İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Murat İslamoğlu Başvurusu (B. No: 2013/614)

1. Başvurucu, uzun süredir kullandığı ve zilyetliğinde

Başvuru No2013/614Tarih25 Haziran 2014Okuma17 dk · 3.423 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Murat İslamoğlu Başvurusu

Karar tarihi
25 Haziran 2014
Başvuru Numarası
2013/614
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.423 kelime·17 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, uzun süredir kullandığı ve zilyetliğinde

bulunan taşınmazın zamanaşımına dayalı olarak adına tescili talebiyle Asliye

Hukuk Mahkemesine açtığı davanın, mahkemece taşınmazın orman kadastrosunun

kesinleştiği tarihten önce orman sayılan yerlerden olduğu, zilyetlikle mülk

edinme süresinin dolmadığı ve orman dışında bırakılan taşınmazın yeniden orman

sınırları içine alınabileceği gerekçesiyle reddedildiğini belirterek mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, başvurucunun vekili tarafından 7/1/2013

tarihinde doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun

Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 7/3/2013 tarihinde

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 20/5/2013 tarihinde yapılan toplantıda

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular 21/6/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına

bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 22/7/2013 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

5. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan

görüş başvurucuya 23/7/2013 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, görüşünü

13/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAYLAR VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru dilekçesinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucu, Antalya ili Alanya ilçesi Payallar

kasabası Topataş mevkiinde bulunan bir dönüm

genişliğindeki taşınmazın zilyedidir. 1953 yılında başvurucunun babası

tarafından satın alınan taşınmazı önce başvurucunun babası sonra başvurucu

kullanmış, taşınmaz imar ve ihya edilerek iki katlı bina yapılmıştır. Babasının

satın aldığı dönemde taşınmazın tapu kaydı bulunmaktadır.

8. 2/4/1982 tarihinde kesinleşen arazi kadastro

çalışmalarında 409 numaralı parsel içerisinde bırakılan taşınmaz, başvurucunun

sahip olduğu parselin ayrılıp müstakil parsel yapılması talebi üzerine tapulama

dışı kalmıştır.

9. Söz konusu taşınmazın orman kadastrosu, başvurucuya göre,

20/4/1984 yılında başlamış ve başvurucu itiraz etmediği için 6 ay sonra

20/10/1984 yılında kesinleşmiştir. Başvurucu, bilirkişi heyet raporunda yer

alan kadastro çalışmalarının başlama (23/7/1987) ve kesinleşme (26/11/1988)

tarihlerinin hatalı olduğunu belirtmektedir.

10. Başvurucu 8/3/2005 tarihinde söz konusu taşınmazın 4721

sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713. maddesine istinaden adına tescili talebiyle

Alanya Asliye Hukuk Mahkemesine dava açmıştır.

11. Alanya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 7/2/2008 tarih ve

E.2005/349, K.2008/22 sayılı kararı ile mahallinde keşif, tanık beyanı, ilgili

kamu kurumlarının verdikleri bilgiler ve bilirkişi raporlarına dayanılarak “taşınmazın imar ve ihyasının tamamlandığının, devletin

hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olmayıp, özel mülkiyete konu

yerlerden olduğu ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713. maddesinde

öngörülen tüm koşulların gerçekleştiği anlaşıldığından” dava konusu

yerin başvurucu adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.

12. Davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilen kararı

inceleyen Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 18/12/2008 tarih ve E.2008/4577,

K.2008/6228 sayılı kararında 4721 sayılı Kanun’un 713. maddesinde yer alan

koşulların oluşmadığı yönündeki temyiz talebinin reddine ancak dava konusu

yerin güney sınırında bulunan ve hükmen orman niteliği ile Hazine adına tescil

edilen 408 numaralı parsel nedeniyle dava konusu taşınmazın ormanla ilişkisinin

araştırılıp belirlenmesi gerekçesiyle davalı vekilinin temyiz taleplerinin bu

bakımdan kabulüne ve hükmün bozulmasına karar vermiştir. Bakanlığın görüş

yazısında (§ 5), Yargıtay bozma kararında bahsedilen 408 parsel sayılı

taşınmazın Alanya Kadastro Mahkemesinin E.1984/38, K.1993/53 sayılı kararıyla

şahıslar adına yapılan tespitin iptali ile orman olarak tespitine karar

verildiği bilgisine yer verilmiştir. Başvurucunun Bakanlık görüşüne karşı

beyanında, verilen bu bilgiye bir itirazı bulunmamaktadır.

