İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Emin Karamehmet ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/4902)

1. Başvuru, kanunun suç saymadığı fiillerden dolayı mahkûmiyet

Başvuru No2017/4902Tarih28 Ocak 2020Okuma29 dk · 5.770 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Emin Karamehmet Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
28 Ocak 2020
Başvuru Numarası
2017/4902
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.770 kelime·29 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kanunun suç saymadığı fiillerden dolayı mahkûmiyet

kararı verilmesi nedeniyle suçların ve cezaların kanuniliği ilkesinin; usule

ilişkin imkânlar bakımından zayıf duruma düşürülme nedeniyle de çelişmeli

yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 19/1/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonunca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

A. Başvurucular Hakkında Dava Açılması Süreci

8. Olayların geçtiği tarihte başvurucu Mehmet Emin Karamehmet,

Pamukbank (Banka) Yönetim Kurulu Başkanı; Osman Berkmen Yönetim Kurulu Üyesi ve

Orhan Emirdağ ise Genel Müdür olarak görev yapmaktadır. Başvurucular aynı

zamanda Banka kredi tahsis komitesinde görevlidir.

9. Anılan tarihlerde Banka Yönetim Kurulu Başkanı olan

başvurucu, aynı zamanda Çukurova Grubu şirketlerinin de sahibidir.

10. Banka tarafından 1980’li yıllardan itibaren Çukurova Grubu

şirketlerine, C.Ç. ve D.B. gruplarına dâhil birçok şirkete çeşitli miktarlarda

TL ve döviz cinsinden krediler kullandırılmıştır.

11. Bu kredilerin vadesinde ödenmediği ve Bankanın malî

durumunun kötüleştiğinin tespiti üzerine Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı Banka

ve Kambiyo Genel Müdürlüğünce ilki 16/8/1991 tarihinde olmak üzere çeşitli

tarihlerde yazı ile Çukurova Grubuna hiçbir surette kredi kullandırılmaması

yönünde Pamukbank Yönetim Kurulu Başkanlığına talimatlar verilmiştir.

12. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK); istenen

tedbirleri almadığı ve yükümlülüklerinin toplam değerinin varlıklarının toplam

değerini aştığı, kaynakların Bankanın emin bir şekilde çalışmasını tehlikeye

düşürecek biçimde, yönetim ve denetimini doğrudan ya da dolaylı olarak tek

başına veya birlikte elinde bulunduran ortaklarının lehlerine kullandırıldığı

gerekçeleriyle 18/6/2002 tarihinde Bankaya elkonulmasına karar vermiştir.

13. Banka daha sonra Türkiye Mevduat ve Sigorta Fonuna (TMSF)

devredilmiştir. Bankanın TMSF’ye devredilmesinden sonra başvurucular

görevlerinden alınmıştır.

14. Bankalar Yeminli Murakıplarının 8/11/2002 tarihli raporunda

özetle; Banka kaynaklarının Bankanın emin bir şekilde çalışmasını tehlikeye

düşürecek biçimde, C.Ç. ve D.B. gruplarına dâhil muhtelif firmalara tahsis

edildiği, karşılığında söz konusu grupların ilgili dönemde sahibi bulunduğu E.

Bank A.Ş.den Çukurova Grubuna dâhil şirketlere aynı tutar ve koşullarda kredi

kullandırıldığı, dolayısıyla karşılıklı (back

to back) kredi yöntemiyle Bankanın zarara uğratılmasına sebebiyet

verildiği belirtilmiştir.

15. Bu arada E. Bank da TMSF'ye devredilmiştir.

16. Anılan olaylarla ilgili olarak BDDK tarafından 10/1/2003

tarihinde Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur. Anılan

ihbar üzerine Şişli Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma sırasında

ceza hukuku anlamında bir zararın bulunmadığı gerekçesiyle kamu adına

kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.

17. Anılan karara yapılan itiraz, Beyoğlu 2. Ağır Ceza

Mahkemesince 3/10/2003 tarihinde reddedilmiştir.

18. İtirazın reddine ilişkin bu karar, Bakanlıkça kanun yararına

bozma kanun yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 20/1/2004

tarihli kararıyla “Pamukbank T.A.Ş. ve

[E.]bank A.Ş. sahiplerinin bankalardan kendi

şirketlerine aktardıkları kredi miktarının bankalar yasasında belirlenen

limitleri aşması ve Hazine Müsteşarlığınca uyarılmaları üzerine, karşılıklı

kredi verme yöntemiyle başlangıç ve vade tarihleri ile miktarları aynı olan

kredileri karşılıklı olarak varlığı ve bilançoları, mal varlıkları, alınan

krediyi ödeyip ödemeyecekleri araştırılmadan birbirlerinin şirketlerine

verdikleri ... gözetilerek ... iştirak halinde kredi görünümünde banka

parasının zimmete geçirildiğine ilişkin dosyada mevcut delillerin tayin ve

takdirinin mahkemeye ait bulunduğu, sonradan kredinin geri ödenmesinin oluşan

suçu ortadan kaldırmayacağı[nın]

gözetilmemesi” nedeniyle bozulmuştur.

B. Başvurucular Hakkında Açılan Davalar

19. Yargıtay 11. Ceza Dairesinin bozma kararı üzerine İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığının 11/5/2004 tarihli iddianamesiyle aralarında

başvurucuların da bulunduğu şüpheliler hakkında banka zimmeti suçundan

cezalandırılmaları istemiyle İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) kamu

davası açılmış ve Mahkemenin E.2004/140 sayılı ana dosyasında yargılamaya

başlanmıştır.

20. Bunun ardından;

- İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 24/12/2003 tarihli

iddianamesi ile başvurucular hakkında banka zimmeti suçundan cezalandırılmaları

talebiyle İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinde,

- Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının 8/4/2004 tarihli iddianamesi

ile başvurucular hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan

cezalandırılmaları talebiyle Şişli 6. Asliye Ceza Mahkemesinde,

- Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının 15/6/2004 tarihli iddianamesi

ile başvurucular hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan

cezalandırılmaları talebiyle Şişli 6. Asliye Ceza Mahkemesinde,

-Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının 16/6/2004 tarihli iddianamesi

başvurucular hakkında güveni kötüye kullanma suçundan cezalandırılmaları

talebiyle Şişli 9. Asliye Ceza Mahkemesinde

açılan davalar da Mahkemede (E.2004/140) görülen ana davayla

birleştirilmiştir.

