İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

İsa Yağbasan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1481)

1. Başvurucular siyasi parti

Başvuru No2013/1481Tarih20 Kasım 2014Okuma23 dk · 4.505 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm İsa Yağbasan Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
20 Kasım 2014
Başvuru Numarası
2013/1481
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.505 kelime·23 dk okuma·19 bölüm

R. G. Tarih-Sayı: 14/3/2015-29295

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucular siyasi parti

faaliyeti çerçevesinde Kürtçe dilini kullandıklarından bahisle

cezalandırıldıklarını, bu nedenle Anayasada koruma altına alınan ifade

özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

iddia etmektedir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 7/2/2013

tarihinde İdil Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçeler ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler

tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci

Komisyonunca 11/4/2014 tarihinde kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine

karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 2/5/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 3/7/2014 tarihli görüş yazısı

4/7/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu, görüşünü 23/7/2014

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

Bakanlık görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Demokratik Toplum Partisi

(DTP) üyesi olan başvurucular, İdil İlçesinde Nevruz Bayramı kutlamalarını

gerçekleştirmek için tertip komitesi sıfatıyla İdil Kaymakamlığına 15/3/2007 tarihinde başvuruda bulunmuşlardır.

8. İdil İlçesinde, 19/3/2007 tarihinde, Kürtçe ve Türkçe olarak hazırlanmış bir

el ilanı dağıtılmıştır. El ilanının üzerinde DTP’nin

amblemi ve her iki dilde “Newroz Bayramı, Demokratik Toplum Partisi tarafından ‘ya

gerçek demokrasi, ya da hiç’ şiarıyla 21 Mart günü Newroz

Meydanında bir miting ile kutlanacaktır. Tüm İdil halkımız davetlidir”

yazılmıştır.

9. İdil İlçe Emniyet

Müdürlüğünün ihbarı üzerine İdil Cumhuriyet Başsavcılığı, 19/3/2007

tarihinde Kürtçe-Türkçe el ilanını hazırlayanlar hakkında 22/4/1983 tarih ve

2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 81. maddesi yollamasıyla 117. maddesi

uyarınca Türkçe’den başka bir dili siyasi parti

faaliyetinde kullanmak suçundan soruşturma başlatmıştır.

10. Tertip komitesinde bulunan

başvurucuların 29/3/2007 tarihinde savunmaları alınmış

ve başvurucular hakkında İdil Cumhuriyet Başsavcılığının 24/7/2007 tarihli

iddianamesi ile İdil Sulh Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır. İdil Sulh

Ceza Mahkemesi 29/5/2007 tarihli görevsizlik kararı

ile dosyayı İdil Asliye Ceza Mahkemesine göndermiştir.

11. İdil Asliye Ceza Mahkemesi, 17/9/2008 tarihli kararı ile başvurucuların 5 ay hapis

cezası ile cezalandırılmalarına ve hürriyeti bağlayıcı cezanın para cezasına

çevirerek her bir başvurucunun 3.600,00 TL adli para cezası ile

cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkeme kararında şu gerekçelere yer

vermiştir:

“…Olay tarihinde, yukarıda açık kimlik bilgileri ve

üzerlerine atılı suçları yazılı sanıklardan Faik KAPLAN’ın

İdil ilçe Başkanı ve diğerlerinin de üyesi oldukları Demokratik Toplum Partisi

(DTP) ambleminin bulunduğu muhtelif sayıda ilanı, İdil’de halka, 21 Mart günü kutlanacak

nevruz şölenine davet amacıyla dağıttıkları, söz konusu ilanın başlığında ve

içeriğinde Türkçe dili dışında başkaca bir dile(Kürtçe) kaleme alınmış

ifadelerin bulunduğu,

Sanıkların, söz konusu ilanı kendilerince hazırlanıp, 21

Mart 2007 tarihinde kutlanacağı kararlaştırılan nevruz şölenine, halkı davet

etmek amacıyla dağıtıldığını, ilanlarda parti ambleminin seçilmesinin

partileriyle bir ilişkisinin bulunmadığı, bunu sırf kendi inisiyatifleriyle

gerçekleştirdiklerini ve ilanlardaki Kürtçe ifadelerin yasak olduğunu

bilmediklerini savunmuş iseler de;

Sanıkların parti üyesi olmaları, nevruz şöleninin yurt genelinde

kutlanması sürecinde Demokratik Toplum Partisinin etkin ve belirleyici olması,

seçilen ilanlardaki parti amblemi, olayla ilgili alınan ifadeler ve tüm dosya

kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; sanıkların yukarıda tarif edilen tarzda

icra ettikleri eylemlerinin, mensubu oldukları siyası partinin gerçekleştirdiği

bir hareket çerçevesinde değerlendirilebileceği, bu kapsamda eylemin, 2820

sayılı Siyasi Partiler Kanunun 81/3 maddesinde ifade edilen: Siyasi partiler;..... Türkçe’den başka dil

kullanamazlar. Türkçe'den başka dillerde yazılmış

pankartlar, levhalar, plaklar, ses ve görüntü bantları, broşür ve beyannameler

kullanamaz ve dağıtamazlar; bu eylem ve işlemlerin başkaları tarafından da

yapılmasına kayıtsız kalamazlar. şeklinde ifade edilen

amir düzenlemeye aykırılık teşkil eden bir fiil çerçevesinde kaldığının ve

sanıkların üzerlerine atılı suçları işlediğinin her türlü şüpheden uzak kesin

ve inandırıcı delillerla anlaşıldığından sanıkların

atılı suçtan cezalandırılması yönünde aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.”

