İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mahmut Üçüncü Başvurusu (B. No: 2014/1017)

1. Başvuru, granit maden ocağı işletme izni bulunmasına rağmen

Başvuru No2014/1017Tarih13 Temmuz 2016Okuma46 dk · 9.101 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mahmut Üçüncü Başvurusu

Karar tarihi
13 Temmuz 2016
Başvuru Numarası
2014/1017
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

9.101 kelime·46 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, granit maden ocağı işletme izni bulunmasına rağmen

orman alanının işgali ve faydalanma suçundan hapis cezası ile cezalandırılarak

hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve akaryakıt dolum, taş kırma ve eleme,

beton santrali, stok ambarı tesis alanlarının müsadere edilmesi nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 23/1/2014 tarihinde Bursa 10. Asliye Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 30/10/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 29/12/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 26/2/2016 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş,

3/3/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 17/3/2016 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu D. Madencilik İnşaat Su ve Petrol Ürünleri İthalat

İhracat Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin (Şirket) ortağı ve

yönetim kurulu başkanıdır.

9. Anılan Şirketin talebi üzerine Maden İşleri Genel Müdürlüğü

tarafından bu Şirkete Yalova ili Armutlu ilçesi Fıstıklı köyü Müftü Çiftliği

mevkiinde 8/11/2005 tarihinden geçerli olmak üzere "II. grup maden

ruhsatı" verilmiştir. Şirket, belirtilen yerde granit maden ocağı

işletmiştir.

10. Şirketin talebi üzerine Bursa Orman Bölge Müdürlüğü

tarafından 30/12/2005 tarihinde 20.448,86 m²altyapı tesisi orman izni

verilmiştir. Şirket 22/9/2008 tarihinde ek izin sahası talebinde bulunmuş ancak

bu talebe cevap verilmemiştir.

1. İdari Yargılama Süreci

11. Şirketin ek izin sahası verilmesi için bu defa 31/10/2008

tarihinde Yalova İl Çevre ve Orman Müdürlüğüne yaptığı başvuru ise bu İdarenin

7/11/2008 tarihli yazısı ile reddedilmiştir.

12. Şirket 18/12/2008 tarihinde, bu idari işlemin yürütmesinin

durdurulması ve iptali istemiyle İdare aleyhine Bursa 3. İdare Mahkemesinde

dava açmıştır.

13. Mahkeme 12/3/2009 tarihli ve E.2008/1068 sayılı kararı ile

yürütmenin durdurulması talebinin kabulüne karar vermiştir.

14. Uyuşmazlığı esastan inceleyen Mahkeme, 14/5/2009 tarihli ve

E.2008/1068, K.209/360 sayılı kararı ile bakanlıklar ile kamu kurum ve

kuruluşlarınca Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliği'nde (Yönetmelik)

belirtilen hâller ve diğer kanunların ilgili hükümleri dışında madencilik

faaliyetlerinin engellenemeyeceği ve bu Yönetmelik'te belirtilen kısıtlamaların

dışında başka kısıtlama getirilemeyeceği, davacı Şirketin maden üretim

faaliyeti için iş yeri açma ve çalışma ruhsatı verilmesi istemli başvurusunun

anılan Yönetmelik'in 14. bölümünde yer alan düzenlemeler çerçevesinde

değerlendirilerek sonuçlandırılması gerekirken Yönetmelik hükümlerinde

belirtilen hâller ve diğer kanunların ilgili hükümleri dışındaki nedenlere

dayandırıldığı, ayrıca işleme dayanak alınan 1/25.000 ölçekli çevre düzeni plan

notunun yürütmesinin durdurulması nedeniyle dava konusu işlemde bu yönüyle de

hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçeleriyle davanın kabulüne ve dava konusu idari

işlemin iptaline karar vermiştir.

15. Kararı temyiz eden davalı İdare, ayrıca bu kararın

yürütmesinin durdurulmasını da talep etmiş; Danıştay Sekizinci Dairesinin

3/8/2009 tarihli ve E.2009/6310 sayılı ilamıyla, bu talep reddedilmiştir.

16. Daire 20/10/2010 tarihli ve E.2009/6310, K.2010/5386 sayılı

ilamıyla hükmün değişik gerekçeyle onanmasına karar vermiştir. Kararın

gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"... her ne kadar İdare Mahkemesince

davacı şirketin maden üretim faaliyeti için işyeri açma ve çalışma ruhsatı

verilmesi istemli başvurusunun Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliğinin 14.

Bölümünde yer alan düzenlemeler çerçevesinde değerlendirilerek

sonuçlandırılması gerektiği belirtilmiş ise de, gerekli ruhsatları alarak

faaliyette bulunan davacı şirketin granit ocağı kapasite artışı (ÇED alanı

büyütme, kırma-eleme ve beton santrali tesisi ilavesi) için yaptığı başvurunun,

davalı idare tarafından Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliğinin 15.

Bölümünde yer alan düzenlemeler çerçevesinde, kapasite artışının çevreye zarar

verip vermeyeceği de değerlendirilerek, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken,

madencilik faaliyeti yapılamayacağına ilişkin yukarıda belirtilen kararlara

atıf yapılarak başvurunun reddinde hukuka uyarlık bulunmamakta olup, Mahkeme

kararı sonucu itibarıyla yerinde görülmüştür."

2. Ceza Yargılaması

Süreci

17. Orman Genel Müdürlüğü görevlileri tarafından düzenlenen

1/11/2008 tarihli suç tutanağında, başvurucunun yönetim kurulu başkanı ve

ortağı olduğu Şirket tarafından Yalova ili Armutlu ilçesi Fıstıklı köyü Çiftlik

mevkiindeki izinli sahada izin almadan 224 m² yakıt depolama tesisi, 1190 m²

taş kırma ve eleme tesisi, 646,25 m² beton santrali ve stok alanı olmak üzere

toplam 2.060,25 m² alanda izinsiz tesis kurulduğu belirtilmiştir.

18. Gemlik Cumhuriyet Başsavcılığının 2008/3520 Soruşturma

sayılı dosyasında düzenlenen 3/6/2009 tarihli ve 2009/440 sayılı iddianame ile "suça konu sahada mevcut 20.448.86 metrekarelik

ormanlık alanın 08/11/2015 tarihine kadar izinli olduğu, aynı bölgede 13.988 metrekalik alanın izninin ise 29/04/2008 tarihindesona erdiği, suça konu sahada maden ocağı işleten

D. Madencilik İnş. Su ve Petrol Ürünleri İthalat İhracat San[a]yi ve Ticaret Anonim Şirketi yetkilileri olan şüphelilerin

29/[04]/2008 tarihinde izin süresi biten 13.988 metrekarelik alan için süre

uzatımı talebi ve anılan alanın ihtiyaçları karşılamaması sebebiyle ek olarak

200.52 metrekarelik saha için ise yeni izin talebinde bulundukları, suç

tutanağının tutulduğu tarih olan 01/11/2008 tarihinde henüz izin talebininin neticenlememiş

olduğu, şüphelilerin eylemleri neticesinde inşa edilen yapıların buhaliyle izinsiz sahada kaldığı" belirtilerek

başvurucu ve F.Ç. haklarında "orman alanlarının işgali, ormandan

faydalanma ve orman içinde yerleşilmesi" suçundan 31/8/1956 tarihli ve

6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17. maddesi delaletiyle 93. maddesinin birinci

fıkrası uyarınca cezalandırılması ve 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanunu'nun 53. maddesindeki hak yoksunluklarının uygulanması kamu adına talep

olunmuştur. İddianamede tesislerin müsaderesine ilişkin bir talebe yer

verilmemiş, sevk maddeleri arasında da müsadereye ilişkin bir yasa hükmü

gösterilmemiştir.

19. İddianame kabul edilerek açılan kamu davasında Gemlik Sulh

Ceza Mahkemesinde görülen yargılama sırasında 14/6/2013 tarihli 20. duruşmada

başvurucuya hakkında 6831 sayılı Kanun'un 93. maddesinin ikinci fıkrasının

uygulanması ihtimali gerekçe gösterilerek 5271 sayılı Kanun'un 226. maddesi

uyarınca ek savunma hakkı verilmiştir. Mahkeme 12/6/2012 tarihinde olay yerinde

keşif yapmış, orman yüksek mühendisi, harita mühendisi ve maden mühendisinden

oluşturulan bilirkişi kurulundan rapor aldırmıştır. Bilirkişi kurulunun

15/8/2012 tarihli raporunda, izinli saha içinde bulunan 1.224,05 m² orman

alanında izin veriliş amacı dışında "akaryakıt ve dolum tesisi" ile

"taş kırma ve eleme tesisi" yapıldığı, ayrıca izin verilen alan

dışındaki 1.041,92 m² orman alanında ise orman örtüsü kaldırılarak izinsiz

akaryakıt ve dolum tesisi", "taş kırma ve eleme tesisi",

"beton santrali ve stok ambarı" yapıldığı belirtilmiştir. Bilirkişi

raporunda zarar miktarı ise 546,90 TL olarak gösterilmiştir.

20. Mahkeme 4/10/2013 tarihli ve E.2009/550, K.2013/1172 sayılı

kararı ile "orman alanlarının işgali ve orman içine yerleşilmesi"

suçunu işlediği gerekçesiyle 6831 sayılı Kanun'un 93. maddesinin birinci

fıkrası, aynı maddenin ikinci fıkrası ile 5237 sayılı Kanun'un 62. maddeleri

uygulanarak başvurucunun 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmetmiş

ancak 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231.

maddesinin (5) numaralı fıkrasındaki koşulların gerçekleştiği kanaatiyle hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına ve aynı maddenin (8) numaralı fıkrasına göre

başvurucunun 5 yıl süreyle denetime tabi tutulmasına karar vermiştir.