21. Başvurucular yargılamada özetle kredi kullandırılan

firmaların kredi yeterliliklerinin bulunduğunu, kredilerin o dönemde şahsi

imzaları gerçek anlamda bir teminat değeri taşıyan kişilerin kefaletiyle, geri

alınmak amaç ve niyetiyle verilmiş olduğunu, mevzuatta karşılıklı krediyi suç kabul

eden ve cezalandıran herhangi bir hüküm bulunmadığını, kredilerin daha sonra

ödenmesi nedeniyle beraatlerine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır.

22. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda 10/2/2010 tarihli

karar ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 11/5/2004 ve 24/12/2003 tarihli

iddianamelerine konu eylemlerle ilgili olarak açılan kamu davalarının dava

zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına ve Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının

8/4/2004, 15/6/2004 ve 16/6/2004 tarihli iddianamelerine konu eylemlerle ilgili

olarak başvurucuların zimmet suçundan hapis ve adli para cezaları ile

cezalandırılmasına karar verilmiştir.

23. Hükümlerin temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen

Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 15/6/2011 tarihli kararıyla 11/5/2004 ve 24/12/2003

tarihli iddianamelerle açılan davalarla ilgili hükümlerin onanmasına, diğer

hükümlerin ise başvuruculara atılı suçun hizmet nedeniyle emniyeti suistimal

suçunu oluşturabileceği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek zimmet

suçundan mahkûmiyet hükmü tesis edildiği gerekçesiyle bozulmasına karar

verilmiştir.

24. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Yargıtay 7. Ceza

Dairesinin bu kararına itiraz etmiştir. İtiraznamede;

- Başvurucu Mehmet Emin Karamehmet hakkında 11/5/2004 tarihli

iddianame ile açılan kamu davasında yerel mahkemece hizmet nedeniyle emniyeti

suistimal suçunu oluşturduğu gerekçesiyle zamanaşımından düşme kararı verilen

eylemlerin banka zimmeti suçunu,

- Başvurucular hakkındaki 24/12/2003 tarihli iddianamenin

konusunu oluşturan ve Mahkemece zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilen

eylemlerin banka zimmeti suçunu,

- Başvurucular hakkındaki 8/4/2004, 15/6/2004 ve 16/6/2004

tarihli iddianamelerle açılan kamu davalarındaki eylemlerin nitelikli zimmet

suçunu

oluşturduğu iddia edilmiş ve bu hükümlere yönelik Daire

kararının kaldırılması talep edilmiştir.

25. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 11/1/2011 tarihli kararında;

- İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 11/5/2004 tarihli

iddianamesine konu eylemlerle ilgili olarak yerel mahkemece hizmet nedeniyle

güveni kötüye kullanma suçundan kamu davasının zamanaşımı dolayısıyla ortadan

kaldırılmasıyla ilgili olarak aşağıdaki değerlendirmeleri yapmış ve onama

kararının başvurucu Mehmet Emin Karamehmet yönünden kaldırılmasına karar

vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Uyuşmazlık, Çukurova Grubunun sahibi

olduğu Pamukbank tarafından [B.] Grubu firmalarına

17.08.1998-10.09.1998 tarihleri arasında kullandırılan krediler ile [B.]

Grubunun o dönemde sahibi olduğu [E.]bank

tarafından Çukurova Grubu firmalarına kullandırılan kredilerin; tarih, tutar,

vade ve faiz oranı açısından bire bir örtüştüğü, dolayısıyla back to back

(karşılıklı) kredi yöntemiyle Pamukbank ve[E.]bankın zarara uğratıldığı iddiası ile ilgili olup

konuya ilişkin bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucunda:

...

Kural olarak bankacılık mevzuatına uygun

olarak verilen bir kredinin geri dönmemesi suç oluşturmamaktadır. Bununla

birlikte, bankacılık sektöründe kredilerle ilgili olarak karşılaşılan yasal

engellerin aşılması amacıyla kimi zaman çeşitli yöntemlere başvurulabilmektedir.

Bu yöntemlerden birisi de, iki ayrı banka tarafından cins, tutar, vade, faiz

oranı, kullanım tarihleri ve teminat şartları yönünden aynı olmak üzere,

bankaların sahibi olan firma ve iştiraklerinin karşılıklı olarak

kredilendirilmesi şeklinde tanımlanan ve öğretide 'sırt sırta kredi' ya da

'karşılıklı kredi' de denilen 'back to back' kredilerdir.

...

Sözcük anlamı, 'uzatma' olan temdit, hukuki

anlamda, tarafların aralarında yaptıkları bir sözleşme ile asıl sözleşmede

kararlaştırılan borcun ödeme zamanını uzatmaları biçiminde, bankacılık hukuku

açısından da kullandırılan kredilerin, ödeme zamanını uzatan yeni bir irade

birliği şeklinde tanımlanabilir.

Kredi verme işlemlerinde suç tarihinin

saptanması önem taşımaktadır. Geri ödenmeyeceği bilinerek kredi kullandırma

şeklinde işlenen zimmet suçunda, suçun kredinin açıldığı tarihte, buna karşın

açıldığı tarihte hukuka uygun olarak verilen bir kredinin sonradan hukuka

aykırı bir temdit ile ödenmeyecek hale getirilmesi durumunda ise, koşullarının

oluşması halinde zimmet suçu temdit tarihinde oluşacaktır.

Kredi açma eylemi ilk şekliyle zimmet suçunun

unsurlarını taşıyorsa, vadenin dolması ile teminatlara yönelinmeyip kredilerin

tahsili cihetine gidilmemiş ve aynı kredinin geri dönmeyeceği bilinerek kaynak

aktarımı kasdı ile vadesi uzatılmışsa kuşkusuz bu durumda da başlangıçta suç

teşkil eden eylemin devamı ve bir anlamda yenilenmesi niteliğindeki son eylem

yani temdit tarihi suç tarihi sayılacaktır.

Temdit işlemi ile kredinin hukuka aykırı hale

getirilmesinde göz önüne alınacak ölçü, kredinin niçin temdit edildiği

hususudur. Kredi alan firmaların mali yapısının bozulduğu, banka çıkarlarını

düşünen ve düşünmesi gereken yetkililer tarafından tespit edildiğinde yapılması

gereken iş yasal yollardan kredilerin tahsili cihetine gidilmesidir. Yasal

hükümler ve bankacılık teamülleri gereğince, kredilerin tahsil edilmesi için

uğraşılmamış ve teminatlara da başvurulmayarak temdit yöntemi izlenmişse zimmet

kastıyla hareket edilmiş demektir. Buna göre, mali yapısı bozulan firma

kredileri ödeyemeyecek durumda olmasına karşın temdit işlemi yapılmışsa zimmet

suçu oluşacaktır.

