İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

M. M. E. ve T. E. Başvurusu (B. No: 2013/2910)

(Başvuru Numarası: 2013/2910)

Başvuru No2013/2910Tarih5 Kasım 2015Okuma83 dk · 16.683 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm

Başvuru No
2013/2910
Karar tarihi
5 Kasım 2015
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

16.683 kelime·83 dk okuma·18 bölüm

M. M. E. VE T. E. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/2910)

Karar Tarihi: 5/11/2015

R.G. Tarih ve Sayı: 2/2/2016-29612

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1.

Başvuru, velayeti birinci başvurucuya verilen çocuğun Aile ve Sosyal

Politikalar Bakanlığı yetkililerince başvurucu babaya teslim edilmemesi

nedeniyle aile hayatına saygı hakkının, çocuğun koruma altında olduğu süreçte

eğitimine devam edememesi nedeniyle de eğitim ve

öğrenim hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2.

Başvuru, 7/5/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe

ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun

Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3.

İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4.

Bölüm Başkanı tarafından 30/9/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5.

Adalet Bakanlığına (Bakanlık) başvuru konusu olay ve olgular bildirilmiş,

başvuru belgelerinin bir örneği görüş için gönderilmiştir. Bakanlığın 9/3/2015

tarihli görüş yazısı 13/3/2015 tarihinde birinci başvurucuya tebliğ edilmiş;

başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyan dilekçesini 12/6/2015 tarihinde ibraz

edilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6.

Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama ve icra dosyaları içeriğinden

tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

1. Velayet ve

Koruma Tedbirlerine İlişkin Yargısal Kararlar

7.

Birinci başvurucu baba; davalı ile evlilik dışı birlikteliğinden olan ve noter

senedi ile tanıdığı ikinci başvurucu konumunda olan 5/3/1999 doğumlu T.E.nin, davalıdan ayrıldıktan sonra kendisiyle yaşamaya

başladığını, daha sonra davalının başkasıyla evlendiğini ve T.E.nin

velayetini mahkeme kararıyla aldığını ancak müşterek çocuğun davalı anne

yanında kalmasının zihinsel ve bedensel gelişimini olumsuz yönde etkileyeceğini

belirterek 2/3/2011 tarihinde velayetin kendisine bırakılması talebiyle

İstanbul 1. Aile Mahkemesinin E.2011/152 sayılı dosyasında dava açmıştır.

8.

Mahkeme, 26/1/2012 tarihli ve E.2011/152, K.2012/23 sayılı kararıyla müşterek

çocuğun başvurucu baba yanında kalmasının ruhsal ve fiziksel gelişimi açısından

daha uygun olacağı, çocuğun doğumundan itibaren yaklaşık on yıl süresince

babasının yanında kaldığı, davalı annenin evli olduğu şahıs ile başvurucu baba

arasında husumet oluştuğu, çocuğun babasının akrabaları ile bir aile ortamında

rahatlıkla yaşadığı ve özgürce davranabildiği, annenin çocuk üzerinde yoğun

baskı ve yönlendirmesi bulunduğu, bu nedenle çocuğun babasına olan sevgisini

yansıtamadığı; anne, baba ve annenin eşi arasındaki husumetten yoğun şekilde

etkilendiği anlaşılan ve ergenlik dönemine yaklaşan çocuğun bu dönemi rahat

aşması için bir baba modeline ihtiyacı olduğu, anne yanında kaldığı sürede

çocuğun bir aile ortamında olmasına rağmen aile olma hissiyatını

yaşayamadığının anlaşıldığı gerekçesiyle çocuğun velayetinin anneden alınarak

başvurucu babaya verilmesine ve anne ile çocuk arasında da kişisel ilişki

tesisine karar verilmiştir.

9.

İlk Derece Mahkemesi kararı, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 25/9/2012 tarihli ve

E.2012/5531, K.2012/22432 sayılı ilamıyla onanmış; karar düzeltme isteminin

aynı Dairenin 27/12/2012 tarihli ve E.2012/24237, K.2012/31916 sayılı ilamıyla

reddedilmesi neticesinde kesinleşmiştir.

10.

Belirtilen kararın kesinleşme sürecinde başvurucu baba tarafından İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığına verilen ve müşterek çocuğa annesi ve annenin eşi

tarafından bazı tıbbi uygulamalarda bulunulduğu, çocuğun beden ve ruh

sağlığının tehlikede olduğu tespitlerini ve bu nedenle 8/3/2012 tarihli ve 6284

sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun

uyarınca gerekli tedbirlerin alınması talebini içeren 28/5/2012 tarihli dilekçe

üzerine, aynı tarihte başvurucunun ifadesi de alınmak suretiyle ilgili kolluk

birimlerine talimat verilmiş ve Aile Mahkemesinden 6284 sayılı Kanun’un 4. ve

5. maddeleri uyarınca gerekli koruyucu ve önleyici tedbir kararlarının

verilmesi talep edilmiştir.

11.

Söz konusu talep üzerine İstanbul 4. Aile Mahkemesinin 28/5/2012 tarihli ve

E.2012/104 Değişik İş, K.2012/102 sayılı kararı ile 6284 sayılı Kanun’un 5.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi ve (3) numaralı fıkrası uyarınca

anne ve eşinin müşterek çocuğa yönelik şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya

küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmamasına ve çocuğun anneden

alınarak başvurucu babaya teslimine karar verilmiştir.

12.

İlgili kolluk birimlerince anne ve çocuğun bulunduğu yerin araştırılmasına

rağmen sonuç alınamaması üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 31/5/2012

tarihinde İstanbul 4. Aile Mahkemesinden anne hakkında zorlama hapsine

hükmedilmesi talep edilmiş, Mahkemenin 2012/104 Değişik İş sayılı dosyasında

açılan 31/5/2012 tarihli tutanakta, anne tarafından 28/5/2012 tarihli tedbir kararına

yapılan itirazın sonuçlanmadığı belirtilerek ilgili itiraz neticesinin

beklenmesine karar verilmiştir.

13.

Anne tarafından 4/6/2012 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının

S.2012/79000 sayılı dosyası üzerinden başvurucu baba tarafından çocukla

birlikte banyoya girildiği, üzerine işendiği ve benzer şekilde kötü muamelede

bulunulduğu hususunda yapılan şikâyet üzerine İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığınca İstanbul 4. Aile Mahkemesine gönderilen 4/6/2012 tarihli

müzekkere ile anne ve baba tarafından karşılıklı olarak ileri sürülen iddialar

dikkate alınarak çocuğun her iki taraf nezdinde bırakılması sakıncalı görülmüş,

6284 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (3) numaralı fıkrası delaletiyle 3/7/2005

tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 5. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (c) bendi gereğince bakım tedbirine hükmedilmesi talep edilmiş,

İstanbul 4. Aile Mahkemesinin 4/6/2012 tarihli ve E.2012/104 Değişik İş,

K.2012/102-1 sayılı kararı ile her iki taraf açısından da çocuğa karşı

davranışları konusunda vahim iddiaların ileri sürüldüğü belirtilerek 6284

sayılı Kanun’un 5. maddesinin (3) numaralı fıkrası delaletiyle 5395 sayılı

Kanun’un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) ve (d) bentleri uyarınca

çocuk hakkında sağlık ve bakım tedbiri uygulanmasına ve karar gereğinin ifası

için Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı İl Müdürlüğüne (Bakanlık İl

Müdürlüğü) gönderilmesine karar verilmiştir.

14.

Taraflarca söz konusu karara itiraz edilmesi üzerine İstanbul 4. Aile

Mahkemesinin 13/6/2012 tarihli kararı ile Bakanlık İl Müdürlüğüne müzekkere

yazılarak bir psikolog ve bir sosyal hizmet uzmanı tarafından inceleme

yapılması talep edilmiştir. Baba tarafından verilen 18/6/2012 tarihli

dilekçede, çocuğun hâlen ilgili Kuruma teslim edilmediğinin, bu nedenle hayatından

endişe edildiğinin belirtilmesi üzerine Mahkemece aynı tarihte verilen son

koruma kararı üzerine yapılan işlemlerin aşamaları hakkında bilgi istenilmiş;

Bakanlık İl Müdürlüğünce verilen aynı tarihli cevap yazısında çocuğun Halkalı

Yetiştirme Yurdunda (Kurum) kalmasının uygun görüldüğü ve bu doğrultuda işlem

yapılmak üzere ilgili kararda belirtilen adresler itibarıyla kolluk birimleri

ve idari makamlarla yazışmaların yapıldığı belirtilmiştir.

15.

Kurum sosyal hizmet uzmanı ve psikoloğu tarafından hazırlanan ve 28/6/2012

tarihinde İstanbul 4. Aile Mahkemesine sunulan ön inceleme raporunda,

taraflarla görüşmeye başlanıldığı ancak Erdek’te bulunan baba ve babaanne ile

görüşülememesi nedeniyle mahallinde ayrı bir rapor tanzim edilmesinin uygun

olacağı bildirilmiş; Mahkemece aynı tarihte Erdek Asliye Hukuk Mahkemesine

talimat yazılarak inceleme yaptırılması talep edilmiştir.

16.

Belirtilen süreçte Bakanlık İl Müdürlüğünce İstanbul 4. Aile Mahkemesine

gönderilen 13/7/2012 tarihli yazıda, çocuğun Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları

Hastanesinde takibinin yapılmasının uygun görüldüğü, 6/7/2012 tarihi itibarıyla

söz konusu Hastanede sağlık hizmeti almaya başladığı, çocuğun Kuruma kabulünün

yapıldığı tarihten itibaren düzenli olarak Kuruma gelen anne ve babanın çocuğu

götürme yönünde davranışlarda bulunmaları üzerine kendilerine ilgili bakım

tedbiri kararı hatırlatılarak çocukla uygun görüşme günlerinin bildirildiği

belirtilmiştir.

17.

Anne tarafından İstanbul 4. Aile Mahkemesine verilen 24/7/2012 tarihli dilekçe

ile çocuğun asperger sendromu hastası olması

nedeniyle kendisine veya anneannesine teslimi talep edilerek 4/6/2012 tarihli

karara itiraz edilmiş, Mahkemenin 25/7/2012 tarihli ve E.2012/104 Değişik İş,

K.2012/102-3 sayılı kararı ile çocuk ve ailenin durumu hakkında yaptırılan

bilirkişi incelemesinin sonuçlanmadığı belirtilerek itiraz reddedilmiştir.

Mahkemece annenin itiraz dilekçesi dikkate alınarak Kuruma yazılan 1/8/2012

tarihli yazı ile çocuğun genel durumu hakkında birer ay arayla rapor tanzim

edilmesi ve Mahkemeye gönderilmesi talep edilmiştir.

18.

İstanbul 4. Aile Mahkemesince yazılan talimat üzerine ilgili sosyolog ve

psikolog tarafından tanzim edilen raporlar ile 15/8/2012 tarihli raporlar (bkz.

§ 41) Erdek Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/104 sayılı dosyasında ibraz edilmiş,

İstanbul 4. Aile Mahkemesince görevlendirilen psikolog ve sosyal hizmet uzmanı

tarafından tanzim edilen 14/8/2012 tarihli rapor da (bkz. § 41) aynı tarihte

İstanbul 4. Aile Mahkemesine ulaştırılmıştır.

19.

14/8/2012 tarihinde dosyayı ele alan Mahkeme, aynı tarihli ve E.2012/104

Değişik İş, K.2012/102-4 sayılı kararı ile -bilirkişi raporunda yer verilen

bulgulara değinilmek suretiyle- çocuğun yurtta kalış süresinin uzamasının çocuk

üzerinde olumsuz etkiler oluşturacağını tespit etmiş ve 5395 sayılı Kanun’un 5.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi uyarınca çocuğun koruyucu aile

olarak anneannesine teslimi ile hakkındaki sağlık tedbirinin devamına karar

vermiştir.

20.

Erdek Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilen talimat doğrultusunda düzenlenen

raporlar da incelenmek suretiyle Mahkemece görevlendirilen psikolog ve sosyal

hizmet uzmanı tarafından hazırlanan rapor 13/9/2012 tarihinde (bkz. § 42),

Kurum sosyal hizmet uzmanı ve psikoloğu tarafından hazırlanan 7/9/2012 tarihli

sosyal inceleme raporu ise (bkz. § 43) aynı tarihte ilgili Değişik İş

dosyasında ibraz edilmiştir.

21.

Başvurucu baba tarafından çocuğun koruyucu aileye teslimine ilişkin 14/8/2012

tarihli karara karşı yapılan itiraz, Mahkemenin 28/9/2012 tarihli ve E.2012/104

Değişik İş, K.2012/102-5 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

22.

Başvurucu baba tarafından velayetin esasına ilişkin İstanbul 1. Aile

Mahkemesinin 26/1/2012 tarihli ve E.2011/152, K.2012/23 sayılı kararının

27/12/2012 tarihinde kesinleştiği belirtilerek koruma kararının kaldırılması ve

çocuğun kendisine tesliminin talep edilmesi üzerine Mahkemenin 31/1/2013

tarihli ve E.2012/104 Değişik İş, K.2012/102-6 sayılı kararı ile çocuğun

koruyucu aileye teslimine ilişkin kararın kaldırılarak başvurucu babaya

teslimine karar verilmiş; karar gerekçesinde, velayete ilişkin dava sürecinde

çocuğun sağlık durumu ve baba ile çocuk arasındaki ilişkiler de

değerlendirilmek suretiyle kararın onanarak kesinleştiği ve baba hakkında

çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçu kapsamında yürütülen soruşturma

neticesinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği hususlarına yer

verilmiştir.

23.

Mahkemece belirtilen karar 1/2/2013 tarihinde Bakanlık İl Müdürlüğüne

bildirilmiş, Kurum tarafından Mahkemeye gönderilen 13/3/2013 tarihli yazıda,

karar gereğinin ifası için çocuk ve koruyucu aile olan anneanneye ulaşılmaya

çalışıldığı ancak sonuç alınamadığı, ilgili emniyet birimlerinin çocuğun

bulunduğu yerin tespiti ile Kuruma teslimi hususunda bilgilendirildiği ve

çocuğun teslimini müteakip karar gereğinin yerine getirileceği bildirilmiştir.

Yazı içeriğinde ayrıca çocuğun akıbeti hakkında endişe duyulduğu, annenin de

yeni bir velayet davası açmış olduğu, çocuğun bu çekişmede örselendiği

belirtilerek çocuğun daha fazla zarar görmemesi amacıyla ve üstün yararı

dikkate alınmak suretiyle hakkında bakım tedbiri uygulanmasına karar verilmesi

talep edilmiştir. Söz konusu yazı üzerine Mahkemece dosya yeniden ele alınmış

ve 14/3/2013 tarihli ve E.2012/104 Değişik İş, K.2012/102-7 sayılı karar ile

çocuk hakkındaki koruma kararı kaldırılarak kesinleşmiş velayet ilamı nedeniyle

dosyadan el çekildiği ve anne tarafından İstanbul 5. Aile Mahkemesinin

E.2013/54 sırası üzerinde velayet davası açıldığı dikkate alındığında velayet

ve bakım ile ilgili tüm tedbirlerin davanın esasının görüldüğü Mahkeme

tarafından değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek talep reddedilmiştir.

24.

Söz konusu sürecin yanı sıra velayetin esasına ilişkin kararın kesinleşmesini

müteakip anne tarafından çocuğun teslim edilmediği iddiası ile başvurucu baba

tarafından çocuğun teslimi hususunda ihtiyati tedbir talebinde bulunulmuş,

talep Erdek Asliye Hukuk Mahkemesinin 17/1/2013 tarihli ve 2013/9 Değişik İş

sayılı kararı ile kabul edilerek İstanbul 1. Aile Mahkemesinin 26/1/2012

tarihli ve E.2011/152, K.2012/23 sayılı ilamının ihtiyati tedbir yolu ile

infazına ve çocuğun bulunduğu yerden alınarak başvurucu babaya teslimine karar

verilmiştir.

25.

Bakanlık İstanbul İl Müdürlüğü tarafından, İstanbul 1. Çocuk Mahkemesinin

2013/29 Tedbir sayılı dosyası üzerinde, müşterek çocuğun velayeti hususunda

anne ve baba arasında uzun süren bir husumetin bulunduğu, bu kapsamda çocuk

hakkında İstanbul 4. Aile Mahkemesi tarafından bakım ve sağlık tedbiri

uygulandığı, aynı karar kapsamında çocuğun koruyucu aile olarak anneanneye

teslimine hükmedildiği, sonrasında babanın itirazı üzerine kararın kaldırılarak

çocuğun babaya teslimine karar verildiği ancak çocuğun baba yanında kalmak

istemeyip annesiyle birlikte kalmak istediğini belirttiği ifade edilerek anne

ve baba arasındaki iletişimin kopuk olması nedeniyle çocuk için en uygun hizmet

modelinin belirlenmesi ve çocuğun eğitim hayatına sağlıklı biçimde devam

edebilmesi, tedavi ve terapilerini sürdürebilmesi amacıyla otuz gün süreyle

acil koruma kararı verilmesi talep edilmiştir. Mahkemenin 15/3/2013 tarihli ve

2013/29 Tedbir sayılı kararı ile çocuk hakkında 5395 sayılı Kanun’un 9. maddesi

gereğince otuz gün süreli acil koruma kararı uygulanmasına hükmedilmiştir.

26.

Söz konusu karara başvurucu baba tarafından itiraz edilmesi üzerine Mahkemenin

8/4/2013 tarihli ve 2013/29 Tedbir sayılı kararı ile daha önce verilmiş olan

15/3/2013 tarihli kararın kaldırılmasına ve çocuk hakkında İstanbul 1. Aile

Mahkemesinin 26/1/2012 tarihli ve E.2011/152, K.2012/23 sayılı ilamı

doğrultusunda işlem yapılabileceğine karar verilmiştir. Karar gerekçesinde,

çocuğun fiilen bulunmamasına rağmen İl Korunmaya Muhtaç Çocuklar Komisyonu

(Komisyon) tarafından 15/3/2013 tarihli toplantıda çocuk hakkında nasıl bir

önlem alınabileceği daha sonra değerlendirilmek üzere acil koruma kararı

alınmasına karar verildiği, Mahkemece aynı gün çocuk hakkında acil koruma

kararı verildiği, ancak çocuğun nerede olduğu belli olmadığından kararın

uygulanamadığı, itiraz dilekçesi ekinde ibraz edilen ilam uyarınca çocuğun velayetinin

babaya verilmiş olduğunun anlaşıldığı, bu kapsamda çocuğun velayeti ve velinin

gözetim ve denetim görevi hususunu değerlendirme yetkisinin söz konusu kararı

vermiş olan İstanbul 1. Aile Mahkemesine ait olduğu, babanın velayet görevini

gereği gibi yerine getirmediğine ilişkin bir iddia ve olgu bulunmadığı gibi

velayetin kaldırılması konusunda herhangi bir yargısal sürecin de söz konusu

olmadığı; Komisyon tarafından bizzat görülmeyen, nerede veya hangi koşullarda

barındığı bilinmeyen, velayeti de hükmen babasında olan çocuk hakkında karar

verme hususunda Mahkemenin görevsiz olduğu, ayrıca 5395 sayılı Kanun kapsamında

acil koruma kararı alınmasına gerek duyulmadığı belirtilmiştir.

27.

Başvurucu baba tarafından Kuruma verilen 10/4/2013 tarihli dilekçe ile çocuğun

bulunduğu birimden alınarak kendisine teslimine ilişkin işlemlerin yapılması

yönünde talepte bulunulmuştur.

