İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Karlis A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/849)

1. Başvurucu, yönetmeliğe

Başvuru No2013/849Tarih15 Nisan 2014Okuma16 dk · 3.187 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Karlis A.Ş. Başvurusu

Karar tarihi
15 Nisan 2014
Başvuru Numarası
2013/849
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.187 kelime·16 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, yönetmeliğe

aykırı olarak çıkarılmış takograf uygulamasına

ilişkin genelgeye dayanılarak hakkında uygulanan idari para cezasına karşı

başvurusunun reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 10/1/2013 tarihinde

Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, 29/3/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Birinci Bölüm tarafından

29/7/2013 tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular 30/7/2013 tarihinde Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık, yazılı görüşünü

16/9/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık görüş yazısı,

başvurucuya 24/9/2013 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne

beyanlarını içeren dilekçesini 7/10/2013 tarihinde sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, 13/10/1983 tarih

ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 31. maddesinin birinci fıkrasının

(b) bendi gereği takograf kullanma yükümlülüğüne

uymadığı gerekçesiyle, 12/7/2012 tarihinde Diyarbakır Trafik Denetleme Şube

Müdürlüğü görevlileri tarafından 319,00 TL idari para cezası ile cezalandırılmıştır.

9. Başvurucu, idari para

cezasına karşı 26/7/2012 tarihinde Diyarbakır 2. Sulh Ceza Mahkemesine

(Mahkeme) itirazda bulunmuştur.

10. Mahkemece, itiraz karara

bağlanmak üzere duruşma açılmıştır. 11/12/2012 tarihli ikinci duruşmaya başvurucu

vekili katılmış ve kanunla düzenlenmeyen bir sınırlamanın genelge ile

yapılmasının mümkün olmadığını, müvekkilinin genelgeyi bilme zorunluluğunun

olmadığını belirterek itirazın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

11. Mahkemenin 11/12/2012 tarih

ve 2012/748 sayılı kararı ile başvurucu vekilinin yüzüne karşı ve kesin olarak

itirazın reddine karar verilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

12. 2918 sayılı Kanun’un 31.

maddesi şöyledir:

“Araçlarda;

…

b) Kamyon,

çekici ve otobüslerde ayrıca takoğraf, taksi otomobillerinde ise taksimetre,

Bulundurulması ve kullanılır durumda olması

zorunludur. Ancak, 2918 sayılı Kanunun yürürlüğe

girdiği tarihten önceki yıllarda üretilen araçlarla, resmi taşıt olarak tescil

edilmiş ve edilecek olanlar ile şehiriçi ve belediye

mücavir alanı içerisinde yolcu ve yük nakliyatı yapanlarda takoğraf

bulundurma ve kullanma zorunluluğu aranmaz. …

Birinci fıkranın … (b) bendine göre araçlarında taksimet(r)e,

takoğraf bulundurmayan, kullanmayan veya

kullanılabilir durumda bulundurmayan sürücüler 34.800.00 lira para cezası ile

cezalandırılırlar. Sürücü aynı zamanda araç sahibi değilse ayrıca, tescil

plakasına da aynı miktar için ceza tutanağı düzenlenir. …”

13. 18/7/1997 tarih ve 23053 Resmi Gazete sayılı Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin

(Yönetmelik) 99. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi şöyledir:

“Takoğraf cihazı ile sürücü

çalışma belgelerinin hangi cins taşıtlarda bulundurulacağına ve kullanılacağına

dair esaslar aşağıda gösterilmiştir.

a) Takoğraf cihazları

…

2) Takoğraf cihazlarının,

şehirlerarası yük veya yolcu nakliyatı yapan otobüs, kamyon ve çekicilerde

kullanılır durumda bulundurulması ve kullanılması zorunludur.

3) Takoğraf cihazı takılan her

taşıtın işleten ve sürücüsü, takıldığı tarihten itibaren bu cihazları

kullanılır durumda bulundurmak zorundadır.

4) Şehiriçi ve belediye mücavir alanı içerisinde yolcu ve yük

nakliyatı yapan otobüs, kamyon ve çekici türündeki taşıtlarda takoğraf cihazı bulundurma mecburiyeti aranmaz.

