İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm
İkinci BölümBaşvuru No: 2014/11014Tarih: 16 Nisan 2015

K.a. Başvurusu (B. No: 2014/11014)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

GİZLİLİK TALEBİ KABUL

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

K.A. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/11014)

Karar Tarihi: 16/4/2015

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, hakaret suçunu

işlediğinden bahisle hakkında açılan kamu davası neticesinde adli para cezasına

hükmedilmesi sebebiyle anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş,

ilgili hükmün Anayasaya aykırılığının tespit edilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 30/6/2014 tarihinde

İstanbul 37. Sulh Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, 31/10/2014 tarihinde başvurunun karara bağlanması için Bölüm

tarafından ilke kararı alınması gerekli görüldüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

5. Kendisi de avukat olan

başvurucu hakkında, diğer bir avukata telefonda hakaret ettiği iddiasıyla

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı genel usullere göre soruşturmayı yapmış ve

6/11/2013 tarih ve E.2013/42931 sayılı iddianamesi ile kamu davası açmıştır.

6. Bakırköy 15. Sulh Ceza

Mahkemesi yargılama esnasında, müştekiyi, bir tanığı ve başvurucuyu

dinlemiştir. Tanık hakaret içeren sözleri duyduğu yönünde beyanda bulunmuştur.

Mahkeme tutanaklarına göre başvurucu, suçlamayı kabul etmemiş ve 4/12/2004

tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin beşinci fıkrası

uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümlerin

uygulanmasını istemediğini belirtmiştir.

7. Bakırköy 15. Sulh Ceza

Mahkemesi 30/5/2014 tarih ve E.2013/1324, K.2014/693 sayılı kararıyla, dosya

kapsamı itibarıyla başvurucunun diğer avukata hakaret ettiği sonucuna varmış ve

başvurucu hakkında 1.500 TL adli para cezasına hükmetmiştir. Temyiz sınırının

altında kaldığından, mahkûmiyet kararı kesindir.

8. Başvurucu, 30/6/2014

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

9. 19/03/1969 tarihli ve 1136

sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Soruşturmaya

yetkili Cumhuriyet savcısı” kenar başlıklı 58. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:

“Avukatların avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların

organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan

dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığının vereceği izin üzerine, suçun

işlendiği yer Cumhuriyet savcısı tarafından yapılır. ...”

10. 1136 sayılı Kanun’un “Kovuşturma izni, son soruşturmanın açılması kararı ve

duruşmanın yapılacağı mahkeme” kenar başlıklı 59. maddesinin (1),

(2) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:

“58 inci maddeye göre yapılan soruşturmaya ait dosya Adalet Bakanlığı

Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne tevdi olunur. İnceleme sonunda kovuşturma

yapılması gerekli görüldüğü takdirde dosya, suçun işlendiği yer ağır ceza

mahkemesine en yakın bulunan ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet Savcılığına

gönderilir.

Cumhuriyet Savcısı beş gün içinde, iddianamesini düzenliyerek

dosyayı son soruşturmanın açılmasına veya açılmasına yer olmadığına karar

verilmek üzere ağır ceza mahkemesine verir.

…

Haklarında son soruşturmanın açılmasına karar verilen avukatların

duruşmaları, suçun işlendiği yer ağır ceza mahkemesinde yapılır. (Ek cümle:

02/05/2001 - 4667/38. md.) Durum

avukatın kayıtlı olduğu baroya bildirilir.”

11. 26/09/2004 tarih ve 5237

sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Haksız fiil

nedeniyle veya karşılıklı hakaret” kenar başlıklı 129. maddesinin

(1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak

işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza

vermekten de vazgeçilebilir.”

12. 23/3/2005 tarih ve 5320

sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un

Geçici 2. maddesi şöyledir:

“(Ek madde: 31/03/2011-6217

S.K 26 mad.)