O halde bankacılık mevzuatı ve teamüllerine

göre kredinin ilk açıldığı andaki koşullar göz önüne alınarak değerlendirme

yapmak ve buna göre de nakit çıkış tarihini esas alarak eylemi nitelendirmek ve

kredilerde vade uzatımının suç oluşturmayacağını söylemek her zaman doğru

olmayacaktır. Eğer kredilerin vadesi uzatılmışsa, bu işlemin de zimmet suçunun

unsurlarını oluşturup oluşturmayacağı ayrıca incelenmelidir. Kredinin temdit

edilmesi başlangıçta hukuka uygun olarak açılan bir krediyi hukuka aykırı hale

getirebilir ya da başlangıçta da hukuka aykırı olan kredi kullandırma eyleminin

devamı ve yenilenmesi niteliğinde olabilir. Bunun belirlenmesi için kredinin

niçin temdit edildiğinin, kredi kullanan firmanın kredinin açılma tarihiyle

temdit tarihi arasındaki mali yapısının ve kredibilitesinin, kredi kullandıran

bankanın kredinin açıldığı ve temdit edildiği tarihlerde içinde bulunduğu mali

durum gibi hususlar ve bunlara göre faillerin hangi kasıtla hareket

ettiklerinin saptanması gerekmektedir. Bankanın, ekonomik durumunun kötüye

gitmesine ve bu konuda yetkili makamlar tarafından yapılan tespitler sonucunda

uyarılmasına rağmen, verilen kredilerin tahsil edilmesi yerine temdit etme

yöntemi tercih edilmişse ya da kredi kullanan firmaların mali yapısının bozuk

olması nedeniyle kredinin ödenmeyeceğinin anlaşılmasına karşın verilen

kredilere ait teminatlar kullanılarak kredinin tasfiyesi yerine vadesi

uzatılmışsa zimmet kastı ile hareket edildiği ortadadır.

...

Mali durumları bozuk olan iki bankanın Hazine

Müsteşarlığının uyarı yazılarından dolayı kendi grup firmalarına kredi

kullandıramamaları nedeniyle karşılıklı olarak birbirlerinin grup firmalarına

kredi kullandırmaları, bu kredilerin ilk vadelerinde ödenmemesi üzerine 2 ay 18

gün sonra TMSF’ye devredilecek olan banka [E.]bank tarafından kullandırılan

kredilerin vadelerinin uzatılmasının söz konusu olduğu olayda, kredilerin

temdit edildiği 09.08.2000 tarihinin suç tarihi olduğu kabul edilmelidir.

... Back to back (karşılıklı) kredilerin

zimmet suçunu oluşturabilmesi için kredi kullandırmanın amacının banka

kaynaklarının kredi görünümü altında başkalarına aktarılması gerekmektedir.

Kredi veren bankanın içinde bulunduğu mali durum, krediyi alan firmaların

kredibiliteleri ve yeterli teminat alınıp alınmadığı saptanarak kredi vermedeki

amaca ulaşılabilir. İnceleme konusu olayda Hazine Müsteşarlığı talimatlarına

rağmen hakkında kredibilite çalışması yapılmayan firmalara kredi verilmesi,

krediler vadelerinde ödenmediği halde tahsili cihetine gidilmeden vadelerinin

uzatılması, kredi görünümü altında banka parasının başkalarına aktarılması

sonucunu doğurduğundan, somut olayda eylemlerin zimmet suçunu oluşturduğu kabul

edilmelidir.

...

İnceleme konusu olayda, [E.]bank ve Pamukbank yönetim kurulu tarafından hakim

hissedarların sahibi olduğu grup firmalarına aynı dönemde back to back yöntemle

kredikullandırma suretiyle gerçekleştirilen eylemler bankaların TMSF’ye

devredilmesinden sonra basit bir denetimle ortaya çıkarıldığından hileli

davranış niteliğinden yoksun olup eylemin basit zimmet suçunu oluşturduğu kabul

edilmelidir.

Bu nedenlerle, [başvurucu] Mehmet Emin Karamehmet ...hakkında (1) nolu

uyuşmazlık konusunu oluşturan[E.]bank

tarafından Çukurova Grubu firmaları olan ...kredi kullandırma eylemlerinin

hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğu gerekçesiyle 765

sayılı TCY’nın 102/4 ve 104/2. maddeleri uyarınca kamu davasının zamanaşımı nedeniyle

ortadan kaldırılmasına ilişkin yerel mahkeme hükmü ile bu hükmün onanmasına

ilişkin Özel Daire kararında isabet bulunmamaktadır.

- İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 24/12/2003 tarihli

iddianamesinin konusunu oluşturan ve Mahkemece talimatlara aykırılık suçunu

oluşturduğu gerekçesiyle zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilen,

başvurucuların gayrinakdi kredi kullandırma

eylemlerinin banka zimmeti suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin olarak

aşağıdaki değerlendirmeleri yapmış ve onama kararını başvurucular yönünden

kaldırmıştır:

"Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının

24.12.2003 gün ve 449 sayılı iddianamesine konu beş firmaya nakdi ve gayrı

nakdi kredi kullandırma ile avans verme suretiyle Pamukbank’ın zarara

uğratıldığı iddiası ile ilgili olup, yerel mahkemece eylemlerin talimatlara

aykırılık suçunu oluşturduğu kabul edilerek 765 sayılı TCY’nın 102/4 ve 104/2

maddeleri uyarınca kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına

karar verilmiş[tir.]

...

Uyuşmazlık konusu kredilerle ilgili olarak,

Hazine Müsteşarlığının Çukurova Grubuna doğrudan veya dolaylı olarak hiçbir

şekilde kredi kullandırılmaması yönündeki birden fazla uyarısına rağmen,

Pamukbank yönetim kurulu üyesi aynı zamanda banka kredi tahsis komitesinde

görevli olan sanıkların, kredibiliteleri bulunmayan beş firma ile ilgili ön

istihbarat çalışması yapılmadan, mali durum analiz raporu düzenlenmeden, adı

geçen firmalara kredi kullandırma, avans verme ve gayrı nakdi kredi temin etme

şeklinde gerçekleştirdikleri eylemlerin hem 4389 sayılı Yasanın 22. maddesinin

2. fıkrasından düzenlenen talimatlara aykırılık suçunu hem de aynı maddenin 3.

fıkrasında düzenlenen banka zimmeti suçunu oluşturduğu, 765 sayılı TCY’nın 79

ve 5237 sayılı TCY’nın 44. maddesi uyarınca en ağır cezayı gerektiren banka

zimmeti suçundan dolayı cezalandırılmaları gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

...

... yapılan açıklamalar uyarınca, sanıkların

eylemlerinin basit bir iç denetimle ortaya çıkarılması nedeniyle hileli

davranış niteliğinden yoksun bulunduğu anlaşıldığından suçun basit zimmet

olarak kabulü gerekir.

