İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mükerrem Yıldız ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1111)

1. Başvuru, kadastro tespitine

Başvuru No2013/1111Tarih4 Kasım 2015Okuma21 dk · 4.268 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mükerrem Yıldız Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
4 Kasım 2015
Başvuru Numarası
2013/1111
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.268 kelime·21 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, kadastro tespitine

itiraz davasında yürütülen yargılamada başvurucuların ileri sürdükleri

itirazların karşılanmaması, Mahkeme ve Yargıtay kararlarının yeterli gerekçe

ihtiva etmemesi ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmaması nedenleriyle adil

yargılanma hakkının, yargılama sonucunda verilen karar nedeniyle ise mülkiyet

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 30/1/2013

tarihinde Mudanya Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona

sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca 6/9/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 10/10/2013 tarihinde kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) başvuru konusu olay ve olgular bildirilmiş, başvuru belgelerinin bir

örneği görüş için gönderilmiştir.

6. Bakanlığın 9/12/2013 tarihli görüş yazısı 23/12/2013 tarihinde

başvurucuya tebliğ edilmiş; başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını

6/1/2014 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Ekim 1942 tarihli eski tapu

kaydına göre toplam 15.000 m² yüzölçümündeki taşınmazın 16/32 payı, bir kısım

başvurucular ile murisleri adına tapuya tescillidir.

9. İrfan Eroğlu tarafından 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı mülga Türk Medeni Kanunu’nun

639. maddesine dayanılarak Maliye Hazinesi ve Kumkaya

köyü tüzel kişiliği aleyhine Mudanya Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan dava

sonucunda, Mahkemenin 17/7/1984 tarihli ve E.1982/82, K.1984/168 sayılı

kararıyla taşınmazın başvurucular adına kayıtlı olmayan 4.557 m² miktarındaki

16/32 payının olağanüstü zamanaşımına göre İrfan Eroğlu adına tapuya tesciline

karar verilmiş ve hüküm kesinleşmiştir.

10. Başvurucuların bir kısmı

tarafından taşınmazın tapuda adlarına tescilli olmayan 16/32 payının adlarına

tapuya tescili istemiyle Maliye Hazinesi ve Kumkaya

köyü tüzel kişiliği aleyhine 5/7/1995 tarihinde

Mudanya Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan dava sonucunda, Mahkemenin 25/12/2001

tarihli ve E.1995/231, K.2001/408 sayılı kararıyla davanın kabulüne ve

taşınmazın bir kısım başvurucu adına tapuya tesciline karar verilmiştir.

11. Maliye Hazinesi tarafından

kararın temyizi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 5/11/2002

tarihli ve E.2002/6221, K.2002/8067 sayılı ilamıyla hüküm onanmıştır.

12. Karar düzeltme isteminde

bulunulmadığından hüküm 5/11/2002 tarihinde

kesinleşmiştir.

13. 2006 yılında taşınmazın

bulunduğu yerde yapılan kadastro çalışmaları sonucunda taşınmaz, 108 ada 459

parsel numarası ile 7.339,77 m² olarak başvurucular adına, 108 ada 460 parsel numarası

ile 5.462,31 m² olarak İrfan Eroğlu adına tespit edilmiştir.

14. Başvurucular, İrfan Eroğlu

aleyhine 4/1/2007 tarihinde Mudanya Kadastro

Mahkemesinde E.2007/17 sayılı dosyada açtıkları kadastro tespitine itiraz

davasında, 108 ada 459 ve 460 numaralı parsellerin bütün olarak 15.000 m² olup

1942 yılına ait eski tapu kaydına göre kendilerine ait olduğu, tapu kaydı

dikkate alınmaksızın taşınmazın kısmen İrfan Eroğlu adına tespitinin yapıldığı

iddiasıyla 108 ada 460 numaralı parselin tespitinin iptali ve taşınmazın

adlarına tescilini talep etmişlerdir.

