İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Çintosun Başvurusu (B. No: 2014/1741)

29855

Başvuru No2014/1741Tarih13 Temmuz 2016Okuma58 dk · 11.501 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mehmet Çintosun Başvurusu

Karar tarihi
13 Temmuz 2016
Başvuru Numarası
2014/1741
R.G. Tarih ve Sayı
12/10/2016 -
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

11.501 kelime·58 dk okuma·18 bölüm

29855

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, 2006 yılında bir köyde gerçekleşen silahlı saldırı

sonucu iki kişinin öldürülmesiyle ilgili ceza soruşturması ve kamu davasının

etkili yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru Bingöl 1. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla 7/2/2014

tarihinde yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 17/4/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 21/11/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 19/1/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 26/1/2015

tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı

beyanını 6/2/2015 tarihinde sunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP)aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. 7/10/2006 tarihinde Bingöl ili Sancak beldesi Küçükbaşlar

köyü Kozan mevkii denilen yerde iki çocuk yol üzerinde kan lekeleri görmeleri

üzerine durumu köy muhtarına haber vermişlerdir. Köy muhtarının kolluk

görevlilerine durumu bildirmesi üzerine, Cumhuriyet savcısı nezaretinde kolluk

görevlileri olay yerine intikal etmiştir.

9. Anılan görevliler tarafından yapılan gözlem ve incelemede,

köyün doğu çıkışındaki kan lekelerinin yolun sağındaki boş araziden doğu

istikametine doğru sürerek etrafı bir metre yüksekliğindeki taşlarla çevrili

"köm" diye tabir edilen alana dek ulaştığı,

kan lekelerinin bulunduğu alanda sürüklenme izlerinin de bulunduğu görülmüştür.

Sürüklenme izleri takip edildiğinde köstekli bir saat zeminde parçalanmış halde

ele geçirilmiş, taşların altında sadece ayak kısmı gözüken bir kişi

bulunmuştur.

10. Görevliler tarafından taşlar kaldırıldığında, yerde yüzü

koyun yatan baş kısmı gövdesine doğru sıkışmış, ayakları şal ile bağlanmış, sol

eli ceketinin cebinde ve sol elinde tespih bulunan elbiseli bir erkek cesedinin

olduğu, cesedin sağ ayağında bir ayakkabı bulunduğu, sol ayağındaki ayakkabının

ise olmadığı, cesedin elbiselerinin sürüklenmeye bağlı olarak yırtıldığı ve

elbiseler üzerinde toz ve kan lekelerinin bulunduğu, cesedin sırt ve boyun

bölgesinde ateşli silah yaralarının bulunduğu ve cesedin Küçükbaş köyünde

ikamet eden başvurucunun babası Zülfü Çintosun’a ait

olduğu belirlenmiştir.

11. Maktul Zülfü Çintosun’un eşi

Cemile Çintosun’un olaya ilişkin bilgisi ve

görgüsünün bulunabileceği değerlendirilerek Cemile Çintosun’a

ulaşılmaya çalışılmış ancak kendisine ulaşılamamış; bunun üzerine maktul Zülfü Çintosun’un evine gidilmiş, evin giriş kapısının dıştan asma

kilitle kilitli olduğunun görülmesi ve Cemile Çintosun’a

ulaşılamaması nedeniyle ev içerisinde incelemelerin yapılabilmesi için asma

kilit üzerinde gerekli incelemeler yapıldıktan sonra kırılarak içeriye

girilmiştir.

12. Eve girildiğinde Cemile Çintosun,

giriş kapısına yaklaşık 2 metre mesafede yerdeki döşek üzerinde sol yanı

üzerine yatar halde bulunmuş; üzerinin battaniye ile örtülü olduğu, ağız ve

burnundan kan geldiği görülmüştür. Üzerindeki battaniye kaldırıldığında sırt

bölgesinden de kan geldiği ve Cemile Çintosun’un da

öldürülmüş olduğu anlaşılmıştır.

1. Olay Hakkında Yürütülen Ceza Soruşturması

13. Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan 2006/2057

sayılı soruşturma kapsamında, Cumhuriyet savcısı nezaretinde aynı gün olay

yerlerinde olay yeri inceleme birimince incelemeler yapılmış, maktule Cemile Çintosun’un evinde bulunan çay bardakları, kap kacak,

takvim ve kapı kilidi, Zülfü Çintosun ve Cemile Çintosun'a ait çeşitli giysiler incelenmek üzere

alınmıştır. Olay yeri incelemesi tamamlanınca cesetler üzerinde ölü muayene

işlemi yapılmıştır.

14. Maktullere ait cesetler otopsi için Malatya Adli Tıp Kurumu

Grup Başkanlığına (Adli Tıp Kurumu) sevk edilmiştir. Anılan kurum tarafından

yapılan otopsi sonucu tanzim edilen 8/10/2006 tarihli raporda; maktul Zülfü Çintosun’un sırt, ense, sol alt çeneve

sol skapula bölgelerine 9 adet av tüfeği iri saçma

tanesinin (şevrotin)isabet ettiği, maktulun av tüfeği iri saçma taneleri yaralanmalarına bağlı

beyin kanaması, iç organ harabiyetine bağlı iç ve dış

kanama sonucu öldüğü; maktule Cemile Çintosun’un ise

sağ lomber bölgesinde 4x3cm.lik, etrafında atış

artığı tefrik edilemeyen av tüfeği iri saçma taneleritoplu

giriş deliğinin bulunduğu ve maktulün vücuduna 9 adet şevrotin

isabet ettiği ayrıca bir adet plastik tapanın maktulün batın kısmında kalmış

olduğu maktulün av tüfeği iri saçma tanelerine bağlı iç organ harabiyeti ve iç kanama sonucu öldüğü belirlenmiştir.

15. Van Kriminal Jandarma Laboratuvarı

Amirliğince düzenlenen 2/11/2006 tarihli ekspertiz raporunda maktule Cemile Cintosun'un ölü bulunduğu evde el konulan materyaller

üzerinde parmak izi incelemesi yapılmış, çay bardakları üzerinde iki adet

parmak izi tespit edilmiş ancak parmak izlerinin karakteristik özelliklerinin

yeterli olmaması nedeniyle mukayeseye elverişli olmadıkları, bu nedenle kime

ait olduğunun tespit edilemediği, maktul Zülfü Çintosun'un

üzerinde ele geçirilen iki adet nakil kartı üzerinde bulunan parmak izlerinin

araştırılması neticesinde parmak izlerinin karakteristik özelliklerinin yeterli

olmaması sebebiyle mukayeseye elverişli olmadıkları ifade edilmiştir.

16. Ankara Kriminal Polis

Labarotuvarının10/11/2006 tarihli ekspertiz raporuna göre; yapılan swap analizi

ve atış mesafesi tayini sonucu, Zülfü Çintosun'un

uzak atış mesafesinden, Cemile Çintosun'un ise yakın

atış mesafesinden yapılan atışlar sonucu öldükleri tespit edilmiştir.

17. Başvurucu, ölü muayene işlemi sırasında verdiği ifadesinde,

anne ve babası olan maktullerle aynı köyde oturan Şevket Ç. ve ailesi arasında

su meselesi nedeniyle husumet bulunduğunu, yaklaşık 2 ay önce babasının

telefonda kendisine "Şevket Ç. bana su

kanalını kullandırmıyor, bu yüzden Şevket Ç. ile tartıştık, Şevket Ç. 'Bırakın

öldüreyim' diyerek üzerime geldi." dediğini belirterek Şevket

Ç. ve ailesinden şikâyetçi olması üzerine, olayın ortaya çıktığı gün Şevket Ç.,

Seyithan-Gülçin Ç. ve Şehmus Ç.nin

evlerinde arama yapılmıştır.

18. Arama sonucunda;

i. Şevket Ç.nin evinde ... on iki

kalibre otomatik av tüfeği ile bu tüfeğe ait yetmiş adet 12 kalibre dolu av

fişeği ele geçirilmiş, tüfek üzerinde yapılan incelemede tüfeğin tetik

muhafazasının ucunun kırık olduğu ancak tüfeğin çalışır vaziyette bulunduğu; iğnesi,tetik tertibatı ve emniyet mandalının sağlam ve

çalışır halde olduğu, tüfeğin namlusunda barut artıklarının bulunduğu, namludan

barut kokusunun geldiği, tüfek üzerinde mukayeseye elverişli parmak izinin

bulunmadığı,

ii. Şehmus Ç.nin

evinde ... 12 kalibre, ... otomatik av tüfeği ile bu tüfeğe ait plastik seyyar

dipçik ve doksan yedi adet 12 kalibre dolu av fişeği ele geçirilmiş, tüfek

üzerinde yapılan incelemede tüfeğin çalışır vaziyette bulunduğu; iğnesinin,

tetik tertibatının ve emniyet mandalının sağlam ve çalışır hâlde olduğu, tüfek

üzerinde mukayeseye elverişli parmak izinin bulunmadığı,

iii. Seyithan-Gülçin Ç.nin evinde,

oturma odasında koltuk üzerinde ... otomatik av tüfeği ile tüfeğin içinde dört

adet av fişeği, gardırop içinde yirmi dokuz adet dolu 12 kalibre av fişeği ele

geçirilmiş, tüfek üzerinde yapılan incelemede, tüfeğin çalışır vaziyette

bulunduğu; iğnesi, tetik tertibatı ve emniyet mandalının sağlam ve çalışır

halde olduğu, tüfeğin namlusunda barut artıklarının bulunduğu ve namlusundan

yeni barut kokusunun geldiği, tüfek üzerinde mukayeseye elverişli parmak izinin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

19. Söz konusu tüfek ve fişeklere incelenmek üzere el konulmuş

ve Ankara Kriminal Polis Labarotuvarının21/12/2006

tarihli ekspertiz raporuna göre tüfeklerin atışlarına mani herhangi bir

arızalarının bulunmadığı, laboratuvarca yapılan tatbiki atışlarda çaplarına

uygun av fişeklerini patlattıklarının görüldüğü, "G.Ç.nin evinin 25 metre ilerisinde bulunan bir adet 12 numaralı kartuşun

G.Ç.ye ait tüfek ile atıldığı" 16 numaralı üç adet kartuşun ise

inceleme konusu silahlar ile aralarında çap farklarının bulunması nedeniyle bu

silahlar ile atılmalarının mümkün olmadığı tespit edilmiştir.

20. Soruşturma aşamasında delil elde edebilmek için Şeymus Ç., Özhan Ç., Seyithan Ç., Ali T., Erkan B., Gülçin

Ç. ve Şevket Ç.ye ait cep ve ev telefonları, Bingöl Sulh Ceza Mahkemesinin

10/10/2006 tarihli ve2006/1076 Değişik İş sayılıkararı

ile üç ay süre ile teknik takip altına alınmıştır.

21. Teknik takipler neticesinde 22/10/2006 tarihinde saat

08.53'te Şevket Ç.nin oğlu Seyithan Ç. amcası Hasan

ile yaptığı görüşmede eşi olan Gülçin'e güvendiğini, eşinin kendisinden

habersiz herhangi bir şey yapmayacağını, her yaptığı işten kendisine haber

verdiğini belirtmiş yine 22/10/2006 tarihinde sanık Seyithan ile amcasının oğlu

Rıfat arasında yapılan telefon görüşmesinde Rıfat'ın Seyithan'a tanık Ali Ç.nin beyanlarında geçen hususları aktardığı, sanık

Seyithan'ın ise bunu söyleyenin kim olduğunu öğrenmek istediği ve "Allahından bulsun." şeklinde sözler sarfettiği, Rıfat'ın ise Seyithan'a Gülçin'in gizliden

Jandarmaya giderek sanık İbrahim'i maktule Cemile'nin yanında gördüğünü

söylemesini istediği anlaşılmış, 22/10/2006 tarihli sanık Seyithan ile Latif Y.

İsimli kişi arasında yapılan telefon görüşmesinde sanık Seyithan'ın "Her şey boynumuza kalmış sakız olup yapışmış."

dediği tespit edilmiştir.

22. 24/10/2006 tarihinde Bingöl Emniyet Müdürlüğünde çalışan

görevli bir polis memuru, sanık Seyithan'ı arayarak Bingöl'e geldiğinde kendi

yanına uğramasını istemiştir. İlk Derece Mahkemesinin kararından (bkz. § 49)

anlaşıldığı üzere bu telefondan sonra sanık Seyithan'ın yaptığı tüm telefon

görüşmelerinde olayı kendi üzerlerine atılmış bir komplo olarak göstermeye

çalışmıştır.

23. 31/10/2006 tarihinde tanık olarak Jandarmaya ifade veren Ali

Ç. iki ay kadar Balıkesir ilinde bir firmada kendi köyünden on beş kişi ile

birlikte çalıştığını, bu köyden olan Fetullah Ç.,

Halim Ç. ve Murat Ç.nin kendi aralarında konuşurken

Seyithan Ç.'den bahsettiklerini ve Seyithan'ın

maktullerden bahsederek "Bunlar artık

çok olmaya başladı, bunlardan sıkıldık, başımıza bela oldular, bunları vurmak

lazım." şeklinde sözler söylediğini birbirlerine aktardıklarını

duyduğunu beyan etmiş ancak bu tanığın beyanlarında isimleri geçen şahıslar

tanığın beyanlarını doğrulamamışlardır.

24. Soruşturma aşamasında (Şevket Ç.nin

torununun kocası olan) sanık Erkan tarafından kolluk güçleri aranarak olayın

faillerinin Mehmet U., Resul D. ve Sait Y. İsimli kişilerin olduğunun

söylenmesi üzerine bu kişilerin evlerinde yapılan aramalarda Mehmet U.nun evinde bir adet P16 numaralı tüfek ele geçirilmiş

ancak inceleme konusu üç adet kartuşun (bkz. § 19) bu tüfek ile de atılmadığı

aynı rapor ile belirlenmiştir.