13. Yargıtayın bozma kararı doğrultusunda davayı

yeniden ele alan Alanya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi, 8/9/2009 tarih ve

E.2009/161, K.2009/459 sayılı kararı ile mahallinde keşif, tanık beyanı, ilgili

kamu kurumlarının verdikleri bilgiler ve bilirkişi raporlarına dayanılarak “dava konusu taşınmazın orman olmadığı, imar ve

ihyasının tamamlandığını, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden

olmayıp özel mülkiyete konu yerlerden olduğu, davacı yararına 4721 sayılı Türk

Medeni Kanunu’nun 713. maddesinde öngörülen tüm koşulların gerçekleştiği anlaşıldığından”

dava konusu yerin başvurucu adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.

14. Davalı Hazine vekili tarafından yeniden temyiz edilen

kararı inceleyen Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, 13/7/2010 tarih ve E.2010/6611,

K.2010/10028 sayılı kararında, 10/10/1987 tarihinde yürürlüğe giren 3402 sayılı

Kadastro Kanunu öncesinde geçerli bulunan 15/12/1934 tarih ve 2613 sayılı

Kadastro ve Tapu Tahriri Kanunu ile 28/6/1966 tarih ve 766 sayılı Tapulama

Kanunu’nun hükümlerine göre, kadastro yapılacağı ilan edilen ve önceden

sınırları belirlenen çalışma alanları içerisindeki ormanların tespit dışı

bırakıldığını, arazi kadastrosu ekiplerinin ormanların kadastrosunu

yapmadığını, ancak daha önce orman kadastrosu yapılıp kesinleşen ve tapuya

tescil edilen ormanlara ait kayıtların o birliğin çalışma alanının tapu

kütüğüne aktarıldığını, orman kadastrosu yapılmamış ise orman idaresinin orman

sınırlarını belirlemesinden sonra bu sınırlar dışında arazi kadastro

çalışmalarının yürütüldüğünü belirterek ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun

24/10/2001 tarih ve E.2001/8-964-751 ve 13/2/2002 tarih ve E.2002/8-183-187

sayılı kararlarını esas alarak “(1981-1982

yılları arasında arazi)

kadastro komisyonlarınca orman sayılarak tesbit harici bırakılan yerler … orman kadastrosunun kesinleştiği

güne (26/11/1988) kadar orman sayılacağından, sürdürülen zilyetliğe

verilemeyeceği” gerekçesiyle kararı bozmuştur.

15. Davayı yeniden ele alan Alanya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi,

10/3/2011 tarih ve E.2011/26, K.2011/152 sayılı kararında Yargıtayın

bozma kararı doğrultusunda “her ne kadar

yargılama sırasında orman vasfında olmadığı anlaşılmış ise de orman

kadastrosunun kesinleştiği tarihten önce orman sayılan yerlerden olduğu

anlaşıldığı” gerekçesiyle başvurucunun davasının reddine karar

vermiştir.

16. Yerel mahkemenin kararı bu kez başvurucu tarafından

temyiz edilmiş ancak başvurucunun bu talebi Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin

26/6/2012 tarih ve E.2012/467, K.2012/9857 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

17. Başvurucu karar düzeltme talebinde de bulunmuş ancak bu

talep de aynı Dairenin 17/12/2012 tarih ve E.2012/12272, K.2012/14483 sayılı

kararı ile reddedilmiştir.

18. Başvurucu, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin karar düzeltme

talebinin reddine ilişkin kararının 25/12/2012 tarihinde tebliğinden itibaren

süresi içinde 7/1/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

19. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 704 ve 705. maddeleri

şöyledir:

“A. Taşınmaz mülkiyetinin konusu

Madde 704- Taşınmaz mülkiyetinin konusu

şunlardır:

1. Arazi,

2. Tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen

bağımsız ve sürekli haklar,

3. Kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız

bölümler.

B. Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması

I. Tescil

Madde 705- Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması,

tescille olur.

Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal,

kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden

önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi,

mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.”

20. 4721 sayılı Kanun’un 713. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir.

“Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı

davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde

bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki

mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

21. Mahkemenin 25/6/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 7/1/2013 tarih ve 2013/614 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

22. Başvurucu, öncesi tapulu olan taşınmazın tapusunun

hukuken tanınmadığını, taşınmazın orman vasfını taşımadığının dava sürecinde

elde edilen delillerle ortaya konulduğunu, babasının ve kendisinin 20 yıldan

çok daha uzun bir süre taşınmazı ellerinde bulundurdukları halde taşınmazın

kendi adına tapu kayıtlarına tescil edilmediğini belirterek Anayasa’nın 35.

maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

23. Başvurucu, yukarıda (§ 22) yer verilen gerekçelerle

Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmektedir.

24. Bakanlık görüşünde, başvurunun kabul edilebilirliğine

ilişkin, Anayasa’nın mülkiyet hakkına ilişkin hükümlerinin AİHS’nin Ek 1 No.lu

Protokolün 1. maddesinin birinci fıkrası ile bu maddeye ilişkin AİHM

içtihatları ışığında yorumlanması ve uygulanması halinde, bireysel başvuruya

konu davanın taşınmazın vasfı ile zilyetlikle kazanım koşularının oluşup

oluşmadığı ile ilgili olduğu, Anayasa Mahkemesine sunulan tapu kaydının

mülkiyet karinesi olarak ileri sürülmediği, dava konusu taşınmazın orman

sayılan alanda olması nedeniyle zilyetlikle kazanılamayacağının yargılama

neticesinde tespit edildiği, bu nedenle başvurucunun mülkiyet hakkından değil

mülkiyet beklentisinden söz edilebileceği, AİHS hükümlerinin mülklerin kazanım

hakkını güvence altına almadığı, hiçbir yerel mahkemece başvurucuya mülkiyet

hakkı tanınmadığı, bu nedenle başvurucunun meşru bir beklentisinin de

bulunmadığı ileri sürülmüştür.

25. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında,

babasının taşınmazı satın aldığı döneme ait tapu kaydını başvuru ekinde

sunmasına rağmen, “mülkiyet karinesine dayanmadığı”nın

iddia edilemeyeceğini, başvuru ekinde sunulan dava dosyasında görülebileceği

gibi, başvuru konusu taşınmazın orman sınırları içinde kalmadığının dosya

içerisinde yer alan raporlarda açıkça belirtildiği, Alanya 3. Asliye Hukuk

Mahkemesinin iki kere taşınmazın kendi adına tescili yönünde karar verdiğini,

mülk kavramının Bakanlığın belirttiği ölçüde dar yorumlanamayacağını, örnek

olarak verilen AİHM kararlarının başvuru konusu olayla tam olarak örtüşmediğini

ifade etmiştir.

26. Anayasa’nın “Mülkiyet

hakkı” kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

27. Anayasa’nın 148. maddesi şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması şarttır.

Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

28. Anayasa’nın 169. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

“Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz.

Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar

zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu

olamaz.”

29. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (1) ve

(2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek

Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.

(2) İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

30. Anayasa’nın 35. maddesinde herkesin, mülkiyet hakkına

sahip olduğu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı

olamayacağı hükme bağlanmıştır. Belirtilen hükümler uyarınca, bir anayasal hak

ihlali iddiasının Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisi dâhilinde

olabilmesi için, başvurucu tarafından dayanılan hakkın Anayasa’da güvence

altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden olması ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamında yer alması, ayrıca

başvurucunun ihlal iddiasına temel alınan hakkın kapsamına giren korunmaya

değer bir menfaatinin bulunması gerekir (B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 23).

