İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Murat Karayel Başvurusu (B. No: 2013/2125)

1. Başvuru, gönderilen bir mektubun ceza infaz kurumunca alıkonulmasına

Başvuru No2013/2125Tarih16 Eylül 2015Okuma29 dk · 5.744 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Murat Karayel Başvurusu (2)

Karar tarihi
16 Eylül 2015
Başvuru Numarası
2013/2125
R.G. Tarih- Sayı
10/11/2015-29528
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.744 kelime·29 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gönderilen bir mektubun ceza infaz kurumunca alıkonulmasına

karar verilmesi nedeniyle haberleşme hakkı ile derece mahkemelerinin

başvurucunun talebini reddetmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğine; derece mahkemelerinin benzer konularda hep aynı şekilde talepleri

reddetmesi nedeniyle de etkili bir başvuru yolunun bulunmadığı iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, başvurucu tarafından 14/3/2013

tarihinde İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır.

3. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış, başvurunun Komisyona

sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

4. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 19/9/2013

tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını

karşılama imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur.

6. İkinci Bölümün 14/1/2014 tarihli

ara kararıyla adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

7. Bölüm Başkanı tarafından 23/1/2014

tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

8. Başvuru konusu olay ve olgular 24/1/2014

tarihinde Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık, tanınan süre sonunda görüşünü 24/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

9. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş,

başvurucu vekiline 5/3/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir. Başvurucu 14/3/2014 tarihinde bu görüşe

karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAYLAR VE OLGULAR

A. Olaylar

10. Başvuru dilekçesi ve ekleri ile başvuruya konu dosya

içeriğinden tespit edilen olaylar özetle şöyledir:

11. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/12/2005

tarihli ve E.2001/47, K.2001/114 sayılı kararı ile “Anayasal düzeni zorla değiştirmeye çalışmak” suçunu işlediği

kanaati ile başvurucunun 36 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar

verilmiştir.

12. Başvurucu hapis cezasını çekmekte olduğu Kırıkkale F Tipi

Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda bulunduğu sırada, H. Y. isimli arkadaşı

tarafından kendisine bir mektup gönderilmiştir. İlgili mektup aslında H. Y.

tarafından yazılan “Hatırlayacağın gibi biz

1990 yılına kadar Türkiye solu içinde Kürt ulusal hareketine en yakın tutumdaki

gruplardan biriydik.”, “Biz Kürt ulusal hareketi hakkındaki değerlendirmemizi

gözden geçirdik”, “1990 sonrası Kürt ulusal hareketine karşı eleştirilerimize

geçmiştekine göre ağırlık verdik. Bu konuda hemfikirdik. İçimizden kimse farklı

düşünce getirmedi. Bir tek M. abi dışında. M. abi ise Türkiye solunda Apocu çizgide idi.”, “Kirli savaşa karşı çalışmalarımızda

gücümüz oranında sürekli aktif davrandık. Amacımız Kürt ulusal hareketi ile

birlik temelinde devrimci çıkış yapmaktı.”, “ …Yakın zamanda bizi HÖC ile karşı

karşıya getirmiş olan Ö. adlı çok şaibeli bir insana küçücük çıkarları için

arka çıktılar. Son zamanlarda gene küçücük çıkarları için H.K’ ya bize

küfrettiriyorlar. Onlar Odak ve H.Y. ile H.K. gibi itirafçı ve kirli insanlar

arasında seçim yapmakta zorlanıyorlar.”, “Bu yüzden, Kürt ulusal hareketi ile

ilişkilerimizde dikkatli elbette olmamız gerekir. … Hatta bu tür insanları

mayın olarak görmemiz gerekir.”, “o arada SDP’den B. diye

bir arkadaş … benimle

görüşmeye gelecekmiş. Biz de ‘görüşelim’ diye karar aldık.”, “İstanbul

çalışmasının raporunu yollayayım.”, “… meta ve para

bölümüne geçtik. O bölüm ile ilgili de bazı notlar hazırladım. … Sana

yollayayım da bak”, “Sen birlikte toplantıları önermişsin, buna katılıyorum. …

Eski arkadaşların bu işe destek olmaları gerekir.” ve benzeri

ifadelerden oluşan ana mektup ile bu ana mektuba ek olarak gönderilen, Ö.

isimli bir çocuğun Türkçe ve İsveççe yazdığı anlaşılan, “… Şimdi Halmitad’da

babamlardayım. Buraya Cuma günü geldim. Bugün Pazar ve annem beni alacak. Bizim

koyunlarımız ve atlarımız vardı annemin evinde ama şimdi sadece atlarımız var.

Çünkü onlara bakamadığımız için koyunları sattık .

Okulda derslerim iyi gidiyor. En iyi matematik gidiyor. Sonra

İsveççe, sonra da fen ve sosyal. …” gibi ifadelerin yer

aldığı mektuptan oluşmaktadır.

13. Başvuruya konu bu mektuplar Ceza İnfaz

Kurumu Disiplin Kurulunca tek mektup olarak değerlendirilmiş ve Kurulun 1/11/2012 tarihli ve 2012/589 sayılı kararı ile “ … örgütsel birliğin devamlılığına yönelik tavsiye ve eleştirisel

ifadelerden örgütsel haberleşme yapıldığının anlaşıldığı…”gerekçesine istinaden mektubun

hükümlüye verilmeyerek alıkonulmasına karar verilmiştir.

14. Başvurucu, Disiplin Kurulunun anılan kararına karşı

Kırıkkale İnfaz Hâkimliği nezdinde şikâyet yoluna başvurmuş; Kırıkkale İnfaz

Hâkimliği 21/1/2013 tarihli ve E.2013/34, K.2013/25

sayılı kararı ile başvurucunun şikâyetini reddetmiştir. Kararın ilgili

kısımları şöyledir:

"...Disiplin Kurulu Başkanlığının

... kararında ... Hamza Yalçın tarafından

gönderilen mektubun içeriğinde örgütsel birliğin devamlılığına yönelik tavsiye

ve eleştirisel ifadelerden örgütsel haberleşme yapıldığı anlaşıldığından

mektubun tamamının sakıncalı bulunarak hükümlüye verilmemesine karar verildiği

anlaşılmıştır.

…

... cezaevi

idaresince sakıncalı bulunarak mektubun gönderilmemesi kararı Ceza İnfaz

Kurumları yönetimi ve Ceza Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Tüzük'ün 123. maddesine uygun olduğundan, hükümlünün

şikayetinin reddine, … karar verildi."