25. Sait Y., Mehmet U. ve Resul D. hakkında soruşturmanın

sonraki aşamalarında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir.

26. Maktullere ait evde olay sonrası maktullerin oğulları

tarafından yapılan incelemede maktullere ait ziynet eşyalarının bulunduğu ancak

maktul Zülfü'ye ait av tüfeğinin bulunamadığı anlaşılmıştır. Sözü edilen ve

muhtemelen maktullerin ölümünde kullanılan suç aleti olduğu değerlendirilen

B... marka ... av tüfeği, olayın üzerinden beş ay geçtikten sonra 19/3/2007

tarihinde Jandarma görevlileri tarafından olay yerine 1.500 metre mesafede

Küçükbaş köyü Bostan mevkii üstü Küptaşı mevkiinde

bulunmuştur. Tüfeğin metal kısmında paslanma ve oksitlenmenin olduğu, hava

şartları itibarıyla tüfeğin en az bir aylık bir süredir burada bulunduğu ve

üzerinde herhangi bir parmak izinin bulunmadığı yapılan inceleme sonrasında

tespit edilmiştir.

27. Maktule ait tüfeğin bulunmasından yaklaşık iki ay sonra

8/5/2007 tarihinde Küçükbaş köyü Koyun Yatağı mevkiinde otuz adet fişek

koyulacak gözü olan bir av fişeği kütüklüğü ile iki adet 16 kalibre boş kartuş

bulunmuştur.

28. Diyarbakır Kriminal Polis

Labarotubarının31/8/2007 tarihli ekspertiz raporuna göre tetkik için gönderilen

av tüfeği ve iki adet av fişeği kartuşunun incelenmesi neticesinde 16 numara

iki adet av fişeği kartuşunun inceleme konusu av tüfeği ile atıldıkları tespit

edilmiştir. Olay sonrası bulunan av tüfeği kütüklüğü ile boş kartuşların

bulunduğu yerin maktul Zülfü'nün ölü olarak bulunduğu yere 2.000 metre mesafede

olduğu dosya kapsamında bulunan kroki ile tespit edilmiştir. 8/5/2007 tarihli

Parmak İzi İnceleme Raporu'na göre inceleme konusu kütüklük üzerinde tozlama yöntemi ile yapılan parmak izi araştırması

neticesinde herhangi bir parmak izine rastlanılmamıştır.

29. Soruşturma sırasında maktul Zülfü'nün olaydan sonra kaybolan

cep telefonunun görüşme kayıtları Telekomünikasyon İletişim Kurumu

Başkanlığından istenmiş, gelen bilgiye göre olayın meydana gelmesinden sonra

saat 21.24'te maktulün kullandığı telefon hattından İbrahim Ç. adlı şüphelinin

kullandığı hatta yetmiş kontör transferi yapıldığı tespit edilmiştir.

30. Bu bilgi doğrultusunda İbrahim Ç.nin

cep telefonu hattı teknik takibe alınmış ancak dinleme sonucunda herhangi bir

delil elde edilememiştir. 19/12/2007 tarihinde bu şüpheli hakkında yakalama

kararı çıkartılmış, 25/1/2008 tarihinde şüpheli tutuklanmıştır.

31. Başvurucunun, soruşturma sürecinde 20/3/2007, 16/7/2007,

12/5/2008 ve 23/6/2008 tarihlerinde Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesinin

alındığı soruşturma dosyasından anlaşılmaktadır. Başvurucu bu ifadelerinde

eylemin asıl faillerinin genel olarak "Ç." ailesi üyeleri ve

özellikle de Gülçin Ç. ve İbrahim Ç. olduğunu düşündüğünü, ayrıca Selahattin Ç.ın, babasına ait kayıp tüfeğin bulunması konusunda

bilgisinin bulunduğunu ifade etmiştir. 21/5/2007 tarihinde başvurucunun

belirttiği Selahattin Ç.nin da ifadesi Cumhuriyet

Savcısı tarafından alınmış ve yine başvurucunun değindiği tüfeğin bulunma

sürecine ilişkin sorular yöneltilerek cevapları alınmıştır.Başvurucunun

soruşturma sırasında alınan ifadeleri mahkeme kararında (bkz. § 49) şöyle

özetlenmiştir:

"Anne ve babası olan maktullerle şüpheli

Şevket Ç. ve ailesi arasında su meselesi yüzünden yıllardan beri gelen husumet

bulunduğunu, yaklaşık 2 ay önce babasının telefonda kendisine “Şevket Ç. bana

su kanalını kullandırmıyor, bu yüzden Şevket Ç. ile tartıştık, Şevket Ç.,

bırakın öldüreyim diyerek üzerime geldi, kızı Telli Ç. araya girerek beni

kurtardı” dediğini, ölüm olayından bir süre önce Gülçin Ç.’ın

başörtüsü ile annesinin boğazını sıkarak öldürmeye çalıştığını, Lütfiye Ç.’ın araya girmesiyle olayın önlendiğini, bu durumu köyde

herkesin bildiğini, Gülçin Ç.’ın olaydan önce annesi

tarafından başka kişilerle uygunsuz şekilde görülmesi nedeniyle, bu durumun

fazlaca duyulmaması için annesini bizzat öldürdüğünü veya öldürttüğünü, ölüm

olayından sonra babasına ait tüfek, tüfek fişekliği ve cep telefonunun kayıp

olduğunu, kayıp tüfek ve fişekliğin olaydan bir süre sonra görevlilerce

bulunduğunu, ancak babasına ait cep telefonunun bulunamadığını, 87 yaşında

yaşlı bir insan olan babasının cep telefonunu sadece açmayı ve görüşmeyi

bildiğini, onun dışında telefon kullanmayı bilmediğini, babasına ait cep

telefonundaki kontörleri transfer eden kişinin babasının öldürülmesi olayındaki

asli faillerden olduğunu, İbrahim Ç.’ın, anne ve babası

olan maktullere ait eve rahatlıkla girip çıkabilen birisi olduğunu, olayda

İbrahim Ç.’ın kullanıldığını düşündüğünü, olay günü

İbrahim Ç.’ın akşam saatlerinde anne ve babasının

evinin etrafında görüldüğünü, bunu bir çok kişinin bildiğini, İbrahim Ç.’ın hırsızlık olaylarına karıştığını duyduğunu, bu nedenle

tekin bir kişi olmadığını, İbrahim Ç.’ın, babasına

ait elmaları toplamada babasına yardımcı olduğuna da inanmadığını, çünkü

babasına ait evin etrafında başkalarının yardımıyla toplanacak kadar bir elma

ağacının bulunmadığını, 3-4 elma ağacının olduğunu bunlarında boylarının yüksek

olmadığını, anne ve babasının bu elmaları rahatlıkla toplayabildiğini, yardım

isteyecek olsalar kendisinden yardım istemeleri gerektiğini, babasına ait kayıp

ayakkabının olaydan sonra İbrahim Ç.’ın babası

tarafından, kayıp av tüfeği kütüklüğünün de İbrahim Ç.’ın

amcası olan Hacı Ş.’in oğlu ve torunları tarafından

bulunarak görevlilere teslim edilmesinin tesadüf olmadığını, İbrahim Ç.’ın olaydan kısa bir süre sonra güya ailesinin ziynet

eşyalarını çaldığı bahanesiyle İstanbul iline gönderildiğini, su meselesi ve

annesi tarafından, Gülçin Ç.’ın bir başkasıyla

uygunsuz durumda görülmesi yüzünden Şevket Ç. ve ailesiyle aralarında yoğun

husumet bulunduğunu, Şevket Ç. ve Gülçin Ç.’ın

evlerinin anne ve babasına ait evin bitişiğinde bulunduğunu, bu kişilerin

olaydan haberdar olmamalarının, tüfek sesi duymamalarının mümkün olmadığını,

Selahattin Ç. ile görüştükleri sırada, kendisine anneni Gülçin Ç., babanı da

İbrahim Ç. tüfekle vurarak öldürdü dediğinibelirterek

şikâyetçi olduğu" şeklinde beyanda bulunmuştur."

2. Olaya İlişkin Ceza Davası Süreci

32. Soruşturma sonunda Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığının

23/6/2008 tarihli ve E.2008/847 sayılı iddianamesi ile şüpheliler Şevket Ç.,

Seyithan Ç., Gülçin Ç., Ali T. ile İbrahim Ç. hakkında kasten iki kişiyi

öldürme suçundan kamu davası açılmıştır.

33. Anılan iddianamenin değerlendirme kısmı şöyledir:

"Dosya kapsamındaki tüm deliller birlikte

değerlendirildiğinde, maktuller Cemile Çintosun ve

Zülfü Çintosun ile Şevket Ç. ve ailesi arasında, yıllardan

beri süre gelen ve sürekli tartışmaya ve kavgaya sebep olan su anlaşmazlığı

yüzünden yoğun husumet bulunduğu, olaydan önceki yakın bir tarihte çıkan su

anlaşmazlığı sonrası şüpheli Şevket Ç.’ın,

oğullarına, “gidin bunları öldürün, kan paralarını ben öderim, cezaevinde de

ben yatarım” dediği, yine şüpheli Şevket Ç.’ın,

Fahrettin Ç.’ın kızının nişanına gittiği sırada,

maktul Zülfü için “bu adamı öldürseler kanının parasını ben vereceğim” dediği, hakkında

ek takipsizlik kararı verilen Berfiye Ç.’ın ifadesine göre, olay günü de maktul Zülfü Çintosun’un, şüpheli Şevket Ç.’ın

evinin önündeki kanaldaki suyu kestiği, şüpheli Seyithan Ç.’ın

Balıkesir ilinde çalıştığı sırada, maktuller için, “bunlar artık çok olmaya

başladı, bunlardan sıkıldık, artık başımıza bela oldular, bunları vurmak gerek”

şeklinde sözler söylediği, yine SeyithanÇ.’ın olaydan önceki günlerde köye telefon açarak “onları neye

mal olursa olsun, vurun, öldürün” şeklide konuşma yaptığı, ayrıca maktul Cemile

Çintosun’un şüpheli Gülçin Ç. ile şüpheli Ali T.

arasındaki gayri meşru ilişkiye tanık olması ve bunu dillendirmesi nedeniyle

şüpheli Gülçin Ç. ve Ali T. ile maktuller arasında husumet oluştuğu, şüpheli

Gülçin Ç.’ın bu nedenle olaydan bir ay kadar önce

maktul Cemile Çintosun’u maktule ait evin çatısında

boğarak öldürmeye kalkıştığı, Lütfiye Ç.’ın araya

girmesi nedeniyle şüphelinin eylemini tamamlayamadığı, bu olaydan bir hafta

kadar sonra şüpheli Ali T.’ın maktul Cemile Çintosun’u “Gülçin’le aramızda ilişki olduğunu bir daha

söylersen seni öldürürüm, doğduğuna pişman ederim, siz benim kim olduğumu

biliyor musunuz” şeklinde sözler söyleyerek tehdit ettiği, maktuller Zülfü ve

Cemile Çintosun’un olaydan sonra köy muhtarı olan şüpheli

Cindi Ç.’a giderek, şüpheli Gülçin Ç.’ın maktul Cemile Çintosun’u

öldürmeye kalkıştığını bildirdikleri, köy muhtarı olan şüpheli Cindi Ç.’ın görevi sebebiyle öğrendiği kamu adına kovuşturma ve

soruşturma gerektiren bu suçu yetkili makamlara bildirmediği, 06.10.2006 günü

maktuller Zülfü ve Cemile Çintosun’un, iftar saati

ile saat 21:24:11 arasındaki bir zaman aralığında öldürüldükleri, maktul Cemile

Çintosun’un ev içerisinde maktul Zülfü Çintosun’un ise tanık Sait Ç.’ın

evinden geldiği sıradabağ yolu üzerinde av tüfeği ile

öldürüldüğü, olaydan sonra şüpheliler Şevket Ç. ve Gülçin Ç.’ın evinde yapılan aramada ele geçirilen tüfekler

incelendiğinde, tüfeklerin namlularında barut artıklarının bulunduğunun ve

namlularından taze barut kokusunun geldiğinin belirlendiği, 06.10.2006 günü

iftar saatlerinde şüpheli İbrahim Ç.’ınmaktullerin

evinin önünde görüldüğü, maktullerin evinde bulunan çay tepsisi içerisindeki

bardaklardan iki adedinin kullanılmış, bir adedinin ise henüz kullanılmamış

olmasının, maktul Zülfü Çintosun’un olay günü tanık

Sait Ç.’ın evinde bulunduğunu ve maktulün iftar

sonrası eve dönmesi düşünüldüğü için bir bardağın maktul için boş bırakıldığını

gösterdiği, diğer iki bardaktaki çayların muhtemelen maktul Cemile Çintosun ile şüpheli İbrahim Ç. tarafından içilmiş

olduğunun değerlendirildiği, maktul Zülfü Çintosun’a

ait kayıp cep telefonundaki kontörlerin şüpheli İbrahim Ç.’a

ait cep telefonuna transfer edilmesi işleminin maktullerin ölümünden sonra

gerçekleştirildiği ve maktule ait cep telefonu ile yapılan son işlemin bu

olduğu, şüpheli Erkan Bayri’nin eşi nedeniyle sihri

hısımları olan Şevket Ç., Şehmus Ç., Özhan Ç., Gülçin

Ç.’ı korumak ve bu kişilerin tutuklanmasını

engellemek amacıyla, 08.10.2007 günü, saat 22:00 sıralarında şahsına ait 0537

211 77 37 nolu telefon ile 156 Jandarma İmdat

telefonunu arayarak telefonu açan Bingöl İl Jandarma Harekat Merkezinde işlem

elemanı olarak görev yapan tanık İbrahim Ö.’a “Sancak

Beldesinde öldürülen kişileri, şuan nezarette tutulan kişiler değil, Resul D.,

Mehmet U. ve Seyithan Y. öldürdü” diyerek, Mehmet U., M. Resul D. ve Sait Y.’ın, atılı suçu işlemediklerini bildiği halde bu kişiler

hakkında soruşturma başlatılmasını sağlamak için asılsız ihbarda bulunarak bu

kişilere iftira atıp, ev ve eklentileri ile araçlarında arama yapılmasına, Sait

Y.’ın bir gün süre ile gözaltında tutulmasına neden

olduğu, maktullerin öldürülmesi eyleminde tetiği kimin çektiğinin

belirlenemediği ancak, izahı yapılan delillere göre, eyleme şüpheliler Şevket

Ç., Gülçin Ç., Seyithan Ç., Ali T. ve İbrahim Ç.’ın

aslen iştirak ettiklerinin değerlendirildiği ve şüpheliler hakkında kamu davası

açılması için yeterli ve kuvvetli suç şüphesinin oluştuğu yukarıda yazılı olan

delillerden anlaşılmakla;

Şüphelilerin atılı suçlardan yargılamalarının

yapılarak, eylemlerinin sabit görülmesi halinde yukarıda yazılı olan sevk maddeleri

gereğince ayrı ayrı cezalandırılmalarına, şüpheli İbrahim Ç.’ın tutukluluk halinin devamına karar verilmesi kamu adına

iddia ve talep olunur."

