22:40 sıralarında başladığı, infaz koruma

memurlarının yangından 22:41 sıralarında haberdar oldukları, ilk itfaiye

aracının 22:47'de, ilk ambulansın da 22:51'de cezaevine giriş yaptığı ve

yangının 23:13 sıralarında tamamen söndürüldüğü, olayla ilgili yapılan disiplin

soruşturması neticesinde görevli personel hakkında disiplin cezası verilmesine

yer olmadığına karar verildiği ve yine olayla ilgili Şanlıurfa Cumhuriyet

Başsavcılığınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan

itirazın da Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... sayılı kararıyla

reddedildiği anlaşılmaktadır.

(…)

Dolayısıyla davacıların yakınının hayatını

kaybetmesinde eylemin idariliğinin bulunup

bulunmadığı, Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen Kovuşturmaya Yer

Olmadığına Dair karar ile kesinlik kazanmıştır.

Bu durumda, olayda eylemin idariliğinin

kesin olarak ortaya çıktığı tarihin, …"Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar"ın verildiği tarih olması nedeniyle bir yıllık

sürenin de bu tarihten itibaren başlayacağı açıktır."

23. Danıştay Onbeşinci

Dairesinin28/4/2016 tarihli ve E.2016/3471, K.2016/3026 sayılı kararı şöyledir:

Dava, davacının tedavi için gittiği Eskişehir

Devlet Hastanesinde 18/04/2011 tarihinde yapılan enjeksiyon sonucu sakat

kaldığından bahisle [uğradığı] zararın yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle

açılmıştır.

İdare Mahkemesince, davacının, rahatsızlığı

nedeniyle 18/04/2011 tarihinde Eskişehir Devlet Hastanesine gittiği burada

yapılan iğne sonucu sakat kaldığından bahisle ilgililer hakkında savcılığa suç

duyurusunda bulunduğu, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma … sayılı

dosyasında yürütülen soruşturmada, konuyla ilgili alınan İstanbul Adli Tıp

Kurumu Başkanlığı Üçüncü Adli Tıp İhtisas Kurulunun 02/08/2013 tarihli raporu

dikkate alınarak "kovuşturmaya yer olmadığına" kararı verildiği, bu

karara yapılan itirazın Bilecik Ağır Ceza Mahkemesinin 18/12/2013 tarihli …

kararı ile reddedildiği ve kararın 03/03/2014 tarihinde ilgiliye tebliğ

edildiği, uyuşmazlık konusu eylemin idariliğinin

davacı açısından en geç Bilecik Ağır Ceza Mahkemesi kararının tebliğ tarihi

olan 03/03/2014 tarihinde kesinleştiği ve bu tarihten itibaren davacının 60 gün

içerisinde idareye başvuruda bulunması gerekirken bu süre geçtikten çok sonra

15/12/2014 tarihinde başvuruda bulunduğu anlaşıldığından, yasal süresi geçtikten

sonra yapılan başvuru üzerine açılan davanın esastan incelenmesine olanak

bulunmadığı gerekçesiyle süre aşımı yönünden davanın reddine karar verilmiştir.

(…) tam yargı davasının açılabilmesi için

eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın ortaya

çıkması zorunludur. Söz konusu eylemlerin idariliği

ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen

de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu

ortaya çıkabilmektedir.

Özellikle kamu görevlilerinin idari bir

tasarruf yaparken, mevzuatın, üstlendiği ödevin ve yürüttüğü hizmetin kural,

usul ve gereklerine aykırı olarak, kendisine izafe edilebilecek boyutta ve

biçimde, ve fakat resmi yetki, görev ve olanaklardan yararlanarak, onları

kullanarak hareket ettiği, bu nedenle de idaresinden tamamen ayrılmasını

önleyen ve engelleyen görev kusurları nedeniyle doğan zararların tazmini

istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği,

bazen ceza davalarıyla personelin şahsi kusuru sonucu mu, yoksa görev kusuru

sonucu mu zararın ortaya çıktığının belirlenmesinden sonra saptanabilmektedir.