15. Başvurucunun anılan ret kararına karşı yaptığı itirazın

da Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesinin 4/2/2013 tarihli

ve 2013/119 Değişik İş sayılı kararı ile reddine karar verilmiştir.

16. Anılan karar başvurucuya, 13/2/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

17. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve

Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 68. maddesi şöyledir:

“(1)Hükümlü, bu maddede belirlenen

kısıtlamalar dışında, kendisine gönderilen mektup, faks ve telgrafları alma ve

ücretleri kendisince karşılanmak koşuluyla, gönderme hakkına sahiptir.

(2) Hükümlü tarafından gönderilen ve kendisine

gelen mektup, faks ve telgraflar; mektup okuma komisyonu bulunan kurumlarda bu

komisyon, olmayanlarda kurumun en üst amirince denetlenir.

(3) Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye

düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya

diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya

kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti

içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü tarafından

yazılmış ise gönderilmez.

(4) Hükümlü tarafından resmî makamlara veya

savunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbi

değildir.”

18. 5275 sayılı Kanun’un 121. maddesine dayanılarak

çıkarılan, 6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 20/3/2006 tarihli ve 2006/10218

sayılı Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin

İnfazı Hakkında Tüzük’ün (Ceza İnfaz Tüzüğü) 91.

maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye

düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya

diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı olarak haberleşmelerine neden

olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit

ve hakareti içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü

tarafından yazılmış ise gönderilmez.”

19. Ceza İnfaz Tüzüğü’nün 122. maddesi şöyledir:

“(1) 91 inci maddeye göre mektup alma ve

gönderme hakkı kapsamında hükümlüler tarafından yazılan mektup, faks ve

telgraflar, zarfı kapatılmaksızın bu işle görevlendirilen ikinci müdür

başkanlığında, idare memuru ve yüksek okul mezunu iki

infaz ve koruma memuru tarafından oluşturulan mektup okuma komisyonuna

iletilmek üzere güvenlik ve gözetim servisi personeline verilir. Yapılan

incelemeden sonra gönderilmesinde sakınca görülmeyen mektuplar üzerine

"görüldü" kaşesi vurulur, zarf içerisine konularak kapatılır ve

postaneye teslim edilir.

(2) Resmî makamlara veya savunması için

avukatına gönderilenler hakkında 91 inci maddenin dördüncü fıkrası hükmü

uygulanır.

(3) Hükümlülere gönderilen ve açılıp

incelendikten sonra verilmesinde sakınca olmadığı anlaşılan mektup, faks ve

telgraflar zarfları ile birlikte verilir.”

20. Ceza İnfaz Tüzüğü’nün 123. maddesi şöyledir:

“(1) Mektup okuma komisyonunca, mahalline

gönderilmesi veya hükümlüye verilmesi sakıncalı görülen mektuplar, en geç yirmidört saat içinde disiplin kuruluna verilir. Mektubun

disiplin kurulu tarafından kısmen veya tamamen sakıncalı görülmesi hâlinde,

mektup aslı çizilmeden veya yok edilmeden şikâyet ve itiraz süresinin sonuna

kadar muhafaza edilir. Mektubun kısmen sakıncalı görülmesi hâlinde, aslı

idarede tutularak fotokopisinde sakıncalı görülen kısımlar okunmayacak şekilde

çizilerek disiplin kurulu kararı ile birlikte ilgilisine tebliğ edilir.

Mektubun tamamının sakıncalı görülmesi hâlinde, sadece disiplin kurulu kararı

tebliğ edilir. Tebliğ tarihinden itibaren infaz hâkimliğine başvuru için

gereken süre beklenir. Bu süre içinde infaz hâkimliğine başvurulmamış ise,

disiplin kurulu kararı yerine getirilir. İnfaz hâkimliğine başvurulmuş ise,

infaz hâkimliği kararının tebliğinden itibaren itiraz süresi beklenir. İnfaz

hâkimliği kararına itiraz edilmemiş ise bu karara göre, itiraz edilmiş ise

mahkemenin kararına göre işlem yapılır.

(2) Hükümlüye

yapılacak tebligatta, tebliğ tarihinden itibaren onbeş

gün içinde infaz hâkimliğine şikâyet hakkının kullanılmaması veya infaz

hâkimliği kararına karşı tebliğ tarihinden itibaren bir hafta içinde ağır ceza

mahkemesine itiraz edilmemesi hâlinde, disiplin kurulu kararının kesinleşerek

mektubun sakıncalı görülen kısımlarının okunmayacak şekilde çizilerek

verileceği veya tamamı sakıncalı görülen mektubun verilmeyeceği bildirilir.

(3) Kısmen veya tamamen sakıncalı görülen

mektuplar, iç hukuk veya uluslararası hukuk yollarına başvuru yapılması

durumunda kullanılmak üzere idarece saklanır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Mahkemenin 16/9/2015 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 14/3/2013 tarihli ve 2013/2125 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

22. Başvurucu; özgür biçimde

haberleşmesinin, dış dünyayla ilişki kurması ve dış dünyaya hazırlanması

anlamında büyük önem arz ettiğini ancak kendisine gönderilen başvuruya konu

mektubun Cezaevi İdaresince engellendiğini, mektupta okunmaması gereken

sakıncalı ifadelerin olmadığını bildiğini, İdarenin yasal ve meşru bir nedene

dayanmaksızın sürekli benzer uygulamalar yaptığını, bunun yanı sıra derece mahkemelerince

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ilkeleri aleyhine taleplerinin

reddedildiğini ve benzer konularda sürekli aynı şekilde kararlar verildiğini

ifade ederek haberleşme özgürlüğü ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini,

derece mahkemelerine başvuru yolunun etkili olmadığını ileri sürmüş ve manevi

tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Adil Yargılanma

ve Etkili Başvuru Yolu Hakkının İhlal Edildiği İddiası

23. Başvurucu, Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu kararına

karşı sırasıyla başvurmuş olduğu şikâyet ve itiraz yasa yollarında, derece

mahkemelerince Sözleşme ilkelerine aykırı olarak taleplerinin reddedildiğini ve

benzer konularda sürekli aynı şekilde kararlar verilerek hak ihlallerini

onaylamak suretiyle özgürlükçü bakış açısı oluşturulmadığını iddia etmiştir.

24. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi" kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine

karar verebilir. "

25. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (3) numaralı, 48.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün (İçtüzük) 59. maddesinin ilgili fıkraları

uyarınca Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili delilleri sunmak

suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını ve dayanılan Anayasa hükmünün,

kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda bulunarak hukuki

iddialarını kanıtlamak başvurucuya düşer (Veli

Özdemir B. No: 2013/276, 9/1/2014, § 19).

26. Başvurucunun kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali

nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve özgürlük ile dayanılan Anayasa

hükümlerini, bu hükümlerin ihlal gerekçelerini, dayanılan deliller ile ihlale

neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların aslı ya da onaylı örneğini

başvuru dilekçesine eklemesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu gücünün ihlale

neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih

sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki haklardan

hangisinin ne sebeple ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve deliller

açıklanmalıdır (Veli Özdemir, §

20).

27. Başvuruya konu ihlal iddiasıyla

ilgili deliller sunarak olaya ilişkin iddialarını ve hangi Anayasa hükmünün

ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki iddialarını

kanıtlama yükümlülüğü başvurucuya ait olmasına rağmen başvurucu tarafından

soyut şekilde, derece mahkemelerince Sözleşme ilkelerine aykırı olarak

talebinin reddedildiği ve benzer konularda sürekli aynı şekilde kararlar

verilerek özgürlükçü bakış açısının oluşturulmadığı ileri sürülmektir. Adil yargılanma hakkının nasıl

ihlal edildiği veya başvuru yolunun nasıl etkisiz hâle geldiğine ilişkin bir

açıklama ve kanıtlamada bulunulmadığı da anlaşılmıştır.

28. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen

ihlal iddialarının başvurucu tarafından kanıtlanamamış olması nedeniyle

başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Haberleşme

Özgürlüğünün İhlal Edildiği İddiası

29. Başvurucunun, bir arkadaşı tarafından gönderilen mektubun

kendisine verilmeyerek alıkonulmasına karar verilmesi işlemi nedeniyle anayasal

haklarının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun

değildir. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı için

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Başvurucu ve

Bakanlık Görüşleri

30. Başvurucu, özgür biçimde haberleşmesinin dış dünyayla

ilişki kurması ve dış dünyaya hazırlanması anlamında büyük önem arz etmesine

rağmen başvuruya konu mektubun kendisine teslim edilmesinin Cezaevi İdaresince

engellendiğini ve mektupta okunmaması gereken sakıncalı ifadelerin olmadığını

ifade ederek haberleşme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

31. Bakanlık görüşünde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin

(AİHM) içtihatları hatırlatılmış, başvurucunun iddialarının bu kararlar

doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiği bildirilmiş ve aşağıdaki ifadelere

yer verilmiştir:

“… Bakanlığımızca, şikayete

konu mektubun içeriği incelendiğinde ‘Aynı zamanda Kürt ulusal hareketi ile

yakınlığımızı sürdürdük. Seçimlerde onu destekledik. Kirli savaşa karşı

çalışmalarımızda gücümüz oranında sürekli aktif davrandık. Amacımız Kürt ulusal

hareketi ile birlikte devrimci bir çıkış yapmakta. Ona göre davrandık.

Çalışmalarımız ne yazık ki hala çok zayıf durumda. Ankara tahliyeleri bizi

ileri götüremedi. Bu konuda Mahmut ile birlikte kalan Veli’ye uyarılarım ve

ondan yardım alma çabalarım boşa çıktı’ ifadelerinin yer aldığı görülmüştür.

Cezaevindeki mahkûma

gönderilen mektupta yer alan bu ifadelerin örgütsel birliğin devamına yönelik

tavsiye ve eleştirel ifadelerden olup olmadığı örgütsel haberleşme yapılıp

yapılmadığı ile böyle bir durumun varlığının kabulü halinde söz konusu

müdahalenin demokratik toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyaçtan kaynaklanıp

kaynaklanmadığının incelenmesi sırasında göz önüne alınmak üzere yukarıda dile

getirilen hususların Anayasa Mahkemesinin dikkatine sunulması gerektiği

değerlendirilmiştir. …”

32. Başvurucu vekili, Bakanlık görüşüne

karşı cevabında AİHM içtihatlarına yer vermiş; Bakanlık görüşünün mektuba atıf

yapılan kısmı ile ilgili olarak mektup göndericisinin siyasi yaklaşım ve

görüşlerinin ortaya konulduğunu, seçimlerde hangi partiyi desteklediğinin

açıklandığını, “kirli savaş”

ifadesiyle yakılan 17.000 insanı ve boşaltılan 4.000 köyü kastettiğini, “kürt ulusal hareketi ile

birlikte devrimci çıkış” amacının siyasette devrimci çıkış yapmak

olduğunu, yargılama sürecinde tahliye olan ve kendi anlayışına yakın olduğunu

düşündüğü, siyaset yasağı getirilmemiş kişilerin serbest kalmasının siyasi

çalışmalarına yarar getirmediğini belirttiğini ifade etmiş; mektubun örgütsel

yazışma kapsamında olduğunun kabul edilmesi hâlinde soruşturma açılması gerekmesine

rağmen herhangi bir işlem yapılmadığını, ayrıca sakıncalı görülen satırların

okunamayacak şekilde çizilmek suretiyle başvurucuya verilmesi mümkün olmasına

rağmen bu tür bir çözüm sunulmadığından işlemin meşru amaçla orantılılık

içermediğini belirtmiştir.

b. Genel İlkeler

33. Anayasa’nın 22. maddesi şöyledir:

“Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir.

Haberleşmenin gizliliği esastır.

Millî güvenlik, kamu

düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması

veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya

birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu

sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili

kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve

gizliliğine dokunulamaz. Yetkili

merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin

onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat

içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.

İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve

kuruluşları kanunda belirtilir.”

34. Sözleşme’nin “Özel ve

aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve

haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.

2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik,

kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi,

genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda

gerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale

yapılamaz.”

35. AİHM, haberleşme özgürlüğüne ilişkin şikâyetleri

Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde incelemektedir. Bununla birlikte

Anayasa’da Sözleşme’nin 8. maddesine karşılık gelen madde bulunmamaktadır.

Başvurucunun iddialarına esas olan haberleşme özgürlüğü Anayasa’nın 22.

maddesinde düzenlenmiştir.

36. Anayasa’nın 22. maddesinde, herkesin haberleşme özgürlüğüne

sahip olduğu ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu hüküm altına alınmıştır.

