İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mustafa Mendeş Başvurusu (B. No: 2018/1349)

1. Başvuru, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

Başvuru No2018/1349Tarih30 Ekim 2018Okuma33 dk · 6.604 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mustafa Mendeş Başvurusu

Karar tarihi
30 Ekim 2018
Başvuru Numarası
2018/1349
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.604 kelime·33 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

değerlendirilen ve bir terör örgütü olduğu kabul edilen Fetullahçı

Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması ile bağlantılı olarak yürütülen

soruşturmada uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, tutukluluğun makul

süreyi aşması, tutukluluğa ilişkin kararların bağımsız ve tarafsız olmayan sulh

ceza hâkimliklerince verilmesi ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması

nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; gözaltı sürecindeki bazı

uygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 25/12/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

6. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl bugüne kadar birçok kez

uzatılmıştır. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak-

bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden

ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ)

ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın

olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz

ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

7. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından, darbe girişimiyle bağlantılı ya da

doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin

kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil

toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar

yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri

uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 51, Mehmet Hasan Altan (2)

[GK], B. No: 2016/23672, 11/01/2018, § 12).

8. Mardin Valiliği emrinde vali yardımcısı olarak görev yapmakta

olan başvurucu, Mardin Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ/PDY ile bağlantılı

suçlardan yürütülen bir soruşturma kapsamında 26/4/2017 tarihinde Mardin İl

Emniyet Müdürlüğü tarafından gözaltına alınmıştır.

9. Başvurucu, bir gün gözaltında tutulmuş ve 27/4/2017 tarihinde

Mardin Cumhuriyet Başsavcılığında ifade vermiştir. Başvurucunun ifadesi şu

şekildedir:

"... Ben kesinlikle Fetö/PDY

isimli terör örgütünün üyesi değilim. Eşim N.M. İzmir'lidir.

Ankara Üniversitesinde aynı kampüste eğitim gördük. Kendisi anasınıfı

öğretmenidir. Halen görevinin başındadır. Kendisiyle tanışmamız aynı dönem,

aynı kampüste eğitim görmemizden dolayıdır. Hakkımda beyanda ve teşhiste

bulunan ve başkomiser olduğu tarafıma söylenen E.O.A.

isminde birini tanımam. Hakkımda niçin beyan ve teşhiste bulundu bilmiyorum.

Birilerine ağabeylik yapacak kadar dini bilgi ve birikime sahip değilim. Bir

yanlışlık olduğunu düşünüyorum. Geçmişte sadece bu yapıyla iltisaklı Malatya'da

bulunan Hügem isimli dershaneye üniversiteye hazırlık

döneminde gittim. O dönem öğrenciler iki dershaneye gidiyordu. Ötekisi çok

pahalı olduğu için ailem ve ben bu dershaneye gitmeyi uygun bulduk. Gitmemiz de

tamamen eğitim ve ekonomik durumumuzla ilgiliydi. Dershanede ayrıca başarılı

bir dershaneydi. Ağabeyim N.F.M. Marmara İlahiyat mezunudur. İstanbul Medeniyet

üniversitesindeki görevinden ihraç edildikten sonra bildiğim kadarıyla kendisi

pasaportuyla İngiltere ülkesine gitti. Ben kendisini kaçak değil diye

biliyorum. Üniversite tarafından ihraç edildikten sonra KHK ile de ihraç

listesine girdi. Akabinde ben burada artık yaşayamam İngiltere ülkesinde iş

kuracağım diye gitti. Kendisinin bylock isimli

programı kullandığını da yeni duydum. Bildiğim kadarıyla kendisi sosyal bir

insandır. FETÖ/PDY yapısına yakınlığını görmedim. Mesleğim icabı İngiltere'ye

bir defa dil eğitimi için gittim. İngiltere'deyken eşimde yanımdaydı.

İngiltere'deyken bir kez ailemle beraber İtalya'ya gezmeye gittim. Ayrıca bir

defasında tek bir seyahat ile Macaristan, Çek Cumhuriyeti ve Avusturya'nın

başkentlerine ailecek gezmeye gittik. Hayatımın hiçbir döneminde Amerika

ülkesine gitmedim. Ben kesinlikle bu terör örgütü ile anılmak istemiyorum.

Eğitim ve ekonomik durum sebebiyle gittiğim dershane dışında bu yapıyla

iltisaklı hiçbir şeyin içerisinde yer almadım. Bahsi geçen E.O.A.'nın kim olduğunu bilmiyorum. Keşke bilseydim. Kendisine

görevim icabı zararım mı dokundu, birine mi benzetti bilemiyorum, beyanına göre

10-14 yıl sonra internet sitesinde veya başka bir şekilde gördüğü resimden

2000'li yıllardaki bir adamı bana nasıl benzetti onu da çözebilmiş değilim. Bir

insan birine bu kadar kötülük yapamaz. Ben kesinlikle kendisine veya

akrabalarından birine görevim gereği verdiğim bir karar sebebiyle zarar

verdiğimi, bu şekilde de bu dosyaya dahil edildiğimi düşünüyorum. Ama şu da

olabilir, işi daha doğrusu bu tür idari ve adli soruşturmaları saptırmak için

yalan beyanda da bulunmuş olabilir. Ben üzerime atılı suçlamaları kabul

etmiyorum."

10. Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı, aynı gün silahlı terör

örgütü FETÖ/PDY üyesi olma suçundan tutuklanması istemiyle başvurucuyu Mardin

1. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.

11. Başvurucunun sorgu sırasındaki ifadesi şöyledir:

"... Ben bu konu ile ilgili daha önce

kolluk aşamasında ve Savcılıkta ayrıntılı ifade vermiştim, vermiş olduğum

ifadeler doğrudur, aynen tekrar ederim. Üzerime atılı suçlamayı kabul

etmiyorum. Ben kesinlikle FETÖ/PDY isimli terör örgütünün üyesi değilim. Önceki

ifadelerime ekleyecek başka bir şey yoktur. Tutuksuz yargılanmak üzere serbest

bırakılmamı talep ediyorum."

12. Mardin 1. Sulh Ceza Hâkimliğince 27/4/2017 tarihinde "şüphelinin üzerine atılı silahlı terör örgütüne

üye olma suçunu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren

somut olguların bulunması, mevcut delil durumu, kaçma şüphelerinin yoğun

şekilde bulunması, verilmesi beklenen ceza ile ölçülü olduğu kanaati" belirtilerek

başvurucunun tutuklanmasına karar verilmiştir.

13. Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı 2/5/2017 tarihli kararıyla

başvurucu hakkında yürüttüğü soruşturmada yetkisizlik kararı vererek dosyayı

Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

14.

Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının 26/7/2017 tarihli iddianamesi ile

başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinden bahisle

cezalandırılması istemiyle başvurucu hakkında aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde

kamu davası açılmıştır.

15. İddianamede ilk olarak FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün

kuruluşuna ve tarihçesine, hangi amaç ve saikle

kurulduğuna, hangi alanlarda faaliyet gösterdiğine, hiyerarşik yapısına ve

hangi tür hukuka aykırı eylemlerde bulunduğuna değinilmiştir. Devamında ise

başvurucu yönünden değerlendirmeler yapılmıştır.

16. İddianamede, başvurucunun gerek organik olarak gerekse

örgütsel nitelikli eylemleri bakımından FETÖ/PDY terör örgütü hiyerarşisi

içinde yer aldığı ileri sürülmüştür. Bu suçlamalara esas alınan olgular şöyle

özetlenebilir:

i. Yayladere Kaymakamı iken görevlendirildiği Mardin Valiliği

emrinde vali yardımcısı olarak geçici görev yaptığı sırada 17/04/2017 tarihinde

görevinden uzaklaştırılması,

ii. Oğlu olan M.Z.M.nin FETÖ/PDY

silahlı terör örgütüne müzahir okullarda 2014-2017 yılları arasında öğrenim

gördüğünün tespit edilmesi,

iii. Hakkında aynı nitelikteki suçtan soruşturma yürütülen

E.O.A. isimli kişinin Sivas İl Emniyet Müdürlüğünde 6/8/2016 tarihinde şüpheli

sıfatıyla -etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediğini belirterek-

verdiği ifadesinde "... Polis

Akademisinde okuduğum son dönemlerde devre arkadaşlarımla sohbete gitmeye başlatık, sohbet gurubumuzda U.K., R.A., E.K., M.A., S.K.,

N.Y. ve K.G. vardı, başımızda sohbet abisi olarak kendisini Halit kod ismi ile

tanıtan bir şahıs vardı, daha sonradan yapmış olduğum araştırma sonucunda bu

şahsın Van ili Çaldıran ilçesi kaymakamı olan Mustafa Mendeş

olduğunu öğrendim. Halit kod isimli şahıs bir dönem sohbet verdikten sonra

yerine Levent isimli başka birisi geçti ..." şeklinde anlatımda

bulunması ve ifade sonrasında fotoğraf üzerinden başvurucuyu teşhis etmesi,

iv. Şüpheli E.O.A.nın ifadesinde adı

geçen diğer kişiler hakkında da FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma

başlatılmış olması.

17. İddianamede kod isim kullanılması ve başvurucuya yöneltilen

eylemlere ilişkin olarak yapılan hukuki değerlendirmelerin ilgili bölümleri

şöyledir:

" ... FETÖ/PDY örgütlenmesi; gizlilik,

hiyerarşik yapılanma, pelür kağıtları ile haberleşme, özgeçmiş raporu verme

(CV) ve kod adı kullanma gibi özellikleri ile yasadışı terörist örgütlenmelerin

taktiklerini kullanmaktadır...

... Dini unsurları temel alarak hareket

ettiğini iddia eden FETÖ/PDY'nin, dini değerleri

zamana ve şartlara göre kendi idealleri doğrultusunda yorumlaması, ülkesi ve

devleti ile barışık olmak yerine devleti kendisine hasım olarak görmesi, açık

ve şeffaf olmak yerine bir istihbarat örgütü gibi "kod isimler, özel

haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar" kullanması, yönetim

kadrosunun faaliyetleri yurt dışından idare etmesi ve hasımlarını saf dışı

etmek için her türlü baskı, şantaj ve yasadışı yöntemi kullanması, çeşitli

yabancı misyon temsilcileriyle mahiyeti bilinmeyen görüşmelerde bulunması, söz

konusu yapının casusluk faaliyetlerini de kapsayan organize olmuş bir örgüt

olduğunu ortaya koyan unsurlardır...