28.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından 12/4/2013 tarihinde çocuk

hakkında 6284 sayılı Kanun uyarınca tedbir kararı talep edilmiş, talep

dilekçesinde her ne kadar çocuğun velayeti başvurucu babaya verilmiş ise de

çocuğun babasıyla yaşadığı dönemde kendisine yönelik tutum ve davranışları

nedeniyle kendisini birey olarak hissedemediği, babasının kendisini “malı” gibi görmesinin çok üzücü olduğu ve

babasıyla yaşadığı bazı olayları unutamadığı, bunları aşağılayıcı davranışlar

olarak nitelendirdiği, bunun yanı sıra icra vasıtasıyla çocuğun tesliminin

talep edilmesi üzerine, çocuğun teslim tarihinde babasıyla gitmek istemediği,

gitmektense ölmeyi tercih ettiğini beyan ettiği, bunun üzerine Kurumda hazır

olan pedagogun çocukla görüştüğü ancak çocuğun giderse babasıyla durmayacağı,

kendini asacağı yönünde beyanda bulunduğu, bunun üzerine söz konusu hususlar

tutanağa bağlanarak teslimin gerçekleşmediği, velayete ilişkin kesinleşmiş

karar olmakla birlikte bu kararların niteliği gereği uyarlanabileceği, çocuğun

Kurumda kaldığı süre içinde anne ve baba arasındaki çekişmeden etkilendiği ve asperger hastası olduğu, bu durumun çocuğun psikososyal gelişimini olumsuz etkilediğinin anlaşıldığı,

çocuğun korunmaya muhtaç olmamakla birlikte velayet konusunda yaşanan

uzlaşmazlık durumu nedeniyle Kurum bakımına alındığı Komisyon raporunda

belirtilerek çocuğun yüksek yararı doğrultusunda geçici koruma altına alınması

istenmiştir. Söz konusu talep üzerine İstanbul 2. Aile Mahkemesinin 12/4/2013

tarihli ara kararıyla Prof Dr. Mazhar Osman Ruh

Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 4985713 sayılı

yazısında çocuğun ağır strese karşı diğer tepkiler denilen hastalığının

sürmekte olduğu ve babaya teslimi hâlinde ciddi intihar girişimlerinin söz

konusu olabileceği kanaati oluştuğundan Mahkeme pedagogunun belirtilen

Hastanede çocukla görüşerek rapor sunmasına karar verilmiş ve Mahkemenin 12/4/2013

tarihli ve 2013/153 Değişik İş sayılı kararı ile 6284 sayılı Kanun’un 5.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi uyarınca başvurucu babanın çocuğun

yaşadığı adrese ve devam ettiği okula altı ay süreyle yaklaşmamasına ve çocuk

hakkında 5395 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (1) numaları

fıkrasının (c) ve (d) bentleri uyarınca bakım ve sağlık tedbiri uygulanarak

kararın altı ay süreyle geçerli sayılmasına hükmedilmiştir. Karar gerekçesi

olarak -kesinleşmiş bir velayet hükmü bulunmakla birlikte- velayetin değişimi

hususunda ilgili ebeveyn arasında devam eden bir davanın bulunduğu, çocuk

hakkında daha önce verilen acil koruma kararı kaldırılmış olmakla birlikte bu

karara yapılan itirazın sonuçlanmadığı, Bakırköy 18. İcra Müdürlüğünün 2013/491

Talimat sayılı dosyasında bulunan tutanaklardan çocuğun teslimi için Kuruma

gelindiğinde çocuğun gitmek istemediği ve babaya teslimi hâlinde kendisini,

babasını ve gittiği evi yakacağı şeklinde beyanda bulunulduğunun, bunun üzerine

hazır bulunan pedagog tarafından çocuğun asperger

sendromu hastası olduğu belirtilerek teslimi hâlinde trajik sonuçlar

doğacağının beyan edildiğinin, bu olay sonrasında çocuğun Kurum tarafından

teslim edilmesine rağmen çocuğun oturduğu koltuktan kalkmayarak gitmemekte

ısrar etmesinin sonucunda Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine

ambulansla sevkinin sağlandığının anlaşıldığı, tüm bu tespitler çerçevesinde

çocuğun velayetine ilişkin kesinleşmiş bir Mahkeme kararı bulunmakla birlikte

çocuğun ruhsal durumu ve başvurucu baba ile ilgili tepkileri göz önünde

tutularak daha fazla zarar görmemesi açısından hakkında bakım ve sağlık tedbiri

uygulanması, babanın altı ay süreyle çocuğun yaşadığı yurt ve eğitim gördüğü

okula yaklaşmamasının uygun bulunduğu belirtilmiştir.

29.

Söz konusu karara yapılan itiraz İstanbul 3. Aile Mahkemesinin 2013/169 Değişik

İş sayılı kararı ile reddedilmiştir. Karar sonrasında, belirtilen dosya

üzerinden başvurucu baba tarafından yapılan tedbirin kaldırılması ve velayete

ilişkin hükmün infazının sağlanmasına yönelik talepler de Mahkemenin hükmün

infazı noktasında görevli olmadığı, tedbir süresinin bitmediği ve çocuğun

durumunda bir değişiklik olmadığı, velayete ilişkin diğer taleplerin ise

velayetin değiştirilmesine ilişkin devam eden dava dosyası kapsamında ileri

sürülebileceği belirtilerek muhtelif tarihlerde reddedilmiştir.

30. Aynı

dosya üzerinde Kurum tarafından çocuğun eğitimine devam edebilmesi için eğitim

tedbirine hükmedilmesi talep edilmiş, Mahkemenin 6/9/2013 tarihli ve 2013/153

Değişik İş sayılı ek kararı ile çocuğun okul kaydının yapılması hususunda

Zeytinburnu Yetiştirme Yurduna yetki verilmek suretiyle eğitim tedbiri

uygulanmasına karar verilmiştir.

31.

Belirtilen dosya üzerinde devam eden yargısal süreçte, Kurum tarafından koruma

kararının uzatılmasının talep edilmesi üzerine Mahkemece 4/10/2013 tarihli ara

karar kapsamında Mahkeme pedagogunun ve psikoloğun ilgili yurda giderek çocukla

görüşmesine ve acilen rapor tanzim etmesine karar verilmiştir (bkz. § 50). Söz

konusu rapor sonrasında Mahkemenin 7/10/2013 tarihli ek kararı ile ilgili

mevzuat hükümleri değerlendirilmiş, çocuğun velayetine ilişkin devam eden bir

davanın bulunduğu, velayete ilişkin esaslı kararların geciktirilmeksizin ilgili

Mahkeme tarafından verilmesi gerektiği, daha önce verilen kararın verilme

şartlarında değişiklik olduğu, çocuğun velayeti ve korunması konusunda

öncelikle hakkın özüne ve kullanımına ilişkin davanın görüldüğü Erdek Asliye

Hukuk Mahkemesinden talepte bulunulabileceği, çocuğun yardıma muhtaç çocuk

olarak değerlendirilmesi hâlinde ise 5395 sayılı Kanun’un 4. ve 5. maddeleri

doğrultusunda sağlık, koruma, eğitim ve bakım tedbirlerinin aynı yasanın 3.

maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince görevli Çocuk Mahkemesinden talep

edilmesi gerektiği, 6284 sayılı Kanun kapsamında baba tarafından hâlihazırda

şiddet tehdidinin söz konusu olmadığı belirtilerek talebin reddine

hükmedilmiştir.

32.

Söz konusu kararın ardından Kurum tarafından 10/10/2013 tarihinde, çocuk

hakkında verilen bakım, eğitim ve sağlık tedbirinin uzatılması talebiyle başvurulan

Bakırköy 1. Çocuk Mahkemesinin 10/10/2013 tarihli ve 2013/16 Tedbir sayılı

kararı ile çocuk hakkında İstanbul 2. Aile Mahkemesinin 12/4/2013 tarihli ve

2013/153 Değişik İş sayılı kararı kapsamında hükmedilen bakım, sağlık ve eğitim

tedbirinin uzatılmasına karar verilmiştir.

33.

Bakırköy 1. Çocuk Mahkemesinin 25/10/2013 tarihli ve 2013/46 Tedbir sayılı

kararı ile, Bakırköy 1. Çocuk Mahkemesinin 10/10/2013 tarihli ve 2013/16 Tedbir

sayılı kararının düzeltilerek İstanbul 2. Aile Mahkemesinin 12/4/2013 tarihli

ve 2013/153 Değişik İş sayılı kararı kapsamında hükmedilen bakım ve sağlık

tedbirinin, Kurum tarafından düzenlenen raporda velayetin değiştirilmesi

davasına ilişkin duruşmanın yapılacağı tarih olarak belirtilen 20/11/2013

tarihine kadar uzatılmasına ve çocuğun babasına teslimine ilişkin itirazın

reddine hükmedilmiştir. Kararın gerekçesi 9/10/2013 tarihli sosyal inceleme

raporunda (bkz. § 51) yer verilen tespitlere dayandırılmıştır.

34.

Koruma tedbirlerine ilişkin belirtilen süreçte müşterek çocuğun annesi

tarafından 23/1/2013 tarihinde İstanbul 5. Aile Mahkemesinin E.2013/54 sırası

üzerinde velayetin değiştirilmesi davası açılmış, Mahkemenin dava dilekçesinin

yetki yönünden reddine ilişkin 21/3/2013 tarihli kararının 16/5/2013 tarihinde

kesinleşmesi üzerine dosya 4/10/2013 tarihinde Erdek Hukuk Mahkemeleri Tevzi

Bürosuna gönderilmiştir. Erdek Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2013/202 sırasına

kaydı yapılan, Bakanlığın da feri müdahil sıfatıyla yer aldığı davada Erdek

Asliye Hukuk Mahkemesinin 19/11/2013 tarihli kararı ile davanın geldiği aşama,

toplanan deliller, mevcut raporlar ve çocuğun beyanı dikkate alınarak geçici

velayetinin anneye verilmesine, çocuğun babaya karşı duyduğu öfke ve davanın

niteliği dikkate alınarak çocuk ile baba arasında her ayın 1. ve 3. cumartesi

günü 12.00-15.00 saatleri arasında kişisel ilişki tesisine, çocuğun travmatik bir dönem yaşadığı dikkate alınarak kişisel

ilişki sırasında sosyal hizmet uzmanı bulundurulmasına karar verilmiş;

belirtilen ara karara karşı başvurucu baba tarafından yapılan itiraz ve kişisel

ilişkinin genişletilmesi yönündeki talep de çocuğun mevcut durumu ve özellikle

çocuğun teslimine ilişkin icra dosyasına yansıyan uzman tespitleri nedeniyle

reddedilmiştir. Belirtilen yargısal süreç sonucunda Erdek Asliye Hukuk

Mahkemesinin 21/4/2015 tarihli ve E.2013/202, K.2015/150 sayılı kararı ile

müşterek çocuğun velayetinin başvurucu babadan alınarak anneye verilmesine,

çocuk ile baba arasında her ayın 1. ve 3. cumartesi günü 09.00-17.00 saatleri

arasında baba yanında kalmak suretiyle kişisel ilişki tesisine ve verilen

tedbir kararlarının karar kesinleşinceye kadar devamına hükmedilmiş olup karar

başvurucu baba tarafından 30/6/2015 tarihinde temyiz edilmiştir.

2. Diğer

Yargısal Süreçler

35.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının S.2012/79000 sayılı evrakı üzerinde

hazırlanan 9/10/2012 tarihli ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda -her

ne kadar başvurucu baba hakkında- müşterek çocuğun yanında bulunduğu dönemlerde

çocuk ile birlikte banyoya girdiği, duşta üzerine işediği, çocuğun biriktirdiği

harçlıkları çaldığı ve zorla barlara götürdüğü iddia edilerek bu hususta çocuk

tarafından kaleme alındığı belirtilen bir mektup ibraz edilmiş ise de daha

sonra şüpheli başvurucu tarafından çocuğun el yazısı ile yazılmış olan ve

çocuğun daha önce yazılan mektup için özür dilediği, söz konusu yazının

sinirlendiği için yazılmış olduğu yönündeki beyanını içeren bir diğer mektup

sunulduğu göz önünde bulundurularak müsnet suçun

işlendiğine dair kamu davası açılması için yeterli delil bulunmadığı

belirtilmiştir.

36.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının S.2012/79000 sayılı evrakı üzerinde

hazırlanan 9/10/2012 tarihli iddianame ile -müşterek çocuğun annesi ve annenin

eşi hakkında- mağdur çocuğun başvurucu yanında bulunduğu dönemlerde çocuk ile

birlikte banyoya girdiğini, duşta üzerine işediğini, çocuğun biriktirdiği

harçlıkları çaldığını belirterek şikâyetçi oldukları ancak başvurucu hakkında müsnet suçları işlediğine dair yeterli delil elde

edilememesi nedeniyle ek takipsizlik kararı verildiği, bu nedenle şüphelilerin

eylemlerinin iftira suçuna vücut verebileceği belirterek kamu davası açılmış

olup söz konusu dava İstanbul 53. Asliye Ceza Mahkemesinin E.2012/783 sayılı

dosyası üzerinde devam etmektedir.

37.

Ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itiraz üzerine

Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 15/1/2013 tarihli ve 2013/16 Değişik İş

sayılı kararı ile olayın aydınlatılabilmesi için mağdur çocuğun ifadesine

başvurulması gerektiği belirtilerek çocuğun vekil nezaretinde ve sosyal hizmet

uzmanı veya psikolog eşliğinde ifadesinin alınması için İstanbul Nöbetçi Sulh

Ceza Mahkemesinin görevlendirilmesine karar verilmiştir.

38.

Çocuk, ifadesinin alınması hususunda görevlendirilen İstanbul 29. Sulh Ceza

Mahkemesinin 2013/112 Değişik İş sayılı dosyası üzerinden 16/4/2013 tarihinde

uzman pedagog eşliğinde alınan ifadesinde, babasıyla kaldığı dönemde babasının

kendisi ile birlikte banyoya girdiği, üzerine işediği, bu olayın birkaç defa

tekrarlanması üzerine durumu annesine ilettiği, annesinin durumu yazıya

dökmesini istemesi üzerine bir mektup yazarak durumu anlattığı ancak babasının

yönlendirmesi ile bu mektup içeriğini yalanlayan ikinci bir mektup yazmak

zorunda kaldığı, babasının davranışlarından dolayı çocukluğunun heba olduğunu

düşündüğü yönünde beyanda bulunmuş ve uzman pedagog tarafından tanzim edilen

18/4/2013 tarihli rapor ilgili dosyada ibraz edilmiştir. Bakırköy 10. Ağır Ceza

Mahkemesinin 27/5/2013 tarihli ve 2013/16 Değişik İş sayılı kararı ile çocuğun

beyanı ve belirtilen uzman raporuna atıf yapılarak başvurucu babanın kötü

muamele suçunu işlediğine dair yeterli şüphe oluştuğu ve hakkında kamu davası

açılması gerektiği sonucuna varıldığı belirtilmiş, itirazın kabulü ile ek

kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılmasına hükmedilmiştir.

39.

Başvurucu baba hakkında çocuğa kötü muamelede bulunmak suçundan yapılan

yargılama neticesinde İstanbul 66. Asliye Ceza Mahkemesinin E.2014/389,

K.2014/151 sayılı kararı ile delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verilmiştir.

40.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının S.2013/109677 sayılı evrakı üzerinden

başvurucu babanın Bakanlık görevlileri ve ilgili diğer görevliler hakkında

yaptığı şikâyet üzerine, ilgili görevlilerin Mahkeme kararlarını çocuğun

psikolojik ve diğer sağlık durumunu ve yüksek menfaatini gözeterek

uyguladıkları, bu nedenle çocuğun hürriyetinin kısıtlandığı ve eziyet edildiği

yönündeki iddiaların kanıtlanmadığı belirtilerek 2/12/1999 tarihli ve 4483

sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’un 4.

maddesinin son fıkrası uyarınca şikâyetin işleme konulmamasına karar

verilmiştir.

3. Çocuk

Hakkında Düzenlenen Uzman ve Komisyon Raporları

41.

İstanbul 4. Aile Mahkemesinin E.2012/104 Değişik İş sayılı dosyası üzerinden

yazılan talimat üzerine Erdek Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/104 sayılı

dosyasına ibraz edilen 15/8/2012 tarihli sosyolog ve psikolog raporlarında,

çocuğun anne ve baba arasında süren velayet mücadelesi nedeniyle Kurum bakımına

alındığı, çocuğun anne ve baba arasında gidip gelişinin bilinç yanılsamaları

ortaya çıkardığı, babanın sunduğu ev ortamının çocuğun fiziki ve ekonomik

gerekliliklerini karşıladığı, babanın sıklıkla şehir dışına çıkması nedeniyle

çocuğun Erdek’teki yaşantısının esasen babaanne ile olacağı, ebeveynin çocuğu

bir diğerinden uzaklaştırma eğilimi içerisinde olduğu, özellikle babanın anneye

karşı tepkili ve agresif yaklaştığı, annenin ise olaylara ilişkin

anlatımlarında daha sakin ve objektif olabildiği yönünde değerlendirmelere yer

verilmiştir. İstanbul 4. Aile Mahkemesince görevlendirilen psikolog ve sosyal

hizmet uzmanı tarafından tanzim edilen 14/8/2012 tarihli raporda ise çocuğun,

çocukluğunun büyük bir kısmında anne ve baba arasındaki velayete ilişkin sürece

tanık olarak psikolojisinin örselendiği, zaman zaman anne ya da baba arasında

tercih yapmak zorunda kalması nedeniyle suçluluk duyduğu, süreç içinde farklı

beyanlarda bulunduğunu kabul etmekle birlikte annesi ve bu mümkün olmazsa

anneannesi ile kalmakta karalı olduğu, bu kararlılığının sözlerinin yanı sıra

beden diline de yansıdığı, babaya karşı ise öfke ve kızgınlık duyguları

içerisinde olduğu, süreç uzadıkça kızgınlığının arttığı, ölüm ve intihardan

bahsetmeye başladığı, görevli meslek elemanlarının yönlendirmesi neticesinde

baba ile görüştüğü ancak bu konuda istekli olmadığı, ebeveyn arasındaki velayet

davasının adeta bir güç savaşına dönüştüğü ve çocuğun bu durumdan zarar

gördüğü, yurtta birlikte yaşadığı, anne babasının nerede olduğu bilinmeyen veya

ebeveyn tarafından terk edilen çocuklardan farklı olduğu için kendisini yalnız

hissettiği, bu nedenle ebeveynden birisinin yanında kalmasının yararlı olacağı

tespitlerine yer verilerek kendisini ifade edebilecek yaşa gelmiş olan çocuğun

kararlılıkla anne yanında kalmak istediğini söylemesi ve babaya karşı duyduğu

öfke dikkate alındığında anne yanında kalarak baba ile görüşmesinin uygun

olabileceği, sonuç olarak çocuğun Kurum bakımından alınıp anne yanına

verilmesinin veya devlet koruması devam etmek suretiyle anneannesi vasıtası ile

koruyucu aile hizmetinden faydalandırılmasının, anne ile babanın da ayrıntılı

bir ruh sağlığı değerlendirilmesinden geçirilerek çocuk hakkında sağlık tedbiri

uygulamasına devam edilmesinin uygun olacağı belirtilmiştir.

42.

Erdek Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilen talimat doğrultusunda düzenlenen

raporlar da incelenmek suretiyle İstanbul 4. Aile Mahkemesi tarafından

görevlendirilen psikolog ve sosyal hizmet uzmanınca hazırlanan 13/9/2012

tarihli raporda, koruyucu aile yanında yapılan takip görüşmesinde çocuğun Kurumda

kaldığı döneme kıyasla daha mutlu ve huzurlu olduğu, babası ile görüşme

konusundaki gerginliğinin devam ettiği, velayet davası sonuçlanıncaya kadar

koruyucu aile yanında kalmasının uygun olduğu belirtilmiştir.

43.

Kurum sosyal hizmet uzmanı ve psikoloğu tarafından hazırlanan ve İstanbul 4.

Aile Mahkemesinin E.2012/104 Değişik İş sayılı dosyasında ibraz edilen 7/9/2012

tarihli sosyal inceleme raporunda, çocuğun anne yanında kalarak baba ile

görüşmeye devam etmesinin, bu güne kadar çocuğa

verilen zararların telafisi için ise çocuk ve ebeveynin sistematik ve uzun

süreli psikoterapi sürecine tabi tutulmasının uygun olacağı ifade edilmiştir.

44.