15. Maliye Hazinesi tarafından

İrfan Eroğlu aleyhine Mudanya Kadastro Mahkemesinde açılan kadastro tespitine

itiraz davasında ise davalıya ait tapu kaydındaki miktarın aşıldığı, kadastro

çalışması sırasında fazladan tespit yapıldığı belirtilerek bu miktarın

tespitinin iptali talep edilmiştir.

16. Her iki dava dosyası

birleştirilerek yapılan yargılamada mahallinde keşif yapılmış, mahalli

bilirkişiler ve taraf tanıkları dinlenilmiş, teknik bilirkişilerden rapor

alınarak Mahkemenin 12/10/2010 tarihli ve E.2006/454,

K.2010/150 sayılı kararıyla, İrfan Eroğlu tarafından 1982 yılında açılan tescil

davası sonucunda verilen 17/7/1984 tarihli kararın eski tarihli olması

nedeniyle başvurucular tarafından açılan davanın reddine, Maliye Hazinesince

açılan davanın kabulü ile davalı adına tespiti yapılan taşınmazın 905,31 m²lik

kısmının Maliye Hazinesi adına tapuya tesciline, kalan 4.557 m²sinin davalı

İrfan Eroğlu adına tapuya tesciline karar verilmiştir.

17. Anılan yargılama sırasında

alınan raporda, teknik bilirkişi olan harita mühendisi tarafından 108 ada 459

parsele revizyon gören 20/12/1942 tarihli tapu

kaydının 15.000 m² olarak 108 ada 459 ve 460 numaralı parsellerin ikisini de

kapsadığı, kadastro çalışması sonrasında her iki parselin alanının 12.808,08 m²

olarak belirlendiği ve 108 ada 460 numaralı parsele uygulanan 17/7/1984 tarihli

hükümle oluşan tapu kaydına göre taşınmazın 4.557 m² olduğu belirtilmiştir.

18. Kararın temyizi üzerine

Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 25/1/2012 tarihli ve

E.2011/3127, K.2012/419 sayılı kararıyla Mahkemenin, tescil hükmü ile 17/7/1984

tarihli Mahkeme kararı sonucu oluşan tapu kaydına üstünlük verileceği yönündeki

gerekçesi kabul edilmeyerek Ekim 1942 tarihli 15.000 m² miktarındaki taşınmazın

tapu kaydının 459 ve 460 numaralı parselleri kapsadığı, taşınmazın 16/32

payının başvurucular adına bu tapu kaydına göre tescilli olduğu, İrfan Eroğlu

tarafından Mudanya Asliye Hukuk Mahkemesinde taşınmazın diğer 16/32 payının

adına tescili amacıyla açılan kazandırıcı zamanaşımına dayalı tescil istemi

sonucunda 17/7/1984 tarihli kararla taşınmazın İrfan Eroğlu adına tapuya tescil

edildiği, aynı taşınmaza yönelik 1995 yılında bir kısım başvurucu tarafından

açılan dava sonucunda ise 25/12/2001 tarihli kararla aynı taşınmazın bir kısım

başvurucu adına tesciline karar verildiği, hâlbuki bu taşınmazın 17/7/1984

tarihli kararla İrfan Eroğlu adına tescil edildiği, dolayısıyla İrfan

Eroğlu’nun dayandığı tapu kaydının daha eski tarihli olduğu, yine 460 numaralı

parsele 1965 yılından beri Hüseyin ve İrfan Eroğlu’nun zilyet olduğu,

zilyetliklerinin devam ettiği, taşınmazın verimli ve bakımlı zeytinlik

niteliğinde olduğu, başvurucuların ise 460 numaralı parsele hiç zilyet

olmadıkları, taşınmazı Hüseyin ve İrfan Eroğlu’nun kullanmasına da itiraz

etmedikleri, 460 parsel numaralı taşınmazın İrfan Eroğlu tarafından kazandırıcı

zamanaşımına dayalı olarak açılan dava sonucunda 17/7/1984 tarihinde adına

tesciline karar verilmesinden sonra aynı taşınmaza yönelik başvurucular

tarafından açılan tescil davası neticesinde taşınmazın mükerrer olarak

başvurucular adına tapuya tescil edilmesinin hukuki değerinin bulunmadığı

gerekçeleriyle hükmün onanmasına karar verilmiştir.