12. Temyiz üzerine İlk Derece

Mahkemesinin kararı Yargıtay 7. Ceza Dairesinde incelenmekte iken

başvurucuların cezalandırıldığı 2820 sayılı Kanun’un 117. maddesinin “Bu Kanunun dördüncü kısmında yazılı yasak fiilleri

işleyenler” ibaresinin iptali için Anayasa Mahkemesine itiraz yolu

ile başvuruda bulunulmuştur.

13. Anayasa Mahkemesi 12/1/2012 tarihli kararı ile söz konusu ibarenin iptaline,

iptal hükmünün kararın Resmi Gazete’de

yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.

14. Anayasa Mahkemesinin iptal

kararı 5/7/2012 tarihli Resmi Gazete’de

yayımlanmış; 5/1/2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

15. Başvuruya konu İlk Derece

Mahkemesinin kararı Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 3/10/2012

tarihli ilamı ile onanmıştır.

16. İlk Derece Mahkemesi 13/12/2012 tarihinde söz konusu karar için kesinleştirme

şerhi ve ceza infaz fişi düzenleyerek infaz için Cumhuriyet başsavcılığına

göndermiştir.

17. Başvuruculardan Hüsnü Babat (infaz tarihi 6/11/2013),

Faik Kaplan (infaz tarihi 14/5/2013), Metin Demir (infaz tarihi 20/6/2013) ve

Celile Eraslan’ın (infaz tarihi 2/10/2013) cezaları infaz edilmiş, İsa Yağbasan’ın cezası ise halen başka suçtan cezaevinde

bulunması nedeniyle infaz edilmemiştir.

18. İdil Cumhuriyet

Başsavcılığınca hazırlanan ödeme emirleri başvuruculara tebliğe çıkartılmış;

başvuruculardan Faik Kaplan 3/1/2013 tarihinde, Salih Karaviş, Metin Demir, Hüsnü Babat

4/1/2013 tarihinde, Celile Elarslan 9/1/2013

tarihinde ve İsa Yağbasan 18/7/2013 tarihinde ödeme

emirlerini tebellüğ etmiştir.

19. Bireysel başvuru 7/2/2013 tarihinde yapılmıştır.

B. İlgili Hukuk

20. 2820 sayılı Kanun'un “Azınlık yaratılmasının önlenmesi” kenar

başlıklı 81. maddesinin (c) fıkrası şöyledir:

“Siyasi partiler:

…

c) Tüzük ve programlarının yazımı ve yayınlanmasında,

kongrelerinde, açık veya kapalı salon toplantılarında, mitinglerinde,

propagandalarında Türkçe'den başka dil kullanamazlar;

Türkçe'den başka dillerde yazılmış pankartlar,

levhalar, plaklar, ses ve görüntü bantları, broşür ve beyannameler kullanamaz

ve dağıtamazlar; bu eylem ve işlemlerin başkaları tarafından da yapılmasına

kayıtsız kalamazlar. Ancak, tüzük ve programlarının kanunla yasaklanmış diller

dışındaki yabancı bir dile çevrilmesi mümkündür.”

21. 2820 sayılı Kanun'un Anayasa

Mahkemesince iptal edilen “Kanuna aykırı

sair davranışlar” kenar başlıklı 117. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun dördüncü kısmında yazılı yasak fiilleri

işleyenler, fiil daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde, altı aydan az

olmamak üzere hapis cezası ile cezalandırılırlar.”

22. Anayasa Mahkemesinin 12/1/2012 tarih ve E.2011/62, K.2012/2 sayılı kararının

ilgili kısmı şöyledir:

“İtiraz konusu kural Siyasî Partiler Kanunu'nda yer alıp,

Kanun'un Dördüncü Kısmı'ndaki yasak fiilleri kişiler

yönünden ceza kapsamına almaktadır. Esasen siyasi partiler için birçok yasak

öngören bu Kısımdaki maddelerde yer alan fiillerin hangi hallerde suç teşkil

edeceğinin gerçek kişilerce yeterli açıklıkta öngörülebilir oldukları

söylenemez. Çünkü doğrudan siyasi parti tüzel kişiliğini muhatap alan bu

yasaklar, itiraz konusu kuralla, kişiler hakkında yaptırım öngören

düzenlemelere dönüştürülmüştür. Bu yapılırken anılan kısımda sayılan fiillerin

ağırlıklarıyla bunları işleyenlerin siyasi partideki sıfat ve konumları da

dikkate alınmamıştır. Bu durumda, siyasi faaliyette bulunan geniş bir kitleyi

hiçbir ayrım gözetmeksizin ceza tehdidi altında bırakan düzenleme gerçek

şahıslarca yeterli derecede öngörülebilir değildir.