Çocuğun koruyucu aile olarak teslim edildiği anneannesi tarafından Kuruma

teslimini müteakip 21/3/2013 tarihinde Kurum psikoloğu tarafından tanzim edilen

psikolojik değerlendirme raporunda, çocuğun Kurumda kalmayı istememekle

birlikte annesi ile yaşama isteği gerçekleşene kadar yurtta kalmaya

katlanabileceğini beyan ettiği, baba ile yaşadığı dönemlerde babanın kendisiyle

yakınlık kurmadığı, babasının kendisi ile birlikte banyoya girerek üzerine

işediği şeklinde bilgiler verdiği, anneannesiyle kaldığı iki aylık süreçte

okula gidemediği ve yeniden okula gidecek olmaktan mutluluk duyduğunu

belirttiği şeklinde tespitlere yer verilmiştir.

45.

Kurumunun 27/3/2013 tarihli talebi üzerine Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir

Hastalıkları Hastanesi çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanı tarafından hazırlanan

mütalaada, çocuğun yurtta kalma ve annesinden ayrılma ile ilgili depresif

olduğunu ve babaya karşı öfke duyduğunu, çocukla yapılan görüşmede babasının

kendisine karşı iyi davranmadığını, onu önemsemediğini ve babasının kendisine

malıymış gibi davranmasının kendisini kızdırdığını belirttiği ifade edilmiştir.

46.

Kurumun inceleme raporuna katkı sağlaması amacıyla yaptığı talep üzerine ilgili

İlköğretim Okulu Müdürlüğü tarafından tanzim edilen 3/4/2013 tarihli durum

tespit raporunda, çocuğun beşinci sınıf ve sekizinci sınıf arasındaki dönemde

gözlemlenen davranışları aktarılmıştır.

47.

Kurumun 9/4/2013 ve 10/4/2013 tarihlerinde gerçekleştirdiği Komisyon

toplantıları neticesinde velayet hakkına ilişkin süreçte anne ve babanın

birbirleri hakkında bulundukları suçlamalar sonucunda İstanbul 4. Aile

Mahkemesinin 4/6/2012 tarihli ve E.2012/104 Değişik İş, K.2012/102-1 sayılı

kararı ile 5395 sayılı Kanun uyarınca bakım ve sağlık tedbiri uygulanarak

çocuğun Halkalı Yetiştirme Yurduna yerleştirildiği, İstanbul 4. Aile

Mahkemesinin 14/8/2012 tarihli ve E.2012/104 Değişik İş, K.2012/102-4 sayılı ek

kararı ile çocuğun koruyucu aile olarak anneanne yanına yerleştirildiği ve

Kurum ile anneanne arasında koruyucu aile sözleşmesi tanzim edilerek çocuğun

anneanne ile yaşamaya başladığı, babanın velayet hakkına ilişkin ilamın

gereğinin yerine getirilmesi hususunda Kuruma başvurması üzerine koruyucu aile

adresine gidildiği fakat çocuğa ulaşılamadığı, 1/2/2013 tarihinde anneannenin

Kuruma telefon ile ulaştığı, telefonda çocukla yapılan görüşmede babasına

gitmektense intihar etmeyi tercih ettiğinin ifade edildiği, bunun üzerine

durumun 5/2/2013 tarihli yazılar ile İstanbul 4. Aile Mahkemesine ve ilgili

kolluk birimlerine bildirildiği, 22/2/2013 tarihinde Kurum bünyesinde yapılan

koruyucu aile toplantısında velayete ilişkin Mahkeme kararı göz önünde

bulundurularak ve anneannenin koruyucu aile olarak sorumluluklarını ihmal

ettiği tespit edilerek koruyucu aile statüsünün iptal edilip dosyanın korunmaya

muhtaç çocuk birimine gönderildiği tespitlerine yer verilen bir karar

alınmıştır. Kararda, çocuğun koruyucu aileye verilmesine ilişkin kararın

kaldırılarak babaya teslimine dair İstanbul 4. Aile Mahkemesinin 31/1/2013

tarihli ve E.2012/104 Değişik İş, K.2012/102-6 sayılı ek kararına rağmen çocuğa

ulaşılamaması nedeniyle işlem yapılamadığı, 15/3/2013 tarihinde yapılan komisyon

toplantısında anne, baba ve çocukla yapılacak yeni çalışmalar ile en uygun

hizmet modelinin belirlenebilmesi, çocuğun eğitim hayatına sağlıklı biçimde

devam edebilmesi, gerekli tedavi ve terapilerinin sürdürülebilmesi için acil

koruma altına alınmasının uygun olacağına karar verilmesi üzerine Kurumun

talebi ile İstanbul 1. Çocuk Mahkemesinin 15/3/2013 tarihli ve 2013/29 Tedbir

sayılı kararı ile çocuk hakkında otuz gün süreli acil koruma kararı verildiği,

çocuğun anneannesi tarafından 20/3/2013 tarihinde Kuruma teslim edilmesi

üzerine Zeytinburnu Yetiştirme Yurdu Sevgi Evine yerleştirildiği

belirtilmiştir. Kararda ayrıca çocuğun durumunun değerlendirilmesi için Valilik

oluru ile komisyon oluşturulduğu, komisyonun çocukla, annesiyle ve annesinin

eşiyle görüşmeler yaparak ikamet ettikleri yerde incelemelerde bulunulduğu

ancak babanın komisyon ile görüşme yapmadığı ve Kurum yetkilileri ile iletişime

yanaşmadığı, kendisine oğlu ile görüşme imkânının sağlanacağının belirtilmesine

rağmen görüşme isteğine olumsuz yanıt verdiği ve ikametine yazılı çağrı

yapılmasını talep ettiği, yapılan tebligata rağmen görüşme için kararlaştırılan

gün ve saatte görüşmeye katılmadığı ve babanın ikametine gidilmesine rağmen

konutun kapalı olması nedeniyle inceleme yapma olanağı bulunmadığı, yapılan tüm

görüşmeler ve alınan raporlar kapsamında çocuğun on dört yaşında olup yaklaşık

on yıldır velayetten kaynaklı sorunlar nedeniyle düzenli bir hayata

kavuşamadığı, bilişsel, mental ve fiziksel gelişim

açısından kendisiyle alakalı kararlarda söz sahibi olabilecek olgunlukta

olduğu, yapılan görüşmeler sırasında babanın iş birliğine aykırı bir tavır

geliştirdiği ve tercihini çocuğuyla görüşme ve onun gönlünü kazanma yönünde

değil; çocuğu zor kullanarak götürme yönünde kullandığı, çocuğun asperger sendromu hastası olması nedeniyle ev, okul ve

sosyal çevre değişikliğinin psikolojik durumunu olumsuz yönde etkileyeceği,

sonuç olarak çocuğun korunmaya muhtaç çocuk statüsünde olmadığı, anne ve

babanın velayet hususunda anlaşamamaları nedeniyle Kurum bakımına alındığı;

anne, baba ve çocuk için danışmanlık tedbiri talep edilmesinin uygun olduğu

tespitlerine yer verilmiştir.

48. Kurum

talebi üzerine Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesinin

12/4/2013 tarihli yazısı ekinde gönderilen çocuk ve ergen psikiyatri uzmanı

tarafından tanzim edilen doktor mütalaasında, çocuğun psikiyatrik muayenesi ve

eski sağlık kayıtlarının incelenmesi sonucunda çocuğun anne ve baba arasında

uzun zamandır süren velayet çatışmalarına maruz kaldığı, son yıllarda anne ile

uyumlu bir yaşantısının olmasına rağmen velayetin babaya verilmesi sonucu baba

ile kalmaya şiddetli duygusal tepkiler verdiği, poliklinikte yapılan takiplerde

çocuğun defalarca baba ile kalırsa intihar edeceğini belirttiği, babanın polis

refakatinde çocuğu teslim almaya çalışması sonucu ciddi intihar niyetinin

olduğu saptanarak hastaneye yatışına karar verildiği, asperger

sendromu yani ağır strese karşı diğer tepkiler denilen hastalığının sürmekte

olduğu, çocuğun babaya teslimi hâlinde ciddi intihar girişimlerinin olabileceği

kanaatinin oluştuğu, takip ve tedavi altında kalmasının uygun bulunduğu

belirtilmiştir.

49.

Kurum psikoloğu tarafından tanzim edilerek İstanbul 2. Aile Mahkemesine

gönderilen ve çocuğun yaz tatili iznini annesi ile birlikte geçirmesini konu

alan 4/6/2013 tarihli durum değerlendirme raporunda, çocuğun babası ile

görüşmeme yönündeki davranışını ısrarlı bir şekilde sürdürdüğü, koruma altında

olduğu belirtilen çocuğun asperger sendromu hastası

olması ve içe dönük bir mizaç geliştirmesi sebebi ile olumlu ilişki kurduğu

annesi ile iletişimin desteklenmesinin önem arz ettiği belirtilerek çocuğun yaz

tatilini annesi yanında geçirmesinin uygun olacağı belirtilmiştir.

50.

İstanbul 2. Aile Mahkemesinin 2013/153 Değişik İş sayılı dosyası kapsamında

görevlendirilen pedagog ve psikolog tarafından hazırlanan 7/10/2013 tarihli

raporda, çocukla yapılan görüşme aşamaları ve çocuğun beyanları ayrıntılı

olarak aktarılmak suretiyle ebeveyn arasında uzun dönemden beri devam eden

hukuki sürecin çocuğu olumsuz etkilediği, bu duruma çocuğun anne, baba,

anneanne ve Kurum arasında yer değiştirmesinin, defalarca uzmanlarla

görüşmesinin ve icra süreçlerinin neden olduğu duygusal ve psikolojik

dalgalanmaya neden olduğu belirtilmiştir. Raporda ayrıca çocuğun beyanlarından

hayatına yön vermek istediğinin anlaşıldığı, gelecek ile ilgili umudu olduğu

ancak gelecek planlarında babasına yer vermediği, bu konuda kararlı olduğu,

ruhsal durumunun iyi olması için babasından uzak durması gerektiğine inandığı,

hâlihazırda kendisini iyi hissetmesini babasından uzak oluşuna bağladığı,

ileride annesi ile birlikte olacağı umuduyla yaşadığı, bu nedenle Kurum

bakımını bir basamak ve araç olarak gördüğü ve bu hususun Kurum bakımına olumlu

bakış açısı geliştirmesini sağladığı, Kurum yaşamına adapte olduğu, çocuğun

temel amaç ve isteğinin annesi yanında kalmak olduğu ancak bu

gerçekleşmeyecekse Kurum bakımından şikâyetçi olmadığı, istemediği tek şeyin

babasının yanında kalmak olduğu, babasına gitmektense Kurumda kalmayı tercih

ettiği, çocukluk döneminden çıktığı ve içinde bulunduğu yaş dönemi itibarıyla

tercihlerini belirleyebilecek bilişsel düzeye ulaştığı, ebeveynden şiddet

görmemekle birlikte babasının Kuruma iki kez baskın yaptığını ve kendisine “bu artistliğini sürdüremeyeceksin” dediğini

beyan eden çocuğun babasının söylemini tehdit olarak algılamasının duygusal

şiddete maruz kaldığının bir göstergesi olarak değerlendirilebileceği, bu ifade

doğru kabul edilirse babanın çocuğun ruh sağlığından önce velayet hakkını ön

planda tutmuş olabileceğinin düşünüldüğü ifade edilmiştir.

51.

Kurum psikoloğu tarafından çocuk hakkındaki koruma tedbirinin 12/10/2013

tarihinde sonlanması hususunda yapılan görüşme sonrası hazırlanan 1/10/2013

tarihli görüşme raporunda çocuğun babasına karşı tepkisinin devam ettiği, bakım

tedbirinin sonlanarak babasına teslim edilmesi hâlinde zorlu bir süreç

yaşayacağı, çocuk hakkındaki bakım, sağlık ve eğitim tedbirinin uzatılarak baba

hakkındaki uzaklaştırma kararının kaldırılması ve baba- oğul arasında mesleki

çalışmalar başlatılarak olumlu sonuç alınması hâlinde bakım tedbirinin de

kaldırılmasının uygun olacağı belirtilmiştir. 9/10/2013 tarihli sosyal inceleme

raporunda da benzer yönde tespitlere yer verilerek çocuk hakkındaki sağlık,

bakım ve eğitim tedbirinin uzatılmasının; çocuğun psikolojik, fizyolojik, mental ve sosyal gelişimi açısından yararlı olacağı

belirtilmiştir.

52.

Kurum psikoloğu tarafından düzenlenen 31/10/2013 psikolojik değerlendirme

raporunda, Bakırköy 1. Çocuk Mahkemesinin 10/10/2013 tarihli ve 2013/16 Tedbir

sayılı dosyası kapsamında çocuk hakkındaki bakım, eğitim ve sağlık tedbirinin

uzatılmasına karar verilmesini takiben yapılan gözlem ve değerlendirmeler

sonucunda çocuğun eğitim gördüğü okula devam etmekten memnuniyet duyduğu, hafta

sonlarını annesi ile geçirdiği ve bu durumun çocuğun psikososyal

gelişimi açısından faydalı olduğu, babanın 12/10/2013 tarihinde sonlanmış olan

uzaklaştırma kararına rağmen Kuruma gelmediği ve irtibata da geçmediği, babanın

daha önce Kuruma gelerek çocuğu icra vasıtası ile alma girişimi ve mesleki

çalışmaları kabul etmemesinin çocuğun bulunduğu durumu olumsuz yönde etkilediği

ve babaya karşı duyduğu öfkeyi, babayı reddedici davranışlarını pekiştirdiği,

bu nedenle baba ve çocuk ilişkisinin mesleki çalışmalarla ele alınması ve

babanın mesleki çalışmalara direncine rağmen çocuk hakkında uzatılan bakım

tedbirinin bu süreçte çocuk, baba ve iletişimleri için avantaja dönüştürülmeye

çalışılması gerektiği belirtilmiştir.

4. Çocuğun

Kurum Bünyesindeki Süreçte Eğitim Durumu

53.

Kurum tarafından İstanbul 2. Aile Mahkemesinin 2013/153 Değişik İş sayılı

dosyasında çocuğun eğitimine devam edebilmesi için eğitim tedbirine

hükmedilmesi talep edilmiş, Mahkemenin 6/9/2013 tarihli ve 2013/153 Değişik İş

sayılı ek kararı ile çocuğun okul kaydının yapılması hususunda Zeytinburnu

Yetiştirme Yurduna yetki verilmek suretiyle eğitim tedbiri uygulanmasına karar

verilmiştir.

54.

Kurumun İstanbul 1. Aile Mahkemesine hitaben yazdığı 21/8/2013 tarihli yazıda,

çocuğun İstinye Anadolu Lisesinde eğitim görmeye hak kazandığı, anne tarafından

çocuğun ortaöğrenim gördüğü eğitim kurumunun lise kısmında eğitim görmesinin

talep edilerek eğitim masraflarını karşılayacağının belirtildiği, çocuğun

belirtilen kurumda eğitimine devam etmesinde Kurumca sakınca görülmediği ifade

edilmiştir. Kurum psikoloğu tarafından düzenlenen 13/9/2013 tarihli raporda da

aynı kanaat ifade edilmekle birlikte velayet hakkına sahip olan babanın çocuğun

eğitimi ve okul kaydı gibi hususlarda iş birliğinde bulunmadığı tespitine yer

verilmiştir.

55.

Çocuğun devam ettiği eğitim kurumundan memnuniyet duyduğu hususu çocuk hakkında

tanzim edilen birçok inceleme raporuna konu olmuştur.

56.

Başvurucu baba tarafından 2013 yılı Ortaöğretime Geçiş Sistemi Tercih Başvuru

Formunun velayet hakkına sahip olmasına rağmen kendisi tarafından yapılmadığı

iddiası ile İstanbul 2. İdare Mahkemesinin E.2013/1874 sırası üzerinde iptal

davası açılmış ve Millî Eğitim Bakanlığı İstanbul İl Müdürlüğüne verilen

10/9/2013 tarihli dilekçe ile Kurum yetkililerince okul kaydının yapılmaya

çalışıldığı, çocuğun velisi olarak okul tercihlerini yapma hakkının kendisinde

olduğu, yapılan tercih işleminin iptali için dava açıldığı belirtilerek ilgili

okul yetkililerinin söz konusu kayıt işleminin yapılmaması hususunda uyarılması

talep edilmiştir.

57.

Sarıyer Kaymakamlığı ÖAIL Müdürlüğü tarafından Sarıyer Millî Eğitim Müdürlüğüne

hitaben gönderilen 25/2/2014 tarihli yazıda, çocuğun 2013-2014 eğitim öğretim

yılında ilgili eğitim kurumunun hazırlık sınıfına kayıtlı olduğu, eğitim ve

öğretimine devam ettiği bildirilmiştir.

5. Velayet

Hükmünün İnfazına İlişkin İcra Prosedürü

58.

Başvurucu baba tarafından Erdek İcra Dairesinin E.2013/76 sayılı icra

dosyasında çocuğun velayetine ilişkin İstanbul 1. Aile Mahkemesinin 26/1/2012

tarihli ve E.2011/152, K.2012/23 sayılı ilamının infazı için takip

başlatılmıştır.

59.

Erdek İcra Müdürlüğünce İstanbul İcra Tevzi Bürosuna gönderilen 18/1/2013

tarihli talimat yazısı ile söz konusu ilam gereğince çocuğun babaya teslimi ve

neticesinden bilgi verilmesi talep edilmiştir. Başvurucu baba tarafından

21/1/2013 tarihinde talimat gereğini yerine getirmek üzere dosyanın tevzi

edildiği Bakırköy 32. İcra Müdürlüğünün 2013/12 Talimat sayılı dosyasına

gerekli masrafların yatırılmasını takiben aynı tarihte önce başvurucu

tarafından belirtilmiş olan adrese, sonrasında çocuğun okulda olduğunun

belirtilmesi üzerine refakate alınan kolluk ve psikolog eşliğinde ilgili okula

gidilmiş, çocuğun anneannesi tarafından okuldan alındığının belirtilip veli

izin kağıdının ibrazı üzerine çocuk ilgili adreste bulunamadığından teslimin

gerçekleştirilemediğine dair tutanak tanzim edilmiştir.

60.

Erdek İcra Müdürlüğünün 22/1/2013 tarihli müzekkeresi ile Bakırköy 32. İcra

Dairesinden, gerekli görülmesi hâlinde çilingir yardımı ve emniyet tedbiri

alınması suretiyle ilam gereğinin yerine getirilerek sonucundan bilgi verilmesi

talep edilmiştir. Bakırköy 32. İcra Müdürlüğünün 2013/12 Talimat sayılı dosyasında

22/1/2013 tarihinde çocuğun eğitim gördüğü okula gidilmiş, çocuğun okulda

olmadığının tespit edilmesi üzerine babanın talebi ile anneannenin adresi

olarak belirtilen adrese gidilerek konutun kapalı olduğu tespit edilmiştir.

61.

Bakırköy 32. İcra Müdürlüğünün 22/1/2013 tarihli müzekkeresi ile talimat

gereğinin yerine getirilmediğinin bildirilmesi üzerine Erdek İcra Müdürlüğünün

22/1/2013 tarihli müzekkeresi ile Bakırköy 32. İcra Dairesinden, gerekli

görülmesi hâlinde çilingir yardımı ve emniyet tedbiri alınmak suretiyle ilam

gereğinin yerine getirilerek sonucundan bilgi verilmesi talep edilmiştir.

23/1/2013 tarihinde refakate alınan kolluk görevlileri ve psikolog eşliğinde

başvurucu babanın belirttiği ve içinde çocuğun annesinin, anneannesinin ikamet

adresleri ile annenin iş yeri adresinin de olduğu dört farklı adrese gidilmiş

fakat çocuk belirtilen adreslerde bulunamadığından teslimin gerçekleşmediğine

ilişkin tutanak tutulmuştur.

62.

Başvurucu baba tarafından Kuruma verilen 30/1/2013 tarihli dilekçede çocuğun

velayetinin kendisine verildiği ancak koruyucu aile olarak teslim edildiği

anneannesi tarafından ilgili ilam gereğine uyulmadığı, çocuğunun hayatı ve

sağlığından endişe duyduğu belirtilerek oğlunun bulunması ve koruyucu aile

olarak verilen anneannesinden alınması, ilgili Mahkeme ilamı doğrultusunda

tarafına teslim edilmesi talep edilmiştir. Talep üzerine aynı tarihte ilgili

sosyal hizmet uzmanı ve psikolog tarafından başvurucu baba ve kolluk görevlisi

eşliğinde anneanneye ait olduğu belirtilen adrese gidilmiş, koruyucu aile

ilgili adreste bulunamadığından ve kendisine telefon vasıtasıyla da

ulaşılamadığından teslimin gerçekleşmediğine dair tutanak tutulmuştur.