…”

14. Emniyet Genel Müdürlüğü

Trafik Uygulama ve Denetleme Daire Başkanlığının Birleştirilmiş Genelgesinin

(Genelge) ilgili kısımları şöyledir:

“…

Karayolları Trafik Kanununun 31 inci maddesine göre kamyon,

çekici ve otobüslerde takoğraf, taksi otomobillerinde

ise taksimetrenin bulundurulması ve kullanılır durumda olması zorunludur.

Buna göre;

…

Şehir içi ve belediye mücavir alanı

içerisinde yolcu ve yük nakliyatı yapanlarda da takoğraf

bulundurma ve kullanma zorunluluğu aranmayacak, tescil işlemleri esnasında şehiriçi ve belediye mücavir alanı içerisinde yük ve yolcu

taşımacılığı yapacağını beyan eden araç maliki özel ve tüzel kişiler adına

yapılacak tescil işlemleri esnasında noterden alınacak taahhütname istenecektir.

İbraz edilen bu belgelere istinaden

yapılacak tescil işlemlerinde, tescil belgesinin ilgili bölümüne bu durum

işlenecektir.

Takoğraf cihazı kullanma ve bulundurma mecburiyetinden

muaf tutulmuş sivil araçlar, şehirlerarası karayolu taşımacılığı yapmaları

halinde sürücü çalışma belgesi bulunduracaklardır. Trafik denetimlerinde bu

durum kontrol edilecektir.

Şehir içi ve belediye mücavir alanlarında

çalıştığını beyan ederek bu durumu belgelerine işletmiş olan araçların şehir

içi ve belediye mücavir alanları dışındaki karayollarını kullanmaları halinde

Kanunun 31 inci maddesinin ceza hükümleri uygulanacaktır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

15. Mahkemenin 15/4/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 10/1/2013 tarih ve 2013/849

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

16. Başvurucu, Yönetmeliğin 99.

maddesindeki düzenlemenin araç sahiplerine hiçbir yükümlülük veya kısıtlama

getirmemesine rağmen, Genelge’ye dayanılarak hakkında

idari para cezası uygulandığını, Anayasa’nın 124. maddesi ve normlar

hiyerarşisi çerçevesinde Yönetmelik’te olmayan kısıtlamaların Genelge ile

yapılarak kendisine yükümlülükler yüklenmesi sonucunda verilen idari para

cezasına karşı başvurusunun Mahkeme tarafından reddedildiğini, bu nedenle adil

yargılanma (savunma) hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve yeniden

yargılama yapılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

17. Bakanlık görüş yazısında

başvurucunun ana şikâyetinin, kanunilik ilkesine ilişkin olduğu, başvurucu

tarafından adil yargılanma (savunma) hakkı şikâyetine ilişkin olarak herhangi

bir somut neden ileri sürülmediği, bu itibarla başvurucunun şikâyetlerinin

Anayasa’nın 38. maddesi çerçevesinde incelenmesinin gerektiği yönünde görüş

bildirilmiştir.

18. Başvurucu Bakanlık görüş

yazısına karşı beyan dilekçesinde başvurucunun itirazlarının yerel mahkeme

tarafından yeterince incelenip değerlendirilmeden kesin olarak reddedilmesinin

adil yargılanma hakkının ihlali olduğunu ifade etmiştir.

19. Başvurucu her ne kadar

başvuru dilekçesinde açıkladığı ihlale konu olay ve olgular nedeniyle adil

yargılanma (savunma) hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşse de başvurucunun

