İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hava Sipahioğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/4317)

1. Başvuru, başvuruculara ait taşınmazların imar planında kamu

Başvuru No2016/4317Tarih12 Kasım 2019Okuma20 dk · 4.084 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hava Sipahioğlu Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
12 Kasım 2019
Başvuru Numarası
2016/4317
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.084 kelime·20 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, başvuruculara ait taşınmazların imar planında kamu

hizmeti alanına ayrılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 23/2/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. 2016/4317, 2016/4318, 2016/4319, 2016/4320, 2016/4321,

2016/4322, 2016/4323, 2016/4324 ve 2016/4326 numaralı bireysel başvuru

dosyalarının aralarındaki hukuki bağlantı nedeniyle 2016/4317 numaralı bireysel

başvuru dosyası ile birleştirilmesine; incelemenin 2016/4317 başvuru numaralı

bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucuların maliki oldukları başvuruya konu Zonguldak ili

Alaplı ilçesi Aşağıdoğancılar köyü, Örenci mevkii 132 ada 17, 19, 20, 21, 25, 31, 32, 35, 38,

43 ve 44 sayılı parseller 1986 yılında yapılan 1/1000 ölçekli uygulama imar

planıyla yüksek öğretim tesis alanı vasfıyla

kamu hizmeti alanına ayrılmıştır.

10. Başvurucular, imar planındaki bu vasfa rağmen taşınmazların

kamulaştırılmaması üzerine Alaplı Asliye Hukuk Mahkemesinde ayrı ayrı

kamulaştırmasız el atma nedenine dayalı tazminat davası açmışlardır.

11. Alaplı Asliye Hukuk Mahkemesi, farklı tarihlerde davaların

kabulüne karar vermiş ve başvurucular lehine tazminata hükmetmiştir.

12. Temyiz üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 25/11/2013

tarihinde ilk derece mahkemesi kararlarını bozmuştur. Bozma kararlarının

gerekçesinde 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun ek 1.

maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle fiilî olarak el atılmayan taşınmazlara

yönelik kamulaştırmasız el atma nedenine dayalı tazminat davalarında görevli yargı

yolunun idari yargı yolu olduğu

vurgulanmıştır. İlk derece mahkemesince bozma kararına uyularak farklı

tarihlerde dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiştir.

13. Başvurucular, idari yargı mercilerinin görevli olduğunun

tespiti üzerine bu kez Zonguldak İdare Mahkemesinde (Mahkeme) ayrı ayrı maddi

tazminat istemiyle idare aleyhine tam yargı davası açmışlardır.

14. Mahkeme 11/6/2015, 19/6/2015 ve 25/6/2015 tarihli kararlar

ile davaların reddine karar vermiştir. Anılan benzer mahiyetteki kararlarda,

imar kısıtlılığı nedeniyle kamulaştırmasız el atmaya dayalı tazminat davası

açılabilmesi için idarenin kamulaştırma iradesinin devam etmesi gerektiğine

işaret edilmiştir. Mahkemeye göre somut olaylar itibarıyla davalı idarenin dava

tarihine kadar taşınmazlara ilişkin fiilî veya hukuki bir tasarrufunun söz

konusu olmaması ve bu süreç içinde taşınmazların yüksek öğretim tesis alanı vasfının değiştirilmesi için

Belediye Başkanlığına birçok kez müracaat etmesi kamulaştırmadan vazgeçme

yönündeki iradesine delalet etmektedir. Mahkeme, bu saptamadan hareketle

kamulaştırma iradesi bulunmaması nedeniyle tazminat ödenemeyeceği ve ayrıca

başvurucuların imar durumunun değiştirilmesi amacıyla Belediye Başkanlığına

müracaatta bulunabileceği kanaatindedir.

15. Başvurucular verilen kararlara itiraz etmiş, Zonguldak Bölge

İdare Mahkemesi 6/11/2015 tarihinde itirazları reddetmiştir. Aynı Bölge İdare

Mahkemesinin 14/1/2016 ve 21/1/2016 tarihli kararlarıyla başvurucuların karar

düzeltme isteminin de reddedilmesi üzerine hükümler kesinleşmiştir.