63.

Başvurucu baba tarafından İstanbul Emniyet Müdürlüğüne verilen 25/2/2013

tarihli dilekçe üzerine yürütülen araştırma sonrasında 20/3/2013 tarihli yazı

ile çocuğun koruyucu aile tarafından 20/3/2013 tarihinde Kuruma teslim

edildiğinin tespiti başvurucuya bildirilmiştir.

64.

Erdek İcra Müdürlüğünün 26/3/2013 tarihli müzekkeresi ile Bakırköy 32. İcra

Dairesinden, Kurumun İstanbul dâhilindeki tüm birimleri itibarıyla ve babanın

göstereceği adreslerde gerekli infaz işlemlerinin gece, gündüz, hafta sonu ve

tatil günleri dâhil olmak üzere takip edilerek ilam gereğinin yerine

getirilmesi talep edilmiştir.

65.

Eksik olduğu belirtilen Mahkeme ilamlarının Erdek İcra Müdürlüğü tarafından

iletilmesi sonrasında Bakırköy 32. İcra Müdürlüğü yetkililerince 9/4/2013

tarihinde Kuruma gidilerek çocuk hakkında daha önce verilen koruma kararının

İstanbul 1. Çocuk Mahkemesinin 15/3/2013 tarihli ve 2013/29 Tedbir sayılı

kararı ile kaldırıldığı da belirtilmek suretiyle çocuğun teslimi talep edilmiş;

Kurum yetkililerince çocuğun gitmek istemediği, bu nedenle çocuğun yararına

Bakanlık yetkililerinden talimat gelmeksizin teslimin gerçekleştirilemeyeceği

belirtilmiştir. Teslim işlemi esnasında refakate alınan Bakırköy 1. Aile

Mahkemesi pedagogunun çocuk ile yaklaşık bir saat görüştüğü ve çocuk tarafından

pedagoga “Babam ile gitmek istemiyorum. Onun

ile gitmektense ölmeyi yeğlerim. Zorla da olsa babamla gidersem onunla durmam,

kendimi asar ya da gebertirim.” şeklinde beyanda bulunduğu tutanakla

tespit edilmiş, belirtilen uzman tarafından çocuğun babasına karşı aşırı

derecede tepkili olduğu ve bu tepkinin geçmişte babası ile arasında yaşanan

birtakım olumsuz olaylardan kaynaklandığının düşünüldüğü ifade edilmiştir.

İlgili tutanakta, belirtilen durum üzerine Kurum yetkililerince söz alınarak

çocuğun yüksek yararı için bir komisyon kurulduğunun ifade edildiği ve çocuğun

beyanları da dikkate alınarak yine yüksek yararı gereği teslimi

gerçekleştirmeyeceklerinin belirtildiği tespitlerine yer verilmiştir.

66.

Anne tarafından Kuruma verilen 17/4/2013 tarihli dilekçe ile Kurum bakım ve

koruması altında olan çocuğun hafta sonları kendisi ile birlikte olmasına izin

verilmesi talep edilmiş, 26/4/2013 tarihinden itibaren kısa aralıklarla çocuğun

annesiyle kalmasına izin verilerek bu hususta izin alma ve izin dönüş

tutanakları tanzim edilmiştir. Ayrıca koruma altında olduğu belirtilen çocuğun asperger sendromu hastası olması ve içe dönük bir mizaç

geliştirmesinden dolayı olumlu ilişki kurduğu annesi ile iletişimin

desteklenmesinin önem arz ettiği belirtilerek 1-15 Temmuz 2013 tarihleri

arasında annesine izinli olarak teslim edildiği belirtilmiştir.

67. Erdek

İcra Müdürlüğünün 11/4/2013 tarihli müzekkeresi ile Bakırköy 32. İcra

Dairesinden ilam gereğinin yerine getirilmesinin talep edilmesi üzerine

Bakırköy 32. İcra Dairesi tarafından Zeytinburnu İlçe Emniyet Müdürlüğüne

hitaben yazılan aynı tarihli müzekkere ile çocuğun Kurumdan zorla alınarak

kesinleşmiş Mahkeme kararının yerine getirilmesi için gerekli güvenlik

önlemlerinin alınması hususunda personel görevlendirilmesi talep edilmiş, aynı

tarihte refakate alınan psikolog eşliğinde Kuruma gidilmiştir. Çocuk teslimine

ilişkin tutanakta refakate alınan pedagogun çocuğun babaya tesliminin uygun

olduğunu belirttiği, bunun akabinde çocuğun söz alarak “Babamla gitmek istemiyorum. Gidersem kendime, babama

ve eve zara veririm, evi yakarım.” şeklinde beyanda bulunduğunun, bu

beyanı takiben çocukla tekrar görüşen pedagog tarafından çocuğun şu anki ruh

hâli ile babaya gitmek istemediği, çocuğun gözlemlenen davranışları

çerçevesinde ruh hâlinden şüphe edildiği, bu nedenle çocuk psikiyatristi

tarafından kontrole tabi tutulması gerektiği ve çocuğun intihar edeceğini beyan

ettiğinin ifade edildiği, söz konusu beyanlara rağmen başvurucu baba vekilince

teslimde ısrar edilmesi üzerine Kurum psikoloğu tarafından çocuğun asperger sendromu hastası olduğu ve teslimin trajik

sonuçlar doğurabileceği yönünde beyanda bulunduğu belirtilmiştir. Tutanakta

ayrıca Kurum yetkililerince çocuğun teslim alınabileceğinin beyan edildiği

tespitlerine yer verilmiş; çocuğun direncine rağmen teslimin

gerçekleştirildiği, teslim işlemleri nedeniyle tüm hukuki ve cezai sorumluluğun

yetkili icra müdürlüğüne ait olduğu ve çocuk hakkında sağlık raporu alınması

şartıyla teslimin gerçekleştirildiğine dair Kurum yetkililerince de ayrı bir

tutanak tutulmuş; belirtilen tutanağı ilgili icra memuru da Mahkeme ilamı

gereğince çocuğun Kurumdan alınarak babaya teslim edildiği şerhi ile

imzalamıştır. Söz konusu süreci takiben çocuğun bulunduğu odaya gidilmiş ancak

çocuğun oturduğu koltuktan kalmayacağını ve gitmek istemediğini beyan ettiği

tutanağa yansıtılmıştır. Bu olay üzerine Kurum yetkililerinin söz alarak

çocuğun hastaneye sevkinin yapılmasını istedikleri ve teslimi orada

gerçekleştireceklerinin beyan edildiği, bunun üzerine çocuğun Bakırköy Ruh

Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesine sevkinin sağlandığı, hastaneye sevk

sürecinde Kurum yetkililerinin rızaları dâhilinde ve çocuğun teslimine ilişkin

olarak hastaneye sevkinin yapıldığı, psikiyatri uzmanınca yapılan muayene

sonrasında çocuğun yatışının uygun görüldüğü, çocuğun bu hâliyle hastanede babaya

teslim edildiği ancak babanın çocuk doktor gözetiminde olup fiziken

teslim edilmediğinden böyle bir teslimi kabul etmediğini beyan ettiği tutanağa

bağlanmıştır.

68.

Bakırköy 32. İcra Müdürlüğünün Erdek İcra Dairesine gönderdiği 12/4/2013

tarihli müzekkere ile talimat gereğinin yerine getirilmediği, 15/4/2013 tarihli

müzekkere kapsamında ise İstanbul 2. Aile Mahkemesinin 2013/153 Değişik İş

sayılı dosyası üzerinden başvurucu babanın çocuğa altı ay süre ile yaklaşmaması

yönünde karar verildiği, bu nedenle söz konusu sürede çocuğun teslimine dair

talimat gönderilmemesi gerektiği belirtilmiştir.

69.

Erdek İcra Müdürlüğünün 11/10/2013 tarihli müzekkeresi ile çocuk hakkında

verilen koruma kararının süresinin 13/10/2013 tarihi itibarıyla dolacağı

belirtilerek Bakırköy 32. İcra Dairesinden ilam gereğinin yerine getirilmesi

talep edilmiştir.

70.

Bakırköy 32. İcra Dairesinin 12/10/2013 tarihli müzekkeresi ile ilgili İcra

Dairesinin gayrimenkul kıymet takdiri ve satış işlemleri dışında tüm

talimatlara kapatıldığı belirtilmiştir.

71.

Çocuk hakkındaki bakım, eğitim ve sağlık tedbirinin 20/11/2013 tarihinde

sonlandığı ve 19/11/2013 tarihinde Erdek Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından

E.2013/202 sayılı dosya üzerinden geçici velayetin anneye verilmiş olduğu

belirtilerek 20/11/2013 tarihinde Kurum tarafından çocuk anneye teslim

edilmiştir.

72.

Çocuk 10/1/2014 tarihinde emniyet görevlileri tarafından tekrar Kuruma teslim

edilmiş ve 13/1/2014 tarihli görüşme raporunda çocuğun, annesine teslimi

sonrasında okul servisinin üç kişi tarafından durdurulduğu, şahısların

kendilerini polis olarak tanıttıkları ve kendisini bir araca bindirerek

babasına götürdükleri ve şahıslardan birisinin daha sonra kendisine ihbarda

bulunmak hususunda yardımcı olduğu yönünde beyanda bulunduğu belirtilerek

çocuğun annesine tesliminin psikososyal gelişimi

açısından yararlı olacağı tespitine yer verilmiştir.

73.

Çocuk 13/1/2014 tarihinde Kurum tarafından tekrar annesine teslim edilmiştir.

74.

10/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

B. İlgili

Hukuk

75.

22/11/2007 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun “Koruma önlemleri” kenar başlıklı 346.

maddesi şöyledir:

“Çocuğun menfaati ve

gelişmesi tehlikeye düştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya buna

güçleri yetmezse hâkim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alır.”

76.

4721 sayılı Kanun’un “Çocukları

yerleştirilmesi” kenar başlıklı 347. maddesi şöyledir:

“Çocuğun bedensel ve

zihinsel gelişmesi tehlikede bulunur veya çocuk manen terk edilmiş hâlde

kalırsa hâkim, çocuğu ana ve babadan alarak bir aile yanına veya bir kuruma

yerleştirebilir.

Çocuğun aile içinde

kalması ailenin huzurunu onlardan katlanmaları beklenemeyecek derecede

bozuyorsa ve durumun gereklerine göre başka çare de kalmamışsa, ana ve baba veya

çocuğun istemi üzerine hâkim aynı önlemleri alabilir.

Ana ve baba ile

çocuğun ödeme gücü yoksa bu önlemlerin gerektirdiği giderler Devletçe

karşılanır.

Nafakaya ilişkin

hükümler saklıdır.”

77.

6284 sayılı Kanun’un “Amaç, kapsam ve temel

ilkeler” başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun amacı;

şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların,

aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması

ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin

usul ve esasları düzenlemektir.”

78.

6284 sayılı Kanun’un “Hâkim tarafından

verilecek önleyici tedbir kararları” başlıklı 5. maddesi şöyledir:

“(1) Şiddet

uygulayanlarla ilgili olarak aşağıdaki önleyici tedbirlerden birine, birkaçına

veya uygun görülecek benzer tedbirlere hâkim tarafından karar verilebilir:

a) Şiddet mağduruna

yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren

söz ve davranışlarda bulunmaması.

b) Müşterek konuttan

veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan

kişiye tahsis edilmesi.

c) Korunan kişilere,

bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaşmaması.

ç)

Çocuklarla ilgili daha önce verilmiş bir kişisel ilişki kurma kararı varsa,

kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde yapılması, kişisel ilişkinin sınırlanması

ya da tümüyle kaldırılması.

d) Gerekli görülmesi

hâlinde korunan kişinin, şiddete uğramamış olsa bile yakınlarına, tanıklarına

ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hâller saklı kalmak üzere çocuklarına

yaklaşmaması.

e) Korunan kişinin

şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermemesi.

f) Korunan kişiyi

iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız etmemesi.

g) Bulundurulması

veya taşınmasına kanunen izin verilen silahları kolluğa teslim etmesi.

ğ)

Silah taşıması zorunlu olan bir kamu görevi ifa etse bile bu görevi nedeniyle

zimmetinde bulunan silahı kurumuna teslim etmesi.

h) Korunan kişilerin

bulundukları yerlerde alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmaması ya

da bu maddelerin etkisinde iken korunan kişilere ve bunların bulundukları

yerlere yaklaşmaması, bağımlılığının olması hâlinde, hastaneye yatmak dâhil,

muayene ve tedavisinin sağlanması.

ı) Bir sağlık

kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurması ve tedavisinin sağlanması.

(2) Gecikmesinde

sakınca bulunan hâllerde birinci fıkranın (a), (b), (c) ve (d) bentlerinde yer

alan tedbirler, ilgili kolluk amirlerince de alınabilir. Kolluk amiri evrakı en

geç kararın alındığı tarihi takip eden ilk işgünü içinde hâkimin onayına sunar.

Hâkim tarafından yirmidört saat içinde onaylanmayan

tedbirler kendiliğinden kalkar.

(3) Bu Kanunda

belirtilen tedbirlerle birlikte hâkim, 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk

Koruma Kanununda yer alan koruyucu ve destekleyici tedbirler ile 4721 sayılı

Kanun hükümlerine göre velayet, kayyım, nafaka ve kişisel ilişki kurulması

hususlarında karar vermeye yetkilidir.

(4) Şiddet uygulayan,

aynı zamanda ailenin geçimini sağlayan yahut katkıda bulunan kişi ise 4721

sayılı Kanun hükümlerine göre nafakaya hükmedilmemiş olması kaydıyla hâkim,

şiddet mağdurunun yaşam düzeyini göz önünde bulundurarak talep edilmese dahi

tedbir nafakasına hükmedebilir.”

79.

5395 sayılı Kanun’un “Amaç”

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun amacı,

korunma ihtiyacı olan veya suça sürüklenen çocukların korunmasına, haklarının

ve esenliklerinin güvence altına alınmasına ilişkin usûl

ve esasları düzenlemektir.”

80.

5395 sayılı Kanun’un “Tanımlar”

başlıklı 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt

bendi şöyledir:

“(1) Bu Kanunun

uygulanmasında;

a) …

1. Korunma ihtiyacı olan

çocuk: Bedensel, zihinsel, ahlaki, sosyal ve duygusal gelişimi ile kişisel

güvenliği tehlikede olan, ihmal veya istismar edilen ya da suç mağduru çocuğu,

…

İfade eder.”

81.

5395 sayılı Kanun’un “Temel ilkeler”

başlıklı 4. maddesi şöyledir:

“(1) Bu Kanunun

uygulanmasında, çocuğun haklarının korunması amacıyla;

a) Çocuğun yaşama,

gelişme, korunma ve katılım haklarının güvence altına alınması,

b) Çocuğun yarar ve

esenliğinin gözetilmesi,

c) Çocuk ve ailesinin

herhangi bir nedenle ayrımcılığa tâbi tutulmaması,

d) Çocuk ve ailesi

bilgilendirilmek suretiyle karar sürecine katılımlarının sağlanması,

e) Çocuğun,

ailesinin, ilgililerin, kamu kurumlarının ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliği içinde çalışmaları,

f) İnsan haklarına

dayalı, adil, etkili ve süratli bir usûl izlenmesi,

g) Soruşturma ve

kovuşturma sürecinde çocuğun durumuna uygun özel ihtimam gösterilmesi,

h) Kararların

alınmasında ve uygulanmasında, çocuğun yaşına ve gelişimine uygun eğitimini ve

öğrenimini, kişiliğini ve toplumsal sorumluluğunu geliştirmesinin

desteklenmesi,

i) Çocuklar hakkında

özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirler ile hapis cezasına en son çare olarak

başvurulması,

j) Tedbir kararı

verilirken kurumda bakım ve kurumda tutmanın son çare olarak görülmesi,

kararların verilmesinde ve uygulanmasında toplumsal sorumluluğun

paylaşılmasının sağlanması,

k) Çocukların bakılıp

gözetildiği, tedbir kararlarının uygulandığı kurumlarda yetişkinlerden ayrı

tutulmaları,

l) Çocuklar hakkında

yürütülen işlemlerde, yargılama ve kararların yerine getirilmesinde kimliğinin

başkaları tarafından belirlenememesine yönelik önlemler alınması,

İlkeleri gözetilir.”

82. 5395

sayılı Kanun’un “Koruyucu ve destekleyici

tedbirler” başlıklı 5. maddesi şöyledir:

“(1) Koruyucu ve

destekleyici tedbirler, çocuğun öncelikle kendi aile ortamında korunmasını

sağlamaya yönelik danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık ve barınma konularında

alınacak tedbirlerdir. Bunlardan;

a) Danışmanlık

tedbiri, çocuğun bakımından sorumlu olan kimselere çocuk yetiştirme konusunda;

çocuklara da eğitim ve gelişimleri ile ilgili sorunlarının çözümünde yol

göstermeye,

b) Eğitim tedbiri, çocuğun

bir eğitim kurumuna gündüzlü veya yatılı olarak devamına; iş ve meslek edinmesi

amacıyla bir meslek veya sanat edinme kursuna gitmesine veya meslek sahibi bir

ustanın yanına yahut kamuya ya da özel sektöre ait işyerlerine

yerleştirilmesine,

c) Bakım tedbiri,

çocuğun bakımından sorumlu olan kimsenin herhangi bir nedenle görevini yerine

getirememesi hâlinde, çocuğun resmî veya özel bakım yurdu ya da koruyucu aile

hizmetlerinden yararlandırılması veya bu kurumlara yerleştirilmesine,

d) Sağlık tedbiri,

çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığının korunması ve tedavisi için gerekli geçici

veya sürekli tıbbî bakım ve rehabilitasyonuna, bağımlılık yapan maddeleri

kullananların tedavilerinin yapılmasına,

e) Barınma tedbiri,

barınma yeri olmayan çocuklu kimselere veya hayatı tehlikede olan hamile

kadınlara uygun barınma yeri sağlamaya,

Yönelik tedbirdir.

(2) Hakkında, birinci

fıkranın (e) bendinde tanımlanan barınma tedbiri uygulanan kimselerin,

talepleri hâlinde kimlikleri ve adresleri gizli tutulur.

(3) Tehlike altında

bulunmadığının tespiti ya da tehlike altında bulunmakla birlikte veli veya

vasisinin ya da bakım ve gözetiminden sorumlu kimsenin desteklenmesi suretiyle

tehlikenin bertaraf edileceğinin anlaşılması hâlinde; çocuk, bu kişilere teslim

edilir. Bu fıkranın uygulanmasında, çocuk hakkında birinci fıkrada belirtilen

tedbirlerden birisine de karar verilebilir.”

83.

5395 sayılı Kanun’un “Kuruma başvuru”

başlıklı 6. maddesi şöyledir:

“(1) Adlî ve idarî merciler, kolluk görevlileri,

sağlık ve eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, korunma ihtiyacı olan

çocuğu Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna bildirmekle yükümlüdür.

Çocuk ile çocuğun bakımından sorumlu kimseler çocuğun korunma altına alınması

amacıyla Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna başvurabilir.

2) Sosyal Hizmetler

ve Çocuk Esirgeme Kurumu kendisine bildirilen olaylarla ilgili olarak gerekli

araştırmayı derhâl yapar.”

84.

5395 sayılı Kanun’un “Koruyucu ve

destekleyici tedbir kararı alınması” başlıklı 7. maddesi şöyledir:

“(1) Çocuklar

hakkında koruyucu ve destekleyici tedbir kararı; çocuğun anası, babası, vasisi,

bakım ve gözetiminden sorumlu kimse, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu

ve Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen

çocuk hâkimi tarafından alınabilir.

(2) Tedbir kararı

verilmeden önce çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılabilir.

(3) Tedbirin türü

kararda gösterilir. Bir veya birden fazla tedbire karar verilebilir.

(4) Hâkim, hakkında

koruyucu ve destekleyici tedbire karar verdiği çocuğun denetim altına

alınmasına da karar verebilir.