34. Bingöl Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) E.2008/192 sayılı

dosya kapsamındaki yargılamada ilk duruşma 1/8/2008 tarihinde yapılmıştır.

Duruşmada hazır olan tutuklu sanık ve diğer sanıklarla birlikte tanıkların

dinlenmesine başlanılmış, dinlenemeyen tanıklar için talimat yazılmasına ve

davetiye çıkartılmasına, tutuklu sanığın tutukluluk hâlinin devamına, duruşmanın

12/9/2008 tarihine bırakılmasına karar verilmiştir.

35. Mahkemenin 10/10/2008 tarihli duruşmasında, "Bingöl İl Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazılarak

Bingöl ilinde faaliyet gösteren T... iletişim Hizmetleri AŞ müşteri

hizmetlerinden sorulmak sureti ile suç tarihi olan 06.10.2006 tarihi itibari

ile T... Sim kartlardan diğer T... kontorlü hatlara

yapılacak kontor transferlerinin hangi usulde

yapıldığı, kontor transferi yapmak isteyen

göndericinin kendi telefonundan ne gibi işlemler yapması gerektiği, kendisine kontor transferi yapılan alıcı konumundaki t... hat

sahibine gelen kontorden haberi olması için herhangi

bir mesaj gelip gelmediği, geliyor ise alıcının bu kontorleri

kullanması için muhakak suretle ilgili kontor transfer edildiğine dair alıcıya ulaşan mesajı

okumasının zorunlu olup olmadığı, kontor transfer

işleminin gerçekleşmesi için alıcının herhangi bir işlem yapmasının gerekli

olup olmadığı böylece suç tarihi itibari ile kendisine kontor

transferi yapılmak istenen kişinin kontor transferini

engeleme imkanının bulunup bulunmadığı hususlarının

sorularak buna dair düzenlenecek tutanağın mahkememize gönderilmesinin

istenilmesine" karar verilmiştir. Mahkemece bu konuda aynı gün

Emniyet Müdürlüğüne müzekkere gönderilmiştir. 27/11/2008 tarihli duruşma

tutanağında "Bingöl İl Emniyet

Müdürlüğüne yazılan müzekkeremize ikmalen cevap

verildiği ve T... müşteri hizmetlerinde çalışan bir personelin kontör transferi

ile ilgili beyanının tespit edildiği görüldü okundu." bilgisi

yer almaktadır. Duruşma tutanağında değinilen beyanın içeriğine ilişkin bir

bilgi bulunmamaktadır. Duruşma tutanağından başvurucunun da duruşmada hazır

bulunduğu anlaşılmaktadır.

36. Mahkemenin 12/11/2008 tarihli duruşmasında, "mahkememizin 10.10.2008 tarihli celse 7 nolu ara kararında belirtildiği şekilde ve bu ara kararda

istenilen hususları aydınlatacak şekilde bilgi verilmesi için T... GSM opetaratörüne müzekkere yazılmasına," karar

verilmiştir. 22/1/2009 tarihli duruşma tutanağında, iletişim şirketine yazılan

müzekkereye ikmalen cevap verildiğinin kayda

geçildiği ve kayıtların başvurucunun huzurunda okunduğu anlaşılmaktadır.

Duruşma tutanağına göre beyanı sorulan başvurucu, önceki beyanlarını tekrar

ettiğini ifade etmiştir.

37. 27/11/2008 tarihinde yapılan 5. Duruşmada tutuklu sanık İbrahim

Ç.nin, "üzerine

atılı suçun niteliği, olay yerinde keşif yapılıp rapor alınmış olması,

delilerin büyük oranda toplanmış ve ilgili GSM operatöründen de kontör

transferine ilişkin bilginin mahkememize ulaşması, sanığın yaşı, tutuklu

kaldığı süre, tutuklamanın bir tedbir olması dikkate alınarak" gerekçesiyle

7.500 TL güvence miktarını yatırması durumunda tahliyesine karar verilmiştir.

38. 16/4/2010 tarihli duruşma tutanağında olaya ilişkin şu yönde

yeni bir bilgi kayda geçirilmiştir:

"Celse arasında katılan vekilinin

25.02.2010 tarihli dilekçesine ekli olarak ... TV de yayınlanan vicdanın sesi

programının kaydının bulunduğu iki adet CD yi dosyaya

ibraz ettiği, mahkememiz heyetince duruşma gününden evvel 2 adet CD nin incelendiği, bu CD lerin

kayıt süresinin ortalama 5 saati bulduğu, CD lerdeki

görüntülerin ... TV de yayınlanan vicdanın sesi programının 28 ve 29 Ocak 2010

tarihli görüntülerinin yer aldığı, katılan Zabıt Çintosunun

programa katıldığı, programa telefon ile dosyamız sanıkları Seyithan Ç., İbrahim

Ç., Ali T. ve Cindi Ç.'ın katıldıkları, ayrıca ismini

vermeyen ve kimlik bilgileri olmayan bir kişinin de telefon ile programa

katıldığı, yine sanık İbrahim in ağabeyi olan ve dosyamız kapsamında tanık

olarak dinlenen Fettulah Ç.'ın

da programa canlı olarak katıldığı, yine Rüştü B. isimli bir kişinin de

programa telefon ile katıldığı ve bu kişilerin çeşitli beyanlarda bulundukları

görüldü.

Katılan Zab(i)t den

soruldu; dosyaya ibraz edilen programa ben katıldım bu programa telefon ile

katılan ve kimliğini açıklamak istemeyen bir kişi olay günü sanık İbrahimi kanlı elbiseleri ile halasının evine gidip üstünü

değiştirdiğini beyan etmiştir, ancak bu kişiyiben

araştırmalarıma rağmen sesinden tespit edemedim, ayrıca sanık İbrahimin anne ve babamı öldüren kişilerin içinde 1

numaralı sanık olduğunu düşünüyorum, olay yeri inceleme görüntü ve delilerinin

tarafıma verilmesini istiyorum dedi,"

39. 16/9/2010 tarihli duruşma tutanağında olaya ilişkin şu yönde

yeni bir bilgi kayda geçirilmiştir:

"Bingöl İl Merkez Jandarma Komutanlığına

yazılan müzekkeremize ikmalen cevap verildiği,

mahkememizce gönderilen CD içeriğindeki sesin kime ait olduğu hususunun bu

şekilde tespit edilmesinin mümkün olmadığı, ancak mukayesele

elverişli ses kayıtları gönderilmesi halinde televizyonda konuşan kişinin

sesinden kimlik tespitinin yapılabileceğinin bildirildiği,

Bingöl Merkez İlçe Jandarma Komutanlığı

tarafından mahkememize gönderilen 07.05.2010 ve 30.01.2010 tarihli tutanaklar

üzerine tanık Hüseyin B.un beyanlarının ikamet ettiği

adres belirtilmeksizin cep telefonundan aranmak sureti i(l)e alınması için

Turgutlu Asliye Ceza Mahkemesine yazılan talimatımıza bila

ikmal cevap verildiği, tanığın açılan telefonlara rağmen telefonlarına cevap

vermediğinin bildirildiği görüldü."

40. 23/12/2010 tarihli duruşma tutanağında Rüştü B. isimli

kişinin tanık sıfatıyla alınan beyanında "Ben(im)

maktullerin ölümüne ilişkin herhangi bir bilgim ve görgüm yoktur; sanık İbrahim

Ç. benim kayınçomun oğludur yani benim eşim onun halası olur, olay tarihinde ve

sonrasında ben sanık İbrahimi görmedim, sanık İbrahim

bizim evimize gelmedi. ...kesinlikle olay dan sonra sanık İbrahimin

bizim evimize gelerek kanlı elbiselerini evimde değiştirme durumu söz konusu

olmamıştır, ... TV de yayınlanan vicdanın sesi programındaki kimliğini gizleyen

kişinin buna dair beyanları doğru değildir, o programa ben de telefonla

katılmıştım, olayın olduğu gece ben Kığı ilçesinde idim, evde değildim,

yeğenlerimin evinde kalmıştım, eşim Sakine de benimle birlikte Kığı da idi."

dediği, Sakine B. isimli kişinin tanık sıfatıyla alınan beyanında "Olay tarihinde ben eşim ile birlikte Nacarlı köyünde yeğenim Enver in evinde idik, bizim

Büyükbaş köyündeki evimizde kimse yoktu, bu sebeple yeğenim İbrahimin

olaydan sonra benim evime gelip üzerini değiştirmesi hususu iftiradır, böyle

bir şey olmamıştır, ayrıca benim 3 tane çocuğum vardır onlarda olay gecesi

Büyükbaş köyündeki nenesinin evine gitmişlerdi." dediği kayda

geçirilmiştir.

41. Mahkemece, suça konu maktullerin evinin bulunduğu konum ile

sanık Gülçin Ç.nin evinin bulunduğu konumun tespiti,

maktullerin öldürüldükleri ve cesetlerinin bulunduğu yerlerin tespiti ve bu

yerlerin birbirine olan mesafe ve konumlarının tespiti amacıyla olay yerinde

31/10/2008 tarihinde keşif yapılmıştır.

42. Yargılama esnasında mahkemece, maktule Cemile Çintosun'un vücudundan çıkan bir adet plastik tapa

incelenmesi için Diyarbakır Kriminal Polis

Laboratuvarına gönderilmiş, alınan 14/1/2009 tarihli raporda plastik tapa

üzerinde atıldığı silaha ait karakteristik nitelikte izler oluşmaması nedeniyle

teşhis niteliğinin bulunmadığı ve bu nedenle hangi silahtan çıktığının

tespitinin mümkün olmadığı bildirilmiştir.

43. Başvurucunun kovuşturma sırasında alınan ifadesi Mahkeme

kararında şöyle özetlenmiştir:

"Ben bu konuda daha önce ifade vermiştim ifadelerimi tekrar ediyorum,

sanıklardan şikâyetçiyim, annem ve babamın öldürülmesi olayı basit bir su

meselesi değildir çünkü aynı köyde uzun yıllardır yaşamaktadırlar su meselesi

olsa idi daha önceki zamanlarda aynı şey olabilir di

ancak su meselesinden kaynaklanmamıştır davaya katılmak istiyorum tüm

sanıkların cezalandırılmasını istiyorum(.)

Muhtar sanık Cindi nin

olayı öğrenmesine rağmen benim cep telefonumun numarası muhtarda olmasına

karşılık ben olayı 07.10.2006 günü akşam 19.00 a doğru oğlumun Bingölden araması üzerine öğrendim muhtar Cindiyi aradım ben sadece önce babamın ölümünü oğlumdan

öğrendim daha sonra muhtar bana annemin de öldürüldüğünü telefonla bildirdi, bu

nedenle muhtardan da şikâyetçiyim, müdahil olmak istiyorum müdahiliğime

karar verilsin " şeklinde beyanda bulunmuştur."

44. İlk Derece Mahkemesine göre "Ç." ailesi

soruşturmanın kendi üzerlerinden yürütüldüğünü bilmeleri sebebiyle suçlamaları

kendi üzerlerinden atmak için ilk etapta aralarında kız kaçırma meselesi

sebebiyle husumet olan Sait Y., Mustafa Y. ve Burhan ile Orhan U.nun üzerine suçu atmaya çalışmışlardır. Tanıklar Ramazan

Ç., Lütfiye Ç., Meryem Ç. ve Şevket Ç. Jandarmaya verdikleri beyanlarında

kardeşleri Telli Ç.'ın Mustafa Y.nin

oğlu Mehmet Latif Y. tarafından kaçırılması sebebiyle bu şahısların kendilerini

iki kez ev telefonundan arayarak "Sen

benim oğlumun, gelinimin, kızımın, çocuklarının yuvasını yıktın, ben de senin

ve çocuklarının yuvasını dağıtacağım, nasıl Cemile ve Zülfi Çintosun'u

öldürüp senin üstüne attıysak, seni de öldürüp Zülfi Çintosun'un

çocuklarının üzerine atacağız." demek suretiyle tehdit

ettiklerini beyan etmişlerdir.

45. Mahkemeye göre bu aşamadan sonra sanık Gülçin Ç. jandarma ve

savcılık beyanlarında geçmediği hâlde sonraki aşamalarda verdiği beyanlarında

olay günü sanık İbrahim Ç.yi maktule Cemile ile

birlikte gördüğünü beyan ettiği anlaşılmış, sanık Gülçin'in kayınvalidesi olan

Lütfiye Ç.nin da yargılama boyunca aşamalarda alınan

hiç bir beyanında bu hususa değinmediği hâlde Mahkemeye verdiği 28/4/2010

tarihli dilekçesi ile olay günü sanık İbrahim'i maktule Cemile'nin evinin

önünde su arkının başında gördüğünü beyan etmiş, dolayısıyla "Ç."

ailesinin bu sefer de suçlamaları kendi üzerlerinden atmak için sanık İbrahim'e

yönelmiş oldukları değerlendirilmiştir.

