İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mesut Değer Başvurusu (B. No: 2013/7541)

1. Başvurucu, 31/12/2007 tarihinde Ankara 15. İş

Başvuru No2013/7541Tarih18 Haziran 2014Okuma20 dk · 4.058 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mesut Değer Başvurusu

Karar tarihi
18 Haziran 2014
Başvuru Numarası
2013/7541
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.058 kelime·20 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, 31/12/2007 tarihinde Ankara 15. İş

Mahkemesinde aleyhine açılan tazminat ve alacak davasının kabulüne karar

verildiğini, davacı aleyhine açtığı karşı davanın ise reddedildiğini ve makul

sürede yargılama yapılmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş, ihlalin tespitini ve tazminat ödenmesini talep

etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 11/10/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine

doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4.

Birinci Bölümün 12/12/2013 tarihli ara kararı gereğince başvurunun, kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş

için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının

14/2/2014 tarihli görüş yazısı başvurucuya tebliğ edilmiş olup, başvurucu

vekili 6/3/2014 tarihinde Bakanlık görüşüne karşı beyan dilekçesi sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile Bakanlık görüşünde ifade

edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. A.Z., 31/12/2007 tarihinde başvurucu aleyhine Ankara 15.

İş Mahkemesinde açtığı davada, 1/9/1993 tarihinden itibaren davalıya ait

işyerinde çalıştığını, 15/12/2007 tarihinde iş akdinin haksız feshedildiğini

ileri sürerek, ihbar tazminatı, kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla

mesai ücreti ve bayram tatili ücretinin tahsilini talep etmiştir.

8. Başvurucu cevap dilekçesi ile davanın reddini istemiş,

aynı dilekçe ile karşı dava açarak, davacının işe gelmemesi üzerine iş akdinin

haklı nedenle feshedildiğini ileri sürerek, ihbar tazminatının tahsilini talep

etmiştir.

9. Mahkemece, 27/10/2010 tarih ve E.2007/1101, K.2010/283

sayılı kararla; “tarafların sundukları tüm

deliller toplanarak, iş akdinin başvurucu tarafından feshedildiği ve bu feshin

haklı nedene dayanmadığı gerekçesiyle başvurucunun açtığı karşı davanın

reddine, davacının iş akdinin haksız olarak başvurucu tarafından feshedildiği,

davacının ihbar ve kıdem tazminatına hak kazandığı, yıllık iznin

kullandırıldığının veya sözleşmenin feshinden sonra yıllık izin ücretine

dönüşen ücretin ödendiğinin başvurucu tarafından ispat edilemediği, fazla mesai

ve çalışılan bayram tatili ücretlerinin ödendiğinin de başvurucu tarafından

ispatlanamadığı gerekçesiyle kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai

ücreti, ulusal bayram genel tatil ücreti ve yıllık izin ücretinin başvurucudan

tahsiline” karar verilmiştir.

10. Temyiz üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 4/12/2012

tarih ve E.2010/27480, K.2012/40543 sayılı ilamıyla; dosyadaki yazılara,

toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, başvurucunun

diğer temyiz itirazları reddedilmiş, Mahkemece davacının net 1.200,00 TL ücret

aldığı kabul edilmiş ise de davacının, iddia ettiği bu ücretle çalıştığını

ispat edemediği anlaşıldığından, davacının asgari ücret aldığı benimsenerek

buna göre işçilik alacaklarının hesabı ile hüküm kurulması gerekirken, yanlış

değerlendirme ile belirlenen ücrete göre hesaplanan alacakların hüküm altına

alınması hatalı görülmüş ve bu nedenle hüküm bozulmuştur.

11. Mahkemece bozma kararına direnilerek, 14/5/2013 tarih ve

E.2013/144, K.2013/361 sayılı kararla; davacının 14 yıldan beri çalıştığı

işyerinde usta olarak çalışmadığının kabul edilemeyeceği, bu konumdaki kişinin

asgari ücretle çalıştığını kabul etmenin hakkaniyete ve hayatın olağan akışına

uygun olmayacağı, davacı tanıklarının beyanları da dikkate alındığında

davacının, aylık 1.200,00 TL net ücretle çalıştığı gerekçesiyle, başvurucunun

karşı davasının reddine, davacının açtığı davanın kısmen kabulüne, kıdem

tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti ve ulusal

bayram genel tatil ücretinin başvurucudan tahsiline karar verilmiştir.