Olayda ise, uyuşmazlık konusu eylemin idariliğinin davacı açısından en geç Bilecik Ağır Ceza

Mahkemesi kararının tebliğ tarihi olan 03/03/2014 tarihinde kesinleştiği ve bu tarihten

itibaren davacının 1 yıllık süre içinde 15/12/2014 tarihinde idareye başvuruda

bulunduğu anlaşıldığından, yasal süresi içinde yapılan başvuru üzerine açılan

davanın esastan incelenmesi gerekirken süre aşımı yolunda verilen kararda

hukuki isabetbulunmamaktadır."

B. Uluslararası Hukuk

1. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi

24. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes

davasının, medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda

karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından, ... görülmesini isteme hakkına

sahiptir..."

2. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi İçtihadı

25. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sefer Yılmaz ve Meryem Yılmaz/Türkiye (B.No: 611/12, 17/11/2015)

başvurusunda, askerde ölüm olayıyla ilgili yürütülen ceza soruşturmasının

takipsizlikle sonuçlanmasının ardından Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM)

açılan tam yargı davasınınsüre aşımı gerekçesiyle

reddedilmesine ilişkin başvuruda başvurucuların mahkemeye erişim hakkının ihlal

edilip edilmediği hususunu değerlendirmiştir. Söz konusu olayda başvurucuların

oğlu M.Y. 9/9/2008 tarihinde nöbet kulübesinde el bombasının patlaması sonucu

vefat etmiştir. Yapılan soruşturmanın ardından 15/12/2009 tarihinde Askerî

Savcılık; ölüm olayının meydana gelmesinde kimsenin kusur ya da kastının

bulunmadığı, M.Y.nin el bombasıyla intihar ettiği

sonucuna varmıştır. Askerî Savcılığın bu sonuca varmasında olay yeri inceleme

raporu, olay yeri krokisi, otopsi raporları ve tanıkların M.Y.nin

ailevi ve maddi çeşitli sıkıntılara bağlı olarak psikolojik sorunlarının

olduğuna dair ifadeleri etkili olmuştur. Söz konusu kararın ardından

başvurucular 28/8/2010 tarihinde tazminat istemiyle İçişleri Bakanlığına

başvuruda bulunmuş, istemin zımnen reddi üzerine 2/11/2010 tarihinde AYİM'de tam yargı davası açmıştır. AYİM 4/7/1972 tarihli ve

1602 sayılı mülga Kanun'un 43. maddesinde öngörülen bir yıllık süreyi ölüm

tarihinden başlatarak davayı süre aşımı gerekçesiyle reddetmiştir. AYİM

kararında, yürütülen soruşturma sonucunda ölüm olayının davacılar yakınının

intihar kastıyla el bombasını patlatması şeklinde gerçekleştiği ve bu durumun

davacılar tarafından da önceden bilinen ölüm sebebinde herhangi bir değişiklik

yapmadığı kanaatine varıldığı da ayrıca belirtilmiştir.

26. AİHM, davanın temelinde yer alan konunun bir yıllık süre

sınırının M.Y.nin ölüm tarihinden itibaren

başlatılması olduğunu belirtmiş; başvuranların oğullarının 9/9/2008 tarihinde

hayatını kaybettiğini öğrendiklerini ancak kesin ölüm nedenini bilmediklerini

bu bağlamda takipsizlik kararı tebliğ edilinceye kadar söz konusu olayın kaza,

cinayet veya intihar olduğunu kesin olarak bilemediklerini ve bu durumun AYİM'e başvuru yapılması için belirleyici bir etkiye sahip

olduğunu vurgulamıştır. AİHM; olay tarihinde başvurucuların elinde idarenin

kusur veya ihmaliyle ilgili kıstaslar bulunmadığını, kovuşturmaya yer

olmadığına dair karardan haberleri olduğu tarihten itibaren tam olarak

soruşturma unsurlarına erişebildiklerini ve idarenin olası bir hatası veya

ihmalinden haberleri olduğunu, anılan kararın tebliğinin üzerinden bir yıl

geçmeden idareye başvuru yapıldığı ve bu koşullarda başvurucuların ihmalkâr

davrandıkları ya da hatalı oldukları yönünde suçlanamayacaklarını belirterek

AYİM kararının başvuranları mahkemeye erişim haklarından mahrum bıraktığı

sonucuna varmıştır (Sefer Yılmaz ve Meryem

Yılmaz/Türkiye, §§ 65-73).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 7/2/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucu Hasan Oğuz Yönünden İnceleme

28. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

(İçtüzük) 80. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendine göre başvurunun

incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir sebebin olmadığı kanaatine

varılması hâlinde başvurunun düşmesine karar verilebilir. Bununla birlikte İçtüzük'ün 80. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereği

Anayasa'nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve

sınırlarının belirlenmesi ya da insan haklarına saygının gerekli kıldığı

hâllerde başvurunun incelenmesine devam edilebileceği öngörülmüştür.