46. Bingöl Ağır Ceza Mahkemesi, yapılan tüm bu tespitler

sonrasında nihai kararında olayın meydana geliş şekli ve olası sanıklara

ilişkin kabulünü şu şekilde özetlemiştir:

"06. 10.2009 günü maktül Zülfi Çintosun'un tanık

Hacı S.'in evine iftara gittiği, maktül

Cemile'nin ise evde kaldığı, maktül Cemile'nin

evdeyken yakın atış mesafesinden av tüfeği ile vurulurak

öldürüldüğü ve yatağa yatırılarak üzerine battaniye örtüldüğü ve evde bulunan maktül Zülfi'ye ait av tüfeği ile kütüklüğün alınarak evin

kapısının dışarıdan asma kilitle kilitlendiği, maktül

Zülfi'nin ise Hacı S.'in evinden dönüşte stabilize

yol üzerinde yürürken uzak atış mesafesinden vurulduğu ve yaklaşık 100 metre

sürüklenerek eski bir kömün olduğu yere getirildiği

ve burada bulunan büyük taşların maktülün üzerine

atılması ile cesedinin gizlendiği, olayın ertesi gün saat 16:00 sıralarında iki

çocuğun yol üzerinde bulunan kan izlerini görmesi neticesinde ortaya çıktığı,

ilk etapta maktül Zülfi'nin cesedinin bulunduğu

sonrasında ise bilgisi olabileceği değerlendirilerek eşi olan Cemile ile

konuşmak için evine gidildiği ancak evin kapısının kilitli olması sebebiyle bu

kilidin kırıldığı ve maktül Cemile'nin cesedine

ulaşıldığı anlaşılmıştır.

Maddi oluş şekli kısaca bu şekilde meydana

gelen somut olayda, olay tarihinde Balıkesir ilinde çalışmakta olan sanık Seyihtan, eşi olan sanık Gülçin ve Gülçin ile aralarında

aşk dedikoduları olduğu söylenen sanık Ali, sanık Seyihtan'ın

babası sanık Şevket ve olay sonrası maktülün cep

telefonundan kendi telefonuna 70 kontör tranfer

edilen sanık İbrahim hakkında maktüller Zülfi ve

Cemile'yi iştirak halinde öldürdükleri iddiası ile mahkememizde kamu davası

açılmıştır."

47. Mahkemenin 27/2/2012 tarihli 26. duruşmasında, iddia

makamının, esas hakkında alınan mütaalasında,

sanıkların "üzerine atılı suçu

işlediğine dair mahkumiyetine yetecek her türlü şüpheden uzak, yeterli kesin ve

inandırıcı delil elde edilemediğinden CMK'nın 223/2-e

maddesi gereğince beraatine," karar

verilmesi yönünde görüş sunduğu, mahkemenin sanık ve katılan müdafilerine ek

süre verilmesine karar verdiği anlaşılmıştır.

48. 15/3/2012 tarihinde yapılan 27.ve son duruşmada, sanıkların müsnet suçları işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak,

kesin ve inandırıcı yeterli delil elde edilemediğinden, suçların sanıklar

tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeni ile sanıkların ayrı ayrı beraatlerine, kasten öldürülme olayının gerçek faillerinin

bulunması için gereğinin takdir ve ifası yapılmak üzere Bingöl Cumhuriyet

Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmiştir.

49. Bingöl Ağır Ceza Mahkemesinin 15/3/2012 tarihli ve

E.2008/192, K.2012/52 sayılı (iddia ve savunmaya ilişkin beyanlar, çok sayıda

tanık beyanı dâhil tüm deliller, delillerin değerlendirilmesi ve mahkemenin

kabulü ve hüküm bölümlerine ayrıntılı olarak yer verilen 49 sayfalık)gerekçeli

kararının sanıklara ilişkin değerlendirmeler yapılarak ulaşılan nihai kanaati

gösterir kısmı şöyledir:

"... sanık Seyithan'ın telefonlarının dinlendiğinden

polis memuru vasıtasıyla haberi olduğu ancak 24.10.2006 tarihinden önce yaptığı

telefon görüşmelerinde bu durumdan haberi olup olmadığının tespit edilemediği

dolayısıyla 24.10.2006 tarihinden önce yaptığı telefon görüşmelerinde

telefonunun dinlenildiğini bilmediğinin kabulünün gerekeceği bu telefon

görüşmelerinin ise sanık aleyhine hususlar içermedikleri anlaşılmış olup,

sanığın aleyhine beyanda bulunan tanık Ali Ç.'nın

beyanlarının da yargılama aşamasında dinlenilen tanıklar Fetullah

Ç., Halim Ç. ve Murat Ç. tarafından doğrulanmamış sebebiyle bu sanığın üzerine

atılı suçu işlediği yönünde mahkememizde ciddi şüphe oluşmuştur.

Yine sanık Gülçin hakkında maktüle

Cemile'nin kendisini sanık Ali T. ile uygunsuz vaziyette gördüğü ve bunun

dedikodusunu yaptığından bahisle öldürdüğü iddiası ile kamu davası açılmışsa

da, mahkememiz tarafından 31.10.2008 günü olay mahalinde

yapılan keşifte sanık Gülçin Ç.'ın evinden silah

sesinin gelip gelmediğinin tespiti amacıyla mahkeme heyetince sanık Gülçin Ç.'ın evinde beklenilerek maktül

Cemile Çintosun'un ölü olarak bulunduğu oda

içerisinden tüfekle 4 el atış yaptırılmış, bu atışlardan iki adedinin odanın

kapısı açık iken diğer ikisinin ise kapısı kapalı iken yaptırılması

neticesinde, kapı kapalı iken yapılan 2 adet atışta sanık Gülçin Ç.'ın evinde herhangi bir av tüfeği sesinin duyulmadığının,

üçüncü ve dördüncü atışlarda ise ancak çok dikkatli dinleme neticesinde bir

patlama sesinin duyulduğunun ancak bu sesin tüfekle patlama sesi olup

olmadığının ayırt edilemediğinin, netice olarak sanık Gülçin Ç.'ın evinde iken maktül Cemile'nin

ölü olarak bulunduğu odadan kapı açık iken av tüfeği ile yapılan atış sesinin

duyulmasının pek olanaklı olmadığının kanaatine varıldığı anlaşılmıştır.

Her ne kadar sanık Gülçin hakkında mahkememizde

bu nedene dayalı olarak kasten iki kişiyi öldürme suçundan kamu davası

açılmışsa da, yargılama sürecinde toplanan tüm delillerden hiç birinin bu

sanığın atılı suçu işlediğine dair delil ve emare teşkil etmemesi, ayrıca maktül Cemile öldürüldüğünde bu sanığın silah sesini

duymamış olduğuna ilişkin savunmasının mahkememizce yapılan keşif sonucunda da

anlaşıldığı ve bu nedenle savunmalarının aksinin kanıtlanamadığı, Ç. ailesinin

bütün yargılama süreci boyunca suçu başkalarının üzerine atma çabalarının ise

tek başına bu suçu Ç. ailesinden olan sanıklar Gülçin, Şevket ve Seyihtan tarafından işlendiğine dair delil teşkil

etmeyeceği kaldı ki bu yönde gösterilen çabanın, hakkında kasten iki kişiyi

öldürme suçlaması bulunan herkes tarafından da yapılabileceğinin hayatın olağan

akışına uygun düştüğü hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde bu

sanığın savunmalarının aksine delil bulunamaması sebebiyle üzerine atılı suçu

işlediği yönünde mahkememizde ciddi anlamda şüphe oluşmuştur.

Yine sanık Gülçin hakkında mahkememizde

olaydan bir ay kadar önce maktul Cemile Çintosun’u

maktule ait evin çatısında boğarak öldürmeye kalkıştığı, Lütfiye Ç.’ın araya girmesi nedeniyle sanığın eylemini tamamlayamadığı

bu nedenle kasten adam öldürmeye teşebbüs ettiği iddiası ile cezalandırılması

için mahkememizde kamu davası açılmışsa da; sözü edilen olayın tek görgü tanığı

olan Lütfiye'nin bu olayı doğrulamaması ayrıca sanık Gülçin'in de bu hususu

kabul etmemesi sanık aleyhindeki delillerin maktüllerin

ölmeden önce başkalarına bu olay ile ilgili yaptıkları söylemler ile evin

çatısında bulunan direkten alınan maktüle Cemile'ye

ait kan örneği olduğu, dinlenilen tanıkların beyanlarının duyuma dayalı olduğu

doğru söyleyip söylemediklerinin tespit edilemediği, ayrıca sözü edilen olay

sebebiyle maktüle Cemile'nin ölmeden önce sanık

hakkında şikâyetçi olmadığı tüm bu hususlar bir bütün olarak

değerlendirildiğinde salt duyuma dayalı ve doğru olup olmadıkları bilinemeyen

tanık beyanlarına dayanarak sanık Gülçin hakkında kasten öldürme suçundan ceza

tayin etmenin hukuka ve hakkaniye aykırı olacağı

sonucuna varılmış, direkten alınan maktüle Cemile'ye

ait kan örneğinin ise bu olay sebebiyle mi yoksa başka bir olay sebebi ile mi

meydana geldiği şüphe de kalmıştır. Dolayısıyla sanık hakkındaki atılı bu suç

dolayısıyla mahkememizde oluşan şüphenin 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi

uyarınca sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine

varılmıştır.

Her ne kadar aynı iddia ile sanık Ali T.

hakkında da mahkememizde kamu davası açılmışsa da mahkememiz tarafından

yargılama esnasında alınan bilirkişi raporunda olay tarihinde sanık Ali T.'ın kullandığı [TELEFON] numaralı telefona ait HTS

raporlarının incelenmesi neticesinde; Ali T.'ın

telefonunun olay tarihinde Dicle Hani Köy Dicle Diyarbakır bazında sinyal

aldığı tespit edilmiş olup, bu sanığın olayın meydana geldiği akşam Bingöl

Sancak Beldesi Küçükbaş Köyünde bulunmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca bu sanığın

olay akşamı Diyarbakır Dicle Arı köyünde bulunan kendi evinde olduğu dinlenilen

tanık beyanları ile de sabit olmuştur. Dolayısıyla bu sanığın da üzerine atılı

suçu işlediği yönünde mahkememizde ciddi şüpheler oluşmuştur.

Sanık Şevket Ç. hakkında da, bu sanığın maktülleri aralarında yıllardır süregelen su

uyuşmazlıklarından kaynaklanan husumet sebebiyle öldürdüğü iddiası ile kamu

davası açılmışsa da, yapılan yargılama neticesinde bu sanığın savunmalarının

aksine bu suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı

somut delil elde edilememiş bu sanığın da üzerine atılı suçu işlediği yönünde

mahkememizde ciddi şüpheler oluşmuştur.

Yukarıda bahsi geçen Telekomünikasyon İletişim

Kurumu Başkanlığının 22.03.2007 yazısına dayanılarak olay gecesi maktul Zülfü Çintosun’a ait olan ve olaydan sonra kaybolan içinde 0538

213 70 45 numaralı simkart bulunan cep telefonundan

[TELEFON] numaralı cep telefonuna 70 kontör transfer edildiği bu numaranın

ise olayın meydana geldiği tarihte 15 yaşında olan sanık İbrahim Ç. tarafından

kullanıldığı ayrıca sanık Gülçin Ç.'ın olay günü

sanık İbrahim'i maktül Cemile ile birlikte maktülün evinin yan tarafındaki çeşmede konuşurlarken

gördüğünü beyan etmesi üzerine sanık İbrahim hakkında iki kişiyi kasten öldürme

suçundan mahkememizde kamu davası açılmıştır. Sanık İbrahim aşamalarda alınan

savunmalarında üzerine atılı suçlamaları kabul etmemiş, maktülün

cep telefonundan kendi cep telefonuna nasıl kontör geldiğini bilmediğini, gelen

kontörü de fark etmediğini, olayın meydana geldiği günden 4 gün sonra başlık

parası biriktirmek için çalışmak amacıyla İstanbul'a gittiğini beyan etmiştir.

Mahkememizin 10.10.2008 tarihli duruşmasında maktül

Zülfi Çintosun'a ait cep telefonu hattından sanık

İbrahim Ç.'ın kullandığı cep telefonu hattına kontör

transferi ile ilgili olarak teknik bilirkişi Cemal A. tanık olarak dinlenilmiş

ve tanık beyanında kontör transferinin nasıl yapıldığına ilişkin detaylı bilgi

vererek alıcıya göndericinin numarası ve kontör miktarı bilgisinin mesaj

yoluyla geldiği, alıcının hattına bu transferin gerçekleşmesi için alıcının

onaylamasının gerekli olmadığını beyan etmiştir. Her ne kadar bu tanık

beyanında alıcının bunu bilmemesinin ve görmemesinin mümkün olmadığını

söylemişse de, bunun tamamıyla tahmine dayalı bir yorum olduğu, tanığın kendi

düşüncesinden ibaret bu yorumuna dayanılarak sanık İbrahim'in gelen kontörden

haberi olduğunu hatta bu kontörü kendisinin transfer ettiğini söylemek mümkün

olmayacaktır. Zira iki kişiyi öldürmüş olan bir kişinin şüpheleri kendi üzerine

çekecek şekilde ölenin cep telefonundan kendi cep telefonuna kontör transfer

etmesi hayatın olağan akışına ters düşmekte olup suçu işleyen gerçek failler

tarafından da, suçun suç tarihinde 15 yaşında olan sanığın üzerinde kalması

için yapılan bir komplo olabileceği ihtimalinin mevcut olduğunun da gözetilmesi

gerekir. Dolayısıyla böylesine nitelikli bir cinayeti tek başına işlemesi

mümkün olmayan sanığın tüm dosya kapsamında savunmalarının aksine

cezalandırılmasına yeterli delil bulunamamıştır.