Diğer yandan, gerek anayasal veya yasal değişiklikler

sonucunda gerekse uygulamayla zaman içerisinde siyasi faaliyet alanı

genişlemiştir. Buna bağlı olarak kuralın, içinde yer aldığı Kanun'un

yasalaştığı dönemde 'öngörülebilir' olduğu kabul edilse bile, Anayasa ile

yasalarda yapılan siyasi faaliyet özgürlüğünü genişleten değişikliklerle buna

paralel uygulamalar neticesinde öngörülebilir olma özelliğini tümden yitirdiği

sonucuna varılmıştır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

23. Mahkemenin 20/11/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucuların 7/2/2013 tarih ve 2013/1481 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

24. Başvurucular, suça konu el

ilanlarını 21 Mart Nevruz Bayramı Tertip Komitesi adına hazırladıklarını, el

ilanlarında üyesi oldukları DTP’nin amblemi

kullanılmış olsa bile etkinliğin resmi olarak Parti ile bir ilgisinin

bulunmadığını, el ilanında herhangi bir parti propagandasının da yapılmadığını,

Nevruz Bayramına davet içeren bir el ilanının Kürtçe ve Türkçe dillerinde

birlikte yapılmasının cezalandırılmasının ifade özgürlüğünün ihlali niteliğinde

olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca DTP üyesi olmaları nedeniyle örgütlenme

özgürlüklerinin ve cezalandırılmaları nedeniyle adil yargılanma haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucuların her biri ayrı ayrı 3.600,00

TL maddi ve 5.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Faik Kaplan, Salih Karaviş,

Metin Demir ve Hüsnü Babat’ın Şikayetleri Yönünden

25. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47.

maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği

tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren

otuz gün içinde yapılması gerekir. Haklı bir mazereti nedeniyle süresi içinde

başvuramayanlar, mazeretin kalktığı tarihten itibaren onbeş

gün içinde ve mazeretlerini belgeleyen delillerle birlikte başvurabilirler.

Mahkeme, öncelikle başvurucunun mazeretinin geçerli görülüp görülmediğini

inceleyerek talebi kabul veya reddeder.”

26. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün “Başvuru

süresi ve mazeret” kenar başlıklı 64. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği

tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren

otuz gün içinde yapılması gerekir.”

27. Bireysel başvurunun kabul

edilebilirlik koşullarından olan başvuru süresine riayet edilmesi şartı,

bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında resen nazara alınması gereken bir

başvuru koşuludur (Bkz. B. No: 2013/4681, 30/6/2014, §

21).

28. Yukarıda belirtilen hükümler

ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 64. maddesinin (1)

numaralı fıkrasına göre, bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği ve

başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün

içinde yapılması gerekir.

29. Somut olayda İlk Derece

Mahkemesinin kararı Yargıtay 7. Ceza Dairesince verilen onama kararı ile

kesinleşmiştir. Yargıtay ilamı başvuruculara tebliğ edilmemiştir. İlk Derece

Mahkemesi, 13/12/2012 tarihinde ceza fişlerini

hazırlayarak Cumhuriyet savcılığına göndermiş; başvurucular başvuru yollarının

tüketildiğini Cumhuriyet savcılığınca “para

cezası ödeme emri”nin

kendilerine tebliği ile öğrenmişlerdir.

30. Para cezası ödeme emirleri

başvuruculardan Faik Kaplan’a 3/1/2013 tarihinde,

Salih Karaviş, Metin Demir ve Hüsnü Babat’a 4/1/2013 tarihinde, Celile Elarslan’a

9/1/2013 tarihinde ve İsa Yağbasan’a 25/7/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir. Yukarıda belirtilen tespitler uyarınca,

başvuruculardan Faik Kaplan, Salih Karaviş, Metin

Demir ve Hüsnü Babat’ın en geç 4/2/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmaları gerekirken 7/2/2013 tarihinde

başvuruda bulundukları anlaşılmaktadır.

31. Açıklanan nedenlerle, Faik

Kaplan, Salih Karaviş, Metin Demir ve Hüsnü Babat’ın otuz günlük başvuru süresi içinde yapmadıkları

anlaşıldığından, başvuruların diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin

“süre aşımı” nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Celile Eraslan ve

İsa Yağbasan’ın Şikayetleri Yönünden

32. Başvuru formu ve ekleri

incelendiğinde, başvurunun doğrudan örgütlenme ve ifade özgürlüklerinin ihlali

iddiasına yönelik olduğu görülmektedir. Zira başvurucular, üyesi oldukları DTP’nin amblemini kullanmak suretiyle Türkçe ve Kürtçe

dillerinde bastırdıkları el ilanı nedeniyle cezalandırılmışlardır. Başvurucular

her ne kadar söz konusu eylemleri nedeniyle cezalandırılmalarının adil

yargılanma hakkının ve siyasi parti üyesi olmaları nedeniyle de örgütlenme

özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş iseler de, bu iddiaların özü,

ifade özgürlüğüne müdahale hususu ile ilgilidir. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucular tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir. Bu

sebeple başvurucuların iddiaları ifade özgürlüğü çerçevesinde

değerlendirilmiştir.