... Örgüt

mensupları, tedbir alarak haberleşme araçlarını değiştirdikleri gibi isim

zikretmekten imtina etmekte, "abi" ya da "hocam" şeklinde

genel ifadeler kullanılmaya özen gösterilmekte, il ve ilçe imamları ise genel

olarak "Kod" isim kullanmaktadırlar...

... Her öğrenciye 'kod' adı verilmektedir.

'Paralel Devlet' dediğimiz yapılanma içerisinde, aslında bölgesinden

birimlerine kadar herkes 'kod isim' kullanmıştır...

... Bu

yapı içinde devlet kurumlarında faaliyet gösteren şahıslar genelde KOD AD

kullanırlardı bu sebeple bizim bildiğimiz isimler doğru isimler de olmayabilir.

Bu kod isim uygulaması her kurumda olabilir. "

... şüpheli Mustafa Mendeş'in

hakkında verilen itirafçı beyanı ile kod adı kullandığının ve sohbet abiliği

yaptığının, ayrıca oğlu olan M.Z.M.'yi FETÖ/PDY

silahlı terör örgütüne müzahir okullara 2014-2017 yılları arasında gönderdiği,

bu haliyle şüphelinin silahlı terör örgütü FETÖ/PDY adına süreklilik ve

çeşitlilik arz eden eylemlerde bulunmak suretiyle organik bağ kurarak üzerine

atılı silahlı terör örgütüne üye olmak suçunu işlediği tüm dosya kapsamından

anlaşılmakla ..."

18. Gaziantep 10. Ağır Ceza Mahkemesi 11/8/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne karar

vermiş ve E.2017/217 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamış, aynı

gün yapılan tensip incelemesi ile başvurucunun tutukluluğunun devamına karar

verilmiştir.

19. Gaziantep 10. Ağır Ceza Mahkemesi 23/11/2017 tarihinde yaptığı ilk duruşmada

başvurucunun savunmasını tespit ettikten sonra yetkisizlik kararı vererek

dosyanın Erzurum Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine ve başvurucunun

tutukluluk hâlinin kaldırılarak tahliyesine karar vermiştir.

20. Başvurucu, tahliye kararından sonra 25/12/2017 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

21. Erzurum 4. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan tensip incelemesi

ile birlikte 19/1/2018 tarihinde karşı yetkisizlik kararı verilerek dosyanın

yetkili ve görevli mahkemenin belirlenmesi için Yargıtay 5. Ceza Dairesi

Başkanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

22. Yargıtay 5. Ceza Dairesi 7/3/2018 tarihli kararıyla Gaziantep

10. Ağır Ceza Mahkemesinin 23/11/2017 tarihli yetkisizlik kararının

kaldırılmasına karar vermiş ve yargılamaya Gaziantep 10. Ağır Ceza Mahkemesinin

(Mahkeme) E.2018/145 sayılı dosyası üzerinden devam edilmiştir.

23. Mahkemece 26/6/2018 tarihli duruşmada başvurucunun savunması

alınmış ve tanık O.I. dinlenilmiştir. Adı geçen tanığın ifadesinin ilgili

kısımları şöyledir:

"Segbis

ekranında gördüğüm sanık Mustafa Mendeş'tir, ben 2015

Eylül 2016 Eylül tarihleri arasında Van merkezde bulunan Hacıbekir ilkokulunda

öğretmen olarak görev yaptım, bu dönemde fetö/pdy örgütü içerisinde Van ilinde görev yapan kaymakamlardan

sorumluydum, bu görev kapsamında takibini yaptığımız kaymakamların moral

motivasyonunu ve örgütten ayrılmaması için takibini yapıyordum, sanık Mustafa Mendeş'te bu şekilde takibini yaptığım kaymakamlardan

birisiydi, kendisi sanırım Van Çaldıran'da görev yapıyordu, biz sanıkla

görüşmelerimizi tek yapıyorduk, ben sorumluluğumda bulunan tüm kaymakamlarla

tek görüşüyordum, benim sorumluluğumda daha önce ifademde anlattığım 5-6

kaymakam vardı, görüşmeler ayda yada 2 ayda bir oluyordu, görüşmelerin tarihini

ve yerini bir önceki toplantıda belirliyorduk, yani her toplantıda bir sonraki

toplantının yerini ve zamanını belirtiyorduk, zaten görüşmelerin tamamı benim

evimde oluyordu, bu görüşmede genel olarak görüştüğüm kişinin bir sorunu olup

olmadığını soruyordum, ardından da Kur'an ve risale okuyorduk, zorunlu

olmamakla birlikte himmet olarak para verirlerse alıyordum, sanığın verip

vermediğinden tam emin değilim ancak verdi olarak hatırlıyorum, o dönemde ben telegram olarak bildiğimiz bir programı kullanmıştım,

sonradan bu programın bylock programı olduğunu

öğrendim, sanık bylock kullanmıyordu, kendisiyle bylock üzerinden hiçbir görüşme yapmadım, kendisiyle 2016

yılı nisan yada mayıs ayına kadar görüşmelerimiz devam etti, görüşmelerimizde

sanığın göreviyle ilgili herhangi bir talep ve talimat ve bilgi alışverişi

olmadı, sadece dini ve güncel konularda konuşuyorduk, beni sanıkla

irtibatlandıran kişi H. isimli kişidir, bu kişi benim üstüm konumundaydı ve

Erzurum'da öğretmen olarak çalışıyordu, kendisini ben Emniyet Müdürlüğünde

teşhis ettim ..."

24. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

Gaziantep 10. Ağır Ceza Mahkemesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

25. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama nedenleri" kenar

başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanununda yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

..."

26. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek

açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir,

ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda

belirtilir."

27.

5271 sayılı Kanun'un "Müdafiin dosyayı inceleme yetkisi" kenar

başlıklı 153. maddesinin ilgili fıkraları şöyledir:

"(2) Müdafiin

dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanın

amacını tehlikeye düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim

kararıyla kısıtlanabilir. Bu karar ancak aşağıda sayılan suçlara ilişkin

yürütülen soruşturmalarda verilebilir:

a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanununda yer alan;

...

7. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315, 316),

...

(3)

Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi

raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adli

işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında, ikinci fıkra hükmü uygulanmaz.

(4)

Müdafi, iddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiği tarihten itibaren dosya

içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri inceleyebilir; bütün tutanak ve

belgelerin örneklerini harçsız olarak alabilir."

28. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt"

kenar başlıklı 314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2)

Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis

cezası verilir."

29. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili bölümü şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

...

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde

makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında

hüküm verilmeyen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

30. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin

ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin

kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde

bulunulabilir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

31. Mahkemenin 30/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

32. Başvurucu; suç işlediğine dair somut bir kanıt bulunmamasına

ve tutuklama tedbiri için mevzuatta öngörülen koşullar gerçekleşmemesine rağmen

tutuklandığını, söz konusu örgütle ilişkilendirilmesinin hukuksuz olduğunu ve

yaptığı itirazların basma kalıp ifadeler kullanılarak reddedildiğini belirterek

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

33. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

34. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

35. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

36. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da,

savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin

yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din,

vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı

suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez;

suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

37. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi

anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili

olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57; Aydın

Yavuz ve diğerleri, §§ 237, 238).

38. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu

aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242;

Selçuk Özdemir, § 58).

ii. Genel İlkeler

39. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

40. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale

olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama

tedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın

ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma

ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).

41. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla

tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin

bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı

delillerle desteklenmesi gerekir (Mustafa

Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

42. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek

amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesine

göre de şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini

uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığın davranışlarının

delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya başkaları

üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe

oluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca

işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin

varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

43. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların

ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda

dikkate alınacak hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi

ve uygulanacak olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).

44. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle

anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım

(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 123).

45. Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilen hususlardaki

takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa

Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak

özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararının gerekçeleri

üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can

Dündar [GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir, § 76; Gülser Yıldırım (2), § 124). Nitekim 5271 sayılı

Kanun'un 101. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, tutuklamaya ilişkin

kararlarda kuvvetli suç şüphesini, tutuklama nedenlerinin varlığını ve

tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu gösteren delillerin somut olgularla

gerekçelendirilerek açıkça gösterileceği belirtilmiştir (Halas Aslan, § 75; Selçuk Özdemir, § 67).

iii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

46. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında

silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi

uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

47. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

48. Somut olayda başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında

suç şüphesinin varlığına ilişkin olarak dosyada somut delillerin olduğu ifade

edilmiş (bkz. § 12) fakat buna ilişkin herhangi bir bilgiye yer verilmemiştir.

49. Başvurucu hakkında hazırlanan iddianamede; başvurucunun

FETÖ/PDY yapılanmasıyla irtibatının olduğuna dair somut olgu isnadı barındıran

tanık anlatımına, 17/04/2017 tarihinde görevinden uzaklaştırılmasına ve oğlunun

FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne müzahir okullarda 2014-2017 yılları arasında

öğrenim görmesine dayanılmıştır (bkz. § 16).

50. Soruşturma dosyasında, eski emniyet mensubu olduğu anlaşılan

ve FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan bir şüpheli hakkında yürütülen bir

soruşturma kapsamında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediğini

belirterek verdiği ifadesinde, kaymakam olarak görev yapmakta olan başvurucunun

FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna yönelik

anlatımlarda bulunduğu görülmektedir. Tanık kendisiyle birlikte sohbet

toplantılarına katılan diğer kişilerin isimleriyle birlikte, sonradan Çaldıran

Kaymakamı olduğunu öğrendiği, kod isim kullandığını ve sohbet abisi olduğunu

belirtiği başvurucudan da bahsetmiştir (bkz. §§ 16,17). Ayrıca kovuşturma

aşamasında Mahkemece dinlenen tanık da başvurucuyu teşhis ederek, kendisiyle

örgütsel amaçla görüşmeler yaptığını ve hatta kendisinden himmet adı altında

para aldığını ifade etmiştir (bkz. § 23). Bu itibarla başvurucu yönünden suç

şüphesini doğrulayan kuvvetli belirtilerin bulunduğu görülmektedir. Nitekim

Anayasa Mahkemesi, Selçuk Özdemir başvurusunda

FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan bazı şüphelilerin ifadelerinde, hâkim olarak

görev yapmakta olan başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu

yapılanmaya mensup olduğuna yönelik anlatımlarını başvurucu yönünden suç

şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir, § 75; benzer yöndeki karar

için bkz. Metin Evecen, B. No:

2017/744, 4/4/2018, § 58).