şikâyetlerinin esas itibarıyla Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen suç ve

cezada kanunilik ilkesinin ihlaline ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle

somut başvuru, suç ve cezada kanunilik ilkesi çerçevesinde incelenmiş, adil

yargılanma hakkı yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

20. Bakanlık görüş yazısında

kabul edilebilirliğe ilişkin olarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM)

suç kavramını, eylemin iç hukuktaki nitelendirmesine bağlı kalmaksızın özerk

bir şekilde yorumladığı, keyfi işlemlere karşı etkin bir koruma sağlanabilmesi

için, görünüme ilişkin değil esasa yönelik bir değerlendirme yapıldığı, genel

bir ayrıma gidilmeyen AİHM içtihatlarında yorum kriterleri olarak, başlangıçta

iç hukuktaki nitelemenin dikkate alındığı, ancak bunun yanı sıra suç ve bunun

için öngörülen cezanın niteliği, amacı ve ağırlığının da göz önünde tutulduğu,

suçun niteliği değerlendirilirken, ilgili suçun Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’ne (Sözleşme) taraf devletlerin büyük çoğunluğunda nasıl

nitelendirildiği, bu suçun ceza hukukundaki diğer suçlarla benzerliği,

uygulanan usullerin özellikleri, suçun bir grup için mi yoksa kamu yararına

istinaden herkes için mi bağlayıcı olduğu hususlarının dikkate alındığı,

kriterlerden biri açısından suç sayılabildiği takdirde bunun yeterli sayıldığı

bildirilmiştir.

21. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu

ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve

Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bu

bağlamda, bireysel başvuru konusu temel hak ve özgürlüğün kapsamının Anayasa ve

Sözleşme’nin ortak koruma alanı çerçevesinde belirlenmesi gerekir (B. No:

2012/1049, 26/3/2013, § 18; B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 34).

22. Suç ve cezada kanunilik

ilkesi, Anayasa’nın “Suç ve cezalara ilişkin

esaslar” kenar başlıklı 38. maddesinin birinci fıkrası ve

Sözleşme’nin “Kanunsuz ceza olmaz”

kenar başlıklı 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasında düzenlenmiştir.

Uyuşmazlığın suç ve cezalara ilişkin olması, bir ihlal iddiasının belirtilen

maddelerin ortak koruma alanı kapsamında değerlendirilebilmesinin ön şartıdır.

23. Benzer bir başvuruda “cezai alanda … yöneltilen suçlama…” olarak

kabahat eylemleri nedeniyle uygulanan idari yaptırımlara ilişkin

uyuşmazlıkların da Sözleşme’nin 6. maddesinin koruma alanı kapsamında yer

aldığı kabul edilmiştir (B. No: 2013/1718, 2/10/2013, § 26). Başvuruya konu,

idari para cezası ve bu cezaya karşı başvurunun Mahkemece reddedilmesi

nedeniyle suç ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasının da bu

çerçevede Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı kapsamında yer aldığının

kabul edilmesi gerekir.

24. Açıklanan nedenlerle, açıkça

dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden bulunmayan başvurunun, kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

25. Bakanlık görüş yazısında,

suç ve cezaların kanuniliğinin, hukuk devleti ilkesinin temel unsurlarından

olduğu, bu güvencenin amacının, keyfi soruşturma, kovuşturma veya

cezalandırmalara karşı etkili bir koruma sağlamak olduğu, maddedeki “hukuk” kavramının, diğer kavramlarda

olduğu gibi, özerk bir anlama sahip olduğu, AİHM’in,

“kanun”dan,

münhasıran şekli olarak yasama organı tasarrufunu değil, hükmün getiriliş usul

ve şeklinden bağımsız olarak “nesnel hukuk normu”nu

anladığı, belirtilen normların, uluslararası insan hakları yükümlülükleri ile

demokratik toplum gerekliliklerine uygun olmaları ve anayasadan kaynaklanan bir

yetki ile kabul edilmeleri gerektiği, suça ve karşılığındaki cezaya ilişkin düzenlemelerin,