21. Mahkeme, aynı karar ile ayrıca bilirkişi raporu ile

belirlenen ve suça konu yerde bulunduğu belirtilen 29/05/2013 tarihli ek

bilirkişi raporunda (A1) ve (A2) olarak gösterilen akaryakıt dolum tesis

alanının, (B1) ve (B2) olarak gösterilen taş kırma ve eleme tesis alanının,

(C1) ve (C2) olarak gösterilen beton santrali alanı ile stok ambarı alanlarının

6831 sayılı Kanun'un 108. maddesinin dördüncü fıkrası yollaması ile 5237 sayılıKanun'un 54. maddesi gereğince müsaderesine karar

vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Mahallinde 29/07/2011 tarihinde Orman

Yüksek Mühendisi ve Fen Bilirkişisi ilebirlikte keşif

yapılmış, bilirkişiler Mahkememize sunmuş oldukları raporlarında; suça konu

yerde suç tarihinden önce orman kadastrosu geçtiği ve 2/B madde uygulaması

yapıldığı buna göre suça konu yerin orman sınırları içerisinde kaldığı ve

devlet ormanı olduğu, suça konu yerlerin kesinleşmiş orman kadastro sınırları

içerisinde kaldığı ve devlet ormanı olduğunun, eylemin kesinleşmiş orman

kadastro sınırları içerisinde işgal ve faydalanma olduğu, suça konu yerlerin

yüz ölçümünün toplam 2793,29 m² olduğunun, müdahil orman yönetiminin zararının

olmadığının, suça konu yer içerisinde 3 adet tesis bulunduğunun

bildirildiği,10.02.2012 tarihli Ek raporunda : maden şirketinin enerji ve tabi

kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğünden alınmış II: grup 99 hektar

alanda ruhsatının olduğunu, bu ruhsatlı alan içerisinde yine aynı

Bakanlıkça17,6 hektar alan için 4.09.2008 tarihli olur ile granit işletme izni

verildiğini, suça konu yerin bu alan içerisinde kaldığını, suça konu tesisler

maden dairesince verilmiş işletme izin sahası içerisinde kaldığını, ancak orman

yönetimine suça konu tesisleri yapmak için başvuru yapılmadığını, izin

müracaatı sonuçlanmadan tesislerin yapıldığını, maden şirketi bu başvurular ile

suç tarihinden önce izin istihsali için orman yönetimine başvurulduğunu, ancak

başvuru sonuçlanmadan suça konu tesislerin yapıldığını, suça konu yerin fen

bilirkişi tarafından aletle ölçüm sonucu 2793,299 m² olarak hesap edilerek

koordinatları ile krokiye aktarıldığını,suça konu

yerin 2/B madde uygulaması ile ilgili olmadığının açıkça belirtildiğini, şirket

tarafından yapılmış dosya da mevcut ödeme makbuzları davanın esası ilebir ilgisi olmadığı için incelemeye alınmadığını, zira

dava konusu suça konu tesisler ile ilgili verilmiş bir izin olmadığı için

yapılmış bir ödeme de olmadığını, yapılan ödeme belgelerinin izin verilmiş

sahalara ait olduğunu bildirmişlerdir.

Mahallinde12/6/2012 tarihinde Harita

Mühendisi, Maden Mühendisi ve Orman Yüksek Mühendisi ile birlikte keşif

yapılmış, bilirkişiler Mahkememize sunmuş olduklarıraporlarında

sonuç olarak; D... İnş. Su ve Petrol Ürünleri İth. İhr. San. ve Tic. A. Ş.

yetkilileri MahmutÜçüncü ve F. L.' in kesinleşmiş

orman sınırı dahilinde 1.041,92 m² orman örtüsükaldırılarak

izinsiz tesis yapmakla 1.224,05 m² alanda, orman idaresinden 6831 sayılı

Kanun'un 16. maddesine göre aldıkları orman izinini,

izin amaçlarına uygun olarak kullanmamakla, orman kanununa muhalefet

ettiklerini, açma yapılan yerin yangın sahası olmadığını, fıstıklı köyünde

kesinleşmiş orman kadastrosu olduğunu, 114. maddeye göre ağaçlandırma giderinin

546,90 TL olduğunu bildirmişlerdir.

... Sanık Mahmut Üçüncü hakkında orman

alanlarının işgali ve ormanın içine yerleşilmesi suçlarından açılan kamu

davasının yapılan yargılaması sonucunda tüm dosya kapsamı birlikte

değerlendirildiğinde, sanığın eylemine uyan 6831 sayılı Kanun'un 93/1 ve 5237

sayılı Kanun'un 61.maddesi gereğince suçun işleniş şekli ve meydana gelen zarar

gözönüne alınarak ve sanığın bu suçu ilk defa

işlemesi nedeniyle de alt sınırdan ceza verilmek suretiyle cezalandırılmasına,

5560 ve 5728 sayılı yasalarla değişik CMK’nun 231/5

ve 6. maddeleri gereğince sanığın geçmişteki iyi hali, kişilik özellikleri,

yargılama sürecindeki tutum ve davranışları nedeniyle tekrar suç işlemeyeceği

konusunda mahkememizde olumlu kanaat oluşması ve suçtan dolayı meydana gelen

zararın giderilmesi nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, ...

bilirkişi raporu ilebelirlenen ve suça konu yerde bulunanve bilirkişinin 29/05/2013 tarihli ek raporunda A1

ve A2 olarak gösterilen Akaryakıt dolum tesis alanının, B1 ve B2 olarak

gösterilen taş kırma ve eleme tesis alanının, C1 ve C2 olarak gösterilen beton

santrali alanı ile stok ambarı alanlarının 6831 sayılı Kanun'un 108/4. maddesi

yollaması ile5237 sayılı Kanun'un 54 maddesi gereğince müsaderesine dair karar

verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."

22. Başvurucu karara itiraz etmiş, Gemlik 1. Asliye Ceza

Mahkemesinin 2/12/2013 tarihli ve 2013/311 Değişik İş sayılı kararı ile

itirazın reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

"Gemlik Sulh Ceza Mahkemesinin 04/10/2013

karar tarihli ve 2009/550 Esas, 2013/1172 Karar sayılı dosyasının

incelenmesinde; sanık Mahmut Üçüncü vekili Av. Fikri Akgün vesanık

F. L. hakkında orman alanlarının işgali ormandan faydalanma ve orman içinde

yerleşilmesi suçundan 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar

verildiği, sanıkların 5560 ve 5728 sayılı yasalarla değişik CMK'nun

231/5 ve 6 maddeleri gereğince sanıkların geçmişteki iyi halleri, kişilik

özellikleri, yargılama sürecindeki tutum ve davranışları nedeni ile tekrar suç

işlemeyecekleri konusunda mahkemelerinde olumlu kanaat oluşması ve suçtan

dolayı meydana gelen zararın giderilmesi nedeniyle hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına dairkarar verilmişve

sanıklar hakkında verilen kararınusul ve yasaya uygun

olduğu anlaşılmakla sanık Mahmut Üçüncü vekili Av. Fikri Akgün ve sanık F. L.'in itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiş ve

aşağıdaki hüküm kurulmuştur."

23. Nihai karar başvurucu vekiline 30/12/2013 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

24. Başvurucu 17/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

3. Başvuru Tarihinden

Sonra Yaşanan Gelişmeler

25. Gemlik 1. Sulh Ceza Mahkemesince 28/3/2014 tarihinde,

müsadere kararının gereğininyerine getirilmesi

hususunda Gemlik Orman İşletme Şefliğine yazı yazılmış, Umurbey

Orman İşletme Şefliğinin 1/6/2015 tarihli yazısıyla, müsadere kararı verilen

sahanın infazının 9/6/2014 tarihinde yerine getirildiği belirtilmiş, orman

muhafaza memurlarınca düzenlenen infaz tutanağı Mahkemeye gönderilmiştir. İnfaz

tutanağında "... Mahkeme kararıyla

müsaderesine hükmedilen akaryakıt dolum tesisinin, taş kırma eleme tesisinin,

beton santralin firma tarafından yıkılarak kaldırıldığı, dolayısıyla infazın

yapılmış olduğu görülmektedir...."

hususları belirtilmiştir.

B. İlgili Hukuk

26. 6831 sayılı Kanun’un 16. maddesinin başvurucuya isnat edilen

suç tarihi itibarıyla yürürlükte olan birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

"Devlet ormanları hudutları içerisinde

maden aranması ve işletilmesi, Maden Kanununun 7 nci maddesinde belirtilen şartlara uyularak, ruhsat grubu

gözetilmeksizin yapılır. Orman hudutları içinde alınan muvafakat süresi, temdit

dahil işletme ruhsat süresi sonuna kadar devam eder. Ayrıca madencilik

faaliyetleri için zorunlu; tesis, yol, enerji, su, haberleşme ve alt yapı

tesislerine fon bedelleri hariç olmak üzere orman mevzuatı hükümlerine göre

bedeli alınarak izin verilir.

Ruhsatname veya imtiyaz almış olanlarla,

ruhsatname veya imtiyaz alacaklar, işe başlamadan evvel çalışma sahalarını

orman idaresine haber vermeye ve ormana zarar gelebilecek hallerde, orman

idaresinin göstereceği tedbirleri almaya ve yapmaya mecburdurlar."

27. 6831 sayılı Kanun’un 17. maddesinin başvurucuya isnat edilen

suç tarihi itibarıyla yürürlükte olan birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

“Devlet ormanları içinde bu ormanların

korunması, istihsal ve imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi bina ve

tesisler müstesna olmak üzere; her çeşit bina ve ağıl inşası ve hayvanların

barınmasına mahsus yerler yapılması ve tarla açılması, işlenmesi, ekilmesi ve

orman içinde yerleşilmesi yasaktır.

Devlet ormanlarının herhangi bir suretle

yanmasından veya açıklıklarından faydalanılarak işgal, açma veya herhangi

şekilde olursa olsun kesme, sökme, budama veya boğma yollariyle

elde edilecek yerlerle buralarda yapılacak her türlü yapı ve tesisler, şahıslar

adına tapuya tescil olunamaz. Buralara doğrudan doğruya orman idaresince el konulur.Yanan orman alanlarındaki

her türlü emval Orman Genel Müdürlüğünce değerlendirilir.

Savunma, ulaşım, enerji, haberleşme, su, atık

su, petrol, doğalgaz, altyapı ve katı atık bertaraf tesislerinin; sanatoryum,

baraj, gölet ve mezarlıkların; Devlete ait sağlık, eğitim ve spor tesislerinin

ve bunlarla ilgili her türlü yer ve binanın Devlet ormanları üzerinde bulunması

veya yapılmasında kamu yararı ve zaruret olması halinde, gerçek ve tüzel

kişilere bedeli mukabilinde Çevre ve Orman Bakanlığınca izin verilebilir.