(5) Hâkim, çocuğun

gelişimini göz önünde bulundurarak koruyucu ve destekleyici tedbirin

kaldırılmasına veya değiştirilmesine karar verebilir. Bu karar acele hâllerde,

çocuğun bulunduğu yer hâkimi tarafından da verilebilir. Ancak bu durumda karar,

önceki kararı alan hâkim veya mahkemeye bildirilir.

(6) Tedbirin

uygulanması, onsekiz yaşın doldurulmasıyla kendiliğinden

sona erer. Ancak hâkim, eğitim ve öğrenimine devam edebilmesi için ve rızası

alınmak suretiyle tedbirin uygulanmasına belli bir süre daha devam edilmesine

karar verebilir.

(7) Mahkeme, korunma

ihtiyacı olan çocuk hakkında, koruyucu ve destekleyici tedbir kararının yanında

22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre velayet,

vesayet, kayyım, nafaka ve kişisel ilişki kurulması hususlarında da karar

vermeye yetkilidir.”

85.

5395 sayılı Kanun’un “Acil koruma kararı

alınması” başlıklı 9. maddesi şöyledir:

“(1) Derhâl korunma

altına alınmasını gerektiren bir durumun varlığı hâlinde çocuk, Sosyal

Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından bakım ve gözetim altına

alındıktan sonra acil korunma kararının alınması için Kurum tarafından çocuğun

Kuruma geldiği tarihten itibaren en geç beş gün içinde çocuk hâkimine müracaat

edilir. Hâkim tarafından, üç gün içinde talep hakkında karar verilir. Hâkim,

çocuğun bulunduğu yerin gizli tutulmasına ve gerektiğinde kişisel ilişkinin tesisine

karar verebilir.

(2) Acil korunma

kararı en fazla otuz günlük süre ile sınırlı olmak üzere verilebilir. Bu süre

içinde Kurumca çocuk hakkında sosyal inceleme yapılır. Kurum, yaptığı inceleme

sonucunda, tedbir kararı alınmasının gerekmediği sonucuna varırsa bu yöndeki

görüşünü ve sağlayacağı hizmetleri hâkime bildirir. Çocuğun, ailesine teslim

edilip edilmeyeceğine veya uygun görülen başkaca bir tedbire hâkim tarafından

karar verilir.

(3) Kurum, çocuk

hakkında tedbir kararı alınması gerektiği sonucuna varırsa hâkimden koruyucu ve

destekleyici tedbir kararı verilmesini talep eder.”

86.

5395 sayılı Kanun’un “Bakım ve barınma

kararlarının yerine getirilmesi” başlıklı 10. maddesi şöyledir:

“Sosyal Hizmetler ve

Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından, kendisine intikal eden olaylarda gerekli

önlemler derhâl alınarak çocuk, resmî veya özel kuruluşlara yerleştirilir.”

87.

9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun “Çocuk teslimi” başlıklı 25. maddesi

şöyledir:

“Çocuk teslimine dair

olan ilam icra dairesine verilince icra memuru 24 üncü

maddede yazılı şekilde bir icra emri tebliği suretiyle borçluya yedi gün içinde

çocuğun teslimini emreder. Borçlu bu emri tutmazsa çocuk nerede bulunursa

bulunsun ilam hükmü zorla icra olunur.

Çocuk teslim

edildikten sonra diğer taraf haklı bir sebep olmaksızın çocuğu tekrar alırsa

ayrıca hükme hacet kalmadan zorla elinden alınıp öbür tarafa teslim olunur.”

88.

2004 sayılı Kanun’un “Çocuk teslimine ve

çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilâmların icrasında uzman

bulundurulması” başlıklı 25/b. maddesi şöyledir:

“Çocukların teslimine

ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilâmların icrası, icra müdürü ile

birlikte Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından görevlendirilen

sosyal çalışmacı, pedagog, psikolog veya çocuk gelişimcisi gibi bir uzmanın,

bunların bulunmadığı yerlerde bir eğitimcinin hazır bulunması suretiyle yerine

getirilir.”

89.

Türkiye açısından 14/10/1990 tarihinde imzalanan ve 27/1/1995 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 20/11/1989 tarihli

Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 3. maddesi şöyledir:

“(1)Kamusal

ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama

organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde,

çocuğun yararı temel düşüncedir.

(2)Taraf

Devletler, çocuğun ana–babasının, vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu

olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de gözönünde

tutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu

amaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alırlar.

(3)Taraf

Devletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların, hizmet ve

faaliyetlerin özellikle güvenlik,sağlık, personel

sayısı ve uygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca

konulan ölçülere uymalarını taahhüt ederler.”

90.

Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 9. maddesinin ilgili fıkraları şöyledir:

“(1)Yetkili

makamlar uygulanabilir yasa ve usullere göre ve temyiz yolu açık olarak,

ayrılığın çocuğun yüksek yararına olduğu yolunda karar vermedikçe, Taraf

Devletler, çocuğun; ana–babasından, onların rızası dışında ayrılmamasını

güvence altına alırlar. Ancak, ana–babası tarafından çocuğun kötü muameleye

maruz bırakılması ya da ihmâl edilmesi durumlarında ya da ana–babanın

birbirinden ayrı yaşaması nedeniyle çocuğun ikametgâhının belirlenmesi amacıyla

karara varılması gerektiğinde, bu tür bir ayrılık kararı verilebilir.

(2)Bu

maddenin birinci fıkrası uyarınca girişilen her işlemde, ilgili bütün taraflara

işleme katılma ve görüşlerini bildirme olanağı tanınır.

(3)Taraf

Devletler, ana–babasından veya bunlardan birinden ayrılmasına karar verilen

çocuğun, kendi yüksek yararına aykırı olmadıkça, anababanın

ikisiyle de düzenli bir biçimde kişisel ilişki kurma ve doğrudan görüşme

hakkına saygı gösterirler.”

91.

Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 12. maddesi şöyledir:

“(1)Taraf

Devletler, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini ilgilendiren

her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını bu görüşlere çocuğun yaşı

ve olgunluk derecesine uygun olarak, gereken özen gösterilmek suretiyle

tanırlar.

(2)Bu

amaçla, çocuğu etkileyen herhangi bir adli veya idari kovuşturmada çocuğun ya

doğrudan doğruya veya bir temsilci ya da uygun bir makam yoluyla dinlenilmesi

fırsatı, ulusal yasanın usule ilişkin kurallarına uygun olarak çocuğa,

özellikle sağlanacaktır.”

92.

Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 18. maddesi şöyledir:

“(1) Taraf Devletler,

çocuğun yetiştirilmesinde ve gelişmesinin sağlanmasında ana–babanın birlikte

sorumluluk taşıdıkları ilkesinin tanınması için her türlü çabayı gösterirler.

Çocuğun yetiştirilmesi ve geliştirilmesi sorumluluğu ilk önce ana–babaya ya da

durum gerektiriyorsa yasal vasilere düşer. Bu kişiler herşeyden

önce çocuğun yüksek yararını gözönünde tutarak

hareket ederler.

(2)Bu

Sözleşme’de belirtilen hakların güvence altına

alınması ve geliştirilmesi için Taraf Devletler, çocuğun yetiştirilmesi

konusundaki sorumluluklarını kullanmada ana–baba ve yasal vasilerin durumlarına

uygun yardım yapar ve çocukların bakımı ile görevli kuruluşların, faaliyetlerin

ve hizmetlerin gelişmesini sağlarlar.

(3)Taraf

Devletler, çalışan ana–babanın, çocuk bakım hizmet ve tesislerinden,

çocuklarının da bu hizmet ve tesislerden yararlanma hakkını sağlamak için uygun

olan her türlü önlemi alırlar.”

93.

Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 19. maddesi şöyledir:

“(1)Bu

Sözleşme’ye Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının ya

da onlardan yalnızca birinin, yasal vasi veya vasilerinin ya da bakımını

üstlenen herhangi bir kişinin yanında iken bedensel veya zihinsel saldırı,

şiddet veya suistimale, ihmal ya da ihmalkâr

muameleye, ırza geçme dahil her türlü istismar ve kötü muameleye karşı

korunması için; yasal, idari, toplumsal, eğitsel bütün önlemleri alırlar.

(2)Bu

tür koruyucu önlemler; burada tanımlanmış olan çocuklara kötü muamele

olaylarının önlenmesi, belirlenmesi, bildirilmesi, yetkili makama havale

edilmesi, soruşturulması, tedavisi ve izlenmesi için gerekli başkaca yöntemleri

ve uygun olduğu takdirde adliyenin işe el koyması olduğu kadar durumun

gereklerine göre çocuğa ve onun bakımını üstlenen kişilere, gereken desteği

sağlamak amacı ile sosyal programların düzenlenmesi için etkin usulleri de

içermelidir.”

94.

Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 20. maddesi şöyledir:

“(1)Geçici

ve sürekli olarak aile çevresinden yoksun kalan veya kendi yararına olarak bu

ortamda bırakılması kabul edilmeyen her çocuk, Devletten özel koruma ve yardım

görme hakkına sahip olacaktır.

(2)Taraf

Devletler bu durumdaki bir çocuk için kendi ulusal yasalarına göre, uygun olan

bakımı sağlayacaklardır.

(3)Bu

tür bakım, başkaca benzerleri yanında. bakıcı aile

yanına verme, İslâm Hukukunda kefalet (kafalah),

evlât edinme ya da gerekiyorsa çocuk bakımı amacı güden uygun kuruluşlara

yerleştirmeyi de içerir. Çözümler düşünülürken, çocuğun yetiştirilmesinde

sürekliliğin korunmasına ve çocuğun etnik, dinsel, kültürel ve dil kimliğine

gereken saygı gösterilecektir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

95.

Mahkemenin 5/11/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların

7/5/2013 tarihli ve 2013/2910 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

96.

Birinci başvurucu, çocuğunun velayetinin kendisine verilmesine dair kesinleşmiş

Mahkeme ilamı gereğinin çocuğu Kurum bünyesinde bulunduran Bakanlık

yetkililerince yerine getirilmediğini, çocuğun kendisine yabancılaştırılması ve

teslim edilmemesi suretiyle kişisel ilişki kurmasının engellendiğini, böylece

aile bağlarının zayıfladığını, ikinci başvurucu konumunda olan çocuk Kurum

gözetiminde olduğu sürede okula gönderilmeyerek eğitim hakkının engellendiğini,

ayrıca Kuruma verdiği 20/3/2013 tarihli dilekçenin yanıtsız bırakıldığını

belirterek Anayasa'nın 36., 41., 42., 74. ve 129. maddelerinde tanımlanan

haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

97.

Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi

ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013 §

16). Başvurucular tarafından Anayasa’nın 36., 41., 42., 74. ve 129.

maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiği iddia edilmiş olmakla beraber

ihlal iddialarının mahiyeti gereği, Anayasa’nın 20., 41. ve 42. maddeleri

açısından değerlendirme yapılması uygun görülmüştür.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Eğitim ve

Öğrenim Hakkının İhlali İddiası

98.

Başvurucu baba, ikinci başvurucu konumunda olan ve kanuni temsilcisi olduğu

çocuğunun Kurum gözetiminde olduğu süreçte okula gönderilmeyerek eğitim

hakkının engellendiğini iddia etmiştir.

99.

Bakanlık tarafından söz konusu iddiaya ilişkin olarak görüş bildirilmemiştir.

100.

Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/11/2011 tarihli ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un

45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre Anayasa Mahkemesine

yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu gücü

tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ve

Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına girmesi gerekir. Bir

başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak

ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18).

101.

Anayasa’nın 42. maddesinin birinci fırkası şöyledir:

“Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.

Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tesbit edilir ve

düzenlenir.”

102.

Türkiye’nin de taraf olduğu Sözleşme’ye Ek 1 No.lu

Protokol’ün 2. maddesi şöyledir:

“Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. Devlet,

eğitim ve öğretim alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana ve

babanın bu eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre

yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir.”

103.

Anayasa ve 1 No.lu Protokol’de düzenlenen eğitim hakkının, “belirli bir zamanda var olan eğitim kurumlarına

erişim hakkı”nı

güvence altına aldığı ve herhangi bir ayrıma gidilmeksizin kamu ve özel eğitim

kurumları ile ilk, orta ve yükseköğrenim seviyelerini kapsadığı anlaşılmaktadır

[Hikmet Balabanoğlu,

B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 28; benzer yöndeki Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) kararları için bkz. Kjeldsen, Busk Madsen ve

Pedersen/Danimarka, B. No: 7/12/1976, § 50; Leyla Şahin/Türkiye [BD], B. No: 44774/98,

10/11/2005, §§ 134-136]. Bu nedenle ikinci başvurucunun eğitim hakkının ihlal

edildiği iddiasının Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisi kapsamında yer

aldığı anlaşılmaktadır.

104.

6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre Mahkemece

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemez olduğuna karar

verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, iddialarının salt

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, temel haklara

yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan

başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça

dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 20).

105.

Öncelikle incelenmesi gereken husus eğitim hakkının kullanımına veya bu haktan

yararlanılmasına kamu gücünün işlem, eylem veya ihmali nedeniyle bir

müdahalenin söz konusu olup olmadığıdır.

106.

Başvuruya konu yargılama ve icra prosedürüne ilişkin evrakın incelenmesi

neticesinde Kurumun İstanbul 1. Aile Mahkemesine hitaben yazdığı 21/8/2013

tarihli yazıda çocuğun İstinye Anadolu Lisesinde eğitim görmeye hak kazandığı,

anne tarafından çocuğun ortaöğrenim gördüğü eğitim kurumunun lise kısmında

eğitim görmesinin talep edilerek eğitim masraflarını karşılayacağının

belirtildiği, çocuğun belirtilen kurumda eğitimine devam etmesinde Kurumca

sakınca görülmediğinin ifade edildiği, Kurum psikoloğu tarafından düzenlenen

13/9/2013 tarihli raporda da aynı kanaat ifade edilmekle birlikte velayet

hakkına sahip olan babanın çocuğun eğitimi ve okul kaydı gibi hususlarda iş

birliğinde bulunmadığı tespitine yer verildiği, belirtilen süreçte Mahkemece

çocuğun okul kaydının yapılması hususunda Zeytinburnu Yetiştirme Yurduna yetki

verilmek suretiyle eğitim tedbiri uygulanmasına karar verildiği, Sarıyer

Kaymakamlığı ÖAIL Müdürlüğü tarafından Sarıyer Milli Eğitim Müdürlüğüne hitaben

gönderilen 25/2/2014 tarihli yazıda ise çocuğun 2013-2014 eğitim öğretim

yılında ilgili eğitim kurumunun hazırlık sınıfına kayıtlı olduğunun ve

hâlihazırda eğitim ve öğrenimine devam ettiğinin bildirildiği, çocuğun devam

ettiği eğitim kurumundan memnuniyet duyduğu hususunun çocuk hakkında tanzim

edilen birçok inceleme raporuna da konu olduğu, bu kapsamda çocuğun Kurum

bakımında olduğu süre içinde eğitim ve öğrenimine devam ettiği anlaşılmaktadır.

107.

Yukarıda yer verilen tespitler uyarınca kamu makamlarınca çocuğun eğitim ve

öğrenimini sürdürmesinin engellenmesi söz konusu olmadığı gibi belirtilen

sürecin sağlıklı olarak devam edebilmesi noktasında gerekli girişimlerde

bulunulduğu görülmektedir.

108.

Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Aile

Hayatına Saygı Hakkının İhlali İddiası

109.

Başvurunun incelenmesi neticesinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

110.

Başvurucu baba, velayeti kendisine verilen çocuğunun kamu makamlarınca

kendisine teslim edilmemesi nedeniyle Anayasa’nın 20., 36. ve 41. maddelerinde

tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

111.

Bakanlık görüş yazısında, benzer başvurularda AİHM tarafından Sözleşme’nin 8.

maddesi kapsamında değerlendirme yapıldığı, 6. madde kapsamında ise ayrıca

inceleme yapılmasına gerek görülmediği belirtilerek benzer kapsamda görüş

hazırlandığı ifade edilmiş; Sözleşme’nin 8. maddesinin devlete negatif

yükümlülüklerin yanı sıra pozitif yükümlülükler de yüklediği, çocuklar hakkında

alınan tedbirler ve koruma kararlarıyla ilgili davalarda müdahalenin demokratik

bir toplumda gerekliliği denetlenirken gösterilen gerekçelerin ilgili ve

yeterli oluşu ile karar verme sürecinin adil olup olmadığının ve bu süreçte

başvurucunun Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamındaki haklarına saygı gösterilip

gösterilmediğinin denetlendiği, anne ve babanın ayrılması sonrasında da anne,

baba ve çocuk arasında uygun ilişkiler kurulması gerektiği belirtilerek benzer

ihlal iddialarıyla AİHM önüne gelen dava ve karar örneklerine yer verilmiştir.

a. Genel

İlkeler

112.

Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45.

maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre Anayasa Mahkemesine yapılan

bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu gücü tarafından

müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış

olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin

kapsamına girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak

koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, § 18).

113.

Anayasa’nın “Özel hayatın gizliliği”

kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:

“Herkes, özel

hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel

hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.

Millî güvenlik, kamu

düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması

veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya

birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu

sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili

kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve

eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur.

Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat

içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.

Herkes, kendisiyle

ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin

kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme,

bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda

kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda

öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin

korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”

114.

Anayasa’nın “Ailenin korunması ve çocuk

hakları” kenar başlıklı 41. maddesi şöyledir:

“Aile, Türk

toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.

Devlet, ailenin huzur

ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının

öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı

kurar.

Her çocuk, korunma ve

bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla

kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.

Devlet, her türlü

istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.”

115.

Sözleşme’nin “Özel ve aile hayatına saygı

hakkı” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“(1) Herkes özel ve

aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın

kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla

öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin

ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya

ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir

tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”

116.

Aile yaşamına saygı hakkı, Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında

güvence altına alınmıştır. Madde gerekçesi de dikkate alındığında resmî

makamların özel hayata ve aile hayatına müdahale edememesi ile kişinin ferdî ve

aile hayatını kendi anladığı gibi düzenleyip yaşayabilmesi gereğine işaret

edildiği görülmekte olup söz konusu düzenleme Sözleşme’nin 8. maddesi

çerçevesinde korunan aile yaşamına saygı hakkının Anayasa’daki karşılığını

oluşturmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın 41. maddesinin -Anayasa’nın bütünselliği

ilkesi gereği- özellikle aile yaşamına saygı hakkına ilişkin pozitif

yükümlülüklerin değerlendirilmesi bağlamında göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (Murat Atılgan,

B. No: 2013/9047, 7/5/2015, § 22; Marcus Frank Cerny [GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 36).

117.

Aile yaşamındaki temel ilişkiler kadın ve erkek ile ebeveyn ve çocuk arasındaki

ilişkilerdir. Resmî evlilik birlikleri aile hayatı kapsamında güvence altına

alınmakta olup evlilik içinde doğan çocuklar kendiliğinden evlilik birliğinin

bir parçası sayılır. Somut başvuru açısından ise birinci başvurucunun evlilik

dışı birlikteliğinden olan ve noter senedi ile tanıdığı 5/3/1999 doğumlu T.E.nin, anne ve babanın ayrı yaşamaya başlamasının

ardından yaklaşık on yıllık süreçte baba ile kaldığı, anne tarafından 2005

yılında açılan dava neticesinde 2009 yılında verilen karar ile çocuğun babadan

alınarak anneye teslimine ve baba ile şahsi ilişki tesisine hükmedildiği, söz

konusu karar sonrasında annesi ile yaşamaya başladığı anlaşılan çocuğun baba

ile şahsi münasebetini sürdürdüğü, 2011 yılında baba tarafından açılan

velayetin değiştirilmesi talepli dava neticesinde ise velayetin babaya tevdiine

hükmedilerek anne ile çocuk arasında şahsi münasebet tesis edildiği

anlaşılmaktadır. Bu kapsamda doğumundan itibaren baba ile çocuk arasında devam

eden bir ilişkinin söz konusu olduğu, velayetin edinilmediği dönemde çocuk ile

şahsi münasebetini sürdüren başvurucu babanın velayetin üstlenilmesi hususunda

da süregelen bir çaba içerisinde bulunduğu, bu nedenle çocuk ile kurulan hukuki

bağı gösteren ve doğal baba tarafından evlilik dışı çocuğun kendi soyundan

geldiği yönünde ilgili mevzuatın aradığı koşullar altında yetkili makamlara

beyanda bulunulmasını ifade eden tanıma şeklindeki hukuki işlemin yanı sıra

başvurucu baba ile çocuğu arasında aile hayatının tesisi açısından önem arz

eden yakın kişisel bağın da fiilen mevcut olduğu görülmektedir. Bu bağlamda

resmî bir evlilik birliği içinde dünyaya gelmemekle birlikte çocuğun,

doğumundan itibaren çocuk ve ebeveyn arasında aile yaşamı anlamına gelen bir

bağ kurulmuş olup başvurucu baba ile çocuğu arasındaki söz konusu ilişki aile

yaşamının kurulması için yeterlidir (Boughanemi/Fransa, B. No: 22070/93, 24/4/ 1996, §

35).