erişilebilir ve öngörülebilir olmalarının da gerekli olduğu, kişilerin

erişilebilir olan ilgili hükmün lafzını incelediklerinde, gerektiğinde bir

hukukçunun yardımıyla, hangi icrai veya ihmali

eylemlerin kendisini hangi cezayla karşılaştıracağını bilebilmelerinin

gerektiği, esasen ulaşılan sonucun, eylemin özü açısından tutarlı ve makul bir

şekilde öngörülebilir olmasının önemli olduğu, 2918 sayılı Kanun’da, aykırı

davranılması trafik suçu teşkil eden takograf takma

zorunluluğunun, istisnaları ve karşılığındaki ceza da belirtilmek suretiyle

açıkça düzenlendiği, Genelge’de yer alan

taahhütnamenin, ilgili Kanun’daki takograf takma

zorunluluğuna ilişkin istisnadan faydalanacak araçların tespitine ilişkin

olduğu, bu tespitin pratik bir ihtiyaçtan kaynaklandığı ve kanunî düzenlemeye

aykırı olmadığı, Emniyet Genel Müdürlüğünün ilgili birimlerinde araç tescil

işlemi yaptıran kişilerin, bahsi geçen genelge ve uygulaması hakkında olağan

şekilde bilgi sahibi oldukları bildirilmiştir.

26. Başvurucu, Bakanlık görüşüne

karşı beyan dilekçesinde, Bakanlık görüşündeki AİHM kararlarının, Kanun ve

Yönetmelik’te öngörülmeyen takograf bulundurma

zorunluluğunun Genelge ile öngörülerek idari para cezası ile yaptırım altına

alındığı somut olay bakımından emsal teşkil etmediklerini, ayrıca görüş

yazısında Emniyet Genel Müdürlüğü birimlerinde araç tescil işlemleri sırasında

bahsi geçen Genelge uygulaması hakkında ilgililerin bilgi sahibi olduklarına

dair herhangi bir dayanak gösterilmediğini ifade etmiştir.

27. Kabahat fiilinin istisnasını

teşkil eden takograf zorunluluğuna ilişkin muafiyetin

uygulama şartlarının Genelge ile belirlendiği, bu şekilde Genelge ile suç ihdas

edildiği ve dolayısıyla “suç ve cezada

kanunilik” ilkesinin ihlal edildiği iddiası, esas incelemesinin

özünü oluşturmaktadır.

28. Suç ve cezada kanunilik,

ceza hukuku kurallarına ve bu kuralların uygulanmasına ilişkin, Anayasa ve Sözleşme’de güvence altına alınmış temel bir ilkedir.

29. Anayasa’nın “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” kenar başlıklı

38. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç

saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman

kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.”

30. Sözleşme’nin “Kanunsuz ceza olmaz” kenar başlıklı 7.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“1. Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası

hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz.

Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir

ceza verilemez.”

31. Anayasa’nın temel hak ve

özgürlüklerle ilgili bölümlerinde kanunla düzenleme ilkesine pek çok maddede

ayrı ayrı yer verildiği gibi, 13. maddede ifade edilen temel hak ve özgürlüklerin

sınırlanmasına ilişkin genel ilkelerde de sınırlamaların “ancak kanunla” yapılabileceği kurala

bağlanmıştır. Anayasa’nın suç ve cezaları düzenleyen 38. maddesinde de (§ 35) “suç ve cezada kanunilik” ilkesi özel

olarak güvence altına alınmıştır.

32. Suç ve cezada kanunilik

ilkesi, hukuk devletinin kurucu unsurlarındandır. Kanunilik ilkesi, genel

olarak bütün hak ve özgürlüklerin düzenlenmesinde temel bir güvence

oluşturmanın yanı sıra, suç ve cezaların belirlenmesi bakımından özel bir anlam

ve önemi haiz olup, bu kapsamda kişilerin kanunen yasaklanmamış veya yaptırıma

bağlanmamış fiillerden dolayı keyfi bir şekilde suçlanmaları ve

cezalandırılmaları önlenmekte, buna ek olarak, suçlanan kişinin lehine olan

düzenlemelerin geriye etkili olarak uygulanması sağlanmaktadır.

