İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hsh Nordbank Ag Başvurusu (B. No: 2013/6924)

1. Başvurucu, 15/9/2003 tarihinde İstanbul 3. Asliye Ticaret

Başvuru No2013/6924Tarih18 Haziran 2014Okuma20 dk · 4.034 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Hsh Nordbank Ag Başvurusu

Karar tarihi
18 Haziran 2014
Başvuru Numarası
2013/6924
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.034 kelime·20 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, 15/9/2003 tarihinde İstanbul 3. Asliye Ticaret

Mahkemesinde aleyhine açılan tazminat davasının kısmen kabulüne karar

verildiğini, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek,

eşitlik ilkesi ile mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüş, tazminat talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 29/8/2013 tarihinde İstanbul 14. Asliye Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 22/11/2013 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Birinci

Bölümün 19/12/2013 tarihli ara kararı gereğince başvurunun, kabul edilebilirlik

ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet

Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının

24/2/2014 tarihli görüş yazısı başvurucuya tebliğ edilmiş olup, başvurucu

vekili tarafından 19/3/2014 tarihinde Adalet Bakanlığı görüşüne karşı beyan

dilekçesi ibraz edilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile Bakanlık görüşünde ifade

edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu aleyhine, bazı ticaret şirketleri tarafından

15/9/2003 tarihinde İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan davada,

davacılar, davalı ile gemi ipoteği anlaşmaları imzalandıklarını, gemilerin

navlun gelirleriyle borçlarının ödendiğini, gemilerden birinin kısmi bakiye

borcu muaccel hale gelmediği halde davalının haksız biçimde gemiyi seferden

alıkoyduğunu, ödeme girişimlerinin kabul edilmediğini ve gemilerin satış

işlemlerine başlandığını, temerrüdün oluşmadığını, davalının haksız filleri

nedeniyle gemilerin çalışamadığını ileri sürerek maddi zararlarının tazminini

talep etmişlerdir.

8. Davacılar yine başvurucu aleyhine, 3/5/2004 tarihinde

İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinde açtıkları davada, asıl davadaki

iddialarla ek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

9. İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesince belirtilen dava

dosyaları birleştirilmiştir.

10. Mahkemece, 13/9/2004 tarih ve E.2003/1130, K.2004/991

sayılı kararla, ipotek sözleşmelerinin Landesbank

adına olup gemi sicilinde de ipotek tescilinin Landesbank

adına olduğu, Türk Ticaret Kanunu’nun 921/3. maddesine göre alacağın temlikinin

yazılı anlaşma ve gemi siciline tescil ile gerçekleşebileceği, temlikin gemi

siciline tescil edilmediği, dolayısıyla gemilerin tutularak seferden

alıkonulmasının haksız fiil olduğu, davacıların tazminat isteme haklarının

doğduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davalarda davanın kabulüne, tazminatların

davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir.

11. Başvurucunun temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk

Dairesinin 14/4/2005 tarih ve E.2004/12937, K.2005/3696 sayılı ilamıyla;

davanın Denizcilik İhtisas Mahkemesinde görülmesi gerektiği belirtilerek görev

yönünden hüküm bozulmuştur.

12. Karar düzeltme istemi, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin

24/6/2005 tarih ve E.2005/7081, K.2005/6715 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

13. Mahkemece bozma kararı sonrası yapılan yargılama sonunda,

20/10/2005 tarih ve E.2005/292, K.2005/846 sayılı ilamla, 13/9/2004 tarihli

kararda direnilmesine ve tazminatların başvurucudan tahsiline karar

verilmiştir.

14. Temyiz üzerine, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 19/4/2006

tarih ve E 2006/11-58, K.2006/228 sayılı kararla; uyuşmazlığı yargılayacak ve

çözecek olan mahkeme, uyuşmazlığın doğmasından önce kanunen belli olan Asliye

Ticaret Mahkemesi olup, dava tarihinden sonra kurulan ve faaliyete geçirilen

İstanbul Denizcilik İhtisas Mahkemesinde davaya bakılmasının mümkün olmadığı,

davanın Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmesi gerektiği, direnme kararının

uygun olduğu gerekçesiyle başvurucunun temyiz itirazlarının incelenmesi için

dosyanın Yargıtay 11. Hukuk Dairesine gönderilmesine karar vermiştir.

