İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Şahin Güzel ve Bülent Güzel Başvurusu (B. No: 2013/496)

1. Başvurucular, Kanun’da öngörülen azami tutukluluk süresi dolmasına rağmen

Başvuru No2013/496Tarih3 Nisan 2014Okuma13 dk · 2.642 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Şahin Güzel Ve Bülent Güzel Başvurusu

Karar tarihi
3 Nisan 2014
Başvuru Numarası
2013/496
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.642 kelime·13 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucular, Kanun’da öngörülen azami tutukluluk süresi dolmasına rağmen

tahliye edilmediklerini ileri sürerek Anayasa’nın 19. maddesinin ihlal

edildiğini iddia etmiş ve tahliye edilerek tazminata hükmedilmesini talep

etmişlerdir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, başvurucular

tarafından 7/1/2013 tarihinde İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla

yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona

sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca 6/6/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm, 26/6/2013 tarihinde

yapılan toplantıda, kabul edilebilirlik ve esas hakkındaki incelemenin birlikte

yapılmasına karar vermiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular 27/6/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet

Bakanlığı, görüşünü 26/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından

Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvuruculara 29/7/2013 tarihinde

bildirilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını yasal süresi

içinde Anayasa Mahkemesine sunmamışlardır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile

Adalet Bakanlığının görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8. Başvuruculardan Şahin Güzel

6/2/2007 tarihinde gözaltına alınarak 10/2/2007 tarihinde, Bülent Güzel

20/2/2007 tarihinde gözaltına alınarak 21/2/2007 tarihinde tutuklanmıştır.

9. Başvurucuların, İstanbul 12.

Ağır Ceza Mahkemesinin 24/2/2010 tarih ve E.2007/139, K.2010/81 sayılı ilamıyla

“uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti

yapmak veya sağlamak, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak”

suçlarından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesi ile 58. maddesinin

(7), (8), (9) numaralı, 63., 188. maddesinin (3), (4), (5) numaralı ve 220.

maddesinin (2) ila (4) numaralı fıkraları uyarınca hapis cezası ile

cezalandırılmasına karar verilmiştir.

10. İstanbul 12. Ağır Ceza

Mahkemesinin 24/2/2010 tarihli kararı, Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 15/4/2011

tarih ve E.2010/52594, K.2011/3970 sayılı ilamıyla bozulmuştur.

11. Yargıtay 10. Ceza Dairesinin

15/4/2011 tarihli bozma kararı üzerine İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinde

devam olunan yargılama sırasında başvurucular 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu’nun 102. maddesinde belirtilen beş yıllık azami tutukluluk süresini

doldurduklarını belirterek tahliye edilmelerini ve haklarında adli kontrol

hükümlerinin uygulanmasını talep etmişler, ancak Mahkeme talepleri 3/10/2012

tarihli duruşmada reddetmiştir.

12. Başvurucular, İstanbul 12.

Ağır Ceza Mahkemesinin 3/10/2012 tarihli kararına itiraz etmişler, itiraz

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 7/11/2012 tarih ve 2012/816 Değişik İş

sayılı kararı ile reddedilmiştir. Karar 12/12/2012 tarihinde başvuruculara

tebliğ edilmiştir. Başvurucular 7/1/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunmuşlardır.

13. Yargılanmasına devam olunan

başvurucuların, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 2/4/2013 tarihli beşinci

celsesinde “… daha önce haklarında suç

örgütü marifetiyle uyuşturucu ticareti yapmak ve uyuşturucu ticareti yapmak

suçlarından tutuklama müzekkeresi çıkarıldığı, ancak suç örgütü üyesi olmakla

ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmadığı anlaşıldığından sanıkların suç

örgütü üyesi olmak suçundan da tutuklanmalarına” karar verilmiştir.

14. UYAP üzerinden edinilen

bilgiye göre, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 9/5/2013 tarih ve E.2011/119,

K.2013/115 sayılı kararıyla başvurucuların ayrı ayrı 26 sene 11 ay hapis cezası

ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir.

15. Başvurucular hakkındaki dava

temyiz aşamasında derdesttir.