Devletçe yapılan ve/veya işletilenlerden bedel alınmaz. Bu izin süresi kırkdokuz yılı geçemez. Bu alanlarda Devletçe yapılanların

dışındaki her türlü bina ve tesisler iznin sona ermesi hâlinde eksiksiz ve

bedelsiz olarak Orman Genel Müdürlüğünün tasarrufuna geçer. Söz konusu tesisler

Orman Genel Müdürlüğü veya Çevre ve Orman Bakanlığı ihtiyacında kullanılabilir

veya kiraya verilmek suretiyle değerlendirilebilir. İzin amaç ve şartlarına

uygun olarak faaliyet gösteren hak sahiplerinin izin süreleri; yer, bina ve

tesislerin rayiç değeri üzerinden belirlenecek yıllık bedelle doksandokuz yıla kadar uzatılabilir. Bu durumda devir

işlemleri uzatma süresi sonunda yapılır. Verilen izinler amaç dışında

kullanılamaz.”

28. 6831 sayılı Kanun’un 92. maddesi şöyledir:

"Bu Kanunun 16 ncı maddesi gereğince izin almadan ormanlardan

açılan maden ocakları idarece kapatılır. Çıkarılan madenler ve her türlü

tesisler ile alet, edevat ve nakil vasıtalarına elkonulur.

Elkonulan mallar, Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre

müsadere edilir.

Bu

Kanunun 16 ncı maddesi

gereğince izinsiz maden ocağı açanlara veya işletenlere, 91 inci madde

hükümleri saklı kalmak üzere iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası verilir.

Kanun

hükümlerine göre verilen ruhsat veya izin belgesindeki sürenin dolmasına rağmen

maden ocağı işletmeye devam edenler ya da izin verilen alandaki sınırı aşanlar,

91 inci madde hükümleri saklı kalmak üzere, bu Kanunun 93

üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır.

Başkaca

zarar husule gelmiş ise bu zarar ayrıca genel hükümlere göre hukuk mahkemesinde

dava açmak suretiyle tazmin ettirilir. İzin alarak bu nevi ocakları açanlar

idarece kendilerine veya temsilcilerine tebliğ edilecek tedbirlere riayet

etmezler ise beşbin Türk Lirasından yüzbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.

Ayrıca, bu tedbirlere riayet edilinceye kadar ocaklar işletilmekten men

edilir."

29. 6831 sayılı Kanun’un 93. maddesinin birinci ve ikinci

fıkraları şöyledir:

“Bu Kanunun 17 nci

maddesinde yasak edilen fiilleri işleyenler veya izne bağlı işleri izinsiz

yapanlar, 91 inci madde hükümleri saklı kalmak üzere altı aydan iki yıla kadar

hapis cezası ile cezalandırılırlar.

İşgal ve faydalanma suçunun yeniden tarla

açmak suretiyle veya yanmış orman sahalarında ya da kesinleşmiş orman

kadastrosu sınırları içerisinde işlenmesi halinde verilecek ceza bir kat

artırılır."

30. 6831 sayılı Kanun'un 108. maddesinin dördüncü fıkrası

şöyledir:

"Bu Kanunda yazılı suça konu olan her

türlü orman emvali, nakil vasıtaları ve suç aletleri Türk Ceza Kanunu

hükümlerine göre müsadere edilir."

31. 5237 sayılı Kanun'un "Eşya

müsaderesi" kenar başlıklı 54. maddesi şöyledir:

"(1) İyiniyetli üçüncü kişilere ait

olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun

işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine

hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu

güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda

müsadere edilir.

(2) Birinci fıkra kapsamına giren eşyanın,

ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin başka

bir surette imkansız kılınması halinde; bu eşyanın

değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilir.

(3) Suçta kullanılan eşyanın müsadere

edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle

hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir.

(4) Üretimi, bulundurulması, kullanılması,

taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya, müsadere edilir.

(5) Bir şeyin sadece bazı kısımlarının

müsaderesi gerektiğinde, tümüne zarar verilmeksizin bu kısmı ayırmak olanaklı

ise, sadece bu kısmın müsaderesine karar verilir.

(6) Birden fazla kişinin paydaş olduğu eşya

ile ilgili olarak, sadece suça iştirak eden kişinin payının müsaderesine

hükmolunur."

32. 5271 sayılı Kanun’un “Hükmün

açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması” kenar

başlıklı 231. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“…

(5) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.)

Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki

yıl (2) veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler

saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında

bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.

(6) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

karar verilebilmesi için;

…

c) … Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.

…

(8) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.)

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş

yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur. ... Bu süre içinde bir yıldan fazla

olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik

tedbiri olarak;

…..

karar verilebilir. ….

(10) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği

ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı

takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın

düşmesi kararı verilir.

(11) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi

veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması

halinde, mahkeme hükmü açıklar. …

(12) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması

kararına itiraz edilebilir.

(13) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara

mahsus bir sisteme kaydedilir.”

33. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11/7/2014 tarihli ve

E.2014/6-66, K.2014/365 sayılı ilamı şöyledir:

"Müsadere kararı güvenlik tedbiri olmakla

birlikte hükmün bir parçası olduğu için, hükmün tabi olduğu kanun yoluna tabi

olması gerekmektedir. Dolayısıyla açıklanmasının geri bırakılmasına karar

verilen hükümde yer alan müsadere kararına karşı da ancak itiraz kanun yoluna

başvurulabilecektir. Zira açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş

olması nedeniyle henüz hukuken varlık kazanmamış bulunan hükmün temyiz

merciince denetlenebilme imkanı bulunmayan bir

aşamada, hükmün bir parçasını oluşturanmüsaderenin temyizen incelenebileceğini kabul etmek, bir bütün olan

hükmün bir bölümünün itiraz, bir bölümünün ise temyiz kanun yoluna tabi olacağı

gibi çelişkili bir halin ortaya çıkması sonucunu doğuracaktır.

Diğer taraftan, müsadere kararının doğru olup

olmadığının belirlenmesi için öncelikle eylemin sabit olup olmadığının tespiti

gerekmektedir. Bu itibarla itiraz kanun yoluna tabi bulunan açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilen hükmün temyizen

incelenmesi, dolayısıyla eylemin sabit olup olmadığının belirlenmesi mümkün

olmayacak, bunun sonucu olarak eylemin sabit olduğu belirlenmeden eksik bir

değerlendirmeyle müsadere kararının doğru olup olmadığının tespiti eksik bir

değerlendirme olup, usul ve kanuna aykırı olacaktır.

Açıklanmasının geri bırakılmasına karar

verilen hükümde yer alan müsadere kararının denetimini yapacak olan itiraz mercii,

Ceza Genel Kurulunun 22.01.2013 gün ve 534-15 sayılı kararında ayrıntılarına

yer verildiği üzere, 5271 sayılı CMK'nun 267-271.

maddeleri uyarınca hem maddi olay hem de hukuki yönden inceleme yaparak,

öncelikle eylemin sabit olup olmadığını, eşyanın iyiniyetli üçüncü kişiye ait

bulunup bulunmadığını, eşyanın müsaderesine karar verilmesinin orantılılık

kuralına uygun olup olmadığını değerlendirerek, sonuçta müsadere konusundaki

kararın da isabetli bulunup bulunmadığını kapsayacak şekildebir

kararvermelidir.

Ceza Genel Kurulunun 15.11.2011 gün ve

213-227, 05.10.2010 gün ve 183-186 ile 09.03.2010 gün ve 237-51 sayılı

kararlarında, güvenlik tedbirlerine hükmedilmesine ilişkin kararların hüküm

sayılması nedeniyle temyiz yeteneğinin bulunduğu ve gerek bir mahkûmiyete ek

olarak gerekse bağımsız olarak verilen güvenlik tedbirlerine hükmedilmesine

ilişkin kararların, diğer yönleri itibariyle kesin olan hükme her yönüyle

temyiz edilebilirlik vasfı kazandırdığı, dolayısıyla açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilen hükümde yer alan müsadere kararlarının temyiz kanun

yoluna tabi olması gerektiği ileri sürülebilir ise de, müsadere kararı ancak

temyiz kanun yoluna tabi olmakla birlikte miktar yönünden kesin olan hükmün,

şartlarının bulunması halinde temyizen incelenmesine

imkan sağlamaktadır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ise itiraz

kanun yoluna tabi olduğundan, açıklanması geri bırakılan hükmün bir parçası

olan müsadere kararı da buna bağlı olarak itiraz kanun yoluna tabi olacaktır.

Diğer taraftan, 5271 sayılı [Kanun'un] 'Özel

Yargılama Usulleri' başlıklı beşinci kitabının, "Uzlaşma ve Müsadere"

başlıklı ikinci kısmının, 'Müsadere Usulü' başlıklı ikinci bölümünde yer alan

256 ila 259. maddelerinde, kamu davası açılmayan veya kamu davası açılmış olup

da esasla beraber bir karar verilmeyen hallerde, müsadere kararının duruşma

açılarak verileceği ve bu kararlara karşı başvurulacak kanun yolunun istinaf

(istinafın henüz faaliyete geçirilmemiş olması nedeniyle temyiz) olduğu

belirtilmiş olup, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümlerde

yer alan müsadere kararları içinbu kanun yolunun

kabulü mümkün değildir.

Zira ceza muhakemesinde kanun yolu, tarafların

istemlerine göre değil, kanunun sistematiği ve normları dikkate alınarak

belirlenmelidir. Kanunda, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı

başvurulabilecek kanun yolu hiçbir istisnaya yer vermeksizin açıkça itiraz

olarak belirtilmiş olduğundan, hükmün bir parçası olan müsadere kararı da

itiraz kanun yoluna tabi olacaktır.

Bununla birlikte, açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilmiş olması nedeniyle hükmün henüz hukuken varlık

kazanmaması ve beş yıllık denetim süresi göz önünde bulundurulduğununda,

hak kayıplarına neden olunmasının önüne geçilebilmesi amacıyla, hükmün açıklanmasının

geri bırakılmasına karar verilen durumlarda, TCK'nun

54/4. maddesinde belirtilen üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması,

alım ve satımı suç oluşturan eşyalar hariç olmak üzere, müsadereye konu eşyanın

denetim süresi içerisinde ve gerektiğinde belirlenecek şartlar dahilinde

yediemin sıfatıyla sanığa teslimine karar verilip verilemeyeceği hususu da

ayrıca yerel mahkemelerce değerlendirilmelidir.

Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu

değerlendirildiğinde;

Yerel mahkemece sanık hakkında hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olup, bu karar itiraz kanun

yoluna tabi olduğundan, hükmün parçası olan müsadere kararının da itiraz kanun

yoluna tabi olması gerekmektedir. Dolayısıyla yerel mahkemece müsadere

kararının temyiz kanun yoluna tabi olduğuna karar verilmesi ve Özel Dairece de

temyiz isteminin kabulü ile müsadere yönünden sınırlı inceleme yapılması usul

ve kanuna aykırıdır."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Mahkemenin 13/7/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

35. Başvurucu, ortağı ve yönetim kurulu başkanı olduğu şirketin

işlettiği granit maden ocağı sahası için gerekli izinlerin mevcut olup bu iznin

uzatılarak ek izin sahası tahsisi için yapılan başvurulara Orman İdaresince bir

cevap verilmediğini, bu izin sahasının kapsamının genişletilerek kırma, eleme

ve beton santrali tesis edilmesi için İdareye yaptığı başvurunun reddedilmesi

üzerine açılan davada ise Bursa 3. İdare Mahkemesince dava konusu idari işlemin

yürütmesinin durdurulması ve iptali istemlerinin kabulüne karar verildiğini

ancak izin talepleri henüz neticelenmeden orman idaresi memurları tarafından

suç tutanağı düzenlendiğini, bu tutanağa dayalı olarak Gemlik Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından yürütülen ceza soruşturması neticesinde "orman

alanının işgali" suçundan açılan kamu davasında Gemlik Sulh Ceza Mahkemesi

tarafından bilirkişi raporu gerekçe gösterilerek 10 ay hapis cezası ile

cezalandırılmasına ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar

verildiğini belirtmiştir.

36. Başvurucu, ceza yargılaması devam ederken gerekli izinlerin

verildiğini, bu nedenle suçun maddi unsurlarının gerçekleşmediğini, oluşan

zarar ödendiği için ve birden fazla defa izin talebinde bulunduğundan dolayı

herhangi bir kastı bulunmadığından suçun manevi unsurlarının da oluşmadığını,

izin taleplerinin iddianamede belirtilen 6831 sayılı Kanun'un 17. maddesi değil

16. maddesi kapsamında olduğunu, dolayısıyla Mahkemece aynı Kanun'un 93. maddesinin

birinci fıkrasının değil 92. maddesinin uygulanması gerektiğini, verilen

müsadere kararının da hukuka aykırı olduğunu ve müsadere kararının adil bir

yargılanma sonucu verilmediğini belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş; hükmün bozularak müsadere kararının kaldırılmasına,

isnat edilen "orman alanlarının izinsiz işgali ve faydalanma"

suçundan beraatine, bilirkişi raporuna göre ödediği

zararının (546,90 TL) ilgili idareden iadesine ve ayrıca 10.000 TL manevi

tazminata karar verilmesi taleplerinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

38. Başvurucunun, suç isnadına konu yerde bulunan ve yönetim

kurulu başkanı olduğu şirkete ait olduğunu belirttiği maden ocağı tesislerinin

hukuka aykırı olarak müsaderesine karar verildiği yönündeki şikâyetinin

müsadere nedeniyle mevcut bir mal ve mülkten yoksun bırakma ile ilgili olduğu

anlaşıldığından mülkiyet hakkının ihlali iddiası kapsamında incelenmesi uygun

görülmüştür.

39. Öte yandan başvurucunun isnat edilen"orman

alanlarının işgali ve faydalanma" suçunun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığı

ve suçun hukuki nitelendirmesinin de doğru biçimde yapılmadığı hâlde bu suçu

işlediği gerekçesiyle Mahkemece hapis cezası verilerek hükmün açıklanmasının

geri bırakılmasına karar verildiği yönündeki yargılamanın sonucunun adil

olmadığına ilişkin şikâyetleri ise adil yargılanma hakkı kapsamında

incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Adil Yargılanma

Hakkının İhlaline İlişkin İddia

40. Başvurucu, ceza yargılaması devam ederken gerekli izinlerin

verildiğini, bu nedenle suçun maddi unsurlarının gerçekleşmediğini, oluşan

zarar ödendiği için ve birden fazla defa izin talebinde bulunduğundan dolayı

herhangi bir kastı bulunmadığından suçun manevi unsurlarının da oluşmadığını,

izin taleplerinin iddianamede belirtilen 6831 sayılı Kanun'un 17. maddesi değil

16. maddesi kapsamında olduğunu dolayısıyla Mahkemece aynı Kanun'un 93.

maddesinin birinci fıkrasının değil 92. maddesinin uygulanması gerektiğini

belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

41. Bakanlığın görüş yazısında, bu konu hakkında bir görüş

bildirilmemiştir.

42. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul

edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2)

numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

43. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, sanığa yüklenen suça

ilişkin yargılama sonunda cezaya hükmedilmesi hâlinde hükmün açıklanmasının

belirli koşulların gerçekleşmesine bağlı olarak ertelenmesi anlamına

gelmektedir. Kanunda belirtilen koşulların gerçekleşmesine karşın, sanığın

kabul etmemesi hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği

5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin (6) numaralı fıkrasının son cümlesinde

ifade edilmektedir. Bu kapsamda sanığın, yargılamanın hukuki kesinliği ifade

eden bir hükümle sonuçlanmasını ya da cezaya hükmedilmesi durumunda hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasını tercih etme imkânı bulunmaktadır (Ali Gürsoy, B. No: 2012/833, 26/3/2013, §

19).

44. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, yargılamayı

hükümle sonuçlandıran bir karar niteliğinde olmayıp ceza yargılamasını sona

erdiren düşme nedenlerinden biridir. 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin (10)

ve (11) numaralı fıkralarında belirtildiği üzere, denetim süresi içinde kasıtlı

yeni bir suç işlenmediği takdirde açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan

kaldırılarak davanın düşmesine, denetim süresi içinde kasıtlı yeni bir suç

işlenmesi hâlinde hükmün açıklanmasına karar verilir (Ali Gürsoy, § 21).

45. 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin (12) numaralı

fıkrasında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı itiraz kanun

yoluna başvurulabileceği düzenlenmiştir. Bununla birlikte, ancak denetim süresi

içinde kasıtlı yeni bir suç işlenmesi hâlinde hükmün açıklanmasıyla veya bu

süre içinde kasıtlı yeni bir suç işlenmemesi hâlinde düşme kararıyla yargılama

nihai olarak sona erdiğinde, hüküm niteliği olan bu kararlara karşı kanun

yoluna başvurulabilir ve esasa ilişkin itirazlar bu aşamada ileri sürülebilir (Ali Gürsoy, § 22).

46. 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin (6) numaralı fıkrasına

göre sanık kabul etmediği takdirde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması

kararı verilmez. Bu durumda İlk Derece Mahkemesinin kararı temyizi kabil hâle

gelebilecektir. Başka bir deyişle, haklarında hükmün açıklanmasının geri

bırakılması kararı verilmesini kabul eden sanıklar, verilen kararın Yargıtayda yapılacak esas ve usul incelemesini talep etme

hakkından vazgeçmişlerdir. Başvurucunun hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına ilişkin hükümlerin uygulanmasına açıkça rıza gösterdiği

durumlarda söz konusukarar ile ortaya çıkan menfaatlerden

yararlanmayı tercih ettiği kabul edilmelidir (Adnan

Erkuş/Türkiye, B. No: 61196/11, 4/12/2012, § 22).

47. Somut olayda başvurucu, Gemlik Sulh Ceza Mahkemesinin

E.2009/550 sayılı dava dosyasında "orman alanlarının işgali" suçundan

yargılanmaktadır. Başvurucu adına müdafii, 4/12/2013

tarihinde yapılan 22. oturumda başvurucu hakkında hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilmesi talebinde bulunmuş; Mahkeme de bu talebi

gözeterek 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin (5) numaralı fıkrasındaki

koşulların gerçekleştiği kanaatiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

karar vermiş ve aynı maddenin (8) numaralı fıkrasına göre başvurucu hakkında 5

yıl denetim süresine tabi tutulmasına karar vermiştir.

48. Başvurucunun yargılama sonunda verilen kararın adil

yargılanma hakkını ihlal ettiği iddiası, somut olayın özelliği de nazara

alındığında temyiz incelemesinde de ileri sürülebilecek iddialardandır. Buna

göre, İlk Derece Mahkemesi önündeki yargılamayı nihai biçimde sonlandıran bir

karar verilmediğinden ve ancak düşme kararıyla ya da ceza hükmünün

açıklanmasıyla birlikte İlk Derece Mahkemesindeki yargılama nihayete

ereceğinden anılan iddiaların mevcut aşama itibarıyla bireysel başvuru

kapsamında incelenmesi olanağı bulunmamaktadır. Dolayısıyla somut olay

bakımından düşme kararı verilmesinin veya hükmün açıklanmasının ardından

başvurucu, hüküm niteliği olan bu kararlara karşı kanun yoluna başvurabilecek

ve esasa ilişkin itirazlarını bu aşamada ileri sürebilecektir (Asım Arı [GK], B. No: 2013/9381, 3/3/2016,

§ 45).

49. Sonuç olarak hatalı değerlendirme sonucu verilen kararın

adil yargılanma hakkını ihlal ettiği iddiası, başvurucunun talebi üzerine

hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiş olması ve temyiz yoluna

başvurmayı mümkün kılan bir karar verilmesini başvurucunun tercih etmediği

dikkate alındığında dayanaktan yoksun görünmektedir.