15. Yargıtay 11. Hukuk Dairesince esasa yönelik olarak

yapılan temyiz incelemesinden sonra, 13/10/2006 tarih ve E.2006/8091,

K.2006/10232 sayılı ilamla; yetkili mahkemenin Hamburg Mahkemeleri olduğuna

dair temyiz istemi yerinde görülmemiş, satın alınan gemiler üzerinde lehine

ipotek tesis edilenin Hamburger Landesbank olduğu, bu

bankanın başka bir banka ile birleşerek HSB NORDBANK adında 1/6/2003 tarihinde

tüzel kişilik kazandığı, bu durumda davalının Hamburger Landesbank’ın

halefi olduğu yolundaki gemi siciline yapılan bildirim ve şerhin göz önünde

bulundurulması gerektiği, bu nedenle temlik ve gemi siciline tescilin zorunlu

olup olmadığının tartışılması gerektiği, hükme esas alınan bilirkişi raporuna

başvurucunun itirazları değerlendirilerek tazminatın tayini gerekirken yetersiz

bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm tesisi doğru görülmemiş ve hüküm bu

nedenlerle bozulmuştur.

16. Karar düzeltme istemi, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin

10/5/2007 tarih ve E.2007/321, K.2007/7282 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

17. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda;

26/6/2008 tarih ve E.2007/445, K.2008/391 sayılı ilamla; kredi sözleşmesinin

usulsüz şekilde feshedildiği ve gemilerin satış işleminin temerrüt

gerçekleşmeden yapıldığı, haksız fiilin unsurlarının oluştuğu, toplam zararın

18.507.019,62 USD olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davalarda davanın

kabulüne, tazminatların ayrı ayrı davacılara ödenmesine karar verilmiştir.

18. Temyiz üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 8/4/2009

tarih ve E.2008/10582, K.2009/4282 sayılı ilamıyla; taraflar arasında

düzenlenen gemi ipotek sözleşmesinin değerlendirilmesi, ihtiyati tedbir

niteliğindeki seferden alıkoymanın haksız fiil teşkil edip etmediğinin

saptanması gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiş, hüküm

bozulmuştur.

19. Karar düzeltme istemi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk

Dairesince 8/1/2010 tarih ve E.2009/8060, K.2010/3 sayılı kararla; temyiz

incelemesi sonucu bozma kararlarının ortadan kaldırılmasına, zararın tespiti

açısından eksik inceleme yapıldığı, davacının, gemilere el konulmasından sonra

basiretli bir tacir gibi davranarak borcunu ödemek suretiyle zararın artmasını

önlemesi gerekirken bu yönde bir girişimde bulunmaması sebebiyle Borçlar

Kanunu’nun 44. maddesi uyarında tazminattan indirim yapılması gerektiği

belirtilerek, hüküm başvurucu yararına bozulmuştur.

20. Bozmaya uyan Mahkemece, 15/10/2010 tarih ve E.2010/59,

K.2010/594 sayılı kararla; başvurucunun gemileri seferden men ettirmesi ve

yurtdışında gerçekleştirilen cebri icra işlemlerinin, taraflar arasındaki

sözleşme hükümlerine ve İcra ve İflas Kanunu’nun emredici hükümlerine aykırı

olup tazminatı gerektirdiği, ancak davacıların da gemilere el konmasından

itibaren basiretli bir tacir gibi davranarak borçlarını ödemek suretiyle

zararın artmasını önlemesi gerekirken bu yönde bir girişimde bulunmadığından

Borçlar Kanunu’nun 44. maddesi uyarınca tazminattan %20 oranında indirim

yapılarak asıl davanın kısmen kabulü ile 7.272.947,89 TL’nin; birleşen davanın

kısmen kabulü ile 59.627.195,61 USD’nin davalıdan

tahsiline karar verilmiştir.

21. Temyiz üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21/7/2011

tarih ve E.2011/1303, K.2011/9245 sayılı kararıyla başvurucunun kredi

alacaklarının, davacılara ödenmesine karar verilen tazminat miktarından

düşülerek hesaplama yapılması gerekirken davacıların sebepsiz zenginleşmesine

yol açacak şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, yine asıl davada istenilen

tazminatın USD karşılığının gösterilmediği ve % 20 müterafik kusur indiriminin yanlış uygulandığı gerekçesiyle

hüküm bozulmuştur.