(1) Bölge adliye mahkemeleri faaliyete geçinceye kadar hapis cezasından

çevrilenler hariç olmak üzere, sonuç olarak belirlenen üçbin

Türk Lirası dâhil adlî para cezasına mahkûmiyet hükümlerine karşı temyiz yoluna

başvurulamaz.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

13. Mahkemenin 16/4/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 30/6/2014 tarih ve 2014/11014

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

14. Başvurucu, 1136 sayılı Kanun

uyarınca ağır ceza mahkemesinde yargılanması gerekirken davasının sulh ceza

mahkemesinde görüldüğünü, yargılamanın hâkimin odasında yapıldığını ve önünde

monitör olmadığı için savunmaları tutanağın verilmesiyle gördüğünü, kendini

adil bir şekilde savunamadığını, tanık ifadesinin inandırıcı olmadığının

Mahkemece dikkate alınmadığını, yargılamaya konu fiili, haksız bir fiile tepki

olarak işlediği için 5237 sayılı Kanun’un 129. maddesi uyarınca

cezalandırılmaması gerektiğini, temyiz hakkını kullanmak istediği yönündeki

beyanının hükmün açıklanmasının geriye bırakılması (HAGB) hükmünün

uygulanmasını istemediği şeklinde tutanağa geçirildiğini, hâkimin kesin hüküm

verebileceği hususunda bilgilendirmediği için HAGB hakkını kullanamadığını,

temyiz sınırının altında kalacak biçimde karar verildiğini, istinaf

mahkemelerinin halen kurulamamasının bireyin savunma hakkını elinden almasına

yol açmaması gerektiğini belirterek, adil yargılanma ve hak arama özgürlüğünün

ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca, daha ağır suç işleyenler

temyiz hakkını kullanabilirken daha basit suç işleyenlerin bu hakkı

kullanamamasının Anayasa’nın eşitlik ilkesine, 31/3/2011 tarih ve 6217 sayılı

Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik

Yapılmasına Dair Kanun’un ise Anayasa’ya aykırı olduğunu iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası Yönünden

15. Anayasa Mahkemesi,

başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerinin,

“doğal hâkim ilkesinin ihlali” ve

“yargılamanın sonucu itibariyle adil

olmadığı” başlıkları altında incelenmesi gerektiğini değerlendirmektedir.

a. Doğal Hâkim

İlkesinin İhlal Edildiği İddiası

16. Başvurucu, görevsiz

mahkemede yargılandığını ileri sürmektedir.

17. Türkiye Cumhuriyeti

Anayasası'nın 148. maddesinin (3) numaralı fıkrasının son cümlesi şöyledir:

“Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

18. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru usulü" kenar

başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem

ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının

bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

19. Anılan

Anayasa ve Kanun hükümlerine göre, bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Temel hak

ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup, bu ödevin

ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve

yargısal makamların görevidir. Bu nedenle, temel hak ve özgürlüklerin ihlal

edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu

makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır

(Bkz. Ayşe Zıraman

ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).

20. Bu nedenle

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca, başvurucunun Anayasa

Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve

yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi

ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava

ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (Bkz. Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 17).

21. Bununla

birlikte başvurucu, Bakırköy 15. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından yürütülen yargılama

süresince, 1136 sayılı Kanun’un 58. ve 59. maddeleri uyarınca hakkındaki

soruşturmanın, avukatların tabi olduğu usule uygun yapılmadığı ve ağır ceza

mahkemesinde yargılanması gerektiğine ilişkin herhangi bir itirazda

bulunmamıştır.

22. Bu nedenle, başvurucunun

doğal hâkim ilkesine uyulmadığına yönelik şikâyetinin "başvuru yollarının tüketilmemiş olması"

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Yargılamanın

Sonucu İtibariyle Adil Olmadığı İddiası

23. Başvurucu, kendisini adil

bir şekilde savunamadığından, Mahkeme tutanaklarının gerçeği yansıtmadığından,

hâkimin temyizi kabil olmayacak biçimde hüküm kuracağını belirtmemesi nedeniyle

hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep hakkını kullanmaktan mahrum kaldığından ve haksız bir şekilde mahkûm

edildiğinden şikâyet etmektedir.

24. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

25. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un

48. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, ... açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

kabul edilemezliğine karar verebilir”

26. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa'nın

148. maddesinin (4) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

27. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesince incelenemez (Bkz. Necati

Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

28. Başvurucunun, kendisini adil

bir şekilde savunamadığı, ifadelerinin tutanağa yanlış geçirildiği, “temyiz hakkımı kullanmak ve kendimi tüm yasal

imkânlarla savunmak istiyorum” demesine rağmen, bunun HAGB’nin uygulanmasını istemediği biçiminde yazıldığı

iddialarını destekleyen herhangi bir bilgi veya belge bulunmadığı gibi; dosya

muhteviyatında, Mahkeme tutanaklarının gerçeği yansıtmadığını düşünmeye sevk

edecek bir hususa da rastlanmamıştır.

29. Başvurucu ayrıca, temyiz

sınırının altında kalabilecek bir mahkûmiyet kararı verilebileceği hususunda

hâkim tarafından bilgilendirilmediğini ve bu nedenle temyiz hakkını

kullanamamasının yanı sıra hükmün açıklanmasının önüne geçme hakkından da

faydalanamadığını iddia etmiştir. Ancak, bizatihi hâkimin henüz yargılamanın

başında ne şekilde karar vereceğini açıklaması, adil yargılanma hakkına

aykırılık oluşturacaktır. Mevcut olayda, başvurucu 5271 sayılı Kanun'un 231.

maddesinin (6) numaralı fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geriye

bırakılması ile yargılamaya devam edilerek mahkûmiyet ya da beraat hükmü

kurulması arasında bir tercih yapmış ve hükmün açıklanmasının geriye

bırakılmasına ilişkin hakkından feragat etmiştir. Görüldüğü üzere belirtilen

hakkın kullanılmaması, avukat olan başvurucunun kendi tercihinin sonucu

gerçekleşmiştir.