51. Soruşturma mercilerince başvurucu hakkındaki FETÖ/PDY

yapılanmasıyla irtibatının olduğuna dair somut olgu isnadı barındıran tanık

anlatımlarının, somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli

belirti olarak kabul edilmesinin de temelsiz ve keyfî olduğu söylenemez.

52. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı edilmemelidir.

53. Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle bağlantılı veya doğrudan

teşebbüsle olmasa da FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkin soruşturmalarda,

delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik

içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz

kalması söz konusu olabilir. Yine FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin teşebbüs

sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma

imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi ihtimali normal zamanda işlenen

suçlara göre çok daha fazladır (Aydın Yavuz

ve diğerleri, §§ 271, 272; Selçuk

Özdemir,§§ 78, 79).

54. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup (bkz. § 28) isnat edilen suça ilişkin

olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden

durumlardan biridir (Aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,

§ 61; Devran Duran [GK], B. No:

2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar

arasındadır (bkz. § 19; Gülser Yıldırım (2), § 148).

55. Somut olayda Mardin 1. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne

üye olma suçunun niteliğine, kaçma şüphesinin bulunmasına, suça ilişkin

Kanun'da öngörülen yaptırımın ağırlığı ile ölçülü olmasına dayanıldığı

görülmektedir (bkz. § 12).

56. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Mardin 1. Sulh

Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden özellikle kaçma şüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin

olgusal temellerinin olduğu söylenebilir.

57. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

58. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (Aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı

soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin

özellikleri (gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma,

kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi)

de dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok

daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 350).

59. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Mardin 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen

yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde

tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli

kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının (bkz. § 12) keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

60. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun

bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

61. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19. maddelerde)

yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15.

maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek

bulunmamaktadır.

2. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığına İlişkin

İddia

a. Başvurucunun İddiaları

62. Başvurucu; herhangi bir delil olmadığı halde yedi ay tutuklu

kaldığını, ilk derece mahkemesince verilen tutukluluğun devamı kararlarının

gerekçelerinin ilgili ve yeteri olmadığını ve tutukluluğun makul süreyi

aştığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

63. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

64. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

65. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince

düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur.

Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 17).

66. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye

edilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf

yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,

28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek,

B. No: 2014/6500, 29/9/2016,§§ 33-45).

67. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 23/11/2017

tarihinde tahliyelerine karar verilen başvurucunun tutukluluğun makul süreyi

aştığına ilişkin iddiaları, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında

açılacak davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre

başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli

mahkemece başvurucular lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu; başvurucunun durumuna

uygun, telafi kabiliyetini haiz etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru

yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.

68. Açıklanan gerekçelerle yargısal başvuru yolları tüketilmeden

bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

69. Başvurucu, atılı suçla ilgili fiillerin ve somut delillerin

kendisine gösterilmediğini ve soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgelere

erişiminin engellendiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

70. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

71. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla başvurucuların bu bölümdeki

iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

72. Başvurucunun şikâyetlerine konu kısıtlama kararının hakkında

olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren darbe teşebbüsü kapsamında bir faaliyete

katıldığı iddiasıyla yürütülen soruşturmada verilmiş olması nedeniyle bu

kararın hukuki olup olmadığının, bir başka ifadeyle kararın kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı üzerindeki etkisinin incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle kısıtlama kararının ve

bu kararın uygulamasının Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırı

olup olmadığı tespit edilecektir.

ii. Genel İlkeler

73. Anayasa Mahkemesi 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesine göre

verilen kısıtlama kararlarının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ve özellikle

tutuklu kişilerin tutukluluğa yönelik itirazda bulunma hakları üzerindeki

etkisini birçok kararında incelemiş ve anılan kararlarda inceleme yöntemine

ilişkin ilkelerini belirtmiştir (Günay Dağ

ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 168-176; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 105-107;

Erdem Gül ve Can Dündar, §§ 46-48; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri,

§§ 248-257).

74. Anayasa'nın 19. maddesinin dördüncü fıkrası, yakalanan veya

tutuklanan kişiye yakalama veya tutuklama sebeplerinin ve haklarındaki

iddiaların hemen yazılı olarak bildirilmesini, yazılı bildirimin mümkün

olmaması hâlinde sözlü olarak derhâl; toplu suçlarda ise en geç hâkim huzuruna

çıkarılıncaya kadar bildirilmesini öngörmektedir (Günay Dağ ve diğerleri, §

168).

75. Diğer taraftan Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası

uyarınca, hürriyeti kısıtlanan kişi kısa sürede durumu hakkında karar

verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest

bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına

sahiptir. Fıkrada öngörülen bu usulde, adil yargılanma hakkının bütün

güvencelerini sağlamak mümkün değil ise de iddia edilen tutmanın koşullarına

uygun somut güvencelerin yargısal nitelikli bir kararla sağlanması gerekir (Mehmet Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, §§ 122, 123).

