İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mukadder Aksoy ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/2943)

1. Başvuru; yakınlarının, hakkında bir ceza soruşturması

Başvuru No2013/2943Tarih14 Nisan 2016Okuma35 dk · 6.992 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mukadder Aksoy Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
14 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/2943
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.992 kelime·35 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; yakınlarının, hakkında bir ceza soruşturması

bulunmadığı hâlde kolluk tarafından gözaltına alınıp bu süreçte işkenceye maruz

bırakılması, gözaltında tutulduğu İl Emniyet Müdürlüğü binasında şüpheli bir

şekilde ve kamu görevlilerinin sorumluluklarını ihmal etmeleri sonucu yaşamını

yitirmesi ve akabinde bu olaya ilişkin ceza soruşturmalarının etkili

yürütülmemesi nedeniyle işkence yasağı ile yaşam hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/5/2013 ve 11/3/2014 tarihlerinde Samsun 1. Ağır

Ceza Mahkemesi ve Nevşehir Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmışlardır.

Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde

başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 27/5/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından, 05/06/2015 tarihinde başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin

görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

5. 11/3/2014 tarihinde yapılan 2014/4612 sayılı başvurunun konu

bakımından aynı nitelikte bulunması nedeniyle 2013/2943 sayılı başvuru ile

birleştirilmesine ve başvurunun bu dosya üzerinden incelenmesine karar

verilmiştir.

6. Bakanlığın 29/6/2015 tarihli yazısında Anayasa Mahkemesinin

önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında

görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı bilişim sistemi aracılığıyla erişilen başvuruya konu ceza

soruşturması dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvuruculardan Mukadder Aksoy’un eşi, Deniz Bayraktar ve

Hüseyin Oğuz Aksoy'un ise babası olan A.A. 9/2/1982 tarihinde tutulduğu Samsun

Emniyet Müdürlüğünde yaşamını yitirmiştir.

9. Olay hakkında başlatılan soruşturma sonucunda Erzincan 3'ncü

Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı Askerî Savcılığı (Askerî Savcılık), 23/2/1982

tarihli ve K.1982/141 sayılı kararıyla şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer

olmadığına dair karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Maktul A.A. hakkında 12 Eylül 1980

tarihinden önce Samsun il merkezinde gerçekleştirilen siyasi içerikli suçlardan

dolayı bir çok yargılamanın bulunduğu, kendisinin TÖB-DER İl Başkanı olduğu,

TCK 142 ve dernekler kanununa muhalefet suçlarından Ankarada

40 gün tutuklu kaldığı, ancak hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına

ilişkin karar nedeniyle serbest bırakıldığı, Samsun ilinde ''K...'' isimli bir

örgütle bağlantısı olması nedeniyle maktulün 22/1/1982 tarihinde Samsun

Sıkıyönetim Komutanlığınca gözaltına alınarak 1982/19 müteferrik sayılı evrak

üzerinden Samsun Sulh Ceza Mahkemesince tutuklandığı ve aynı gün Samsun Kapalı

Cezaevine konulduğu, tutuklama kararından sonra örgütle ilgili araştırma devam

ettiği için 4/2/1982 tarihinde 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunun 7. maddesi ve 2

.12.1981 tarihli Samsun Garnizon Komutanlığının 1981/6208 sayılı emirleri

uyarınca tekrar sorgulanmak üzere tutuklu bulunduğu cezaevinden Samsun Emniyet

Müdürlüğü sorgu odasına getirildiği, sorgu esnasında kendi el yazısı ile

ifadesinin alındığı, bu ifadeden sonra R.C. ve A.T. isimli kişilerin evlerinden

alınarak Emniyet binasına getirildikleri, bu kişilerin maktul ile aynı ortamda

olmaması için maktulün nezaret odası dışında başka bir odaya konulduğu, bu

odada uyulması gerken kuralların ve talimatların ilgililere

tebliğ edildiği, ayrıca sorgulama yerlerinin demir parmaklık olacağının

yetkililere bildirildiği, hal böyle iken ;soruşturma bürosunun geçici

nezarethanesinde kalan maktul A... A...'un 9/2/1982 sabahı nöbetçi Piyade er

B.K.'yı çağırarak tuvalet ihtiyacı olduğunu

söylediği, Piyade Er'in maktulü dışarı çıkartıp tuvalete götürdüğü esnadadiğer Piyade Er Z.K.'nın

yatmakta oldukları koğuşun parmaklık olmayan penceresini açarak içeriyi

havalandırdığı ve paspas yaptığı, tuvaletten çıkan Maktul A...'in ani bir

hareketle Piyade Er B.K.'yı iteleyerek açık olan

pencereden aniden atlamak suretiyle Emniyet Müdürlüğü bahçesinde bulunan kuruma

ait 55 ... plakalı aracın üzerine ayak üstü düştüğü, ancak hızın kesilmesi

üzerine beton zemine kafasının çarması neticesinde

beyin harabiyeti sonucu olay yerinde öldüğü, Samsun

Cumhuriyet Savcı yardımcısı ve 2 tabip tarafından baş-göğüz -karın bölgelerinin

açılması suretiyle klasik otopsi yapıldığı, cesette düşme harici her hangi bir

darp cebir ve ateşli silah yaralarına rastlanmadığı, sonuç olarak maktulün 12

Eylül sonrası kurulan 'K...Örgütünün yeniden toparlanmasına verdiği katkı

nedeniyle yakalanmış olması, emniyette vermiş olduğu ifadelerde örgüt

yandaşlarını ele vermiş olmasının kendisinde yarattığı suçluluk duygusu ve

ezikliğin etkisi ile ve yine bulunduğu katın zemine olan seviyesinden habersiz

olması nedeniyle ''kaçmak veya intihar'' için ani karar vererek camdan atlamış

olmasında, başkalarına atfı kabil kasıt, kusur veya suç unsuru tespit

edilemediğinden, 353 Sayılı kanunun 105. maddesi uyarınca ölüm olayı nedeniyle

23/2/1982 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına (karar verilmiştir)."

10. Anılan karara başvurucu Mukadder Aksoy tarafından itiraz

edilmesi üzerine Erzincan 3 ncü Ordu Komutanlığı

Askerî Mahkemesi (Askerî Mahkeme), başvurucunun ölümünü engellemek adına

gerekli önlemlerin alınıp alınmadığı konusunda soruşturmanın eksik bırakıldığı

gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılmasına karar

vermiştir.

11. Askerî Savcılık tarafından, Askerî Mahkemece eksik görülen

hususlara ilişkin olarak soruşturma genişletilmiş ve soruşturmada bu kapsamda

ifadesi alınan Samsun Emniyet Müdürlüğünden sorumlu Sıkıyönetim Müşahit Subayı

Üsteğmen H.K. ve Samsun Piyade Alay ve Garnizon Komutanı Piyade Albay K.S. ifadelerinde

ölüm olayının gerçekleştiği nezarethane ve koğuş kısmında bu konuda bir emir

olmasına rağmen olay tarihi itibarıyla demir parmaklıklar taktıramadıklarını,

olay tarihinden sonra bu eksikliğin giderildiğini, demir parmaklık takılmasının

gecikmesinin sebebinin işçi temini, soruşturmaların yoğunluğu, Samsun

Belediyesinin malzemeleri temin etmesini beklemeleri gibi hususlar olduğunu beyan etmişlerdir.

12. Askerî Savcılık,soruşturma

sonucunda yeniden kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiş, anılan karara

başvurucu Mukadder Aksoy'un itirazı, Askeri Mahkemenin 27/4/1982 tarihli ve

K.1982/3 sayılı kararıyla kesin olarak reddedilmiştir.

13. Başvurucular 7/2/2012

tarihinde Samsun Cumhuriyet Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) bir

dilekçe ile başvurmuş ve özetle; ölenin 1982 yılında Samsun İşitme Engelliler

Okulunda öğretmenlik yaptığını ve bu dönem içerisinde TÖB-DER (Tüm Öğretmenler

Birliği Derneği) Samsun İl Teşkilatı Başkanlığını yürüttüğünü, 1980 yılı askerî

müdahalesi sonucunda ölenin, bu başkanlık sıfatı ve siyasi sürecin etkisi ile

hakkında daha evvelden yürütülen bir soruşturma olmamasına rağmen Samsun

Emniyet Müdürlüğü görevlilerince 1982 yılı Ocak ayında gözaltına alındığını,

gözaltı süresince ölenle bir kaç kez görüşebildiklerini; gözaltında bulunan

diğer kişilerden duyduklarına göre ölenin bu süreçte işkenceye tabi tutulduğunu

9/2/1982 tarihinde Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin, ölenin sabah saat 07.00

sıralarında kendini Emniyet Müdürlüğünün 5. katından atmak suretiyle intihar

ettiğini söylediklerini, ölümün şüpheli olması ve yapılan Anayasa değişikliği

sonucunda, olayda sorumlulukları bulunduğunu düşündükleri kişilerin yargılama

sürecinin başlatılmış olması gözönüne alınarak ölüme

sebebiyet veren kurum, kuruluş ve kişilerden şikâyetçi olduklarını beyan ederek

olay hakkında yeniden suç duyurusunda bulunmuşlardır.