31. Anayasa’nın 35. maddesinde yer verilen mülkiyet kavramı,

kapsam itibariyle 4721 sayılı Kanun’da yer alan mülkiyet kavramı ile sınırlı

olmamakla birlikte, taşınmaz mülkiyetinin Anayasa’nın 35. maddesindeki güvence

kapsamına girdiğinde kuşku yoktur. Anayasa’nın 35. maddesi kapsamındaki

hakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığını

kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle, öncelikle başvurucunun, Anayasa’nın 35.

maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup

olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (B. No:

2013/539, 16/5/2013, § 30-31).

32. Anayasa’nın 35. maddesi ile düzenlenen mülkiyet hakkı,

kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara

uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden

yararlanma ve tasarruf olanağı veren bir haktır (B. No: 2013/1012, 16/4/2013, §

17). Başvurucular, bu haktan yararlanmak adına ancak kendi mülkleriyle ilgili

ihlal iddiasında bulunabilirler. Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında sadece

sahip olunan bir mülke ve varlıklara koruma sağlanmaktadır. Bir kişinin

hâlihazırda sahip olmadığı bir varlığın mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu

konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun, mevcut mülke sağlanan bu

korumadan yararlanamayacaktır. Bu nedenle, daha önce ortadan kalkmış olan

mülkiyet hakkının tekrar elde edilebileceği ümidi “mülkiyet” olarak görülemez (benzer yöndeki AİHM kararları

için bkz. Kopecky / Slovakya, B. No. 44912/98, 28/9/2004, §

35).

33. Ancak, belli durumlarda, bir “malı” elde etmeye yönelik “meşru

bir beklenti”, Anayasa’nın 35. maddesinin güvencesinden

yararlanabilir. Mülkiyete konu olabilecek bir değeri elde etme konusundaki bir

beklentinin “meşru bir beklenti”

olarak kabul edilebilmesi için bu beklentinin temelsiz bir hak kazanma

beklentisi değil; somut nitelikte, örneğin, belirli bir kanun hükmüne ya da

istikrarlı bir içtihada dayanan bir yargı kararı gibi sağlam ve yeterli bir

hukuki temeli bulunan bir beklenti olması gerekmektedir. Diğer yandan, bir

hakkın varlığına ilişkin hukuk kuralının doğru yorumlanması ve uygulanması

konusunda bir uyuşmazlık var ve bu konudaki iddia yetkili bir mahkeme

tarafından reddedilmiş ise meşru bir beklentinin varlığından söz edilemez

(benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Özden/Türkiye

(No. 2), B. No: 31487/02, 3/5/2007, § 29, Kopecky / Slovakya, B. No. 44912/98, 28/9/2004, § 50 ve Remzi Balcı/Türkiye, B. No: 68545/01,

10/1/2008).

34. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 704. maddesinde

mülkiyet hakkının kapsamına arazi, tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen

bağımsız ve sürekli haklar ile kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız

bölümlerin girdiği, 705. maddesinde, taşınmaz mülkiyetinin kazanılmasının kural

olarak tescille gerçekleşeceği; miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal,

kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet hakkının

tescilden önce kazanılacağı, ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri

yapabilmesinin, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlı olduğu

hükme bağlanmıştır.

35. Başvuru konusu olay bu hükümler yönünden

değerlendirildiğinde, başvurucu, 8/3/2005 tarihinde, herhangi bir tapu kaydına

dayanmaksızın, söz konusu taşınmazın nizasız fasılasız zilyetliğine bağlı

olarak adına tescili talebiyle Alanya Asliye Hukuk Mahkemesine dava açmıştır.

Başvurucunun dilekçesinde uyuşmazlık konusu taşınmazın 1982 yılında kesinleşen

arazi kadastrosunda tapulama dışı olduğu ifade edildiği gibi, bu durum

başvurucunun taşınmazı adına tescilini talep ettiği yargılama sürecinde

Kadastro İdaresince de teyit edilmiştir. Dolayısıyla, her ne kadar başvurucu

babasının taşınmazı satın aldığı döneme ait tapu kaydının taşınmazın tapulu

taşınmaz olduğunu ispat için kullanmakla birlikte başvuru konusu taşınmaza ait

geçerli bir tapu kaydının varlığından söz edilemez. Alanya Tapu Müdürlüğünden

alınan bilgilere göre başvurucunun kendisine ait olduğunu ileri sürdüğü

taşınmaza ve bu taşınmaza sınır diğer taşınmazlara ait herhangi bir tapu kaydı

bulunmamaktadır.