33. Başvuruculardan Celile

Eraslan ve İsa Yağbasan’ın ifade ve örgütlenme

özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun

değildir. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı için

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

34. Başvurucular, başvuruya konu

el ilanlarını 21 Mart Nevruz Bayramı Tertip Komitesi adına hazırladıklarını,

Nevruz Bayramına davet içeren bir ilanın Kürtçe ve Türkçe dillerinde birlikte

yapılması nedeniyle cezalandırılmalarının ifade özgürlüğünün ihlali niteliğinde

olduğunu ileri sürmüşlerdir.

35. Bakanlık görüşünde, Anayasa

Mahkemesinin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) benzer kararları

hatırlatılmış ve başvurucunun iddialarının bu kararlar doğrultusunda

değerlendirilmesi gerektiği bildirilmiştir. Bakanlık

görüşünde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesi

bağlamında ifade özgürlüğünün demokratik toplumun temellerinden birisini

oluşturduğu; ifade özgürlüğünün yalnızca lehte olduğu kabul edilen veya

zararsız ya da önemsiz görülen bilgi ve düşünceler için değil, aynı zamanda

devletin veya toplumun bir bölümü için saldırgan, şok edici veya rahatsız edici

bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğu belirtilmiştir. Bu kapsamda,

ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale olup olmadığının, gerçekleştirilen

müdahalenin yasayla öngörülmüş olup olmadığı, müdahalenin meşru amaçlara

dayanıp dayanmadığı ve müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup

olmadığı temelinde incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.

36. Başvurucu, başvurunun esası

hakkındaki Bakanlık görüşüne karşı, başvuru dilekçesindeki beyanlarını tekrar

etmiştir.

37. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”

kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olamaz.”

38. Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti”

kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka

yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu

hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da

vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya

benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.

Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni,

kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti

ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların

cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin

açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının

yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin

gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına

ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla,

düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında

uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

39. Yazılı belge bastırma

özgürlüğünün ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olduğu konusunda hiçbir

şüphe ya da anlaşmazlık bulunmamaktadır. Anayasa’da ifade özgürlüğüne ilişkin

olarak daha ayrıntılı düzenlemeler de yer almakla birlikte mevcut koşullar

altında başvurunun ifade özgürlüğüne ilişkin temel düzenleme olan Anayasa’nın

26. maddesi kapsamında incelenmesinin uygun olacağı değerlendirilmiştir.

40. Anayasa’nın 26. maddesinde

düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar

“söz, yazı, resim veya başka yollar”

olarak ifade edilmiş ve “başka yollar”

ifadesiyle her türlü ifade aracının anayasal koruma altında olduğu

gösterilmiştir (B. No:2013/2602, 23/1/2014, §43).

Benzer şekilde Sözleşme’nin 10. maddesi de yalnızca düşünce ve kanaatlerin

içeriğini değil iletilme biçimlerini de koruma altına almaktadır.

41. Mutlak olmayıp

sınırlanabilir bir hak olan ifade özgürlüğü Anayasa’da yer alan temel hak ve

özgürlüklerin sınırlama rejimine tabidir. İfade özgürlüğüne ilişkin 26.

maddenin ikinci fıkrasında sınırlama sebeplerine yer verilmiştir. Ancak bu

özgürlüğe yönelik sınırlamaların da bir sınırının olması gerektiği açıktır.

Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında Anayasa’nın 13. maddesindeki

ölçütler göz önüne alınmak zorundadır. Bu sebeple ifade özgürlüğüne getirilen

sınırlandırmaların denetiminin Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçütler

çerçevesinde ve Anayasa’nın 26. maddesi kapsamında yapılması gerekmektedir.

42. İfade özgürlüğü, insanın

serbestçe haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği

düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya

başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi,

anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına

gelir (B. No: 2013/2602, 23/1/2014, §40).

43. İfade özgürlüğü, düşüncenin

iletilmesini ve dolaşımını gerçekleştirerek bireyin ve toplumun bilgilenmesini

sağlar. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü

araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi

gerçekleştirmek ve gerçekleştirme konusunda ikna etmek çoğulcu demokratik

düzenin gereklerindendir. Bu itibarla ifade özgürlüğü demokrasinin işleyişi

için yaşamsal önemdedir (B. No: 2013/409, 25/6/2014, §

74).