14. Başvurucular, söz konusu suç duyurusunu içeren şikâyet

dilekçelerinde olay hakkında bilgi ve görgüleri olduğunu ileri sürdükleri

tanıkların açık kimliklerine de yer vermişlerdir.

15. Anılan şikâyet üzerine olay tarihinde Sıkıyönetim Sorgu

Bürosunda Müşahit Subay, Emniyet Amiri ve Piyade Er olarak görev yapan kişiler

hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma sırasında,

başvurucu Mukadder Aksoy'un müşteki sıfatıyla alınan 7/2/2012 tarihli

ifadesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Cumhuriyet Başsavcılığınıza sunmuş olduğum şikâyet dilekçesi bana

aittir. Söz konusu beyanlarımı aynen tekrar ederim. Müteveffa A... A... benim eşim olur. Eşim 1982 yılında Samsun ilinde işitme

engelliler okulunda öğretmen olarak görev yapmakta iken Samsun Emniyet

Müdürlüğü tarafından 1982 yılının Ocak ayı başlarında

göz altına alınmıştır. Eşimin o dönemde adli makamlar tarafından ne ile suçlandığını

tam olarak öğrenemedik, ancak 1980 yılında yapılmış olan askeri darbeden sonra

milli güvenlik konseyinin yönetim faaliyetleri kapsamında eşim o tarihte

bildiğim kadarıyla TÖBDER (Tüm Öğretmenler Birliği Derneği) başkanlığı yapması

sebebiyle gözaltına alınmıştı. Eşim yaklaşık olarak 35 gün kadar Samsun Emniyet

Müdürlüğü binasında göz altında tutulmuştu. Bu gözaltı süresi boyunca ben

Emniyet Müdürlüğü binası içerisinde eşimle bir kaç kez

görüşebilmiştim ancak bu görüşmelerimiz aramızda 5-6 metre mesafe olduğu halde

gerçekleşiyordu. Ayrıca eşimin yanında sürekli olarak bir görevli bulunuyordu.

Bu sebeple eşim bana gözaltında işkence gördüğünü ve darp edildiğini

söyleyemiyordu. Eşim çok yorgun ve bitkin halde benim yanıma gelebiliyordu ve

benimle bu halde görüşebiliyordu. Bu gözaltı süresi sonunda eşim A...

09/02/1982 tarihinde Emniyet Müdürlüğü nezarethanesinde vefat etti. Ben Emniyet

Müdürlüğüne gittiğimde bana eşimin Emniyet Müdürlüğünün 5. katından pencereden

aşağıya atarak intihar ettiğini söylediler. Ancak bana hiç

bir görevli olayın meydana geldiği yeri göstermedi ve olayın meydana

geliş şeklini anlatmadı. Eşimin ölüsünü bana göstermediler. Ayrıca eşimin

cesedine otopsi yapıldığını söylediler, ancak ben cesede otopsi yapılıp

yapılmadığını da bilmiyorum. Çünkü otopsiye ben veya herhangi bir yakınım

katılmadı. Bana herhangi bir teşhiste yaptırılmadı. Eşimin cesedini bize teslim ettiler. Ben çok üzüldüğüm için

defnedilmeden önce eşimin cesedine de bakamadım, yani yüzünü de görmedim.

Sadece benim annem Emine Keskinsoy bu konuda çok

ısrarda bulunduğu için defnedilmeden önce eşimin cesedine bakabildi ve yüzünü

teşhis edebildi. Daha sonra eşim güvenlik görevlilerinin de

nezaretinde Çarşamba Güzpınar köyünde bulunan aile

mezarlığına defnedildi. Defin işleminden üç gün kadar sonra emniyet müdürlüğü

görevlileri beni emniyet müdürlüğüne çağırdılar. Ben Emniyet Müdürlüğüne

gittiğimde bana Erzincan Sıkıyönetim Mahkemesi Savcılığından geldiklerini beyan

eden 3 savcı benim ifademi aldılar. Ancak bu olayla ilgili olarak bana

ayrıntılı bilgi verilmedi. Bu adli soruşturmanın sonucunun ne olduğunu

bilmiyorum. Ben bu konuyla ilgili olarak bu güne kadar

her hangi bir adli makama şikayette bulunmamıştım. Ancak sadece avukatım A... G... aracılığıyla Samsun İdare Mahkemesine idare aleyhine

tazminat davası açmıştım. Ancak bu davamızda reddedilmiştir. Ben eşimin göz

altı süresince gördüğü işkenceden dolayı öldüğünü düşünüyorum. Bu konudaki

delillerimi ve bulgularımı da şikayet dilekçemde açıkca belirttim. Bu sebeple eşimin gözaltına alındığı ve

gözaltında tutulduğu tarihte Samsun Emniyet Müdürlüğü görevini yapan kişi ile

emniyet müdür yardımcılarından ve bu olaydan sorumlu diğer emniyet

görevlilerinden ayrıca, o tarihte Samsun Valisi olarak görev yapan kişiden

şikayetçiyim Bu kişilerin açık kimlik ve adreslerini

şu an bilmiyorum. Ancak savcılığınız tarafından bu kişilerin tespit edilerek

cezalandırılmalarını talep ediyorum."

16. Soruşturmada, başvurucuların ifadelerinin alınmasını talep

ettikleri tanıkların da beyanları tespit edilmiş olup tanık M.H.nin

16/10/2012 tarihli ifadesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Ben ölen A... A... ile ilgili

ilk kez ifade veriyorum. Ancak daha evvel o

tarih itibariyle TKP davası şüphelisi olduğumdan dolayı ifade verdiğimi

hatırlıyorum. Ancak benim gözaltına alındığım olayla A... A...'un

olayı birbirinden farklıdır. Ben emniyette nezarethanede yatarken A... A...'la parçalar halinde toplam 15-20 gün kaldığımı

hatırlıyorum. A... A...'la bu vesileyle tanıştım. Daha

evvelden tanımazdım.Kendisi

bana daha evvelden gözaltına alındığını, yaklaşık 1 aydır gözaltında olduğunu

söylemişti. Şubat ayının 9'unda yine akşam birlikte aynı hücrede kalıyorduk.

Yanımızda yine Ö... Ş...'te vardı. Yan tarafımızda bir

banyo vardı. Bu banyoda R... C... isimli sonradan

tanıdığım kişiye soğuk su tuttuklarını ve işkence yaptıklarını duyduk. Bu su

tabandan bizim yattığımız hücreye sızınca biz yerde yattığımız için uyandık.

Sonra sabah 06.00 gibi gelip A... A... ve Ö... Ş...'ü temizlik yapmak amacıyla hücreden çıkarttılar . Ben

hücrede tek kaldım. Saat 07.00 gibi yan odaya bir polis girdi. Ben hücrenin deliğinden takip ediyordum. Polis memuru

bir pencereyi açarak kendi kendine "şerefsiz buradan atladı" dedi. Ben

ne dediğini anlamadım. Daha sonra içeriye bir

asker geldi. Yüzü kızarık bir şekilde A... A...'unkaçtığını söyledi. Ben bir şey diyemedim. Bir

müddet sonra birlikte gittiği Ö... Ş... geldi. Ö...'e A... nerede diye sorduğumda ters istikamette bize

temizlik işi verdiler nerede olduğunu bilmiyorum dedi. Biz o ana kadar A... A...'un intihar edip etmediğini, kaçıp kaçmadığını

bilmiyorduk. Bir müddet sonra beni rütbeli bir subayın yanına götürdüler. Bu konuda ne biliyorsun diye sorunca ben de hangi

konuda deyince benim olay hakkında bilgim olmadığını anlayıp dışarı çıkarttılar.Sonra beni başka bir

hücreye götürdüler. Hücrede bulunan diğer kişiler A... A...'un

pencereden atıldığını söylediler. Ancak ben bizzat pencereden atladı mı atıldı

mı görmedim. Benim bilgim bundan ibarettir. Ayrıca ben bana yapılan

işkenceden dolayı da Samsun Cumhuriyet Başsavcılığına 2012/10592 soruşturma

numarası üzerinden şikayetçi oldum. "

17. Tanık Ö.Ş.nin 16/10/2012 tarihli

ifadesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Ben ölen A... A... ile ilgili ilk kez ifade veriyorum. Daha

evvel ifade vermemiştim. Ben ölen A... A...'un Töbder Samsun İl Başkanı olmasından dolayı tanıyordum. TKP

davası nedeniyle 1982 yılının 25 Ocak tarihinde gözaltına alınarak emniyette

bir hücreye konuldum. Yaklaşık 9 gün A... A... ile

aynı hücrede kaldık. A... A...'a

benim yanımda ve benim kaldığım hücrede hiç işkenceyapmadılar.