Sözleşme’nin 8. maddesinde de herkesin haberleşmesine saygı gösterilmesini

isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak

koruma alanı, haberleşme özgürlüğünün yanı sıra içeriği ve biçimi ne olursa

olsun haberleşmenin gizliliğini de güvence altına almaktadır. Haberleşme

bağlamında, bireylerin karşılıklı ve toplu olarak sözlü, yazılı ve görsel

iletişimlerine konu olan ifadelerinin gizliliği sağlanmalıdır. Posta,

elektronik posta, telefon, faks ve internet aracılığıyla yapılan haberleşme

faaliyetlerinin, haberleşme özgürlüğü ve haberleşmenin gizliliği kapsamında

değerlendirilmesi gerekir (Mehmet Koray Eryaşa, B. No: 2013/6693, 16/4/2015,

§ 49).

37. Kamu makamlarının, bireyin haberleşme özgürlüğüne ve

haberleşmesinin gizliliğine keyfî bir şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi

Anayasa ve Sözleşme ile sağlanan güvenceler kapsamındadır. Haberleşmenin

içeriğinin denetlenmesi, haberleşmenin gizliliğine ve dolayısıyla haberleşme

özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahale oluşturur. Bununla birlikte haberleşme

özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp meşru birtakım sınırlamalara tabidir. Bu

kapsamdaki özel sınırlama ölçütleri, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında

ve Sözleşme’nin 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında belirtilmiştir (Mehmet Koray Eryaşa,

§ 50).

38. AİHM kararlarına göre haberleşme özgürlüğüne yapılan

müdahale öncelikle kanunla öngörülmelidir. Müdahalenin yasal dayanağını

oluşturan mevzuatın “ulaşılabilir”,

yeterince açık ve belirli bir eylemin gerektirdiği sonuçlar açısından

“öngörülebilir” olması gerekir. İkinci olarak söz konusu sınırlandırma “meşru

bir amaca” dayalı olmalıdır. Bunun yanı sıra müdahale demokratik bir toplumda

gerekli ve ölçülü olmalıdır (Silver ve

diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 5947/72...,

25/3/1983, §§ 85-90; Klass ve diğerleri/Almanya, B. No: 5029/71,

6/10/1978, §§ 42-55; Campbell/Birleşik Krallık, B. No: 13590/88,

25/3/1992, § 34).

39. Dolayısıyla haberleşme özgürlüğüne yapıldığı iddia edilen

müdahalelerin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin var

olup olmadığı her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.

c. Bu İlkelerin

Mevcut Olaya Uygulanması

i. Müdahalenin

Varlığı

40. Somut olayda başvurucunun bulunduğu İnfaz Kurumu Disiplin

Kurulu kararıyla bir arkadaşı tarafından başvurucuya gönderilen mektubun, örgütsel

birliğin devamlılığına yönelik tavsiye ve eleştirel ifadeler içermesi nedeniyle

örgütsel haberleşme yapıldığı gerekçesiyle alıkonulmasına karar verilmiştir.

Dolayısıyla anılan işlem ile kamu makamları tarafından başvurucunun haberleşme

özgürlüğüne bir müdahalede bulunulmuştur.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

41. Anılan müdahale, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci

fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanmadığı ve

Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe

Anayasa’nın 22. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu nedenle sınırlamanın

Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili

maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasanın sözüne

ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Ahmet Temiz,

B. No: 2013/1822, 20/5/2015, § 36).

Kanunilik

42. Haberleşme özgürlüğüne getirilen sınırlamaların öncelikle

kanunla öngörülmüş olması gerekmektedir. AİHM içtihatlarında ifade edilen

kanunla öngörülme kriteri, kendi içerisinde üç temel

prensibi içermektedir. İlk olarak müdahale teşkil eden eylem, mevzuatta yer

alan bir düzenlemeye dayanmalıdır. İkinci olarak müdahalenin dayanağını teşkil

eden düzenleme, ilgili kişi açısından yeterli derecede ulaşılabilir olmalıdır.

Son olarak söz konusu düzenleme, hitap ettiği kişiler bakımından davranışlarını

ona göre yönlendirme ve belli koşullar çerçevesinde eylemleri neticesinde

meydana gelebilecek sonuçları öngörebilmeye olanak sağlayacak açıklıkta

olmalıdır (Silver ve diğerleri/Birleşik

Krallık, §§ 86-88).

43. Kanunilik ilkesinin yerine getirilmesinin, haberleşme

hürriyetinin kısıtlanabileceğine dair genel bir yasal düzenleme yapılması ile

mümkün olduğu söylenemez. Buna göre “kanunun kalitesi” olarak tanımlanabilecek

kanuni düzenlemede bulunması gereken temel esaslar belirlenerek takdir

yetkisini kullanacak mercilerin sınırlarının da netliğe kavuşturulması

gereklidir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun kararında belirttiği

üzere kanun ile temel esasların, ilkelerin ve çerçevenin ortaya konulmuş olması

gerekir (AYM, E.1984/14, K.1985/7, 13/6/1985). Bu

noktada, özellikle kanunun idari makamlara haberleşme özgürlüğüne müdahalede

takdir yetkisi tanıdığı durumlarda, ilgili kanunun bu yetkinin çerçevesini

belirli bir açıklıkta belirlemesi gerekmektedir (Mehmet Nuri Özen ve diğerleri/Türkiye, B. No: 15672/08..., 11/1/2011, § 56; Tan/Türkiye,

B. No: 9460/03, 3/7/2007, § 21).

44. Cezaevi idaresinin hükümlü ve tutukluların haberleşmesine

müdahalesinin Anayasa’nın 22. maddesinin hangi fıkrası kapsamında kaldığının

belirlenmesi müdahalenin kanuniliği açısından önemlidir. Zira ikinci fıkra

kapsamında olduğunun kabulü hâlinde hâkim kararı veya onayı olmaksızın yapılan

bir müdahale kanunilik ilkesini karşılamayacaktır. Öte yandan üçüncü fıkranın

gündeme gelmesi durumunda kanun koyucunun cezaevini istisna kamu kurumu olarak

kabul edip etmediği değerlendirilecektir (Ahmet

Temiz, § 39).

45. 5275 sayılı Kanun’un “Hapis

cezalarının infazında gözetilecek ilkeler” başlıklı 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının (b) bendi şöyledir:

“Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin düzenli

bir yaşam sürdürmeleri sağlanır. Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı

hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî ve

manevî koşullar altında çektirilir. Hükümlülerin, Anayasada yer alan diğer

hakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu Kanunda öngörülen

kurallar uyarınca kısıtlanabilir.”