29. Başvuru tarihinden sonra ölen başvurucuların mirasçılarının

makul bir süre içinde başvuruyu devam ettirme yönündeki iradelerini Anayasa

Mahkemesine bildirmemeleri hâlinde anılan İçtüzük hükümleri uyarınca başvurunun

incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir sebebin olmadığı kanaatine

varılabilir (İskender Kaya ve diğerleri,

B. No: 2014/7674, 23/3/2017, §§18-21). Somut olayda başvurucu Hasan Oğuz

başvuru tarihinden sonra 2/3/2015 tarihinde ölmüş ancak mirasçıları makul bir

süre içinde başvuruya devam etme yönünde iradelerini bildirmemişlerdir.

Başvurunun incelenmesine devam etmeyi gerekli kılan ve İçtüzük'ün

80. maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen nedenlerden biri de

bulunmamaktadır.

30. Açıklanan nedenlerle başvurucu Hasan Oğuz yönünden

başvurunun düşmesine karar

verilmesi gerekir.

B. Diğer Başvurucular Yönünden İnceleme

1. Başvurucuların İddiaları

31. Başvurucular; tazminat davası açılması için gerekli bilgi ve

belgelere ölüm olayının gerçekleştiği tarih itibarıyla sahip olmadıklarını,

dava açmak için ölüm nedenine ilişkin kesin raporun düzenlenmesini

beklediklerini belirtmektedir. Olaya ilişkin olarak yürütülen ceza soruşturması

sırasında düzenlenen adli tıp raporunun kendilerine tebliğ edilmesiyle birlikte

tıbbi yönden olayın ayrıntılarına ve dolayısıyla hizmet kusuru iddiasına dayalı

olarak dava açılması için gerekli bilgilere ulaştıklarına dikkat çeken

başvurucular, söz konusu rapor üzerine süresi içinde idari başvuru yaparak dava

açtıklarını ifade etmektedir. Başvurucular, Danıştayın

aynı nitelikteki uyuşmazlıklarda davanın süresinde olduğunu kabul ederek işin

esasının incelenmesi gerektiği yönünde verdiği kararlar olduğunu

hatırlatmaktadır. Mahkemenin dava açma süresini ölüm olayının gerçekleştiği

tarihten başlatarak davayı süre aşımından reddetmesi nedeniyle yaşam, adil

yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri süren başvurucular,

yeniden yargılama ve tazminat talep etmektedir.

2. Değerlendirme

32. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:

"Herkes,

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların şikâyetlerinin özü Mahkemenin

dava açma süresinin başlangıcını tespit etme noktasında hukuk kurallarını

hatalı değerlendirmesi ve uygulaması neticesinde uyuşmazlığın esasının

incelenememesidir. Bu nedenle belirtilen ihlal iddialarının tümü mahkemeye

erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Hakkın Kapsamı ve

Müdahalenin Varlığı

35. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir

unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma"

ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan

AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim

hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd.

Şti., B.No:

2014/13156, 20/4/2017,§ 34).

36. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi

ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi

için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.

Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden

yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:

2013/8896, 23/2/2016, § 33).

37. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

38. Somut olayda maddi ve manevi tazminat istemiyle açılan

davanın süre aşımından reddedilerek uyuşmazlığın esasının incelenmemesi

nedeniyle başvurucuların mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalenin

bulunduğu görülmektedir.

ii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

39. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük ilkesine aykırı

olamaz."

40. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir.

41. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe

dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

(1) Kanunilik

42. Başvurucuların, yakınlarının ölümünden dolayı uğradıkları

zararın tazmini istemiyle açtığı davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesine

ilişkin Mahkeme kararının 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesine dayandığı görülmektedir.