Zaten hücrede işkence yapmıyorlardı. 8 yada 9 Şubat

1982 tarihinde sabahleyin kaldığım hücreye polisler gelerek beni ve A... A...'u temizlik yapacaksınız diye götürüler. Her ikimizin

eline paspas vererek koridorları temizlememizi istediler. Başımızda herhangi

bir kimse yoktu. Biz de birimiz sağ koridorda, birimi de sol koridorda paspas

yapıyorduk. Ben bir odanın paspasını yaparken odada 2 tane takım elbise gördüm.Ancak odada kimse yoktu.

Ben de içime bir kurt düştü. Şahısların elbisesi buruda olduğu halde odada

kimsenin olmadığını görünce tekrar koridora çıkarak A...'i

aradım Ancak koridorda A... de yoktu. Ben de odalara bakarken odanın birisinin

içerisinde şu anda hayatta olmayan R... C...'yi ve A... T...'i filistin askısı dediğimiz askıda bağlı olarak gördüm.

Yanlarında da kimse yoktu. Bana herhangi bir şey söylemediler. Biz 5 katta

temizlik yapıyorduk. Bir müddet sonra biz başka bir hücreye götürüldük. Hücredeki diğer kişiler A... A...'

un 5. kattan atıldığını söylediler. Ben atılıp atılmadığı görmedim.

Bu dönem içerisinde ne ben ne de A... tutuklu

değildik. Sadece gözaltındaydık. Mahkemenin huzuruna bile çıkmamıştık. Benim

bilgim bundan ibarettir."

18. Tanık A.T.nin 5/10/2012 tarihli

ifadesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Ben

ilk defa ölen A... A... ile ilgili ifade veriyorum. Daha evvel ifade vermemiştim. Ben ölen A... A... Töbder

Samsun İl başkanı olmasından dolayı tanırım. O tarihte ben de öğretmendim. 8

Şubat 1982 günü geceleyin saat 02.00 sıralarında evimden sivil polisler

tarafından alınarak kafama çuval geçirilmek suretiyle götürüldüm. 14 gün

boyunda kafamdan bu çuval çıkmadı. Ancak alındığım gece hissettiğim kadarıyla

beni bir lastik tekerin içerisine oturttular. Orada işkence gördüm. Bayıldığımı

hissettim. Kafamda çuval olduğundan dolayı ölen A... A...'u

görmedim. Ancak bir ara sesini duydum. Sesinden A...

olduğun anladım. O dönem içeresinde işkence bağırtı sesini duyuyordum. Ancak

kime yapıldığını bizzat görmüyordum. Daha sonra beni tutuklayarak cezaevine

gönderdiler. 13-14 gün sonra da A... A...'un öldüğünü

duydum. Oysaki benim emniyete götürüldüğüm tarihte ölmüş. Benim olduğum

nezarethanede dışardankonuşma sesleri duyuyordum. Seslerden bir tanesinde A...

kaçmış gibi laflar söylediler. Bunu yine nezarette yatan R...C...'ye sormuşlar. R... C... şu

anda hayatta değildir. R... C... bu olayları Amasya

Askeri Mahkemesinde anlattı. Ben de Töbder davası

olduğundan dolayı bana yapılan işkencelere ve olayların hepsini anlatmıştım.

Ben bizzat A... A...'un pencereden kaçarak ne

atladığını gördüm. Ne de kaçtığını gördüm. Benim bilgimbundan

ibarettir."

19. Tanık N.B.nin 5/10/2012 tarihli

ifadesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Ben ilk (kez) ölen A... A... ile ilgili ifade veriyorum. Daha evvel ifade

vermemiştim. 1982 yılında Tekelde muhasebede çalışıyordum. 04/01/1982 tarihinde

Samsun Emniyet Müdürlüğü tarafından gözaltına alındım. Beni emniyet müdürlüğüne

götürdüler. 4 tane yan yana hücre vardı. Ben A... A...'u

o tarihlerde Töbder Başkanı olmasından dolayı

tanıyordum. Benim yattığım hücrenin bitişiğinde A... A...

tek başına kalıyordu. Ancak aramızda mesafe olduğundan dolayı sesimizi

yükselterek bazen mazgaldan konuşuyorduk. 22/01/1982 tarihinde bizi adliyeye

getirdiler. Kalabalık bir guruptuk. A... A... adliyedeki hakime" bize işkence yapıyorlar,

vücudumuzda yara bere var deyince hakimde "tutuklandıktan sonra revire

gider muayenenizi yaparsınız " dediğini hatırlıyorum. Daha

sonra bizi emniyete götürdüler. O tarihten 5 Şubata

kadar ben A... A...'u hiç görmedim. 5 Şubatta ben tutuklandım ve Cezaevine gönderildim. 8 Şubatta da A... A...'un öldüğünü

öğrendim. Ben A... A...'un pencereden atladığını ve

atıldığını görmedim. Ancak tanıdığım kadarıyla hayat dolu bir insandı. Ben

kendisiyle birebir aynı hücrede kalmadım."

20. Tanık R.K.nın

17/5/2012 tarihli ifadesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Ben olayı hatırlıyorum. Bana sormuş

olduğunuz A... A... beni kız kardeşimin eşiydi.O tarihlerde Samsun Emniyet müdürlüğünde göz altında

bulunuyordu. Bana emniyetten telefon ettiler." Enişteniz intihar etti, kendisini

attı, şu an morgda emniyet müdürlüğünegelin"

dediler. Ben Emniyet Müdürlüğünegittiğimde bir

binbaşı vardı. Cesedin morga gönderildiğini söylediler. Bunun üzerine kız

kardeşim Mukadder Aksoy'u da alarak devlet hastanesinin morguna gittik. Morg

kalabalıktı. Morga girmedim. Kız kardeşimi bırakıp ayrıldım. Ancak 4-5 gün

sonra emniyette çağrıldım. Oradaki bir binbaşı bana ne düşünüyorsundiye

sordu. Bana A...'in atladığı yeri de gösterdi.

Gösterdiği yerde yeni demir parmaklıklar yapılmıştı. Daha sonra ben bir evrak

imzaladım. Ancak evrakın ne olduğunu bilmiyorum. Muhtemelen imzaladığım evrak ceset teşhis zabtıdır.

Şu anda bana göstermiş olduğunuz ceset teşhis zabtı

bana okunmuş değildir. Ancak ben böyle bir evrak imzaladığımı hatırlıyorum.

Ayrıca teşhis tutanağında yazıldığı gibi ben cesedi görüp bu ceset kız

kardeşimin kocasına aittir deyi bir şey söylemedim. Ben cesedi de hiç görmedim.

Daha sonra cenaze askeriye eşliğinde kimse yanaştırılmadan köy mezarlığına

gömülmüş. Ben mezarlığa gitmedim. Çünkü ölenin kardeşleri de ilgileniyorlardı.

Benim bilgim bundan ibarettir."

21. Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturma sonucunda 28/12/2012

tarihli ve K.2012/15046 sayılı kararıyla A.A.nın yaşamını yitirdiği olaya ilişkin etkili bir

soruşturma yapılmadığını ve ölüm olayının kamu görevlilerinin ihmâli sonucu

meydana geldiğini tespit etmiş ancak gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle

şüpheliler hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vermiştir.