19. Karar düzeltme istemi,

Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 11/10/2012 tarihli ve

E.2012/6893, K.2012/11452 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

20. Karar başvuruculara 31/12/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.

21. Başvurucular 30/1/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

B. İlgili Hukuk

22. 743 sayılı mülga Kanun’un

639. maddesi, 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 11., 12., 28. ve 29. maddeleri, 12/1/2011 tarihli ve 6100

sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesinin (2) numaralı fıkrası,

22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesi.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

23. Mahkemenin 4/11/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların

30/1/2013 tarihli ve 2013/1111 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

24. Başvurucular, 1942 yılına

ait tapu kaydına dayalı olarak 15.000 m² miktarındaki taşınmazın 16/32 payının

maliki olduklarını, bakiye 16/32 payının adlarına tescili amacıyla Mudanya

Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları tescil davası sonucunda 25/12/2001

tarihli kararla taşınmazın 16/32 hissesinin de adlarına tapuya tesciline karar

verildiğini, 2006 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında 15.000 m²

miktarındaki taşınmazın 108 ada 459 parsel numarası ile 7.339,77 m²sinin

adlarına tespit edildiğini, bakiye 5.462,31 m²sinin ise 108 ada 460 parsel

numarası ile İrfan Eroğlu adına, 2.198,92 m²sinin ise Maliye Hazinesi adına

tespit edildiğini, Mudanya Kadastro Mahkemesinde açtıkları kadastro tespitine

itiraz davasının, İrfan Eroğlu tarafından 1982 yılında açılan dava sonucunda

verilen 17/7/1984 tarihli kararla taşınmazın olağanüstü zamanaşımına dayalı

olarak kısmen İrfan Eroğlu adına tescil edilmesi nedeniyle reddedildiğini, İrfan

Eroğlu’nun açtığı bu davada taraf olmadıkları için davadan haberdar

olmadıklarını, taşınmazın yasaya aykırı olarak ikiye bölündüğünü ve 1942

tarihli eski tapu kaydı ile 25/12/2001 tarihli Mudanya Asliye Hukuk Mahkemesi

kararı dikkate alınmaksızın taraf olmadıkları İrfan Eroğlu’nun Mudanya Asliye

Hukuk Mahkemesinde açtığı dava sonucunda verilen 17/7/1984 tarihli karar

doğrultusunda kadastro tespitine itiraz davasının reddedildiğini, 108 ada 459

ve 460 numaralı parsellerin bir bütün olarak 1942 tarihli tapu kaydı içinde yer

aldığını, Kadastro Mahkemesindeki yargılama sırasında rapor alınan

bilirkişilerin de bu hususu belirtmelerine rağmen davanın reddedildiğini, tapu

kaydı bulunan taşınmazın olağanüstü zamanaşımına dayalı olarak hükmen tescil

edilemeyeceğini, dolayısıyla 17/7/1984 tarihli kararın da dikkate

alınamayacağını, hükmün temyizi üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesince 19/4/2011

tarihinde duruşma yapıldığı hâlde kararın 9 ay sonra 25/1/2012 tarihinde makul

süre aşılarak verildiğini, Yargıtay kararının yeterli gerekçe ihtiva

etmediğini, 17/7/1984 tarihli kararın yok hükmünde olduğunu, taşınmaza ilişkin

ilk olarak 5/7/1995 tarihinde dava açtıkları hâlde 2012 yılında karar

verildiğini, 17 yıl devam eden bir süre sonunda mülkiyet hakkına ilişkin hüküm

kurulduğunu belirterek Anayasa'nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet hakları

ile 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüşler ve tazminat talep etmişlerdir.