Bu nedenle ... kamu davasının zamanaşımı

nedeniyle ortadan kaldırılmasına ilişkin yerel mahkeme hükmü ile bu hükmü

onayan Özel Daire kararında isabet bulunmamaktadır."

- İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 8/4/2004, 15/6/2004 ve

16/6/2004 tarihli iddianamelerle açılan kamu davalarındaki eylemlerinin banka

zimmeti suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin olarak aşağıdaki

değerlendirmeleri yapmıştır:

"Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının

08.04.2004 gün ve 2778 sayılı, 15.06.2004 gün ve 4725 sayılı ve 16.06.2004 gün

ve 4774 sayılı iddianamelerine konu toplam 13 firmaya kredi kullandırma

eylemlerinin banka zimmeti suçunu oluşturduğu yerel mahkemece kabul edilmiş,

zincirleme suretiyle banka zimmeti suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri Özel

Dairece güveni kötüye kullanma suçunu oluşturabileceğinden bahisle oyçokluğu

ile bozulmuş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise eylemlerin nitelikli zimmet

suçunu oluşturacağı görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurmuştur.

...

Bu uyuşmazlıkla ilgili aşağıda yapılacak

açıklamaların (a) bölümünde bahsedilen krediler Çukurova Grubu firmalarına 4389

sayılı Yasa yürürlüğe girdikten sonra 2000 ve 2001 yıllarında kullandırılmış,

(b) bölümünde bahsedilen krediler Çukurova Grubu firmalarına ve (c) bölümünde

bahsedilen krediler ise grup dışı firmalara 4389 sayılı Yasa yürürlüğe girmeden

önce kullandırıldıktan sonra Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra temdit

edilmiştir.

Yukarıda yapılan açıklamaların “a” ve “b”

bölümlerinde adı geçen grup firmalarına.../ [k]ullandırılan kredilerde yeterli

teminat alınması nedeniyle zimmet suçunun oluşmayacağı düşünülebilirse de; suç

konusu kredilerle ilgili teminatların kredi borçlusu olan diğer grup

firmalarının kefaletleri olduğu, vadelerin dolmasından sonra bu teminatlara

başvurulmadığı, kredi kullanan ve kredi sözleşmelerinde kefaleti bulunan

şirketlerin banka hakim ortağı olan sanık Mehmet Emin Karamehmet’e ait firmalar

olduğu, böylece kredi veren, kredi kullanan ve temin edenlerin aynı kişilere

ait firma ve kurumlar olduğu anlaşıldığından, ödenmeyeceği bilinerek

kullandırılmış ve vadeleri uzatılmış krediler için alınan teminatların geçerli

olmadığı, kağıt üzerinde formalite olarak kaldığı anlaşılmaktadır. Bu

itibarla,...[anılan] kredi kullandırma eylemlerinin zimmet suçunu oluşturduğu

kabul edilmelidir.

Sanıkların eylemlerinin zimmet suçunu

oluşturduğunun kabulünün ardından, zimmet suçunun basit mi yoksa nitelikli

halinin mi gerçekleştiğine yönelik olarak yapılan değerlendirmede;

Pamukbank yönetim kurulu ve aynı zamanda kredi

tahsis kurulu başkan ve üyeleri olan sanıkların bankacılık usul ve teamüllerine

aykırı olarak, baştan itibaren geri dönmeyeceğini bile bile grup firmalarına

kredi kullandırma suretiyle banka kaynaklarının aktarılmasına neden oldukları

olayda, bankanın aldatılmasından, dolayısıyla yapılan işlem ve eylemlerin

hileli davranışlar niteliğinde olduğundan söz edilmeyeceği gibi, zimmet ve

miktarının Hazine Müsteşarlığı müfettişlerinin olağan denetimi ile,

bilirkişilerin banka içi kayıtlar üzerinde yaptıkları inceleme ve araştırma

sonucunda, kesin bir biçimde ortaya çıkarılmış olması karşısında, suçun basit

zimmet olarak kabulü gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

...

Grup dışı firmalara 4389 sayılı Bankalar

Yasasının yürürlüğe girmesinden önce kullandırılıp Yasanın yürürlüğe

girmesinden sonra temdit edilen kredilere gelince;

...

... (c) bölümünde adı geçen ...Film ve

Yapımcılık San. Tic. A.Ş ve ... Holding A.Ş’ye kredi kullandırma eylemlerinden

önce, firmaların kredibilitelerinin bulunup bulunmadığının tespitine yönelik

olarak ön istihbarat çalışmasının yapılmadığı, mali durum analiz raporları

düzenlenmediği, kredilerin vadelerinde ödenmediği halde yasal takibata

geçilmediği ve teminatlara yönelinmediği, haklarında çeşitli alacak davaları ve

icra takipleri olan ve bu suretle kredibiliteleri bulunmayan firmalara

kullandırılan kredilerin geri dönmeyeceği bilinerek temdit edildiği

anlaşıldığından, eylemlerin zimmet suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.

...

Uyuşmazlığa konu eylemlerin de bankanın

TMSF’ye devredilmesinden sonra basit bir iç denetimle ortaya çıkarılması

nedeniyle hileli davranış niteliğinden yoksun bulunduğu anlaşılmakla suçun

basit zimmet olarak kabulü gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

Diğer taraftan, (3) nolu uyuşmazlıktaki

eylemler nedeniyle suçun basit zimmet olarak nitelendirilmesinden sonra, sanık

Mehmet Emin Karamehmet yönünden 5411 sayılı Yasanın 160/3. maddesinin

uygulanmasının isabetli olup olmadığı konusunun da ayrıca ele alınması

gerekmektedir.

...

Suç ve cezaların yasallığı ilkesi uyarınca

5020 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önceki kredi işlemlerinin 4389 sayılı

Bankalar Yasasının 22/4. maddesi ve 5411 sayılı Bankacılık Yasasının 160/3.

maddesinde düzenlenen ve her iki Yasaya göre de basit zimmet suçundan daha ağır

yaptırımlar öngören varsayımsal zimmet suçunu oluşturmayacağı açıktır.

Bu itibarla, Ceza Genel Kurulunda yapılan

değerlendirmeler sonucunda eylemlerin basit zimmet suçunu oluşturduğu kabul

edildikten sonra, sanık Mehmet Emin Karamehmet hakkında eylem tarihlerinden

sonra hukukumuza giren ve suç olarak düzenlenen varsayımsal zimmete ilişkin

4389 sayılı Bankalar Yasasının 22. maddesinin 4. fıkrasının ya da 5411 sayılı

Bankacılık Yasasının 160. maddesinin 3. fıkrasının uygulanma koşullarının

bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Öte yandan, birden fazla kredilendirme

eylemlerinin her birinin ayrı zimmet suçunu mu oluşturduğu yoksa zincirleme suç

olarak mı kabulünün gerekeceği konusunun da çözümlenmesi gerekmektedir:

...