33. Kamu otoritesinin ve bunun

bir sonucu olan ceza verme yetkisinin keyfi ve hukuk dışı amaçlarla

kullanılmasının önlenebilmesi, kanunilik ilkesinin katı bir şekilde

uygulanmasıyla mümkün olabilir. Bu doğrultuda, kamu otoritesini temsil eden

yasama, yürütme ve yargı erklerinin, bu ilkeye saygılı hareket etmeleri; suç ve

cezalara ilişkin kanuni düzenlemelerin sınırlarının, yasama organı tarafından

belirgin bir şekilde çizilmesi, yürütme organının sınırları kanunla belirlenmiş

bir yetkiye dayanmaksızın, düzenleyici işlemleri ile suç ve ceza ihdas

etmemesi, ceza hukukunu uygulamakla görevli yargı organın da kanunlarda

belirlenen suç ve cezaların kapsamını yorum yoluyla genişletmemesi gerekir.

34. Anayasa’nın 2. maddesinde

yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik”tir. Bu ilkeye göre,

yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya

ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması,

ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu bir takım güvenceler içermesi gereklidir. Belirlilik ilkesi,

hukuksal güvenlikle bağlantılı olup; birey, belirli bir kesinlik içinde, hangi

somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını,

bunların idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu, kanundan öğrenebilme

imkânına sahip olmalıdır. Birey, ancak bu durumda kendisine düşen

yükümlülükleri öngörüp, davranışlarını düzenleyebilir. Hukuk güvenliği,

kuralların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete

güven duyabilmesini, devletin de kanuni düzenlemelerde bu güven duygusunu

zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2009/51, K.2010/73,

K.T. 20/5/2010; AYM, E.2009/21, K.2011/16, K.T. 13/1/2011; AYM, E.2010/69,

K.2011/116, K.T. 7/7/2011; AYM, E.2011/18, K.2012/53, K.T. 11/4/2012).

35. Anayasa’nın 38. maddesinin

birinci fıkrasında, “Kimse, ... kanunun suç

saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz” denilerek “suçta kanunilik”, üçüncü fıkrasında da “ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak

kanunla konulur” denilerek, “cezada

kanunilik” ilkeleri güvence altına alınmıştır. Anayasa’da öngörülen

“suç ve cezada kanunilik” ilkesi,

insan hak ve özgürlüklerini esas alan bir anlayışın öne çıktığı günümüzde, ceza

hukukunun da temel ilkelerinden birini oluşturmaktadır. Anayasa’nın 38.

maddesine paralel olarak 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2.

maddesinde de düzenlenen ilke, hangi eylemlerin yasaklandığı ve bu yasak eylemlere

verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda

gösterilmesini, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olmasını

gerektirmektedir. Kişilerin yasak eylemleri önceden bilmeleri düşüncesine

dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması

amaçlanmaktadır (AYM, E.2010/69, K.2011/116, K.T. 7/7/2011).

36. 2918 sayılı Kanun’un 31.

maddesinin birinci fıkrasına göre, kamyon, çekici ve otobüslerde takograf bulundurulması ve kullanılır durumda olması

zorunludur. Aynı fıkranın ikinci cümlesindeki düzenleme ile şehir içi ve

belediye mücavir alanı içerisinde yolcu ve yük nakliyatı yapanlar, bu

zorunluluktan muaf tutulmuşlardır. 18/7/1997 tarih ve 23053 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan

Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 99. maddesinde de buna paralel bir

düzenlemeye yer verilmiştir.

37. Takograf, hız veya kat edilen mesafe

gibi bilgileri kaydetmek üzere otobüsler ve kamyonlar başta olmak üzere belirli

taşıtlara monte edilen, özellikle nakliye araçlarını kullanan şoförlerin,

trafik güvenliği çerçevesinde kanunlarca belirlenmiş günlük sürüş süre ve

aralıkları ile hız sınırlarına uyup uymadıklarının etkin bir şekilde

denetlenmesine imkan sağlayan elektronik bir cihazdır.

38. Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik

Uygulama ve Denetleme Daire Başkanlığının Birleştirilmiş Genelgesinde, araç

maliki özel ve tüzel kişilerin, tescil işlemleri sırasında şehir içi ve mücavir

alanı içerisinde yük ve yolcu taşımacılığı yapacağını yazılı olarak taahhüt

etmeleri halinde, bu taahhüde ilişkin ibarenin aracın belge ve bilgisayar

kayıtlarına şerh düşüleceği ve bu şerhe rağmen şehir içi ve mücavir alanı

dışında yük ve yolcu taşımacılığı yaptığı tespit edilenler hakkında 2918 sayılı

Kanun'un 31. maddesi (§ 12) doğrultusunda işlem yapılacağı belirtilmiştir.