50. Açıklanan nedenlerle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Mülkiyet Hakkının

İhlaline İlişkin İddia

51. Başvurucu ortağı ve yönetim kurulu başkanı olduğu Şirketin

işlettiği maden ocağı alanındaki tesislerin müsadere edilmesi nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

52. Öncelikle belirtmek gerekir ki başvurucunun müsadere kararı

verilemeyeceğine dayanak olarak gösterdiği isnat edilen suçun unsurlarının

oluşmadığı veya ilgili sevk ve uygulama maddelerinin yanlış uygulandığı

iddialarıyla şikâyetlerinin, yukarıda da değinildiği üzere İlk Derece Mahkemesi

önündeki yargılamayı nihai biçimde sonlandıran bir karar verilmediğinden mevcut

aşama itibarıyla bireysel başvuru kapsamında incelenmesi olanağı

bulunmamaktadır (bkz. § 46). Ancak somut olayda başvurucunun ihlal iddiasında

bulunduğu maden ocağı tesislerinin Mahkemece müsaderesine karar verilerek

hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştirilmesi ile birlikte

müsadere kararının infazına girişildiği de görülmektedir. Bu nedenle mülkiyet

hakkının ihlali iddiası yönünden öncelikle başvuru yollarının tüketilip

tüketilmediğinin tartışılması gerekmektedir.

53. Müsadereye ilişkin kararlar, kural olarak 5271 sayılı

Kanun'un 256., 272. ve 286. maddeleri uyarınca istinaf ve temyiz yasa yoluna

tabidir. Ancak 5271 sayılı Kanun'un 259. maddesinin (1) numaralı fıkrasına

göre, suç konusu olmayıp sadece müsadereye tâbi bulunan eşyanın müsaderesi

hakkında sulh ceza hakimi tarafından verilen kararlara

karşı ise, aynı Kanun'un 267. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca itiraz

yoluna gidilebilir.

54. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarında da bir

güvenlik tedbiri olmakla birlikte açıklanması geri bırakılan hükmün bir parçası

olduğundan müsadereye de karar verilmektedir. Hükmün açıklanmasının geri

bırakılması ile birlikte verilen müsadere kararının temyize mi yoksa itiraza mı

tabi olduğu konusunda ise açık bir yasa hükmü bulunmamaktadır. Ancak Yargıtay

Ceza Genel Kurulunun 11/7/2014 tarihli ilamında, hükmün açıklanmasının geri

bırakılması kararı ile birlikte verilen müsadere kararlarının da itiraz kanun

yoluna tabi olduğunu kabul etmektedir. Ceza Genel Kurulunun 15/4/2014 tarihli

ve E.2012/6-1452, K.2014/195 sayılı ilamı da benzer yöndedir. Bu içtihatlara

göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile birlikte müsadereye de

hükmedilmesi durumunda ister 5271 sayılı Kanun'un 54. maddesinin (1) numaralı

fıkrası isterse de (4) numaralı fıkrası kapsamında verilsin müsadere kararına

karşı itiraz yoluna gidilebilecek, denetimi yapacak olan itiraz mercii de Ceza

Genel Kurulunun anılan içtihatları doğrultusunda hem maddi olay hem de hukuki

yönden inceleme yaparak öncelikle eylemin sabit olup olmadığını, eşyanın

iyiniyetli üçüncü kişiye ait bulunup bulunmadığını, eşyanın müsaderesine karar

verilmesinin orantılılık kuralına uygun olup olmadığını ve müsadere konusundaki

kararın isabetli bulunup bulunmadığını kapsayacak şekilde bir karar

verebilecektir (bkz. § 31).

55. Başvuru konusu olayda da, başvurucu

hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz ederek müsadere

kararının da kaldırılmasını talep etmiştir. İtiraz üzerine Gemlik 1. Asliye

Ceza Mahkemesi ise "sanıklar hakkında

verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu" gerekçesiyle

başvurucunun itirazının reddine karar vermiştir.

56. Bu durumda Yargıtayın anılan

içtihatlarına göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile birlikte

verilmesi durumunda müsadere kararları itiraz yoluna tabi olup somut olayda da

başvurucunun müsadere kararına itiraz ettiği, ancak başvurucunun itirazının

reddedildiği görülmektedir. Üstelik İlk Derece Mahkemesi itirazın reddi üzerine

hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmesi ile birlikte

müsadere kararını da infaz için Orman İdaresine göndermiştir. Dolasıyla

başvurucunun müsadere kararına itiraz ettiği ve bu itirazın ise reddedilmesi

üzerine kararın kesinleştirilerek müsaderenin infazına girişildiği

anlaşıldığına göre infaz edilen müsadere kararına karşı başvurucunun mevcut

aşama itibarıyla başvurabileceği başkaca bir idari ve yargısal yol da mevcut olmadığına

göre başvuru yollarının tüketildiği değerlendirilmiştir.

57. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

58. Başvurucu ortağı ve yönetim kurulu başkanı olduğu şirketin

işlettiği maden ocağı sahası için gerekli izinlerin mevcut olup ek izin sahası

ve kapasite artışı taleplerinin Orman İdaresince karşılanmaması üzerine açılan

iptal davasının kabul edilerek İdarece gerekli izinlerin verildiğini, ancak bu

izin süreci tamamlanmadan başlatılan ceza soruşturması neticesinde açılan kamu

davasında Gemlik Sulh Ceza Mahkemesi tarafından maden ocağı sahasındaki

tesislerin müsadere edilmesine karar verildiğini, müsadere kararının açıkça

hukuka aykırı olduğunu ve adil bir yargılanma sonucu verilmediğini belirterek

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

59. Bakanlığın görüş yazısında, 5237 sayılı Kanun'da müsadere

kurumunun güvenlik tedbirleri arasında sayılmış olup hükmün açıklanmasının geri

bırakılması kararı verildiğinde güvenlik tedbirleri hakkında nasıl bir karar

verileceğinin yasada açık olarak düzenlenmediği, güvenlik tedbiri esas

itibarıyla bir ceza mahiyeti taşımadığından hükmün açıklanmasının geri

bırakılması kararı verildiğinde, müsadereye ilişkin güvenlik tedbirinin

açıklanmasının da geriye bırakılması gerektiği, eşyanın münhasıran müsadereye

tabi olması durumunda düşme kararı verilse dahi mahkemece bu eşyaların

müsaderesine karar verilebileceği, eşyanın müsadereye tabi olmadığı

anlaşıldığında ise sahibine iade edilebileceği, somut olayda ise başvuruya konu

eşyanın Orman İdaresine yani devletin mülkiyetine ait yer üzerinde suçun

işlenmesine tahsis edildiği, dolayısıyla düşme kararı verilse bile devletin

mülkiyetine ait olan yerin sanığa verilemeyeceği ve müsadere kararının hukuki

geçerliliğini koruyacağı, başvurucunun tazminat talebi ile ilgili olarak ise

hakkaniyete uygun bir tazminat verilmesinin yerinde olacağı bildirilmiştir.

60. Başvurucu ise cevap dilekçesinde, keyfî ve adaletsiz bir

yargılama yapıldığını, Şirketin Orman İdaresinden kiraladığı alanın dışında bir

inşaatının bulunmadığını, söz konusu arazinin Şirketin izinli arazisi olduğunu,

Orman İdaresinden alınması gereken iznin binalar için değil arazi için alınması

gerektiğini, bu nedenle arazi için gerekli izinler mevcut olduğundan işgal ve

faydalanmanın söz konusu olmadığını, suçta kullanılan eşyanın müsadere

edilmesinin suça nazaran ağır sonuçlara yol açtığını, başvurucunun işini

kapatmak, terk etmek ve çalışanların işine son vermek durumunda kaldığını,

müsadereye karar verilmesinin hakkaniyete ve adalet ilkelerine aykırı olduğunu,

müsadere kararının adil bir yargılanma sonucu verilmeyip keyfî bir karar

olduğunu, bu nedenle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ifade etmiştir.

61. Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

62. Somut olayda çözümlenmesi gereken ilk mesele “mülkiyet

hakkına” yönelik bir müdahale bulunup bulunmadığını belirlemektir. Sonraki

aşamalarda varlığı kabul edilen müdahalenin kanuni dayanağı olup olmadığı,

meşru amaçlara dayanıp dayanmadığı, müdahalenin amacı ve kullanılan araçlar ile

başvurucuya yüklenen külfetin ölçülü olup olmadığı hususlarının tespit edilmesi

gerekir.

a. Mülkün Varlığı

63. Öncelikle başvurucunun başvuruya konu olayda Anayasa ve

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanında yer alan

mülkiyet hakkı kapsamında korunmaya değer bir menfaatinin bulunup

bulunmadığının tartışılması gerekmektedir (Selçuk

Emiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 25).

64. Anayasa veSözleşme'nin ortak

koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı, mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan

bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini

kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa

ve Sözleşme'yle korunan mülkiyet kavramı içerisinde

değildir. Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir "ekonomik

değer" veya icrası mümkün bir "alacağı" elde etmeye yönelik

"meşru bir beklenti" Anayasa'nın ve Sözleşme'nin ortak koruma

alanında yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:

2012/636, 15/4/2014, § 36, 37).

65. Somut olayda İlk Derece Mahkemesinin hükmünde ve kararın

gerekçesinde, 6831 sayılı Kanun'un 108. maddesinin dördüncü fıkrası

yollamasıyla 5237 sayılı Kanun'un 54. maddesine göre müsadereye hükmedildiği

belirtilmekle birlikte bu maddenin hangi fıkrasına göre müsadere kararı

verildiği açık olarak gösterilmemiştir. Kararda her ne kadar müsadere konusu,

"tesis alanları" olarak belirtilmiş ise de,

söz konusu tesislerin bulunduğu alanın orman arazisi olduğu anlaşıldığına göre

müsadere konusunun esas itibarıyla orman arazisi üzerindeki bina ve tesisler

olduğu anlaşılmaktadır.