Sanık Gülçin Ç.'ın

sanık İbrahim aleyhine verdiği beyanlarının bir değerlendirmesi yapıldığında

ise, sanık Gülçin'in jandarma ve savcılık beyanlarında olay günü sanık

İbrahim'i maktülün yanında gördüğünü beyan etmemiş

oluşu ancak sanığın cep telefonuna maktülün cep

telefonundan kontör transferi yapıldığının anlaşılmasından sonra sanık Gülçin'in

bu hususa kendi beyanlarında değinmesi ayrıca yine sanık Gülçin'in

kayınvalidesi olan Lütfiye Ç.'ın da yargılama boyunca

aşamalarda alınan hiç bir beyanın da bu hususa değinmediği halde mahkememize

verdiği 28.04.2010 tarihli dilekçesi ile olay günü sanık İbrahim'i maktül Cemile'nin evinin önünde su arkının başında

gördüğünü beyan etmesi hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde bu

kişilerin bu beyanlarının kendilerini suçtan kurtarmaya yönelik çabalarından

kaynaklandığı hatta bu durum teknik takip esnasında sanık Gülçin'in eşi

Seyithan ile Rıfat arasındaki telefon konuşmalarına da yansıdığı dolayısıyla

olay günü sanık İbrahim'in maktül Cemile'nin yanında

olduğunun şüphede kaldığı anlaşılmış olup bir an için sanık İbrahim'in maktülün olay günü yanında olduğu kabul edilecek dahi olsa

bu hususun tek başına sanığı atılı suçlardan cezalandırmaya yetmeyeceği sonuç

ve kanaatine varılmıştır.

Yargılama esnasında çok sayıda kişinin tanık

olarak ifadelerine başvurulmuştur. Tanık yargılamanın tarafı olmayan ve beş

duyusuyla elde ettiği bilgileri mahkemenin evrelerinde anlatan kişidir. Tanığın

açıklamaları bir ispat aracıdır. Bu açıklamalar sunulmuş olduğu sübut konusunda

karar vermeye yetkili makam tarafından, o safha için gerekli olan ölçüde, maddi

gerçeği gösterdiğine kanaat getirilirse artık 'delil' niteliğini kazanacaktır.

Bir tanığın anlatımının değerlendirilmesinde davanın tarafı ile olan hısımlığı,

dayanışma duygusu, bulunduğu ortam, kültür yapısı, mesleği, yaşı, akli durumu

gibi doğal ve ruhsal etkenlerin, ayrıca tanığın karakteri, ahlaki, geçmiş

halleri, fikir yapısı, tutku ve heyecanları, eğilimlerinin gözetilmesi gerekir.

Tanık sanığa karşı duyduğu kin ve nefret ya da merhamet ve sempati ile gerçeği

saptırabileceği gibi şüpheli veya sanığın veya yakınlarının kendisine karşı

kötü bir davranışta bulunacağı korkusuyla gerçekleri saklama yolunu seçebilir.

Özellikle küçük yerleşim birimlerinde köylerde tanıklar her an bir arada

bulunduklarından birbirlerini telkin altında bırakabilirler. (Ali Parlar, Muzaffer

Hatipoğlu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Yorumu, 1. Cilt, sf.269 vd.) Bu

açıklamalar ışığında dosya kapsamında bulunan tüm tanık beyanları bir bütün

olarak değerlendirildiğinde, bu tanıkların hiç birinin beyanının atılı suç

yönünden görgüye dayalı beyan olmadığı ve dinlenilen tanıkların davanın

tarafları ile aralarında bulunan hısımlık sebebiyle bir nevi dayanışma duygusu

içinde taraflı olarak beyanda bulunmuş oldukları, olayın gerçekleştiği yerin

küçük bir köy olduğu da gözetilerek tanıkların birbirlerini telkin altında

bıraktıkları gibi davanın taraflarınca da baskı altında kalmış oldukları

anlaşılmış olup, mahkememizce somut olayda maddi gerçeği gösterememeleri

sebebiyle bu beyanlara delil olarak itibar edilememiştir.

Tüm bu açıklamalardan sonra her ne kadar

sanıklar Gülçin, Ali, Seyithan, Şevket ve İbrahim hakkında maktüller

Zülfi ve Cemile Çintosun'u iştirak halinde

öldürdükleri iddiası ile kamu davası açılmışsa da; bu sanıkların atılı

eylemleri gerçekleştirip gerçekleşmedikleri yönünde mahkememizde ciddi anlamda

şüphe uyanmış olup; Ceza Yargılamasında sanık hakkında mahkumiyet kararı

verilebilmesi için sanığın üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olması

gerektiği, bu durumun ceza yargılamasının temel prensibi olan “şüpheden sanık

yararlanır” ilkesinin tabii bir sonucu olduğu, bu ilkenin kabul edilmesinin

sebebinin bir suçlunun cezasız kalmasının, bir suçsuzun mahkum olmasına tercih

edilmesi olduğu, temel amacı hiçbir duraksamaya yer vermeden maddi gerçeğin

ortaya çıkarılması olan Ceza Yargılamasında kuşkunun bulunduğu yerde mahkumiyet

kararı verilemeyeceği anlaşılmakla sanıkların üzerlerine atılı suçlarıişlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve

inandırıcı somut başkaca bir delilede

ulaşılamadığından sanıklar hakkında mahkememizde açılan kamu davalarında CMK.nun 223/2-e maddesi gereğince ayrı ayrı beraat kararı

vermek gerekmiştir.

Her ne kadar sanık Cindi Ç. hakkında sanık

Gülçin'in maktüle Cemile'nin boğazını sıkmasından

sonra maktüller Zülfi ve Cemile'nin köy muhtarı olan sanığa

giderek, durumu bildirdikleri sanığın ise görevi sebebiyle öğrendiği bu suçu

yetkili makamlara bildirmediği bu nedenle atılı suçtan cezalandırılması için

mahkememizde kamu davası açılmışsa da; sanık Gülçin'in maktüle

Cemile'nin boğazını sıkıp sıkmadığının tüm dosya kapsamından sabit olmadığı, bu

nedenle gerçekleşip gerçekleşmediği şüphe de kalan bir olay sebebiyle sanığın

üzerine atılı suçu işlediğini kabul etmenin mahkememiz kararında kendi içinde

çelişkiye sebebiyet vereceği kaldı ki sanığın aşamalarda alınan savunmalarında

üzerine atılı suçu kabul etmediği anlaşılmış olup, sanık hakkında üzerine atılı

bu suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı somut

başkaca bir delile de ulaşılamaması sebebiyle CMK.nun

223/2-e maddesi gereğince beraat kararı verilmiştir.

Sanık Erkan B. ise soruşturma aşamasında

Jandarmayı arayarak kimliğini açıklamadan maktüller

Zülfi ve Cemile'yi Resul D., Sait Y. ve Mehmet U.'un

öldürdüklerini beyan etmiş, yapılan soruşturma neticesinde Sait Y. 1 gün

gözaltında kalmış ve sonrasında Genç Cumhuriyet Başsavcılığınca şüpheliler

hakkında takipsizlik kararı verilmiştir. Sanık hakkında mahkememizde yürütülen

iftira suçundan yapılan kamu davasında müştekiler Resul D., Sait Y. ve Mehmet U.'un beyanlarının alınmamış olduğu anlaşılmış olup bu

eksikliğin tamamlanılmasının beklenilmesinin

yargılamayı uzatacağı, kaldı ki bu suç ile diğer sanıkların işledikleri suçlar

arasında birlikte görülmelerinin ve birlikte karara bağlanmalarını gerektirir

hukuki ve fiili bir bağlantının bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmış ve

sanık Erkan hakkında kamu davasının CMK'nun 10.

maddesi gereğince bu dava dosyamızdan ayrılarak mahkememizin başka bir esasına

kaydına karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur."

50. Yapılan yargılama sonunda sanıkların beraat etmesi nedeniyle

Mahkemece maktullerin öldürülmeleri olayının gerçek faillelerinin

bulunması için Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığına 16/3/2012 tarihinde suç

duyurusunda bulunulmuştur. Cumhuriyet Başsavcılığı, Mahkemenin E.2008/192

sayılı dosyasının kesinleşmediğinden bahisle kovuşturmaya yer olmadığına (KYO)

karar vermiştir.

51. Bingöl Ağır Ceza Mahkemesinin 15/3/2012 tarihli ve

E.2008/192, K.2012/52 sayılı kararı başvurucu vekili tarafından temyiz

edilmiştir.

52. Yargıtay 1. Ceza Dairesi 26/9/2013 tarihli ve E.2013/2640,

K.2013/5259 sayılı ilamıyla "...elde

edilen delillerin hükümlülüğe yeter nitelik ve derecede bulunmadığı gerekçeleri

gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin

sübuta ve delillerin hatalı takdir edildiğine yönelen ve yerinde görülmeyen

temyiz itirazlarının reddiyle..." gerekçesine dayanarak kararın

onanmasına karar vermiştir.

53. Başvurucu, onama kararından 13/1/2014 tarihinde haberi

olduğunu beyan ederek 7/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

54. UYAP üzerinden Derece Mahkemesinin dosyasının

incelenmesinden, Mahkeme tarafından 27/11/2013 tarihinde Cumhuriyet

Başsavcılığına E.2008/192 sayılı dosyanın kesinleştiğinden bahisle yeniden suç

duyurusunda bulunulmuştur.

55. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olay hakkında

yürütülmekte olan herhangi bir soruşturma olup olmadığı konusunda bilgi

bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesi Bölümler Başraportörlüğünün

30/5/2016 tarihli ve 2014/1741 sayılı yazısı ile suç duyurusuna konu olay

hakkında, suç duyurusu üzerine ya da resen Cumhuriyet Başsavcılığınca açılmış

bulunan bir soruşturma varsa bu soruşturmaya ilişkin bilgi ve belgelerin onaylı

suretlerinin gönderilmesi talep edilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığının cevabi

yazısı ve eki belgelerden, suç duyurusu sonrasında olay hakkında yeni bir

soruşturma dosyası açıldığı ve soruşturma kapsamında 17/12/2013 tarihli ve

2013/4630 sayılı "daimî arama kararı" verildiği anlaşılmıştır.

B. İlgili Hukuk

56. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

223. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan

sonra hüküm verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet,

güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür.

(2) Beraat kararı;

a)

Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması,

b) Yüklenen suçun sanık tarafından

işlenmediğinin sabit olması,

c) Yüklenen suç açısından failin kast veya

taksirinin bulunmaması,

d)Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine

rağmen, olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması,

e) Yüklenen suçun sanık tarafından

işlendiğinin sabit olmaması,

Hallerinde verilir."

57. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun soruşturma usul ve

esaslarına ilişkin 18/10/2011 tarihli Genelge'sinin

ilgili bölümü şöyledir:

“…

50. Faili meçhul olay ve cinayetlerin

soruşturulmasında,

...

g) Soruşturma evraklarının ilgili Cumhuriyet

savcısı tarafından sık sık gözden geçirilmesi, ancak sadece soruşturma

evrakının en üstündeki müzekkereye cevap verilmiş olup olmadığı ile

yetinilmeyerek içeriği itibarıyla başkaca eksik kalmış bir husus varsa onun da

tamamlanması için gerekli yazının yazılması, sonucunun uygun aralıklarla takip

edilmesi,”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

58. Mahkemenin 13/7/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

59. Başvurucu, anne ve babasının öldürüldüğü olayla ilgili

delillerin titizlikle toplanmadığını, olay yerlerinde gerekli parmak izi

incelemesi ile diğer kriminal incelemelerin

yapılmadığını, bu suretle delillerin karartıldığını, babasına ait telefondan

ölüm olayından sonra kontör transferi yapılmasına rağmen bunun nasıl ve kim

tarafından yapıldığının yeterince araştırılmadığını, bu konuya ilişkin uzman

bir bilirkişinin atanmadığını; yargılama sırasında delillerin yeniden

değerlendirilmesi, tanık beyanlarının alınması ve yargılamanın genişletilmesi

yönündeki taleplerinin dikkate alınmadığını, ölüm olayı 2006 yılında meydana

gelmesine rağmen yaklaşık 8 yıl süren ve 2013 yılında sona eren yargılama

sürecinin beraatla sonuçlandığını ve bir netice elde edilemediğini belirterek

adil yargılanma hakkı ve hak arama hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüş;

manevi tazminat talep etmiştir.

B. Değerlendirme

60. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu tarafından Anayasa’da güvence

altına alınan diğer haklar ile bağlantı kurularak ileri sürülen iddiaların

Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutu

içinde yer aldığı değerlendirilmiş ve inceleme bu kapsamda yapılmıştır.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

61. Bakanlık görüşünde, zaman bakımından yetki konusunda Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi kararlarına yer verildikten

sonra başvuruya konu olayın 2006 yılında gerçekleştiği, olay hakkındaki

soruşturmanın 1 yıl 8 ay sürdüğü ve yerel mahkemenin nihai kararını 15/3/2012

tarihinde verdiği, başvurucu tarafından temyiz talebinde bulunulduğu ve

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 26/9/2013 tarihinde İlk Derece Mahkemesinin kararını

onadığı ifade edilmiştir.

62. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un geçici 1. maddesinin (8)

numaralı fıkrasında Anayasa Mahkemesinin ancak 23/9/2012 tarihinden sonra

kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları

inceleyeceği hükme bağlanmıştır.

63. Başvuru konusu olaya ilişkin yürütülen ceza soruşturması

sonrası açılan kamu davasının kesinleşme tarihi 26/9/2013'tür. Bu itibarla

kritik tarihten sonra kesinleşmiş olan kararı konu alan başvurucunun ihlal

iddialarının Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi kapsamında yer

aldığı anlaşılmaktadır.