12. Temyiz üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 1/7/2013

tarih ve E.2013/6427, K.2013/19991 sayılı kararıyla; davacının kıdemine ve

mesleğine göre asgari ücretle çalışmasının hayatın olağan akışına uygun

olmadığı, bu nedenle direnmenin doğru olduğu, yerel mahkemece bu hususun

düzeltildiği anlaşıldığından, dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle

kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir

isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan davalı-karşı davacı

vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün

5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun geçici 2. maddesi uyarınca onanmasına

karar verilmiştir.

13. Karar, 19/9/2013 tarihinde

başvurucu tarafından öğrenilmiştir.

B. İlgili Hukuk

14. 12/1/2011 tarih ve 6100

sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul

ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir

biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

15. 6100 sayılı Kanun’un “Diğer kanunlardaki yargılama usulü ile ilgili

hükümler” kenar başlıklı 447. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Diğer kanunların sözlü yahut seri yargılama usulüne atıf

yaptığı hâllerde, bu Kanunun basit yargılama usulü ile ilgili hükümleri

uygulanır.”

16. 30/1/1950 tarih ve 5521

sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“İş Kanununa göre işçi sayılan

kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında

istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri

arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan

hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş

mahkemeleri kurulur.”

17. 5521 sayılı Kanun’un 7.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“İş mahkemelerinde şifahi yargılama usulü

uygulanır. İlk oturumda mahkeme tarafları sulha teşvik eder. Uzlaşamadıkları ve

taraflar veya vekillerinden birisi gelmediği takdirde yargılamaya devam

olunarak esas hakkında hüküm verilir.”

18. 5521 sayılı Kanun’un 15.

maddesi şöyledir:

I. “Bu Kanunda sarahat bulunmıyan

hallerde Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri uygulanır.”

19. 2/7/2012 tarih ve 6352

sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda

Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve

Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un 40. maddesi ile 5521 sayılı Kanun’a

eklenen geçici 2. madde şöyledir:

I.

“Bölge

adliye mahkemelerinin, 5235 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de

ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, Yargıtayın

bozma kararlarına karşı verilen direnme kararının temyizi halinde dava dosyası,

önce kararı veren daireye gönderilir. Direnme kararları daireler tarafından

öncelikle incelenir. Kararı veren daire, direnmeyi yerinde görürse kararı

düzeltir; yerinde görmezse talebi on gün içinde Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna

iletir.”

20. 22/5/2003 tarihli ve 4857

sayılı İş Kanunu’nun “İşverenin haklı

nedenle derhal fesih hakkı” kenar başlıklı 25. maddesi şöyledir:

“Süresi belirli olsun veya olmasın işveren, aşağıda yazılı

hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini

beklemeksizin feshedebilir:

…

II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri

…

g) İşçinin işverenden izin almaksızın veya

haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki işgünü veya bir ay içinde iki

defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü,

yahut bir ayda üç işgünü işine devam etmemesi.

…

İşçi feshin yukarıdaki bentlerde öngörülen sebeplere uygun

olmadığı iddiası ile 18, 20 ve 21 inci madde hükümleri çerçevesinde yargı

yoluna başvurabilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

21. Mahkemenin 18/6/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 11/10/2013 tarih ve 2013/7541 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

22. Başvurucu, 31/12/2007 tarihinde Ankara 15. İş

Mahkemesinde aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, açtığı

karşı davanın ise reddedildiğini, kararın Yargıtay tarafından onandığını,

Mahkeme ve Yargıtay kararlarının dosya içeriğine aykırı ve yetersiz olduğunu,

Mahkemece verilen direnme kararında da ilk karardaki gerekçenin

tekrarlandığını, direnme kararının temyizi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk

Dairesince yetersiz gerekçe ile hükmün onandığını, davanın makul süre içinde

sonuçlanmadığını, 6 yıla yakın yargılama nedeniyle faiz ödemek zorunda

kaldığını, lehine olan tanık beyanlarına ve delillere rağmen işçi lehine karar

verildiğini, delil listesinde bildirdiği diğer tanıklarının da dinlenmediğini,

sadece davacının tanık beyanları ve delillerine dayalı olarak hüküm

kurulduğunu, işyerinde çalışmayan davacı tanığının beyanına itibar edildiğini,

işçi ile işveren arasında eşitsizlik yaratıldığını ve Anayasa'nın 10. maddesine

aykırı hareket edildiğini, bilirkişi raporu doğrultusunda hüküm kurulduğunu,

rapora itirazı üzerine alınan ek bilirkişi raporuna itirazının dikkate

alınmadığını, davacı kendisi işten ayrıldığı halde, ücret ve tazminat ödemek

zorunda kaldığını, asgari ücret üzerinden ödeme yapıldığı halde Mahkemece bu

miktarın üzerinde maaş verildiği gerekçesiyle daha yüksek ücret alacağı ve

tazminata hükmedildiğini, ücret miktarının tespitinde sadece davacı

tanıklarının beyanlarına itibar edildiğini, iş akdinin davacı (işçi) tarafından

feshedildiğini, dolayısıyla iş akdini fesheden işçinin ihbar tazminatına hak

kazanamayacağını, davacının fazla mesai yaptığının ispatlanamadığını, Yargıtay

içtihatlarına aykırı karar verildiğini, ayrıca Mahkemece verilen direnme kararı

üzerine dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesi gerektiği halde 5521 sayılı

Kanun’un geçici 2. maddesi gereği Daire tarafından inceleme yapıldığını

belirterek, eşitlik ilkesi ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüş, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılmasını ve tazminat

ödenmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

23. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde başvurucunun,

yargılama sırasında hukuk kurallarının yanlış yorumlanması, delillerin hatalı

değerlendirilmesi ve kararın adil olmaması nedeniyle eşitlik ilkesi ile adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa

Mahkemesi, başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı

olmayıp hukuki nitelendirmeyi bizzat yapar. Anılan ihlal iddiaları, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ile Mahkemece verilen

kararın adil olup olmamasına ilişkin olduğundan, bu iddialar yargılamanın

sonucu itibarıyla adil olmadığı iddiası kapsamında değerlendirilmiştir.

Başvurucunun, gerekçeli karar hakkı ile makul sürede yargılanma hakkının ihlali

iddiaları ise ayrıca incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığı İddiası

Yönünden

24. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

25. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

26. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

27. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası içermesi ve bu

durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal

etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,

bariz takdir hatası bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

28. Somut olayda başvurucu,

Ankara 15. İş Mahkemesinde aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne karar

verildiğini, aynı davada açtığı karşı davanın ise reddedildiğini, Mahkemece,

lehine olan tanık beyanlarına ve delillere rağmen işçi lehine karar

verildiğini, delil listesinde bildirdiği diğer tanıklarının da dinlenmediğini,

sadece davacının tanık beyanları ve delillerine dayalı olarak hüküm

kurulduğunu, işyerinde çalışmayan davacı tanığının beyanına itibar edildiğini,

işçi ile işveren arasında eşitsizlik yaratıldığını, bilirkişi raporu

doğrultusunda hüküm kurulduğunu, rapora itirazı üzerine alınan ek bilirkişi

raporuna itirazının dikkate alınmadığını, davacı, kendisi işten ayrıldığı

halde, ücret ve tazminat ödemek zorunda kaldığını, asgari ücret üzerinden ödeme

yapıldığı halde Mahkemece bu miktarın üzerinde maaş verildiği gerekçesiyle daha

yüksek ücret alacağı ve tazminata hükmedildiğini, ücret miktarının tespitinde

sadece davacı tanıklarının beyanlarına itibar edildiğini, iş akdinin davacı (işçi)

tarafından feshedildiğini, dolayısıyla iş akdini fesheden işçinin ihbar

tazminatına hak kazanamayacağını, davacının fazla mesai yaptığının

ispatlanamadığını, Yargıtay içtihatlarına aykırı karar verildiğini belirterek,

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

29. Mahkemece davanın tensip

zaptının düzenlenmesinden sonra, taraflara delillerini ve tanıklarını

bildirmeleri için süre verilmiş, davacının bildirdiği iki tanık, başvurucunun bildirdiği

iki tanık ile davacı hakkında tutulan tutanakta imzası bulunan tanık

dinlenmiştir. Delilerin toplanmasından sonra bilirkişi raporu alınmış,

başvurucunun rapora itiraz etmesi üzerine, itiraz ettiği hususlara ilişkin

olarak ek rapor alınmıştır. Başvurucu vekili ek rapora da itiraz etmiş, ancak

Mahkemece, itiraz yerinde görülmediği için reddedilmiştir. Tarafların tüm

delilleri, tanıkları ve bilirkişi rapor ve ek raporları dikkate alınarak, iş

akdinin başvurucu tarafından haklı bir neden olmaksızın feshedildiği, aylık

hesap pusulaları, ücret bordroları ve hizmet erbabı ücret tablolarındaki

imzaların davacıya ait olmadığının bilirkişi raporu ile belirlendiği, emsal

ücret araştırmaları ve tanıkların beyanlarına göre davacının 1.200,00 TL maaşla

çalıştığı gerekçesiyle davanın kabulüne, başvurucunun açtığı karşı davanın ise

reddine karar verilmiştir.