66. Bu durumda başvuru konusu olayda, başvurucunun ortağı ve

yönetim kurulu başkanı olduğu Şirkete ait olup müsadere edilen "akaryakıt

dolum tesisi", "taş kırma ve eleme tesisi" ile "beton santrali"nin birer "mülk" teşkil ettiği

açıktır. Şirketin belirtilen alanda izin alarak granit maden ocağı işletmekte

olduğu ve bu maden ocağının işletilmesi kapsamında tesisler inşa ettirdiği

anlaşılmaktadır. Başvurucu, bu tesisler için izin verilmesi talebinin

reddedilmesi üzerine açılan idari dava neticesinde söz konusu tesislere yönelik

olarak gerekli izinlerin sonradan verildiğini ileri sürmektedir. Buna göre

belirtilen "maden ocağı tesisleri" bakımından başvurucunun

Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında korunması gereken bir menfaatinin mevcut

olduğu kanaatine varılmıştır.

b. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

67. Anayasa'nın 35. maddesi ile Sözleşme'ye

ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi birbirine paralel şekilde düzenlenmiş olup 1

No.lu ek Protokol'ün 1. maddesi üç temel kuraldan oluşmaktadır. Birinci kural genel

olarak mülkiyetten barışçıl yararlanma veya mülkiyete saygı ilkesidir. Bu husus

birinci fıkranın ilk cümlesinde düzenlenmiştir. İkinci kural mülkiyetten yoksun

bırakmayı düzenler ve bunu belirli koşullara bağlı kılar. Bu da aynı fıkranın

ikinci cümlesinde düzenlenmiştir. Üçüncü kural ise devletlerin kamu yararına

uygun olarak ve bu amacın gerektirdiği ölçüde yasaların uygulanması yoluyla

mülkiyetin kullanımını kontrol etme yetkisini tanır bu ise ikinci fıkrada yer

almaktadır (Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım,

B. No: 2013/711, 3/4/2014, §§ 58, 59).

68. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) müsadere yoluyla

yapılan müdahalelere ilişkin genel yaklaşımı; müsaderenin, mülkten yoksun

bırakmayı içerse dahi Sözleşme'ye ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesinin ikinci paragrafı kapsamında mülkiyetin kullanımının

kontrolü olarak değerlendirilmesi gerektiği yönündedir (Frizen/Rusya, B. No: 52824/00, 24/3/2005, § 31; Veits/Estonya, B. No: 12951/11, 15/1/2015, § 70

ve AGOSI/Birleşik Krallık, B. No:

9118/80, 24/1/1986, § 51).

69. Başvurucunun mülkiyetinde bulunan "maden ocağı

tesislerinin" müsadere edilmesi, bu mülklerin başvurucunun elinden

alınmasına yol açmış ise de, bu yoksun bırakma işlemi,

mülkün suça konu edildiği gerekçesine dayalı olarak mülkiyetin kamu yararına

kullanılmasının kontrolü amacıyla yapılmaktadır. Bu nedenle başvurucunun

mülkiyetinde bulunan "maden ocağı tesislerinin" müsadere edilmesinin

Anayasa’nın 35. maddesi anlamında mülkiyet hakkına müdahale oluşturduğu açık

olup başvurunun mülkiyetin kullanımının kontrolüne ilişkin üçüncü kural

çerçevesinde incelenmesi gerekir.

70. Anayasa ve Sözleşme’de yer alan ve

yukarıda yer verilen üçüncü kurallar devlete, mülkiyetin kullanımı veya

mülkiyetten yararlanma hakkını kontrol etme ve bu konuda düzenleme yetkisi

vermektedir. Mülkiyetten yoksun bırakmaya göre daha geniş takdir yetkisi veren

düzenleme yetkisinin kullanımında da yasallık, meşruluk ve ölçülülük

ilkelerinin gereklerinin karşılanması kural olarak aranmaktadır. Buna göre

mülkiyet hakkının düzenlenmesi yetkisi de kamu yararı amacıyla ve kanunla

kullanılmalıdır (Orhan Yüksel, B.No: 2013/604, 10/12/2015, §§ 57,

58).

c. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

1. Kanunilik

71. Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkına getirilecek

sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği hüküm altına

alınırken Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1.

maddesi mülkiyetten yoksun bırakmanın kamu yararıyla, yasada öngörülen

koşullarla ve uluslararası sözleşmelere uygun olarak yapılabileceğini

öngörmektedir. AİHM, yasada öngörülen koşulları, bir diğer ifadeyle hukukiliği

geniş yorumlayarak istikrar kazanmış yargı kararlarına dayanan içtihat yoluyla

geliştirilmiş ilkelerin de hukukilik şartını karşılayabildiğini kabul ederken (Malone/Birleşik Krallık, B. No: 8691/79,

2/8/1984, §§ 66-68) Anayasa, tüm sınırlandırmaların mutlak manada kanunla

yapılacağını öngörerek Sözleşme'den daha geniş bir

koruma sağlamaktadır (Mehmet Akdoğan ve

diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 31).

72. Müsadere, 5237 sayılı Kanun'un "güvenlik tedbirleri" başlıklı ikinci bölümünde

düzenlenmiştir. Bu Kanun'un 54. maddesinde "eşya müsaderesi" ve 55.

maddesinde ise "kazanç müsaderesi" hüküm altına alınmıştır. 54.

maddenin gerekçesinde müsadere, bir şeyin mülkiyetinin devlete geçmesini sonuçlayan bir yaptırım olarak tanımlanmış ve müsaderenin

hukukî niteliğinin bir güvenlik tedbiri olduğunun kabul edildiği belirtilerek

müsadereye hükmedilmesi için bir suçun işlenmesi zorunlu olmakla birlikte bu

suçtan dolayı bir kimsenin cezaya mahkûm edilmesinin gerekmediği açıklanmıştır.

73. 6831 sayılı Kanun'un 108. maddesinin dördüncü fıkrasına göre

bu Kanun'da yazılı suça konu olan "her türlü orman emvali, nakil

vasıtaları ve suç aletleri" ile ilgili olarak 5237 sayılı Kanun'un

müsadereye ilişkin hükümleri uygulanır.

74. Mahkeme tarafından, başvurucunun yönetim kurulu başkanı ve

ortağı olduğu Şirkete ait "tesislerin"; başvurucunun işlediği kabul

edilen "orman alanlarını işgal ve ormanın içine yerleşilmesi" suçuna

konu eşyalar oldukları gerekçesiyle 6831 sayılı Kanun'un 108. maddesinin

dördüncü fıkrası delaletiyle 5237 sayılı Kanun'un 54. maddesi uyarınca

müsaderesine karar verilmiştir. Bu nedenle başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahalenin "kanunlar tarafından öngörülme" ölçütünü

karşıladığı sonucuna varılmıştır.

2. Meşru Amaç

75. Müsadere ile suçta kullanılan, kullanılmak üzere hazırlanan

veya suçtan meydana gelen eşyanın, mahkûmiyete rağmen suçlunun elinde

bırakılmaması, suçtan gelir elde edilmemesi, ayrıca suçla ilgili veya bizatihi

suç teşkil eden eşyanın ülke ekonomisi, kamu düzeni ve güvenliği ile toplum ve

çevre sağlığı bakımından arz ettiği tehlikelerin önlenmesi amaçlanmıştır.

Böylece suçla mücadelede caydırıcılığın sağlanması, yeni suçların işlenmesinin

önüne geçilmesi ve tehlikelilik arz eden suça konu mülkün kullanılmasının ve

dolaşımının engellenmesi hedeflenmektedir.

76. Uluslararası hukuk metinlerinde de suçla mücadelede

müsaderenin etkin bir yaptırım olarak kullanılması gerektiği benimsenmiştir.

Nitekim ülkemizin de tarafı olduğu 8/11/1990 tarihinde imzalanan 141 sayılı Suç

Gelirlerinin Aklanması, Aranması, Zapt Edilmesi ve Müsadere Edilmesi Hakkında

Avrupa Konseyi Sözleşmesi ile 16/5/2005 tarihinde imzalanan 198 sayılı

Terörizmin Finansmanı ve Suçtan Elde Edilen Gelirlerin Aklanması, Aranması ve

Müsaderesi Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi'nde, giderek artan ölçüde

uluslararası bir sorun hâline gelen suça karşı mücadelenin uluslararası düzeyde

modern ve etkin yöntemlerin kullanılmasını gerektirdiği, bu yöntemlerden

birisinin de müsadere olduğu ve bu alanda uluslararası işbirliğine de ihtiyaç

duyulduğu belirtilmiştir.

77. Öte yandan Anayasa'nın 169. maddesinde, ormanların ülke

yönünden taşıdığı büyük önem gözetilerek, korunmaları ve geliştirilmeleri

konusunda ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiştir. Bu özel ve ayrıntılı

düzenlemenin, ülkemizde orman örtüsünün sürekli yok edilmesi gerçeğinden

kaynaklandığı kuşkusuzdur. Anayasanın 169. maddesinin birinci fıkrası gereğince

Devlet, doğal kaynaklarımızın en önemlilerinden birisi olan ormanların

korunması ve sahalarının genişletilmesi için gereken tedbirleri alıp kanun

koymak ve bütün ormanların gözetimi ödevini yerine getirmek durumundadır (AYM,

3/7/2014, E.2013/96, K.2014/118).

78. Somut olay bakımından da, orman

alanlarında izinsiz inşa edilen bina ve tesislerin müsadere edilmesiyle orman

örtüsünün yok edilmesinin önüne geçilmesi, böylece ormanların korunması

amaçlanmaktadır. Ormanların zarar görmesine veya yok edilmesine yol açan bütün

eylem ve işlemleri önlemek için tedbirler alınması, tedbirlere ve yasaklara

uymayanlar için yaptırımlar uygulanmasının kamu yararına olduğunda kuşku

bulunmamaktadır. Dolayısıyla izin alınmaksızın orman alanlarında inşa edilen

maden ocağı tesislerinin müsadere edilmelerinin meşru bir amaç taşıdığı

sonucuna varılmıştır.

3. Ölçülülük

79. Son olarak başvuruya konu maden ocağı tesislerinin müsadere

edilmesi suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahale nedeniyle bireyin

menfaatleri ile kamunun yararı arasında gereken adil dengenin bozulup

bozulmadığı değerlendirilmelidir.

i. Genel İlkeler

80. Anayasa’nın 35. maddesine göre kişilerin mülkiyet hakları

ancak kanunun öngördüğü usullerle ve kamu yararı gereği sınırlandırılabilir.

Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet

haklarının sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile

bireyin hakları arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir.

81. Ölçülülük ilkesi, “elverişlilik”, “gereklilik” ve

“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “elverişlilik”

öngörülen müdahalenin, ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, “gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu

olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün

olmamasını, “orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak

istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade

etmektedir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

§ 38).