36. Diğer yandan, bireysel başvurunun ikincil niteliğinin bir

sonucu olarak olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde dayanılmayan

iddialar Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel

mahkemelere sunulmayan yeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz

(B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 20). Bu nedenle, başvuru ekinde yer verilen ve

başvurucunun murislerinin ilgili taşınmazı satın aldıkları (ve uyuşmazlık

konusu taşınmazın bulunduğu bölgede son olarak yürütülen kadastro

çalışmalarından önceki) döneme ait olduğu ileri sürülen tapu kaydının Anayasa

Mahkemesi tarafından yapılan incelemede dikkate alınması mümkün değildir.

37. Başvurucunun, uyuşmazlık konusu taşınmaz üzerinde tapu kaydına

bağlanmış geçerli bir mülkiyet hakkı bulunmadığına göre, Anayasa’nın 35.

maddesi kapsamında mülkiyet hakkının ihlalinin söz konusu olabilmesi için

başvurucunun uyuşmazlık konusu taşınmaza ilişkin meşru bir beklentisinin

bulunduğunun ortaya konulması gerekir. Başvurucu babasının ve kendisinin 20

yıldan çok daha uzun bir süre taşınmazı ellerinde bulundurduklarını, taşınmazın

kendi adına tapu kayıtlarına tescil edilmesi gerektiğini ileri sürmektedir.

38. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713. maddesinin

birinci fıkrasında, “Tapu kütüğünde kayıtlı

olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik

sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya

bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini

isteyebilir.” denilerek, kişilerin olağanüstü kazandırıcı

zamanaşımıyla tapu kütüğüne kayıtlı olmayan bir gayrimenkul üzerinde mülkiyet

hakkına sahip olabilecekleri ve bu haklarını tapu kütüğüne

kaydettirebilecekleri hükme bağlanmıştır.

39. Yargıtayın bu konuya ilişkin bir Hukuk Genel

Kurulu kararında, tapuda kayıtlı olmayan taşınmazlarda, 4721 sayılı Kanun’un

713. maddesinin koyduğu 20 senelik sürenin taşınmazın mülkiyetinin kazanılması

için geçerli olduğu, kanunun öngördüğü koşullara sahip olan kişinin tescil

talebinde bulunabilmesinin hakkın doğmuş olması koşuluna bağlı olduğu, kişinin

talebi üzerine mahkemece yapılacak işlemin (koşulların mevcut olduğunun tespiti

halinde) tescile karar vermekten ibaret olduğu, tescil kararının hukuki

niteliği konusunda kanunlarımızda açık hüküm bulunmadığı, Anayasa’nın 35.

maddesine göre mahkemelerce verilen tescil kararı ile yasal olarak korunmakta

olan eylemli durumu gösteren zilyetliğin mülkiyet hakkına dönüşmekte ve

anayasal olarak temel insan hakkı niteliği ile korunduğu, diğer yandan mülkiyet

hakkının ayni bir hak olduğu, tapu kütüğüne tescili gerektiği, taşınmaz

mallardaki mülkiyet hakkının 4721 sayılı Kanun’un 705. maddesinin hükmü gereği

kural olarak tescille doğduğu, bu durumda kazandırıcı zamanaşımı koşullarının

oluşması ile taşınmaz üzerindeki zilyetliğin kendiliğinden mülkiyet hakkına

dönüşmeyip zilyet yararına "tescili

talep hakkı" doğurduğu, bu nedenle hakimin tescil kararı ile

yeni bir hukuki durumun ortaya çıktığı ve bu kararın kesinleştiği tarihten

ileriye yönelik olarak sonuç doğurduğu ifade edilmiştir (Yargıtay Hukuk Genel

Kurulunun 7/2/2007 tarih ve E.2007/8-76, K. 2007/58, sayılı kararı).

