İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

İdris Kaya Başvurusu (B. No: 2013/1497)

1. Başvurucu, 4/4/2001 tarihinde

Başvuru No2013/1497Tarih18 Haziran 2014Okuma20 dk · 3.933 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm İdris Kaya Başvurusu

Karar tarihi
18 Haziran 2014
Başvuru Numarası
2013/1497
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.933 kelime·20 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, 4/4/2001 tarihinde

Eskişehir İş Mahkemesinde açtığı tazminat davasının kısmen kabulüne karar

verildiğini, yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 18/2/2013 tarihinde

Eskişehir 4. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine

karar verilmiştir.

I.4. Birinci Bölümün 23/1/2014 tarihli ara kararı gereğince başvurunun, kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği

görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş, Adalet Bakanlığınca 21/3/2014 tarihli yazı ile görüş sunulmayacağı

bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu 21/9/1999 tarihinde

meydana gelen iş kazası sonucu yaralanmıştır.

8. Başvurucu, 4/4/2001 tarihinde

Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. ve İ.A. aleyhine Eskişehir İş Mahkemesinde

açtığı davada; davalı şirkette işçi olarak çalıştığı sırada, istif halinde olan

şeker torbalarının kayması sonucu şeker torbalarının altında kalarak

yaralandığını, ambar şefi ile şirketin kusurlu olduğunu ileri sürerek 10.000 TL

maddi ve 10.000 TL manevi tazminatın tahsilini talep etmiştir.

9. Mahkemece, 25/11/2008 tarih ve

E.2001/190, K.2008/1266 sayılı ilamla; davanın kısmen kabulüne, 6.527,00 TL

maddi, 5.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmiştir.

10. Kararın temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk

Dairesinin 5/4/2010 tarih ve E.2009/3631, K.2010/3738

sayılı ilamıyla; maddi zararın hesabına ilişkin 22/7/2008 tarihli bilirkişi

raporunda pasif dönemin hesaba dâhil edilmediği ve zarar hesabı yapılırken aktif

dönem başlangıcının, olay tarihi olan 21/4/1999 tarihinin değil de bilirkişinin

hatalı yorum ve hesabına dayalı olarak, davacıya ödenen geçici iş göremezlik

ödeneğinin sona erdiği tarih olan 7/2/2000 tarihinden itibaren başlatıldığı ve

bu bilirkişi raporunun hükme esas alındığı gerekçesiyle hüküm bozulmuştur.

11. Başvurucu, 18/8/2010 tarihli

ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 17.565,61 TL’ye yükseltmiştir.

12. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama

sonucunda, 18/1/2011 tarih ve E.2010/971, K.2011/12 sayılı kararla; davanın

kısmen kabulü ile, 6.527,00 TL maddi ve 5.000,00 TL

manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

13. Kararın temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk

Dairesinin 6/6/2011 tarih ve E.2011/3519, K.2011/5173

sayılı ilamıyla; başvurucunun ıslah dilekçesindeki talebi konusunda herhangi

bir karar verilmediği ve bozmanın davacı yararına olduğu dikkate alınarak karar

verilmesi gerektiği belirtilerek, hüküm bozulmuştur.

14. Başvurucu aynı iddialarla ve aynı davalılar aleyhine, 24/1/2011 tarihinde, Eskişehir İş Mahkemesinde açtığı davada

ise; 6.211,47 TL’nin tahsilini talep etmiştir.

15. Mahkemece, her iki dava dosyası birleştirilmiştir.

16. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama

sonucunda 12/10/2011 tarih ve E.2011/1295, K.2011/1272

sayılı kararla; davanın kısmen kabulüne, bilirkişi raporları ve tüm doya

kapsamı dikkate alınarak, 10.000 TL maddi, 5.000 TL manevi tazminatın olay

tarihinden itibaren yasal faiziyle davalılardan tahsiline, fazlaya ilişkin

taleplerin reddine, birleşen dava dosyasındaki taleplerin ise olay tarihinden

itibaren 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 60. maddesinde belirtilen 1 ve 10

yıllık zamanaşımı sürelerinin geçmesi nedeniyle reddine karar verilmiştir.