B. Değerlendirme

25. Başvurucuların, Mudanya

Kadastro Mahkemesinde açtıkları davada delillerin eksik ve hatalı

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yanlış yorumlanması, Mahkeme ve Yargıtay

kararlarının yeterli gerekçe ihtiva etmemesi nedenleriyle adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğine yönelik iddiaları ile dava konusu taşınmazın üçüncü

şahıs adına tapuya tescil edilmesi nedeniyle mülkiyet haklarının ihlal edildiği

yönündeki iddiaları ayrı ayrı incelenmiştir. Makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddia ise ayrıca değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Adil Yargılanma

Hakkının İhlali İddiası

26. Başvurucular, Mudanya

Kadastro Mahkemesinde açtıkları davada delillerin eksik ve hatalı

değerlendirildiğini, hukuk kurallarının yanlış yorumlandığını, İlk Derece

Mahkemesi ve Yargıtay kararlarının yeterli gerekçe ihtiva etmediğini belirterek

adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

27. Bakanlığın görüş yazısında

başvurucuların; davaya katılma hakkına riayet edildiği, yargılama süreci

boyunca haklarını savunmak için kendi görüşlerini sunma imkânı buldukları,

ileri sürdükleri iddiaların Mahkemece dinlenip incelendiği belirtilmiştir.

28. Başvurucular; Bakanlık

görüşüne katılmadıklarını, davaların birleştirilmesi nedeniyle kendilerince

açılan davanın yeterli özen gösterilmeden incelendiğini ileri sürmüşlerdir.

29. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda,

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

30. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine

karar verebilir.”

31. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

32. Anılan kurallar uyarınca

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması; bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda açık keyfîlik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati

Gündüz, Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013,

§ 26).

33. Somut olayda başvurucular, 4/1/2007 tarihinde Mudanya Kadastro Mahkemesinde İrfan

Eroğlu aleyhine kadastro tespitine itiraz davası açmışlardır. Aynı taşınmaza

ilişkin olarak Maliye Haznesi tarafından da 29/12/2006

tarihinde İrfan Eroğlu aleyhine kadastro tespitine itiraz davası açılmıştır.

Mahkemece her iki davanın aynı taşınmaza yönelik olması nedeniyle dava

dosyalarının birleştirilmesine karar verilmiş, deliller toplanmış, keşif

yapılmış, mahalli bilirkişiler ve taraf tanıkları dinlenerek 12/10/2010

tarihinde davalı tarafın sonraki tapu kaydının Mahkeme kararına dayanılarak

oluşturulması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Temyiz üzerine

Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 25/1/2012 tarihli

kararıyla tapu kaydı bulunan taşınmazın 16/32’lik kısmının tapuya tescilli

olmadığı, İrfan Eroğlu tarafından taşınmazın olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı

yoluyla tesciline ilişkin açılan davanın kabul edilmesi nedeniyle İrfan Eroğlu

adına tescil edildiği, başvurucular tarafından Mudanya Asliye Hukuk

Mahkemesinde açılan dava sonucunda ise zaten İrfan Eroğlu adına tescilli

taşınmazın mükerrer olarak tapuya tescil edildiği bu nedenle başvurucular adına

yapılan tescilin hukuki değerinin bulunmadığı yönünde farklı bir gerekçeye

dayanılarak (bkz. § 18) İlk Derece Mahkemesi kararı onanmıştır.

34. Mahkemenin ve Yargıtayın gerekçesi ile başvurucuların iddiaları incelendiğinde,

iddiaların özünün derece mahkemeleri tarafından delillerin değerlendirilmesinde

ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığı ve esas itibarıyla bunun

yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmıştır.

35. Başvurucular, yargılama sürecinde

karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadıklarına,

kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadıklarına, karşı tarafça

sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadıklarına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

Derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt

sunmadıkları gibi İlk Derece Mahkemesinin ve Yargıtayın

kararlarında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

36. Açıklanan nedenle

başvurucular tarafından ileri sürülen bu iddiaların kanun yolu şikâyeti

niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık

keyfîlik de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

37. Öte yandan başvurucular, İlk

Derece Mahkemesi ve Yargıtay kararlarının yeterli gerekçe ihtiva etmediğini

belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

38. Anayasa’nın 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları

gerekçeli olarak yazılır.”

39. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak

başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma

hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü,

kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve

özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın bütün

mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden

141. maddesinin de hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde

gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B.

No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).

40. Ancak derece mahkemeleri,

kendisine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değildir. Bununla beraber

ileri sürülen iddialardan biri kabul edildiğinde davanın sonucuna etkili olması

söz konusu ise mahkeme bu hususa belirli ve açık bir yanıt vermek zorunda

olabilir. Böyle bir durumda dahi ileri sürülen iddiaların zımnen reddi yeterli

olabilir (Yasemin Ekşi, B. No:

2013/5486, 4/12/2013, § 56).

41. Öte yandan temyiz

mercilerinin kararlarının tamamen gerekçeli olması zorunlu değildir. Temyiz

merciinin yargılamayı yapan mahkemenin kararıyla aynı fikirde olması ve bunu ya

aynı gerekçeyi kullanarak ya da bunu basit bir atıfla kararına yansıtması

yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir şekilde temyizde

dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını

inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (Yasemin Ekşi, § 57).

42. Somut olayda Mahkemece,

davalı tarafın dayandığı sonraki tapu kaydının mahkeme kararına dayanılarak

oluşturulması nedeniyle hükmün kesinleştiği belirtilerek davanın reddine karar

verilmiştir. Yargıtay tarafından yürütülen temyiz incelemesi sırasında ise

Mahkemenin gerekçesi kabul edilmeyerek farklı bir gerekçe ile karar onanmıştır

(bkz. § 18). Karar düzeltme istemi, Kanun’da sayılan hâllere uygun bulunmayarak

reddedilmiştir (bkz. § 22). Dolayısıyla somut olayda Mahkeme ve Yargıtay

kararlarının gerekçesiz olduğundan söz edilemez.

43. Açıklanan nedenlerle

gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan

başvurucuların bu yöndeki iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Mülkiyet

Hakkının İhlali İddiası

44. Başvurucular, Mudanya

Kadastro Mahkemesinde açtıkları kadastro tespitine itiraz davasının, İrfan

Eroğlu tarafından 1982 yılında açılan dava sonucunda verilen 17/7/1984

tarihli kararla taşınmazın olağanüstü zamanaşımına dayalı olarak kısmen İrfan

Eroğlu adına tescil edilmesi nedeniyle reddedildiğini, İrfan Eroğlu’nun açtığı

bu davada taraf olmadıkları için davadan haberdar olmadıklarını, taşınmazın

yasaya aykırı olarak ikiye bölündüğünü ve 1942 tarihli eski tapu kaydı ile

25/12/2001 tarihli Mudanya Asliye Hukuk Mahkemesi kararı dikkate alınmaksızın

taraf olmadıkları İrfan Eroğlu’nun Mudanya Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı

dava sonucunda verilen 17/7/1984 tarihli karar doğrultusunda kadastro tespitine

itiraz davasının reddedildiğini, 108 ada 459 ve 460 numaralı parsellerin bir

bütün olarak 1942 tarihli tapu kaydı içerisinde yer aldığını, Kadastro Mahkemesindeki

yargılama sırasında rapor alınan bilirkişilerin de bu hususu belirtmelerine

rağmen davanın reddedildiğini, tapu kaydı bulunan taşınmazın olağanüstü

zamanaşımına dayalı olarak hükmen tescil edilemeyeceğini, dolayısıyla 17/7/1984

tarihli kararın da dikkate alınamayacağını belirterek mülkiyet haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

45. Bakanlığın görüş yazısında,

başvurucuların tapu sicilinin yanlış tutulması nedeniyle uğranılan zararın

tazmini için sorumlu idareye veya yargı yoluna başvuruda bulunup bulunmadıkları

hususunda başvuru dosyasında bir bilginin bulunmadığı, başvuru yollarının

tüketilmesine ilişkin incelemede bu durumun dikkate alınması gerektiği

belirtilmiştir.