22. Karar düzeltme istemi, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin

21/12/2011 tarih ve E.2011/14061, K.2011/17393 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

23. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda,

13/4/2012 tarih ve E.2012/28, K.2012/104 sayılı kararla; bozma kararı öncesi

verilen gerekçelerle ve davacıların başvurucuya olan kredi borçları dikkate

alınarak asıl davanın kısmen kabulü ile 5.818.358,28 TL’nin; birleşen davanın

kısmen kabulü ile 26.032.433,23 USD’nin başvurucudan

tahsiline karar verilmiştir.

24. Temyiz üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2/11/2012

tarih ve E.2012/10325, K.2012/17301 sayılı ilamıyla, dosyadaki yazılara,

Mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin

takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacılar vekilinin tüm,

başvurucu vekilinin vekalet ücreti dışındaki diğer temyiz itirazlarının

reddine, vekalet ücreti yönünden başvurucu lehine hükmün düzeltilerek

onanmasına karar verilmiştir.

25. Karar düzeltme istemi, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin

10/6/2013 tarih ve E.2013/5513, K.2013/12044 sayılı kararıyla, “Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere

göre, taraf vekillerinin Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesinde

sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmediği” gerekçesiyle

reddedilmiştir.

26. Karar, 30/7/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

27. Başvurucu, 29/8/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

28. 12/1/2011 tarih ve 6100

sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul

ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir

biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

29. 22/4/1926 tarih ve 818

sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 41. maddesi şöyledir:

“Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile

haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine

mecburdur.

Ahlaka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin

zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine

mecburdur.”

30. 818 sayılı mülga Kanun’un

44. maddesi şöyledir:

“Mutazarrır olan taraf zarara razı olduğu yahut kendisinin

fiili zararın ihdasına veya zararın tezayüdüne yardım ettiği ve zararı yapan

şahsın hal ve mevkiini ağırlaştırdığı takdirde hakim,

zarar ve ziyan miktarını tenkis yahut zarar ve ziyan hükmünden sarfınazar

edebilir.

Eğer zarar kasden

veya ağır bir ihmal veya tedbirsizlikle yapılmamış olduğu ve tazmini de borçluyu

müzayakaya maruz bıraktığı takdirde hakim, hakkaniyete

tevfikan zarar ve ziyanı tenkis edebilir.”

31. 29/6/1956 tarih ve 6762

sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu’nun 892. maddesi şöyledir:

“Yola çıkmıya hazır bir gemi cebri

icra yolu ile satılamıyacağı gibi ihtiyaten haciz de

edilemez. Şu kadar ki; cebri satış veya haczi icabettiren

borç zaten bu yolculuk dolayısiyle yapılmışsa, bu

hükümler tatbik olunmaz.

Bu

madde hükmü 867 nci maddede

yazılı gemiler hakkında da tatbik olunur.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

32. Mahkemenin 18/6/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 29/8/2013 tarih ve 2013/6924 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

33. Başvurucu, İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde

aleyhine açılan davada, kredi alacağını tahsil etmek için dava açması ve

ipotekli gemilerin icra yoluyla satışını gerçekleştirmesinin haksız fiil olarak

değerlendirildiğini, 15/9/2003 tarihinde açılan davada yargılamanın uzun

sürdüğünü ve makul sürede yargılama yapılmadığını, yurtdışında açtığı davaların

haksız fiil olarak nitelendirilemeyeceğini, kredi sözleşmelerinde yabancı

mahkemelerin yetkilendirilmesine rağmen yabancı mahkeme kararlarının yok

sayıldığını, bu durumun sözleşme serbestisini ihlal ettiğini, emsal davalarda

farklı kararlar verilmesine rağmen anılan davanın aleyhine sonuçlanmasının

kanun önünde eşitlik ilkesini ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini, emsal

kararların derece Mahkemesi ve Yargıtay kararlarının gerekçelerinde göz önünde

bulundurulmadığını, kredi sözleşmesinin Alman Hukukuna göre

değerlendirilmediğini, Türk mahkemelerinin yetkisizliğine dair itirazlarının

incelenmediğini, Mahkeme ve Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğunu, kredi

sözleşmesi gereği kredi borcunun ödenmemesi halinde gemileri paraya çevirme

hakkının olduğunu, Mahkeme kararına istinaden tazminat ödemek zorunda

kaldığını, anılan davanın başka Mahkemelerce bekletici mesele yapıldığını, bu

nedenle daha fazla tazminat ödemek zorunda kalabileceğini belirterek, eşitlik

ilkesi ile mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

B. Değerlendirme

34. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde, başvurucunun,

aleyhine açılan tazminat davasının kısmen kabulüne karar verildiğini, benzer

davalarda verilen kararlara aykırı şekilde hüküm kurulduğunu belirterek,

eşitlik ilkesi ile mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ihlal iddialarına

ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi bizzat yapar.