B. İlgili

Hukuk

16. 5271 sayılı Kanun’un 8. ve

9. maddeleri şöyledir:

“Bağlantı kavramı

Madde 8 – (1) Bir kişi, birden fazla suçtan sanık olur veya

bir suçta her ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunursa bağlantı var

sayılır.

(2) Suçun işlenmesinden sonra suçluyu kayırma, suç

delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme fiilleri de bağlantılı suç

sayılır.

Davaların birleştirilerek açılması

Madde 9 – (1) Bağlantılı suçlardan her biri değişik

mahkemelerin görevine giriyorsa, bunlar hakkında birleştirilmek suretiyle

yüksek görevli mahkemede dava açılabilir.”

17. Aynı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde,

tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi

gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”

18. Kanun’un 104. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında

şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.”

19. Anılan Kanun’un 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (d) bentleri ile son cümlesi

şöyledir:

“Tazminat istemi

Madde 141 – (1)

Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

…

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde

makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında

hüküm verilmeyen,

…

Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten

isteyebilirler.”

20. Anılan Kanun’un 142.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine

tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya

hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde

bulunulabilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

21. Mahkemenin 3/4/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 7/1/2013 tarih ve 2013/496

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

22. Başvurucular, Kanun’da öngörülen azami tutukluluk süresi dolmasına rağmen

tahliye edilmediklerini ileri sürerek Anayasa’nın 19. maddesinin ihlal

edildiğini iddia etmiş ve tahliye edilerek tazminata hükmedilmesini talep

etmişlerdir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

23. Adalet Bakanlığı görüşünde,

5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ila (d)

bentleri uyarınca, kanuna aykırı olarak tutulduğunu iddia eden kişinin tazminat

talep etme hakkına sahip olduğunu, anılan Kanun’un 142. maddesine göre bu

başvurunun kararın veya hükmün kesinleşmesinden sonra üç ay içinde yapılması

gerektiğini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de (AİHM) Demir/Türkiye ve Balca/Türkiye kararlarında, yukarıda

bahsedilen Kanun’daki tazminat düzenlemesini öncelikle başvurulması gereken

etkin bir iç hukuk yolu olarak değerlendirdiğini, Yargıtay 12. Ceza Dairesinin

4/4/2012 tarih ve E.2011/15700, K.2012/9187 ile 15/5/2012 tarih ve E.2011/20114,

K.2012/12183 sayılı kararlarında, 5271 sayılı Kanun’un 141. ve 142. maddeleri

ile ilgili olarak bazı durumlarda tazminat talebinin incelenebilmesi için

davanın esasıyla ilgili karar verilmesi zorunluluğunun bulunmadığı yönünde

karar verildiğini, belirtilen mevzuat hükümleri, AİHM içtihatları ve Yargıtay

kararlarına göre, öncelikle başvurulması gereken bir yol bulunmasına rağmen,

başvurucunun dilekçesinde belirtilen kanun hükümleri doğrultusunda tazminat

talebinde bulunduğuna ilişkin herhangi bir bilgi bulunmadığını, bu nedenle

başvurucunun tutukluluk süresinin uzun olduğu ve Kanun’da düzenlenen azami

tutukluluk süresini doldurmasına rağmen tutukluluğunun devam ettiğine ilişkin

şikâyetleri ile ilgili başvuru yollarının tüketilmediğini belirtmiştir.

24. Başvurucular, Bakanlık

görüşüne karşı beyanlarını yasal süresi içinde Anayasa Mahkemesine

sunmamışlardır.

25. Başvurucular, Kanun’da

öngörülen azami tutukluluk süresinin aşılmış olduğunun tespitiyle tahliyelerine

karar verilmesini ve tazminata hükmedilmesini talep etmektedirler. 5271 sayılı

Kanun’un koruma tedbirleri nedeniyle tazminata dair düzenlemelerine bu açıdan

bakıldığında, başvurucuların şikâyetiyle ilgili bir çözüm getirilmediği

görülmektedir. Başvurulması hâlinde bu yol yalnızca maddi ve manevi zararların

giderilmesini teminat altına almakta, fakat hukuka aykırı tutulduğu tespit

edilse dahi kişiye serbest bırakılma konusunda bir imkân sunmamaktadır. Anayasa

Mahkemesi birçok kararında bireysel başvurunun esastan incelenmesinden önce

tutukluluk hâli sona ermediği sürece, kişinin bu yola gitmesinin somut talebi

açısından etkili sayılamayacağına ve dolayısıyla tüketilmesi gerekmediğine

hükmetmiştir (Benzer birçok karar yanında bkz: B. No:

2012/239, 2/7/2013, § 33). Mevcut başvuru açısından bu kararlardan dönmeyi

gerektiren bir husus bulunmamaktadır. Bu nedenle Adalet Bakanlığının,

başvurucuların tutukluluk nedeniyle tazminat davası açmadığı ve başvuru

yollarını tüketmediği yönündeki ön itirazı kabul edilemez.

26. Açıkça dayanaktan yoksun

olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden

de görülmeyen başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

27. Başvurucular, tutukluluk

süresinin Kanun’da öngörülen azami süreyi aşması nedeniyle hukuki olmadığını

ileri sürmüşlerdir.

28. Adalet Bakanlığı görüşünde;

Anayasa Mahkemesinin konuya ilişkin birçok kararında, bir kişi hakkında verilen

mahkûmiyet kararı ile birlikte suç isnadına bağlı olarak tutulma durumunun sona

erdiğini, temyiz aşamasında geçen sürelerin toplam tutukluluk süresinin

hesabında dikkate alınmaması gerektiğini, dolayısıyla Kanun’da belirtilen azami

sürenin aşıldığı yönündeki iddiaların değerlendirmesinde bu hususun Anayasa

Mahkemesince dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir.

29. Başvurucular, Bakanlık

görüşüne karşı beyanlarını yasal süresi içinde Anayasa Mahkemesine

sunmamışlardır.

30. Anayasa’nın 19. maddesinin

birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve

güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda

öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veya

tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne

çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehlike

teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri

veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı

için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine

getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da

hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin

yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun

bırakılamaz.

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak

kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini

önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda

gösterilen diğer hallerde hakim kararıyla

tutuklanabilir. Hakim kararı olmadan yakalama, ancak

suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun

şartlarını kanun gösterir.”

31. Başvurucuların kanuni

tutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin bu şikâyetinin Anayasa’nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

32. Anayasa’nın 19. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu

ilke olarak ortaya konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve

şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum

bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin

özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi

kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı halinde söz konusu

olabilir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

33. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı

13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca

Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 19. maddesindeki

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumların şekil ve

şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesindeki temel hak

ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğine dair kural ile uyumludur (B.

No: 2012/1303, 21/11/2013, § 30).

34. Kişi hürriyeti ve

güvenliğine ilişkin sınırlamaların, kanunda belirtilen esas ve usule

uygunluğunu sağlama yükümlülüğü ilke olarak idari organlara ve derece

mahkemelerine aittir. Anayasa’nın 19. maddesinin amacı bireyi keyfi bir şekilde

özgürlüğünden alıkoymaya karşı korumak olup, maddede öngörülen istisnai

hâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların maddenin amacına uygun

olması ve keyfi uygulamaya yol açmaması gerekir. Bu nedenle Anayasa’nın 19.

maddesinde yer alan hürriyetten yoksun bırakmanın şekil ve şartlarının kanunda

gösterilmesi kuralı gereğince, başvurucunun tutukluluk durumunun “kanuni” dayanağının bulunup

bulunmadığının, kanunun özgürlükten yoksun kılmaya izin verdiği hâllerde ise

hukuk devleti ilkesi gereği, keyfiliği önlemek için, uygulanmasında yeterli

ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olup olmadığının Anayasa

Mahkemesince incelenmesi gerekir.

35. Tutuklamaya ilişkin hükümler

5271 sayılı Kanun’un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye

göre kişi ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını

gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde tutuklanabilir.

Maddede tutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir (B. No:

2012/1137, 2/7/2013, § 45).

36. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine giren

işlerde tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu

hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabileceği, ancak uzatma süresinin toplam

üç yılı geçemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplam

tutukluluk süresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır.