30. Hükmedilen para cezasının

miktarının belirlenmesi ise hâkimin takdir hakkı kapsamında kalmaktadır.

31. Son olarak, istinaf

mahkemelerinin kurulmamasının savunma hakkının elinden alınması biçimde

uygulanamayacağı yönündeki iddia, soyut ve genel bir şikâyet niteliğinde

bulunduğundan, ayrı bir inceleme yapılmasına ihtiyaç duyulmamıştır.

32. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, Derece Mahkemesinin kararının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de

içermediği anlaşıldığından, başvurucunun şikâyetlerinin "açıkça dayanaktan yoksun olması"

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Eşitlik

İlkesinin İhlal Edildiği İddiası Yönünden

33. Başvurucu, hükmedilen para

cezasının miktarı itibarıyla kararın temyize kapalı olmasının eşitlik ilkesine

ve buna ilişkin hükmün getirildiği 6217 sayılı Kanun’un Anayasaya aykırı

olduğundan şikâyet etmiştir.

34. Anayasa’nın “Kanun önünde eşitlik” kenar başlıklı 10.

maddesinin (1) ve (5) numaralı fıkraları şöyledir:

“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi

düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde

eşittir.

…

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun

önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”

35. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Ayırımcılık

yasağı” kenar başlıklı 14. maddesi şöyledir:

“Bu Sözleşme’de tanınan hak

ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer

kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet,

doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık

gözetilmeksizin sağlanmalıdır.”

36. Başvurucunun, Anayasa’nın

10. maddesinde düzenlenen eşitlik

ilkesi ve Sözleşme’nin 14. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağının ihlal

edildiğine yönelik iddialarının, bahsi geçen maddelerdeki ifadeler dikkate

alındığında, soyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp, mutlaka Anayasa ve

Sözleşme kapsamında yer alan diğer temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı

şekilde ele alınması gerekir. Bir başka ifadeyle, ayrımcılık yasağının ihlal

edilip edilmediğinin tartışılabilmesi için, ihlal iddiasının, kişinin hangi

temel hak ve özgürlüğü konusunda ayrımcılığa maruz kaldığı sorularına cevap

verebilmelidir (Bkz. Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 33).

37. Başvurucu, eşitlik ilkesine

dayanan şikâyetini, adil yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak ileri sürmüş ve

bu haktan faydalandırma hususunda ayrımcılığa maruz kaldığını iddia etmiştir.

Dolayısıyla, başvurucunun iddiası, Sözleşme’nin 14. maddesi de dikkate alınarak

Anayasa’nın 10. maddesi kapsamında incelenmelidir.

38. “Eşitlik”

kavramı, herhangi bir nesnel ve makul dayanağı olmaksızın aynı durumdaki

bireylere farklı muamelede bulunulmamasına ilişkin gerekliliği ifade eder. Bu

kavramın somutlaştığı Anayasa’nın 10. maddesi “dil,

ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri

sebeplerle”; Sözleşme’nin 14. maddesi ise “cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer

kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet,

doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma” dayalı olan

farklı muamele şekillerini yasaklamaktadır (Bkz. İhsan Asutay, B. No: 2012/606, 20/2/2014, § 49).

39. Anayasa’nın 10. maddesinde

yer verilen eşitlik ilkesi

hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil,

hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda

bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak,

ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Aynı durumda bulunan

kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin

ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara

bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da

topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı

hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa

Anayasa'da öngörülen eşitlik

ilkesi zedelenmez (Pek çok karar arasında bkz. AYM, E.1998/10,

K.1998/18, K.T. 20/5/1998; AYM, E.2004/54, K.2005/24, K.T. 4/5/2005; AYM, E.2014/99,

K.2014/181, K.T. 4/12/2014).

40. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

(AİHM) de her türlü farklı muamelenin değil; ancak, kişilerin veya grupların

bir diğerinden ayrılabildiği, kişisel bir nitelik (ırk, dil, din, siyasal veya

başka bir görüş, ulusal veya toplumsal köken gibi) temeline veya bu şekilde bir

sebebe dayanan farklı muamelelerin ayrımcılık olarak değerlendirileceğini

belirtmektedir (Bkz. Gerger/Türkiye, B. No: 24919/94, 8/7/1999, § 69; ve Halis/Türkiye, B. No: 30007/96, 23/5/2002).