76. Özellikle üçüncü kişilerin temel haklarını korumak, kamu

menfaatini gözetmek veya adli makamların soruşturma yaparken başvurdukları

yöntemleri güvence altına almak gibi amaçlarla soruşturma aşamasında bazı

delillere erişim yönünden kısıtlama getirilmesi gerekebilir. Bu nedenle

soruşturma evresinin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi amacıyla müdafinin

dosya inceleme yetkisinin kısıtlanmasının demokratik toplum düzeni bakımından

gerekli olmadığı söylenemez. Ancak dosyaya erişim hakkına getirilecek

kısıtlamanın kısıtlama kararıyla ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olması,

savunma hakkının yeterince kullanılmasını engelleyecek nitelikte bulunmaması

gerekmektedir (AYM, E.2014/195, K.2015/116, 23/12/2015, § 107).

77. Yakalanan bir kişiye, yakalanmasının temel maddi ve hukuki

sebepleri teknik olmayan ve anlayabileceği basit bir dilde açıklanmalı; böylece

kişi, uygun görürse hürriyetinden yoksun bırakılmasının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında kanuna uygunluğuna itiraz etmek üzere

mahkemeye başvurma imkânına sahip olabilmelidir. Anayasa'nın 19. maddesinin

dördüncü fıkrası, yakalama veya tutuklama sırasında verilen bilgilerin

yakalanan veya tutuklanan kişiye isnat edilen suçların tam bir listesini

içermesini, bir başka deyişle hakkındaki suçlamalara esas tüm delillerin

bildirilmesini ya da açıklanmasını gerektirmemektedir (Günay Dağ ve diğerleri, § 175).

78. İfadesi ya da savunması alınırken başvurucuya erişimi

kısıtlanan belgelerin içeriğine ilişkin sorular sorulmuş ve başvurucunun

tutukluluk kararına yönelik itirazında bu belgelerin içeriğine atıfta bulunmuş

olması durumunda başvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden belgelere

erişiminin olduğunun, içerikleri hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğunun ve

bu nedenle de tutukluluk hâlinin gerekçelerine yeterli biçimde itiraz etme

imkânını elde ettiğinin kabulü gerekmektedir. Böyle bir durumda kişi,

tutukluluğa temel teşkil eden belgelerin içeriği hakkında yeterli bilgiye

sahiptir (Hidayet Karaca, § 107).

iii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

79. Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 26/7/2017

tarihli iddianameden anlaşıldığı üzere başvurucu hakkında yürütülen soruşturma

dosyasına ilişkin olarak dosyayı incelemesinin veya belgelerden örnek almasının

soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle müdafinin

soruşturma dosyasını inceleme yetkisinin kısıtlanmasına karar verilmiştir.

Bununla birlikte Gaziantep 10. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul

edildiği 11/8/2017 tarihi itibarıyla kısıtlılık, 5271 sayılı Kanun'un 153.

maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca kendiliğinden sona ermiş

bulunmaktadır.

80. Başvurucuya yöneltilen suçlamaya ilişkin olgular temelde kod

isim kullanarak sohbet abiliği yapmak suretiyle FETÖ/PDY yapılanmasıyla

irtibatının olduğuna dair somut olgu isnadı barındıran tanık anlatımı

olmasıdır. Başvurucunun kolluk görevlilerince alınan ifadesi incelendiğinde

kendisine isnat edilen suçlamalara ilişkin olarak açıklamada bulunulduğu ve bu

suçlamalara konu eylemlerle ilgili sorular yöneltildiği, başvurucunun da isnat

edilen eylem ve suçlamalara karşı savunma yaptığı, başvurucunun savunmasında

suçlamayı kabul etmediği görülmektedir.

81. Diğer taraftan Mardin 1. Sulh Ceza Hâkimliğince yapılan

sorgu sırasında başvurucuya yüklenen suçun anlatıldığı ve bu sırada

başvurucunun müdafiinin de hazır bulunduğu anlaşılmıştır.

Başvurucu, suçlamalardan ve suçlamaların dayanaklarına ilişkin bilgi ve

belgelerden haberdar olduktan sonra müdafiiyle

birlikte hâkim önünde savunmasını sözlü olarak dile getirmiş, bu savunmasında

da kolluktaki anlatımları doğrultusunda suçlamaları kabul etmemiştir.

82. Ayrıca başvurucunun 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (3)

numaralı fıkrasına aykırı olarak kuralda belirtilen ifadelerini içeren

tutanaklar, bilirkişi raporları ve hazır bulunmaya yetkili olduğu diğer adli

işlemlere ilişkin tutanaklara erişiminin kısıtlandığı yönünde bir şikâyeti de

bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucunun ve müdafiinin

isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere

erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

83. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların ve

tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuya

veya müdafiine bildirilmiş ve başvurucuya bunlara

karşı savunmasını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında birkaç

ay süren soruşturma aşamasında uygulanmış olan kısıtlılık kararı nedeniyle

başvurucunun tutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazda bulunamadığının

kabulü mümkün görülmemiştir (Benzer yöndeki bir değerlendirme için bkz. Deniz Özfırat,

B. No: 2013/7929, 1/12/2015, § 91).

84. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kısıtlama kararı

nedeniyle tutukluluğa itiraz bağlamında savunma hakkının kısıtlandığı iddiasına

ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının

da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

85. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

yönelik olarak soruşturma dosyasında kısıtlama kararı verilmesi suretiyle

yapılan müdahalenin Anayasa'da (özellikle 19. maddenin sekizinci fıkrası) yer

alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15.

maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek

bulunmamaktadır.