82. AİHM de mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin Sözleşme’ye uygunluğunu denetlerken yapılan müdahalenin

kamu yararını ya da genel yararı amaçlamasının yanı sıra toplumun genel yararı

ile birey haklarının korunması arasında adil bir dengenin de gözetilmesi

gerektiğini vurgulamaktadır (Sporrong ve Lönnroth/İsveç, B. No: 7151/75; 72/52/75,

23/9/1982, § 69; James ve diğerleri/Birleşik

Krallık, B. No: 8793/79, 21/2/1986, § 54; Papachelas/Yunanistan, B. No: 31423/96, 25/3/1999, §

48; Lithgow ve

diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 9006/80, 9262/81, 9263/81,

9265/81; 9266/81; 9313/81; 9405/81, 8/7/1986 § 120, 121).

83. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin bireyin çıkarları ile

kamunun genel yararı arasında bulunması gereken adil dengeyi bozmaması

gerekmektedir. Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken Mahkeme, bir taraftan

ulaşılmak istenen meşru amacın önemini ve diğer taraftan müdahalenin niteliği,

başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını da göz önünde tutarak

başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktır (bkz. Lavrechov/Çek Cumhuriyeti, B. No: 57404/08, 20/6/2013, 44).

84. 5237 sayılı Kanun'un 54. maddesinin (1) numaralı fıkrasında,

iyi niyetli üçüncü kişilere ait olmaması koşuluyla, kasıtlı bir suçun

işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan

meydana gelen eşyanın müsadere edilebileceği belirtilmiş, ayrıca kamu

güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda

suçun işlenilmesinde kullanılmak üzere hazırlanan

eşyanın da müsadere edileceği hüküm altına alınmıştır. Aynı maddenin (2)

numaralı fıkrasında belirli koşullarda eşya değerinin müsadere edilebilmesi

olanaklı kılınmış, (3) numaralı fıkrasında ise bir ölçülülük kriteri

getirilerek suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran

daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı

anlaşıldığında, müsadere kararı verilmeyebileceği yönünde bir güvence

sağlanmıştır. Bu maddenin (4) numaralı fıkrasında ise, üretimi, bulundurulması,

kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşyanın, müsadere

edileceği belirtilmiştir. Maddenin (5) numaralı fıkrasında, kısmi müsadere ve

(6) numaralı fıkrasında ise payın müsaderesi düzenlenmiştir.

85. Görüldüğü üzere Türk hukuk sisteminde de,

müsadereye ilişkin olarak karşılaştırmalı hukuktaki uygulama ve düzenlemelere

benzer bazı güvence ölçütleri bulunmaktadır. Buna göre, kasıtlı bir suçun

işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan

meydana gelen eşyaların iyi niyetli üçüncü kişilere ait olması durumunda

müsadere edilemeyeceği, belirli durumlarda eşya değerinin müsadere

edilebileceği, ölçülü olmaması durumunda suçta kullanılan eşyaların müsadere

edilmeyebileceği, eşyanın tamamı yerine kısmen veya ilgili payının müsaderesine

karar verilebileceği yönündeki söz konusu hükümler, mülkiyet hakkından yoksun

bırakmaya yol açan müsaderenin bireylere aşırı bir külfet yüklememek ve bireyin

menfaatleri ile kamunun yararı arasında bulunması gereken adil dengenin

bozulmasını önlemek amacıyla getirilmiş düzenlemelerdir.

86. AİHM, müsaderenin bir suç isnadına bağlı olarak uygulandığı

durumlarda yöntemince yapılan ceza soruşturması ve kovuşturması neticesinde

davanın mahkumiyet ile sonuçlanması gerekmekle birlikte (bkz. Phillips/Birleşik Krallık, B. No: 41087/98,

5/7/2001 § 52-54)mülkün yasa dışı olarak ele geçirildiği (bkz. Riela ve diğerleri/İtalya, B. No: 52439/99,

4/9/2001; Arcuri ve diğerleri/İtalya, B. No: 52024/99,

5/7/2001) ya da yasa dışı aktivitelerde kullanıldığı (bkz. Butler/Birleşik Krallık;

B. No: 41661/98, 27/6/2002) durumlarda mahkumiyetten bağımsız olarak da

müsadere kararı verilebileceğini ifade etmektedir.

87. AİHM'e göre, Sözleşme'ye

ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi; kural olarak usule ilişkin güvenceleri

içermemekle beraber kişilere, keyfî müdahalelerden korunmak amacıyla mülkiyet

hakkına müdahale teşkil eden bu önlemlerin yasa dışı veya keyfî ya da makul

olmayan şekilde uygulandığına ilişkin sav ve itirazlarını yetkili makamlar

önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması güvencesini

kapsamaktadır (AGOSİ/Birleşik Krallık,

B. No: 9118/80, 24/1/1986, § 60; Saccocia/Avusturya,

69917/01, B. No: 18/12/2008, § 89; Microintelect Ood/Bulgaristan,

B. No: 34129/03, 4/3/2014, § 48; Ünsped Paket

Servisi/Bulgaristan, B. No: 3503/08, 13/1/2015, § 38).

88. Müsadere veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yoluyla mülkiyet

hakkına yapılan müdahalelerin bireyin menfaatleri ile kamunun yararı arasında

olması gereken adil dengeyi bozmaması için, öncelikle suça veya kabahate konu

eşyanın malikinin davranışı ile kanunun ihlali arasında bir illiyet bağının

olması gerekmektedir. Ayrıca "iyi niyetli" eşya malikine müsadere

edilen veya mülkiyeti kamuya geçirilen eşyaları -

tehlikeli olmamaları kaydıyla - geri kazanabilme olanağının tanınması veya iyi

niyetli malikin bu nedenle oluşan zararının tazmin edilmesi gerekmektedir (Bekir Yazıcı [GK], B. No: 2013/3044,

17/12/2015, §§ 31-80).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

89. Başvurucu, maden ocağı için gerekli izinlerin mevcut

olduğunu ve yöntemince Orman İdaresinden kiralandığını belirttiği orman alanı

bakımından unsurları oluşmayan suç nedeniyle bu sahada yer alan tesislerin adil

olmayan bir yargılama neticesinde keyfî olarak müsaderesine karar verilmesinin

mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir.

90. Başvuru konusu olayda, Orman İdaresi görevlilerince

1/11/2008 tarihli suç tutanağı düzenlenerek başvurucunun yönetim kurulu başkanı

ve ortağı olduğu Şirket tarafından izinsiz maden ocağı tesisleri kurulduğu

belirtilmiş, Gemlik Cumhuriyet Başsavcılığının 3/6/2009 tarihli iddianamesi ile

açılan kamu davasında Gemlik Sulh Ceza Mahkemesi, başvurucunun yönetim kurulu

başkanı ve ortağı olduğu Şirkete ait "maden ocağı tesislerinin";

başvurucunun işlediği kabul edilen "orman alanlarını işgal ve ormanın içine

yerleşilmesi" suçuna konu eşyalar oldukları gerekçesiyle 6831 sayılı

Kanun'un 108. maddesinin dördüncü fıkrası delaletiyle 5237 sayılı Kanun'un 54.

maddesi uyarınca müsaderesine karar vermiştir. Başvurucunun hükmün

açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı yaptığı itiraz ise Gemlik 1.

Asliye Ceza Mahkemesinin 2/12/2013 tarihli ve 2013/311 D.İş sayılı kararı ile reddedilmiştir. İlk Derece

Mahkemesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmesiyle

birlikte 28/3/2014 tarihinde müsadere kararının infaz edilmesi için Orman

İdaresine yazı göndermiş, Orman İdaresi de 9/6/2014 tarihli infaz tutanağı ile

"tesislerin sanık tarafından yıkıldığı" belirtilerek kararın yerine

getirildiğini Mahkemeye bildirmiştir.

91. Öte yandan başvurucunun ortağı olduğu Şirketin izin

sahasının genişletilmesi için 31/10/2008 tarihinde Orman İdaresine yaptığı

başvuru ise 7/11/2008 tarihinde reddedilmiş ancak bu idari işleme karşı

Şirketin 18/12/2008 tarihinde İdare aleyhine açtığı davada Bursa 3. İdare

Mahkemesi 12/3/2009 tarihinde, yürütmenin durdurulması talebinin kabulüne ve

14/5/2009 tarihinde de davanın kabulü ile dava konusu idari işlemin iptaline

karar vermiştir. Temyiz edilen karar Danıştay Sekizinci Dairesinin 20/10/2010

tarihli ilamıyla onanmıştır.

92. Delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının

yorumlanması, öncelikle derece mahkemelerinin yetki ve sorumluluk alanındadır.

Uyuşmazlığın taraflarının sunduğu delilleri ilk elden değerlendirme bakımından

derece mahkemelerinin daha avantajlı konumda bulundukları tartışmasızdır.

93. Bireysel başvurularda Anayasa Mahkemesinin görevi ise

Anayasa veSözleşme'nin ortak koruma alanında kalan

haklar kapsamındaki güvencelerin somut olayda sağlanıp sağlanmadığını

incelemektir (Sebahat Tuncel (2),

B. No: 2014/1440, 26/2/2015, § 53).

94. Ormanların korunması ve orman alanlarında izinsiz

yapılaşmanın önlenmesi amacıyla orman içinde yapılan izinsiz bina ve tesislerin

müsadere edilmesi öngörülebilir. Bu amaçla uygulanan müsadere yaptırımının

ölçülü olabilmesi için Anayasa'nın 35. maddesinde öngörülen güvencelerin

sağlanmış olması gerekmektedir. Nitekim başvurucu da müsadere kararının, adil

olmayan bir yargılama sonucunda keyfî olarak verildiğinden yakınmaktadır. Bu

güvenceler kapsamında öncelikle başvurucuya müsaderenin kanuna aykırı olarak

veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin itirazlarını ve

savunmalarını sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme

olanağının tanınıp tanınmadığı değerlendirilmelidir.