40. Başvuru konusu olayda, başvurucu her ne kadar uyuşmazlık

konusu taşınmazın orman sınırları içinde kalmadığının dava dosyası içerisinde

yer alan raporlarda açıkça belirtildiğini, Alanya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin

iki kere taşınmazın kendi adına tescili yönünde karar verdiğini ifade etse de

Alanya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin bu yöndeki kararları Yargıtay tarafından

arazi kadastrosunun yapıldığı dönemde yürürlükte bulunan 2613 sayılı Kadastro

ve Tapu Tahriri Kanunu ile 766 sayılı Tapulama Kanunu’nun hükümleri

değerlendirilerek ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun kararı dikkate alınarak “(1981-1982 yılları arasında arazi) kadastro

komisyonlarınca orman sayılarak tesbit harici

bırakılan yerler … orman kadastrosunun kesinleştiği güne (26/11/1988) kadar

orman sayılacağından, sürdürülen zilyetliğe verilemeyeceği”

gerekçesiyle bozulmuştur (§ 15). Yargıtay’ın bozma kararı doğrultusunda nihai

olarak Alanya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi “her

ne kadar yargılama sırasında orman vasfında olmadığı anlaşılmış ise de orman

kadastrosunun kesinleştiği tarihten önce orman sayılan yerlerden olduğu

anlaşıldığı” gerekçesiyle başvurucunun davasının reddine karar

vermiş ve bu karar Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmiştir (§ 15-17).

41. Bu durumda, uyuşmazlık konusu taşınmaz üzerinde mülkiyet

hakkı bulunmayan başvurucunun, belirli bir kanun hükmüne ya da istikrarlı bir

içtihada dayanan bir yargı kararı gibi sağlam ve yeterli bir hukuki temele

sahip meşru bir beklentisinden de söz edilemez. Çünkü başvurucunun bu

beklentisi (4721 sayılı Kanun’un 713. maddesi uyarınca sahip olduğu "tescili talep hakkı" (§ 39)) zilyetliğe

dayalı kazandırıcı zaman aşımı süresinin hesabına ilişkin Yargıtay Hukuk Genel

Kurulunun kararı dikkate alınarak bu konuda yetkili bir mahkeme (Alanya 3.

Asliye Hukuk Mahkemesi) tarafından reddedilmiştir (§ 33).

42. Açıklanan nedenlerle, mülkiyet hakkına konu olabilecek

bir malvarlığı değeri ve bu şekildeki bir değeri elde etme “meşru beklentisi” bulunmayan başvurucunun

şikâyetlerinin Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı

kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir ve 6216 sayılı Kanun’un 45.

maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince “konu

bakımından yetkisizlik” nedeni ile kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir. Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe

katılmamıştır.

43. Şikâyetleri mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilemeyecek

olan başvurucunun, bu durumda temelde derece mahkemesinin delilleri

değerlendirmesi ve ilgili hukuku yorumlama ve uygulama şeklinden şikâyetçi

olduğu tespiti yapılabilecektir.

44. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine

karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

45. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden

bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu

çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası

veya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

46. Somut başvuru açısından, başvurucunun zilyetliğe dayalı

tescil talebine ilişkin davasının (dava konusu uyuşmazlık açısından ilgili

kuralda belirtilen 20 yıllık sürenin dolmadığı gerekçeli olarak açıklanarak)

reddine karar verildiği, ilk derece Mahkemesince verilen kararın başvurucunun

temyiz talebi üzerine, kanun yolu Mahkemelerinin denetiminden geçerek

kesinleştiği, ayrıca başvuru dosyası kapsamından başvurucunun delillerini ve

iddialarını sunma fırsatı bulamadığına, yargılamaya etkin olarak katılma

imkânının elinden alındığına ve yargılamadaki konumunun önemli bir zarar

gördüğüne dair bir bulgu saptanmadığı anlaşılmaktadır.

47. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun iddiasının kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu ve bariz bir takdir hatası

veya açık bir keyfilik içermediği anlaşıldığından diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin

şikâyetlerinin “konu bakımından yetkisizlik”

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün

karşı oyu ve OY ÇOKLUĞUYLA,

B. Başvurucunun kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurusunun “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, OY BİRLİĞİYLE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına, OY BİRLİĞİYLE,

25/6/2014

tarihinde karar verildi.