46. Başvurucular cevap

dilekçesinde Mudanya Kadastro Mahkemesinde açtıkları davanın sonuçlanmasıyla

birlikte başvuru yollarının tüketildiğini ifade etmişlerdir.

47. Anayasa'nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

"... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

48. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar

başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da

ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının

bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

49. Anayasa'nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası

uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden

olduğu iddia edilen işlem veya eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının tüketilmiş olması gerekir.

50. Temel hak ve özgürlüklere

saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun

davranılmadığı takdirde ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari

mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013,

§ 17).

51. Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal

edildiği iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde olağan yasa yolları

ile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak

ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda

başvurulabilir (Bayram Gök, §

18).

52. Bireysel başvuru yolunun

ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek

için öncelikle hukuk sisteminde düzenlenen başvuru yollarının tüketilmesi

zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun, Anayasa Mahkemesi

önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve adli

mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve

kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve

başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (Bayram Gök, § 19).

53. Bireysel başvurunun ikincil

niteliğinin bir sonucu olarak olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler

önünde dayanılmayan iddialar Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği

gibi genel mahkemelere sunulmayan yeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine

sunulamaz (Bayram Gök, § 20).

54. 4721 sayılı Kanun'un 1007.

maddesi; tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan devletin sorumlu

olduğunu, devletin zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu

edebileceğini hüküm altına almıştır.

55. Başvuru konusu somut olayda

başvurucular, dava konusu taşınmaza ilişkin murislerine ait olan 1942 tarihli

tapu kaydının bulunmasına rağmen Mudanya Kadastro Mahkemesinde açtıkları

kadastro tespitine itiraz davasının, İrfan Eroğlu tarafından 1982 yılında

açılan dava sonucunda verilen 17/7/1984 tarihli

kararla taşınmazın olağanüstü zamanaşımına dayalı olarak kısmen İrfan Eroğlu

adına tescil edilmesi nedeniyle reddedildiğini, 25/12/2001 tarihli Mudanya

Asliye Hukuk Mahkemesi kararının dikkate alınmadığını belirterek mülkiyet

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir (bkz. § 24).

56. Tapu işlemleri kadastro

tespiti işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve

tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir

bütün oluşturduğundan, bunlardan doğan zararlardan 4721 sayılı Kanun'un 1007.

maddesine göre devletin sorumluluğuna başvurulabilir. Burada devletin kusursuz

sorumluluğu söz konusu olabilir. Kusursuz sorumluluk tapu siciline bağlı

çıkarların ve ayni hakların yanlış tescili sonucu değişmesi ya da yitirilmesi

ile bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü sicillerin doğru

tutulmasını üstlenen ve doğru tutulacağını taahhüt eden devlet, gerçeğe aykırı

ve dayanaksız kayıtlardan doğan zararları da ödemekle yükümlüdür (Nazmiye Akman, B. No: 2013/1012, 16/4/2013, § 45).

57. Bu işlemler nedeniyle zarar

görenler, 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi gereğince, zararlarının tazmini

için 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Borçlar

Kanunu'nun 146. maddesi gereğince on yıllık zamanaşımı süresinde, Hazine

aleyhine adli yargıda dava açabilirler (Nazmiye

Akman, § 46). Ancak başvurucuların Derece Mahkemeleri nezdinde bu

yönde herhangi bir talebinin bulunduğu tespit edilememiştir. Bu anlamda ihlale neden olduğu ileri sürülen iddiaya

ilişkin olarak idari ve yargısal yollara başvurulmadığından başvuru yolları

usulünce tüketilmemiştir.