95. Somut olayda başvurucu Gemlik Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından yürütülen ceza soruşturmasının ve Gemlik Sulh Ceza Mahkemesinde

görülen kamu davasının önce "şüpheli" sonra da "sanık"

sıfatıyla tarafı olmuş, gerek soruşturma ve gerekse de

kovuşturma sırasında ifadesi alınarak sorgusu yapılmıştır. Başvurucu bu davada

kendisini avukat ile temsil ettirmiş, duruşma ve keşiflere katılma olanağı

bulmuştur. Ancak Cumhuriyet Başsavcılığı müsadere ile ilgili bir talepte

bulunmamış, kovuşturma sırasında Mahkeme de 5271 sayılı Kanun'un 226. maddesine

göre başvurucuya ek savunma hakkı vermemiştir. Buna rağmen başvurucunun avukatı

gerek 12/6/2012 tarihli keşif sırasında gerekse de yargılama devam ederken

Mahkemeye sunduğu 12/3/2013 ve 28/6/2013 tarihli dilekçeler ile söz konusu

maden ocağı tesislerinin müsadere edilmelerinin 5237 sayılı Kanun'un 54.

maddesinin (3) numaralı fıkrasına göre ölçüsüz olacağını beyan etmiş ancak

Mahkeme bu beyanlara itibar etmeyerek iddianamede yer almamakla birlikte

müsadere kararı vermiştir.

96. Müsadere kararında gerekçe olarak ise "tüm dosya kapsamı birlikte

değerlendirildiğinde" ifadelerine yer verilmiş, ardından

başvurucunun atılı suçu işlediğinin sabit olduğu ve mahkumiyetine karar

verilmesi gerektiği ancak koşullarının gerçekleştiğinden bahisle hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği belirtilerek bilirkişi

raporunda bahsi geçen maden ocağı tesislerinin müsaderesine karar verildiği açıklanmıştır.Dolayısıyla İlk Derece Mahkemesi, müsadere

kararının verilme gerekçesini açıklamadığı gibi başvurucunun avukatının müsadereye

ilişkin savunma ve itirazlarını da karşılamamıştır.

97. Başvurucu müsadere kararının kaldırılması talebiyle itirazda

bulunmuş ise de başvurucunun itirazı Gemlik 1. Asliye Ceza Mahkemesince;

müsadereye ilişkin herhangi bir değerlendirmede bulunulmadan salt itiraza konu

karardaki mahkûmiyete ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarına

ilişkin değerlendirmelere yer verildikten sonra "sanıklar hakkında verilen kararınusul

ve yasaya uygun olduğu" gerekçesiyle reddedilmiştir.

98. Yargıtay Ceza Genel Kurulu açıklanmasının geri bırakılmasına

karar verilmiş olması nedeniyle henüz hukuken varlık kazanmamış bulunan hükmün

temyiz merciince denetlenebilme imkanı bulunmayan bir aşamada, hükmün bir

parçasını oluşturanmüsaderenin temyizen

incelenebileceğini kabul etmenin, bir bütün olan hükmün bir bölümünün itiraz,

bir bölümünün ise temyiz kanun yoluna tabi olacağı gibi çelişkili bir hâlin

ortaya çıkması sonucunu doğuracağı gerekçeleriyle müsadere kararının da itiraza

tabi olduğunu belirtmiştir (bkz. § 33). Ancak somut olayda itiraz mercisinin müsadere ile ilgili herhangi bir değerlendirme

yapmadığı, başvurucunun müsadereye ilişkin savunma ve itirazlarını karşılamayan

İlk Derece Mahkemesi kararındaki mahkumiyet ve hükmün

açıklanmasının geri bırakılması koşullara ilişkin değerlendirmelere yer vermek

suretiyle salt bu koşullar yönünden itirazı incelediği anlaşılmaktadır.

Dolayısıyla Yargıtayın anılan içtihatlarına göre,

hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle başvurucu

müsadere kararını temyiz edememektedir. İtiraz mercisi

ise başvurucunun müsadereye ilişkin itirazını incelememiştir.

99. Öte yandan başvurucunun yönetim kurulu başkanı ve ortağı

olduğu Şirkete ait "maden ocağı tesisleri", İlk Derece Mahkemesince,

yargılamanın nihai olarak sona ermesi beklenmeden hükmün açıklanmasının geri

bırakılması kararının kesinleşmesi ile birlikte müsadere edilmiştir. Bakanlığın

görüş yazısında, müsaderenin hükmün açıklanmasının geri bırakılması durumunda

hangi aşamada infaz edileceğine dair açık bir yasal hüküm bulunmadığı ifade

edilmektedir. 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin (5) numaralı fıkrasının

ikinci cümlesinde ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının, kurulan hükmün

sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade ettiği hüküm altına

alınmıştır.

100. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11/7/2014 tarihli ve

E.2014/6-66, K.2014/365 sayılı ilamında da, açıklanmasının geri bırakılmasına

karar verilmiş olması nedeniyle hükmün henüz hukuken varlık kazanmaması ve beş

yıllık denetim süresi göz önünde bulundurulduğununda,

hak kayıplarına neden olunmasının önüne geçilebilmesi amacıyla, hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen durumlarda - 5237 sayılı

Kanun'un 54. maddesinin (4) numaralı fıkrasında belirtilen üretimi, bulundurulması,

kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşyalar hariç olmak üzere

- müsadereye konu eşyanın denetim süresi içerisinde ve gerektiğinde

belirlenecek şartlar dahilinde yediemin sıfatıyla sanığa teslimine karar

verilip verilemeyeceği hususunun ayrıca yerel mahkemelerce değerlendirilmesi

gerektiği belirtilmiştir. Ancak somut olayda İlk Derece Mahkemesinin kararında,

5237 sayılı Kanun'un 54. maddesinin hangi fıkrasına göre müsadere kararı

verildiği gösterilmemiş, yargılamanın nihai olarak sona ermesi de beklenmeden

hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmesiyle birlikte

kararın infazına girişilmiştir. Her ne kadar infaz tutanağında, başvurucunun

ortağı olduğu Şirket tarafından söz konusu tesislerin yıktırıldığı

belirtilmekte ise de infaz tutanağı içeriği ile başvurucunun beyanlarından,

müsadereye ilişkin kararın infazı gereğince bu tesislerin yıktırıldığı

anlaşılmaktadır.

101. Bu durumda, başvurucu ceza yargılamasının tarafı olmakla

birlikte bu yargılama neticesinde suç isnadına bağlı olarak "maden ocağı

tesislerinin" müsadere edilebileceği başvurucuya bildirilmemiş olup

herhangi bir gerekçe de gösterilmeden İlk Derece Mahkemesince müsadereye karar

verildiği, Yargıtayın yerleşik içtihatlarına göre

başvurucunun temyiz yoluna başvuramadığı, itiraz mercisinin

ise müsadereye ilişkin başvurucunun itirazlarını incelemediği ve müsadere

kararının hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmesiyle

birlikte yargılamanın nihai olarak sona ermesi beklenmeden infaz edildiği dikkate

alındığında, sair ihlal iddiaları ancak yargılama sonuçlandığında

değerlendirilebilecek olmakla birlikte - somut olayın özel koşulları içinde -

yargılamanın mevcut aşaması itibarıyla bütününe bakıldığında başvurucuya

müsaderenin keyfî olduğuna veya kanuna aykırı olduğuna ya da makul biçimde

uygulanmadığına yönelik itirazlarını ortaya koyabilme olanağının etkin bir

şekilde tanınmadığı anlaşılmakla müsadere yoluyla mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin başvurucunun menfaatleri ile kamunun yararı arasında olması gereken

adil dengeyi başvurucu aleyhine bozduğu ve mülkiyet hakkının gerektirdiği

güvencelerin sağlanmadan müsadere kararı verilmekle başvurucuya yüklenen

külfetin aşırı ve orantısız olduğu sonucuna varılmıştır.

102. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

103. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

104. Başvurucu beraatine hükmedilmesi,

ceza yargılaması sırasında bilirkişi raporuna göre ödediği 546,90 TL

tutarındaki zararının ilgili idareden iadesi ve müsadere kararının kaldırılması

ile 10.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

105. Başvuruda mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

106. Orman İdaresi görevlileri tarafından müsadere kararının

infazı aşamasında düzenlenen infaz tutanağına göre, müsaderesine karar verilen

maden ocağı tesislerinin yıktırıldığı anlaşıldığından tazminat dışında etkin

bir giderim yolu mevcut değildir. Dolayısıyla yeniden yargılama yapılmak üzere

dosyanın mahkemesine gönderilmesinde başvurucunun hukuki yararının bulunmadığı

sonucuna varılmıştır.

Erdal TERCAN yeniden yargılama yapılması gerektiği düşüncesiyle

bu görüşe katılmamıştır.

107. Başvurucu ceza yargılaması sırasında alınan bilirkişi

raporunda belirtilen ağaçlandırma giderinin ödenmesi dışında bir maddi tazminat

talebinde bulunmamıştır. Bu tutarın ise açılanması geri bırakılan mahkumiyet hükmü kapsamında ödendiği anlaşılmaktadır. Bu

durumda başvurucu mülkiyet hakkının ihlali iddiası nedeniyle maddi tazminat

talebinde bulunmamaktadır.

108. Mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net

10.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

109. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,

C. Başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE

OYBİRLİĞİYLE, başvurucunun diğer taleplerinin REDDİNE Erdal TERCAN'ın

yeniden yargılama yapılması gerektiği yönündeki karşıoyu

ve OYÇOKLUĞUYLA,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE OYBİRLİĞİYLE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA OYBİRLİĞİYLE,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

OYBİRLİĞİYLE 13/7/2016 tarihinde karar verildi.

Başkan y. : Serruh KALELİ Üyeler : Nuri NECİPOĞLU Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Kadir ÖZKAYA Raportör : Özgür DUMAN Başvurucu : Mahmut ÜÇÜNCÜ Vekili : Av. Fikri AKGÜN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/1017, 13 Temmuz 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru
  5. Süreci
  6. III. Olay Ve Olgular
  7. A. Olaylar
  8. B. İlgili Hukuk
  9. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. B. No: 34129/03, 4/3/2014, § 48; Ünsped Paket
  13. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  14. C. Başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE
  15. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/1017
Tarih
13 Temmuz 2016

İlgili Kararlar

  • Vedat Şorli ve Bilal Şorli Başvurusu (B. No: 2014/10459)
  • Bilal Çiçek Başvurusu (B. No: 2014/29)
  • Aydın Öner Başvurusu (B. No: 2014/13415)
  • Levent Karaca Başvurusu (B. No: 2013/9131)
  • Metro Turizm Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/2481)
  • Cemal Halis Başvurusu (B. No: 2014/118)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.