46. Buna göre 5275 sayılı Kanun’un 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “…Hükümlülerin, Anayasada yer alan diğer hakları,

infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu Kanunda öngörülen kurallar

uyarınca kısıtlanabilir.” ibaresi uyarınca cezaevlerinin haberleşme

hürriyetinin kısıtlanabileceği istisnai kamu kurumu olarak kabul edildiği

değerlendirilmiştir (Mehmet Koray Eryaşa, § 76).

47. Somut olayda hükümlülerin cezaevinden yaptıkları

yazışmaların denetimi ve sınırlandırılmasının dayanağını, 5275 sayılı Kanun’un

68. maddesi ile Ceza İnfaz Tüzüğü’nün 91., 122. ve

123. maddeleri oluşturmaktadır.

48. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinde

ve anılan Tüzük’ün 91. maddesinde, hükümlülerin

mektup, faks ve telgraf gönderme ve kendilerine gönderilenleri alma hakkına

sahip oldukları, resmî makamlara veya savunmaları için avukatlarına

gönderdikleri mektup, faks ve telgrafların denetime tabi olmadığı, “Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye düşüren,

görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya diğer suç

örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya kuruluşları

paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti içeren mektup,

faks ve telgrafların” hükümlüye verilmeyeceği, hükümlü tarafından

yazılmış ise gönderilmeyeceği düzenlenmiştir.

49. Gerek 5275 sayılı Kanun gerekse anılan Tüzük, Resmî Gazete’de yayımlanmış olup bu mevzuatın erişilebilir

olduğuna kuşku yoktur. Anılan mevzuatta cezaevi disipliniyle ilgili hükümler,

cezaevinde hükümlülerin mektup, faks ve telgrafları gönderme ve alma hakkı,

buna getirilen kısıtlamalar ve izlenecek usuller yeterince açık ve

anlaşılabilir şekilde düzenlenmiştir. Hükümlünün mektubunun denetimi ile

birlikte, mektubun kısmen veya tamamen sakıncalı görülmesi hâlinde başvurulacak

tedbirler ile bu yöndeki işlemlere karşı hükümlünün başvurabileceği dava

yollarının da düzenlendiği, bu hâliyle ilgili düzenlemenin yeterince açık,

anlaşılabilir ve öngörülebilir olduğu sonucuna varılmıştır (Ahmet Temiz, § 44).

50. AİHM’in Gülmez/Türkiye

kararında da 5275 sayılı Kanun’un, Avrupa İşkenceyi ve İnsanlık Dışı veya

Aşağılayıcı Muamele veya Cezaları Önleme Komitesi tarafından incelendiği,

herhangi bir eleştiriye maruz kalmadığı, hükümlerinin yapılan herhangi bir

haksız müdahaleye karşı yerinde koruma sağlayabilecek derecede açık ve

ayrıntılı olduğu tespiti yapılmıştır (Gülmez/Türkiye,

B. No: 16330/02, 20/5/2008, § 51).

51. Görüldüğü üzere, müdahalenin dayanağı olan kanun hükmü,

hak ve özgürlüğe yönelen müdahalelerin sınırlarını yeterli bir açıklıkta ortaya

koyan, erişilebilir ve öngörülebilir bir düzenlemedir. Yapılan değerlendirmeler

neticesinde, 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin “kanunilik” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

Meşru Amaç

52. Haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin meşru kabul

edilebilmesi için bu müdahalenin, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında

sayılmış olan millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel

sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması

sebeplerinden biri veya birkaçına dayanması gerekir.

53. Sözleşme’nin 8. maddesinin (2)

numaralı fıkrasında da haberleşme özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin hukuka

uygun ve demokratik toplumda gerekli olması ile ulusal güvenlik, kamu

güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel

sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması amaçlarıyla yapılmış olması aranmakta olup bu şartlar altında

yapılmayan müdahaleler yasaklanmıştır.

54. Anayasa’nın 22. maddesinde düzenlenen haberleşmenin

gizliliğine yönelik müdahalenin ikinci fıkrada belirtilen amaçlar çerçevesinde

olabileceği düzenlenmiştir. Ayrıca müdahalenin ikinci fıkrada belirtilen

amaçlara dayalı olarak ve hâkim kararıyla yapılması gerekmektedir. Bununla

birlikte üçüncü fıkrada bazı kamu kurum ve kuruluşlarının kanun ile istisna

tutulabileceği de belirtilmiştir. Üçüncü fıkrada belirtilen istisna, hâkim

kararı alınması şartına yönelik olarak anlaşılmalı 22. maddenin ikinci

fıkrasında belirtilen sınırlama sebeplerinin genişletilebileceği şeklinde

yorumlanmamalıdır. Temel hak ve özgürlüklerin yalnızca Anayasa’nın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak sınırlanabileceğini öngören

Anayasa’nın 13. maddesindeki düzenleme ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların

dar yorumlanması gereği karşısında, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci

fıkrasında öngörülen haberleşme hürriyetine getirilebilecek sınırlama

sebeplerinin anılan maddenin üçüncü fıkrasına dayanılarak kanunla

genişletilmesi mümkün değildir (Ahmet Temiz,

§ 49).

55. Yukarıda da belirtildiği gibi cezaevlerinin, Anayasa’nın

22. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kalan istisnai kamu kurumu olduğu

kabul edilmekle birlikte bu istisna, anılan kurumlar tarafından hâkim kararı

alınması şartı aranmaksızın haberleşme hürriyetine müdahale niteliğinde işlem

tesis edilebileceği anlamına gelmektedir. Ayrıca bu kurumların haberleşme

hürriyetine müdahale anlamındaki işlemlerinin meşru olabilmesi için mutlaka

Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen sınırlandırma

sebeplerine dayalı olması gerekmektedir (Ahmet

Temiz, § 50).

56. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin

(3) numaralı fıkrasında “Kurumun asayiş ve

güvenliğini tehlikeye düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar

amaçlı suç örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden

olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit

ve hakareti içeren mektup, faks ve telgrafların” hükümlüye

verilmeyeceği, hükümlü tarafından yazılmış ise gönderilmeyeceği düzenlenmiştir.

Burada

belirtilen sebeplerin Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında sayılmış

olan kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi genel amacı çerçevesinde

cezaevinde güvenliğin ve disiplinin sağlanmasını hedeflediği söylenebilir.