16. Nihai kararlar 25/1/2016 tarihinde başvurucular vekiline

tebliğ edilmiştir.

17. Başvurucular, nihai kararın tebliği üzerine 23/2/2016

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

18. Konu ile ilgili hukuk için bkz. Hüseyin Ünal (B. No: 2017/24715, 20/9/2018, §§ 17-29)

başvurusu hakkında verilen karar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 12/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvuruculardan Şaban

Ergene, Hüseyin Aydın, Nezahat Aygör,

Nuriye Yazkurt ve Ümmiye Güllü Yönünden

20. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 51. maddesi ile Anayasa

Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 83. maddesi gereği

başvurucunun istismar edici, yanıltıcı ve benzeri nitelikteki davranışlarıyla

bireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığının tespit edilmesi hâlinde

başvuru reddedilir ve ilgilinin yargılama giderleri dışında 2.000 Türk

lirasından fazla olmamak üzere disiplin para cezasıyla cezalandırılmasına karar

verilir.

21. Genel hukuk teorisinde bir kamu düzeni kuralı olarak ele

alınan ve genel olarak bir hakkın açıkça öngörüldüğü amaç dışında ve

başkalarını zarara sokacak şekilde kullanılmasının hukuk düzenince himaye

edilmeyeceğini ifade eden hakkın kötüye kullanılmasının yukarıda belirtilen

düzenlemelerle bireysel başvuru alanında özel olarak ele alındığı

görülmektedir. Bu bağlamda bireysel başvuru usulünün amacına açıkça aykırı olan

ve Anayasa Mahkemesinin başvuruyu gereği gibi değerlendirmesini engelleyen

davranışların başvuru hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilmesi

mümkündür (S.Ö., B. No:

2013/7087, 18/9/2014, § 28).

22. Bu kapsamda özellikle Anayasa Mahkemesini yanıltmak amacıyla

gerçek olmayan maddi vakıalara dayanılması veya Anayasa Mahkemesine bu

nitelikte bilgi ve belge sunulması, başvurunun değerlendirilmesi noktasında

esaslı olan bir unsur hakkında bilgi verilmemesi, başvurunun değerlendirilmesi

sürecinde vuku bulan ve söz konusu değerlendirmeyi etkileyecek nitelikteki yeni

ve önemli gelişmeler hakkında Anayasa Mahkemesinin bilgilendirilmemesi

suretiyle başvuru hakkında doğru bir kanaat oluşturulmasının engellenmesi,

medeni ve meşru eleştiri sınırları saklı kalmak kaydıyla bireysel başvuru

amacıyla bağdaşmayacak surette hakaret, tehdit veya tahrik edici bir üslup

kullanılması ile söz konusu başvuru yolu kapsamında ihlalin tespiti ile ihlal

ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin amaçla bağdaşmayacak surette

içeriksiz bir başvuruda bulunulması durumunda başvuru hakkının kötüye

kullanıldığı kabul edilebilecektir (S.Ö.,

§ 29; Mehmet Güven Ulusoy [GK],

B. No: 2013/1013, 2/7/2015; Osman Sandıkçı,

B. No: 2013/6297, 10/3/2016; Selman Kapan ve

diğerleri, B. No: 2013/7302, 20/4/2016).

23. Merkezî Nüfus İdaresi Sistemi'nden yapılan sorgulama

neticesinde başvuruculardan Şaban Ergene'nin bireysel başvuru tarihinden önce

10/12/2014 tarihinde; Hüseyin Aydın'ın bireysel başvuru tarihinden önce

31/10/2015 tarihinde; Nezahat Aygör'ün

bireysel başvuru tarihinden önce 18/9/2013 tarihinde; Nuriye Yazkurt'un bireysel başvuru tarihinden önce 9/12/2011

tarihinde; Ümmiye Güllü'nün bireysel başvuru

tarihinden önce 25/12/2013 tarihinde öldükleri tespit edilmiş ancak Av. Seçkin

Atar tarafından başvurucunun anayasal haklarının ihlal edildiğinden bahisle

verilen 23/2/2016 tarihli başvuru formunda başvurucuların öldükleri konusunda

bir bilgiye yer verilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşılmıştır.