118.

Aile yaşamının temel unsuru, aile ilişkilerinin normal bir şekilde

gelişebilmesi ve bu bağlamda aile fertlerinin birlikte yaşama hakkıdır. Bu

hakkın kapsamının ise aile yaşamına saygı yükümlülüğünden ayrı düşünülmesi

mümkün değildir (Murat Atılgan, §

24; Marcus Frank Cerny, §

38).

119.

Ebeveyn ile çocukların birlikte yaşama istekleri aile yaşamının vazgeçilmez bir

unsuru olup, anne ve baba arasında ortak yaşamın kurulamaması veya hukuken ya

da fiilen sona ermiş olması, aile yaşamını ortadan kaldırmaz. Ebeveyn ve çocuk

arasındaki aile yaşamının, anne ve babanın birlikte yaşamamaları veya ortak

yaşama son vermelerinin ardından da devam edeceği açık olup, anne babanın ve

çocuğun aile yaşamlarına saygı hakkı, belirtilen durumlarda ailenin yeniden

birleştirilmesine yönelik tedbirleri de içermektedir. Söz konusu yükümlülük,

yalnızca çocukların kamusal makamlarca koruma altına alınması bağlamındaki

uyuşmazlıklar açısından değil, ebeveyn veya diğer aile bireyleri arasındaki

velayet ve kişisel ilişki tesisine ilişkin uyuşmazlıklar açısından da

geçerlidir (Murat Atılgan, § 25; Marcus Frank Cerny, §

39; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Hokkanen/Finlandiya, B. No: 19823/92, 23/9/1994, § 55; Berrehab/Hollanda, B. No: 10730/84, 21/6/1988, §

21; Gluhakovic/Hırvatistan, B. No: 21188/09, 12/4/2011,

§§ 56, 57).

120.

Aile yaşamına saygı hakkı kapsamında devlet için söz konusu olan yükümlülük,

sadece belirtilen hakka keyfî surette müdahaleden kaçınmakla sınırlı olmayıp

öncelikli olan bu negatif yükümlülüğe ek olarak, aile yaşamına etkili bir

biçimde saygının sağlanması bağlamında pozitif yükümlülükleri de içermektedir.

Söz konusu pozitif yükümlülükler, -bireyler arası ilişkiler alanında olsa da-

aile yaşamına saygıyı sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar (Murat Atılgan, § 26; Marcus Frank Cerny, § 40; benzer yöndeki

AİHM kararı için bkz. X ve Y/Hollanda,

B. No: 8978/80, 26/3/1985, § 23; Hokkanen/Finlandiya,

§ 55).

121.

Devletin pozitif tedbirler alma yükümlülüğü konusunda Anayasa’nın 20. ve 41.

maddeleri, ebeveynin -mevcut olayda babanın- çocuğuyla bütünleşmesinin

sağlanması amacıyla tedbirler alınmasını isteme hakkını ve kamusal makamların

bu tür tedbirleri alma yükümlülüğünü içermektedir. 41. maddede -her çocuğun

yüksek yararına aykırı olmadıkça- anne ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki

kurma ve ilişkiyi sürdürme hakkına sahip olduğu açıkça belirtilmektedir. Söz

konusu yükümlülüğün uluslararası sözleşmelerde de yer bulduğu görülmektedir

(bkz. § 90). Ancak bu yükümlülük mutlak olmayıp her olayın özel koşullarına

bağlı olarak alınacak tedbirlerin nitelik ve kapsamı farklılaşabilmektedir (Hokkanen/Finlandiya, § 58; Ignaccolo-Zenide/Romanya, B. No: 31679/96, 25/1/2000, §

94; İlker Ensar Uyanık/Türkiye,

B. No: 60328/09, 3/5/2012, § 49).

122.

AİHM, önüne gelen birçok davada aile yaşamına saygının kamu makamlarına,

ebeveyn ve çocuklarını bir araya getirmek şeklinde pozitif bir görev

yüklediğini ve bu durumun, ayrılığa devletin değil ebeveynin yol açtığı

durumlarda dahi geçerli olduğunu, bu alandaki pozitif yükümlülüğün bireyler

arasındaki ilişkiler alanında dahi aile yaşamına saygıyı güvence altına almak

için tasarlanmış ve hem bireylerin haklarını koruyan düzenleyici yargısal bir

çerçeve oluşturulmasını hem de fiilen hayata geçirilecek uygun tedbirlerin

alınmasını gerektirdiğini ifade etmektedir (Hokkanen/Finlandiya, § 58; Glaser/Birleşik Krallık, B. No: 32346/96, 19/9/2000, § 63; Bajrami/Arnavutluk, B. No: 35853/04, 12/12/2006,

§ 52).

123.

Bununla birlikte aile yaşamına saygı hakkı kapsamındaki pozitif

yükümlülüklerin, hangi koşullarda olumlu edimde bulunmayı gerektirdiğinin kesin

çizgilerle belirlenmesi, söz konusu hak kapsamındaki ilişkilerin mahiyeti gereği

kolay değildir. AİHM de -özellikle pozitif yükümlülükler söz konusu olduğunda-

saygı kavramının çok kesin bir tanımının bulunmadığını, taraf devletlerde

karşılaşılan durumlar ve izlenen uygulamalardaki farklılıklar dikkate

alındığında bu kavramın gereklerinin olaydan olaya önemli ölçüde değiştiğini

kabul etmektedir (Abdulaziz, Cabales ve Balkani/Birleşik Krallık, B. No: 9214/80,

28/5/1985, § 67).

124.

Anne, baba ve çocukların birlikte yaşama hakkı aile hayatının esaslı bir unsuru

olup anne ve baba tarafından, diğer eşe tanınan velayet ve kişisel ilişki

haklarının hukuka aykırı şekilde engellenmesi durumunda da devletin bireylerin

haklarını koruyan düzenleyici yargısal bir çerçeve oluşturulmasını ve fiilen

hayata geçirilecek uygun tedbirlerin alınmasını sağlama yükümlülüğü, aile

hayatına saygı hakkı bağlamındaki pozitif yükümlülüklerinin bir görünümünü

oluşturmaktadır. Bu bağlamda velayet ve kişisel ilişki tesisine dair kararların

icrasına ilişkin problemler, aile hayatına saygı hakkı bağlamında değerlendirme

yapılmasını gerektiren önemli bir dava grubudur.

125.

Söz konusu dava grubu açısından kamusal makamlarca alınan tedbirin yeterliliği,

ilgili tedbirin uygulanma hızı ile doğru orantılıdır. Velayet ve şahsi ilişkiye

dair ebeveyn sorumluluklarının tespiti ve elde edilen nihai kararın

uygulanması, kaybedilen zamanın çocuk ve onunla birlikte yaşamayan ebeveyn

arasındaki ilişkiler üzerinde geri dönülmez sonuçlar doğuracağından ivedi

olarak harekete geçmeyi gerektirmektedir (Maire/Portekiz, B. No: 48206/99, 26/9/2003, § 74). Bu nedenle

velayete ve kişisel ilişkiye dair hükümlerin infazı sürecinde alınan bir

tedbirin yeterli olup olmadığı, tedbirin hızla uygulanmasıyla birlikte

değerlendirilmelidir. Söz konusu kararların usulüne uygun şekilde ve ivedi

olarak yerine getirilmesinin hem çocuklar hem de ebeveyn üzerinde çeşitli

etkileri bulunmakla birlikte söz konusu eksiklik ve gecikmeler özellikle karar

gereklerinin yerine getirilmediği her an ebeveyn ile ilişkileri daha da

sınırlanan veya kopan çocuk açısından telafisi imkânsız zararların doğmasına

neden olabilmekte ve aile hayatına saygı hakkı bağlamında ciddi sorunları

gündeme getirmektedir (Santos Nunes/Portekiz,

B. No: 61173/08, 22/5/2012, §§ 56, 57).

126.

AİHM birçok kararında Sözleşme’nin 6. maddesi bağlamında ve ağırlıklı olarak

makul sürede yargılanma hakkı özelinde, velayet ve kişisel ilişki tesisine dair

yargılama ve icra prosedürlerini değerlendirmekte; yapılan inceleme sırasında

makul süre koşulu değerlendirilirken kullanılan davanın karmaşıklığı, tarafların

tutumu, yetkili makamların tutumu ve başvurucunun davanın hızla

sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği kriterlerinden özellikle son ölçüte

vurgu yapıldığı anlaşılmaktadır. AİHM’e göre

belirtilen dava grubu ve bu kapsamda elde edilen yargı kararlarının icrası,

süratle neticelendirilmesi gereken prosedürlerdir (Hokkanen/Finlandiya, § 72; Maire/Portekiz, § 74; Neulinger ve Shuruk/İsviçre, B. No:

41615/07, 6/7/2010, §§ 131, 132).

127.

Karar gereklerinin ivedi olarak yerine getirilmesi zorunluluğunun nedeni,

çocuğun birlikte olduğu ebeveynin yaşam şartlarına alışmasının, bu suretle

çocuk için mahkeme kararlarına aykırı şekilde yeni bir yaşam alanı oluşmasının,

velayet veya kişisel ilişki hakkı hukuka aykırı olarak fiilen elinden alınan

anne ve baba ile çocuk arasında sürdürülmesi gereken ilişkilerin zarar

görmesinin engellenmesi ile hukuka aykırı şekilde çocuğu uhdesinde bulunduran

ebeveynin durumuna -yasal olarak- tanıma şeklinde bir himaye sağlanmamasıdır.

128.

AİHM de ebeveynin çocuk ile birlikte yaşamaya devam etmelerinin, Sözleşme’nin

8. maddesinin birinci paragrafı anlamında aile hayatının temel bir unsurunu

oluşturduğunu vurgulamaktadır. Sözleşme’nin 8. maddesi, ebeveynin çocuğu ile

yeniden birleşmesini sağlayacak önlemlerin alınmasını talep hakkının yanı sıra

ulusal makamların bu önlemleri alma yükümlülüğünü de kapsamaktadır. Bu

husustaki belirleyici nokta, ulusal makamlarca, uygulamadaki mevzuat ya da

mahkeme kararlarıyla ebeveyne tanınan velayet, ziyaret ya da birlikte yaşama

hakkının icrasını kolaylaştırma noktasında kendilerinden beklenilen bütün makul

önlemlerin alınıp alınmadığıdır (Hokkanen/Finlandiya,

§ 55; Neulinger ve Shuruk/İsviçre,

§ 132).

129.

Söz konusu pozitif yükümlülükler bağlamında kamusal makamlar velayet ve kişisel

ilişki tesisine dair kararların icrasını sağlamak üzere uygun bütün önlemleri

almakla ve bu amaçla en süratli usullere başvurmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük

ilgili vakalarda aile hayatına saygı hakkının öngördüğü pozitif yükümlülüklerin

yerine getirilmesi açısından oldukça önemlidir.

130.

Özellikle çocukların zorunlu olarak kamu korumasına alındığı ve koruma

tedbirlerinin uygulandığı durumlarda AİHM, ebeveynin çocuğu ile yeniden

bütünleşmesini sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmasını talep hakkına sahip

olduğunu, devletin ise aynı doğrultuda tedbirler alma yükümlülüğü altında

olduğunu sıklıkla ifade etmektedir (Hokkanen/Finlandiya, § 55).

131.

Davanın özel koşulları içinde kamu makamlarının ailenin yeniden bütünleşmesini

kolaylaştırma noktasında kendilerinden beklenilen tüm makul tedbirleri almaları

gerekir. Ancak bu yükümlülük mutlak olmayıp özellikle belirli bir süre başka

şahıslarla yaşayan, bir kurumda barındırılan veya anne, babadan biri ile

yaşamış olan çocuğun ebeveynden diğeri ile bütünleşmesi söz konusu olduğunda bu

durum derhâl tesis edilemeyebilir ve birtakım hazırlayıcı tedbirlerin

alınmasını gerektirebilir. Bu önlemlerin nitelik ve kapsamı davanın koşularına

bağlı olmakla birlikte olayın tüm taraflarının anlayış ve iş birliği en önemli

birleşenlerden biridir. Ancak velayet veya kişisel ilişkiye ilişkin karar

aleyhine olduğu hâlde çocuğu hukuka aykırı olarak uhdesinde bulunduran

ebeveynin tutumu, kamusal makamların kararın icrası için tüm uygun önlemleri

almamasının mazereti olamaz (Maire/Portekiz,

§ 76).

132.

Kamu makamlarının zorlayıcı tedbirler alma yükümlülüğü, hukukun ve mahkeme

kararlarının göz ardı edilerek çocuğun fiilen tutulduğu durumlarda -elbette-

ağırlıklı olarak üzerinde durulması gereken bir husustur. Zira özellikle ilgili

tedbirlerin alınması noktasındaki gecikme, söz konusu durumun meşru bir hâl

almasına zemin hazırlayabilecektir.

133.

Çocuğa karşı zorlayıcı tedbirler alınması bu hassas alan açısından kabul

edilebilir olmamakla birlikte çocuğu açıkça hukuka aykırı şekilde uhdesinde

bulunduran ebeveyne karşı müeyyideler uygulanması yükümlülüğü gözden uzak

tutulmamalıdır (Maire/Portekiz, § 76). Kamusal makamlar söz

konusu aile ilişkilerinin sürdürülebilirliği ve olayın tarafları arasında iş

birliğinin tesisi noktasında kendilerinden beklenilen en üstün gayreti

göstermek zorunda olmakla birlikte bu alanda zorlayıcı tedbirlere başvurma

yükümlülüğü, tüm tarafların menfaati, özellikle de çocuğun üstün yararı

karşısında sınırlı olmak durumundadır. Anne veya baba ile iletişimin bu

menfaatleri tehlikeye soktuğunun tespiti hâlinde de kamusal makamların söz

konusu menfaatler arasında adil bir denge tesis etme yükümlülükleri

bulunmaktadır (Hokkanen/Finlandiya, § 58; Maire/Portekiz, § 71).

134.

Çocuğun söylemlerinin dikkate alınabileceği belirli bir olgunluk düzeyine

erişmiş olması durumunda ve üstün menfaatine aykırı olmamak koşulu ile kişisel

ilişki sürecinde çocuğun istek ve söylemlerinin de dikkate alınması zaruridir (Hokkanen/Finlandiya, § 61). Bu husus uluslararası

sözleşme metinlerinde de açıkça ifade edilmektedir (bkz. § 91).

135.

Mevzuatın yorumlanmasıyla ilgili sorunları çözmek, öncelikle derece

mahkemelerinin yetki ve sorumluluk alanındadır. Çocuğun üstün yararı söz konusu

dava grubu açısından en önemli unsur olup olayın tüm tarafları ile doğrudan

temas hâlinde bulunan derece mahkemelerinin olayın koşullarını değerlendirmek

açısından daha avantajlı konumda bulunduğu hususu tartışılamaz. Anayasa

Mahkemesinin rolü ise bu kuralların yorumunun Anayasa’ya uygun olup olmadığını

belirlemekle sınırlıdır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, derece mahkemeleri

tarafından izlenen usulü denetleme ve özellikle mahkemelerin koruma

tedbirlerine ilişkin mevzuat hükümlerini yorumlayıp uygularken Anayasa’nın 20.

ve 41. maddelerindeki güvenceleri gözetip gözetmediğini belirleme yetkisine

sahiptir. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesinin görevi, koruma tedbirleri ve

bunların uygulanması hususunda derece mahkemelerinin yerini almak olmayıp

kamusal makamların takdir hakları kapsamında aldıkları kararların, aile

hayatına saygı hakkı bağlamında söz konusu olan güvenceler açısından

değerlendirilmesidir (Bronda/İtalya, B. No: 22430/93, 9/6/1998, § 59; Hokkanen/Finlandiya, § 55).

136.

Bu bağlamda AİHM de ulusal mahkemeler tarafından izlenen usulü denetleme ve

özellikle ulusal mahkemelerin mevzuat hükümlerini yorumlayıp uygularken Sözleşme’deki ve özellikle 8. maddedeki güvenceleri gözetip

gözetmediğini belirleme yetkisine sahip olduğunu vurgulamakta, yaptığı denetime

temel aldığı önemli bir ilke olan ikincillik ilkesi gereği, ulusal mahkemelerin

mevzuat hükümlerinin yorumlanmasına ilişkin takdirini değerlendirmeye tabi

tutmamakta, ancak ulusal mahkemeler tarafından ulaşılan sonucun Sözleşme’nin 8.

maddesinde öngörülen standartlara uygun bir denge sağlayıp sağlamadığını ve

ulaşılan sonucun bu yönüyle aile hayatının korunması hakkının ihlali anlamına

gelip gelmediğini incelemektedir.

137.

Velayet ve kişisel ilişkiye dair hükümlerin icrası problemi sıklıkla adil

yargılanma hakkının ihlali iddialarına konu olmakla birlikte sürecin ivedi

olarak yürütülmesi de dâhil olmak üzere ilgili prosedürün icrasına ilişkin

işlem ve eylemlerin aile hayatına saygı hakkı bağlamında meydana getirdiği

sonuçlar dikkate alındığında, söz konusu iddiaların aile hayatına saygı hakkı

bağlamında ele alınması uygun görülmektedir (Maire/Portekiz, § 62; Santos Nunes/Portekiz, §§ 56, 57).

138.

Velayet ve kişisel ilişki tesisine ilişkin uyuşmazlıklar açısından verilen

kararların kesin hüküm etkisi olmakla birlikte, özellikle çocuğun üstün

menfaati nazara alınarak velayet ve kişisel ilişki konusunun ilerleyen süreçte

yeniden ele alınması ve farklı şekilde tanzimin mümkün olduğu da

unutulmamalıdır.

139.

Yukarıda da ifade edildiği üzere, aile hayatına saygı hakkı bağlamında ele

alınabilecek olan negatif ve pozitif yükümlülüklerin sınırının ve pozitif

yükümlülüklerin hangi durumda olumlu edimde bulunulmasını zorunlu kıldığının

kesin çizgilerle belirlenmesi mümkün olmayıp, bu yükümlülüklerin birçok olayda

birlikte gündeme gelmesi olasıdır.

140.

Başvuru konusu olayda da benzer bir durum söz konusu olup, başvurucu baba

tarafından Bakanlık yetkililerince karar gereğinin yerine getirilmediği iddia

edilmekle birlikte, söz konusu icra sürecinde, icra takip işlemleri, bu

bağlamda ilgili icra ve kolluk görevlilerinin tutumu ve çocuğun Kurumda

bulunduğu dönemler itibarıyla ilgili Kurum yetkililerinin işlem ve davranışları

önemli olmakla birlikte, icra prosedürünün özellikle belirtilen süreçte verilen

koruma kararları nedeniyle kesintiye uğradığı görülmektedir. Bu açıdan söz

konusu koruma kararlarına ilişkin yargısal sürecin ve icra prosedürüne dair

diğer kamusal işlem ve eylemlerin bir bütün halinde değerlendirilmesi, kamu

makamlarının aile hayatına saygı hakkı bağlamındaki yükümlülüklerinin

kapsamının net bir şekilde ortaya konulması ve bu yükümlülüklerin ifası için

makul olan tüm önlemlerin alınıp alınmadığının tespiti açısından önemlidir.

b. Müdahalenin

Varlığı

141.

