İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ülkü Özgür Başvurusu (B. No: 2013/2263)

1. Başvurucu, taşınmazına

Başvuru No2013/2263Tarih26 Haziran 2014Okuma14 dk · 2.718 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ülkü Özgür Başvurusu

Karar tarihi
26 Haziran 2014
Başvuru Numarası
2013/2263
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.718 kelime·14 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, taşınmazına

ilişkin olarak açılan tapu iptal ve tescil davasının yedi yıl sonra

neticelendiğini, mahkeme kararlarının gerekçesiz olması ve delil toplanması

yönündeki taleplerinin dikkate alınmaması nedeniyle yapılan yargılamanın adil

olmadığını ve bu nedenle verilen kararın mülkiyet hakkını ihlal ettiğini,

ayrıca benzer hukuki uyuşmazlıklara nazaran farklı karar tesisinin eşitlik

ilkesine aykırılık oluşturduğunu belirterek, Anayasa’nın 10.,

35. ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 2/4/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 10/10/2013 tarihinde yapılan toplantıda, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 10/12/2013 tarihli görüş yazısı

18/12/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş olup, başvurucu vekili

tarafından Adalet Bakanlığı görüşüne karşı 24/12/2013 tarihli beyan dilekçesi

ibraz edilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucunun ihlal iddiasına

konu davanın davacısı olan S.S. Çandarlı Özlem Sahil Arsa ve Yapı Kooperatifi

ile dava dışı Haskum Yapı Malzemeleri Madencilik

Sanayi ve Ticaret Ltd. Şirketi arasında Ankara 13. Noterliğinin 29/5/1996 tarih ve 28454 yevmiye nolu

evrakı kapsamında kat karşılığı inşaat yapım ve satış vaadi sözleşmesi ve

13/7/1998 tarihli ek sözleşme akdedilmiştir.

8. Yüklenici firmanın

edimlerini yerine getirmediği iddiasıyla açılan dava sonucunda Ankara 8. Asliye

Ticaret Mahkemesinin 2/5/2007 tarih ve E.2004/166,

K.2007/209 sayılı karar ile 29/5/1996 tarihli kat karşılığı inşaat yapım ve

satış vaadi sözleşmesi ile 13/7/1998 tarihli ek sözleşmenin feshine karar

verilmiş ve belirtilen karar derecattan geçerek

kesinleşmiştir.

9. S.S. Çandarlı Özlem Sahil

Arsa ve Yapı Kooperatifi tarafından Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2/5/2007 tarih ve E.2004/166, K.2007/209 sayılı kararına

dayanılarak, yüklenici firma tarafından dava dışı bir üçüncü şahsa ve akabinde

başvurucuya devredildiği iddia edilen taşınmazın tapusunun iptaline ve

kooperatif adına tesciline karar verilmesi talebiyle 16/6/2009 tarihinde tapu

iptal ve tescil davası açılmıştır.

10. Dikili Asliye Hukuk

Mahkemesinin 29/4/2010 tarih ve E.2009/190, K.2010/138 sayılı kararı ile, kat karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili feshi

sonucu 22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Borçlar Kanununun 108. maddesinin birinci

fıkrası yorumuyla tapu iptal ve tescil talebi olarak nitelendirilen davanın

yargılaması neticesinde, taşınmazın başvurucu adına olan tapu kaydının iptali

ile davacı kooperatif adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.

11. İlk derece mahkemesi kararı

temyiz edilmekle Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 24/10/2011tarih ve E.2010/4995,

K.2011/6135 sayılı kararı ile onanmıştır.

12. Başvurucu vekili tarafından

yapılan karar düzeltme talebi Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 7/2/2013

tarih ve E.2012/2809, K.2013/829 sayılı ilamı ile reddedilmiş ve karar bu

tarihte kesinleşmiştir.

13. Karar 15/3/2013

tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

14. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul

ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve

düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla

yükümlüdür.”