24. Kamu gücü tarafından hakkı ihlal edilen kişinin bireysel

başvuru yapmadan önce ölmesi durumunda ölen kişi adına bir başkası tarafından

bireysel başvuru yapma imkânı bulunmamaktadır (Abdurrehman Uray, B. No: 2013/6140, 5/11/2014, § 30).

25. Açıklanan gerekçelerle başvuru tarihinden önce vefat etmiş

olan başvurucular adına vekâlet ilişkisi sona ermiş bulunan avukat tarafından yapılan

bireysel başvurunun başvuru hakkının kötüye

kullanımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.

26. Bu durumda Av. Seçkin Atar hakkında Anayasa Mahkemesini

yanıltıcı nitelikte başvuru yapması nedeniyle 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi

ve İçtüzük’ün 83. maddesi uyarınca takdiren 2.000 TL disiplin para cezasına hükmedilmesi

gerekir.

B. Başvurucular Adem Arslancan, Baki Mudanya,

Melahat Şentürk ve Recep Mudanya Yönünden

27. Başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir

sebebin olmadığı kanaatine varılması hâlinde başvurunun düşmesine karar

verilebilir. Bununla birlikte İçtüzük'ün 80.

maddesinin (2) numaralı fıkrası gereği Anayasa'nın uygulanması ve yorumlanması

veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi gerektiği ya da

insan haklarına saygının gerekli kıldığı hâllerde başvurunun incelenmesine

devam edilebileceği öngörülmüştür (Bayram

Şahin, B. No: 2013/463, 16/5/2013, § 16).

28. Başvuru tarihinden sonra ölen başvurucunun mirasçılarının

makul bir süre içinde başvuruyu devam ettirme yönündeki iradelerini Anayasa

Mahkemesine bildirmemeleri hâlinde İçtüzük hükümleri uyarınca başvurunun

incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir sebebin olmadığı kanaatine

varılabilir (İskender Kaya ve diğerleri,

B. No: 2014/7674, 23/3/2017, §§ 18-21).

29. Somut olayda başvuruculardan Adem Arslancan, Baki Mudanya, Melahat Şentürk ve Recep Mudanya

başvuru tarihinden sonra sırasıyla 15/11/2016, 5/7/2019, 19/9/2016 ve 7/4/2018

tarihinde vefat etmiş ancak mirasçıları başvuruya devam etme yönündeki

iradelerini makul bir süre içinde bildirmemişlerdir. Somut olayda başvurunun

incelenmesine devam etmeyi gerekli kılan ve İçtüzük'ün

80. maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen nedenlerden biri de

bulunmamaktadır.

30. Açıklanan gerekçelerle başvurucular Adem

Arslancan, Baki Mudanya, Melahat Şentürk ve Recep

Mudanya başvurusunun düşmesine karar

verilmesi gerekir.

C. Diğer Başvurucular

Yönünden

1. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

31. Başvurucular, makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

32. Bireysel başvuru sonrasında 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı

Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair

Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

33. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi

ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat

Komisyon) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

34. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)

kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya

da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği

iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara

ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin

yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama

kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini

tartışmıştır (Ferat Yüksel, §§ 26-36).

35. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı vetazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 33-36). Bu gerekçeler

doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal

iddialarıyla ilgilibaşarı şansı sunma ve yeterli

giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu

tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil

niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).

36. Somut başvuru yönünden de söz konusu karardan ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

37. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucuların İddiaları

38. Başvurucular; taşınmazların 1986 yılında yapılan imar

planında kamu hizmeti alanına ayrılmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil

ettiğini, bu müdahale sebebiyle taşınmazlarını diledikleri gibi

kullanamadıklarını belirtmişlerdir. Başvurucular, kamu hizmeti alanına

ayrılmasına rağmen taşınmazlarının yaklaşık otuz yıldır kamulaştırılmayıp bu

yüzden uğradıkları zararların da tazmin edilmemesinin mülkiyet hakkının

ihlaline yol açtığını ifade etmişlerdir.