Başvuruya konu olayda çocuk hakkında verilen koruma kararlarının, babanın

velayet ve bu kapsamda çocukla ilişki kurma hakkı üzerinde etkili olduğunda

kuşku yoktur. Bu bağlamda somut başvuru açısından, koruma tedbirleri alınmak

suretiyle, başvurucu babanın velayet hakkı kapsamındaki yetkilerini kullanması

ve çocuk ile kişisel ilişki kurması konusunda öngörülen kısıtlamaların, aile

hayatına saygı hakkına müdahale oluşturduğu açıktır.

c. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

142. Anayasa’nın 20. maddesinde, bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığı

anlaşılan birtakım sınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan

bazı sınırları bulunmakta, ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan

kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu

noktada Anayasanın 13. maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği

haizdir (Sevim Akat Eşki,

B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).

143. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”

kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

144. Belirtilen Anayasa hükmü,

hak ve özgürlükleri sınırlama ve güvence rejimi bakımından temel öneme sahip

olup Anayasa’da yer alan bütün hak ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından

hangi ölçütler göz önünde bulundurularak sınırlandırılabileceğini ortaya

koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesi çerçevesinde Anayasa kurallarının

bir arada ve hukukun genel kuralları göz önünde tutularak uygulanması zorunlu

olduğundan belirtilen düzenlemede yer alan -başta yasa ile sınırlama kaydı

olmak üzere- tüm güvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilen

hakkın kapsamının belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki,

§ 35).

i. Kanunilik

145. Hak ve özgürlüklerin yasayla

sınırlanması ölçütü anayasa yargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da

özgürlüğe bir müdahale söz konusu olduğunda tespiti öncelikle gereken husus,

müdahaleye yetki veren bir kanun hükmünün yani müdahalenin hukuki bir temelinin

mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki, § 36).

146.

Çocukların bakım ve gözetimi ile haklarında koruma tedbirlerine başvurulmasını

gerektiren durumlara ilişkin olarak 4721, 5395 ve 6284 sayılı Kanunların ilgili

maddelerinde ayrıntılı düzenlemelere yer verilmektedir. Bu kapsamda başvurucu

babanın aile yaşamının uygulamada ve etkili bir şekilde korunmasını güvence

altına alan yasal bir çerçevenin mevcut olduğu ve çocuk hakkında koruma

tedbirlerine hükmedilmesi şeklindeki uygulamanın, belirtilen hükümler temelinde

yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Derece Mahkemesi kararlarının söz konusu Kanun

hükümlerine dayandığı anlaşılmakla, belirtilen yargısal kararların yeterli bir

hukuki temele sahip olduğu görülmektedir.

ii. Meşru Amaç

147.

Anayasa’nın 41. maddesinin ikinci fıkrasında, Devletin çocukların korunması

için gerekli tedbirleri alacağı, teşkilatı kuracağı; dördüncü fıkrasında ise,

her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirlerin öngörüleceği

belirtilmiştir. İlgili Kanun hükümlerinde de, söz

konusu tedbirlerin alınması bağlamında “çocuğun

menfaati ve gelişmesinin tehlikeye girmesi”, “çocuğun bedensel ve zihinsel gelişmesinin tehlikede

bulunması” ve “korunma ihtiyacı

olan çocukların korunması, haklarının ve esenliklerinin güvence altına alınması”

amaçlarının açıkça ifade edildiği görülmektedir (bkz. §§ 75, 76, 79).

148.

Somut başvuru açısından çocuk hakkında verilen koruma kararlarında, derece

mahkemelerinin çocuğun sağlık ve güvenliğinin temini şeklinde meşru bir amaç

izlediği, bu çerçevede başvuruya konu müdahalenin meşru temellere dayandığı

anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra, başvurucu babanın iddiasının aksine, kamu

makamlarının çocuğun velayetinin anneye verilmesi amacıyla çocuğu başvurucu

babadan uzaklaştırma amacıyla hareket ettiklerini gösterir bir bulgu da

saptanmamış olup, ilgili mahkeme kararlarının gerekçeleri, çocuğun üstün yararı

ve bu kapsamda fiziksel ve ruhsal gelişiminin ön planda tutulduğunu açıkça

ortaya koymaktadır.

iii. Demokratik

Toplum Düzeninde Gerekli Olma ve Ölçülülük

149.

Kanuni dayanağı bulunan ve meşru amaç taşıyan müdahalenin ihlal teşkil etmemesi

için Anayasa’nın 13. maddesinde yer verilen demokratik toplum düzeninde

gereklilik, hakkın özüne dokunmama ve ölçülülük şeklindeki güvence ölçütlerine

uygun olması gerekir.

150. Çağdaş demokrasiler, temel

hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı

rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup onları büyük ölçüde

kısıtlayan veya tümüyle kullanılamaz hâle getiren sınırlamaların demokratik

toplum düzeninin gerekleriyle de bağdaştığı kabul edilemez. Demokratik hukuk

devletinin amacı kişilerin hak ve özgürlüklerden en geniş biçimde

yararlanmalarını sağlamak olduğundan yasal düzenlemelerde insanı öne çıkaran

bir yaklaşımın esas alınması gerekir. Bu nedenle getirilen sınırlamaların

yalnız ölçüsü değil; koşulları, nedeni, yöntemi ve kısıtlamaya karşı öngörülen

kanun yolları gibi unsurların tamamı demokratik toplum düzeni kavramı içinde

değerlendirilmelidir (Serap Tortuk, B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 46).

151. Hakkın özü, söz konusu temel

hak ve özgürlüğü anlamsız kılan asli çekirdeği ifade etmekte olup bu yönüyle

her temel hak açısından kişiye dokunulmaz asgari bir alan güvencesi

sağlamaktadır. Bu çerçevede hakkın kullanılmasını önemli ölçüde güçleştiren,

hakkı kullanılamaz hâle getiren veya ortadan kaldıran sınırlamaların hakkın

özüne dokunduğu kabul edilmelidir. Aile hayatına saygı hakkı bağlamında da bu

hakkın ortadan kaldırılması, kullanılamaz hâle getirilmesi veya kullanılmasının

aşırı derecede güçleştirilmesi sonucunu doğuran müdahalelerin bu hakkın özünü

zedeleyeceği açıktır. Ölçülülük ilkesinin amacı da temel hak ve özgürlüklerin

gereğinden fazla sınırlandırılmasının önlenmesidir. Anayasa Mahkemesi kararları

uyarınca ölçülülük ilkesi, sınırlama için kullanılan aracın sınırlama amacını

gerçekleştirmeye uygun olmasını ifade eden elverişlilik, sınırlayıcı önlemin

sınırlama amacına ulaşmak bakımından zorunlu olmasına işaret eden zorunluluk ve

araçla amacın orantısız bir ölçü içinde bulunmaması ile sınırlamanın ölçüsüz

bir yükümlülük getirmemesi anlamına gelen orantılılık unsurlarını içermektedir

(Serap Tortuk,

§ 47; AYM, E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013).

152. Anayasa’nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa’da yer alan tüm temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan bu denge, aile hayatına

saygı hakkının sınırlandırılmasında da göz önünde bulundurulmalıdır. Aile

hayatına saygı hakkının sınırlanması mümkün olmakla beraber sınırlamada

öngörülen meşru amaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı,

sınırlandırma ile ulaşılabilecek yarar ile temel hak ve özgürlüğü

sınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özen gösterilmelidir.

Bu noktada, belirtilen ölçütlere riayetle bir sınırlandırma yapılıp

yapılmadığının tespiti için müdahale teşkil ettiği ve aile hayatına saygı

hakkını ihlal ettiği iddia edilen önlemin temelini oluşturan meşru amaç

karşısında, bireye düşen fedakârlığın ağırlığının göz önünde bulundurulması,

özellikle velayet ve kişisel ilişkiye dair uyuşmazlıklar ile çocuklarla ilgili

koruma tedbirleri söz konusu olduğunda ebeveyn ve çocuğun menfaatleri arasında

adil bir dengenin kurulup kurulmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Bu

dengenin kurulması, söz konusu vakalar özelinde devletin aile hayatına saygı

hakkına ilişkin pozitif yükümlülüklerinin icrası ile yakından ilgilidir.

153.

Bu alandaki belirleyici mesele çocuğun, anne, babanın ve kamu düzeninin yarışan

menfaatleri arasında devletin, bu konuda kendisine tanınan takdir alanı içinde

adil bir denge kurup kurmadığıdır. Ancak bu denge kurulurken velayet ve kişisel

ilişki hakkıyla ilgili meselelerde çocukların menfaatlerinin üstün bir öneme

sahip olduğu unutulmamalıdır. Bununla birlikte söz konusu haklar arasında denge

kurulurken ebeveynin çocukla düzenli ilişkide bulunması gereği de dikkate

alınması gereken bir diğer önemli faktördür (İlker

Ensar Uyanık/Türkiye, § 52). Özellikle koruma tedbirleri ve

çocukların kamu koruması altına alınmasının söz konusu olduğu durumlarda bu

dengelemenin hassas bir şekilde yapılması ve takdirin gerekçelerinin ilgili

kararlara açıkça yansıtılması önemlidir.

154.

Her çocuk -menfaatleri aksini gerektirmedikçe- ebeveyni ile doğrudan ve düzenli

olarak kişisel ilişkisini sürdürme hakkına sahiptir. Çocuğun menfaati, bir

yandan -söz konusu ailenin sağlıksız olması durumu hariç- ailesiyle bağlarını

sürdürmesi gerektiğine işaret etmekte; öte yandan çocuğun sağlıklı ve güvenli

bir çevrede gelişimini sürdürmesini içermektedir. Aynı düşünce uluslararası

sözleşme hükümlerine de yansıtılmış olup (bkz. § 90) -tüm bu düzenlemeler

çocuğun üstün menfaati de göz önünde bulundurulmak suretiyle- aile

ilişkilerinin sürdürülebilirliğini amaçlamaktadır.

155.

AİHM de somut olay benzeri vakalarda, çocuğun ve ebeveynin menfaatlerine

ilişkin değerlendirmenin ulusal yargı makamlarınca yapılması gerektiğini kabul

etmekle birlikte uyuşmazlığa ilişkin yargılama prosedürünün adil olması ve

ilgililere bütün haklarını kullanabilme olanağı sağlaması gerektiğini ifade

etmekte ve bu bağlamda ulusal mahkemelerin özellikle olgusal, duygusal,

psikolojik, maddi ve tıbbi nitelikteki bütün faktörler ile ailenin durumunu

derinlemesine inceleyip incelemediğini ve çocuğun yüksek menfaatlerini tespit

etmek suretiyle ilgili kişilerin de yararlarına ilişkin makul bir değerlendirme

ve dengelemede bulunulup bulunulmadığını belirlemek durumunda olduğunu

belirtmektedir (İlker Ensar Uyanık/Türkiye,

§ 52; Neulinger ve Shuruk/İsviçre,

§ 139).

156.

Başvuruya konu yargısal uygulamanın yukarıda belirtilen meşru temellere

dayandığı açık olmakla birlikte başvurucu babanın aile hayatına bir müdahale

teşkil ettiği anlaşılan sınırlamanın, belirtilen hakkın özüne dokunacak ve onu

anlamsız kılacak ölçüde olmaması gerekmektedir.

157.

Kamusal makamların izlenen meşru amaçlar kapsamında bir hakkın

sınırlandırılması sürecinde takdir yetkisi bulunmakla birlikte belirtilen

takdir yetkisi, her bir vaka özelinde ayrı bir kapsama sahiptir. Güvence altına

alınan hakkın veya hukuksal yararın niteliği ve bunun birey bakımından önemi

gibi unsurlara bağlı olarak bu yetkinin kapsamı daralmakta veya genişlemekte;

yükümlülüklerin türü ve kapsamı her bir olay özelinde farklı değerlendirme

yapılmasını gerektirmektedir.

158.

Şüphesiz çocuğun üstün yararının ne olduğuna ilişkin tespit, bu tür davalarda

dikkate alınması gereken en önemli unsurdur. Bu bağlamda ilgili taraflarla

doğrudan temas hâlinde olan yargısal organların belirtilen hususun tespiti

noktasında daha avantajlı konumda olduğu açıktır. Bu nedenle Anayasa

Mahkemesinin görevi, derece mahkemelerinin yerine geçerek koruma tedbirlerinin

gerekliliği hususunun bizzat tanzim ve tespiti olmayıp ilgili anayasal normlar

bağlamında derece mahkemelerinin kendilerine tanınmış olan takdir yetkileri

çerçevesinde hareket edip etmediklerinin denetlenmesidir. Bu bağlamda Anayasa

Mahkemesinin görevi, somut olay açısından çeşitli koruma tedbirlerine hükmeden

derece mahkemelerinin yerini almak değildir. Bununla birlikte Anayasa

Mahkemesi, derece mahkemelerinin söz konusu mevzuat hükümlerini yorumlayıp

uygularken anne, baba ile çocuğun ve kamunun menfaatleri arasında kurulması

gereken dengeyi tespit etmek suretiyle Anayasa’nın 20. maddesindeki güvenceleri

koruyup korumadıklarını belirleme yetkisine sahiptir. Bu nedenle derece

mahkemelerince varılan sonucun Anayasa’nın 20. maddesine uygun olup olmadığının

yani çocuk hakkında verilen koruma kararlarının başvurucu babanın aile yaşamına

saygı hakkına orantılı bir müdahale oluşturup oluşturmadığının karara

bağlanması gerekmektedir.

159. Aile hayatına saygı hakkı

bağlamındaki uyuşmazlıklarda ilgili idari ve yargısal işlemlerin süratle yerine

getirilmesi kadar, karar oluşturma sürecinin ilgili kişilerin görüşlerini tam

olarak sunabildikleri adil bir süreç olmasının sağlanması da önemlidir. Bu

çerçevede Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında aile hayatına saygı hakkına

ilişkin pozitif yükümlülük değerlendirmesinin içeriğine, ilgili yargısal

süreçlerin ivedi şekilde, tarafların katılımına açık ve adil yargılanma

hakkının usuli gereklerine riayetle yürütülmesi

şeklindeki usule ilişkin yükümlülüğün de eklenmesi gerekmektedir.

160.

AİHM de ebeveyn ve çocuklar arasındaki ilişkileri konu alan uyuşmazlıklar

açısından söz konusu yargılamaların adil yargılanma hakkının usule ilişkin

gereklerini haiz olması, ilgili ebeveyn ve çocuğu birleştirmek için uygun

tedbirlerin alınması gereğini birlikte ele almakta ve söz konusu vakaların

birçoğunda Sözleşme’nin 6. maddesi açısından ayrıca bir değerlendirme

yapmamaktadır (Amanalachioai/Romanya, B. No: 4023/04, 26/5/2002, § 63,

İlker Ensar Uyanık/Türkiye, § 33;

Maire/Portekiz, § 62; Santos Nunes/Portekiz, §§ 56, 57).

161.

Derece mahkemelerinin, çocuklarla ilgili koruma tedbirlerinin

değerlendirilmesinde aile hayatı kapsamındaki ilişkilerin sürdürülebilir ve

etkili olmasını temin edecek şekilde hareket etmesi zaruridir. Bu kapsamda

-özellikle müdahalenin ölçülülüğü noktasında- derece mahkemelerinin takdir

yetkilerini makul ve sağduyulu bir şekilde kullanıp kullanmadıkları hususunu

değerlendirme durumunda olan Anayasa Mahkemesi, bu bağlamda müdahaleyi haklı

göstermek için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığını

incelemek durumundadır (Bronda/İtalya, § 59; Hokkanen/Finlandiya, § 55).

162.

Derece mahkemelerinin, takdirlerinin gerekçelerini, ilgili ebeveynin kanun

yoluna müracaat imkanını da etkili şekilde kullanabilmelerini sağlayacak

surette ayrıntılı olarak ortaya koymaları ve ulaşılan sonuçların yeterli

açıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi, yeterli ve objektif verilere

dayandırılması gerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Saviny/Ukrayna, B. No: 39948/06, 18/12/2008, §§

56-58; Gluhakovic/Hırvatistan, § 62).

163.

Başvuru konusu yargısal sürecin değerlendirilmesinde, evlilik dışı

birliktelikten olan ve noter senedi ile tanınan çocuğun velayetinin İstanbul 1.

Aile Mahkemesinin 26/1/2012 tarihli ve E.2011/152, K.2012/23 sayılı kararıyla

başvurucu babaya verilmesine ve anne ile çocuk arasında kişisel ilişki tesisine

karar verildiği, belirtilen kararın kesinleşme sürecinde anne ve başvurucu baba

tarafından karşılıklı olarak çocuğu konu alan ve çocuğa bazı tıbbi

uygulamalarda ve kötü muamelelerde bulunulduğu iddialarını içeren suç

duyurularında bulunulması üzerine İstanbul 4. Aile Mahkemesince çocuğun her iki

taraf nezdinde bırakılması sakıncalı görüldüğünden 6284 ve 5395 sayılı Kanunlar

uyarınca bakım ve sağlık tedbirine hükmedildiği ve çocuğun bu şekilde Kurum

korumasına alındığı, belirtilen karara itiraz edilmesi üzerine Mahkemece anne,

baba ve çocukla görüşmeler yapılması ve ebeveynin yaşadığı ortamların da

incelenmesi suretiyle rapor tanziminin ve Kurum tarafından çocuğun genel durumu

hakkında birer ay arayla düzenlenecek raporların Mahkemeye gönderilmesinin

talep edildiği, söz konusu raporların ibrazı üzerine dosyayı ele alan Mahkemece

14/8/2012 tarihli karar ile -bilirkişi raporunda yer verilen bulgulara

değinilmek suretiyle- çocuğun yurtta kalış süresinin uzamasının çocuk üzerinde

olumsuz etkiler oluşturacağının tespit edildiği ve 5395 sayılı Kanun uyarınca

çocuğun koruyucu aile olarak anneannesine teslimi ile hakkındaki sağlık

tedbirinin devamına hükmedildiği görülmektedir. Devam eden süreçte velayet

hakkının esasına ilişkin kararın kesinleşmesi sonrası başvurucu baba tarafından

yapılan talep üzerine İstanbul 4. Aile Mahkemesinin 31/1/2013 tarihli kararı

ile çocuğun koruyucu aileye teslimine ilişkin kararın kaldırılarak çocuğun

başvurucu babaya teslimine karar verildiği, devam eden süreçte Bakanlık

İstanbul İl Müdürlüğü tarafından İstanbul 1. Çocuk Mahkemesinin 2013/29 Tedbir

sayılı dosyası üzerinden yapılan talep üzerine Mahkemenin 15/3/2013 tarihli ve

2013/29 Tedbir sayılı kararı ile çocuk hakkında 5395 sayılı Kanun’un 9. maddesi

gereğince otuz gün süreli acil koruma kararı uygulanmasına hükmedildiği, söz

konusu kararın itiraz neticesinde kaldırılması üzerine çocuğun teslimine

ilişkin icra prosedüründe çocuğun göstermiş olduğu tepkiler ve mevcut sağlık

durumu gerekçe gösterilerek yapılan talep üzerine İstanbul 2. Aile Mahkemesinin

12/4/2013 tarihli ara kararıyla Mahkeme pedagogunun çocukla görüşerek rapor

sunmasına karar verildiği, 12/4/2013 tarihli ve 2013/153 Değişik İş sayılı

karar ve 6284 sayılı Kanun uyarınca başvurucu babanın çocuğun yaşadığı adrese

ve devam ettiği okula altı ay süreyle yaklaşmamasına ve çocuk hakkında 5395

sayılı Kanun gereğince bakım ve sağlık tedbiri uygulanarak kararın altı ay

süreyle geçerli sayılmasına hükmedildiği, belirtilen koruma kararının

uzatılması talebi reddedilmekle birlikte akabinde Bakırköy 1. Çocuk

Mahkemesinin 10/10/2013 tarihli ve 2013/16 Tedbir sayılı kararı ile, çocuk

hakkında İstanbul 2. Aile Mahkemesinin 12/4/2013 tarihli ve 2013/153 Değişik İş

sayılı kararı kapsamında hükmedilen bakım, sağlık ve eğitim tedbirinin

uzatılmasına karar verildiği ve koruma tedbirlerinin nihai olarak 20/11/2013

tarihine kadar devam ettiği görülmektedir.