57. Somut olayda başvurucuya gönderilen mektubun

alıkonulmasına yönelik Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulunun 7/1/2013

tarihli kararı, anılan mektubun örgütsel birliğin devamlılığına ilişkin tavsiye

ve eleştirel ifadeler içermesi nedeniyle örgütsel haberleşme yapıldığı

gerekçesine dayandırılmıştır.

58. Bu kapsamda başvurucuya ait mektubun, İnfaz Kurumunca

denetlenmesi suretiyle haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin, kamu düzeni

ve suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarını taşıdığı ve bunun da Anayasa'nın

haberleşme özgürlüğüne ilişkin 22. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında meşru

bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır.

Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma ve

Ölçülülük

59. Başvurucu, özgür biçimde

haberleşmesinin dış dünyayla ilişki kurması ve dış dünyaya hazırlanması

anlamında büyük önem arz etmesine rağmen başvuruya konu olan mektubun Cezaevi

İdaresince engellendiğini, kendisine gönderilen bu mektupta okunmaması gereken

sakıncalı ifadelerin bulunmadığını bildiğini, İdarenin yasal ve meşru bir

nedene dayanmaksızın sürekli benzer uygulamalar yaptığını ifade ederek

haberleşme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

60. Bakanlık görüşünde; AİHM kararlarında, ceza infaz

kurumlarında bulunan kişilerin yazışmalarının belirli ölçüde kontrolünün başlı

başına Sözleşme’nin ihlaline sebebiyet vermeyeceği keza ceza infaz kurumunun

olağan ve makul gereksinimleri dikkate alınarak bir değerlendirmede

bulunulmasının gerekli olduğunun vurgulandığı belirtilmiştir.

61. AİHM içtihatlarında ifade edilen demokratik toplumda

zorunluluk kavramı, müdahale teşkil eden eylemin acil bir toplumsal ihtiyaçtan

kaynaklanması ve takip edilen meşru amaç bakımından orantılı olması unsurlarını

içermektedir (Silver ve diğerleri /Birleşik Krallık,

§ 97).

62. AİHM, haberleşme hürriyetine yapılan müdahalelerin

demokratik toplumda zorunluluk teşkil etmesine ilişkin kriteri

incelediği kararlarda, öncelikle ceza infaz kurumlarında bulunan kimselerin

yazışmalarının belirli ölçüde kontrolünün başlı başına Sözleşme’nin ihlaline

sebebiyet vermeyeceğini, ceza infaz kurumunun olağan ve makul gereksinimleri

dikkate alınarak bir değerlendirmede bulunmanın gerekli olduğunu belirtmiştir (Mehmet Nuri Özen ve diğerleri/Türkiye, §

51; Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık,

§ 98).

63. AİHM, her somut olayda kamu makamlarının bu

değerlendirmeyi yaparken mektup gönderme ve almanın ceza infaz kurumlarında

bulunan hükümlülerin ve tutukluların dış dünya ile bağlantısında en önemli

araçlardan olduğunun göz önünde bulundurması gereğini belirtmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, § 45).

64. Haberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp meşru

birtakım sınırlamalara tabidir. Bu özgürlüğe ilişkin olarak Anayasa'nın 22.

maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırmaların Anayasa'nın 13.

maddesinin güvencesinde olan demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük

ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda bir değerlendirme yapılması

gerekmektedir (Yasemin Çongar ve diğerleri,

B. No: 2013/7054, 6/1/2015, §§ 57, 58).

65. Anayasa’da belirtilen demokrasi, çağdaş ve özgürlükçü bir

anlayışla yorumlanmalıdır. "Demokratik toplum" ölçütü, Anayasa'nın

13. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) "demokratik

toplum düzeninin gerekleri" ölçütünün bulunduğu 8.,

9., 10. ve 11. maddelerindeki paralelliği açıkça yansıtmaktadır. Bu itibarla

demokratik toplum ölçütü; çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik temelinde

yorumlanmalıdır (Fatih Taş, B.

No: 2013/1461, 12/11/2014, § 92).

66. Nitekim Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatları

uyarınca "Demokrasiler, temel hak ve

özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir.

Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hale getiren

sınırlamalar, demokratik toplum düzeni gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bu

nedenle, temel hak ve özgürlükler, istisnaî olarak ve ancak özüne dokunmamak

koşuluyla demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde ve

ancak yasayla sınırlandırılabilirler." (AYM, E.2006/142, K.2008/148,

24/9/2008). Başka bir ifadeyle, yapılan sınırlama; hak

ve özgürlüğün özüne dokunarak kullanılmasını durduruyor, aşırı derecede

güçleştiriyor ya da etkisiz hâle getiriyorsa veya ölçülülük ilkesine aykırı

olarak sınırlama aracı ile amacı arasındaki denge bozuluyorsa demokratik toplum

düzenine aykırı olacaktır (AYM, E.2009/59, K.2011/69, 28/4/2011;

AYM, E.2006/142, K.2008/148, 17/4/2008; Abdullah

Öcalan [GK], B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 94; Fatih Taş, §§ 92, 93).

67. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel

hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.

Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak

için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple haberleşme özgürlüğü alanında

getirilen müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin

elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir (Sebahat Tuncel, B. No: 2012/1051, 20/2/2014, § 84; Fatih

Taş, §§ 92, 93).

68. Müdahalenin orantılı olduğundan söz edebilmek için temel

hakka daha az zarar verebilecek ancak aynı zamanda güdülen amacı yerine

getirebilecek nitelikte olan yöntemin tercih edilmiş olması gerekmektedir

(Benzer yönde AİHM kararı için bkz. Nada/İsviçre, B. No: 10593/08, 12/9/2012,

§ 183).

69. Hükümlü veya tutuklular, Anayasa'nın 19. maddesi

kapsamında hukuka uygun olarak "bir mahkûmiyet kararına bağlı olarak

tutma" şeklinde değerlendirilebilecek kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı

dışında (İbrahim Uysal, B. No:

2014/1711, 23/7/2014, §§ 29-33) Anayasa ve

Sözleşme'nin ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına

genel olarak sahiptirler (Benzer yönde AİHM kararı için bkz. Hirst/Birleşik Krallık (No. 2), B. No:

74025/01, 6/10/2005, § 69). Bununla birlikte cezaevinde tutulmanın kaçınılmaz

sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin temini gibi cezaevinde güvenliğin

sağlanmasına yönelik kabul edilebilir makul gerekliliklerin olması durumunda

sahip oldukları haklar sınırlanabilir (Turan

Günana, B. No: 2013/3550, 19/11/2014, § 35).