4. Sulh Ceza

Hâkimliklerinin Bağımsız ve Tarafsız Hâkim İlkelerine Aykırı Olduğuna İlişkin

İddia

a. Başvurucunun İddiaları

86. Başvurucu; tutukluluğa ve yapılan itirazlara ilişkin karar

veren sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız mahkeme güvencesini

sağlamadığını, bu mahkemelerin yürütme organının bir aracı hâline geldiğini

ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

87. Olağanüstü hâl ilanına konu olaylar kapsamında suçlanan

başvurucunun tutuklanmasına karar verildiği tarihte olağanüstü hâl devam

etmektedir. Bu itibarla başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasına

karar veren yargı mercilerinin bağımsız ve tarafsız olup olmadığının

incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme

sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasına karar veren mercinin

başta Anayasa'nın 19. maddesi olmak üzere diğer maddelerinde yer alan

güvencelere aykırı davranıp davranmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması

hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp

kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz

ve diğerleri, §§ 193-195, 242).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

88. Anayasa'nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin bağımsız

mahkemelerce kullanılacağı açıkça hükme bağlanmış; 138. maddesinde ise

mahkemelerin bağımsızlığından ne anlaşılması gerektiği açıklanmıştır. Buna göre "Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı

yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez;

genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz."

Bağımsızlık; mahkemenin bir uyuşmazlığı çözümlerken yasamaya, yürütmeye,

davanın tarafları ile çevreye ve diğer yargı organlarına karşı bağımsız

olmasını, onların etkisi altında olmamasını ifade etmektedir (AYM, E.2014/164,

K.2015/12, 14/1/2015).

89. Bir mahkemenin idareye ve davanın taraflarına karşı bağımsız

olup olmadığının belirlenmesinde üyelerinin atanma şekli ve onların görev

süreleri, dış baskılara karşı teminatların varlığı ve mahkemenin bağımsız

olduğu yönünde bir görüntü sergileyip sergilemediği önem arz etmektedir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134,

16/5/2013, § 28).

90. Anayasa'nın 36. maddesinde, mahkemelerin tarafsızlığından

açıkça bahsedilmemekle birlikte Anayasa Mahkemesi içtihadı uyarınca davanın

tarafsız bir mahkemede görülmesini isteme hakkı adil yargılanma hakkının zımni

bir unsurudur. Ayrıca mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığının birbirini

tamamlayan iki unsur olduğu dikkate alındığında -Anayasa'nın bütünlüğü ilkesi

gereği- Anayasa'nın 138., 139. ve 140. maddelerinin de tarafsız bir mahkemede

yargılanma hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulması gerektiği açıktır (Tahir Gökatalay, B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 60).

91. Mahkemelerin tarafsızlığı kavramı, görülecek davalar

karşısında bizzat mahkemenin kurumsal yapısı ile davaya bakmakla görevli

hâkimin tutumu üzerinden açıklanmaktadır. Öncelikle mahkemelerin kuruluşu ve

yapılanmasıyla ilgili yasal ve idari düzenlemelerin tarafsız olmadığı

izlenimini vermemesi gerekir. Esasında kurumsal tarafsızlık, mahkemelerin

bağımsızlığı ile bağlantılı bir konudur. Tarafsızlık için öncelikle bağımsızlık

ön koşulu gerçekleşmeli ve ek olarak kurumsal yönden de taraf görüntüsü verecek

bir yapılanma oluşmamalıdır (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

92. Mahkemelerin tarafsızlığını ifade eden ikinci unsur,

hâkimlerin görülecek davaya ilişkin öznel tutumlarıyla ilgilidir. Davaya

bakacak olan hâkimin davanın taraflarına karşı eşit, yansız ve ön yargısız

olması, hiçbir telkin ve baskı altında kalmadan hukuk kuralları çerçevesinde

vicdani kanaatine göre karar vermesi gerekir. Aksi yöndeki davranışlar ise

hukuk düzenince disiplin ve ceza hukuku alanındaki yaptırımlara tabi

kılınmıştır (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

93. Genel bir kanuni düzenlemeye dayanılarak ve Hâkimler ve

Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından yapılan atama sonucunda sulh ceza

hâkimlerinin -soruşturma aşamasında tutuklama tedbirine ilişkin karar vermek de

dâhil olmak üzere- kanun ile verilen görevleri yaptıkları anlaşılmaktadır.Bağımsız

ve tarafsız olmadıkları iddia edilen sulh ceza hâkimliklerinin Cumhuriyet

savcısının taleplerini reddederek şüpheliler lehine kararlar da verdikleri

bilinmektedir. Bu itibarla bazı soyut varsayımlardan hareket ederek ilgili

hâkimlerin bağımsız ve tarafsız davranmadıklarını kabul etmek mümkün değildir

(Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hikmet

Kopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, § 114; Hidayet Karaca, § 78, Mehmet Baransu (2), §§ 64-78;Mehmet Hasan Altan [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, §§

160-172).