58. Açıklanan nedenlerle bireysel başvurunun bu

kısmına ilişkin ihlal iddialarının, başvuru yolları usulüne uygun şekilde

tüketilmeden başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

c. Yargılamanın

Makul Sürede Sonuçlanmadığı İddiası

59. Başvuru formu ile eklerinin

incelenmesi sonucunda açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

60. Başvurucular, murislerine

ait 1942 tarihli taşınmaza ilişkin ilk olarak 5/7/1995

tarihinde dava açtıkları hâlde ancak 2012 yılında karar verildiğini, 17 yıl

devam eden bir süreç sonunda mülkiyet hakkına ilişkin hüküm kurulduğunu

belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma haklarının

ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

61. Bakanlığın görüş yazısında, başvurucular

tarafından ileri sürülen yargılamanın 17 yıl sürdüğüne ilişkin iddianın 5/7/1995 tarihinde Mudanya Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan

kararın kesinleşmesiyle sona eren davaya göre hesaplandığı, başvuruya konu

yargılamanın 4/1/2007 tarihinde Mudanya Kadastro Mahkemesinde başlatıldığı,

yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığına ilişkin şikâyetin

incelenmesinde bu durumun dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.

62. Başvurucular cevap

dilekçesinde başvuru formunda ileri sürdükleri iddiaları tekrar etmişlerdir.

63. Makul sürede yargılanma

hakkına ilişkin olarak başvurucular her ne kadar 1942 tarihli tapu kaydı

bulunan taşınmaza ilişkin ilk olarak 5/7/1995

tarihinde dava açtıklarını ancak 2012 yılında karar verildiğini ileri

sürmüşlerse de belirtilen tarihte Mudanya Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan

davanın 5/11/2002 tarihinde kesinleştiği anlaşıldığından bu kapsamdaki inceleme

Mudanya Kadastro Mahkemesinde yürütülen yargılama ile sınırlı olarak

yapılmıştır.

64. Anayasa ve Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı dışında kalan bir hak

ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18) Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut

görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer

verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında ilgili hükmü

Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle

Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi

kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhildir. Ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de -Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).

65. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir

(Güher Ergun ve diğerleri, §§

41–45).

66. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu

olayda Mudanya Kadastro Mahkemesi nezdinde kadastro tespitine itiraz davasının

söz konusu olduğu görülmekle 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine

göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin medeni hak ve yükümlülükleri konu

alan bir yargılama olduğuna kuşku yoktur (Güher

Ergun ve diğerleri, § 49).

67. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde

sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup somut başvuru açısından bu tarih, 4/1/2007’dir.

68. Sürenin bitiş tarihi ise

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri,

§ 52). Bu kapsamda somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin,

başvurucuların karar düzeltme talebinin Yargıtay 20. Hukuk Dairesince

reddedildiği 11/10/2012 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

69. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde yargılamanın konusunun kadastro tespitine itiraz

davası olduğu, Mahkemece aralarında hukuki ve fiilî bağlantı olduğu

gerekçesiyle dava dosyasının Mahkemenin bir başka dava dosyasıyla

birleştirilmesine karar verildiği (bkz. § 16), delillerin toplandığı, keşfin

yapıldığı, mahalli bilirkişiler ve taraf tanıkları dinlenerek 12/10/2010 tarihinde davanın reddine karar verildiği, temyiz

üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesi tarafından İlk Derece Mahkemesi kararının

25/1/2012 tarihinde onandığı, karar düzeltme isteminin aynı Dairenin 11/10/2012

tarihli kararıyla reddedildiği anlaşılmıştır.

70. 6100 sayılı Kanun’un

öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul

sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından -özellikle yargılamada sürati temin

etmeye hizmet eden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde

bulundurularak- makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar

verilmiştir (Güher Ergun ve diğerleri,

§§ 34-64).

71. Başvuruya konu kadastro

tespitine itiraz davasının incelenmesinde hukuki meselenin çözümündeki güçlük,

yargılamanın niteliği, maddi olayların karmaşıklığı, delillerin toplanmasında

karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterler

dikkate alındığında söz konusu 5 yıl 9 aylık yargılama sürecinde makul olmayan

bir gecikme olduğu sonucuna varılmıştır.