Bu açıklamalar gözönüne alınarak somut olay

değerlendirildiğinde;

Banka mevduatının doğrudan ya da usulsüz kredi

verilmek suretiyle zimmete geçirilmesi şeklinde gerçekleştirilen tüm suçların

bir suç işleme kararının icrası kapsamında işlendiği anlaşılmaktadır.

... back to back kredilendirme yöntemiyle

gerçekleştirilen eylemlerin mağdurunun [E]bank olduğu ve bu eylemin ayrı suç oluşturması

gerektiği düşünülebilirse de; back to back kredilendirme yöntemiyle

gerçekleştirilen kredi ilişkisinde eylemlerin karşılığını oluşturacak şekilde

aynı miktarda Pamukbank tarafından da [B. ve Ç.] grubuna kredi kullandırıldığı ve bu kredilerin

temdit edilmediği için itiraz kapsamına dahil edilmediği anlaşıldığından, sanık

Mehmet Emin Karamehmet hakkında (1) nolu uyuşmazlık konusunu oluşturan eylemler

de dahil olmak üzere sanıkların tüm eylemlerinin zincirleme biçimde basit

zimmet suçunuoluşturduğu kabul edilmelidir.

26. Bozma sonrası 21/11/2012 tarihli celsede başvurucuların

bilirkişi incelemesi talebi aşağıdaki gerekçeyle reddedilmiştir:

"[Başvurucu] müdafilerinin,gerek temdit konusu işlemlerle ilgili,

gerekse talimatlara aykırılık teşkil eden eylemlerin zimmet oluştup

oluşturmadığı yönünden, bilirkişi heyet raporu alınması yönündeki taleplerin,

dosyada mevcut bilirkişi raporlarında, gerek temdit gereksetalimatlara

aykırılık teşkil eden kredilendirme, avans gibi işlemler yönünden tespit ve

değerlendirmelerin mevcut olduğu, mahkememizcebilirkişi raporlarındaki

madditespitlerin, değerlendirilmesinin yapılacağı gözönünde bulundurularak,

sanık müdafilerinindosyanın yeniden bilirkişi heyetine tevdii yönündeki

taleplerinin [reddedilmiştir.]"

27. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda

başvurucular 10/5/2013 tarihli karar ile zincirleme biçimde basit zimmet

suçundan hapis cezalarına mahkûm edilmiştir.

28. Anılan hükümlerin başvurucular tarafından temyiz edilmesi

üzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesince 23/1/2015 tarihli kararla firmalara

gayrinakdi kredi sağlanması fiilleri ile ilgili olarak bu firmaların

kredibilitelerinin bulunup bulunmadığının tespitine yönelik ön istihbarat

çalışması yapılmadığı ve malî durum analiz raporları düzenlenmediği

gerekçeleriyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

29. Anılan karara Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan

itiraz Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 2/6/2015 tarihli kararla reddedilmiştir.

Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Geri dönmeyeceği bilinerek kaynak

aktarımı kasdı ile hareket edip etmediklerinin, dolayısıyla banka zimmeti

suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenebilmesi açısından sözkonusu

araştırmanın yapılmasında zorunluk bulunmaktadır.

Sözü edilen firmalara kullandırılan kredi

tutarları, sanıklar hakkında temel cezanın belirlenmesi ve zincirleme suç

hükümlerinin uygulanmasına da etki edeceğinden, bu kredilerin zimmet suçunun

konusu olup olmadığının tespitine yönelik olarak araştırmanın tamamlanması ve

sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, eksik

araştırma ile hüküm kurulması kanuna aykırıdır."

30. Mahkemece yeniden yapılan yargılamada başvurucular hakkında

10/5/2013 tarihli hükümde zimmet miktarına esas alınan, bazı şirket ve

holdinglere 24/5/2000 tarihinde yapılan avans ödemelerine ilişkin eylemlerin

zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle bu işlemler zimmet miktarına dâhil

edilmeyerek 7/12/2015 tarihinde 8/6/1999 tarihli ve 4389 sayılı mülga Bankalar

Kanunu’nun 22. maddesinin (3) numaralı fıkrasının birinci cümlesi uyarınca

hapis cezalarına hükmedilmiştir.

31. Yargılama kapsamında birçok bilirkişiden rapor alınmıştır.

Başvurucuların Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında da belirtilen kredibiliteye

yönelik malî durum analiz raporlarının düzenlenmesi hususuyla ilgili bilirkişi

incelemesi yapılması talebi Mahkemece aşağıdaki gerekçeyle kabul edilmemiştir:

"Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun

2015-7/379 esas 2015/177 karar nolu 02.06.2015 tarihli kararında, firmalara

kredi kullandırma öncesinde kredibiliteye yönelik araştırma yapılmadığı, geri

dönmeyeceği bilinerek kaynak aktarımı kastı ile hareket edip etmediklerinin,

dolayısı ile banka zimmeti suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının

belirlenebilmesi açısından, kredibiliteye yönelik mali durum analiz

raporlarının düzenlenip düzenlenmediği konusunda araştırma yapılmadığından,

eksik inceleme olduğu kabul edilmiştir. Oysa Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı

Banka ve Kambiyo Genel Müdürlüğünün 16.08.1991, 23.01.1998, 11.04.2000 tarihli

uyarı yazıları, bankanın 30.06.1999 tarihli mali tabloları ile bankalar yeminli

başmurakıplarının inceleme sonucu düzenledikleri 28.02.2000 gün ve R-2 R-2

sayılı mali bünye raporlarına göre, firmaların kredibilitelerinin olmayıp mali

verilerinin olumsuz olduğu tereddüt hasıl olmayacak şekilde açıktır. Bu sebeple

bu hususların yeniden araştırılması ve zimmet suçunun oluşup oluşmayacağının

tespiti ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine dair

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2015-7/379 esas 2015/177 karar nolu 02.06.2015

tarihli kararına uyulma[mıştır.]"

32. Kararın gerekçesinde, başvurucuların yönetim ve

denetimlerinde bulunan Bankaya ait parayı Çukurova Grubu şirketlerine kredi

veriyormuş gibi gösterip usulsüz işlemlerle ve karşılıklı kredi verip alarak

Bankanın hâkim hissedarı olan Çukurova Grubu şirketlerine ve lehlerine menfaat

temin ettikleri belirtilmiştir.