17. Tarafların temyizi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin

3/12/2012 tarih ve E.2011/17484, K.2012/21852 sayılı

ilamıyla; dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin

takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, temyiz itirazlarının reddiyle

hükmün onanmasına karar verilmiştir.

18. Karar, 22/1/2013 tarihinde

başvurucu tarafından öğrenilmiştir.

19. Başvurucu, 18/2/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

20. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul ekonomisi

ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir

biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

21. 6100 sayılı Kanun’un “Diğer kanunlardaki yargılama usulü ile ilgili

hükümler” kenar başlıklı 447. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Diğer kanunların sözlü yahut seri yargılama usulüne atıf

yaptığı hâllerde, bu Kanunun basit yargılama usulü ile ilgili hükümleri

uygulanır.”

22. 6100 sayılı Kanun’un “Diğer kanunlardaki yargılama usulü ile ilgili

hükümler” kenar başlıklı 447. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Diğer kanunların sözlü yahut seri yargılama usulüne atıf

yaptığı hâllerde, bu Kanunun basit yargılama usulü ile ilgili hükümleri

uygulanır.”

23. 30/1/1950 tarih ve 5521 sayılı İş

Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun

değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde

çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş

Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının

çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur.”

24. 5521 sayılı Kanun’un 7.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“İş mahkemelerinde şifahi yargılama usulü uygulanır. İlk

oturumda mahkeme tarafları sulha teşvik eder. Uzlaşamadıkları ve taraflar veya

vekillerinden birisi gelmediği takdirde yargılamaya devam olunarak esas

hakkında hüküm verilir.”

25. 5521 sayılı Kanun’un 15.

maddesi şöyledir:

“Bu Kanunda sarahat bulunmıyan

hallerde Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri uygulanır.”

26. 818 sayılı mülga Kanun’un

47. maddesi şöyledir:

“Hakim,

hususi halleri nazara alarak cismani zarara düçar

olan kimseye yahut adam öldüğü takdirde ölünün ailesine manevi zarar namiyle adalete muvafık tazminat verilmesine karar

verebilir.”

27. 818 sayılı mülga Kanun’un

60. maddesi şöyledir:

“Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava,

mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı

tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan

itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

28. Mahkemenin 18/6/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

18/2/2013 tarih ve 2013/1497 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu, 21/4/1999 tarihinde

meydana gelen iş kazası sonucu yaralandığını, 4/4/2001 tarihinde Eskişehir İş

Mahkemesinde açtığı tazminat davası sonunda asıl davanın kısmen kabulüne karar

verildiğini, birleştirilen davanın zamanaşımının geçtiği gerekçesiyle reddedildiğini,

zararın öğrenildiği tarihten itibaren zamanaşımının başlayacağını, Yargıtay

bozma kararından sonra maddi zararın belirlendiğini, bilirkişi raporunda maddi

zararın 17.565,61 TL olduğunun belirtilmesine rağmen Mahkemece asıl dava

dosyasında talep edilen 10.000 TL tazminata hükmedildiğini, bu şekilde kanun

önünde eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini, kararın Yargıtay 21. Hukuk

Dairesince 3/12/2012 tarihinde onandığını, Mahkeme ve Yargıtay kararlarının

gerekçesiz olduğunu, yargılamanın makul olmayan bir süre olan 11 yıl sonra

neticelendiğini belirterek, adil yargılanma hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüş, ihlalin tespiti ile maddi ve manevi tazminat

ödenmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

30. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde başvurucunun,

Eskişehir İş Mahkemesinde açtığı davanın kısmen reddine karar verilmesinin adil

yargılanma hakkı ile eşitlik ilkesini ihlal ettiğini ileri sürdüğü

anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi

ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi bizzat yapar. Bu kapsamda anılan ihlal

iddialarının, yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı, makul sürede

yargılanma hakkının ihlali iddiası ve gerekçeli karar hakkının ihlali iddiası

çerçevesinde incelenmesi uygun görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın

Sonucunun Adil Olmadığı İddiası Yönünden

31. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

32. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan

yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

33. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

34. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası içermesi ve bu

durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal

etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,

bariz takdir hatası bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

35. Somut olayda başvurucu,

Eskişehir İş Mahkemesinde açtığı tazminat davası sonunda asıl davanın kısmen

reddine karar verildiğini, birleştirilen davanın zamanaşımının geçtiği

gerekçesiyle reddedildiğini, zararın öğrenildiği tarihten itibaren

zamanaşımının başlayacağını, Yargıtay bozma kararından sonra maddi zararın

belirlendiğini ve bilirkişi raporunda maddi zararın 17.565,61 TL olduğunun

belirtilmesine rağmen Mahkemece sadece asıl dava dosyasında talep edilen 10.000

TL tazminata hükmedildiğini belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

36. Başvurucu, 21/9/1999 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu

yaralanması üzerine Eskişehir İş Mahkemesinde 4/4/2001 tarihinde açtığı davada

10.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminat talep etmiştir. Anılan davada

alınan bilirkişi raporunda başvurucunun maddi zararının 17.565,61 TL olduğunun

belirtilmesi üzerine başvurucu 24/1/2011 tarihinde

aynı Mahkemede 6.211,47 TL maddi tazminatın ödenmesi istemiyle yeni bir dava

açmıştır. Mahkemece, her iki dava dosyası birleştirilerek yargılamaya devam

edilmiştir. Yargılama sırasında tarafların delileri

toplanmış, bilirkişi raporları alınmış, başvurucunun raporlara itirazları

değerlendirilmiş ve asıl davanın kısmen kabulü ile 10.000,00 TL maddi ve

5.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline, birleşen dava açısından ise,

mülga 818 sayılı Kanun’un 60. maddesine göre olay tarihinden itibaren 1 ve 10

yıllık zamanaşımı sürelerinin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar

verilmiştir. Karar temyiz edilmekle, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 3/12/2012 tarihli kararı ile onanarak kesinleşmiştir.

37. Mahkemenin gerekçesi ve

başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün derece mahkemeleri

tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının

yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

38. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

derece mahkemeleri tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt

sunmadığı gibi Mahkemelerin kararında bariz takdir hatası oluşturan herhangi

bir durum da tespit edilememiştir.

39. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu ve derece mahkemesi kararlarının bariz bir takdir hatası içermediği

anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Gerekçeli Karar Hakkı Yönünden

40. Başvurucu, ilk derece

mahkemesi ve Yargıtay kararlarının yeterli gerekçe ihtiva etmediğini ileri

sürmüştür.

41. Anayasa’nın 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü

kararları gerekçeli olarak yazılır.”

42. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak

başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma

hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak

ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün

mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden

141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde

gözetilmesi gerektiği açıktır(B. No: 2013/307, 16/5/2013,

§ 30).

43. Ancak derece mahkemeleri,

kendisine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değildir. Bununla beraber,

ileri sürülen iddialardan biri kabul edildiğinde davanın sonucuna etkili olması

söz konusu ise, mahkeme bu hususa belirli ve açık bir yanıt vermek zorundadır.

Böyle bir durumda dahi, ileri sürülen iddiaların zımnen reddi yeterli olabilir(B.

No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56).

44. Öte yandan, temyiz

mercilerinin yargılamayı yapan mahkemenin kararına katılmaları halinde, bunu ya

aynı gerekçeyi kullanarak ya da bir atıfla kararlarına yansıtmaları yeterlidir.

Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş

ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını

ya da bozduğunu göstermesidir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013,

§ 57).

45. Somut olayda başvurucu, ilk

derece mahkemesi ve Yargıtay kararlarında gerekçe gösterilmeksizin taleplerinin

reddedildiğini belirterek, gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür. Mahkemece, bilirkişi raporları ve olay tarihi ile 24/1/2011

tarihinde açılan dava dosyası incelenerek, 1 ve 10 yıllık zamanaşımı

sürelerinin başlangıçları tartışılmış, her iki zamanaşımı süresinin de geçtiği

kabul edilerek, asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın ise reddine

karar verilmiştir (bkz. §16). Yargıtay tarafından da ilk derece mahkemesince

verilen kararın gerekçesine atıf yapılarak ve bu gerekçe aynen kabul edilerek

hüküm onanmıştır (bkz. § 17). Dolayısıyla ilk derece mahkemesi ve Yargıtay

kararlarının gerekçesiz olduğundan da söz edilemez.