64. Kabul edilebilirlik incelemesi açısından ayrıca ifade

edilmesi gerekir ki 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasında

ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel

ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuru hakkına sahip

oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını

kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı

nedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752,

17/9/2013, § 41). Başvuru konusu olayda başvurucu, ölen kişilerin çocuğudur. Bu

nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

65. Başvurucunun Anayasa'nın 17. maddesinin ihlal edildiğine

dair iddialarının 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan

yoksun olmadığı tespit edilmiş olup başka bir kabul edilemezlik nedeni de

bulunmadığından başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Bakanlığın Görüşü

66. Bakanlık görüşünde, başvurucunun iddialarına ilişkin olarak

öncelikle Anayasa Mahkemesi ve AİHM içtihatları uyarınca yaşam hakkı kapsamında

yürütülecek ceza soruşturmasının etkili olabilmesi için yetkililerin resen

harekete geçmesi, soruşturmakla görevli olan ve soruşturmayı yürüten kişilerin

olaylara karışmış olabilecek kişilerden bağımsız olmaları; soruşturmanın,

ölenin ailesinin meşru çıkarlarının korunması için yeterli ölçüde açık olması,

makul bir hızlılık içinde yürütülmesi, sorumluların belirlenmelerine ve gerekirse

cezalandırılmalarına imkân verecek nitelikte olması gerektiği ifade edilmiştir.

67. Görüşte, yine Mahkeme kararlarına dayanılarak yürütülen

soruşturmalarda somut olayda varılan sonuçla ilgili değil bu sonucu doğuran

araçlarla ilgili bir yükümlülüğün söz konusu olduğu, yetkililerin somut olaya

ilişkin delillerin toplanabilmesi için kendilerinden beklenen bütün makul

önlemleri almaları gerektiği, soruşturmada sorumlu kişi ya da kişilerin tespit

edilmesini engelleyebilecek nitelikteki her eksikliğin onun etkinliğine zarar

verebileceği, bu çerçevede ölümle ilgili olarak kriminoloji biliminin bütün

imkânlarından yararlanılması, gerekli bütün tanıkların dinlenilmesi ve

bilirkişi raporlarının ehil kişilerden alınmasının önem taşıdığı, AİHM'nin bu

tür davalarda somut olayla ilgili olarak değerlendirme yaparken bütün

delillerin etkili bir şekilde toplanıp toplanılmadığı hususunu tartıştığı

belirtilmiştir.

68. Bakanlık görüşünün devamında başvuruya konu olayda yürütülen

soruşturma işlemlerine yer verilerek olayın gerçekleştiği 7/10/2006 günü saat

17.00 sıralarında adli kolluk görevlilerince gerekli güvenlik önlemleri

alınarak savcı ile birlikte olay yerine intikal edildiği, savcılık tarafından

keşif yapıldığının olay yeri tespit tutanağından anlaşıldığı, harici muayene

yapıldıktan sonra maktullerle ilgili olarak otopsi yapılmak üzere Adli Tıp

Kurumuna sevk işleminin yapıldığı, olay yerine ilişkin beş kroki çizildiği,

toplamda seksen dört fotoğraf çekildiği, 31/10/2008 tarihinde Mahkeme

tarafından da bilirkişi ile birlikte olay yerinde keşif yapıldığı, olay

yerinden ve yakın çevrelerden av tüfeği kartuşları toplandığı, Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuarından

alınan 14/1/2009 tarihli rapora göre maktullerden birinin vücudundan çıkan

plastik tapanın atıldığı silah hakkında karakteristik nitelikte izler

oluşturmaması nedeniyle teşhis niteliğinin bulunmadığının belirtildiği,

şüphelilerin elinden alınan swaplarda da barut izine rastlanmadığı, maktule ait

evde de parmak izi incelemesinin yaptırıldığı, bu izlerin karakteristik

özelliklerinin yeterli olmaması nedeniyle mukayeseye elverişli olmadığının

2/11/2006 tarihli raporda belirtildiği, maktullerin öldürülmesinde kullanılan

tüfeğin olaydan yaklaşık beş ay sonra köylülerden biri tarafından keklik avına

çıkıldığı gün bulunduğu, ancak tüfek üzerinde 8/5/2007 tarihinde yapılan

incelemede herhangi bir parmak izi bulunamadığı, olayla ilgili olarak yedi

şüpheli hakkında iletişimin tespiti ile ilgili olarak üç ay süre ile teknik

takip yapıldığı, ayrıca baz bilgilerinin de talep edildiği, bu teknik takip

neticesinde de bir sonuç elde edilemediği, olaydan saatler sonra maktullerden

birisinin telefonundan 70 kontör transfer edildiğinin anlaşıldığı, bunun

üzerine mahkemenin teknik bilirkişiyi duruşmada dinlediği ve bilirkişinin, alıcının

onayı olmaksızın böyle bir transferin gerçekleşebileceğini mahkemeye

belirttiği, bilirkişinin ayrıca bundan alıcının haberi olması gerektiğini

belirtmiş ise de mahkemenin bu beyanın bilirkişinin şahsi görüşü olduğu

kanaatine vardığı ifade edilmiştir.

69. Bakanlığa göre, somut olayda AİHM içtihatlarında da

belirtildiği üzere; başvurucunun iddiası kapsamında "kasten öldürme"

suçundan soruşturmanın derhal başlatıldığı, gerekli delillerin toplanarak,

soruşturmanın makul sürede tamamlandığı, teknolojik imkânlardan ve kriminoloji

biliminden faydalanılmaya çalışıldığı, olayla ilgili tüm tanıkların

dinlenildiği ancak mahkemenin sanıklardan herhangi biri üzerinde suçu

işlediğine dair kesin kanaat oluşturamadığı, bu sebeple tüm sanıklar hakkında

beraat kararı verildiği, sonuç itibarıyla soruşturmanın 1 yıl 8 ay gibi bir

süreçte tamamlandığı, olayın karmaşıklığı, failleri kesin olarak tespit eden

bir delilin olmaması hususunun da Anayasa Mahkemesinin dikkatine sunulduğu, olayla

ilgili yerel mahkemedeki kovuşturmanın ise 4 yıl sürdüğü ancak olayın karmaşık

olduğu, bu sebeple hızlı bir şekilde bir kanaate varılmasının mümkün olmadığı,

mahkemenin bu süreçte 6 sanığı yargıladığı, bu sanıkların birbirleriyle ve

olayla bağlantısının tam olarak tespit edilemediği, olayla ilgili olarak 42

tanığın dinlendiği, farklı silahlara ve farklı kişilerin eşyalarına ilişkin on

iki ekspertiz raporunun alındığı, duruşma zabıtları (yirmi yedi adet)

incelendiğinde kesin kanaate varmak maksadıyla mahkemenin soruşturma evresinde

dinlenmeyen tanıkları da tespit edip dinlediği, bazı tanıklara önce

ulaşılamadığı, sonra adres tespit ve zorla getirme gibi ceza muhakemesinin

gerektirdiği işlemlerin yapıldığı, çok sayıda bilirkişi raporu alındığı ve bu

raporların hazırlanma süreçlerinin uzunluğu da dikkate alınarak yerel

Mahkemenin önündeki 4 yıllık sürenin makul olup olmadığının Anayasa

Mahkemesince değerlendirilmesi gerektiği, Mahkemenin beraat kararı vermesinin

akabinde Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğu, anılan

Savcılığın kararın henüz kesinleşmediğinden bahisle 28/2/2013 tarihinde

kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdiği dolayısıyla somut olaya ilişkin şu

anda hâlihazırda devam eden bir soruşturma bulunmadığı, ceza soruşturmasının ve

kovuşturmasının devletin yaşam hakkını koruma bağlamında sahip olduğu

soruşturma yükümlülüğüne uygunluğu konusundaki takdirin Anayasa Mahkemesine ait

olduğu ifade edilmiştir.

b. Genel İlkeler

70. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı kapsamında

devletin yerine getirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin usule ilişkin

boyutu, yaşanan ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya konmasına ve sorumlu

kişilerin belirlenmesine imkân tanıyan etkili bir soruşturma yürütülmesini

gerektirmektedir (Sadık Koçak ve diğerleri,

B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 94). Bu yükümlülük sadece bir kamu görevlisinin

eylemi veya ihmali sonucu meydana gelen ölüm olayları açısından geçerli

değildir. Devletin -doğal olmayan her ölüm olayında, kendisi öldürmeme ya da

yaşamı koruma yükümlülüklerini ihlal etmemiş olsa da- gerçekleşen ölümün

sebebini ve varsa sorumlularını ortaya çıkarmaya yönelik etkili bir soruşturma

yapmamış olması soruşturma yükümlülüğünün ihlalini doğurabilir. Zira bu tür

olaylarda etkili bir soruşturma yürütülmesi, yaşam hakkını korumak için ihdas

edilen yasal ve idari çerçevenin etkili bir şekilde uygulanmasının güvencesini

oluşturmaktadır (Filiz Aka, B.

No: 2013/8365, 10/6/2015, §§ 25, 26).

71. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, yaşam hakkını

koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların

ölüm olayına ilişkin hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü

değil, uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer yandan burada yer

verilen değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa'nın 17. maddesinin başvuruculara

üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı

verdiği, devlete tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza

kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına gelmemektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 56).

72. Soruşturmanın etkililik ve yeterliliğini temin adına

soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve ölüm olayını aydınlatabilecek

sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delillerin toplanması gerekmektedir.

Soruşturmada ölüm olayının nedenini veya sorumlu kişilerin ortaya çıkarılması

imkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yürütme kuralıyla çelişme

riski taşır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§ 57). Bu kapsamda yetkililerce tanıklarının ifadelerinin alınması, bilirkişi

incelemeleri ve gerektiğinde eksiksiz ve detaylı bir rapor hazırlanmasına imkân

verecek otopsinin yapılması gibi söz konusu olaylarla ilgili kanıtların elde

edilmesi için soruşturma konusu olayın gerektirdiği mümkün olan tüm tedbirlerin

alınması, ölümün gerçekleşme sebebinin objektif analizinin yapılması ve

soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde edilen tüm bulguların

kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması gerekmektedir (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319,

16/7/2014, § 99; Turan Uytun

ve Kevzer Uytun,

B. No: 2013/9461, 15/12/2015, § 73).

73. Yürütülecek ceza soruşturmalarının etkililiğini sağlayan

hususlardan biri de teoride olduğu gibi pratikte de hesap verilebilirliği

sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimine açık olmasıdır.

Buna ek olarak her olayda ölen kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumak

için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmaları sağlanmalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 58).

74. Yürütülecek soruşturmalarda makul bir hızda gerçekleştirilme

ve özen gösterilme zorunluluğu da zımnen mevcuttur. Bazı özel durumlarda

soruşturmanın veya kovuşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya da

güçlükler bulunabilir. Ancak bir soruşturmada ve soruşturmanın devamında

yapılan kovuşturmada yetkililerin hızlı hareket etmeleri; yaşanan olayların

daha sağlıklı bir şekilde aydınlatılabilmesi, kişilerin hukukun üstünlüğüne

olan bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere müsamaha gösterildiği ya

da kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin engellenmesi açısından kritik bir

öneme sahiptir (Deniz Yazıcı, B.

No: 2013/6359, 10/12/2014, § 96; Filiz Aka,

§ 29).

75. Soruşturmanın etkililiğini sağlayan en alt seviyedeki

inceleme, başvuruya konu soruşturmanın kendine özgü koşullarına göre değişir.

Bu koşullar, ilgili bütün olay ve olgular temelinde ve soruşturmanın pratik

gerçekleri dikkate alınarak değerlendirilir. Bu nedenle soruşturmanın

etkililiği bakımından her olayda geçerli olmak üzere bir asgari soruşturma

işlemler listesi veya benzeri bir asgari ölçüt belirlemek mümkün değildir (Fahriye Erkek ve diğerleri, B. No:

2013/4668, 16/9/2015, § 68).

76. Gerçekleşen bir ölüm olayının oluşumuna ilişkin delillerin

değerlendirilmesi idari ve yargısal makamların ödevidir. Anayasa Mahkemesi

ancak başvuru konusu yapılmış bir olayın gelişim şeklini anlayabilmek ve

başvurucuların yakınlarının ölümünün tüm yönlerinin aydınlatılmasına yönelik

olarak ileri sürdüğü hususlar açısından, soruşturma makamları ve derece

mahkemeleri tarafından atılması gereken adımları nesnel bir şekilde değerlendirmek

için olayın oluşum şeklini incelemektedir (Rıfat

Bakır ve diğerleri, B. No: 2013/2782, 11/3/2015, § 68).

c. İlkelerin Somut Olaya Uygulanması

77. Başvuru konusu olayda yürütülen soruşturma işlemleri, resen

harekete geçme ve araştırma ilkeleri açısından incelendiğinde olayın ortaya

çıktığı gün Cumhuriyet savcısı nezaretinde kolluk görevlilerinin olay yerlerini

incelediği, delil tespitlerinde bulunduğu ve ayrıntılı bir olay yeri inceleme

tutanağı düzenlendiği, aynı gün resen soruşturmanın başlatıldığı görülmektedir.