Dolayısıyla somut olayda başvurucuların mahkemeye erişim hakkına yönelik

müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

(2) Meşru Amaç

43. Dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacının ne

olduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafından

müteaddit defalar incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi bu incelemelerinde, idari

işlem ya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre koşulu öngörülmesinin en

genel ifadesiyle idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacı

bulunduğuna işaret etmiştir (daha ayrıntılı değerlendirme için bkz. Ayşe Yıldırım, B. No: 2014/5, 25/10/2017,

§§ 54,55; Fatma Altuner,

B. No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48, 49; Çölbeyi Lojistik Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, B. No:

2014/12354, 9/11/2017, § 52).

(3) Ölçülülük

(a) Genel İlkeler

44. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme

kararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemli

ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal

edebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen,§ 52).

45. Bu nedenle mahkemelerin, usul kurallarını uygularken yargılamanın

hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerektiği

gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüde

aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65). Bu kapsamda

mevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukuka açıkça aykırı

olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedenleriyle

kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engel

olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd.

Şti., § 38).

46. Bu bağlamda dava açma süresinin işlemeye başladığı an da

mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem

taşımaktadır (Yaşar Çoban [GK],

B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 66). Dava açma süresinin hangi tarihte

başlayacağını belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen derece

mahkemelerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açma

süresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin

bir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol,

dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili

derece mahkemelerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut

olayın koşulları ışığında incelemektir (Ahmet

Yıldırım, B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46). Bu kapsamda dava açma

süresinin hak sahibinin henüz dava hakkının doğduğundan haberdar olmadığı ve

somut koşullar çerçevesinde haberdar olduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerin

bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması dava hakkının varlığını anlamsız

kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir (Yaşar Çoban, § 66).

(b) İlkelerin Olaya Uygulanması

47. Başvurucular, dava açma süresinin başlangıç tarihi olarak

ölüm olayının gerçekleştiği tarihin esas alınmasının mahkemeye erişim hakkını

ihlal ettiğinden şikâyet etmektedir.

48. Yukarıda yer verilen (§§ 22, 23) Danıştay içtihadında ortaya

konulduğu üzere idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle

açılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi için ortada

idari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idari eylem arasında illiyet bağı

bulunmalıdır. Söz konusu eylemlerin idariliği ve

doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken bazen de

çok sonra değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya

çıkabilmektedir. Bu çerçevede eylemin idariliğinin

veya yol açtığı zararın ya da arasındaki illiyet bağının eylemden çok sonra

anlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin bu

tarihlerden sonra başlayacağı kabul edilmektedir.

49. Bu bağlamda, özellikle sağlık kurumları tarafından

gerçekleştirilen tetkik, teşhis ve tedavi işlemleri ya dabirtakım

tıbbi müdahaleler sonrasında vuku bulan ölüm olaylarında bu neticeye sağlık

personelinin hatalı tıbbi uygulamalarının ya da ihmalinin yol açıp açmadığı,

yapılan adli ve/veya idari soruşturma sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu tip

durumlarda ilgililerin kesin ölüm nedenini ve tıbbi uygulama sürecini

bilmeleri, takip edecekleri usul ve başvuracakları idari ve adli mercilerin

belirlenmesinde önem arz etmektedir. Bu husus ayrıca, ilgililerin tam yargı

davası açma iradeleri üzerinde de belirleyici bir etkiye sahiptir.