46. Açıklanan nedenlerle, gerekçeli karar

hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan, başvurunun bu kısmının,

diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin“açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

c. Yargılamanın

Makul Sürede Tamamlanmadığı İddiası Yönünden

47. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlali ile

ilgili şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi, bu şikâyet için diğer

kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle,

başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

48. Başvurucu, iş kazası sonucu yaralanması nedeniyle 4/4/2001 tarihinde Eskişehir İş Mahkemesinde açtığı tazminat

davasında makul sürede yargılama yapılmadığını belirterek, Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

49. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu

ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak

koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

50. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

51. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”

kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

52. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

53. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 36. maddesine dayanarak

inceleme yaptığı birçok kararında, AİHS’in 6. maddesi

ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı ışığında yorum yaparak,

Sözleşme’nin lâfzî içeriğinde yer alan alt ilke ve hakları adil yargılanma

hakkı kapsamında kabul etmektedir (AYM, E.2011/43, K.2012/10, 19/1/2012).

54. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerekir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 39).

55. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi

uyarınca, medeni hak ve yükümlülükler ile cezai alanda yöneltilen suçlamalara

ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru

konusu olayda iş kazası sonucu yaralanan başvurucunun maddi ve manevi zararının

tazmini talebiyle açtığı bir tazminat davası bulunmakta olup, 5521 ve 6100

sayılı Kanunlarda yer verilen usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama

faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda

kuşku bulunmamaktadır.

56. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun

süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile

sıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olan

inancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin

gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden,

yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından münferiden

değerlendirilmesi gerekir (B.No: 2012/13, 2/7/2013, § 40).

57. Davanın koşulları ve karmaşıklığı, yargılamanın kaç

dereceli olduğu, başvurucunun yargılama süresince gösterdiği tavır ve

davranışlar, ilgili kamu makamlarının yargılama sürecindeki tutumu ve

başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaati ile davanın

başvurucu açısından taşıdığı önem ve değer gibi hususlar bir davanın süresinin

makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken unsurlardır

(B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 57).

58. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek

başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikmelerin ayrı ayrı

tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi

unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, §46).

59. İşverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini

sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları

noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu, 4857 sayılı Kanun’un 77. maddesinde

açıkça düzenlenmiştir. İş kazalarında işverenin sorumluluğu, kusur sorumluluğu

esasına dayanır. İşverenin, kendisine bağımlı olarak çalışan işçisini koruma ve

gözetme borcuna aykırı hareket etmesi sonucunda iş kazası veya meslek

hastalığına maruz kalan işçi, tüm zararlarının tazminini talep etme hakkına

sahiptir (B. No: 2013/4701, 23/1/2013, § 45).

60. İş mahkemelerinin görevi

5521 sayılı Kanun’un 1. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddede, işçiyle

işveren veya işveren vekili arasında iş akdinden veya İş Kanunu’na dayanan her

türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının iş mahkemelerinde

çözümleneceği hüküm altına alınmıştır.

61. Bu şekilde kanun koyucu, iş hukukunun çalışanı koruyucu

niteliğini ve iş davalarının özelliklerini dikkate alarak genel mahkemelerin

dışında özel bir iş yargılaması sistemi oluşturmuş ve iş davalarının, konunun

uzmanı mahkemelerce mümkün olduğunca hızlı, basit ve ucuz bir biçimde sonuçlandırılmasını

amaçlamıştır (B. No: 2013/4701, 23/1/2013, § 47).

62. Adil yargılanma hakkı Devlete, uyuşmazlıkların makul süre içinde

nihai olarak sonuçlandırılmasını garanti edecek bir yargı sistemi kurma ödevi

yükler. İş kazası sonucu yaralanan bir çalışanın, bu fiil sonucu ortaya çıkan

zararının karşılanması için derhal bir yargı kararı verilmesinde önemli bir

kişisel yararı bulunmaktadır. Zira çalışma gücünü kısmen veya tamamen kaybeden

bir bireyin hukuki durumunun ivedilikle açıklığa kavuşturulması gerekir.