37. Somut olayda başvuruculardan

Şahin Güzel 6/2/2007 tarihinde gözaltına alınarak 10/2/2007 tarihinde, Bülent

Güzel 20/2/2007 tarihinde gözaltına alınarak 21/2/2007 tarihinde tutuklanmış

olup 5271 sayılı Kanun’un yukarıda belirtilen hükümleri uyarınca tutukluluk

için öngörülen azami sürenin aşıldığı iddiasıyla tahliye talebinde

bulunmuşlardır. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın 2/4/2013

tarihli beşinci celsesinde başvurucular hakkındaki diğer tutuklama

müzekkereleri infazdan kaldırılarak, daha önce tutuklama müzekkeresi

çıkarılmayan suç örgütü üyesi olmak fiilinden tutuklanmalarına karar

verilmiştir.

38. Anayasa’da yer alan hak ve

özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındaki

kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireysel

başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerinin

yorumu ve somut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinin takdir yetkisi

kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz şekilde aykırı yorumlar ile

delil değerlendirmesinde bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunması

halinde hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren bu tür kararların bireysel

başvuruda incelenmesi gerekir.

39. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinde soruşturma ve kovuşturma evrelerinde kişilerin tutulabileceği azami

kanuni süreler düzenlenmiştir. Buna göre, kişi hakkında birden fazla suça

ilişkin aynı dosya kapsamındaki yargılamada tutukluluk süresinin her bir suç

için ayrı ayrı değil, soruşturma ve kovuşturmanın tamamı açısından sonuç

doğuracağı anlaşılmaktadır (B. No: 2012/1303, 21/11/2013, § 37).

40. 5271 sayılı Kanun’daki azami

tutukluluk süresinin ağır cezalık işler bakımından uzatmalarla birlikte azami

beş yıl olduğu, bu haliyle düzenlemenin öngörülebilir olduğu anlaşılmaktadır.

Ancak derece mahkemelerinin aynı dosya kapsamındaki suçlar yönünden kanuni

tutukluluk süresinin her suç için ayrı ayrı hesaplanması gerektiği yönündeki

yorumu, bireylerin tutuklu olarak yargılanabileceği azami süreyi belirsiz ve

öngörülemez bir şekilde uzatmaya elverişlidir. Zira bir kişi hakkında birden

fazla suç isnadı olması halinde azami tutukluluk süresi her biri için ayrı ayrı

hesaplandığında kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği süre öngörülemez

bir şekilde uzayacaktır. Bir hukuk devletinde henüz suçluluğu hükmen sabit hale

gelmemiş bir bireyin mahkemenin benimsediği yorum nedeniyle belirsiz bir süre

boyunca özgürlüğünden yoksun bırakılması düşünülemez (B. No: 2012/1137,

2/7/2013, § 53).

41. Tutukluluk süresinin

hesabında ilk derece mahkemesi önünde yargılama aşamasında geçen sürelerin

dikkate alınması gerektiği, zira yargılanmakta olduğu davada ilk derece

mahkemesi kararıyla mahkûm edilen bir kişinin hukuki durumunun “bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıktığı ve tutmanın

nedeninin “ilk derece mahkemesince verilen

hükme bağlı olarak tutma” haline dönüştüğü Anayasa Mahkemesince

verilen birçok kararda belirtilmiştir (Diğerleri yanında bkz. B. No: 2013/1303,

21/11/2013, § 42). Bu bakımdan temyiz aşamasında geçen süreler tutukluluk

süresinin değerlendirmesinde göz önünde bulundurulmaz. Ancak bozma kararı

sonrasında bireyin durumu tekrar suç isnadına bağlı tutmaya dönüşeceğinden ilk

derece mahkemesi önünde geçen süre değerlendirmede dikkate alınacaktır.

42. Somut olayda başvuruculardan

Şahin Güzel’in 6/2/2007 ve Bülent Güzel’in 20/2/2007 tarihinde gözaltına

alınması ile ilk derece mahkemesinin 24/2/2010 tarihli kararı arasında Şahin

Güzel 3 yıl 18 gün, Bülent Güzel ise 3 yıl 4 gün “bir suç isnadına bağlı olarak” tutulmuştur.