15. Olay tarihinde yürürlükte

olan mülga 818 sayılı Kanun’un 108. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Akitten rücu eden alacaklı, vaidolunan şeyi vermekten imtina ve tediye eylediği şeyi

istirdat edebilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

16. Mahkemenin 26/6/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

2/4/2013 tarih ve 2013/2263 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

17. Başvurucu, tarafına ait

taşınmazla ilgili hukuki uyuşmazlığın yedi yıl sonra karara bağlandığını,

yapılan yargılama sırasında verilen Yargıtay kararlarının yeterli gerekçe

ihtiva etmediğini, yargılama sırasında delil toplanması yönündeki taleplerinin

dikkate alınmadığını, benzer hukuki uyuşmazlıklara nazaran farklı karar

tesisinin eşitlik ilkesine aykırılık oluşturduğunu ve adil olmayan bir şekilde

yürütülen yargılama neticesinde kendi adına olan tapu kaydının iptaline ilişkin

olarak verilen kararın sonucu itibarıyla mülkiyet hakkını da ihlal ettiğini

beyan ederek, Anayasa’nın 10., 35. ve 36. maddelerinde

tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Eşitlik İlkesinin İhlali İddiası

18. Başvurucu, benzer hukuki uyuşmazlıklara nazaran farklı

karar tesisinin eşitlik ilkesine aykırılık oluşturduğunu belirterek,

Anayasa’nın 10. maddesinde güvence altına alınan eşitlik ilkesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

19. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

uyarınca Anayasa Mahkemesi, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel

hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve

başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktan

yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.

20. Başvuruya

konu ihlal iddiasıyla ilgili deliller sunarak olaya ilişkin iddialarını ve

hangi Anayasa hükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak

suretiyle hukuki iddialarını kanıtlama yükümlülüğü başvurucuya ait olmasına

rağmen, başvurucu tarafından soyut şekilde Anayasanın 10. maddesine atıfta

bulunulmakla beraber, bu madde kapsamında eşitlik ilkesine ilişkin olarak nasıl

bir ihlalin bulunduğunun açıklanmadığı ve bu hususa ilişkin kanıtlamada

bulunulmadığı anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Diğer İhlal İddiaları

21. Başvurucu, taşınmazına ilişkin

olarak açılan tapu iptal ve tescil davasının yedi yıl sonra neticelendiğini,

mahkeme kararlarının gerekçesiz olması ve delil toplanması yönündeki

taleplerinin dikkate alınmaması nedeniyle yapılan yargılamanın adil olmadığını

beyan ederek, Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

22. Başvuru dosyası kapsamından, açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının,

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a.

Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası

23. Başvurucu, tarafına ait taşınmazla

ilgili hukuki uyuşmazlığın yedi yıl sonra karara bağlandığını belirterek, makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.

24. Adalet Bakanlığı görüşünde,

başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığın yedi yıl sonra karara bağlandığı iddia

edilmekle birlikte, uyuşmazlığın başlangıç ve bitiş tarihleri nazara

alındığında, başvuruya konu yargılama faaliyetinin yaklaşık üç yıl sekiz aylık

bir sürede tamamlandığı hususunun yapılacak değerlendirmede dikkate alınması

gerektiği bildirilmiştir.

25. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların

en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi

olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği

ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde

bulundurulması gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013,

§ 39).

26. Makul sürede yargılanma hakkının

amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları

maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması olup, davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde

göz önünde bulundurulması gereken hususlardır (B.

No: 2012/13, 2/7/2013,§§

40–46).

27. Başvurucu tarafından tarafı

olduğu hukuki uyuşmazlığın yedi yılı aşkın sürede sonuçlandırıldığı

belirtilmekle beraber, yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşip

gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne göre

değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin saptanması gereklidir. Başvuru konusu

olayda, bir taşınmaz hakkında görevli asliye hukuk mahkemesinde açılan tapu

iptal ve tescil davasının söz konusu olduğu anlaşılmaktadır. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup, bu tarih somut yargılama açısından 16/6/2009

tarihidir. Uyuşmazlığın kesin olarak karara bağlandığı tarihin ise Yargıtay 15.

Hukuk Dairesinin karar düzeltme talebinin reddine dair 7/2/2013

tarih ve E.2012/2809, K.2013/829 sayılı ilam tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

28. Davanın ikame edildiği tarih

ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman

bakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak

süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil,

uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 51). Bu kapsamda, başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığın karara

bağlanması için geçen sürenin makul olup olmadığı noktasında nazara alınacak

zaman dilimi, yaklaşık üç yıl sekiz aylık bir süreyi kapsamaktadır.

29. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, başvuruya konu yargılamanın bir taşınmazın mülkiyetine ilişkin bir

uyuşmazlık olduğu, uyuşmazlığın niteliği itibariyle, yazılı yargılama usulünün

geçerli olduğu asliye hukuk mahkemesinde karara bağlandığı ve iki dereceli bir

yargılama prosedüründen geçerek kesinleştiği

anlaşılmaktadır. Başvuru konusu dava 16/6/2009

tarihinde açılmış olup, ilk derece mahkemesince 29/4/2010 tarihinde davanın

kabulüne hükmedildiği, temyiz talebinin reddine dair 24/10/2011 tarihli

Yargıtay ilamı sonrasında başvurulan karar düzeltme neticesinde, 7/2/2013 tarihli

Yargıtay ilamı ile kesin hükme bağlandığı anlaşılmaktadır.

30. Başvuruya konu yargılamanın

tabi olduğu yargılama usulü, bu usule bağlı olarak uygulanması gereken usul

hükümleri ve yargılama aşamaları nazara alındığında, yaklaşık üç yıl sekiz aylık

yargılama süresinin somut davada ve iki dereceli yargılama prosedüründe

makul süreyi aşmadığı ve başvuruya konu uyuşmazlığın karara bağlanmasının

yargılama makamlarının tutumu nedeniyle geciktirildiğine dair bir bulgu

saptanmadığı anlaşılmaktadır.

31. Yukarıda açıklanan

nedenlerle, başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yargılama süresinin

makul süreyi aşmadığı ve başvuruya konu uyuşmazlığın karara bağlanmasının

yargılama makamlarının tutumu nedeniyle geciktirildiğine dair bir bulgu

saptanmadığı anlaşılmakla, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

b. Yargılamaya Etkin Katılım ve Gerekçeli Karar

Haklarının İhlali İddiası

32. Başvurucu, yapılan yargılama

sırasında verilen Yargıtay kararlarının yeterli gerekçe ihtiva etmediğinden ve

delil toplanması yönündeki taleplerinin dikkate alınmadığından bahisle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Bu kapsamda özellikle

dava konusu taşınmaza ilişkin tapu kayıtlarının tedavülleri ile birlikte celbi

ve değerlendirilmesi hususundaki taleplerin dikkate alınmadığından ve

başvurucunun satın aldığı taşınmazın yükleniciden değil arsa sahibinden satın

alınmasına rağmen bu konudaki itirazların dikkate alınmayarak, gerekçeli olarak

karşılanmadığından şikâyet edildiği anlaşılmaktadır.

33. Yapılan yargılama sırasında

tanık dinletme hakkı da dâhil olmak üzere delillerin ibrazı ve

değerlendirilmesi adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul edilen

davaya etkin katılım ve çelişmeli yargılama ilkesi kapsamında kabul edilmekte

olup, bu ilkeler, adil yargılanma hakkının somut görünümleridir. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok

kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında

yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasanın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,§ 38). Ayrıca, hakkaniyete uygun yargılamanın bir

unsuru olan gerekçeli karar hakkı Anayasa’nın 141. maddesinin 1. fıkrasında yer

verilen “Bütün mahkemelerin her türlü

kararları gerekçeli olarak yazılır” hükmüyle, mahkemelerin uyması

gereken bir yükümlülük olarak düzenlenmiştir.

34. Yargılama makamları

yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri

gereği gibi incelemek zorundadır. Bununla birlikte, belirli bir davaya ilişkin

olarak delileri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili

olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Anayasa

Mahkemesinin görevi ise başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup

olmadığının değerlendirilmesidir. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir

yargılamanın yürütülebilmesi için yargılamaya etkin katılım ve çelişmeli

yargılama ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun

olanakların sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere

delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkanların tanınması gerekir

(B. No: 2013/2116, 23/1/2014, § 19; Benzer yöndeki

AİHM kararı için bkz. Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya,

B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 68). Adil yargılanma hakkının unsurlarından olan

çelişmeli yargılama ilkesi de taraflara dava malzemesi hakkında bilgi sahibi

olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını ve bu nedenle tarafların yargılamanın

bütününe aktif olarak katılmasını gerektirmektedir. Bu anlamda, mahkemece

tarafların dinlenilmemesi, delillere karşı çıkma imkanı verilmemesi, yargılama

faaliyetinin hakkaniyete aykırı hale gelmesine neden olabilecektir (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Ruiz-Mateos/İspanya,

B. No: 12952/87, 23/06/1993, § 63). Yargılamaya etkin

katılım hakkı, zaten zımni olarak çelişmeli usul içinde de yer almaktadır.