33. Mahkemenin 7/12/2015 tarihli bu hükmü de başvurucular

tarafından temyiz edilmiştir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı,

Mahkemece ilk hükümde yer almayan yeni ve değişik gerekçe ile karar

verildiğinden hükmün Özel Daire tarafından incelenmesi gerektiği düşüncesini

içeren ve onama istekli tebliğname düzenlemiştir. Dosyanın gönderildiği

Yargıtay 7. Ceza Dairesince 5/5/2016 tarihinde aşağıdaki şekilde karar

verilmiştir.

"Dairemizin 23.01.2015 tarihli 5 ve 6

nolu bozma kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığı itirazının reddine ilişkin 02.06.2015 tarihli kararı üzerine,

yerel mahkemece verilen 07.12.2015 günlü hüküm Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun

ve Dairemizin kararına direnme niteliğinde olup, konuyu inceleme görevinin

Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulu'na ait bulun[maktadır.]"

34. Talep Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve Mahkemenin

son uygulamasının direnme kararı olmayıp yeni hüküm niteliğinde bulunduğu

gerekçesiyle dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay 7. Ceza Dairesine

gönderilmesine karar verilmiştir. Dosya kendisine gelen Yargıtay 7. Ceza

Dairesi de 30/11/2016 tarihli kararıyla hükmün onanmasına karar vermiştir.

35. Başvurucular nihai karardan 22/12/2016 tarihinde haberdar

olmuş ve 19/1/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

C. Bireysel Başvuru Sonrası Yaşanan Gelişmeler

36. Başvurucular onama kararından sonra Yargıtay 7. Ceza

Dairesinin 30/11/2016 tarihli kararına yönelik olarak itiraz kanun yoluna

gidilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından talepte bulunmuşlardır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, itirazı gerektirir maddi ve hukuki bir sebep

bulunmadığı gerekçesiyle itiraz yoluna gitmemiştir.

37. Başvurucular 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık

Kanunu'na eklenen geçici 32. maddeyle mezkûr eylemin suç olmaktan çıkarıldığını

belirterek Mahkemeden uyarlama talebinde bulunmuşlardır.

38. Uyarlama talebi, anılan düzenlemenin ulusal ve uluslararası

konjonktür kaynaklı makroekonomik gelişmeler dolayısıyla ülkemizde yaşanan

ekonomik darboğaz nedeniyle reel sektörde borçlu şirket/firmaların finansal sorunlarının

çözümlenmesi amacıyla şartları taşıyan ve yükümlülükleri yerine getiren borçlu

şirket/firmalar ile finans kurumlarının yapacağı finansal yeniden yapılandırma

sözleşmelerinde uygulanabilme imkânının bulunduğu ve geçmişte yapılan iş ve

işlemlere ilişkin olarak uygulanma imkânının olmadığı belirtilerek

reddedilmiştir.

39. Başvurucular birçok kez yargılamanın yenilenmesi talebinde

bulunmuş, ancak bu talepleri her defasında reddedilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

40. 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun

202. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Görevi sebebiyle kendisine tevdi olunan

veya muhafaza, denetim veya sorumluluğu altında bulunan para veya para yerine

geçen evrak veya senetleri veya diğer malları zimmetine geçiren memura altı yıldan

oniki yıla kadar ağır hapis ve meydana gelen zararın bir misli kadar ağır para

cezası verilir.

Yukarıdaki fıkrada gösterilen cürüm, dairesini

aldatacak ve fiilin açığa çıkmamasını sağlayacak her türlü hileli faaliyette

bulunmak suretiyle işlenmiş ise faile oniki yıldan aşağı olmamak üzere ağır

hapis ve meydana gelen zararın üç misli kadar ağır para cezası verilir."

41. 765 sayılı mülga Kanun'un 510. maddesi şöyledir:

"Geçen iki maddede yazılı cürümler meslek

ve sanat veya ticaret veya hizmet sebebiyle veya emanetçi sıfatiyle veyahut

idare etmek için kendisine tevdi olunan veya teminat olarak teslim edilen

şeyler üzerinde yapılırsa faili hakkında bir seneden beş seneye kadar hapis

cezası tertip olunur ve şikâyetname itasına hacet kalmaksızın takibat

yapılır."

42. 4389 sayılı mülga Kanun’un 22. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Banka yönetim kurulu

başkan ve üyeleri ile diğer mensupları görevleri dolayısıyla kendilerine tevdi

olunan veya muhafazaları, denetim veya sorumlulukları altında bulunan bankaya

ait para veya sair varlıkları zimmetlerine geçirirlerse altı yıldan on iki yıla

kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılacakları gibi bankanın uğradığı zararı

tazmine mahkum edilirler. ... Zararın kovuşturma yapılmadan önce tamamıyla

ödenmiş olması halinde cezaların yarısı, ödeme hükümden önce gerçekleştirilmiş

ise üçte bir oranında indirilir."

43. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 7.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna

göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik

tedbiri uygulanamaz. İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç

sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik

tedbiri uygulanamaz.”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

44. Mahkemenin 28/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Suçların ve Cezaların

Kanuniliği İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

45. Başvurucular, mahkûmiyetlerine neden olan kredilerin 4389

sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 23/6/1999 tarihinden önceki dönemde

verildiğini ve paranın Bankadan çıkış tarihi yerine kredilerin temdit edildiği

tarihin esas alındığını, suçun işlendiği iddia edilen tarihte yürürlükte

olmayan bir kanuna göre cezalandırıldıklarını, kanunun öngörülebilir olmayacak

şekilde yorumlandığını belirterek suçların ve cezaların kanuniliği ilkesinin

ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

46. Anayasa’nın “Suç ve

cezalara ilişkin esaslar” kenar başlıklı 38. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

''Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan

kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu

işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza

verilemez.''

47. Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan suçların ve cezaların

kanuniliği ilkesi uyarınca hangi fiillerin yasaklandığının ve bu yasak fiillere

verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi,

kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekmektedir. Kişilerin

yasak fiilleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve

özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır (AYM, E.2019/9,

K.2019/27, 11/4/2019, § 13). Bununla birlikte ne kadar açık ve anlaşılır

şekilde düzenlenirse düzenlensin suç ve ceza öngören kurallar için yargı

organlarının yorumuna ihtiyaç duyulabilir. Ancak yargı organlarınca yapılacak

yorumun kuralın özüyle çelişmemesi ve öngörülebilir olması gerekir.

48. Suçların ve cezaların kanuniliği ilkesi, temel hak ve

özgürlüklerin somutlaştırıldığı uluslararası sözleşmelerde de yer almaktadır.

Bu ilke Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Kanunsuz ceza

olmaz” kenar başlıklı 7. maddesinin birinci paragrafında “Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası

hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz.

Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir

ceza verilemez.” şeklinde düzenlenmiştir (AYM, E.2019/9, K.2019/27,

11/4/2019, § 14).

49. Hukuki belirliliğin ve hukuk güvenliğinin gereği olarak

Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için

konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez” hükmüyle aleyhe

kanunun geçmişe uygulanması yasaklanmıştır. Ceza normlarının zaman bakımından

uygulanmasını düzenleyici nitelikteki bu kural kanunilik ilkesinin bir alt

ilkesi olan aleyhe kanunun geçmişe uygulanması yasağı olarak ifade

edilmektedir. Bu yasak kişi özgürlüğü lehine kabul edilmiş bir güvence

niteliğindedir (AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 16).

50. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, başvurucuların iddialarını

değerlendirmiş; açıldığı tarihte hukuka uygun olarak verilen bir kredinin

sonradan hukuka aykırı bir temdit ile ödenmeyecek hâle getirilmesi durumunda

-diğer koşulları da varsa- zimmet suçunun temdit tarihinde oluşacağına karar

vermiştir. Anılan karara göre kredi açma eylemi ilk şekliyle zimmet suçunun

unsurlarını taşıyorsa, vadenin dolması ile teminatlara yönelinmeyip kredilerin

tahsili cihetine gidilmemiş ve aynı kredinin geri dönmeyeceği bilinerek kaynak

aktarımı kasdı ile vadesi uzatılmışsa bu durumda da başlangıçta suç teşkil eden

eylemin devamı ve bir anlamda yenilenmesi niteliğindeki son eylem yani temdit

tarihi suç tarihi sayılacaktır. Mahkeme de bu tespitlere uygun şekilde karar

vermiştir. Yargıtayın (bkz. § 25) ve Mahkemenin suç tarihini belirlemeye

yönelik anılan uygulamalarıyla, kanun koyucunun yasak olarak belirlediği fiilin

kapsamının suçların ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırı olacak şekilde

genişletilmediği; yapılan yorumun zimmet suçuna ilişkin kuralın (bkz. § 40)

özüyle çelişmediği ve öngörülebilir olduğu anlaşılmaktadır.

51. Diğer taraftan belirtilen tarihte 4389 sayılı Kanun'un 22.

maddesi yürürlükte bulunduğundan başvurucuların işlendiği zaman yürürlükte

bulunan kanunun suç saydığı bir fiilden dolayı cezalandırıldığı ve aleyhe

kanunun geçmişe uygulanması yasağına aykırı bir durumun söz konusu olmadığı

anlaşılmaktadır. Sonuç olarak söz konusu ilkeye yönelik bir ihlalin

bulunmadığının açık olduğu sonucuna varılmıştır.

52. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Çelişmeli Yargılama ve

Silahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

53. Başvurucular; atılı banka zimmeti suçunun unsurlarının

oluşup oluşmadığının belirlenebilmesi açısından kredi işlemlerinde yeterli

teminat alınıp alınmadığı, kredilerin ödenip ödenmediği ile fiilî ödeme ve

teminatlar dikkate alınarak varsa zimmetin miktarının bilirkişiler yoluyla

tespiti taleplerinin reddedildiğini, yargılamanın hakkaniyete uygun

yürütülmediğini, sadece BDDK ve TMSF tarafından hazırlanan raporlara

dayanılarak mahkûmiyet kararı verildiğini belirterek Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki çelişmeli yargılama ve

silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

54. Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca herkes iddia, savunma ve adil yargılanma hakkına sahiptir.

Anayasa'nın anılan maddesinde adil yargılanma hakkından ayrı olarak iddia ve

savunma hakkına birlikte yer verilmesi, taraflara iddia ve

savunmalarını mahkeme önünde dile getirme fırsatı tanınması gerektiği anlamını

da içermektedir (Mehmet Fidan, B.

No: 2014/14673, 20/9/2017, § 37).

55. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "... ile adil yargılanma"

ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin tarafı olduğu

uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının

madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de

Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına

dâhil edilen çelişmeli yargılama ve silahların

eşitliği ilkelerine Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir. Bu itibarla anılan ilkelerin adil yargılanma hakkının kapsam ve

içeriğine dâhil olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Anılan ilkelere uygun olarak

yürütülmeyen bir yargılamanın hakkaniyete uygun olması mümkün değildir.

56. Ceza davasında ulaşılmak istenen temel amaç, maddi gerçeğin

adil yargılanma hakkına uygun olarak ortaya çıkarılmasıdır. Çelişmeli yargılama

ilkesi, bu amacın gerçekleştirilmesinin en önemli unsurlarındandır. Anılan ilke

taraflara dava dosyası hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının

tanınmasını gerektirmektedir (Tahir

Gökatalay, B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 25; Cezair Akgül, B. No: 2014/10634,

26/10/2016, §§ 27-31).

57. Çelişmeli yargılamanın bir amacı da dosyaya bir

görüşün/talebin girmesini sağlamakla sınırlı olmayıp onun mahkemece dikkate

alınarak bir sonuca ulaşmasını sağlamaktır. Çelişmeli yargılama ilkesi, sanığın

aleyhindeki delillerin çelişmeli bir usul ile mahkemeye sunulmasını ve sadece tanık

beyanlarının değil diğer delillerin de tartışılmasını gerektirir (Cezair Akgül, § 28).

58. Taraflar arasında hakkaniyete uygun bir dengenin

sağlanmasını amaçlayan silahların eşitliği ilkesi ise davanın taraflarının

usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan

birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve

savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip

olması anlamına gelir (Yaşasın Aslan,

B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32). Bu usul güvencesi uyuşmazlığın her iki

tarafına da savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkânı tanınmasını

(Yüksel Hançer, B. No: 2013/2116,

23/1/2014, § 18), iddia makamı tarafından gösterilen ve edinilen maddi

bilgilerin açıklanmasını, ceza yargılamasında sanığın aleyhine bir hukuki

durumun yaratılmamasını da kapsamaktadır (Yankı

Bağcıoğlu ve diğerleri [GK], B. No: 2014/253, 9/1/2015, §§ 63, 64).

59. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesinin görevi, herhangi bir

davada bilirkişi raporu veya uzman mütalaasının gerekli olup olmadığına karar

vermek değildir (Sencer Başat ve diğerleri

[GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 68). Mahkemenin görevi delillerin

sunulması da dâhil olmak üzere başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde

adil olup olmadığının değerlendirilmesidir. Diğer yandan bilirkişilerin duruşma

sırasında dinlenilmesine karar verme yetkisi de derece mahkemelerine aittir.