44. Yukarıda anlatılan ilkeler

ışığında, başvuru konusu olayda, ifade özgürlüğünün ihlal edilip edilmediğinin

değerlendirilmesinde öncelikle müdahalenin mevcut olup olmadığı ve daha sonra

da müdahalenin haklı sebeplere dayanıp dayanmadığı değerlendirilecektir.

i. Müdahalenin Mevcudiyeti Hakkında

45. Başvurucular hakkında

başvuruya konu el ilanları nedeniyle ceza davası açılmış ve her bir başvurucu

ayrı ayrı cezalandırılmıştır. Müdahalenin mevcudiyetine ilişkin olarak Adalet

Bakanlığınca Anayasa Mahkemesine herhangi bir itiraz da sunulmamıştır. Bu

koşullarda, Anayasa’nın 26. maddesi çerçevesinde başvurucuların ifade

özgürlüğüne müdahalede bulunulduğunun kabul edilmesi gerekir.

ii. Müdahalenin Haklı Sebeplere Dayanması Hakkında

46. Yukarıda anılan müdahaleler

Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir

veya daha fazlasına dayanmadığı ve Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen

koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin ihlalini

teşkil edecektir. Bu nedenle, sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar

tarafından öngörülme, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin

ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama

koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

a. Müdahalenin Kanuniliği

47. Anayasa’nın 13. maddesi ile

26. maddenin beşinci fıkrasında yer alan, müdahalenin “kanun”la yapılması şartına

aykırılık bulunduğuna ilişkin bir iddiada bulunulmamıştır. Öte

yandan bu davada incelenmesi gereken asıl meselenin sözü edilen müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı”

olması nedeniyle, 2820 sayılı Kanun'un 117. maddesinin Anayasa Mahkemesinin

hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren kararıyla iptal edildiği göz önüne

alınarak, mevcut davanın koşullarında, yapılan müdahalenin kanunilik unsurunu

taşıyıp taşımadığının değerlendirilmesinin gerekli olmadığı kanaatine

varılmıştır.

b. Meşru Amaç

48. Başvurucular, şikâyet konusu

müdahalenin amacının Kürtçenin günlük yaşamda kullanılmasının sınırlandırılması

olduğunu iddia etmiştir.

49. İfade özgürlüğüne yapılan

bir müdahalenin meşru olabilmesi için Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci

fıkrasında belirtilen millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin

temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün

korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak

usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya

haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının

korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarına

yönelik olması gerekir (bkz. B. No: 2013/409, 25/6/2014,

§ 84).

50. Mevcut başvurunun

koşullarında yapılan müdahalenin tam olarak meşru bir amaç ile yapılmış olup

olmadığı yönünde bir kanaate ulaşılamamış olmakla birlikte bu durum Anayasa’nın

26. maddesine göre başvurucunun ifade özgürlüğüne bir müdahale olup olmadığıyla

ve dolayısıyla davanın esasıyla ayrılmaz bir biçimde bağlantılıdır. Öte yandan

bu davada incelenmesi gereken asıl mesele, sözü edilen müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığıdır”

(benzer bir yaklaşım için bkz. Şükran Aydın

ve Diğerleri/ Türkiye,

B. No. 49197/06, 23196/07, 50242/08, 60912/08 ve 14871/09, 22/1/2013, § 47).

Dolayısıyla bu sorunun Anayasa’nın 26. maddesi bağlamında esasla

ilişkilendirilerek tartışılması gerekmektedir.

c. Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olma ve Ölçülülük

51. Başvurucular, Nevruz

bayramını kutlayan ve yapılan etkinliklere katılım için toplumu davet eden bir

el ilanı nedeniyle yargılanmak suretiyle ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik

toplumun gereklerine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

52. Bakanlık görüşünde, ifade

özgürlüğüne yönelik müdahalelerin varlığı halinde alınan önlemleri haklı

kılacak “konuyla ilgili ve yeterli

gerekçeler” ileri sürülüp sürülmediğinin ve “sınırlama amacı ile aracı arasında makul bir dengenin

bulunup bulunmadığının” demokratik toplum gerekleri açısından

değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

53. İfade özgürlüğü mutlak

olmadığı için bazı sınırlandırmalara tabi olabilir. İfade özgürlüğüne ilişkin

olarak Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırmaların

Anayasa’nın 13. maddesinin güvencesinde olan demokratik toplum düzeninin

gerekleri ve ölçülülük ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda bir

değerlendirme yapılması gerekmektedir (bkz. B. No: 2013/409, 25/6/2014,

§ 91).

54. 1982 Anayasasında belirtilen

demokrasi, çağdaş ve özgürlükçü bir anlayışla yorumlanmalıdır. “Demokratik toplum” ölçütü, Anayasa’nın 13.

maddesi ile AİHS’in “demokratik

toplum düzeninin gerekleri” ölçütünün bulunduğu 9.,

10. ve 11. maddelerindeki paralelliği açıkça yansıtmaktadır. Bu itibarla

demokratik toplum ölçütü, çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik temelinde

yorumlanmalıdır (bkz. B. No: 2013/409, 25/6/2014, §

93).