39. Diğer taraftan başvurucular, açmış oldukları davalardan bir

netice elde edememeleri nedeniyle de mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiğinden yakınmışlardır. Başvurucular ayrıca derece mahkemelerinin davanın

reddine ilişkin kararlarında tatmin edici bir gerekçe bulunmadığını belirterek

gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

b. Değerlendirme

40. Anayasa'nın

"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

41. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular, mülkiyet hakkı dışında

mahkemeye erişim ve gerekçeli karar haklarının ihlal edildiğinden de

yakınmaktadırlar. Ancak başvurucuların asıl şikâyetinin imar uygulamasında kamu

hizmeti alanı olarak ayrılması sebebiyle maliki oldukları bu taşınmazlarından

diledikleri gibi yararlanamadıklarına ve tasarruf edemediklerine,

taşınmazlarını kullanamadıklarına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Bu bağlamda

başvurucuların makul sürede yargılanma hakkı dışındaki bütün şikâyetleri

mülkiyet hakkının ihlali iddiası kapsamında incelenmiştir.

i. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

ii. Esas Yönünden

(1) Mülkün

Varlığı

43. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir."

denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır.

Anayasa'nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer

ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını

kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Somut olayda imar

uygulamasına konu taşınmaz, tapuda başvurucular adına tescillidir. Bu bağlamda

tapuda kayıtlı olan taşınmazın Anayasa'nın 35. maddesi bağlamında mülk teşkil

ettiği açıktır.

(2) Müdahalenin

Varlığı

44. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı

verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, onun

semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden

herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 53).

45. Anayasa Mahkemesi, bir taşınmazın uygulama imar planında

kamu hizmeti alanına ayrılmasından şikâyet edildiği Hüseyin Ünal (aynı kararda bkz. § 41) başvurusunda taşınmazın

kamulaştırılmadığı süreçte müdahalenin yol açtığı kısıtlamaları gözeterek

müdahaleyi mülkiyetten barışçıl yararlanmaya ilişkin genel kural çerçevesinde

incelemiştir. Somut olayda da başvuruculara ait taşınmaz kamu hizmeti alanına

ayrılmış olup müdahalenin mülkiyetten barışçıl yararlanmaya ilişkin genel kural

çerçevesinde incelenmesi gerekir.

(3) Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

46. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel

hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.

Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve

lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

47. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

(a) Kanunilik

48. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt, kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması,

müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun

hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye

İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company,

B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye

Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).

49. Somut olayda müdahalenin 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı

İmar Kanunu'nun ilgili hükümlerine dayandığı anlaşılmakta olup başvurucular da

müdahalenin kanuni bir dayanağının olmadığını ortaya koyamamışlardır.

(b) Meşru

Amaç

50. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı

ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,

mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılması

imkânı vermekle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının

kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir

sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır.

Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberinde

getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün her

somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat Külah,B. No:

2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar,

B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29).

51. 3194 sayılı Kanun'un 1. maddesinde, yerleşim yerleri ile bu

yerlerdeki yapılaşmaların plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun olarak

teşekkülünü sağlamak amacıyla Kanun'un düzenlendiği belirtilmiştir. Kanun'un

belirtilen amacı çerçevesinde arazi ve arsaların düzenlemesi sırasında

taşınmazın imar durumunun belirlenmesi yönündeki müdahalenin kamu yararına

dayalı, meşru bir amacının bulunduğu kabul edilmelidir.

(c) Ölçülülük

(i) Genel

İlkeler

52. Son olarak kamu makamlarınca başvurucuların mülkiyet hakkına

yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ve bu amacın

gerçekleştirilmesi için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük

ilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.

53. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk

devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun

gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.

Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla

sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına

geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176,

13/11/2014).

54. Ölçülülük ilkesi

elverişlilik, gereklilik

ve orantılılık olmak üzere üç alt

ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç

bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale

ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık

ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul

bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111,

K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127,

22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

§ 38).

55. Orantılılık ilkesi gereği, kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Müdahalenin orantılılığını değerlendirirken Anayasa Mahkemesi; bir

taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahalenin

niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate

alacaktır (Arif Güven, B. No:

2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60; Osman Ukav, B. No: 2014/12501, 6/7/2017, § 71).

56. Kamu makamlarının özellikle büyük şehirlerin gelişmeleri

gibi karmaşık ve zor bir alanda kendi imar politikalarını uygulamak için geniş

bir takdir alanı kullanmaları doğal olmakla birlikte belirtilen takdir

yetkisinin Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkını ve

Anayasa’nın 13. maddesinde yer verilen güvence ölçütlerini gözetecek şekilde

kullanıp kullanmadığının denetlenmesi zorunludur (AYM, E.2012/100, K.2013/84,

4/7/2013).

(ii) İlkelerin

Olaya Uygulanması

57. Anayasa Mahkemesi Hüseyin

Ünal (aynı kararda bkz. §§ 51-62) başvurusunda ölçülülük yönünden

yapılan değerlendirmede uygulama imar planının onaylanmasından itibaren beş

yıldan fazla süre geçmesine rağmen imar planında kamu hizmetine ayrılan

taşınmazın kamulaştırılmamasının ve herhangi bir tazminat da ödenmemesinin

başvuruculara şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği kanaatine ulaşmıştır. Bu sebeple

başvurucuların mülkiyet hakkının korunması ile kamunun yararı arasında olması

gereken adil dengenin başvurucular aleyhine bozulduğunu ve müdahalenin ölçülü

olmadığını kabul etmiştir.

58. Somut başvuruda da başvuruculara ait aynı ada içinde bulunan

taşınmazlar 1986 yılında yapılan uygulama imar planında yüksek öğretim tesis alanı olarak

ayrılmıştır. Bu taşınmazların uzunca bir süre kamulaştırılmaması üzerine

başvurucular tarafından öncelikle adli yargı yerinde kamulaştırmasız el atmaya

dayalı alacak davası açılmışsa da 2942 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesinde

yapılan değişiklik uyarınca uyuşmazlığın idari yargının görev alanına girdiği

gerekçesiyle davalar reddedilmiştir. İdari yargıda açılan tam yargı davaları

ise idarenin kamulaştırma iradesinin bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

59. İmar planlarında kamu hizmetine ayrılan taşınmazların -diğer

yollarla temini mümkün olmadığı takdirde- belirli bir süre içinde

kamulaştırılması gerektiği, kamulaştırma süresinin uzamasının mülkiyet hakkının

tanıdığı yetkilerin kullanımı noktasında belirsizliğe yol açacağı kuşkusuzdur.

Somut olayda başvuruculara ait taşınmazlar 1986 yılında yapılan uygulama imar

planıyla kamu hizmeti alanına ayrılmıştır. Buna göre taşınmazlar üzerindeki

kısıtlamanın 1986 yılından itibaren yaklaşık otuz üç yıldan beri devam ettiği

dikkate alınmalıdır. İdare tarafından bu taşınmazların kamulaştırılmasından

vazgeçildiği belirtilmiş ise de kamu hizmeti alanına ayrılmasından kaynaklanan

kısıtlamaların devam ettiği görülmektedir. Bu kısıtlamaların ise ancak imar

planı tadilatı yapılması üzerine taşınmazların kamu hizmeti alanından

çıkarılmasıyla ortadan kalkacağı açıktır. Fakat başvurucuların talebine rağmen

kamu makamlarının bugüne kadar imar planı değişikliğini yapmadığı açıktır.