70. Ceza infaz kurumlarına gelen veya bu kurumlardan

gönderilen yazışmalara yapılan müdahalelere gerekçe olarak gösterilebilecek

yukarıda belirtilen makul nedenlerin, somut olayın tüm koşulları çerçevesi

dâhilinde objektif bir gözlemciyi haberleşme hakkının kötüye kullanıldığına

ikna edebilecek nitelikte olaya özgü olgu ve bilgilerle gerekçelendirilmesi

gerekmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, § 48). Bunun yanı sıra

yapılacak değerlendirmede hükümlüler hakkında uygulanan infaz rejiminin ve

mahkûmiyet sebeplerinin de dikkate alınması gerekmektedir (Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, §§

98, 102; Atilla ve diğerleri/Türkiye,

B. No: 18139/07, 11/5/2010, (k.k.)).

71. Bu bağlamda başvuru konusu olay bakımından yapılacak

değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan derece mahkemelerinin

kararlarında dayandıkları gerekçelerin, haberleşme özgürlüğünü kısıtlama

bakımından “demokratik bir toplumda gerekli” ve “ölçülülük ilkesi”ne

uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Sebahat Tuncel, § 87).

72. Somut olayda öncelikle başvurucuya

gönderilen mektubu iki kısımda değerlendirmek gerekmektedir: Birinci kısım “Merhaba Murat” ifadesiyle başlayan, beş

sayfadan oluşan ve H. Y. tarafından kaleme alındığı anlaşılan ana mektup;

ikinci kısım ise bu ana mektuba ek olarak gönderilen Ö. isimli bir çocuğun

yazdığı, “Merhaba Murat Abi”

ifadesiyle başlayan bir sayfa Türkçe ve “Hej Murat Abi” ifadesiyle başlayan bir sayfa İsveççe

olduğu anlaşılan mektuptur.

H. Y. Tarafından Kaleme

Alınan Mektup Yönünden

73. Somut olayda “Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi

(THKP-C)” olarak adlandırılan

terör örgütü üyesi hükümlü başvurucuya gönderilen başvuruya konu mektup, H. Y.

tarafından İsveç’ten gönderilmiştir.

74. 1988 yılında adını “Direniş Hareketi” olarak değiştiren

THKP-C/Üçüncü Yol örgütü ile bağlantısı başvuru dosyasına yansıyan H. Y., bir grup tarafından çıkarılan “Odak” (Dergi) isimli bir

dergide hâlen başvurucu ile birlikte yazarlık yapmaktadır.

75. Odak dergisinin internet sitesinde; başvuruya konu

olayların haber yapıldığı, haberde başvurucuya H. Y. tarafından gönderilen

mektupların sürekli engellendiğinden bahsedildiği, mektupların genel olarak

“Eğitim ve Dayanışma Hareketi” çerçevesinde

yazıldığının ifade edildiği anlaşılmaktadır. “Eğitim ve Dayanışma Hareketi” Odak dergisinin öncülüğünde yürütülen bir

kampanya olup Dergi, bu hareketi “ bir

devrimci-yenilenme hareketidir. Dayanışma ve Eğitim Hareketi geleneksel soldan

bağımsızlaşarak yeni tarzda bir bilinçlenme, örgütlenme ve mücadele geliştirme

hareketidir. Dayanışma ve Eğitim Hareketi bir direniş hareketidir” şeklinde

tanımlamaktadır. Ayrıca bu sitede başvurucunun “Direniş Hareketi” örgütü adına

ortak bildirilere katıldığı da tespit edilebilmektedir.

76. Başvuruya konu mektup, genel olarak siyasi-ideolojik

olarak yazılmış bir mektup olup beş sayfadan oluşmaktadır. Mektubun zaman zaman

güncel ve kişisel olayları da anlattığı, yazarın bu olaylar ile ilgili

eleştirilerini ve sonucunda tavsiye olarak nitelendirilen yönlendirmelerini

barındırdığı görülmektedir. H. Y. mektupta, mütemadiyen kendisinin ve

başvurucunun da içinde bulunduğu bir topluluktan bahsetmekte ve “biz” kavramına vurgu yapmaktadır.

Topluluk dışından biri tarafından okunması hâlinde kolaylıkla anlaşılamayacak

şekilde kapalı bir dil kullanan yazar, bu topluluk içinde adını zikrettiği bazı

isimler ve gönderme yaptığı bazı olaylar ile ilgili gelişmeleri ve öngörülerini

başvurucuyla paylaşmakta; topluluğun “çalışmalarından”

ve “kararlarından” bahsetmektedir. Yukarıda (bkz. § 11) yer verilen anlatıma

benzer nitelikteki ifadelerden oluşan mektupta yazar, kendisinin ve

başvurucunun dâhil olduğu topluluğun iç ilişkileri ile topluluk dışında

kalanlarla olan dış ilişkilerindeki gelişmelere ayrıntılı olarak değinmektedir.

77. Başvurucu, Anayasal düzeni zorla değiştirmeye çalışmak

suçundan mahkûm edilmiş ve THKP-C adlı terör örgütünün yasa dışı eylemlerine

katılmış bir hükümlüdür. Başvurucuya İsveç’ten mektup gönderen H. Y.nin ise aynı örgütün devamı niteliğindeki THKP-C/Üçüncü

Yol adlı örgüt ile irtibatı bulunduğu dosyadaki mevcut evrakların tetkikinden

anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu iki şahıs arasındaki mektuplaşmada geçen,

“çalışmalar” yapan ve “kararlar” alan

topluluğun, eski adıyla “THKP-C/Üçüncü Yol”, yeni adıyla “Direniş Hareketi”

örgütü olabileceği ihtimali doğrultusunda İnfaz Kurumunca, mektup anlatımının

yasa dışı örgütsel haberleşme niteliğinde olduğu değerlendirilerek mektubun

alıkonulması şeklinde tedbir alınması makul görülmüştür.