55. Nitekim Anayasa Mahkemesinin

yerleşik içtihatları uyarınca, “Demokrasiler,

temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı

rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hale

getiren sınırlamalar, demokratik toplum düzeni gerekleriyle uyum içinde

sayılamaz. Bu nedenle, temel hak ve özgürlükler, istisnaî olarak ve ancak özüne

dokunmamak koşuluyla demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu

olduğu ölçüde ve ancak yasayla sınırlandırılabilirler.” (AYM, E.2006/142,

K.2008/148, K.T. 24/9/2008). Başka bir ifadeyle

yapılan sınırlama hak ve özgürlüğün özüne dokunarak, kullanılmasını durduruyor

veya aşırı derecede güçleştiriyorsa, etkisiz hale getiriyorsa veya ölçülülük

ilkesine aykırı olarak sınırlama aracı ile amacı arasındaki denge bozuluyorsa

demokratik toplum düzenine aykırı olacaktır (Bkz. AYM, E.2009/59, K.2011/69,

K.T. 28/4/2011; AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T.

17/4/2008; B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 94).

56. Buna göre demokratik

toplumun ana temellerinden olan ifade özgürlüğü, sadece lehte olduğu kabul

edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez ve önemsiz görülen “düşünceler” için değil, ayrıca Devletin

veya toplumun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları

rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Çünkü bunlar,

çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir (bkz. Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49).

57. Hak ve özgürlüklere

yapılacak her türlü sınırlamada devreye girecek bir başka güvence de

Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülük

ilkesi”dir.

Bu ilke, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda

öncelikli olarak dikkate alınması gereken bir güvencedir. Anayasa’nın 13.

maddesinde demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük kriterleri iki ayrı ölçüt olarak düzenlenmiş olmakla

birlikte bu iki ölçüt arasında ayrılmaz bir ilişki vardır. Nitekim Anayasa

Mahkemesi önceki kararlarında gereklilik ve ölçülülük arasındaki bu ilişkiye

dikkat çekmiş, temel hak ve özgürlüklere yönelik herhangi bir sınırlamanın

demokratik toplum düzeni için gerekli nitelikte, başka bir ifadeyle güdülen

kamu yararı amacını gerçekleştirmekle birlikte, temel haklara en az müdahaleye

olanak veren ölçülü bir sınırlama niteliğinde olup olmadığının incelenmesi

gerektiğini belirterek amaç ile araç arasında makul bir ilişki ve dengenin

bulunması gerektiğine karar vermiştir (AYM,

E.2007/4, K.2007/81, K.T. 18/10/2007; B. No: 2013/409,

25/6/2014, § 96).

58. Anayasa Mahkemesinin kararlarına

göre ölçülülük, temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç

arasındaki ilişkiyi yansıtır. Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan

yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu

sebeple ifade özgürlüğü alanında getirilen müdahalelerde, hedeflenen amaca

ulaşabilmek için seçilen müdahalenin elverişli, gerekli ve orantılı olup

olmadığı değerlendirilmelidir (B. No: 2012/1051, 20/2/2014,

§ 84).

59. Bu bağlamda, başvuru konusu

olay bakımından yapılacak değerlendirmelerin temel ekseni, ifade özgürlüğünü

kısıtlamanın öncelikle “demokratik bir

toplumda gerekli” olduğunun ve daha sonra da “ölçülülük ilkesi”ne uygun olduğunun

inandırıcı bir şekilde ortaya konulup konulamadığı olacaktır.

60. AİHM de konuyla ilgili ilk

kararlarından itibaren, Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında geçen “gerekli” kavramını Anayasa Mahkemesinin

yukarıda anlatılan yaklaşımına (§§, 57-59) benzer bir biçimde açıklamıştır. AİHM’e göre “gerekli”

kavramı, “zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaç”ı

(pressing social need) ima etmektedir (Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976,

§ 48). O halde ifade özgürlüğüne yargısal veya idari bir müdahalenin, toplumsal

bir ihtiyaç baskısını karşılayıp karşılamadığına bakılması gerekecektir. Bu

çerçevede bir müdahale, meşru amaçla orantılı bir müdahale olmalıdır. İkinci

olarak müdahalenin haklılığı için kamu makamlarının gösterdikleri gerekçeler

konuyla ilgili ve yeterli olmalıdır (başka bir bağlamda benzer bir

değerlendirme için bkz. B. No: 2013/8463, 18/9/2014, §

56).

61. Dolayısıyla, başvurucuların

başvuruya konu el ilanlarının dağıtılmasından dolayı cezalandırılması nedeniyle

müdahale edilen ifade özgürlüğü ile başvurucuların yargılanması ve

cezalandırılması arasındaki dengenin ölçülü olduğunun kabulü halinde, el

ilanlarının dağıtılmasından dolayı başvurucuların yargılanmasına ilişkin

gerekçelerin inandırıcı, başka bir deyişle ilgili ve yeterli oldukları sonucuna

varılabilir (benzer kararlar için bkz. B. No: 2012/1051, 20/2/2014,

§ 87; B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 97).