30. Mahkemece verilen ilk

kararın Yargıtay 9. Hukuk Dairesince bozulması üzerine Mahkeme, ilk kararda

direnilmesine karar vermiştir. Bu kararın başvurucu tarafından temyizi üzerine,

6352 sayılı Kanun’un 40. maddesi ile 5521 sayılı Kanun’a eklenen geçici 2.

madde gereği dosya önce bozma kararını veren Yargıtay 9. Hukuk Dairesine

gönderilmiştir. Anılan Dairece, direnme kararının ve dolayısıyla Mahkemenin ilk

kararında belirttiği hususların doğru olduğu kabul edilerek hüküm onanmıştır.

31. Mahkemenin gerekçesi ve

başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün derece mahkemesi

tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında

isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu

anlaşılmaktadır.

32. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı

gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası oluşturan herhangi bir durum da

tespit edilememiştir.

33. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu ve derece mahkemesi kararının bariz bir takdir hatası içermediği

anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Gerekçeli Karar Hakkı Yönünden

34. Başvurucu, ilk derece

mahkemesi ve Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğunu ileri sürmüştür.

35. Anayasa’nın 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü

kararları gerekçeli olarak yazılır.”

36. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak

başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma

hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak

ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün

mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden

141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde

gözetilmesi gerektiği açıktır(B. No: 2013/307,

16/5/2013, § 30).

37. Ancak derece mahkemeleri,

kendisine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değildir. Bununla beraber,

ileri sürülen iddialardan biri kabul edildiğinde davanın sonucuna etkili olması

söz konusu ise, mahkeme bu hususa belirli ve açık bir yanıt vermek zorunda

olabilir. Böyle bir durumda dahi, ileri sürülen iddiaların zımnen reddi yeterli

olabilir(B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56).

38. Öte yandan, temyiz

mercilerinin yargılamayı yapan mahkemenin kararına katılmaları halinde, bunu ya

aynı gerekçeyi kullanarak ya da bir atıfla kararlarına yansıtmaları yeterlidir.

Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş

ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını

ya da bozduğunu göstermesidir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).

39. Somut olayda başvurucu, ilk

derece mahkemesi ve Yargıtay kararlarının dosya içeriğine aykırı ve yetersiz

olduğunu, Mahkemece verilen ilk hükmün temyizi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk

Dairesince diğer temyiz nedenlerinin gerekçesiz olarak reddedildiğini,

Mahkemece verilen direnme kararında da ilk karardaki gerekçenin

tekrarlandığını, direnme kararının temyizi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk

Dairesince yetersiz gerekçe ile hükmün onandığını belirterek, gerekçeli karar

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Mahkemece,

gerek ilk kararda, gerekse direnme kararında tüm deliller ve tanıkların

beyanları ile bilirkişi raporları değerlendirilerek davacının açtığı davanın

kabulüne, başvurucunun açtığı karşı davanın ise reddine karar verilmiştir (bkz.

§§ 9-11). Yargıtay tarafından da ilk derece mahkemesi tarafından verilen

kararların gerekçelerine atıf yapılarak ve bu gerekçeler aynen kabul edilerek

hüküm onanmıştır (bkz. §§ 8-10). Dolayısıyla ilk derece mahkemesi ve Yargıtay

kararlarının gerekçesiz olduğundan söz edilemez.

40. Açıklanan nedenlerle, gerekçeli karar

hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan, başvurunun bu kısmının,

diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığı

Yönünden

41. Başvurucunun yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyeti

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik

nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu

bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

42. Başvurucu, 31/12/2007 tarihinde Ankara 15. İş

Mahkemesinde aleyhine açılan davanın makul sürede sonuçlandırılmadığını

belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

43. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, makul sürede yargılanma

hakkına ilişkin olarak görüş sunulmayacağını bildirmiştir.

44. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216

sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu

gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve

Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir

başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir

hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

45. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

46. Anayasa’nın “Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

47. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

48. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve

adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın

36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok

kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında

yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B.No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

49. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,

makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır.

50. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi

uyarınca, medeni hak ve yükümlülükler ile cezai alanda yöneltilen suçlamalara

ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru

konusu olayda, işçi alacaklarının ve tazminatlarının ödenmesi amacıyla açılan

bir dava söz konusu olmakla, 5521 ve 6100 sayılı Kanunlarda yer verilen usul

hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve

yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku bulunmamaktadır.

51. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun

süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile

sıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olan

inancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin

gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden,

yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından münferiden

değerlendirilmesi gerekir (B.No:2012/13, 2/7/2013, §

40).

52. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41-45).

53. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre

değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm

gecikmelerin ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi

değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha

etkili olduğu saptanmalıdır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §46).

54. Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşip

gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne göre

değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.

55. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka

bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından

31/12/2007 tarihidir.

56. Davanın ikame edildiği tarih ile Anayasa Mahkemesinin

bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman bakımından yetkisinin

başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak süre, 23/9/2012

tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren

geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).

57. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (B. No: 2012/132/7/2013, §

52).

58. İş mahkemelerinin görevi 5521 sayılı Kanun’un 1.

maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddede, işçiyle işveren veya işveren vekili

arasında iş akdinden veya İş Kanunu’na dayanan her türlü hak iddialarından

doğan hukuk uyuşmazlıklarının iş mahkemelerinde çözümleneceği hüküm altına

alınmıştır.

59. Bu şekilde kanun koyucu, iş hukukunun çalışanı koruyucu

niteliğini ve iş davalarının özelliklerini dikkate alarak genel mahkemelerin

dışında özel bir iş yargılaması sistemi oluşturmuş ve iş davalarının, konunun

uzmanı mahkemelerce mümkün olduğunca hızlı, basit ve ucuz bir biçimde

sonuçlandırılmasını amaçlamıştır.

60. Adil yargılanma hakkı Devlete, uyuşmazlıkların makul süre

içinde nihai olarak sonuçlandırılmasını garanti edecek bir yargı sistemi kurma

ödevi yükler. İş akdinin haksız feshedildiği iddiasıyla açılan alacak ve

tazminat davasında derhal bir yargı kararı verilmesinde, işçinin olduğu kadar

işverenin de önemli bir kişisel yararı bulunmaktadır. Bu nedenle iş

uyuşmazlıklarının ivedilikle çözülmesi hususunda yargı organlarının özel bir

itina göstermesi gerekir.

61. 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinde uyuşmazlıkların makul

sürede çözümlenmesi gerektiği belirtilmiş, bu amaçla 6100 sayılı Kanun’un 447.

maddesiyle 5521 sayılı Kanun’un 7. maddesinde olduğu gibi daha önce yürürlüğe

girmiş olan kanunlarda yer alan sözlü ve seri yargılama usulleri kaldırılmış ve

bunun yerine iş hukuku uyuşmazlıklarına da uygulanmak üzere basit yargılama

usulü getirilmiştir. Dolayısıyla işçi alacaklarının ve tazminatlarının ödenmesi

amacıyla açılan davalarda takip edilmesi gereken yargılama usulü,6100 sayılı

Kanun’un yürürlüğe girdiği 1/10/2011 tarihinden itibaren basit yargılama usulü

olmuştur.

62. Basit yargılama usulü, 6100 sayılı Kanun’un 316.

maddesinde yer alan davalar ile kanunlarda açıkça belirtilen bazı davalarda

uygulanan ve yazılı yargılama usulünden daha basit ve çabuk işleyen, daha kısa

bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile

sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş bir yargılama usulüdür

(B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 65).

63. Başvuru konusu olayda, 31/12/2007 tarihinde, Ankara 15.

İş Mahkemesinde başvurucu aleyhine açılan davada, iş akdinin başvurucu

(işveren) tarafından haksız nedenlerle feshedildiği iddia edilerek, tazminat ve

alacakların tahsili talep edilmiştir. Başvurucu cevap dilekçesiyle birlikte

açtığı karşı davasında, işçinin ihbarda bulunmadan işi bıraktığını belirterek

ihbar tazminatı ödenmesini istemiştir.