60. Dolayısıyla taşınmazların kamu hizmeti alanına ayrıldığı

tarihten bugüne kadar başvurucuların mülkiyet haklarından diledikleri gibi

istifade edemedikleri ortadadır. Buna göre taşınmazların kamu hizmeti alanı

olarak belirlenmesinden sonra beş yıl gibi bir süre kamulaştırılmaması makul

görülebilirse de somut olayda olduğu gibi yaklaşık otuz üç yıldır devam eden

kısıtlamanın malikler yönünden aşırı bir külfete yol açtığı kuşkusuzdur. Öte

yandan başvurucular adli yargıda açtıkları tazminat ve idari yargıda açtıkları

tam yargı davalarından da bir sonuç elde edememiştir. İdarenin kamulaştırma

iradesinin bulunmaması nedeniyle kısıtlamanın kaldırılmasının mümkün olduğu

kabul edilse dahi başvurucuların kısıtlamanın yol açtığı maddi zararlarının

karşılanması talebi de bulunmaktadır.

61. Yukarıda da değinildiği üzere başvurucuların taşınmazları

üzerinde otuz üç yıl boyunca inşaat yasağı gibi kısıtlamalar devam etmiştir.

Başvurucular, bu taşınmazları diledikleri gibi hukuki işlemlere konu edememiş

ve taşınmazın değeriyle ilgili olarak olumsuz bir durumla karşılaşmışlardır.

Nitekim başvurucular, dava aşamasında şerhin uzun sürmesi nedeniyle zarara

uğradıklarını açıkça belirtmişlerdir. Buna göre tazminat istemlerinin yalnızca

kamulaştırma bedeli ile sınırlı olmadığı anlaşılmaktadır. Diğer bir deyişle

başvurucular kısıtlama sebebiyle uğradıkları zararın tazminini talep ettikleri

hâlde açtıkları dava derece mahkemelerince kamulaştırma bedeli ödenemeyeceği

gerekçesiyle reddedilmiştir. Hâlbuki kısıtlama suretiyle yapılan müdahalenin

ölçülü olabilmesi için başvurucular yönünden anılan kısıtlamaların yol açtığı

zararların da tazmin edilmesi gerekir.

62. Sonuç olarak somut olayda kamu makamlarının taşınmazın

kamulaştırılması ya da kamulaştırılmaya gerek duyulmaması durumunda imar planı

değişikliğiyle taşınmaz üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması hususundaki

edilgen tutumlarının, bunun karşılığında herhangi bir tazminat ödenmemesinin

başvuruculara şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediğini

belirtmek gerekir. Bu sebeple başvurucuların mülkiyet hakkının korunması ile

kamunun yararı arasında olması gereken adil dengenin başvurucular aleyhine

bozulduğu ve müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna varılmıştır.

63. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

64. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesi'nin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

65. Anayasa Mahkemesinin

Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal

sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi

hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

66. Buna göre bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve

hürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca

eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır.

Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın

veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa

ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda

uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, § 55).

67. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının nasıl

giderileceğine hükmederken idarenin, yargısal makamların veya yasama organının

yerine geçerek işlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının

nasıl giderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararı

ilgili mercilere gönderir (Mehmet Doğan, §

56).

68. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal idari eylem ve işlemlerden, yargısal işlemler veya yasama

işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim

yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).

69. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216

sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük'ün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, § 58).

70. Buna göre Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiği

hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derece

mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine

bırakılmıştır. Derece mahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında

belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri

yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan,

§ 59).

71. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken

şey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafından

bir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlali

gideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi,

kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit

edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır

(Mehmet Doğan, § 60).

72. Başvurucular, maddi ve manevi tazminat talebinde

bulunmuşlardır.

73. Somut olayda başvuruculara ait taşınmaz, imar planında kamu

hizmeti alanına ayrılmıştır. Başvurucuların açmış olduğu tazminat davalarında

derece mahkemeleri, idare tarafından kamulaştırma işleminden vazgeçildiğinden

ret kararı vermiştir. Sonuç olarak müdahalenin temeli olan taşınmazın imar

planında kamu hizmetine ayrılması idari bir işlem niteliğindedir.