Anılan ihlal iddiaları, yargılama sürecine ve verilen kararın sonucu itibarıyla

adil olup olmadığına yönelik olup, bu iddialar yargılamanın sonucunun adil

olmadığı iddiası kapsamında değerlendirilmiştir. Başvurucunun gerekçeli karar

hakkı ve makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiaları ise ayrıca

incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığı İddiası

Yönünden

35. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

36. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un

48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

37. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece

kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148.

maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

38. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası ve bu durumun

kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş

olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz

takdir hatası bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027,

12/2/2013, § 26).

39. Başvuru konusu olayda

başvurucu, İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde aleyhine açılan davada,

kredi alacağını tahsil etmek için dava açması ve ipotekli gemilerin icra

yoluyla satışını gerçekleştirmesinin haksız fiil olarak değerlendirildiğini,

yurtdışında açtığı davaların haksız fiil olarak nitelendirilemeyeceğini, kredi

sözleşmelerine göre yabancı mahkemelerin yetkilendirilmesine rağmen yabancı

mahkeme kararlarının yok sayıldığını, bu durumun sözleşme serbestisini ihlal

ettiğini, emsal davaların lehine sonuçlanmasına rağmen anılan davanın aleyhine

sonuçlandığını ve emsal kararların göz önünde bulundurulmadığını, kredi

sözleşmesinin Alman Hukukuna göre değerlendirilmediğini, Türk mahkemelerinin

yetkisizliğine dair itirazlarının hukuka uygun olarak değerlendirilmediğini,

kredi sözleşmesi gereği kredi borcunun ödenmemesi halinde gemileri paraya

çevirme hakkının olduğunu belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

40. Başvurucu aleyhine açılan

tazminat davasında tarafların delilleri toplanarak bilirkişi raporları alınmış,

başvurucunun rapora itirazları değerlendirilmiş ve kredi sözleşmeleri

incelenerek, başvurucunun yetki itirazının reddi ile davanın kabulüne karar

verilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince, yetkili mahkemenin

Hamburg Mahkemeleri olduğuna dair yetki itirazı, ipoteklerin İstanbul gemi

siciline şerh edilmiş olması ve gemi siciline tescilli gemilerin taşınmaz

hükmünde olmasına göre yerinde görülmemiş ve tazminatın hesaplanması yönünden

hüküm bozulmuştur. Mahkemece bozma kararları doğrultusunda davanın kısmen

kabulüne karar verilmiş ve temyiz sonucu Yargıtay tarafından hüküm onanmıştır.

41. Mahkemenin gerekçesi ve

başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesi

tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının

yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

42. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt

sunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası oluşturan herhangi bir

durum da tespit edilememiştir.

43. Diğer taraftan, aynı hukuki

metne ilişkin olarak, aynı derecedeki bağımsız yargı mercileri arasındaki yorum

ve içtihat farklılıkları tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde

kabul edilemeyeceği gibi, temyiz mercilerinin, uyuşmazlıklara ilişkin olarak

tarafların talepleri ve delilleri arasındaki yorum farklılıkları da tek başına

adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez (B. No: 2013/3351,

18/9/2013, § 45).

44. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu ve derece mahkemesi kararının bariz bir takdir hatası veya içermediği

anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Gerekçeli

Karar Hakkı Yönünden

45. Başvurucu, ilk derece

mahkemesi ve Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğunu ileri sürmüştür.

46. Anayasa’nın 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü

kararları gerekçeli olarak yazılır.”

47. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak

başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma

hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak

ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin

her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde

gözetilmesi gerektiği açıktır (B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).

48. Ancak derece mahkemeleri,

kendisine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değildir. Bununla beraber,

ileri sürülen iddialardan biri kabul edildiğinde davanın sonucuna etkili olması

söz konusu ise, mahkeme bu hususa belirli ve açık bir yanıt vermek zorunda

olabilir. Böyle bir durumda dahi, ileri sürülen iddiaların zımnen reddi yeterli

olabilir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56).

49. Öte yandan, temyiz

mercilerinin yargılamayı yapan mahkemenin kararına katılmaları halinde, bunu ya

aynı gerekçeyi kullanarak ya da bir atıfla kararlarına yansıtmaları yeterlidir.

Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş

ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını

ya da bozduğunu göstermesidir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).

50. Somut olayda Mahkemece,

tarafların ileri sürdükleri tüm deliller toplanarak ve kredi sözleşmeleri

incelenerek bilirkişilerden rapor alınmış, başvurucunun gemileri seferden men

ettirmesi ve yurtdışında gerçekleştirilen cebri icra işlemlerinin, taraflar

arasındaki sözleşme hükümlerine, İcra ve İflas Kanunu’nun emredici hükümlerine

aykırı olduğu ve tazminatı gerektirdiği belirtilerek, başvurucunun yetki

itirazı reddedilmiş ve davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir (bkz. §§ 20,

23). Yargıtay tarafından da Mahkemece verilen kararın gerekçesine atıf

yapılarak ve bu gerekçe aynen kabul edilerek hüküm onanmış ve karar düzeltme

istemi reddedilmiştir (bkz. §§ 24, 25). Dolayısıyla ilk derece mahkemesi ve Yargıtay

kararlarının gerekçesiz olduğundan söz edilemez.

51. Açıklanan nedenlerle, gerekçeli karar

hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan, başvurunun bu kısmının,

diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığı

İddiası Yönünden

52. Başvurucunun yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyeti

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik

nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu

bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

53. Başvurucu, 15/9/2003 tarihinde İstanbul 3. Asliye Ticaret

Mahkemesinde aleyhine açılan tazminat davasının 10/6/2013 tarihinde

sonuçlandığını, bu suretle makul sürede yargılama yapılmadığını belirterek,

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

54. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, makul sürede yargılanma

hakkına ilişkin olarak görüş sunulmayacağını bildirilmiştir.

55. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216

sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu

gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve

Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir

başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir

hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

56. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

57. Anayasa’nın “Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

58. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

59. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve

adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın

36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve

AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi

içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına

dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

60. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,

makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır.

61. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi

uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede

karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, başvurucu aleyhine

İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan tazminat davasında, 6100 sayılı

Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin,

medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur.

62. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun

süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile

sıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olan

inancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin

gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden,

yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından münferiden

değerlendirilmesi gerekir (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 40).

63. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

64. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre

değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm

gecikmelerin ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi

değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha

etkili olduğu saptanmalıdır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).

65. Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşip

gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne göre

değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.

66. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka

bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından

15/9/2003 tarihidir.

67. Davanın ikame edildiği tarih ile Anayasa Mahkemesinin

bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman bakımından yetkisinin

başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak süre, 23/9/2012

tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren

geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51). Sürenin bitiş tarihi ise,

yargılamayı sonlandıran nihai karar tarihi olan 10/6/2013 tarihidir.

68. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,

yargılamanın konusunun, gemi ipoteği düzenlenerek kredi sözleşmeleri karşılığı

kredi verilen gemilerin, kredi borçları muaccel hale gelmeden seferden

alıkonulduğu ve bu durumun haksız fiil olduğu iddiasıyla açılan tazminat

istemine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

69. Başvurucu aleyhine 15/9/2003 tarihinde İstanbul 3. Asliye

Ticaret Mahkemesinde açılan dava dosyasında taraf teşkilinin sağlanmasından

sonra deliller toplanmış, başvurucu aleyhine aynı iddialarla 3/5/2004 tarihinde

açılan dava dosyası birleştirilmiştir. 27/7/2004 tarihinde bilirkişilerden

rapor alınmıştır. Davacılar 24/8/2004 tarihinde ıslah dilekçesi vererek

tazminat miktarını artırmışlardır. Mahkemece 13/9/2004 tarihinde davanın

kabulüne karar verilmiştir.

70. Başvurucunun temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk

Dairesince 14/4/2005 tarihinde görev yönünden hüküm bozulmuştur. Mahkemece

bozma kararına direnilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca 19/4/2006

tarihinde direnme kararı yerinde görülmüş ve esas yönünden dosyanın incelemesi

için dosya Yargıtay 11. Hukuk Dairesine gönderilmiştir.

71. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi

tarafından 13/10/2006 tarihinde hükmün esastan bozulması üzerine Mahkemece

farklı bilirkişi heyetinden rapor alınmış, rapora itiraz edilmesi üzerine ek

rapor alınmıştır. Mahkeme, başvurucunun yetki itirazını değerlendirerek

reddetmiş ve tüm delilleri tartışarak davanın kabulüne karar vermiştir.