64. Mahkemece tarafların delilleri toplanmış ve tanıkları

dinlenmiştir. Aylık hesap pusulaları, ücret bordroları ve hizmet erbabı ücret

tablolarındaki davacıya ait olduğu iddia edilen imzalar üzerinde bilirkişi

incelemesi yaptırılmış ve bu imzaların davacıya ait olmadığı tespit edilmiştir.

Mahkemece, imza inceleme raporunun gelmesinden sonra alacak ve tazminatların

hesaplanması için bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiş, anılan rapora

başvurucunun itiraz etmesi üzerine ek rapor alınmıştır. Ek rapora başvurucunun

itirazı reddedilerek 27/10/2010 tarihinde davanın kısmen kabulüne karar

verilmiştir.

65. Kararın başvurucu tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 9.

Hukuk Dairesince 4/12/2012 tarihinde hüküm bozulmuştur. Mahkeme, iki duruşma

yaparak 14/5/2013 tarihinde ilk kararda direnilmesine karar vermiştir. Direnme

kararının başvurucu tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesince

1/7/2013 tarihinde hüküm onanmış, karar düzeltme yolu kapalı olduğu için anılan

tarihte karar kesinleşmiştir.

66. Yargılamanın başından itibaren Mahkemece yaklaşık iki ay

aralıklarla duruşmalar yapıldığı, bu sürede başvurucunun mazereti nedeniyle

ertelenen duruşmanın olmadığı anlaşılmıştır.

67. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konu

iş akdinin haksız feshinden kaynaklandığı ileri sürülen tazminat ve alacakların

ödenmesi amacıyla açılan dava; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi

olayların karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf

sayısı gibi kriterler dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır.

Başvurucunun tutum ve davranışlarıyla ve usuli

haklarını kullanırken özensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli

ölçüde sebep olduğu da söylenemez.

68. Başvurunun konusu olan tazminat ve alacak davasında

yargılama sürecindeki gecikmeler ayrı ayrı değerlendirildiğinde, ilk derece

mahkemesince yürütülen yargılama ve temyiz süreçleriyle beraber, yargılamanın

yaklaşık altı yıllık bir süreçte tamamlandığı görülmektedir. İşçi alacağı ve iş

hukukuna dayalı tazminat davalarının niteliği, başvurucu açısından taşıdığı

değer ve başvurucunun davadaki menfaati dikkate alındığında, bu sürenin makul

olmadığı açıktır.

69. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

70. Başvurucu, aleyhine açılan alacak ve tazminat davasında

uzun süren yargılama nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinin

tespitini, 70.000,00 TL maddi ve manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir.

71. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem

niteliğinde karar verilemez.”

72. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık

altı yıl sonra sonuçlanan yargılama süresi nazara alındığında, yargılama

faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan

manevi zararları karşılığında başvurucuya 5.400,00 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

73. Başvurucu tarafından maddi tazminat talebinde bulunulmuş

olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında

illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat talebinin

reddine karar verilmesi gerekir.

74. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurunun,

1. Yargılamanın

sonucuna ilişkin adil yargılanma hakkının ihlali iddiası yönünden “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Gerekçeli karar hakkına yönelik ihlal iddiası yönünden “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiası yönünden KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya 5.400,00 TL manevi TAZMİNAT

ÖDENMESİNE, başvurucunun

tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

18/7/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler : Zehra Ayla PERKTAŞ Burhan ÜSTÜN Erdal TERCAN Zühtü ARSLAN Raportör : Murat AZAKLI Başvurucu : Mesut DEĞER Vekili : Av. Ayşe Gülnur MİNİCAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/7541, 18 Haziran 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. I. “Bu Kanunda sarahat bulunmıyan
  12. II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri
  13. IV. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvurucunun İddiaları
  16. B. Değerlendirme
  17. C. Başvurucuya 5.400,00 TL manevi TAZMİNAT
  18. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  19. Kaleli
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/7541
Tarih
18 Haziran 2014

İlgili Kararlar

  • Ahmet Kenan Evren ve Ali Tahsin Şahinkaya Başvurusu (B. No: 2013/1276)
  • Nadide Çolak ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5433)
  • Genomed Sağlık Hizmetleri A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/1210)
  • Yüksel Baran Başvurusu (B. No: 2012/782)
  • Mehmet Enver Kırker ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/8872)
  • Yusuf Aslan Başvurusu (B. No: 2014/2234)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.