78. Soruşturma süreci, sorumluların tespitine yarayabilecek

bütün delillerin toplanması gerekliliği açısından incelendiğinde, olay yerinde

ilk gün delil tespitine yönelik yürütülen işlemlerin yanında, maktuller

üzerinde ölü muayenesi ve sonrasında ayrıntılı otopsi işlemleri yapıldığı, bu

şekilde ölüm nedeninin ve atış mesafesinin tespit edildiği, ölü muayene işlemi

sırasında başvurucunun verdiği ifadesine dayanılarak aynı köyde bulunan ve

maktullerin husumetli olduğu anlaşılan "Ç." ailesine ait kişilerin

evlerinde aramalar yapıldığı, bu evlerde bulunan silahlara el konularak teknik

inceleme yaptırıldığı, şüpheli ve sanık sıfatıyla anılan kişilerin ve diğer

ilgili kişilerin beyanlarının alındığı; yine bu kişilerin ve diğer ilgili olabilecek

kişilerin telefon bilgileri, görüşme ve HTS kayıtları hakkında inceleme

yaptırıldığı, maktullerin bu aile ile olan ilişkisine ve olaydaki olası

rollerine ilişkin başvurucu dahil olmak üzere maktullerin yakınlarının ve köyde

bulunan diğer kişilerin beyanlarına başvurulduğu görülmektedir. Yine bu

kapsamda değerlendirilebilecek şekilde olaydan yaklaşık beş ay sonra bulunan,

maktullere ait olan ve kendilerinin öldürülmesinde kullanılmış olabileceği

değerlendirilen tüfek, av fişeği kütüklüğü ile iki adet boş kartuş üzerinde inceleme

yaptırılmış ancak herhangi bir parmak izi bulunamamıştır.

79. Başvurucu, başvuru dilekçesinde, bu başlık altında değerledirilebilecek şekilde genel olarak anne ve babasının

öldürüldüğü olayla ilgili delillerin titizlikle toplanmadığını, olay yerlerinde

gerekli parmak izi ile diğer kriminal incelemelerin

yapılmadığını, bu suretle delillerin karartıldığını, babasına ait telefondan

ölüm olayından sonra kontör transferi yapılmasına rağmen bunun nasıl ve kim

tarafından yapıldığının yeterince araştırılmadığını ileri sürmektedir.

Başvurucu, somut olarak sadece maktule ait telefondan İbrahim Ç. İsimli kişiye

kontör nakline ilişkin incelemenin ayrıntılı yapılmadığı, bu konuda inceleme

yapan bilirkişinin uzman bilirkişi olmadığı yönünde bir iddia ileri sürdüğü

görülmektedir.

80. Başvurucuların anılan iddiaları kapsamında soruşturma

işlemlerine bakıldığında, maktullerin evinde bulunan çay bardakları, kap kacak,

takvim, kapı kilidi ve maktullerin elbiselerinin incelenmek üzere alındığı, çay

bardakları üzerinde iki adet parmak izi tespit edildiği ancak parmak izlerinin

karakteristik özelliklerinin yeterli olmaması nedeniyle mukayeseye elverişli

olmadıkları, bu nedenle kime ait olduğunun tespit edilemediği ayrıca maktul

Zülfü Çintosun'un üzerinde ele geçirilen nakil

kartları üzerinde bulunan parmak izlerinin de karakteristik özelliklerinin yeterli

olmaması sebebiyle mukayeseye elverişli olmadıkları anlaşılmıştır. Benzer

şekilde Ç. ailesine ait kişilerin evlerinde ve daha sonra bulunan ve maktullere

ait olduğu tespit edilen tüfekler üzerinde de incelemeler yapıldığı ve yine

mukayeseye elverişli parmak izinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu konuda

Bakanlık görüşünde yer verildiği üzere, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında,

farklı silahlara ve farklı kişilerin eşyalarına ilişkin olarak on iki ekspertiz

raporu alınmıştır.

81. Başvurucunun maktul Zülfü Çintosun'a

ait cep telefonundan sanık İbrahim Ç.ye kullandığı cep telefonuna kontör

transferi ile ilgili iddiaları açısından soruşturma işlemlerine ve derece

mahkemesinin kararına bakıldığında, mahkemece atanan teknik bilirkişinin tanık

olarak dinlendiği, kontör transferinin nasıl yapıldığına ilişkin detaylı bilgi

verildiği, alıcının hattına bu transferin gerçekleşmesi için alıcının

onaylamasının gerekli olmadığını beyan ettiği, sanık İbrahim'in gelen kontörden

haberi olduğunu hatta bu kontörü kendisinin transfer ettiğini söylemenin olayın

olası gerçekleşme şekli, sanığın yaşı ve iki kişiyi öldürmüş olan bir kişinin

şüpheleri kendi üzerine çekecek şekilde ölenin cep telefonundan kendi cep

telefonuna kontör transfer etmesinin hayatın olağan akışına ters düşmekte

olduğu değerlendirmelerine dayalı olarak bilirkişinin verdiği bilgileri yeterli

bulduğu, bu bilgilere dayalı olarak adı geçen sanığın cezalandırılmasına

dayanacak bir delil olduğu çıkarımında bulunamayacağı sonucuna ulaştığı

görülmektedir. Başvurucu, bilirkişi incelemesini ve mahkemenin bu konudaki

araştırmasını yeterli bulmamakla birlikte, bilirkişinin hangi konuda yetersiz

kaldığına, mahkemenin incelemesinin de hangi yönlerden eksik olduğuna dair

somut bir argümanı dava sürecinde ve başvuru dilekçesinde belirtmemekte olup

Anayasa Mahkemesi açısından sahip olduğu bilgiler kapsamında bu konuda eksiklik

olarak değerlendirilebilecek bir hususun bulunmadığına kanaat getirilmiştir.

82. Kaldı ki davaya ilişkin duruşma tutanaklarının (bkz. §§ 35,

36) incelenmesinden, Mahkemenin yukarıda değinilen bilirkişinin tanık olarak

beyanının alınması ile yetinmediği, müzekkere ile Emniyet Müdürlüğünden bilgi

talep edildiği, bu talimatın gereği olarak ilgili iletişim şirketinin "müşteri hizmetlerinde çalışan bir personelin kontör

transferi ile ilgili beyanının tespit edildi(ği)"

ve bu beyanın duruşmada okunduğu, ayrıca iletişim şirketine de bu konuda

müzekkere yazıldığı, müzekkereye ikmalen cevap

verildiği, kayıtların başvurucunun huzurunda okunduğu, başvurucunun da söz

konusu duruşmalarda hazır bulunduğu anlaşılmaktadır.

83. Somut olay resen harekete geçme ve araştırma ile ölüm

olayını aydınlatabilecek, sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delillerin

toplanması konusunda değerlendirildiğinde, olay yeri inceleme ve otopsi gibi

ceset ve olay yerindeki maddi bulguların tespiti, bunlardan ve olayla ilgili

olabilecek kişilerin tanık, şüpheli veya sanık sıfatıyla alınan beyanlarından

yararlanarak başka bilgilere ulaşmaya çalışılması gibi hususlarda öldürme

olayının nedenini veya sorumlu kişilerin ortaya çıkarılması imkânını zayıflatan

kayda değer bir eksiklik bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

84. Soruşturma ve kovuşturma sonucunda alınan kararın elde

edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması

zorunluluğu açısından başvuru konusu olay incelendiğinde, olayın olası

gerçekleşme şekline ilişkin kabul, soruşturma ve kovuşturma sırasında resen elde

edilen deliller, başvurucu dâhil katılanların ileri sürdüğü iddialar, olay

yerinde el konulan eşyalar ve silahlar üzerinde yapılan teknik incelemeler

sonucunda elde edilen bilgiler, şüpheli kişilerin telefon bilgileri, görüşme ve

HTS kayıtlarına ilişkin bilgilerin birlikte dikkate alınarak olayın ne şekilde

gerçekleştiğinin ve şüpheli ve sanık konumunda bulunan kişilerin cezai

sorumluluklarının bulunup bulunmadığının gerekçeli kararda ayrıntılı bir

şekilde tartışıldığı görülmektedir. Bu kapsamda, tek tek sanıklar hakkında,

elde bulunan maddi bulgu ve tanık beyanlarına dayalı olarak ayrıntılı

değerlendirmeler yapılmıştır. Mahkemenin, yapmış olduğu değerlendirmelerde

sanıklar hakkında herhangi bir maddi bulguyu göz ardı ettiği sonucuna

ulaşılacak bir husus bulunmamaktadır. Başvurucu da bu konuda herhangi bir somut

iddia ileri sürmemektedir. Bunun yanında tanık veya sanık beyanlarına itibar

etme veya etmeme nedeninin de ceza yargılamasında tanık beyanı gibi delilllerin değerlendirilmesine veya mahkumiyet hakkında

bir sonuca ulaşmaya ilişkin ("şüpheden sanık yararlanır" ilkesi gibi)

temel ilkelerden yararlanılarak olayın gelişimi ve olası sorumluları hakkında

kapsamlı bir değerlendirme yapıldığı kanaatine ulaşılmıştır.

85. Bu noktada belirtmek gerekir ki Anayasa Mahkemesinin

delillere doğrudan ulaşma imkânına sahip ilgili soruşturma ve yargılama

makamlarının yerine geçecek şekilde gerçekleşen olaylardaki delillerin

değerlendirmesini kendisinin yapması söz konusu olamaz. Bu konuda asıl sorumlu

ve yetkili olanlar ilk elden olayları inceleyen yetkili adli ve idari

mercilerdir. Anayasa Mahkemesi ilk derece yetkili mercilerin

değerlendirmelerine tamamen bağlı kalmak zorunda olmamakla birlikte ancak kesin

ikna edici bulgulara dayanarak farklı bir değerlendirmede bulunabilir (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319,

16/7/2014, § 58).

86. Ölen kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumak için

bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmaları gerekliliği açısından soruşturma

süreci incelendiğinde, başvurucunun olayın ortaya çıktığı ilk gün ölümlerde

rolü olabileceğini ileri sürdüğü kişilerin evlerinde aramalar yapıldığı, bu

kişilerin şüpheli ve sanık sıfatıyla sorgulandığı, mahkemedeki duruşma

tutanaklarından anlaşıldığı kadarıyla müştekilere, sanık ve tanıklara soru

sorma imkanı verildiği görülmektedir. Başvurucu soruşturma kapsamında 4 defa

savcılık tarafından dinlenilmiştir. Yargılama sürecinde de katıldığı çok sayıda

duruşmada beyanlarına başvurulmuştur. Başvurucunun aşamalarda alınan

beyanlarına dayalı olarak ilave kişilerin tanıklıklarına başvurulmuş, teknik

incelemeler yapılmış, başvurucu tarafından öldürme eyleminde sorumluluğu olduğu

ileri sürülen kişiler hakkında iddianame düzenlenmiş ve yine bu kişilerin cezai

sorumluluklarınının bulunup bulunmadığı mahkemenin

kararında ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeler yapılırken

başvurucunun delil elde etmede ve cezai sorumluluk açısından bir sonuca

ulaşmada eksiklik olarak belirttiği hususların da derece mahkemesinin kararında

karşılandığı anlaşılmaktadır. Başvurucu, Cumhuriyet Başsavcılığının esas

hakkında mütaalasını sunması sonrasında kendisine verilenek süre ile gerekçeli karar öncesinde görüşlerini

beyan etme imkanına sahip olduğu gibi gerekçeli karara karşı temyiz talebinde

de bulunmuştur.

87. Kaldı ki Anayasa’nın 17. maddesi gereğince yürütülecek

soruşturmalarda, soruşturma makamlarının olayın gelişimine ve delillerin elde

edilmesine ilişkin ölen kişinin yakınlarının soruşturma kapsamında her türlü

iddialarını ve taleplerini karşılama zorunluluğu bulunmamaktadır. Soruşturma

kapsamında yürütülecek soruşturma işlemlerinin ve kararların belirleyicisi

yetkili soruşturma ve yargılama makamlarıdır (Yavuz

Durmuş ve diğerleri, 62). Daha önce ifade edildiği üzere,

başvurucunun yukarıda yer verilip değerlendirilenler dışında, bu konuda ileri

sürdüğü herhangi başka bir somut iddiası bulunmamaktadır.

88. Bu tespitlerin yanı sıra başvurucunun soruşturma kapsamında

elde edilen bilgi ve belgelerin kendisine sunulmadığına veya olayın

aydınlatılmasını sağlayacak nitelikteki ilave delil tespitinde bulunma veya

araştırma yapılmasına yönelik taleplerinin soruşturma makamlarınca yerine

getirilmediğine ilişkin herhangi somutiddiası da

bulunmadığı dikkate alındığında, ölen kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini

korumak için soruşturma sürecine katılmaları gerekliliği yönünden de kayda

değer bir eksikliğin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

89. Soruşturmanın makul bir özen ve hızla yapılıp yapılmadığına

ilişkin incelemeye geçildiğinde, bu konudaki incelemede ulaşılacak sonuç

başvuruya konu her bir olayın kendi koşullarına, soruşturmadaki şüpheli veya

sanık sayısına, suçlamaların niteliğine, olayın karmaşıklık derecesine ve

soruşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya da güçlüklerin bulunup

bulunmadığına göre farklılık gösterebilecektir (Filiz Aka, § 44, Fahriye

Erkek ve diğerleri, § 91).

90. Anayasa Mahkemesi, kural olarak doğal olmayan bir ölüm olayı

sonrasında, başvurucuların yakınının öldüğü gün resen ceza soruşturmasının

açıldığı, titiz ve hızlı bir çalışma sonucunda elde edilen deliller ışığında

soruşturma ve ilk derece yargılama makamlarının olayların seyrini aydınlatmak

istediğinden kuşku duyulmadığı, yürütülen soruşturmaların ölüm nedenlerini

kesin olarak saptamaya ve sorumlu kişilerin cezalandırılmasına imkân verdiği kanısına

varılan durumlarda, yürütülen soruşturmanın ve davaların derinliği ve ciddiyeti

üzerinde etki gösterecek nitelikte bir eksikliğin bulunmaması koşuluyla,

yürütülen soruşturmaların ve alınan kararların yetersiz veya çelişkili

olduklarının ileri sürülemeyeceğini kabul etmektedir (Sadık Koçak ve Diğerleri, § 95).

91. Bununla birlikte soruşturmayı sağlayacak bir başvuru yolunun

sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolun fiilen de etkili

olması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü ele alma yetkisine sahip

bulunması gereklidir. Başvuru yolunun, ancak bir hak ihlali iddiasını

önleyebilme, devam etmekteyse sonlandırabilme veya sona ermiş bir hak ihlalini

karara bağlayabilme ve bunun için uygun bir tazminat sunabilmesi halinde

etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir

Canan, § 26).