164.

Koruma kararlarının verildiği süreçte çocuğun annesi tarafından açılan

velayetin değiştirilmesine ilişkin davanın yargılama sürecinde Erdek Asliye

Hukuk Mahkemesinin 19/11/2013 tarihli kararı ile davanın geldiği aşama,

toplanan deliller, mevcut raporlar ve çocuğun beyanı dikkate alınarak geçici

velayetinin anneye verilmesine, çocuğun babaya karşı duyduğu öfke ve davanın

niteliği dikkate alınarak çocuk ile baba arasında kişisel ilişki tesisine,

çocuğun travmatik bir dönem yaşadığı dikkate alınarak

kişisel ilişki sırasında sosyal hizmet uzmanı bulundurulmasına karar verildiği,

belirtilen ara karara karşı başvurucu baba tarafından yapılan itiraz ve kişisel

ilişkinin genişletilmesi yönündeki taleplerin de çocuğun mevcut durumu ve

özellikle çocuğun teslimine ilişkin icra dosyasına yansıyan uzman tespitleri

nedeniyle reddedildiği, belirtilen yargısal süreç sonucunda Erdek Asliye Hukuk

Mahkemesinin 21/4/2015 tarihli ve E.2013/202, K.2015/150 sayılı kararı ile

çocuğun velayetinin başvurucu babadan alınarak anneye verilmesine, çocuk ile

baba arasında kişisel ilişki tesisine, verilen tedbir kararlarının karar

kesinleşinceye kadar devamına hükmedildiği ve kararın temyiz aşamasında olduğu

anlaşılmaktadır.

165.

Bu çerçevede koruma tedbirlerine ilişkin yargısal süreçlerin, taleplerin ilgili

Mahkemelere iletildiği tarihlerden itibaren süratle sonuçlandırıldığı

görülmektedir. Başvurucu babanın koruma tedbirleri ile ilgili yargısal

süreçlerin ivedi olarak yürütülmesi ile ilgili spesifik bir iddiası olmamakla

beraber söz konusu süreçlerin hızla tamamlanması noktasında ilgili kamu

makamları tarafından gereken hassasiyetin gösterildiği anlaşılmaktadır. Bunun

yanı sıra ilgili yargılama evrakının incelenmesinden başvurucunun, söz konusu

koruma kararlarıyla ilgili süreçte beyan ve delillerini ibraz etme ve karşı

tarafın iddialarına itiraz etme imkânına sahip olduğu, bir kısım kararların

başvurucu baba tarafından yapılan itirazlar üzerine yeniden değerlendirilerek

kaldırıldığı, bu kapsamda Derece Mahkemelerinin; başvurucunun aktif olarak

katıldığı, delillerini sunabildiği ve karşı tarafın iddialarına itiraz

edebildiği yargılama prosedürleri neticesinde karar verdiği anlaşılmaktadır.

166.

Derece Mahkemesi kararlarında koruma tedbirlerine mesnet kanunların uygulama

alanları itibarıyla görev hususunda bazı tereddütler oluşmakla birlikte karar

gerekçeleri değerlendirildiğinde genel olarak çocuğun anne ve baba arasında

süren velayet mücadelesi nedeniyle Kurum bakımına alındığı, anne ve baba

arasındaki velayete ilişkin sürece tanık olarak psikolojisinin örselendiği,

zaman zaman anne ya da baba arasında tercih yapmak zorunda kalması nedeniyle

suçluluk duyduğu, süreç içinde farklı beyanlarda bulunduğunu kabul etmekle

birlikte annesi ve bu mümkün olmazsa anneannesi ile kalmakta kararlı olduğu, bu

kararlılığının sözlerinin yanı sıra beden diline de yansıdığı, babaya karşı ise

öfke ve kızgınlık duyguları içerisinde olduğu, süreç uzadıkça kızgınlığının

arttığı, ölüm ve intihardan bahsetmeye başladığı, görevli meslek elemanlarının

yönlendirmesi neticesinde baba ile görüştüğü ancak bu konuda istekli olmadığı,

ebeveyn arasındaki velayet davasının adeta bir güç savaşına dönüştüğü ve

çocuğun bu durumdan zarar gördüğü; yurtta birlikte yaşadığı, anne babasının

nerede olduğu bilinmeyen veya ebeveyn tarafından terk edilen çocuklardan farklı

olduğu için kendisini yalnız hissettiği, bu nedenle ebeveynden birisinin

yanında kalmasının yararlı olacağı, kendisini ifade edebilecek yaşa gelmiş olan

çocuğun kararlılıkla anne yanında kalmak istediğini söylediği ve babaya karşı

öfke duyduğu, bu nedenle çocuğun Kurum bakımından alınarak anne yanına verilmesinin

veya devlet koruması devam etmek suretiyle anneannesi vasıtası ile koruyucu

aile hizmetinden faydalandırılmasının ve anne ile babanın da ayrıntılı bir ruh

sağlığı değerlendirmesinden geçirilerek çocuk hakkında sağlık tedbiri

uygulamasına devam edilmesinin uygun olacağı ve benzeri yönde tespitler içeren

uzman raporlarına dayanıldığı görülmektedir.

167.

Mahkeme kararlarının gerekçelerinde söz konusu raporların yanı sıra velayete

dair kararın icrasına ilişkin takip dosyasına yansıyan, teslim işlemleri sırasında

çocuğun gösterdiği sözlü ve fiilî direniş ve tepki bağlamında fiziksel ve

ruhsal sağlığına vurgu yapıldığı, özellikle çocuğun intihar eğiliminden

bahseden, babaya teslimi hâlinde trajik sonuçların ortaya çıkabileceğini beyan

eden rapor ve tutanakların da göz önünde bulundurulduğu, bu kapsamda belirli

bir olgunluk düzeyine ulaştığı ve beyanlarına itibar edilebileceği hemen hemen

tüm raporlarda ifade edilen çocuğun beyanı da göz önünde bulundurulmak

suretiyle kamunun, ebeveynin ve çocuğun menfaatleri arasında yapılan

dengelemede çocuğun üstün yararının gözetilerek karar verildiği

anlaşılmaktadır.

168.

Yukarıda yer verilen tespitler ışığında kararın infazı sürecinde alınan koruma

tedbirlerinin demokratik bir toplumda gerekliliği hususunda şüphe uyandıracak

bir neden bulunmamaktadır. Mahkeme kararlarında özellikle çocuk ve aile ile

yapılan görüşmeler sonucunda tanzim edilen sosyolog, psikolog ve sosyal hizmet

uzmanı raporlarına dayanıldığı ve çocuğun üstün yararına özel önem verildiği,

söz konusu değerlendirmelerde kendini ifade edebilecek belirli bir olgunluk

düzeyine eriştiği uzman raporları ile tevsik edilen ve başvurucu babaya karşı

duyduğu tepkiyi söz ve davranışlarına yansıtarak baba ile yaşamak istemediğini,

yaşamını annesi ile sürdürmek istediğini müteaddit defalar ifade eden çocuğun

beyanın da göz önünde bulundurulduğu görülmektedir. Bu kapsamda Derece

Mahkemelerince yapılan değerlendirmelerde çocuğun menfaatine üstünlük tanındığı

ve aile hayatına saygı hakkı bağlamında takdirinin gerekçelerini ilgili ve

yeterli şekilde ortaya koyduğu anlaşılan kamu makamlarının takdir yetkisinin

sınırlarını aşmadığı anlaşılmaktadır.

169.

Belirtilen koruma kararlarının yanı sıra icra prosedüründe yer alan diğer

kamusal işlem ve eylemlerin de ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Kamu

makamları somut olay benzeri uyuşmazlıklarda, anne ve baba arasındaki iş

birliğini kolaylaştıracak tedbirleri almakla yükümlüdür. Çocuğun, anne, babanın

ve kamu düzeninin yarışan menfaatleri arasındaki dengenin kurulmasında -ilgili

kamu makamları belirli bir takdir alanına sahip olmakla birlikte- önemli olan

husus, ilgili makamların ailenin yeniden bütünleşmesini kolaylaştırmak için

olayın özel şartlarının gerektirdiği her türlü tedbiri almış olup

olmadıklarıdır.

170.

Söz konusu sürecin değerlendirilmesinden velayetin esasına ilişkin kararın

kesinleşme sürecinde başvurucu babanın, çocuğun annesi ve eşi tarafından kötü

muameleye maruz kaldığı yönündeki şikâyeti üzerine İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığınca derhâl soruşturma başlatıldığı ve Başsavcılık tarafından

İstanbul 4. Aile Mahkemesine yapılan talep üzerine çocuk hakkında ilk koruma

kararının verildiği, akabinde baba aleyhine ve çocuk hakkında bakım ve sağlık

tedbiri uygulanması yönünde verilen karar üzerine Kurum tarafından söz konusu sağlık

tedbirinin uygulanması kapsamında çocuğun Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları

Hastanesinde sağlık hizmeti almasının sağlandığı ve çocuk hakkında tanzim

edilen inceleme raporlarının ilgili Mahkemelere iletildiği görülmektedir. Devam

eden süreçte çocuğun koruyucu aile olarak anneannesine teslimine ilişkin karar

gereğince Kurum tarafından koruyucu aile sözleşmesi imzalandığı ve bu süreçte

çocuk hakkındaki sağlık tedbirinin akıbetinin de takip edildiği, velayetin

esasına ilişkin kararın kesinleşmesi nedeniyle çocuk hakkındaki koruma

kararının kaldırılarak babaya teslimine dair kararın icrası maksadıyla Kurum

tarafından çocuk ve koruyucu aile olan anneanneye ulaşılmaya çalışıldığı, ancak

sonuç alınamadığı, bunun üzerine ilgili emniyet birimlerinin çocuğun bulunduğu

yerin tespiti ile Kuruma teslimi hususunda bilgilendirildiği anlaşılmaktadır.

Bununla birlikte çocuğun teslimine ilişkin icra sürecinde yaşanan olaylar ve

özellikle çocuğun bu süreçte intihar girişiminde bulunacağını da birçok defa

belirtmek suretiyle geliştirdiği tepkiler dikkate alınarak çocuk hakkında

bakım, eğitim ve sağlık tedbiri uygulanması amacıyla ilgili Mahkemelere

müracaatta bulunulduğu, süreçte özellikle çocuğun eğitim ve sağlık durumunun

takip edildiği görülmektedir.

171.

Söz konusu dönemde çocuğun durumunun değerlendirilmesi için Valilik oluru ile

komisyon oluşturulduğu, komisyonun çocukla, annesiyle ve annesinin eşiyle

görüşmeler yaparak ikamet ettikleri yerde incelemelerde bulunduğu ancak babanın

komisyon ile görüşme yapmadığı ve Kurum yetkilileri ile iletişime yanaşmadığı,

kendisine oğlu ile görüşme imkânının sağlanacağının belirtilmesine rağmen

görüşme isteğine olumsuz yanıt verdiği ve ikametine yazılı çağrı yapılmasını

talep ettiği, yapılan tebligata rağmen görüşme için kararlaştırılan gün ve

saatte görüşmeye katılmadığı ve babanın ikametine gidilmesine rağmen konutun

kapalı olması nedeniyle inceleme yapma olanağı bulunmadığı tespitlerinde

bulunulduğu görülmektedir.

172.

Başvurucu babanın kararın icra sürecinde kendisinden beklenilen tüm

girişimlerde bulunduğu görülmekle birlikte koruma kararlarının söz konusu

olmadığı süreçte kamusal makamların çocuğun bulunduğu yerin tespiti ve

başvurucuya teslimi hususunda süratle hareket ederek gerekli tedbirleri almış

olmalarına rağmen çocuğu elinde bulunduran anne veya koruyucu ailenin çocuğun

bulunduğu yerin tespiti hususundaki zorlayıcı ve ısrarlı tavırları nedeniyle

söz konusu girişimlerin olumlu sonuçlanmadığı görülmektedir. Özellikle anne ve

baba arasındaki velayete ilişkin uzlaşmaz tavrın koruyucu tedbirlerin etkisini

de zayıflattığı anlaşılmaktadır.

173.

İlgili icra dosyasında bulunan çocuk teslimine ilişkin tutanakların

incelenmesinden ise velayetin esasına ilişkin hükmün icrası bağlamında yapılan

takip talebi üzerine ilgili müdürlükçe derhâl gerekli icra takip işlemlerinin

başlatıldığı ve bu hususta ilgili İcra Dairesinin talimat yoluyla gerekli

yazışmaları yaptığı, söz konusu İcra Dairesi yetkililerince babanın talebi

doğrultusunda ve refakate alınan kolluk görevlileri ve uzmanlarla birlikte baba

tarafından gösterilen tüm adreslerde çilingir yardımı da alınmak suretiyle

gerekli incelemenin yapıldığı fakat çocuğun bulunduğu yerin tespit edilemediği,

çocuğun Kurum bakımında olduğu süreçte de ilgili mahallere gidilerek takip

işlemlerinin ifasına çalışıldığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda ilgili İcra

Müdürlüğü yetkililerince 9/4/2013 tarihinde Kuruma gidilerek çocuğun tesliminin

talep edilmesi üzerine çocuk tarafından pedagoga “Babam ile gitmek istemiyorum. Onun ile gitmektense ölmeyi yeğlerim. Zorla

da olsa babamla gidersem onunla durmam, kendimi asar ya da gebertirim.”

şeklinde beyanda bulunulduğunun tutanakla tespit edildiği ve uzman tarafından

çocuğun babasına karşı aşırı derecede tepkili olduğu ve bu tepkinin geçmişte

babası ile arasında yaşanan bir takım olumsuz olaylardan kaynaklandığının

düşünüldüğünün ifade edildiği, bunun üzerine Kurum yetkililerince çocuğun

beyanları da dikkate alınarak yüksek yararı gereği teslimin

gerçekleştirilemeyeceğinin belirtildiği görülmektedir. 11/4/2013 tarihinde

ilgili İcra Dairesi görevlileri ve refakatindeki görevliler ile tekrar Kuruma

gidildiği ve çocuk teslimine ilişkin tutanakta çocuğun söz alarak “Babamla gitmek istemiyorum. Gidersem kendime, babama

ve eve zarar veririm, evi yakarım.” şeklinde beyanda bulunduğunu, bu

beyanı takiben çocukla görüşen pedagog tarafından çocuğun; babaya gitmek

istemediği, gözlemlenen davranışları çerçevesinde ruh hâlinden şüphe edildiği,

bu nedenle çocuk psikiyatristi tarafından kontrole tabi tutulması gerektiği ve

intihar edeceği şeklinde beyanda bulunduğunun belirtildiği, başvurucu baba

tarafından teslim konusunda ısrar edilmesi üzerine Kurum yetkililerince tüm

hukuki ve cezai sorumluluğunun babaya ait olduğu tutanak altına alınmak

suretiyle teslime rıza gösterildiği, belirtilen tutanağı ilgili icra memurunun

da Mahkeme ilamı gereğince çocuğun Kurumdan alınarak babaya teslim edildiği

şerhi ile imzaladığı ancak çocuğun baba ile gitmeme hususunda fiilî direnişte

bulunduğu, bunun üzerine Kurum yetkililerince çocuğun hastaneye sevkinin talep

edilerek teslimin orada gerçekleştirilebileceğinin söylenerek çocuğun Bakırköy

Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesine sevkinin sağlandığı, Hastaneye

sevk sürecinde Kurum yetkililerinin rızaları dâhilinde ve çocuğun teslimine

ilişkin olarak Hastaneye sevkinin yapıldığı, psikiyatri uzmanınca yapılan

muayene sonrasında çocuğun yatışının uygun görüldüğü, çocuğun bu hâliyle

hastanede babaya teslim edildiği ancak babanın çocuk doktor gözetiminde olup fiziken teslim edilmediğinden bahisle teslimi kabul

etmediğini beyan ettiği anlaşılmaktadır.

174.

Yukarıda belirtilen sürecin bir bütün olarak değerlendirilmesinden, velayete

ilişkin kararın kesinleşme sürecinde ve kesinleşmesinin sonrasında yetkili adli

ve idari makamların, karar gereklerinin ifası noktasında süratle hareket ederek

gerekli tedbirleri aldıkları, özellikle çocuğun teslimine ilişkin süreçte

beyanının dikkate alınmasını gerektiren olgunluğa ulaştığı anlaşılan çocuğun

sözlü ve fiilî tepki ve direnişleri dikkate alınmak ve üstün yararı gözetilmek

suretiyle teslimin gerçekleştirilmediği, bununla birlikte söz konusu

tespitlerin mutlaka uzman raporlarına dayandırıldığı ve çocuğun Hastaneye de

sevki sağlanmak suretiyle değerlendirmede bulunulduğu, ayrıca teslimin

gerçekleşmediği süreçte çocuğun icra tutanaklarına da yansıyan mevcut durumunun

değerlendirilmesi amacıyla ivedi olarak yargısal makamlara başvurulduğu ve

konunun görevli Mahkemelerce değerlendirilmesi sağlanarak verilen koruma

kararları doğrultusunda çocuğun bakım ve takibinin sağlandığı, çocuğun teslimi

haricinde görüşme olanaklarını kullanma girişiminde bulunmadığı belirtilen

babanın komisyon ile görüşme yapmadığının ve Kurum yetkilileri ile iletişime

yanaşmadığının ve kendisine oğlu ile görüşme imkânının sağlanacağının

belirtilmesine rağmen görüşme isteğine olumsuz yanıt verdiğinin ilgili evraka

yansıdığı görülmektedir.

175.

Sonuç olarak Derece Mahkemelerince verilen koruma kararlarının özellikle uzman

raporlarına dayandığı, belirli bir olgunluk düzeyine ulaştığı bilirkişi

raporları ile ortaya konulan çocuğun beyanlarına da itibar edilerek çocuğun

velayete ilişkin karar öncesinde belirli bir süre birlikte yaşadığı ebeveyne

karşı duyduğu bağlılık ile birlikte yaşama isteğinin ve babaya karşı duyulan

öfke ve tepkinin dikkate alındığı, bu yönüyle söz konusu karalarda yer verilen

nedenlerin aile hayatına saygı hakkı bağlamında ilgili ve yeterli olduğu, bunun

yanı sıra kararın icra sürecinde yer alan diğer kamusal makamlar tarafından da

özellikle çocuğun üstün yararı dikkate alınmak suretiyle aile ilişkilerinin

sürdürülebilirliği ve aile hayatına saygı hakkı bağlamındaki güvencelerin

sağlanması noktasında uygun olan tüm adımların atıldığı anlaşılmaktadır.

176.

Açıklanan nedenlerle birinci başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence

altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. İkinci başvurucunun,

Anayasa’nın 42. maddesinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Birinci başvurucunun,

Anayasa’nın 20. maddesinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

D. Anayasa’nın 20. maddesinde

güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

E. Başvurucular tarafından

yapılan yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına

5/11/2015

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Engin YILDIRIM Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Recep KÖMÜRCÜ Alparslan ALTAN Celal Mümtaz AKINCI Raportör : Şebnem NEBİOĞLU ÖNER Başvurucular : 1. M. M. E. 2. T. E. Temsilcisi : M. M. E.

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/2910, 5 Kasım 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. M. M. E. Ve T. E. Başvurusu
  4. İkinci Bölüm
  5. Karar
  6. I. Başvurunun
  7. Konusu
  8. II. Başvuru
  9. Süreci
  10. III. Olay Ve
  11. Olgular
  12. A. Olaylar
  13. B. İlgili
  14. IV. İnceleme Ve
  15. Gerekçe
  16. A. Başvurucuların
  17. B. Değerlendirme
  18. A. Başvurucunun kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli
  19. D. Anayasa’nın 20. maddesinde
  20. E. Başvurucular tarafından
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/2910
Tarih
5 Kasım 2015

İlgili Kararlar

  • Mükerrem Yıldız ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1111)
  • Tahir Laçin Başvurusu (B. No: 2013/7011)
  • Abdüllatif Çetin Başvurusu (B. No: 2013/4470)
  • Kazım Yağız Başvurusu (B. No: 2013/3128)
  • Sercan Pehlivan Başvurusu (B. No: 2013/2561)
  • Alican Akbaba Başvurusu (B. No: 2013/5046)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.