72. Açıklanan nedenlerle

başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

73. Başvurucular, adil

yargılanma hakkı ile mülkiyet haklarının ihlal edilmesi nedeniyle yeniden

yargılama yapılmasına karar verilmesini, bunun mümkün olmaması durumunda;

i. Başvuruculardan Mükerrem Yıldız,

Zerren Konur ve Simten Doğan ayrı ayrı 400.000 TL maddi, 200.000 TL manevi

tazminat ödenmesini talep etmişlerdir.

ii. Başvuruculardan Hikmet Ural ve

Meral Doğru ayrı ayrı 1.200.000 TL maddi, 600.000 TL manevi tazminat ödenmesini

talep etmişlerdir.

iii. Başvuruculardan Nalan Ural

ve Burhanettin Ural ayrı ayrı 500.000 TL maddi, 250.000 TL manevi tazminat

ödenmesini talep etmişlerdir.

iv. Başvuruculardan Nuriye Ural, Nezahat İzgen, Belgin Aydın, Nurcan Kaya, Nesrin Uzer, Semra

Cengiz, Hakan Çelener, Nuray Sukusturan

ve Sabahat Erdener ayrı ayrı 200.000 TL maddi, 100.000 TL manevi tazminat

ödenmesini talep etmişlerdir.

74. 6216 sayılı Kanun'un “Kararlar” kenar

başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

75. Başvurucuların tarafı

oldukları uyuşmazlığa ilişkin beş yıl dokuz aylık yargılama süresi dikkate

alındığında yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında her bir başvurucuya ayrı

ayrı net 3.150 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

76. Başvurucular tarafından

maddi tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber tespit edilen ihlal ile

iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından

başvurucuların maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

77. Dosyadaki belgelerden tespit

edilen 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin müştereken başvuruculara ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucuların,

1.

Adil yargılanma haklarının ihlali iddiasının açıkça

dayanaktan yoksun olması,

2.

Mülkiyet haklarının ihlali iddiasının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

Makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

4.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Başvuruculara ayrı ayrı net

3.150 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucuların tazminata ilişkin diğer

taleplerinin REDDİNE,

C. 198,35 TL harç ve 1.500 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin müştereken

BAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin kararın tebliğini

takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına

4/11/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE

karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serruh KALELİ Nuri NECİPOĞLU Hasan Tahsin GÖKCAN Rıdvan GÜLEÇ Raportör Yrd. : Gökçe GÜLTEKİN Başvurucular : 1. Mükerrem Yıldız 2. Zerren Konur 3. Simten Doğan 4. Hikmet Ural 5. Meral Doğru 6. Sabahat Erdener 7. Nuray Sukusturan 8. Nezahat İzgen 9. Belgin Aydın 10. Nurcan Kaya 11. Nesrin Uzer 12. Hakan Çelener 13. Semra Cengiz 14. Nuriye Ural 15. Nalan Ural 16. Burhanettin Ural Vekilleri : Av. Mustafa Metin SEZGİN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/1111, 4 Kasım 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucuların
  14. B. Değerlendirme
  15. B. Başvuruculara ayrı ayrı net
  16. C. 198,35 TL harç ve 1.500 TL
  17. D. Ödemelerin kararın tebliğini
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/1111
Tarih
4 Kasım 2015

İlgili Kararlar

  • Tahir Laçin Başvurusu (B. No: 2013/7011)
  • Abdüllatif Çetin Başvurusu (B. No: 2013/4470)
  • Kazım Yağız Başvurusu (B. No: 2013/3128)
  • Sercan Pehlivan Başvurusu (B. No: 2013/2561)
  • Alican Akbaba Başvurusu (B. No: 2013/5046)
  • Ahmet Temiz Başvurusu (B. No: 2013/6208)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.