KARŞIOY YAZISI

1.

Başvurucunun zilyetliğe dayalı tescil talebine ilişkin davası, derece

mahkemelerince dava konusu uyuşmazlık açısından ilgili kuralda belirtilen 20

yıllık sürenin dolmadığı gerekçesiyle reddedilerek kesinleşmiştir.

2.

Gerekçe, 20 yıllık sürenin hesabında uyuşmazlık konusu taşınmazın her ne kadar

çok önceden beri başvurucunun zilyetliğinde bulunduğu anlaşılmakta ise de kadastro

komisyonlarınca orman sayılarak tespit harici bırakılan yerlerin, orman

kadastrosunun kesinleştiği 26.11.1988 gününe kadar orman sayılacağından,

sürdürülen zilyetliğe verilemeyeceği yönündedir.

3.

Buna göre, kadastro kesinleşinceye kadar, uyuşmazlığa konu olan yerlerin orman

olduğu varsayımıyla hareket edilmiş ve başvurucunun o yerin tescili konusunda

meşru beklenti içinde olamayacağı sonucuna varılmıştır.

4.

Anayasa’nın 35. maddesine göre mülkiyet, ancak kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabilir. Uyuşmazlık konusu yerin orman olabileceği ihtimali ve bu

sürede zilyetliğe bırakılamayacağı, bir kanun hükmüne ve kamu yararına

dayanmaktadır. Bu durumda zilyetliğe geçici ve ölçülü bir sınırlama getirilmiş

olduğunun kabulü gerekir. Ancak bu sınırlama bir varsayıma dayandığından,

varsayım gerçekleşmediğinde, yani zilyetlik konusu yerin orman olmadığı

anlaşıldığında sınırlamanın dayanağı da geçmişe dönük olarak ortadan kalkar.

Önceden beri zilyetlikte bulunan yerin orman olmadığını bilen ve kadastro

kesinleştiğinde orman olmadığının anlaşılacağından emin olan başvurucunun

beklentisini sürdürmesine engel teşkil edecek, somut bir durum mevcut değildir.

Kamu gücü, gerçekleşmeyen ve haklı olmadığı ortaya çıkan bir varsayıma

dayanarak zilyetliğe müdahale etmiştir.

5.

Malikin ve mülkiyet hakkı kapsamında korunan zilyedin hak ve meşru

beklentilerine getirilen sınırlamanın kamu yararı amacıyla başladığı ve sürdüğü

açıktır. Ancak kamu yararı olmadığı saptandığında malik ve/veya zilyedin eski

hale dönme beklentisi, geriye dönük olarak meşruiyet kazanır ve askıya alınmış

olan meşru beklenti avdet eder.

6.

Başvurucunun durumunda da geçmiş meşru beklenti yok sayılarak 1988 öncesi meşru

beklentisi olamayacağı yolunda yapılan değerlendirme, mülkiyet hakkına ve bu

hakkın meşru beklentisine getirilmiş, ölçüsüz bir sınırlamadır. Bu nedenle

başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermek gerekir.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör : Cüneyt DURMAZ Başvurucu : Murat İSLAMOĞLU Vekili : Av. Payan Duygu DEMİR ÖZCAN Üye Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/614, 25 Haziran 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olaylar Ve
  7. Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. B. Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması
  11. I. Tescil
  12. IV. İnceleme Ve
  13. Gerekçe
  14. A. Başvurucunun İddiaları
  15. B. Değerlendirme
  16. A. Başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  17. Karşıoy Yazısı
  18. M. Emin KUZ
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/614
Tarih
25 Haziran 2014

İlgili Kararlar

  • Hanefi Avcı Başvurusu (B. No: 2013/2814)
  • Arman Mazman Başvurusu (B. No: 2013/1752)
  • Musa Özkan Başvurusu (B. No: 2013/8478)
  • Ahmet Demirol Başvurusu (B. No: 2013/7070)
  • Ramazan İpek Başvurusu (B. No: 2012/1105)
  • Liberal Demokrat Parti Başvurusu (B. No: 2014/11268)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.