22. Karardaki kamu görevlilerinin ihmâli sorumluluğunun olduğuna

ve ölüm olayına ilişkin etkili bir soruşturma yapılmadığına dair tespitler

şöyledir:

"...Olay tarih itibariyle Samsun Emniyet Müdürlüğünden sorumlu

olduğu anlaşılan Sıkıyönetim Müşahit Subayı şüpheli Üsteğmen H.K.'nın vermiş olduğu ifadelerde, maktul A... A...'un 12 Eylül

1980 tarihinden önce Samsun il merkezinde siyasi içerikli suçlardan hakkında

bir çok yargılamasının bulunduğunu, kendisinin TÖB-DER İl Başkanı olmasından

dolayı siyasi eylemlerde bulunmasından dolayı 22.01.1982 tarihinde Samsun Sulh

Ceza Mahkemesince tutuklanarak Samsun Kapalı Cezaevine konulduğunu, daha sonra

1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunun geçici 7. maddesine istinaden soruşturmaları

derinleştirmek için ifadesi alınmak üzere 04.01.1982 tarihinde maktul'ün Samsun Emniyet Müdürlüğüne getirilmesi

talimatının verildiğini ve devamında 09.02.1982 tarihinde maktul'ün

intihar etmek suretiyle kendisini öldürmüş olduğunu beyan ettiği anlaşılmıştır.

Tanık Sıkıyönetim Müşahit Subayı Üsteğmen H.K.'nın

bahsettiği kanunun ilgili fıkralarına göre Cezaevinden tutuklu çağırma yetkisi

verilen kişilerin aynı gün Cezaevine götürülmek yerine, günlerce Samsun Emniyet

Müdürlüğü nezarethanesinde bekletildiğini açıklayamadıkları da anlaşılmıştır.

Yine müşteki beyanları, maktulün cezaevine götürülmediği, günlerce

Samsun Emniyet Müdürlüğünde gözaltında tutulduğu ve işkence edildiği

yönündedir.

Dosyada tanık olarak dinlenen Ö.Ş., M.H.Ç. ve A.T.'nin

Savcılığımıza vermiş oldukları ifadelerinde, maktul A...in iddia edildiği gibi

bir kaç gün değil uzun süredir Emniyet Müdürlüğünde gözaltında olduğunu, yine

eşi müşteki Mukadder'in beyanında da maktul'ün hiç

cezaevinde kalmadığını, yine olay saatinde Piyade Erler Z.K. ve B.K.'nın beyanlarının aksine maktulün tuvalete gitmek için

nezaretten çıkartılmadığını, Emniyet Müdürlüğü koridorlarının temizliği ve

koridorları paspaslamaları için Ö.Ş. ile birlikte maktulün görevlendirildiğini,

maktulün paspas yaparken birden ortadan kaybolduğunu, daha sonra maktulün

kendisini aşağıya attığı söylentisini duyduklarını beyan ettikleri

anlaşılmıştır.

Şüphelilerce maktulün gözaltına alındığı tarihte Samsun Kapalı

Cezaevine konulduğu ve daha sonra ifadesine başvurulmak üzere Samsun Emniyet

Müdürlüğüne getirtildiği iddia edilmişse de;

Cumhuriyet Başsavcılığımızca Samsun Cezaevi Müdürlüğü ile yapılan yazışmada,

adı geçen maktulün olay tarihleri itibariyle hiç bir şekilde Samsun Kapalı

Cezaevinde Kaldığına dair kayıt olmadığı yönünde cevabi yazı gönderdikleri

anlaşılmıştır.

...

Olayın gerçekleştiği tarihin olağanüstü bir yönetim şeklinin hüküm

sürdüğü bir dönem olması, maktulün askeri bir suçtan gözaltına alınmamış

olmasına rağmen Samsun Cumhuriyet Başsavcılığınca sadece olay yeri tespit

tutanağı ve otopsi raporu düzenlenilmekle yetinildiği

ve evrakın soruşturmasının ve sonuçlandırılmasının 3. Ordu Komutanlığına bağlı

Sıkıyönetim Askeri Savcılığınca yapıldığı anlaşılmıştır.

Olay tarihi itibariyle maktul A... A...'un

askeri makamlarca sağ bir şekilde gözaltına alındığı ve gözaltının devam ettiği

bir süreçte Askeri ve Emniyet güçlerinin gözetiminde olan bir binada intihar

ederek öldüğü de maddi bir gerçekliktir.

...

Askeri Mahkemenin vermiş olduğu karar aslında yapılması gereken etkin

soruşturmanın yapılmamış olduğunu gösteren ilginç ve isabetli bir karardır.

Mahkeme ölüm olayında idarenin sorumluluğunun olup olmadığının incelenmemesini

eksik soruşturma olarak görmüş, gözaltına alınan kişilerin güvenliklerinin

neden sağlayamadıklarının, intihara meyilli kişilerle ilgili ne gibi çalışmalar

yapıldığının da araştırılmasını istemiştir.

Her ne kadar Askeri Mahkeme bu eksik yönlerin araştırılmasını yine aynı

soruşturmayı yapan Askeri Savcılıktan istemişse de,

Askeri Savcılık sadece maktulün bulunduğu yerdeki pencerelere olay tarihi

itibariyle demir parmaklıklar takılmadığını tespit etmiş, ayrıca Samsun

Cezaevinde tutuklu olarak bulunduğu iddia edilen maktulün Samsun Emniyet

Müdürlüğünde gözaltında bulunma gerekçesini araştırdığı, bunun dışında başka

bir işlem yapmadığıanlaşılmıştır.

Askeri savcılıkça intihara yönelik iddialar suçluluk psikolojisi veya

kaçma güdüsü olarak izah edilmeye çalışılarak aynı gerekçelerle yeniden

kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verildiği anlaşılmıştır.

Yine verilen bu karar üzerine 3 ncü Ordu

Komutanlığı Askeri Mahkemesi genişletilmesini istediği Kovuşturmaya yer

olmadığına ilişkin kararı bu kez onamıştır.

...

Askeri mahkemenin vermiş olduğu son kararda intihar olayında sorumlular

olduğunu ancak bu sorumluların şikayet konusu

yapılmaması ve Askeri Savcılıkça da resen yürütülen bir soruşturma olmadığı

için kendilerince yapılacak bir işlem olmadığının dile getirilmiş olduğu da bir

gerçekliktir. Bu aşamada Askeri Savcılığın etkin soruşturma ile sorumlulara

yönelik bir çaba sarfetmediği anlaşıldığı gibi, olay

tarihinden sonra maktul vekilleri tarafından da yeniden bir suç duyursunda bulunmadığı müşteki tarafından verilen

evraklardan ve soruşturma evrakları içeriğindenanlaşılmıştır.

Soruşturma konusu intihar olayında AİHM içtihatları kapsamında

sorumluların cezalandırılmalarına yönelik etkin soruşturmanın tam olarak

yapılamaması yanında, dosyada ifadeleri alınan Samsun Garnizon Komutanı ile

Samsun Emniyet Müdürlüğü Sıkıyönetim Müşahit Subayı Üsteğmen H.K.'nın ifaderinde, koğuşa bu konuda

emir olmasına rağmen parmaklık taktıramadıklarını beyan etmeleri ve maktulün

intihar edebileceğini de düşünebilmeleri gerekirken gerekli önlemleri almamanın

da sorumluluk doğuracağı aşikardır.

...

Müştekiler tarafından her ne kadar maktul A... A...'un

uzun süreli gözaltı süresince kendisine işkence yapıldığı iddia edilmişse de

dosyada alınan ifade tutanakları ve sistematik otopsi raporuna göre maktule

resmi görevlilerce işkence yapıldığına dair delil elde edilemediğinden bu

konuda kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verme gereği hasıl

olmuştur.

Maktul A... A...'un Askeri yönetimin hüküm

sürdüğü ve 45 güne kadar gözaltı süresi verildiği bir süreçte gözaltına

alındığı. mahkeme kararlarına göre tutuklanıp Samsun Kapalı Cezaevine konulmuş

olmasına rağmen yeniden ifadesi alınmak üzere Sıkıyönetim Komutanı veya Askeri Savclığın emri olmadan Samsun Emniyet Müdürlüğü binasının

nezarethanesinde günlerce tutulduğu ve tanık ifadelerine göre temizlik

işlerinde bile kullanıldığı ve delilden süpheliye

ulaşmak yerine şüpheliden delillere ulaşıldığı bir ortamda sağlıklı bir şekilde

bir nevi yetkililerin zimmetinde olan maktulün olay tarihinden yaklaşık 1 yıl

evvel verilmiş talimatlar olmasına rağmen nezarethane ve koğuş olarak

kullanılan pencereye demir parmaklık takılmaması nedeniyle yine iddiaya göre

yüksekten atlayarak intihar etmesi yetkililerin sorumluluğunu doğurmaktadır.