43. Başvurucular, Mahkemenin

mahkûmiyet kararını temyiz etmişlerdir. İlk derece mahkemesinin 24/2/2010

tarihli kararı, Yargıtay tarafından yapılan temyiz incelemesi neticesinde

15/4/2011 tarihinde bozulmuştur. İlk derece mahkemesinin karar tarihi ile Yargıtayın bozma kararı tarihi arasında geçen sürede

başvurucular, “ilk derece mahkemesince

verilen hükme bağlı olarak” tutulmuşlardır.

44. Yargıtayın bozma kararı üzerine

yargılanmasına devam olunan başvurucuların İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin

9/5/2013 tarihli kararıyla ayrı ayrı 26 yıl 11 ay hapis cezası ile

cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Yargıtayın

bozma karar tarihi ile derece mahkemesinin karar tarihi arasında başvurucular

yeniden “bir suç isnadına bağlı olarak”

tutulmaya devam edilmişlerdir. Dolayısıyla Yargıtay aşamasında “ilk derece mahkemesince verilen hükme bağlı olarak”

tutuldukları süre düşüldükten sonra başvuruculardan Şahin Güzel 5 yıl 1 ay 13

gün, Bülent Güzel ise 5 yıl 29 gün “bir suç

isnadına bağlı olarak” tutulmuştur. Buna göre, derece mahkemesinin

9/5/2013 tarihli kararı itibarıyla her iki başvurucu yönünden de Kanun’da

belirtilen azami tutukluluk süresi aşılmıştır.

45. Açıklanan nedenlerle,

Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

46. 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas

inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği belirtilmiş, ancak

yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde karar

verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

47. Başvuruda Anayasa’nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucular

hakkında derece mahkemesince mahkûmiyet kararı verilmekle tutukluluk hali sona

ermiştir. Bu durumda, ihlalin tespiti dışında sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yapılması gereken bir husus bulunmadığı

anlaşılmaktadır.

48. Başvurucular

maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

49. Başvurucular, uğradıklarını

iddia ettiği maddi zarar ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesine herhangi bir

belge sunmamışlardır. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için,

başvurucuların uğradıklarını iddia ettiği maddi zarar ile tazminat talebi

arasında illiyet bağı kurulması gerekir. Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge

sunmayan başvurucuların maddi tazminat talepleri reddedilmelidir.

50. Özgürlük

ve güvenlik hakkına yönelik müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle telafi

edilemeyecek ölçüdeki manevi zararı karşılığında somut olayın özelliklerini

dikkate alarak başvuruculara 5.000,00’er TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

51. Başvurucular tarafından

yapılan toplam 396,70 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.896,70 TL yargılama giderinin başvuruculara ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Kanun’da öngörülen azami tutukluluk süresinin aşılması nedeniyle Anayasa’nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvuruculara 5.000,00’er TL manevi tazminat ÖDENMESİNE

ve tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucular tarafından yapılan toplam 396,70 TL harç ve

1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.896,70 TL yargılama giderinin

BAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğinden sonra Maliye Hazinesine yapılacak

başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması

halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için

yasal faiz uygulanmasına,

3/4/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Celal Mümtaz AKINCI

M. Emin KUZ

Raportör : Serhat ALTINKÖK Başvurucular : Şahin GÜZEL Bülent GÜZEL Vekili : Av. Yüksel ILGIN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/496, 3 Nisan 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. C. Başvuruculara 5.000,00’er TL manevi tazminat ÖDENMESİNE
  16. E. Ödemenin, kararın tebliğinden sonra Maliye Hazinesine yapılacak
  17. M. Emin KUZ
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/496
Tarih
3 Nisan 2014

İlgili Kararlar

  • Abdulkadir Bolluk Başvurusu (B. No: 2013/5278)
  • Ömer Üğdül Başvurusu (B. No: 2013/2056)
  • Nail Artuç Başvurusu (B. No: 2013/2839)
  • Sadettin Pahsa ve Bedri Orundaş Başvurusu (B. No: 2013/736)
  • Ali Yılmaz Başvurusu (B. No: 2013/6689)
  • Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi Başvurusu (B. No: 2012/636)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.