62. İlk olarak AİHM,

Sözleşme’nin 5. maddesinin 2. paragrafında (yakalanan her kişiye yakalanma

nedenlerinin en kısa sürede ve anladığı bir dilde bildirilmesi zorunludur) ve

6. maddesinin 3 (a) ve (e) paragraflarında (kendisine karşı yöneltilen

suçlamanın niteliği ve sebebinden en kısa sürede ve anladığı bir dilde ve

ayrıntılı olarak haberdar edilmek ve mahkemede kullanılan dili anlamadığı veya

konuşamadığı takdirde bir tercümanın yardımından ücretsiz olarak yararlanmak)

belirtilen özel haklar istisna olmak üzere, Sözleşme’nin kamu makamları ile

tesis edilecek iletişimde özel bir dil kullanma hakkını ya da kişinin tercih

ettiği bir dilde bilgilendirme hakkını tek başına teminat altına almadığına

karar vermiştir (bkz. Mentzen/Letonya, B. No: 71074/01, 7/12/2002). AİHM ayrıca Sözleşme’nin seçim amaçlı olarak

kamu makamları ile tesis edilecek iletişimde özel bir dil kullanma hakkını

teminat altına almadığına da karar vermiştir (bkz. Fryske Nasjonale Partij

ve Diğerleri/ Hollanda, B. No: 11100/84, 12/121985).

63. Ayrıca Devletin dil

politikalarının tarih, dil, din ve kültür ile ilgili çok sayıda unsurdan

etkilendiğinin göz önünde bulundurulması gerekir. Bu bağlamda devlet

makamlarının bu alandaki takdir yetkisinin geniş olduğu kabul edilmelidir.

64. Somut davanın koşullarına

dönülecek olursa, mevcut dava, yukarıda atıfta bulunulan davalardan farklıdır.

Çünkü söz konusu davalar, kamu makamları ya da resmi kurumlarla tesis edilecek iletişimde

resmi olmayan bir dil kullanımı ile ilgilidir. Mevcut davada bireysel başvuruya

konu edilen mesele genel olarak seçim kampanyaları sırasında resmi dil dışında

bir dilin kullanılmasına izin verilip verilmediği değildir. Somut dava, seçim

kampanyaları sırasında yapılan halk toplantıları kapsamında olmayan ve

bireylere, diğer bireyler ile ilgili olan ilişkilerinde dilsel kısıtlamalar

getirilmesi hakkındadır.

65. Anayasa’nın 26. maddesi, her

türlü kültürel, siyasal ve sosyal bilgi ve fikirlerin paylaşıldığı ortamlara

dâhil olan bireylerin bilgi ve fikir alışverişinde bulunurken istedikleri dili

tercih etme özgürlüğünü kapsamaktadır. Bu bağlamda bir ifade aracı olan dil,

şüphesiz ki Anayasa’nın 26. maddesinin teminatı altındadır (Aynı yöndeki AİHM

kararı için bkz. Eğitim ve Bilim Emekçileri

Sendikası/ Türkiye, B. No. 20641/05, § 73, 25/9/2012).

66. 2820 sayılı Kanun’un

olayların gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan 117. maddesi ve halen

yürürlükte bulunan 81. maddesi siyasi partilerin Türkçe dışında bir dil

kullanmalarına geniş kapsamlı bir yasak getirmekte idi. Anayasa Mahkemesinin

iptal kararından önce sözü edilen hükümlerin ihlalleri halinde altı aydan az

olmamak üzere hapis cezası verilmesi gerekmekteydi. 2820 sayılı Kanun’un 117.

maddesi Anayasa Mahkemesince “yeterince

belirli” bir kural olmadığından bahisle iptal edilmiş olmasına

rağmen başvurucuların söz konusu Kanun nedeniyle aldıkları cezalar iptal

tarihinden sonra infaz edilmiştir.

67. Bu durumda Anayasa

Mahkemesi, 2820 sayılı Kanun’un olayların gerçekleştiği tarihte yürürlükte

bulunduğu şekliyle 117. maddesi ve halen yürürlükte bulunan 81. maddesi

uyarınca siyasi partilere resmi dil dışında dil kullanılmasına getirilen

yasağın, demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını inceleyerek, mevcut

başvurudaki müdahalenin gerekliliği tespit etmelidir.

68. Yukarıda belirtildiği gibi

ilke olarak Devletlerin, seçim kampanyaları sırasında adaylar ve diğer kişiler

tarafından kullanılacak dilleri belirleme ve gerekli olması halinde belli makul

kısıtlamalar uygulama hakkına sahip olduklarının kabul edilmesi gerekir (benzer

bir değerlendirme için bkz. Şükran Aydın ve

Diğerleri/Türkiye, B. No. 49197/06, 23196/07, 50242/08, 60912/08 ve 14871/09, 22/1/2013, § 55).

Buna karşın Türkçe dışında kalan dillerin siyasi partilerin tüm faaliyetlerinde

kullanımının tamamen yasaklanması ve beraberinde cezai yaptırımlar getirilmesi

Anayasa’nın 26. maddesinde teminat altına alınan ifade özgürlüğü gibi

demokratik toplumun temel değerleri ile bağdaşmaz.