Askeri ve emniyet mensuplarının ifadelerine göre, olay gecesi maktulün

arkadaşlarını ihbar ettiği ve bu nedenle suçluluk duyduğu gözlemlendiği ifade

edilmiş olmasına rağmen bu konuda intiharı engellemeye yönelik bir girişimde

bulunmamaları, sorgulamasının tamamlandığı dile getirilen maktulün gerektiğinde

tekrar Samsun Cezaevine götürerek intihar olayının oluşumunu

engelleyebilecekleri mümkünken bu davranışda

bulunmamaları da sorumluluk gerektiren davranışlardandır..."

23. Başvurucular Mukadder Aksoy ve Deniz Bayraktar'ın bu karara

24/1/2013 tarihinde itirazı, Çarşamba Ağır Ceza Mahkemesinin 18/3/2013 tarihli

ve 2013/308 Değişik İş sayılı kararıyla başvurucu Hüseyin Oğuz Aksoy'un anılan

karardan daha sonradan haberdar olması nedeniyle 2/12/2013 tarihindeki itirazı

ise 30/12/2013 tarihli ve 2013/1524 Değişik İş sayılı kararıyla -incelenen

evrak kapsamına göre- kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle

reddedilmiştir.

24. Anılan nihai karar, başvurucular Mukadder Aksoy ve Deniz

Bayraktar'a 8/4/2013 tarihinde, başvurucu Hüseyin Oğuz Aksoy'a ise 13/2/2014

tarihinde tebliğ edilmiş olup başvurucular otuz günlük yasal süresi içinde

6/5/2013 ve 7/3/2014 tarihlerinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

B. İlgili Hukuk

25. Anayasa’nın geçici 15. maddesi şöyledir:

“12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye

Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçecek süre

içinde, yasama ve yürütme yetkilerini Türk milleti adına kullanan, 2356 sayılı

Kanunla kurulu Milli Güvenlik Konseyinin, bu Konseyin yönetimi döneminde

kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunla görev ifa

eden Danışma Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında

cezai, mali veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla

herhangi bir yargı merciine başvurulamaz.

Bu karar ve tasarrufların idarece veya yetkili kılınmış organ, merci ve

görevlilerce uygulanmasından dolayı, karar alanlar, tasarrufta bulunanlar ve

uygulayanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır.

”

26. 13/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102. ve

104. maddeleri şöyledir:

“Madde 102 - Kanunda

başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku

amme davası:

1 - Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbed

ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerde yirmi sene,

2 - Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapis cezasını

müstelzim cürümlerde on beş sene,

3 - Beş seneden ziyade ve yirmi seneden az ağır hapis veya beş seneden

ziyade hapis yahud hidematı

ammeden müebbeden mahrumiyet cezalarından birini

müstelzim cürümlerde on sene,

4 - Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis yahud sürgün veya hidematı

ammeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır para cezasını müstelzim

cürümlerde beş sene,

5 - Bir aydan ziyade hafif hapis veya otuz liradan ziyade hafif para

cezasını müstelzim fiillerde iki sene,

6 - Bundan evvelki bendlerde beyan olunan mikdardan aşağı cezaları müstelzim kabahatlerde altı ay geçmesile ortadan kalkar.

Bu kanunun ikinci kitabının birinci babında

yazılı ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis veya müebbed

yahud muvakkat ağır hapis cezalarını müstelzim

cürümlerin yurd dışında işlenmesi halinde dava müruru

zamanı yoktur.

Madde 104 - Hukuku

amme davasının müruru zamanı, mahkumiyet hükmü yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda

maznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan

karar veya C. müddeiumumisi tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir.

Bu halde müruru zaman, kesilme gününden

itibaren yeniden işlemeğe başlar. Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddid ise müruru zaman bunların en sonuncusundan

itibaren tekrar işlemeğe başlar. Ancak bu sebepler müruru zaman müdetini 102 nci

maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının ilavesi ile baliğ olacağı

müddetten fazla uzatamaz.”

27. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun

"Zaman bakımından uygulama"

kenar başlıklı 7. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan

kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin

lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

28. Mahkemenin 14/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

29. Başvurucular;

i. Yakınlarının, 1982 yılının Ocak ayında hakkında bir ceza

soruşturması bulunmamasına rağmen gözaltına alındığını 21/1/1982 tarihinde ise

Mahkemece tutuklandığını ancak herhangi bir tutukevine gönderilmeyerek Samsun

İl Emniyet Müdürlüğünde kanuna aykırı olarak tutulmaya devam edildiğini, bu

süreçte kendisine kendisine işkence yapıldığını,

ardından 9/2/1982 tarihinde intihar ettiğinin bildirildiğini, ölümün intihar

sonucunda gerçekleştiği hususunda ciddi şüphelerinin bulunduğunu, cesedinin

kendilerine gösterilmediğini, cesede ilişkin teşhis işlemi yapılmaksızın defin

işleminin gerçekleştirildiğini; ölümün intihar sonucu gerçekleştiği kabul

edilse bile sağlıklı bir şekilde gözaltına alınan yakınlarının, devletin

gözetiminde olduğu sırada yaşamını yitirdiğini, bu durumun yetkililer

tarafından yaşamını koruma adına gerekli önlemlerin alınmadığını gösterdiğini,

ayrıca ölüm olayını aydınlatmaya yönelik etkili bir soruşturma yürütülmediğini,

ii. 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile

yakınlarının ölümünde kusurlu olanların cezalandırılabilmesinin önünün

açıldığını belirterek yaptıkları şikâyet nedeniyle yürütülen ceza

soruşturmasında Cumhuriyet Başsavcılığınca etkili bir soruşturma yürütülmemesi

suretiyle yakınlarına işkence yapıldığına dair yeterli delile ulaşılamadığının

tespit edildiğini, olayın aydınlatılması için tanıkların dinlenilmemesi ve ölüm

olayının hemen ardından eksik şekilde düzenlenen otopsi raporundaki tespitlerin

doğru olduğu kabul edilerek yeniden otopsi yapılması yönündeki taleplerinin reddedilmesi

gibi nedenlerle maddi gerçeğe ulaşmak için gerekli olan işlemlerin

yapılmadığını, dolayısıyla yakınlarının işkence suretiyle öldürüldüğünün kabulü

gerekirken şüphelilerin taksirli davranışı sonucu öldüğünün kabulü ile

şüpheliler hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar

verilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek Anayasanın 17. ve 36.

maddelerinde güvence altına alınan yaşam ve adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüş; yeniden soruşturma yapılması ve manevi tazminat

taleplerinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların, yakınlarının işkenceye maruz

kaldığı ve tutulduğu Emniyet Müdürlüğü binasında şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdiğiiddiaları ile başvuruya konu soruşturma

kapsamından elde edilen bilgi ve belgeler, Anayasa'nın 17. maddesinin maddi

boyutunun ihlal edilip edilmediği konusunda değerlendirme yapılmasına imkân

sağlayacak nitelikte kanıt unsuru içermemektedir.

31. Bu şartlar altında başvurucuların, devletin Anayasa'nın 17.

maddesinde yer alan negatif yükümlülüklerini yerine getirmediği iddialarının

sağlıklı bir şekilde değerlendirilebilmesi ancak devletin bu iddiaları etkili

soruşturma yükümlülüğünü gerektiği gibi yerine getirip getirmediğinin tespiti

ile mümkün olabileceğinden başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin

Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan işkence yasağı ve yaşam

hakkının usul boyutu ile sınırlı olarak yapılması gerekli ve yeterli

görülmüştür.

1. Olaya İlişkin

Yürütülen İlk Soruşturma Yönünden

32. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (8)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra

kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları

inceler.”

33. Anılan Kanun hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman

bakımından yetkisinin başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup Mahkeme, ancak bu

tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel

başvuruları inceleyebilir. Bu açık düzenleme karşısında, anılan tarihten önce

kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da içerecek şekilde yetki kapsamının

genişletilmesi mümkün değildir (Hasan Taşlıyurt, B. No: 2012/947, 12/2/2013, § 16).

34. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisini doğru olarak

belirleyebilmek için kesinleşen nihai işlem ve kararın tarihinin yanı sıra

gerçekleştiği iddia olunan müdahalenin zamanını da doğru olarak tespit etmek

gerekir. Bu tespit yapılırken müdahaleyi oluşturan olaylar ve ihlal edildiği

iddia olunan hakkın kapsamı birlikte değerlendirilmelidir (Benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Blečić/Hırvatistan,

[BD], B. No: 59532/00, 8/3/2006, §§ 77-82).