41. Başvurucunun eşitlik

ilkesine aykırı olduğunu iddia ettiği uygulama, 5320 sayılı Kanun’a Geçici 2.

madde eklenmesini öngören 6217 sayılı Kanun’un 26. maddesinden

kaynaklanmaktadır. Anayasa Mahkemesi bu hükmü incelemiş ve Anayasa’nın 2. ve

36. maddelerinde korunan hukuk devleti ilkesine ve adil yargılama hakkına

aykırılık oluşturmayacağı sonucuna varmıştır (Bkz. AYM, E.2011/64, K.2012/168,

K.T. 1/11/2012). Anayasa Mahkemesi gerekçesinde, benzer durumlarda istinaf

kanun yoluna başvurulamayacağı düzenlemesindeki değerlendirmesine atıfta

bulunmuştur.

42. Bahse konu kararın ilgili

kısmında şu hususların altı çizilmiştir:

“Anayasa’nın tüm maddeleri aynı etki ve değerde olup,

aralarında bir üstünlük sıralaması bulunmadığından, uygulamada bunlardan birine

öncelik tanımak olanaklı değildir. Bu nedenle, kimi zaman zorunlu olarak

birlikte uygulanan iki Anayasa kuralından biri, diğerinin sınırını oluşturabilmektedir.

Anayasa’nın adil yargılanma hakkını düzenleyen 36. maddesinde herhangi bir

sınırlama nedeni öngörülmemiş ise de mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri,

işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğini öngören Anayasa’nın

142. ve davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını ifade eden

Anayasa’nın 141. maddelerinin, adil yargılanma hakkının kapsamının

belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır.

Kanun koyucunun belli miktara kadar olan adli para cezasına

mahkûmiyet hükümlerine karşı istinaf yolunu kapatmaktaki amacının, bölge adliye

mahkemelerinin [Yargıtayın] iş yükünün artmasını ve sonuçta yargılamanın

yavaşlamasını engellemek olduğu anlaşılmaktadır. Ceza adalet sisteminde “az

önemli suçlar” kategorisi içerisinde kabul edilebilmeleri mümkün olan doğrudan

para cezası verilmesini gerektiren suçlar nedeniyle verilen mahkûmiyet

hükümlerine karşı temyiz ve istinaf yolunun kapatılması, belirlenen sınırın,

paranın satın alma gücü karşısında adalet duygusunu rencide edecek veya hukuk

devleti kavramıyla bağdaşmayacak sonuçlara yol açacak boyutta bulunmaması

nedeniyle, hukuk devleti ilkesini ve hak arama özgürlüğünü zedelememektedir.”

43. Eldeki başvuruya konu olayda

başvurucu, daha yüksek miktardaki para cezalarının aksine olarak, Sulh Ceza

Mahkemesinin hükmettiği 1.500,00 TL tutarındaki miktarın temyiz edilememesinin

eşitlik ilkesini ihlal ettiğini ve Anayasaya aykırı olduğunu ifade etmiştir.

44. Bununla birlikte, yukarıdaki

açıklamalar dikkate alındığında, temyiz edilebilme kabiliyetine dair ayrımın,

kişisel bir temelde değil; kanun koyucunun tercihi doğrultusunda, verilen

cezanın miktarı gözetilerek yapıldığı görülmektedir ve ayrımcılık olarak

yorumlanamaz. Nitekim başvurucu da kendisinin hangi kişisel nedenle ayrımcılığa

tabi tutulduğuna dair bir açıklamada bulunamamıştır.

45. Bu itibarla, başvurucunun

eşitlik ilkesinin ihlali iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurucunun,

1. Doğal hâkim ilkesinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”,

2. Yargılamanın sonucu itibariyle adil olmadığı yönündeki

iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun

olması”,

3. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

16/4/2015

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Recep KÖMÜRCÜ

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

Raportör

:

Okan TAŞDELEN

Başvurucu

:

K. A.

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/11014, 16 Nisan 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

  • Mercii: Anayasa Mahkemesi
  • Bölüm: İkinci Bölüm
  • Başvuru No: 2014/11014
  • Tarih: 16 Nisan 2015

İlgili Kararlar

  • Abidin Aydın Tüfekçi Başvurusu (B. No: 2013/1315)
  • Jakop Gabriel Başvurusu (B. No: 2013/2392)
  • Aziz Yıldırım Başvurusu (B. No: 2014/4476)
  • Az. M. Başvurusu (B. No: 2013/560)
  • Kadir Sağdıç Başvurusu (B. No: 2013/6617)
  • Düzgit Yalova Gemi İnşa Sanayi A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/8756)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.