75.

Temyiz üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesince 8/4/2009 tarihinde hüküm

bozulmuştur. Mahkemece bozma kararına uyularak 27/7/2010 tarihinde yeniden

bilirkişi raporu alınmış ve 14/10/2010 tarihinde davanın kısmen kabulüne karar

verilmiştir.

76.

Temyiz üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince 21/7/2011 tarihinde hüküm yeniden

bozulmuştur. Mahkemece bozma kararına uyularak, 13/4/2012 tarihinde, bozma

kararı öncesi alınan bilirkişi raporundaki hatalar resen düzeltilmiş,

davalıların başvurucuya olan borçları düşülerek ve hakkaniyet indirimi

yapılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

77. Temyiz üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince 2/11/2012

tarihinde onanan hüküm, karar düzeltme isteminin aynı Daire tarafından

reddedildiği 10/6/2013 tarihinde kesinleşmiştir

78. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konu

yargılamanın konusu ve niteliği ile bilirkişi incelemesi gibi usul işlemlerini

gerektirmesine bağlı olarak karmaşık bir niteliğe sahip olduğu, ancak yargılama

sürecindeki gecikmeler ayrı ayrı değerlendirildiğinde yazılı yargılama usulüne

ait özel hükümlere riayet edilmediği anlaşılmaktadır.

79. Başvuru konusu yargılamada söz konusu olduğu gibi,

verilen birleştirme kararının adaletin daha iyi gerçekleştirilebilmesi için

makul olduğu değerlendirilebilirse de, bu tür

kararların yargılamayı uzatacağı göz önünde bulundurularak, yargılamanın diğer

aşamalarında sürecin hızlandırılması hususunda daha fazla gayret ve özen

gösterilmesi gerektiği açıktır.

80. Yargılama sürecinde davanın taraflarının yargılamayı

geciktirici yöndeki işlem ve davranışları kural olarak, yargılamanın uzamasında

taraf kusuru olarak kabul edilmekte ise de, yargılama

makamlarının ilgili usuli imkânları kullanmak

suretiyle bu girişimleri engelleme sorumluluğu bulunmaktadır. Bu kapsamda,

taraflarca muhtelif celselerde mazeret dilekçeleri sunulduğu görülmekle

birlikte, başvurucunun tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi

olduğu tespit edilememiştir.

81. Davada yer alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle

icrası gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık

olduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında yaklaşık on

yıllık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna

varılmıştır.

82. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

83. Başvurucu, uzun süren yargılama nedeniyle maruz kaldığı

zarar karşılığı 54.228,334 USD tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

84. Adalet Bakanlığı görüşünde, başvurucunun haklarının ihlal

edildiğinin tespiti halinde hakkaniyete uygun bir tazminata karar verilmesinin

yerinde olacağı bildirilmiştir.

85. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem

niteliğinde karar verilemez.”

86. Başvurucu tarafından maddi tazminat talebinde bulunulmuş

olup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş

olmakla beraber, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar arasında

illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat talebinin

reddine karar verilmesi gerekir

87. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık

on yıllık yargılama süresi nazara alındığında, başvurucunun yargılama

faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan

manevi zararları karşılığında başvurucuya takdiren

8.300,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir

88. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Yargılamanın

sonucunun adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

4.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucuya 8.300,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

C. Başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

18/6/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Serruh KALELİ

Üyeler

:

Zehra Ayla PERKTAŞ

Burhan ÜSTÜN

Erdal TERCAN

Zühtü ARSLAN

Raportör

:

Murat AZAKLI

Başvurucu

:

HSH NORDBANK AG

Vekilleri : Av. Dr. Hüseyin ÜLGEN Av. Mehmet GÜN Av. Rıza GÜMBÜŞOĞLU Av. Orçun ÇETİNKAYA

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/6924, 18 Haziran 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. Hsh Nordbank Ag
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/6924
Tarih
18 Haziran 2014

İlgili Kararlar

  • Hadiye Melek Önder Başvurusu (B. No: 2013/6247)
  • Abidin Necimoğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/4503)
  • Göksel Kum Başvurusu (B. No: 2013/6862)
  • Murat İslamoğlu Başvurusu (B. No: 2013/614)
  • Hanefi Avcı Başvurusu (B. No: 2013/2814)
  • Arman Mazman Başvurusu (B. No: 2013/1752)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.