35. Başvurucular; 1982 yılında kolluk tarafından gözaltına

alınan yakınlarının, bu süreçte işkenceye maruz bırakıldığını, akabinde

devletin gözetimi altında tutulmaya devam edilmekte iken yaşamını yitirdiğini,

o tarihte olaya ilişkin olarak yürütülen soruşturmanın etkili yapılmayıp olayda

sorumlulukları bulunan kamu görevlilerinin cezasız bırakıldıklarını ileri

sürmüşlerdir.

36. Bir kamu görevlisi, yürüttüğü görevin sağlamış olduğu nüfuzu

kötüye kullanmak suretiyle kişilerin yaşamına ya da maddi veya manevi

bütünlüğüne yönelik bir davranışla suçlandığı takdirde hiçbir zaman cezasız

bırakılmamalıdır. Bu tür suçlamalar dava veya ceza zamanaşımına uğratılarak

hükümsüz bırakılmamalı ve böyle davalarda af veya bağışlama gibi koruyucu

önlemlerin alınmasına izin verilmemelidir (Zeycan

Yedigöl [GK], B. No: 2013/1566,

10/12/2015, § 33; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Tuna/Türkiye, B. No: 22339/03, 19/1/2010,

§ 71).

37. Bu açıklamalardan ihlal iddiasıyla ilgili olarak hiçbir

sınırlama olmaksızın sonsuza kadar Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru

yapılabileceği sonucuna ulaşmak mümkün değildir. Mahkeme, hukuk güvenliği

ilkesinin bir sonucu olarak zaman bakımından yetkisinin sınırlarını kesin

olarak belirlemek zorundadır (Zeycan Yedigöl, § 34; benzer yöndeki AİHM kararı için

bkz. Šilih/Slovenya [BD], B. No: 714630/1, 9/4/2009,

§§ 148-163).

38. Bu kapsamda kural olarak somut olaydaki gibi bir kamu

görevlisinin, yürüttüğü görevin sağlamış olduğu nüfuzu kötüye kullanmak ya da

ihmal suretiyle kişilerin yaşamına ya da maddi veya manevi bütünlüğüne yönelik

bir davranışta bulunduğu ve bu olaya ilişkin etkili bir soruşturma

yapılmadığına ilişkin başvurular yönünden de soruşturmayı sonlandıran kararın

kesinleştiği tarihin, Mahkemenin zaman bakımından yetkisini belirleyen tarihten

önce mi yoksa sonra mı olduğunun tespit edilmesi gerekir.

39. Somut olayda yürütülen ilk soruşturma sonucunda verilen

karar, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı tarihten önce

27/4/1982 tarihinde kesinleşmiştir (bkz. § 12).

40. Açıklanan nedenlerle bireysel başvuruların incelenmeye

başlandığı tarih olarak belirlenen 23/9/2012 tarihinden önce kesinleşen karara

ilişkin bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının

diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe

katılmamıştır.

2. Olaya İlişkin

Yürütülen Son Soruşturma Yönünden

41. Başvurucular, 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliği

nedeniyle 2012 yılında aynı konuda Cumhuriyet Başsavcılığına yaptıkları başvuru

sonucunda yürütülen soruşturmada, etkili bir soruşturma yürütülmeyerek dava

zamanaşımının gerçekleştiği gerekçesiylekovuşturmaya

yer olmadığına dair karar verildiğini ileri sürmüşlerdir.

42. Bireysel başvuruya konu ikinci ve son soruşturma, ilk

soruşturmadan farklı olarak Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetki

sınırları içinde 18/3/2013 tarihinde kesinleşmiştir (bkz. § 23). Bu durumda

Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkili olmadığı bir tarihte kesinleşen

işlemlere karşı sonradan yapılan “yargılamanın

yenilenmesi talebi” veya “yeniden

suç duyurusunda bulunma” gibi girişimlerin bireysel başvuru hakkını

canlandırıp canlandırmayacağı konusunun açıklığa kavuşturulması gerekir.

43. Anayasa Mahkemesine göre daha önce başvurulduğu ve

reddedildiği için başarılı olunmayacağı belli olan başvuru yoluna, yeni bir

delil ileri sürmeksizin bireysel başvuruların incelenmeye başlandığı tarih

olarak belirlenen 23/9/2012 tarihinden sonra tekrar başvurulması sonucu verilen

ret kararı üzerine yapılan bireysel başvurunun Anayasa Mahkemesinin zaman

bakımından yetkisi kapsamında olduğunun kabul edilmesi mümkün değildir (İbrahim Oğuz Yapar, B. No: 2012/829,

5/3/2013, § 32).

44. Diğer taraftan kesinleşmiş yargı kararlarına karşı kararın

esasını etkileyecek yeni bir durumla karşılaşılması hâlinde yargı mercilerine

yeniden başvurmak mümkündür. Bu başvurular neticesinde yargı mercilerince

verilen kararların bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine taşınmasının

önünde de bir engel bulunmamaktadır. Ancak bu başvuru sonucu yapılacak inceleme

kesinleşmiş karara ilişkin olmayıp sadece ortaya çıkan yeni durum hakkında

verilen kararın "münhasıran"

bir hak ihlali oluşturup oluşturmadığı ile sınırlı olacaktır (Zeycan Yedigöl, §

34).

45. Somut olayda başvurucular, Anayasa’nın geçici 15. maddesinin

yürürlükten kaldırılmasına vurgu yaparak soruşturmanın yeniden yürütülmesi ve

önceki soruşturma sırasında toplanmadığını ileri sürdükleri birtakım delillerin

toplanması talebinde bulunmuşlardır. Cumhuriyet Başsavcılığı, talepleri

doğrultusunda başvurucular tarafından gösterilen tanıkları dinlemiş, önceki

soruşturma dosyasını da inceleyerek bu soruşturma sırasında eksik bırakılan

hususları tespit etmiş, ancak olaya ilişkin dava zamanaşımı süresinin dolmasını

gerekçe göstererek şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.

46. Bu durumda somut olayda başvurucuların daha önce

başvurulduğu ve reddedildiği için başarılı olunamayacağı belli olan bir başvuru

yoluna yeni bir delil ileri sürmeksizin yeniden başvurduklarından söz

edilemeyecek olup Cumhuriyet Başsavcılığının başvurucuların talepleri

doğrultusunda olayın tanıkları olduklarını ileri sürdükleri kişileri dinlemesi

sonucu ortaya çıkan bu yeni durum hakkında verilen kararın "münhasıran" bir hak ihlali oluşturup

oluşturmadığının incelenmesi gerekmektedir.

47. Öncelikle belirtilmelidir ki dava zamanaşımı, belli

koşulların gerçekleşmesi hâlinde devletin cezalandırma hakkından vazgeçmesidir.

Zamanaşımı süresinin dolduğunun kabulü hâlinde şüpheliler iddiaları kabul

etseler dahi yargılanmaları mümkün olmayacaktır. Böyle bir durumda,

zamanaşımına uğrayan bir soruşturma dosyasına sunulan delillerin, yeni olsalar

da Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından araştırılması veya değerlendirilmesi

beklenemez (Zeycan Yedigöl,

§ 39).

48. Öte yandan dosyaya sunulan yeni delillerin zamanaşımı

süresini etkileyecek veya soruşturmayı yeniden başlatacak nitelikte olması

hâlinde bu durumun dikkate alınması gerekir (Zeycan

Yedigöl, § 40).

49. Başvurucular, Anayasa’nın geçici 15. maddesinin yürürlükten

kaldırılması nedeniyle olayda sorumlulukları bulunduğunu düşündükleri kişilerin

yargılama sürecinin başlatılmış olduğunu ileri sürmüş ve ölüme sebebiyet veren

kurum, kuruluş ve kişilerden şikâyetçi olduklarını beyan ederek sorumluların

cezalandırılması talebinde bulunmuşlardır.

50. Cumhuriyet Başsavcılığı, zamanaşımına uğrayan soruşturma

dosyasına sunulan delilleri toplayıp bu delilleri önceki soruşturma dosyasında

elde edilen delillerle birlikte değerlendirerek, başvurucuların yakınlarının

yaşamını yitirmesinde kamu görevlilerinin ihmali düzeyde sorumluluklarının

bulunduğu ile Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı

23/9/2012 tarihinden önce kesinleşen bu olaya ilişkin soruşturmanın etkili

yürütülmediği sonucuna varmış, ancak isnat olunan suçlara ilişkin dava

zamanaşımının gerçekleştiği gerekçesiyle şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer

olmadığına dair karar vermiştir.