50. Söz konusu soruşturmalar kamu makamlarınca resen

yürütüldüğünden ilgililerin soruşturma süresinin uzunluğu üzerinde genellikle

bir etkisi olmadığı gibi soruşturma sonucunu beklemekten başka seçeneği de

bulunmamaktadır. Bu durum özellikle tam yargı davasının kusur veya ihmalin

varlığına dayandırıldığı durumlarda önem arz eder. Bu bağlamda yürütülen

soruşturma sonucu kesin ölüm nedeni, ölüm olayının meydana gelmesinde kusur veya

ihmalin varlığı ya da tıbbi sürece ilişkin diğer ayrıntılar tespit edildiğinde

ilgililerin tam yargı davası açılması için gerekli olan koşulların oluştuğundan

haberdar olduğunun veya haberdar olması gerektiğinin ve dava açma süresinin de

bu andan itibaren başladığının kabulü gerekir (benzer yöndeki değerlendirmeler

için bkz. Mehmet Menendiz ve diğerleri,

B. No: 2014/5235, 6/7/2017, §§ 58, 59).

51. Bireysel başvuruya dayanak kararda Mahkemenin, dava açma

süresinin hesabında ölümün gerçekleştiği tarihi esas aldığı ancak başvurucular

tarafından eylemin idariliğinin ne zaman öğrenildiği

ya da öğrenilmesi gerektiğine dair herhangi bir değerlendirme yapmadığı

görülmektedir. Somut olayda başvurucuların, yakınlarının 23/5/2009 tarihinde

hayatını kaybettiğini öğrendikleri konusunda tartışma bulunmamaktadır. Bununla

birlikte başvurucuların, ölüm olayından önceki süreçte sağlık personeli

tarafından gerçekleştirilen tıbbi uygulamalara dair verilere ve bu

uygulamalarda idarenin olası hata ya da ihmali bulunduğu iddiasına dayanak

alınabilecek teknik bilgilere, bir başka ifadeyle eylemin idarilik

niteliğinin bulunup bulunmadığının tespitinde esas alınabilecek unsurlarakesin ölüm nedeninin ortaya çıkarılması için

yürütülen soruşturma tamamlanıncaya kadar vâkıf olamadıkları açıktır. Öte

yandan söz konusu bilgilere sahip olunmasının idari yargıda dava açılıp

açılmaması yönündeki iradenin oluşması noktasında belirleyici bir etkisinin

olduğu da yadsınamaz.

52. Buna göre Mahkemenin, başvurucuların eylemin idariliğini öğrenmesine ve değerlendirmesine imkân

tanımayan olay tarihini (ölüm tarihi) esas alarak dava açma sürelerini

belirlemesine ilişkin yorumunun mahkemeye erişim hakkına yönelik katı bir yorum

olduğu ve bu yorumun başvurucuların mahkemeye erişim hakkını aşırı derecede güçleştirdiği

değerlendirilmiştir. Dolayısıyla bu yorumdan hareketle davanın süre aşımından

reddedilmesi suretiyle başvurucuların mahkemeye erişim hakkına yönelik

müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.

53. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

54. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu

ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

55. Başvurucular, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilerek

ihlalin giderilmesi ve uğradıkları zararın tazminine karar verilmesi talebinde

bulunmuştur.

56. Adil yargılanmahakkı kapsamındaki

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

57. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Aydın 1. İdare

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

58. Yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın yetkili idari

yargı merciine gönderilmesine karar verilmesinin ihlal iddiası açısından

yeterli tatmin sağladığı değerlendirildiğinden başvurucuların tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

59. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 453,80 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.433,80 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Hasan Oğuz yönünden başvurunun DÜŞMESİNE,

2. Diğer başvurucular

yönünden adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Aydın

1. İdare Mahkemesine (E.2011/1130, K.2011/1010) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuların tazminat talebinin REDDİNE,

E. 1. Hasan Oğuz tarafından yapılan yargılama giderlerinin

üzerinde BIRAKILMASINA,

2. 453,80 TL harç ve

1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.433,80 TL yargılama giderinin diğer

BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

7/2/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ Celal Mümtaz AKINCI Recai AKYEL Raportör : Gülbin AYNUR Başvurucular : Hasan OĞUZ Şükran OĞUZ Umut İNAL Vekili : Av. İlkin Barış POYRAZOĞLU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/2700, 7 Şubat 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucu Hasan Oğuz Yönünden İnceleme
  11. B. Diğer Başvurucular Yönünden İnceleme
  12. B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  13. C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin
  14. E. 1. Hasan Oğuz tarafından yapılan yargılama giderlerinin
  15. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  16. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Paksüt
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/2700
Tarih
7 Şubat 2018

İlgili Kararlar

  • Haşmet Atahan Başvurusu (B. No: 2015/16597)
  • Ahmet Demir Başvurusu (B. No: 2014/6672)
  • Ayfer Ekin ve Metin Fındık Başvurusu (B. No: 2014/16296)
  • Nedim Karaman ve Selçuk Karaman Başvurusu (B. No: 2015/19997)
  • Orçun Keskin Başvurusu (B. No: 2014/11901)
  • Aytekin Yılmaz Başvurusu (B. No: 2014/8420)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.