69. Cezai yaptırımlar nedeniyle

görüş ve fikirlerin gerektiği şekilde iletilmesi için uygun dilin

kullanılamaması durumunda kişilerin görüş ve fikirlerini açıklama ve bu görüş

ve fikirleri dinleme hakkının varlığından söz edilemez.

70. Mevcut başvuruya konu olayda

başvurucular, kendi beyanlarına göre, suça konu el ilanlarını 21 Mart Nevruz

Bayramı Tertip Komitesi adına hazırlamışlar ve ilanda üyesi oldukları DTP’nin amblemini kullanmışlardır. Buna karşın Türkçe ve

Kürtçe dillerinde hazırlanan el ilanları seçim kampanyaları ile ilgili olmayıp

Nevruz Bayramına davet içermektedir. Bu bağlamda başvurucuların Kürtçe el ilanı

bastırmalarından dolayı cezalandırılmaları zorunlu bir sosyal ihtiyacı

karşılamamaktadır.

71. Yukarıda açıklanan

nedenlerle başvuranların ifade özgürlüklerine yapılan müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı

kanaatine varılmıştır. Bu sebeplerle başvurucuların Anayasa’nın 26. maddesinde

güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesinin Uygulaması

72. 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedileceği belirtilmiş, ancak yerindelik denetimi

yapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemeyeceği hüküm

altına alınmıştır.

73. Başvurucular hakkında

verilen cezanın ifade özgürlüğünü ihlal ettiği gözetilerek başvurucuların

cezalandırılmasına ilişkin davada yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

görülmüştür. İfade özgürlüğüne ilişkin ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosyanın ilgili Mahkemesine gönderilmesine

karar verilmesi gerekir.

74. Başvuruda Anayasa’nın 26.

maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucuların her biri,

3.600,00 TL maddi ve 5.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep

etmiştir. Başvurucular ayrıca, avukatlık ücretlerini ve ödenen harç ile yapılan

diğer masrafların ödenmesini de talep etmiştir.

75. Adalet Bakanlığı, başvurucular

tarafından talep edilen tazminat miktarları konusunda herhangi bir beyanda

bulunmamıştır.

76. Başvurucuların

cezalandırılmasına ilişkin davada yeniden yargılama yapılmasına karar

verildiğinden ve başvurucular ödedikleri para cezalarını yeniden yargılamanın

sonucuna göre 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre isteyebileceklerinden maddi tazminat

taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

77. Başvurucuların ifade

özgürlüğüne yönelik başvuru açısından ihlal tespitinin yeterli tatmin sağladığı

değerlendirildiğinden ifade özgürlüğüne yapılan müdahale nedeniyle manevi

tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

78. Başvurucular tarafından

yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurulara

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. 1. Başvurucular Faik Kaplan, Salih Karaviş,

Metin Demir ve Hüsnü Babat’ın başvurularının, "süre aşımı" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Başvurucular Celile Eraslan ve İsa Yağbasan’ın ifade özgürlüğünün ihlal

edildiği yönündeki iddialarının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Başvurucular Celile Eraslan ve İsa Yağbasan’ın

Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuların tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucular Celile Eraslan ve İsa Yağbasan

tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA müştereken ÖDENMESİNE,

başvurucular Faik Kaplan, Salih Karaviş, Metin Demir

ve Hüsnü Babat tarafından yapılan yargılama

giderlerinin başvurucular üzerinde bırakılmasına,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına.

F. İhlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,

20/11/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Yunus HEPER Başvurucular : İsa YAĞBASAN Hüsnü BABAT Faik KAPLAN Metin DEMİR Celile ELARSLAN Salih KARAVİŞ Vekili : Av. Veysel VESEK

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/1481, 20 Kasım 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. R. G. Tarih-Sayı: 14/3/2015-29295
  4. İkinci Bölüm
  5. Karar
  6. I. Başvurunun
  7. Konusu
  8. II. Başvuru
  9. Süreci
  10. III. Olay Ve
  11. Olgular
  12. A. Olaylar
  13. B. İlgili Hukuk
  14. IV. İnceleme Ve
  15. Gerekçe
  16. A. Başvurucunun
  17. B. Değerlendirme
  18. B. Başvurucular Celile Eraslan ve İsa Yağbasan’ın
  19. D. Başvurucular Celile Eraslan ve İsa Yağbasan
  20. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  21. M. Emin KUZ
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/1481
Tarih
20 Kasım 2014

İlgili Kararlar

  • Hasan Oğuz Ermumcu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/8720)
  • Faruk Akça Başvurusu (B. No: 2013/2769)
  • Kadir Can Başvurusu (B. No: 2013/7527)
  • Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/845)
  • Zeki Demirel ve Yusuf Demirel Başvurusu (B. No: 2014/198)
  • Fatma Kurtulan Başvurusu (B. No: 2012/561)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.