51. Cumhuriyet Başsavcılığının bireysel başvuruya konu

kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında, şüphelilerin Anayasa’nın

yürürlükten kaldırılan geçici 15. maddesinin koruması altında olduklarından

bahsedilmemiş olup Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmayı olağan seyrinde

sürdürerek dava zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle sonuçlandırmıştır. Geçici

15. maddenin “12 Eylül 1980 Askeri Müdahalesi” sonrasında oluşturulan hükümetin

veya meclisin karar ve tasarruflarını yerine getiren kişi ve organları güvence

altına aldığı, kamu görevlilerine işledikleri kişisel suçlar bakımından koruma

sağlamadığı görülmektedir (Zeycan Yedigöl, § 71). Öte yandan başvurucular

tarafından ortaya konulan yeni argümanların ve Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından toplanan delillerin, soruşturma öncesinde gerçekleşen dava

zamanaşımını ortadan kaldıramayacağı ve geçici 15. maddenin yürürlükten

kaldırılmasının da bu durumu değiştirmeyeceğinin kabulü gerekir.

52. Bu çerçevede 7/2/2012 tarihli şikâyet üzerine yürütülen

soruşturma sonucunda iddiaların gerçekliğinin tespitinin ve sorumluların

belirlenerek etkili bir şekilde cezalandırılmalarının sağlanamamış olmasında,

iddia edilen olay tarihi ile ikinci soruşturmanın başlatıldığı tarih arasında

geçen 30 yıllık sürenin etkili olduğu kuşkusuzdur. Anılan süre zarfında

başvurucuların, iddialarını, gösterdikleri yeni deliller ile birlikte etkili

soruşturma yürütülmesinin mümkün olduğu bir dönemde, üstelik bu konuda herhangi

bir engelleyici durum da söz konusu olmamasına rağmen soruşturma makamlarının

önüne taşımamış olmasından soruşturma makamlarının sorumlu tutulması ve

dolayısıyla etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiğinin kabul edilmesi

mümkün değildir (Aynı yöndeki karar için bkz. Alirıza

Aksoy, B. No: 2013/4836, 9/3/2016, § 26).

53. Bu itibarla soruşturmada, olaya ilişkin bazı tanık

ifadelerinin alınması ve önceki soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgelerin bu

ifadeler ile birlikte değerlendirilmesi, kesinleşmiş kararın esasını

etkileyebilecek yeni bir durum meydana getirmiş ve bu nedenle soruşturma,

Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi kapsamında değerlendirilmiş ise

de başvuruya konu soruşturmanın ve bu soruşturma sonucunda verilen kovuşturmaya

yer olmadığına dair kararının, ortaya çıkan bu yeni durum hakkında "münhasıran" bir hak ihlali

oluşturmadığının açık olduğu sonucuna varılmıştır.

54. Açıklanan nedenlerle açık ve görünür bir ihlal

bulunmadığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe

katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Olay hakkında yürütülen ilk soruşturmada işkence yasağı ve

yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Olay hakkında yürütülen son soruşturmada işkence yasağı ve

yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

14/4/2016 tarihinde Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün karşıoyu ve

OYÇOKLUĞUYLA karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvurucular, 12 Eylül 1980 askeri darbesi döneminde güvenlik

güçlerince gözaltına alınan ve gözaltında iken pencereden atlayarak intihar

ettiği söylenen yakınlarının şüpheli bir biçimde ve kamu görevlilerinin ihmali

sonucu öldüğü iddiasıyla, yeniden soruşturma yapılması, olmadığı takdirde

manevi tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuşlardır.

2. Olay hakkında zamanında yapılan soruşturma Erzincan 3. Ordu

ve Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığının 23/2/1982 tarihli ve K.1982/141

sayılı kararıyla şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığı şeklinde

sonuçlanmıştır. İtiraz üzerine Erzincan 3.Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi,

başvurucuların yakının ölümünü engellemek için gerekli önlemlerin alınıp

alınmadığı konusunda soruşturmanın eksik bırakıldığı gerekçesiyle kovuşturmaya

yer olmadığına dair Askeri savcılık kararını kaldırmıştır. Ancak askeri

savcılık, soruşturma sonucunda yeniden kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

vermiş, başvurucular tarafından yapılan itiraz da Askeri mahkemenin 27/4/1982

tarihli ve 1982/3 sayılı kararıyla kesin olarak reddedilmiştir.

3. Başvurucular, 7/2/2012 tarihinde Samsun Cumhuriyet

Başsavcılığına bir dilekçe ile başvurarak 1982 yılında meydana gelen şüpheli

ölüm olayı hakkında tekrar suç duyurusunda bulunmuşlardır.

4. Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı konuyu gerçekten etkili bir

şekilde soruşturmuş ve aradan geçen uzun zamana rağmen tanıkları dinleyerek,

başvurucuların yakınının ölümünün kamu görevlilerinin ihmali sonucu meydana

geldiğini tespit etmiş, ancak gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle şüpheliler

hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vermiştir.

Başsavcılığın 28/12/2012 tarihli ve K.2012/15046 sayılı kararı başvuruculara

tebliğ edilmekle, süresi içinde Anayasa Mahkemesine başvuru yapılmıştır.

5. Başvuru, Anayasa’nın 17. maddesinde belirtilen işkence ve

kötü muamele yasağının ve yaşam hakkının usuli

boyutunun ihlal edilip edilmediği yönünden incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi

İkinci Bölümü, bu inceleme sonucunda olaya ilişkin 1982 yılında yapılan

soruşturma bakımından başvurunun zaman bakımından kabul edilemez olduğuna, olay

hakkında yapılan ve 28/12/2012 tarihinde sonuçlanan soruşturma bakımından ise

başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğuna karar vermiştir. Aşağıda açıklanan

nedenlerle Bölüm çoğunluğuna katılmamaktayım.

6. Başvuruya konu olan olayların incelenmesinden önce, 12 Eylül

1980 askeri darbesi döneminin yüzlerce kişinin işkenceyle öldürüldüğü,

binlercesinin sakat bırakıldığı, onbinlerce

vatandaşın işinden atıldığı, yüzbinlerce kişinin fişlendiği bir dönem olduğunu

hatırda tutmak gerekir. Askeri müdahalenin liderinin “Asmayalım da besleyelim mi” ve “Bir soldan bir sağdan astık” gibi, tarihe geçen sözleriyle

hatırlanan bu dönem, hukukun tam anlamıyla geçersiz hale geldiği bir dönemdir.

Bu dönemde gözaltına alınan bir kişinin işkenceye uğraması hatta gözaltında

öldürülmesi olasılığı göz ardı edilebilecek bir husus değildir. Nitekim olayda

kamu görevlilerin ihmalinden kaynaklanan kamu gücü sorumluluğu, yıllar sonra

yapılan soruşturma ile ortaya çıkarılabilmiştir.

7. Başvurucuların yakınının ölümü olayı ile ilgili olarak 1982

yılından 2012 yılına kadar yani zamanaşımı süresinin dolmasından önceki

yıllarda her hangi bir etkili soruşturma yapılamamış

olması tesadüfi değildir. 12 Eylül 1980 askeri darbe döneminden Anayasalı

demokratik düzene tedrici geçiş yılları olan ve askeri darbe liderinin

Cumhurbaşkanlığını sürdürdüğü 1989’a kadar aynı kadroların görevde kalması ve

devlet yönetimine hakim olan cezasızlık kültürü nedeniyle, çok somut delillere

dayalı ve inkarı mümkün olmayan işkence ve öldürme olayları için yürütülen az

sayıdaki soruşturma ve kovuşturmalar dışında, yapılan gözaltında öldürme,

yargısız infaz ve işkencelerin çok büyük çoğunluğu hakkında yargısal işlem

yapılmamış veya yapılamamıştır. Başvurucuların da bu kapsamda mağdur olan ve

hakkını arayamayan kişilerden olduğu anlaşılmaktadır. Başka bir deyişle ilk kez

etkili soruşturma olanağı 2012 yılında elde edilmiş ve gereği yapılmıştır.

8. Hemen belirtmek gerekir ki Geçici 15. madde 12 Eylül

döneminde işlenmiş işkence ve kötü muamele suçlarının soruşturulmasını veya

kovuşturulmasını engelleyen bir madde değildir. Ancak yukarıda değindiğimiz

cezasızlık kültürü ve başvuru konusu olayda çok açık görülebilen, kamu

görevlilerinin yargılanmasında karşılaşılan direnç, Geçici 15. maddenin bir

yargılama engeli olduğu şeklinde toplumda bir algı yerleşmesine yol açmış ve bu

algı da yargılanabilecek kişilerin işine gelmiştir.