Çalışanın, geçim kaynağı olmaksızın hukuki durumunun uzun süre belirsiz

bırakılması halinde, çalışan bu durumdan olumsuz etkilenecektir. Bu nedenle iş

uyuşmazlıklarının ivedilikle çözülmesi hususunda yargı organlarının özel bir

itina göstermesi gerekir (B. No: 2013/4701, 23/1/2013,

§ 48).

63. 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinde

uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerektiği belirtilmiş, bu amaçla 6100

sayılı Kanun’un 447. maddesiyle 5521 sayılı Kanun’un 7. maddesinde olduğu gibi

daha önce yürürlüğe girmiş olan kanunlarda yer alan sözlü ve seri yargılama

usulleri kaldırılmış ve bunun yerine iş hukuku uyuşmazlıklarına da uygulanmak

üzere basit yargılama usulü getirilmiştir. Dolayısıyla iş kazasından

kaynaklanan tazminat davalarında da takip edilmesi gereken yargılama usulü,

6100 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 1/10/2011

tarihinden itibaren basit yargılama usulü olmuştur.

64. Basit yargılama usulü, 6100 sayılı Kanun’un 316.

maddesinde yer alan davalar ile kanunlarda açıkça belirtilen bazı davalarda

uygulanan ve yazılı yargılama usulünden daha basit ve çabuk işleyen, daha kısa

bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile

sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş bir yargılama usulüdür

(B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 65).

65. Somut başvuruda makul süre incelemesi yapılırken, iş

kazası nedeniyle açılan tazminat davasının başvurucu için taşıdığı değer ve

başvurucunun kişisel yararı göz önünde bulundurularak ve yargılama sürecindeki

gecikmelerin her biri belirlenerek gecikmeye neden olan unsurlar ve bunların

gecikmedeki etkisinin tespiti ile bahsedilen makul süre kriterlerinin

toplam etkisinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

66. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka

bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih

4/4/2001 tarihidir. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu

zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde uyuşmazlığın kesin olarak sona erme

tarihidir (B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 69). Somut

başvuru açısından sürenin bitiş tarihi, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin, ilk

derece mahkemesi kararının onanmasına dair E.2011/17484, K.2012/21852 sayılı

karar tarihi olan, 3/12/2012 tarihidir.

67. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,

yargılamanın konusunun, iş kazası sonucu yaralanma nedeniyle tazminat istemine

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Başvurucu tarafından 4/4/2001

tarihinde Eskişehir İş Mahkemesinde açılan davada, Mahkemece, tarafların

delilleri toplanarak olay yerinde keşif yapılmış ve bilirkişi raporu

alınmıştır. Rapora itiraz edilmesi üzerine 3 kişilik bilirkişi heyetinden rapor

alınmasına karar verilmiş, anılan raporun gelmesinden sonra başvurucunun

maluliyet oranının tespiti amacıyla başvurucu Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK)

Eskişehir Bölge Hastanesine sevk edilmiştir. Belirtilen hastaneden rapor

gelmesinden sonra, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulundan rapor alınmasına

karar verilmiş, anılan Kurumun uzun süre sonra, başvurucunun yeniden hastaneye

sevk edilerek eksik hususların tamamlanması akabinde rapor düzenleneceğini

belirttiği anlaşılmıştır. Başvurucunun tekrar hastaneye sevk edilerek raporunun

düzenlenmesinden sonra Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulundan rapor

düzenlenmesi talep edilmiştir. Belirtilen raporun dosyaya sunulması sonrasında

başvurucu vekili rapora itiraz etmiş ve Mahkemece Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas

Kurulundan rapor alınmasına karar verilmiştir. Adli Tıp Kurumu raporunun

gelmesinden sonra başvurucu, raporlar arasında çelişki olduğunu ileri sürerek

Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan rapor alınmasını talep etmiştir.

68. Mahkemece, Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinden

rapor alınmasına karar verilmiş, 3/1/2008 tarihli

rapora karşı başvurucunun itirazı üzerine, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan

rapor alınmasına karar verilmiştir. Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun 20/3/2008 tarihli raporunun dosyaya sunulmasının akabinde

25/11/2008 tarihinde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

69. Taraflarca temyiz üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesince 5/4/2010 tarihinde hüküm bozulmuş ve Mahkemece bozma

kararına uyularak yeniden rapor alınmıştır. Mahkemece, 18/1/2011

tarihinde davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, anılan hükmün temyizi üzerine

Yargıtay 21. Hukuk Dairesince 6/6/2011 tarihinde bozma kararı verilmiştir.