Çelişmeli yargılamanın medeni haklara ilişkin davalarda da kabul ediliyor

olması, medeni bir hakka ilişkin yargılamada tarafların duruşmada hazır

bulunması da dahil olmak üzere, yargılamanın bütününe

aktif olarak katılmalarını gerektirir.

35. Anayasa Mahkemesinin

yargılamaya etkin katılım ve çelişmeli yargılama ilkeleri bağlamında yapacağı

inceleme, başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup olmadığının

değerlendirilmesidir (B. No: 2013/2116, 23/1/2014, §

19).

36. Mahkeme kararlarının

gerekçeli olması, kanun yoluna başvurma olanağını etkili kullanabilmek ve

mahkemelere güveni sağlamak açısından, hem tarafların hem kamunun menfaatini

ilgilendirmekte olup, kararın gerekçesi hakkında bilgi sahibi olunmaması, kanun

yoluna müracaat imkânını da işlevsiz hale getirecektir. Bu nedenle mahkeme

kararlarının dayanaklarının yeteri kadar açık bir biçimde gösterilmesi

zorunludur.

37. Mahkeme kararlarının

gerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber,

bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde

yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme

zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte

başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair

iddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun

yanı sıra, kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı

olmaması da bu hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu

mahkemelerince verilen bu tür kararların, ilk derece mahkemesi kararlarında yer

verilen gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olup, bu

durumda, üst dereceli mahkeme tarafından önceki mahkeme kararının gerekçesinin

benimsendiği kabul edilmelidir (B. No: 2013/1213, 4/12/2013,

§ 26).

38. Somut başvuru açısından,

başvuruya konu ilk derece mahkemesi kararında, davaya temel alınan kat

karşılığı inşaat yapım ve satış vaadi sözleşmesi ile ek sözleşmenin feshine

karar verildiği, bu sözleşme gereğince arsa sahibi ve yüklenici arasındaki

devirlerin yükleniciye sermaye sağlanmasını amaçlayan avans niteliğinde

devirlerden ibaret olduğu ve akdin feshedilmesi nedeniyle, arsa sahibi

tarafından devredilen taşınmazların her zaman geri istenebileceği, bu durumun

yükleniciden pay devralan şahıslarca da bilinmesi gerektiği, bu devirlerin pay

satın alan üçüncü kişilere ayni hak sağlamayacağı ve iyi niyet iddiasında

bulunulamayacağı belirtilerek başvurucu adına olan tapu kaydının iptali ile

taşınmazın davacı kooperatif adına tapuya kayıt ve tesciline karar verildiği ve

ilk derece mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi hukuka uygun bulunmak

suretiyle kanun yolu Mahkemesinin denetiminden geçerek kesinleştiği

anlaşılmaktadır. Ayrıca, her ne kadar başvurucu tarafından, başvuru formunda,

dava konusu taşınmazın yükleniciden değil arsa sahibinden satın alındığı ve bu

husustaki itirazlarının mahkemelerce incelenmediği ve gerekçeli olarak

değerlendirilmediği iddia edilmekte ise de, tapu kayıtları da dâhil taraf

delillerinin mahkemece celp edildiği ve başvuruya konu yargılama dosyasına

sunulan cevap dilekçesinde, dava konusu taşınmazın, daha önce yükleniciden

satın almış olan dava dışı üçüncü bir şahıstan satın alınmış olduğunun bizzat

başvurucu tarafından ilk derece mahkemesinin dikkatine sunulduğu

anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, başvuru dosyası kapsamından başvurucunun

delillerini ve iddialarını sunma fırsatı bulamadığına ve yargılamaya etkin

olarak katılma imkânının elinden alındığına dair bir bulgu da saptanmamıştır.

39. Yukarıda açıklanan

nedenlerle, başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yargılama sürecinde

başvurucunun davaya etkin olarak katılma imkânının elinden alındığına ve

iddialarının derece mahkemelerince karşılıksız bırakıldığına dair bir bulgu

saptanmadığı anlaşılmakla, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan

yargılamaya etkin katılım ve gerekçeli karar haklarının ihlal edilmediğine

karar verilmesi gerekir.