39. Başvurucu, belirtilen

muafiyet kapsamında olmasına ve ilgili düzenlemelerin başka hiçbir yükümlülük

yüklememesine rağmen, idare tarafından yayımlanan Genelge’yle,

muafiyet kapsamındaki araç malikleri için öngörülen taahhütname yükümlülüğünü

yerine getirmediği ve buna bağlı olarak 2918 sayılı Kanun’un 31. maddesinin

birinci fıkrasının (b) bendi gereği takograf kullanma

yükümlülüğüne uymadığı gerekçesiyle, idari para cezası ile cezalandırıldığını

ileri sürmektedir.

40. Hukuk devletinde, bireylerin

belirli bir zaman diliminde hangi fiillerin suç olarak tanımlandığı ve hangi

cezai yaptırımlara bağlandığını bilip öngörebilmeleri, bir başka ifadeyle ceza

hukuku kurallarının öngörülebilir ve erişilebilir olması şarttır. Aksi takdirde

“Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz”

şeklinde ifade edilen ceza hukuku prensibinin hayata geçirilmesi mümkün

olmayacaktır. Zira ceza sorumluluğu, kişinin fiilinin bilincinde olduğu ve

özgür iradesiyle suç olan bu fiili işlediği varsayımına dayanır. Bu nedenle,

kişinin işlediği fiilden sorumlu tutulabilmesi için, hangi fiillerin suç

olduğunun kanunlarda açıkça gösterilmesi gereklidir (AYM, E.1991/18, K.1992/20,

K.T. 31/3/1992).

41. Ceza yaptırımına bağlanan

fiilin kanunda açık bir şekilde düzenlenmesi şartı, suç ve cezalara dair

düzenlemelerin şeklî bakımdan kanun biçiminde çıkarılmasının yeterli olmadığı,

bunların içerik bakımından da belli amacı gerçekleştirmeye elverişli olmaları

gerektiğini ifade etmektedir. Bu açıdan kanun metni, bireylerin, gerektiğinde

hukuki yardım almak suretiyle, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal

yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve kesinlikte

öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır. Dolayısıyla,

uygulanması öncesinde kanun, muhtemel etki ve sonuçlarına dair yeterli derecede

öngörülebilir olmalıdır. Bununla birlikte, kanun metninin tüm sonuç ve etkileri

göstermesi her zaman beklenemeyeceğinden, aranan açıklığın ölçüsü, söz konusu

metnin içeriği, düzenlemeyi hedeflediği alan ile hitap ettiği kitlenin statü ve

büyüklüğü gibi faktörler dikkate alınarak belirlenebilir. Bu özelliklere sahip

kanunun, aynı zamanda kolaylıkla erişilebilir nitelikte olması gerekir (AYM,

E.2011/62, K.2012/2, K.T. 12/1/2012).

42. 2918 sayılı Kanun’da, takograf kullanma zorunluluğundan muaf tutulan “şehiriçi ve belediye mücavir alanı içerisinde yolcu ve yük

nakliyatı yapan” kişilerin, bu farklı statüye nasıl dâhil olacakları

konusunda herhangi bir açık düzenlemeye yer verilmemiştir. Böyle bir hükmün

uygulama kabiliyetine sahip olabilmesi ve suiistimallerin önüne geçilebilmesi

bakımından, muafiyetin bir işlem veya taahhüde bağlanması mantıki bir

gerekliliktir. Ancak 2918 sayılı Kanun’da sözü edilen muafiyet için herhangi

bir şekil şartı öngörülmemiş ve ilgilinin yalnızca “Şehiriçi ve belediye mücavir alanı içerisinde yolcu ve yük nakliyatı yapan”