94. Nitekim Anayasa Mahkemesi; sulh ceza hâkimlerinin de diğer

tüm hâkimler gibi HSYK tarafından atandıkları ve Anayasa'nın 139. maddesinde

öngörülen hâkimlik teminatına sahip bulundukları, diğer tüm mahkemelerde olduğu

gibi Anayasa'nın öngördüğü biçimde mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik

teminatı esaslarına uygun olarak teşkilatlandırıldıkları, bunların yapılanması

ve işleyişinde tarafsız davranamayacakları sonucuna ulaşılmasını gerektiren

herhangi bir unsur bulunmadığı, ayrıca somut, nesnel ve inandırıcı delillerle

hâkimin tarafsızlığını yitirdiğinin ortaya konması durumunda davaya bakmasını

engelleyen usul hükümlerinin de bulunduğu gerekçeleriyle sulh ceza

hâkimliklerini ihdas eden kanun hükmünün iptali istemini reddetmiştir (AYM,

E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

95. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğuna ilişkin

karar veren sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmadığı iddiasına

ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

96. Buna göre başvurucunun sulh ceza hâkimliğince

tutuklanmasının bu hakka dair -başta 19., 37., 138., 139. ve 140. maddeler

olmak üzere- Anayasa'da yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı

görüldüğünden Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir

inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

B. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiası

97. Başvurucu; bir günlük gözaltı süresi içinde kelepçeli olarak

bekletildiğini, uyumasının engellendiğini, banyo imkanı tanınmadığını ve

tuvalette yıkanmak zorunda kaldığını, yetersiz beslendiğini, tutanak

tutulmaksızın ve müdafii olmaksızın defalarca mülakat

adı altında psikolojik sorgu ve işkenceye uğradığını, kolluk ve savcılık

ifadelerinden sonra halka defalarca teşhir edildiğini belirterek insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muameleye tabi tutulma yasağının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

98. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, §§ 16, 17).

99. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı ve

Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna

ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde etkili bir soruşturma

yapılması gerekmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya da elverişli olmalıdır (Tahir Canan, § 25).

100. Devletin sahip olduğu etkili soruşturma yükümlülüğü

kapsamında, işkence veya kötü muameleyi gösteren yeterli kesin belirtiler

mevcut olduğunda -kişilere müdahale üçüncü kişilerden gelmiş olsa dahi- şikâyet

ya da ihbarda bulunulmadığında bile resen soruşturma açılmasının sağlanması

gerektiği açıktır (Tahir Canan, §

25).

101. Somut olayda gözaltı sürecindeki kötü muamele iddialarına

ilişkin olarak başvurucu, genel olarak gözaltında iken kamu görevlileri

tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ve insani olmayan gözaltı

koşullarında kasti bir şekilde tutulduğunu ileri sürmektedir. Bu bölümdeki

iddialar bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gözaltına alındığı

andan itibaren kamu görevlilerinin kendisine kötü muamelede bulunduğundan

şikâyetçi olduğu görülmektedir. Başvurucu, gözaltında tutma koşullarının

yetersizliğinden bahsetmişse de bu kapsamda maruz kaldığını ileri sürdüğü kötü

muamelenin kamu görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden mi yoksa salt tutulma

koşullarından mı kaynaklandığını açıkça belirtmemiştir. Dolayısıyla söz konusu

iddiaların Anayasa Mahkemesince doğrudan incelenebilmesi için yeterli bilgi ve

belge bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda somut olayın koşullarının

başvurucunun anılan iddialarının kamu görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden

kaynaklanıp kaynaklanmadığına dair adli ve/veya idari bir soruşturmayla ortaya

konması gerekmektedir.

102. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetlerini, varsa bu konudaki

kanıtlarını öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere

iletmeden, hak ihlali iddialarını öncelikle bu makamların değerlendirmesini ve

çözüme kavuşturmasını beklemeden doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

103. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kötü muamele yasağının

ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak idari ve/veya yargısal başvuru yolları

tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız hâkim

ilkelerine aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA ,

5. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

30/10/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör

:

Murat

BAŞPINAR

Başvurucu

:

Mustafa

MENDEŞ

Vekili

:

Av. Hüseyin

AYGÜN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2018/1349, 30 Ekim 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Kişi Hürriyeti ve
  9. B. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine
  10. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  11. Yıldırım
  12. Kömürcü
  13. Topal
  14. M. Emin KUZ
  15. Başpınar
  16. Mendeş
  17. Aygün
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2018/1349
Tarih
30 Ekim 2018

İlgili Kararlar

  • Mehmet Bilal Çolak Başvurusu (B. No: 2017/25971)
  • Nuri Onay Başvurusu (B. No: 2018/2991)
  • Ayla Akat Ata Başvurusu (B. No: 2017/5037)
  • Bedrettin Sumbül ve Mürüvet Sumbül Başvurusu (B. No: 2015/4664)
  • Pirfani Şahin Başvurusu (B. No: 2014/5755)
  • Gökhan Özdemir Başvurusu (B. No: 2015/3616)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.