92. Bu çerçevede başvuru konusu soruşturma ve kamu davasının,

herhangi bir somut bir bulguya veya olayın aydınlatılması açısından dikkate

alınması gerektiği açık olan maddi bulgular veya diğer delil unsurları

bulunmasına rağmen soruşturma ve kovuşturma makamlarının bu konularda araştırma

yapmadığı veya değerlendirme konusu yapmadığını ortaya koyan bir tespitte

bulunulmasını sağlayacak bir yönünün olmadığı, ayrıca başvurucunun da, inceleme

kısmında yer verilip değerlendirilenler dışında,bu

husus açısından dikkate alınabilecek başka herhangi somut bir iddiasının

bulunmadığı kanaatine varılmıştır.

93. Anayasa Mahkemesi açısından bir soruşturma dosyasında yer

alan unsurlar, taraflarca soruşturma hakkında sunulan bilgiler ve öldürme

olayını çevreleyen koşullar gözönünde

bulundurulduğunda soruşturma makamlarının delillerin toplanması ve

soruşturmanın yönlendirilmesi konusunda gerekli işlemleri yerine getirdiğine

kanaat getirilen durumlarda, sadece öldürme fiilini gerçekleştiren kişilerin

kimliklerinin tespit edilememesine bağlı olarak soruşturmanın veya

kovuşturmanın etkisiz olduğu sonucu çıkarılması mümkün değildir. Bu yönde bir

çıkarımda bulunulabilmesi, soruşturma yükümlülüğünün bir sonuç yükümlülüğü

değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğü olmasının olağan bir gereğidir (İsmail Yıldırım ve Diğerleri, B.

No:2013/9332, 20/4/2016, § 75).

94. AİHM de bu konuda yaptığı incelemelerde ölüm olayına ilişkin

maddi delillerin toplandığı, ilgili olabilecek tanıkların ifadelerine

başvurulduğu, silah ve benzeri maddi bulgular üzerinde gerekli teknik

incelemelerin yapıldığı, özellikle de tanıkların olası katillerin teşhisine

imkân sağlayacak net bilgiyi sunamamış olduğu tespitini yaptığı olaylarda uzun

bir süre ilerleme kaydedilememiş ve/veya başvuranların yakınlarını öldürenlerin

kimliklerinin tespit edilememiş olmasına bağlı olarak soruşturmanın etkisiz

olduğu sonucuna ulaşılamayacağını kabul etmiştir (Sabuktekin/Türkiye, B. No: 27243/95, 19/3/2002, §§

97-103;Amaç ve Okkan/Türkiye, B.

No: 54179/00, 54176/00, 20/11/2007, §§ 50-59, Behçet

Taş/Türkiye, B. No: 48888/09, 10/3/2015, §§ 40-47).

95. Makul bir hızda yürütülme yükümlülüğü açısından değerlendirilebilmesi

için başvuru konusu soruşturma ve kovuşturma işlemlerine bakıldığında, Bingöl

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucunun anne ve babasının

öldürülmesinden hemen sonra 7/10/2006 tarihinde ceza soruşturmasının

başlatıldığı, yaklaşık yirmi ay sonra da kamu davasının açıldığı görülmektedir.

Soruşturma aşaması yirmi ay sürmekle birlikte bu dönemde, şüpheli ve tanık

sıfatıyla çok sayıda kişinin beyanlarının alındığı, olay yerinde elde edilen

silah gibi maddi bulgulara ilişkin çok sayıda ekspertiz raporu alındığı, bu

işlemler sonucu elde edilen bilgiler sonucu yeni tanıkların beyanına

başvurulduğu, soruşturma sürecinde sonradan ortaya çıkan bulgulara ilişkin yeni

teknik incelemeler yaptırıldığı, olay mahallinde keşif yapıldığı görülmektedir.

96. 23/6/2008 tarihli iddianame ile açılan kamu davasında da

toplamda yirmi yedi duruşma yapıldığı, duruşma tarihlerine bakıldığında ilk

dönemde daha sık aralıklarla yapılmakla birlikte ortalama elli günde bir

duruşma yapıldığı; duruşmalarda, soruşturma sürecinde dinlenilen kişilerin

tanık ve sanık sıfatıyla yeniden ifadelerinin alındığı gibi sonradan verilen

beyanlara veya elde edilen maddi bulgulara dayalı olarak çok sayıda yeni

kişinin gerek doğrudan gerek talimat yoluyla beyanlarının alındığı, yeni teknik

inceleme taleplerinde bulunulduğu, bilirkişi beyanlarının yazılı veya sözlü

olarak alındığı görülmektedir. İlk Derece Mahkemesinin sanıkların beraatine yönelik kararından sonra 18/4/2012 tarihinde

katılan sıfatıyla başvurucu tarafından temyiz edilen kararın yaklaşık bir buçuk

yıl sonra 7/11/2013 tarihinde Yargıtay tarafından onandığı anlaşılmaktadır.

Başvurucunun anne ve babasının öldürülmesi olayı ile ilgili yürütülen

soruşturma ve kamu davasının toplam süresi yaklaşık yedi yıldır.

97. Somut olayda soruşturma makamının ve derece mahkemesinin,

yürüttükleri işlemlerde, belirli herhangi bir dönemde uzun süre hareketsiz

kaldığı değerlendirmesi yapılmasına yol açacak boşlukların bulunmadığı, temyiz

incelemesinin de temyiz talebinden yaklaşık bir buçuk yıl sonrasında karara bağlandığı

görülmekle birlikte, toplamda yedi yıldan uzun süren soruşturma ve

yargılamanın, alınan kararın sonucunun ne olduğunun önemi olmaksızın, anne ve

babasını kaybeden başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin

niteliği dikkate alındığında, başlı başına, özelde başvurucunun ve genel olarak

da toplumdaki diğer bireylerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi

ve hukuka aykırı eylemlere müsamaha gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı

görünümü verilmesinin engellenmesi açısından, yeterli hızda yürütülmediği

sonucuna ulaşılmıştır.

98. Sonuç olarak her ne kadar Anayasa Mahkemesinin somut olayda

derece mahkemesinin ulaştığı sonuçla ilgili olarak sahip olduğu takdir

yetkisine bir müdahalesinin olamayacağının kabulü ile birlikte, başvurucunun

ceza davasının hızlı ve etkili bir şekilde sonuçlanmasındaki menfaati ve

gecikmesinde esaslı bir etkisinin olmamasına bağlı olarak soruşturma ile

birlikte iki dereceli yargılama sürecinde gerçekleşen yargılamanın çok uzun

olduğu, Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği hızda bir inceleme içermediği,

bu nedenle de ceza davasının fiilen etkili bir şekilde yürütüldüğünden ve buna

bağlı olarak pozitif yükümlülüğün usul boyutunun yerine getirildiğinden söz

edilemeyeceği kanaatine ulaşılmıştır.

99. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan yaşam hakkının gerektirdiği etkili soruşturma yürütme

yükümlülüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Nuri NECİPOĞLU ve Kadir ÖZKAYA bu görüşe katılmamıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

100. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şu şekildedir:

"Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve

işlem niteliğinde karar verilemez.

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir."

101. Başvurucu, yaşam hakkının ihlali nedeniyle 100.000 TL

manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

102. Başvuruda, Anayasa’nın 17. maddesinin usul boyutunun ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucunun anne babasının öldürülmesi hakkında

etkili ve caydırıcı bir ceza soruşturması ve kovuşturması yürütülmemesi

nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevi

zararları karşılığında, somut olayın özellikleri dikkate alınarak, başvurucuya takdiren net 25.000 TL manevi tazminat ödenmesi gerektiği

sonucuna varılmıştır.

103. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine ve karar örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin

iddiaların KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı

kapsamında, etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE, Nuri

NECİPOĞLU ve Kadir ÖZKAYA'nın karşıoyu

ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Başvurucuya net 25.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin taleplerin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 206,10 TL harç ve 1.800 TL

vekâlet ücretinden oluşan 2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Bingöl Ağır Ceza Mahkemesine ve Bingöl

Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

13/7/2016 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY

Başvurucu tarafından anne ve babasının öldürüldüğü olayla ilgili

delillerin titizlikle toplanmadığı, olay yerlerinde gerekli parmak izi

incelemesi ile diğer kriminal incelemelerin

yapılmadığı, bu suretle delillerin karartıldığı, babasına ait telefondan ölüm

olayından sonra kontör transferi yapılmasına rağmen bunun nasıl ve kim

tarafından yapıldığının yeterince araştırılmadığı, bu konuya ilişkin uzman bir

bilirkişinin atanmadığı; yargılama sırasında delillerin yeniden

değerlendirilmesi, tanık beyanlarının alınması ve yargılamanın genişletilmesi

yönündeki taleplerinin dikkate alınmadığı, ölüm olayı 2006 yılında meydana

gelmesine rağmen yaklaşık 8 yıl süren ve 2013 yılında sona eren yargılama

sürecinin beraatla sonuçlandığı ve bir netice elde edilemediği belirtilerek

yapılan başvuruda, Mahkememizce, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına

alınan yaşam hakkı kapsamında, etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün İHLAL

EDİLDİĞİNE, bu nedenle başvurucuya net 25.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE

karar verilmiştir.

Başvuruya ilişkin olarak Mahkememizce oluşturulan dosyanın incelenmesinden

ölüm olayının 07.10.2006 tarihinde meydana geldiği, aynı gün başlayan

soruşturmanın yaklaşık 1 yıl 8 ay sürdüğü, 23.06.2008 tarihinde başlayan ve 3

yıl 8 ay 22 gün süren kovuşturmanın ise 15.03.2012 günlü kararla sonlandığı,

kovuşturma sonucunda verilen kararın da Yargıtay tarafından 26.09.2013 günlü

kararla onandığı, böylece soruşturma ve yargılama sürecinin toplamda 6 yıl 11

ay 19 gün sürdüğü anlaşılmaktadır.

Kararın maddi olay ve olgular bölümünde de ayrıntılı olarak

açıklandığı üzere, olayın faillerinin tespitini sağlayacak delillere

ulaşabilmek için hem soruşturma ve hem de kovuşturma aşamasında oldukça uzun

zaman alan yoğun bir araştırma ve inceleme yapılması gerekmiştir (Ki bu çabaya

rağmen mahkemece failleri kesin olarak tespit eden bir delile

ulaşılamamıştır).Bu bağlamda mahkemece, başvurucunun beyanları ile bağlantılı

olarak 6 sanık yargılanmış, sanıkların birbirleriyle ve olayla ilgili

bağlantısı tespit edilmeye çalışılmış, 42 tanık dinlenilmiş, farklı silahlara

ve farklı kişilerin eşyalarına ilişkin on iki ekspertiz raporu alınmış,

soruşturma evresinde dinlenilmeyen tanıklar tespit edilip kovuşturma evresinde

dinlenilmiş, olayla ilgili bilgisi olabilecek ve fakat adresleri bilinemediği

veya başka sebeplerle ulaşılamadığı için dinlenilmeyen tanıklar hakkında adres

tespiti ve zorla getirme gibi ceza muhakemesinin gerektirdiği işlemler

yapılmış, çok sayıda bilirkişi raporu alınmış bulunmaktadır. Belirtilen tüm bu

hususlar, kendine özgü koşulları olan olayın oldukça karmaşık olduğunu

göstermektedir.

Kararda da belirtildiği üzere, karmaşıklığı konusunda kuşku

bulunmayan olayda, kamu makamlarının, hem soruşturma ve hem de kovuşturma

aşamasında olayın aydınlığa kavuşturulması bağlamında üzerlerine düşeni

yaptıkları konusunda da kuşku bulunmamaktadır.

Hal böyle olunca, 08.10.2006 tarihinde meydana gelen ve

(Yargıtay aşaması dahil) toplamda 6 yıl 11 ay 19 gün sürmüş olan oldukça

karmaşık bir nitelik taşıyan ölüm olayına ilişkin soruşturma ve kovuşturmanın;

soruşturma makamının ve derece mahkemesinin, yürüttükleri işlemlerde, belirli

herhangi bir dönemde uzun süre hareketsiz kaldığı değerlendirmesi yapılmasına

yol açacak boşlukların bulunmadığı, temyiz incelemesinin de temyiz talebinden

yaklaşık bir buçuk yıl sonrasında karara bağlandığı da dikkate alındığında,

Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında, etkili

soruşturma yürütme yükümlülüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİ sonucuna ulaşılmaktadır.

Belirtilen nedenle, kararın hüküm fıkrasındaki (B) ve (C)

maddelerine katılmamaktayız.

Başkan y.

:

Serruh KALELİ

Üyeler

:

Nuri

NECİPOĞLU

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Raportör

:

Cüneyt

DURMAZ

Başvurucu

:

Mehmet

ÇİNTOSUN

Vekili : Av. Memet ÇAHAN Üye Nuri NECİPOĞLU Üye Kadir ÖZKAYA

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/1741, 13 Temmuz 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Birinci Bölüm
  4. Karar
  5. I. Başvurunun Konusu
  6. II. Başvuru Süreci
  7. III. Olay Ve Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Başvurucunun İddiaları
  12. B. Değerlendirme
  13. A. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin
  14. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  15. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Karşıoy
  17. Necipoğlu
  18. Gökcan
  19. Durmaz
  20. Çintosun
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/1741
Tarih
13 Temmuz 2016

İlgili Kararlar

  • Mahmut Üçüncü Başvurusu (B. No: 2014/1017)
  • Vedat Şorli ve Bilal Şorli Başvurusu (B. No: 2014/10459)
  • Bilal Çiçek Başvurusu (B. No: 2014/29)
  • Aydın Öner Başvurusu (B. No: 2014/13415)
  • Levent Karaca Başvurusu (B. No: 2013/9131)
  • Metro Turizm Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/2481)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.