40. Başvurucu ayrıca adil

olmayan bir şekilde yürütülen yargılama neticesinde kendi adına olan tapu

kaydının iptaline ilişkin olarak verilen kararın, sonucu itibarıyla mülkiyet

hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir.

41. Başvurucunun mülkiyet hakkı

kapsamındaki iddialarını yargılama neticesine dayandırdığı, özellikle derece

Mahkemelerince yürütülen ve adil yargılanma hakkına riayet edilmediği iddia

edilen yargılama neticesinde verilen kabul kararının mülkiyet hakkını ihlal

ettiğini iddia ettiği anlaşılmaktadır.

42. Adalet Bakanlığı görüşünde,

özel hukuk kişileri arasındaki mülkiyet ihtilaflarında, Devletin adalet ve

hakkaniyete uygun bir yargılama ortamı oluşturup etkili hukuk yolları ihdas

etmek şeklinde bir pozitif yükümlülüğü olduğunun ve başvurucunun iddia ve

delillerinin yargısal makamlar tarafından esastan dinlenip incelenmesi

suretiyle, yargılamaya etkin katılım hakkına riayet edildiğinin yapılacak

değerlendirmede nazara alınması gerektiği bildirilmiştir.

43. Somut başvuruda olduğu gibi,

özel kişiler arasındaki mülkiyet ihtilafları açısından, çoğu zaman mülkiyet

hakkına klasik müdahale biçimlerinden biri söz konusu olmamakla beraber,

mülkiyet hakkı kapsamında da yetkili makamlar için geçerli olan usulî özen yükümlülüğü, gerekli usulî

güvenceleri sunan yargısal prosedürleri sağlamak ve bu suretle yargısal ve

idari makamların özel kişiler arasındaki bir uyuşmazlıkta etkili ve adil bir

karar vermesini temin etme sorumluluğunu ifade etmektedir (Benzer yöndeki AİHM

kararları için bkz. Novoseletskiy/Ukrayna, B. No: 47148/99, 22/2/2005, § 102; Sovtransavto Holding/Ukrayna, B. No: 48553/99,

25/7/2002, § 96). Başvurucu tarafından mülkiyet hakkının

ihlal edildiği hususundaki iddianın yargılamanın sonucuna dayandırıldığı ve

yargılama sürecine ilişkin olarak yukarıda yapılan değerlendirme neticesinde

(§§ 31–38) başvurucunun delillerini ve iddialarını sunma fırsatı bulamadığına

ve yargılamaya etkin olarak katılma imkânının elinden alındığına dair bir bulgu

da saptanmadığı anlaşılan somut yargılama faaliyetinin adil yargılanma hakkının

gereklerine uygun şekilde yerine getirildiği tespit edilmiş olmakla, mülkiyet

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddianın ayrıca değerlendirilmesine gerek

görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Anayasa’nın 10. maddesi kapsamında eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin

iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı

kapsamında makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı

kapsamında yargılamaya etkin katılım ve gerekçeli karar haklarının ihlal

edildiği yönündeki iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

4.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı

kapsamında makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

5.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı

kapsamında yargılamaya etkin katılım ve gerekçeli karar haklarının İHLAL

EDİLMEDİĞİNE,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

26/6/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör : Şebnem NEBİOĞLU ÖNER Başvurucu : Ülkü ÖZGÜR Vekili : Av. Nedim ERKUŞ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/2263, 26 Haziran 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. B. No: 12952/87, 23/06/1993, § 63). Yargılamaya etkin
  16. M. Emin KUZ
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/2263
Tarih
26 Haziran 2014

İlgili Kararlar

  • Bülent Karataş Başvurusu (B. No: 2013/6428)
  • Şükrü Timur Başvurusu (B. No: 2014/1005)
  • Kemal Vural Başvurusu (B. No: 2014/1512)
  • Mehmet Avcı Başvurusu (B. No: 2014/1419)
  • Hsh Nordbank Ag Başvurusu (B. No: 2013/6924)
  • Hadiye Melek Önder Başvurusu (B. No: 2013/6247)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.