9. Öte yandan şunu da belirtmek gerekir ki, olayda failler yönünden

zamanaşımı bulunması, bir temel hak ihlali olarak otuz yıl önce meydana gelen

işkence eyleminin etkili soruşturma incelemesi yönünden Anayasa Mahkemesinin

yetkisi kapsamına girmediği anlamına gelmemektedir.

10. Bu dosyada incelenenin, otuz yıldan fazla zaman önce vuku

bulan olayın maddi boyutu olmadığı açıktır. Ancak 1982 yılında yapılan

soruşturmalarda tanıklar dinlenmemiş, gerçekleri ortaya çıkartmak için gereken

özen gösterilmemiş, adeta suçluların kayırılması ve olayın üstünün örtülmesi

için gayret sarf edilmiştir. Başka bir ifadeyle, kamu

gücünün tamamen keyfi davranması olgusundan söz edilebilir.

11. Başvurucuların 2010 yılında gerçekleştirilen ve 12 Eylül

2010 referandumuyla kabul edilen Anayasa değişiklikleri kapsamında Geçici 15.

maddenin kaldırılması üzerine yeni bir girişimde bulundukları anlaşılmaktadır.

Başvurucu, Anayasa’nın Geçici madde 15'inin kaldırılması sonucu 12 Eylül 1980

darbe döneminin yargılanması için yeni ve farklı bir hukuki durum yaratıldığını

düşünmekte haksız değildir. Zira bu bağlamda:

a) 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinin başı ve 7. Cumhurbaşkanı

Kenen Evren ve komuta kademesi hakkında 8 Nisan 2011 tarihinde Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma açılmış,

b) 10 Ocak 2012 tarihinde iddianame Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesince

kabul edilmiş,

c) Mahkemenin 6 Nisan 2012 tarihli ara kararıyla:

- Başbakanlık, TBMM, CHP,

MHP, DİSK, HAK-İŞ gibi kurum ve kuruluşlar ile birlikte, gözaltında iken

kaybolan bazı kişilerin yakınlarının davaya müdahil olarak kabulüne,

-İşkence iddialarıyla ilgili suç duyurusunda bulunulmasına karar

verilmiştir.

12. Kenen Evren’in, yargılamanın Anayasaya aykırı olduğu

iddiasıyla Anayasa Mahkemesine 13.2.2013 tarihinde yaptığı Bireysel Başvuru,

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü’nün 25.6.2014 tarihli ve 2013/1276 sayılı

kararı ile “başvuru yollarının tüketilmemesi” nedeniyle reddedilmiştir.

13. Kenan Evren ve Komuta Kademesinden hayatta olan diğer sanık

Tahsin Şahinkaya, yargılamayı yapan 12. Ağır Ceza Mahkemesinin kapatılması

üzerine davaya bakan Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesince 18.6.2014 günü açıklanan

kararla, müebbet hapse mahkum edilmişlerdir.

14. Karar sanıklarca temyiz edilmiş; ancak temyiz safhasında,

önce Kenen Evren’in bilahare de Tahsin Şahinkaya’nın vefat etmeleri nedeniyle

dava düşmüştür.

15. Sonuç olarak, Geçici 15. Maddenin kaldırılması konusunda

toplumda ve siyasi partiler arasında tam bir oybirliği olmasının, siyaseten 12

Eylül darbe dönemiyle hukuki yollarla da hesaplaşılması yolunda kamuoyunda

güçlü beklentiler yaratılmasının da gösterdiği gibi, 12 Eylül darbe dönemi

suçlarına ilişkin genel olarak o dönemlerde etkili soruşturma yapılmadığı

hususunda tüm kamuoyunda ve devlet kurumlarında görüş birliği bulunmaktadır.

16. Olayda suçlular Devletin zamanında etkili soruşturma

yapmaması nedeniyle zamanaşımından yararlanmışlar ve cezasız kalmışlardır.

Devlet, yaşam hakkını korumak için etkili bir ceza sistemi oluşturmak ve bunu

uygulamak zorundadır. Etkin ve adil soruşturmanın ve kovuşturmanın geçerli

olmadığı koşullarda zamanaşımı sürelerinin çok kısa olması devletin en temel

görevlerinden olan adaletin tecellisini engeller. Gerçekten de 765 sayılı Türk

Ceza Kanunundaki zamanaşımı sürelerinin çok kısa olduğunu gören yasa koyucu, bu

durumu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile önemli ölçüde düzeltmiştir.

17. 1980 döneminde etkili bir şekilde soruşturulması gereken

ancak soruşturulmayan en azından ihmali olanların yargılanması sağlanmayan ölüm

olayında başvurucuların, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan temel

haklarının usuli boyutunun ihlal edildiğini ve

ihlalin başvuru tarihi itibariyle devam ettiğinin kabulü gerekir.

18. Anayasa Mahkemesi de özel bir kişinin saldırısı sonucu sakat

kalan başvurucunun, failin zamanaşımı nedeniyle cezasız kalmasından dolayı

Anayasanın 17. maddesinde yer alan haklarının ihlal edildiğine ve bu nedenle

başvurucuya tazminat verilmesine hükmetmiştir (Tuncay Alemdaroğlu, 2012/827,

15/10/2014). Etkin ve süratli bir soruşturma ve kovuşturma yapamadığı için

failin zamanaşımı nedeniyle cezasız kalması olayında özel bir şahıs tarafından

vücut bütünlüğü ihlal edilen kişinin temel haklarının korunmasında devletin

sorumluluğu kabul edildiğine göre, kamu görevlilerinin etkin soruşturulamaması

ve kovuşturulamaması ve sonuçta zamanaşımından yararlanarak cezasız kalmasında

ihlalin varlığının evleviyetle kabulü gerekir.

19. Olağanüstü koşulların hüküm sürdüğü bir dönemin hesabının

sorulması için kararlılık ifade eden söylem, işlem ve eylemlerin başlatıldığı

bir dönemde, daha evvel sonuç vermemiş olan ve etkili olmayacağı yolunda

kuvvetli belirtiler bulunan bir yolun otuz yıl sonra bile olsa tekrar denenmesi

haklı ve meşru bir hak arama yolu olup, başvurucular zamanaşımı dolmadan önce

her yıl yeniden suç duyurusunda bulunmayı denememekten sorumlu tutulamazlar.

Suç duyurusunu ileride etkin soruşturma ihtimali yüksek olan veya öyle görünen

bir dönemde tekrar yapabilmek ümidiyle uzun bir süre sessiz kalan başvurucunun,

konuyu takipten vazgeçtiği veya gerekli özeni göstermediği sonucu çıkarılamaz.

Bu nedenle, başvurunun kabul edilebilirliğine karar verilmelidir.

20. Başvurucunun bu güne kadar elde

edemediği giderimin nasıl sağlanabileceğine gelince, başka yolla giderim

sağlanması artık mümkün olmayan başvurucuya talebi doğrultusunda manevi

tazminat ödenmesi gerekir.

21. Başvurunun kabulü halinde, Türkiye’nin karanlık bir

dönemiyle yüzleşmesi, hukuk devletine yaraşır şekilde, başvurucu ve benzer

durumdaki diğer kişilerin mağduriyetlerinin giderilmesiyle geç de olsa

gerçekleştirilebilecekti. Başvurunun reddi, adil ve hakkaniyete uygun olan bu imkanın kaçırılmasına yol açmıştır. Bu nedenle hukuken

olduğu kadar yerindelik yönünden de doğru bulmadığım karara katılmamaktayım.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ Alparslan ALTAN Raportör : Nahit GEZGİN Başvurucular : 1. Mukadder AKSOY 2. Deniz BAYRAKTAR 3. Mustafa Oğuz AKSOY Üye Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/2943, 14 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  12. Karşıoy Gerekçesi
  13. Paksüt
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/2943
Tarih
14 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Albına Kıyamova Başvurusu (B. No: 2013/3187)
  • N. A. Başvurusu (B. No: 2013/8130)
  • Abdulaziz Şenyit ve Şükrüye Şenyit Başvurusu (B. No: 2013/5592)
  • Hakan Köle ve Mehmet Köle Başvurusu (B. No: 2013/9888)
  • Erol Güler Başvurusu (B. No: 2013/8173)
  • Mehmet Ali Şanlı Başvurusu (B. No: 2013/9515)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.