Başvurucu, ilk bozma kararı sonrasında alınan bilirkişi raporunu dikkate alarak

24/1/2011 tarihinde ek dava açarak maddi tazminat

talep etmiştir. Mahkemece dava dosyaları birleştirilerek yargılamaya devam

edilmiş ve 12/10/2011 tarihinde asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın

reddine hükmedilmiştir.Temyiz

üzerine Yargıtay 21. Hukuk Dairesince 3/12/2012 tarihinde hüküm onanarak

kesinleşmiştir.

70. Mahkemece, 4/4/2001 tarihli

dilekçe ile yargılamasına başlanıldığı anlaşılan davanın tensip zaptının

tanzimi sonrasında, yargılama sürecinde birçok duruşma yapılmış olup,

belirtilen celseler arasında genellikle üç aylık sürelerin bulunduğu

anlaşılmaktadır.

71. Yargılama sürecinde davanın taraflarının yargılamayı

geciktirici yöndeki işlem ve davranışları kural olarak, yargılamanın uzamasında

taraf kusuru olarak kabul edilmekte ise de, yargılama makamlarının ilgili usuli imkânları kullanmak suretiyle bu girişimleri

engelleme sorumluluğu bulunmaktadır (B. No: 2012/13, 2/7/2013,

§ 59).

72. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konu

iş kazasına dayalı tazminat davası; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi

olayların karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf

sayısı gibi kriterler dikkate alındığında karmaşık

olmaktan uzaktır. Başvurucunun tutum ve davranışlarıyla ve usuli

haklarını kullanırken özensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli

ölçüde sebep olduğu da söylenemez.

73. Başvuruya konu tazminat davasında, yargılama sürecindeki

gecikmeler ayrı ayrı değerlendirildiğinde, ilk derece mahkemesince uzun

aralıklarla duruşmalar yapıldığı, birçok defa bilirkişi raporu alındığı, temyiz

süreciyle beraber yargılamanın makul olmayan bir süre olan yaklaşık on bir yıl

sekiz aylık bir süreçte tamamlandığı görülmektedir. İş kazasına dayalı tazminat

davalarının niteliği, başvurucu açısından taşıdığı değer ve başvurucunun davadaki

menfaati dikkate alındığında, söz konusu yargılama süresinin makul olmadığı

açıktır.

74. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

75. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edilmesi nedeniyle, maddi ve manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir.

76. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

77. Başvurucu tarafından maddi tazminata hükmedilmesi

talebinde bulunulmuş olup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal

edildiği tespit edilmiş olmakla beraber, tespit edilen ihlalle iddia edilen

maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun

maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

78. Başvurucunun iş kazası sonucu yaralanması nedeniyle

açtığı tazminat davası, makul olmayan bir süre olan yaklaşık on bir yıl sekiz

aylık bir süreçte sonuçlanmıştır. Dolayısıyla uyuşmazlığın niteliği ve

başvurucunun kişisel yararı göz önünde bulundurulduğunda, başvurucuya yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında takdiren 15.150,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

79. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Yargılamanın

sonucunun adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının“açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

4. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucuya 15.150,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

C. Başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

18/6/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE

karar verildi.

Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Zehra Ayla PERKTAŞ Burhan ÜSTÜN Erdal TERCAN Zühtü ARSLAN Raportör : Murat AZAKLI Başvurucu : İdris KAYA Vekili : Av. Halit SALDAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/1497, 18 Haziran 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/1497
Tarih
18 Haziran 2014

İlgili Kararlar

  • Murat Daş Başvurusu (B. No: 2013/3063)
  • Cihangir Karaboğa Başvurusu (B. No: 2014/999)
  • Ülkü Özgür Başvurusu (B. No: 2013/2263)
  • Bülent Karataş Başvurusu (B. No: 2013/6428)
  • Şükrü Timur Başvurusu (B. No: 2014/1005)
  • Kemal Vural Başvurusu (B. No: 2014/1512)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.