78. Buna göre H. Y. tarafından yazılan mektup bakımından

yukarıdaki açıklamalar ışığında başvurucunun haberleşme özgürlüğüne yönelik

kısıtlamanın, Anayasa’nın 22. maddesi anlamında demokratik toplumda kamu

düzeninin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi için gerekli olan demokratik

toplum düzeninin gereklerine aykırı olduğu düşünülemez. Bununla birlikte bu

mektubun tamamıyla yukarıda (bkz. § 11) yer verilen anlatıma benzer nitelikteki

ifadelerden oluştuğu dikkate alındığında bu ifadelerin okunamaz hâle

getirilerek mektubun hükümlüye verilmesinin bir anlamı olmayacağından söz

konusu kısıtlamanın ölçülülük ilkesine de aykırı olduğu söylenemez.

79. Açıklanan nedenlerle söz konusu mektup yönünden getirilen

kısıtlamanın bir ihlal içermediği anlaşıldığından, Anayasa’nın 22. maddesinde

güvence altına alınan haberleşme hürriyetinin ihlal edilmediğine karar

verilmesi gerekir.

Ö. İsimli Bir Çocuk

Tarafından Kaleme Alınan Mektup Yönünden

80. Somut olayda başvurucuya gönderilen mektuba eklenmiş, Ö.

isimli bir çocuk tarafından Türkçe ve İsveççe yazılmış olduğu anlaşılan

mektubun alıkonulmasına yönelik İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu kararında,

örgütsel haberleşme yapılması gerekçe gösterilmesine karşılık bu mektup

içeriğindeki hangi sözlerin örgütsel nitelikte olduğu belirtilmeden soyut

olarak bu gerekçeye dayanıldığı anlaşılmaktadır.

81. Söz konusu disiplin kurulu kararına karşı başvurulan

şikâyet yolunda Kırıkkale İnfaz Hâkimliğince de mektupta geçen ifadelerin örgütsel

haberleşme niteliğinde olduğu gerekçesine yer verilmesine rağmen hangi

ifadelerin bu nitelikte olduğu belirtilmemiştir. Kırıkkale 2. Ağır Ceza

Mahkemesinin ret kararında da itiraza konu mektup içeriği hakkında herhangi bir

değerlendirmede bulunulmamıştır.

82. Ö. tarafından yazılan 1/12/2012

tarihli mektubun Türkçe kısmı şöyledir:

“Merhaba Murat Abi,

Şimdi Halmitad’da

babamlardayım. Buraya Cuma günü geldim. Bugün Pazar ve annem beni alacak.

Bizim koyunlarımız ve atlarımız vardı annemin

evinde ama şimdi sadece atlarımız var. Çünkü onlara bakamadığımız için

koyunları sattık.

Okulda derslerim iyi gidiyor. En iyi matematik

gidiyor. Sonra İsveççe, sonra da fen ve sosyal.

Sana, Cihat abiye ve Süleyman abiye selam

ediyorum.”

83. Ö. tarafından yazılan mektubun İsveççe kısmının ise

Türkçe yazılan kısmın İsveççe tercümesi olduğu varsayılmakla birlikte farklı

ifadeler içermesi hâlinde dahi bir çocuk tarafından yazıldığı anlaşılan bu

mektuptaki hangi ifadelerin örgütsel haberleşme kapsamında kaldığına kanaat

getirildiği Cezaevi Disiplin Kurulu ve derece mahkemeleri gerekçelerinden

anlaşılamamıştır.

84. Bu doğrultuda, söz konusu Türkçe ve

İsveççe yazılmış olan mektubun alıkonulmasında örgütsel haberleşmenin

önlenmesine yönelik kabul edilebilir makul gerekliliklerin somut bilgilere

dayalı olarak ortaya konulmadığı sonucuna varılmış; başvurucuya gönderilen ana

mektubun eki niteliğindeki bu mektubun alıkonulmasının amaçlanan hedefler

açısından aşırı, dolayısıyla orantısız olduğu ve bu bağlamda demokratik bir

toplumda gerekli ve ölçülülük ilkesine uygun olmadığı kanaatine varılmıştır.

85. Açıklanan nedenlerle Ö. isimli bir çocuk tarafından

Türkçe ve İsveççe yazılan mektup yönünden başvurucunun haberleşme özgürlüğüne

yapılan müdahalenin "demokratik bir toplumda gerekli" ve “ölçülü”

olmadığı kanaatine varılmıştır. Bu sebeplerle başvurucunun Anayasa'nın 22.

maddesinde güvence altına alınan haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

86. Başvurucu, anayasal hakları ihlal edildiği için 10.000 TL

manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

87. 6216 sayılı Kanun'un "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

88. Başvurucunun Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına

alınan haberleşme hakkının ihlal edildiğinin tespit edilmesi üzerine yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya

talebine bağlı olarak takdiren 1.500 TL manevi

tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

89. Başvurucu, vekille temsil edildiğinden başvurucuya 1.500

TL vekâlet ücreti ödenmesine karar verilmesi gerekir.

90. Başvuru kapsamında haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği

gözetilerek kararın bir örneğinin bilgi edinilmesi için Bakanlığa ve Kırıkkale

İnfaz Hâkimliğine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Adil yargılanma ve etkili başvuru yolu hakkının ihlâline

ilişkin şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Anayasa’nın 22. maddesinde yer alan haberleşme

özgürlüğünün ihlaline ilişkin şikâyetlerin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Başvurucunun Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına

alınan haberleşme özgürlüğünün,

1. H. Y. tarafından yazılan mektup yönünden İHLAL

EDİLMEDİĞİNE,

2. Ö. tarafından yazılan mektup yönünden İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 1.500 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucuya 1.500 TL vekâlet ücreti ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması hâlinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

F. Kararın bir örneğinin 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(3) numaralı fıkrası uyarınca başvurucuya, Adalet Bakanlığına ve Kırıkkale

İnfaz Hâkimliğine gönderilmesine

16/9/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI Başvurucu : Murat KARAYEL Vekili : Av. Fazıl Ahmet TANER

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/2125, 16 Eylül 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olaylar Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. H. Y. Tarafından Kaleme
  12. Ö. İsimli Bir Çocuk
  13. B. Başvurucunun Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına
  14. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  15. M. Emin KUZ
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/2125
Tarih
16 Eylül 2015

İlgili Kararlar

  • Mehmet Fatih Yiğit ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/16838)
  • Nadalı Aghelı Kohne Shahrı Başvurusu (B. No: 2014/12633)
  • D. M. Başvurusu (B. No: 2015/4176)
  • İlhan Cihaner Başvurusu (B. No: 2014/6141)
  • Nevzat Etiz Başvurusu (B. No: 2013/7134)
  • Muradiye Demirçelik Başvurusu (B. No: 2013/3331)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.