Başvurucuların mülkiyet hakkının idari bir işlem nedeniyle ihlal edildiği

anlaşılmaktadır. Ancak somut olayda ihlale yol açan idari eylem ve işleme karşı

başvurulabilecek kanun yolu tüketildikten sonra bireysel başvurunun yapıldığı

anlaşıldığına göre ilgili mahkemenin yeniden yargılama yoluyla tespit edilen

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırma imkânı bulunmaktadır.

74. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Buna

göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2)

numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, ihlal

sonucuna uygun olarak tazminata hükmedilmesinden ibarettir. Tazminat miktarının

belirlenmesi hususu ise bu konuda uzmanlaşmış derece mahkemelerinin

takdirindedir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak

üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

75. Yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın yetkili yargı

merciine gönderilmesine karar verilmesinin ihlal sonucu açısından yeterli bir

giderim sağladığı anlaşıldığından başvurucuların tazminat taleplerinin reddine

karar verilmesi gerekir.

76. Dosyadaki belgelerden tespit edilen toplam 1.535,86 TL

harcın başvuruculara ekli (2) numaralı tabloda belirtildiği üzere ve 2.475 TL

vekâlet ücretinin de müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Şaban Ergene, Hüseyin Aydın, Nezahat

Aygör, Nuriye Yazkurt ve

Ümmiye Güllü'ye vekâleten Av. Seçkin Atar tarafından

yapılan başvurunun başvuru hakkının kötüye

kullanılması nedeniyle REDDİNE,

B. Başvurucular Adem Arslancan, Baki Mudanya, Melahat Şentürk ve Recep Mudanya

tarafından yapılan başvurunun DÜŞMESİNE,

C. 1. Diğer başvurucular yönünden makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Diğer başvurucular yönünden mülkiyet hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

D. Diğer başvurucular yönünden Anayasa’nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

E. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

Zonguldak İdare Mahkemesine (E.2014/953, E.2014/954, E.2014/956, E.2014/1178,

E.2014/1179, E.2014/1180, E.2014/1181,E.2015/1252,E.201514

) GÖNDERİLMESİNE,

F. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,

G. 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 83. maddesi uyarınca 2.000 TL disiplin para

cezasının Av. Seçkin ATAR'dan TAHSİLİNE,

H. Dosyadaki belgelerden tespit edilen toplam 1.535,86 TL harcın

başvuruculara ekli (2) numaralı tabloda belirtildiği üzere ve 2.475 TL vekâlet

ücretinin de MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

İ. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

12/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Engin

YILDIRIM

Celal Mümtaz

AKINCI

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Raportör

:

Heysem KOCAÇİNAR

Başvurucular

:

Hava

SİPAHİOĞLU ve diğerleri [bkz. ekli (1) numaralı tablo]

Vekili

:

Av. Seçkin

ATAR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/4317, 12 Kasım 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Başvuruculardan Şaban
  9. B. No: 2013/6297, 10/3/2016; Selman Kapan ve
  10. C. Diğer Başvurucular
  11. B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye
  12. A. Şaban Ergene, Hüseyin Aydın, Nezahat
  13. C. 1. Diğer başvurucular yönünden makul sürede yargılanma
  14. D. Diğer başvurucular yönünden Anayasa’nın 35. maddesinde
  15. E. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  16. E.2014/1179, E.2014/1180, E.2014/1181,e.2015/1252,e.201514
  17. İ. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve
  18. J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  19. Kömürcü
  20. Yıldırım
  21. Akıncı
  22. Atar
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/4317
Tarih
12 Kasım 2019

İlgili Kararlar

  • Nusret Berk Başvurusu (B. No: 2015/15822)
  • Harun Aydoğan Başvurusu (B. No: 2016/3830)
  • Duran Eren Şahin Başvurusu (B. No: 2016/11928)
  • Mustafa Sağlık Başvurusu (B. No: 2016/11973)
  • Ayşe Ekici ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/15120)
  • Telpa Telekomünikasyon Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2016/8880)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.