bir kişi olması yeterli görülmüştür. Kanun’daki bu ifadeden herhangi bir

taahhüt, bildirim veya trafik sicil kayıtlarına şerh verilmesi gerektiğinin

öngörülmesi mümkün değildir. Buna karşılık, Kanun’da, örneğin, “yolcu ve yük nakliyatı yapacağını bildirenler”

ve benzeri bir ifade kullanılmış olsa idi, Genelge ile öngörülen ve idari

yaptırıma bağlanan yükümlülüklerin bir kanuni dayanağı olduğundan söz

edilebilirdi. Oysa Genelge düzenlemesi, Kanun’da yer almayan bir yükümlülüğü

ilgililere öngörülemez bir şekilde yükleyerek dolaylı olarak yeni bir kabahat

ihdas etmektedir. Zira, asıl kabahat eylemi “takografın kullanılır durumda bulundurulmaması”

olup, Kanun hükmüne göre istisnası, şehir içi ve belediye mücavir alanı içinde

yük ve yolcu nakliyatı yapıyor olmaktır. Genelge, Kanun’da olmadığı halde bu

istisnanın istisnası olarak “Şehir içi ve

belediye mücavir alanlarında çalıştığını beyan etmeme ve durumu tescil

belgelerine işletmeme” halinde, ilgili kişinin, muafiyetten

yararlanamayacağını ve fiilen Kanun’daki istisna kapsamında olsa dahi Genelge

hükmüne uygun işlem yapmaması nedeniyle idari para cezası ile cezalandırılmasını

öngörmektedir.

43. Genelge, Kanunla tanınan ve

herhangi bir şekle bağlanmamış olan takograf

muafiyetini, bildirim ve tescil belgesine şerh verilmesi şekline bağlayarak

istisnai düzenlemenin uygulama alanını, herhangi bir kanuni dayanağı olmaksızın

daraltmıştır. İdari para cezasını gerektiren bir eyleme ilişkin istisnai

düzenlemenin uygulama alanının, idari işlemle daraltılması, somut olayda

kabahat ihdas edilmesi sonucunu doğurmuştur. Ortaya çıkan bu sonuç, Anayasa’nın

38. maddesinin birinci fırkasında düzenlenen “suç

ve cezada kanunilik” ilkesi ile bağdaşmamaktadır.

44. Açıklanan nedenlerle,

Genelge ile yüklenen ve Kanun’da öngörülmemiş olan bildirim yükümlülüğünü

yerine getirmediği gerekçesiyle başvurucunun idari para cezası ile cezalandırılmasının,

suç ve cezada kanunilik ilkesini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.

C. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

45. Başvurucu, ihlalin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

dosyanın ilgili Mahkemeye gönderilmesini talep etmiştir.

46. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

47. Başvuru konusu olayda tespit

edilen ihlal, Mahkeme kararından kaynaklanmaktadır. Yeniden yargılama yapılması

halinde, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması mümkün olduğundan,

yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın, ilgili Mahkemeye gönderilmesine

karar verilmesi gerekir.

48. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan “suç ve cezada kanunilik” ilkesinin ihlal

edildiği yönündeki başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan “suç ve cezada kanunilik” ilkesinin İHLAL

EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

C. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için, yeniden

yargılama yapılmak üzere kararın ilgili Mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

15/4/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN Zühtü ARSLAN Raportör : Recep ÜNAL Başvurucu : Karlis A.Ş. Temsilcisi : Abdulhalim KARAVİL Vekili : Av. Devrim BİÇEN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/849, 15 Nisan 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. C. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden
  16. V. Hüküm
  17. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  18. Kaleli
  19. Dursun
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/849
Tarih
15 Nisan 2014

İlgili Kararlar

  • Ali Kutsal Başvurusu (B. No: 2013/1474)
  • Mehmet Ali İncesu Başvurusu (B. No: 2012/1145)
  • Şahin Güzel ve Bülent Güzel Başvurusu (B. No: 2013/496)
  • Abdulkadir Bolluk Başvurusu (B. No: 2013/5278)
  • Ömer Üğdül Başvurusu (B. No: 2013/2056)
  • Nail Artuç Başvurusu (B. No: 2013/2839)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.