Derece mahkemesi, bir davada maddi gerçeğin ortaya çıkmasına yardımcı

olmayacağını değerlendirdiği uzman bilirkişilerin duruşmada dinlenilmesi

taleplerini, gerekçelerini ortaya koymak koşuluyla usul ekonomisi ilkesini de

dikkate alarak reddedebilir; bilirkişi mütalaasına uymayan bir karar verebilir

(Yahya Murat Demirel ve Hüsnü Barbaros

Olcay, B. No: 2013/7996, 17/2/2016, § 54).

60. Somut olayda başvurucuların bilirkişi incelemesi talepleri;

dosyada mevcut bilirkişi raporlarında gerek temdit gerekse talimatlara

aykırılık teşkil eden kredilendirme, avans gibi işlemler yönünden tespit ve

değerlendirmelerin mevcut olduğu, bilirkişi raporlarındaki maddi tespitlerin

değerlendirilmesinin Mahkemece yapılacağı belirtilerek reddedilmiştir. Malî

bünye raporlarına göre firmaların kredibilitelerinin bulunmadığı ve verilerinin

olumsuz olduğu hususlarında tereddüt olmadığı gerekçesiyle de kredibiliteye

yönelik malî durum analiz raporlarının düzenlenmesine gerek görülmemiştir (bkz.

§ 31).

61. Başvuruya konu olayda, uyuşmazlığın çözümü için bilirkişi

raporlarının yeterli olup olmadığına ve yeni bir bilirkişi raporu alınmasının

gerekip gerekmediğine ilişkin olarak yapılan değerlendirmelerin açıkça keyfîlik

ve bariz takdir hatası taşımadığı, başvurucuların yargılamanın sonucunu

etkileyecek usule ilişkin imkânlardan mahrum bırakılmadığı, dolayısıyla

yargılamanın bütünlüğü içinde çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği

ilkelerine yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşılmaktadır.

62. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının da, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Bağımsız ve Tarafsız

Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

63. Başvurucular; yargılamayı gerçekleştiren hâkimlerden biri

ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunda aleyhe oy kullanan üyelerin Fetullahçı Terör

Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanmasına (PDY) üye oldukları

iddiasıyla açığa alınıp gözaltına alındıklarını, bu durumun bağımsız ve

tarafsız mahkemede yargılanma hakkını zedelediğini, bu hususun da mahkemenin

tarafsızlığına ve bağımsızlığına zarar verdiğini ileri sürmüşlerdir.

64. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (3), 48.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca bireysel başvuruda, kamu

gücünün neden olduğu iddia edilen ihlale dair olayların tarih sırasına göre

özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki hakların ne şekilde ihlal

edildiği, buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014,

§§ 19, 20).

65. Somut olayda bu iddianın başvuruya konu yargılamayı yapan

mahkemenin bağımsızlığını ve tarafsızlığını ihlal eden hususlara ya da

başvuruculara isnat edilen ve derece mahkemesince sabit görülen fiilleri, bu

fiillere dayanılarak yapılan işlemlerin sıhhatini etkilediğine ilişkin somut ve

hukuken kabul edilebilir herhangi bir açıklama başvurucular tarafından

yapılmamıştır. Bu itibarla başvurucular, ihlal iddiasına ilişkin delillerini

sunma, temel hak ve özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunma

yönündeki yükümlülüklerini yerine getirmemiştir. Dolayısıyla başvurucular

tarafından ileri sürülen bu iddianın temellendirilemediği sonucuna

ulaşılmıştır.

66. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Diğer İhlal İddiaları

67. Başvurucular; Mahkemenin, bozma kararındaki eksikliği

giderecek hiçbir ek inceleme yapmadan tekrar hüküm tesisi yoluna gittiğini,

Uzman A.E.nin görüşlerini ve tanık M.B.nin beyanlarını değerlendirmeden karar

verdiğini, aynı durumdaki kişilerle ilgili değerlendirmelerle çelişki

oluşturacak şekilde tespitlerde bulunulduğunu, TMSF'nin katılma talebinden

vazgeçmiş olmasının nazara alınmadığını ve Hazinenin talimatıyla hareket etmiş

olmaları nedeniyle bu tarz bir yaptırımla karşılaşabileceklerini

öngöremediklerini belirterek adil yargılanma hakkının ve bu hakla bağlantılı

olarak eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

68. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu

olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil

eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu

kapsamda değildir (Ahmet Sağlam,

B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

69. Bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale

iddiası içermeyen, yargılama sonucunda verilen kararın hukuka aykırı olduğuna

ilişkin bu şikâyetler yukarıda belirtilen içtihat kapsamında kanun yolu

şikâyeti niteliğindedir.

70. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da, diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

71. Başvurucular, bireysel başvurularından sonra 11/9/2018 ve

19/12/2018 tarihlerinde dilekçeler vererek makul sürede yargılanma ve mülkiyet

haklarının da ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

72. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği

bireysel başvurunun başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemiş

ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.

73. Somut olayda nihai karar başvurucular tarafından 22/12/2016

tarihinde öğrenilmiş ve 19/1/2017 tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır.

Öğrenme tarihinden itibaren otuz günlük başvuru süresi geçtikten sonra

başvurucuların bu kez 11/9/2018 ve 19/12/2018 tarihlerinde ek beyan dilekçesi

verdiği anlaşıldığından ek beyan dilekçesinde ileri sürülen iddiaların

incelenmesi mümkün değildir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Gerekçe belirtmemeleri nedeniyle başvurucuların gizlilik

taleplerinin REDDİNE,

B. 1. Suçların ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Yargılamanın sonucunun adil olmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

28/1/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Recep KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL Raportör : Akif YILDIRIM Başvurucular : 1. Mehmet Emin KARAMEHMET 2. Orhan EMİRDAĞ 3. Osman BERKMEN Vekili : Av. Ahmet MUTLU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/4902, 28 Ocak 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Başvurucular Hakkında Dava Açılması Süreci
  7. B. Başvurucular Hakkında Açılan Davalar
  8. C. Bireysel Başvuru Sonrası Yaşanan Gelişmeler
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Suçların ve Cezaların
  12. B. Çelişmeli Yargılama ve
  13. C. Bağımsız ve Tarafsız
  14. D. Diğer İhlal İddiaları
  15. A. Gerekçe belirtmemeleri nedeniyle başvurucuların gizlilik
  16. B. 1. Suçların ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal
  17. C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  18. M. Emin KUZ
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/4902
Tarih
28 Ocak 2020

İlgili Kararlar

  • Dursun Onur Başvurusu (B. No: 2015/7877)
  • Nuray Volkan Başvurusu (B. No: 2017/18736)
  • Fidanlar İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2017/38836)
  • Merve Ertan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/7249)
  • Alois Harrer ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/26283)
  • Bülent Teoman Özkan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/557)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.