İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mustafa Sıtkı Özkaya Başvurusu (B. No: 2013/3689)

1. Başvurucu, 30/12/2008

Başvuru No2013/3689Tarih21 Mayıs 2015Okuma20 dk · 4.049 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mustafa Sıtkı Özkaya Başvurusu

Karar tarihi
21 Mayıs 2015
Başvuru Numarası
2013/3689
R.G. Tarih- Sayı
8/8/2015-29439
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.049 kelime·20 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, 30/12/2008

tarihinde aleyhine açılan menfi tespit davasına ilişkin verilen Mahkeme ve

Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğunu ve yargılamanın makul sürede

sonuçlanmadığını belirterek, hukuki dinlenilme, adil yargılanma ve mülkiyet

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, yeniden yargılama yapılmasına karar

verilmesini ve tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 27/5/2013 tarihinde

İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden

yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunun

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca 28/2/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

11/7/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 5/8/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş

sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucu, 30/12/2008

tarihinde İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan menfi tespit davasının

davalı tarafı olarak, ilk oturumda kabul beyanında bulunmuş, bunun üzerine

Mahkeme 15/6/2009 tarihli ve E.2008/765, K.2009/381 sayılı kararı ile davanın

kabulüne karar vermiş ve başvurucuyu harç, yargılama gideri ve avukatlık ücreti

ile sorumlu tutmuştur.

8. Başvurucunun temyizi üzerine

dosya eksiklik nedeniyle Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin, 15/2/2011 tarihli ilamı

ile geri çevrilmiş, eksikliğin tamamlanmasının ardından yapılan inceleme sonucu

Dairenin 30/5/2011 tarihli ve E. 2011/4910, K.2011/6023 sayılı ilâmıyla "... eldeki davanın açılmasında kusuru

bulunmayan ve ilk oturumda davayı kabul eden davalı, harç, yargılama gideri ve

avukatlık ücreti ile sorumlu tutulamaz" gerekçesine dayanılarak

hükmün bozulmasına ve “peşin alınan harcın

istek halinde geri verilmesine” karar verilmiştir.

9. Aynı Daireye davacı tarafça

yapılan karar düzeltme istemi, 1/12/2011 tarihli ve E.2011/12818, K.2011/12851

sayılı ilâm ile reddedilmiştir.

10. İstanbul 5. Asliye Ticaret

Mahkemesi bozma kararına uyarak 18/4/2012 tarihli ve E.2011/574, K.2012/24

sayılı kararı ile davanın açılmasında kusuru bulunmayan ve ilk oturumda davayı

kabul eden davalının harç yargılama gideri ve avukatlık ücretinden sorumlu

tutulamayacağı gerekçesiyle, “davalının

kabul beyanı esas alınarak davanın kabulüne, davanın açılmasında kusuru

bulunmayan ve ilk oturumda davayı kabul eden davalının harç, yargılama gideri

ve avukatlık ücretinden sorumlu tutulmamasına, davacı üzerinde bırakılmasına,

davalı vekili her ne kadar 312/2 maddesi ve 323/g maddesi gereği lehine avukatlık

ücretini takdiren istemiş ise de yerinde görülmeyen

talebin reddine” karar vermiştir.

11. Başvurucu, İlk Derece

Mahkemesinin kararını, yargılama boyunca yaptığı masrafların davacı tarafından

kendisine ödenmesine yönelik bir hüküm tesis edilmediği ve lehine vekâlet

ücretine hükmedilmediği gerekçesiyle temyiz etmiştir.

12. Temyiz incelemesi sonucunda

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 6/11/2012 tarihli ve E.2012/11699, K.2012/16236

sayılı ilâmı ile “dosyadaki yazılara,

kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin değerlendirilmesinde bir

isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının

reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün onanmasına” karar

vermiştir.

13. Karar düzeltme istemi

üzerine aynı Dairenin 2/4/2013 tarih ve E.2013/1379, K.2013/6037 sayılı ilâmı

ile “temyiz ilamında bildirilen gerektirici

nedenler karşısında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun değişik 440. maddesinde

sayılan nedenlerden hiç birine uygun olmayan karar düzeltme isteğinin reddine

ve aynı kanunun 442/3. ve 4421 sayılı Kanunun 2. ve 4/b-1. maddeleri gereğince takdiren 219,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyenden

alınarak hazineye gelir kaydedilmesine” karar verilmiştir.

14. Bu karar, başvurucuya

14/5/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucu, 27/5/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

16. 12/1/2011 tarihli ve 6100

sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Usul

ekonomisi ilkesi" kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

"Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir

biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla

yükümlüdür."

17. 6100 sayılı Kanun’un “Feragat ve kabul halinde yargılama giderleri”

kenar başlıklı 312. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“(2) Davalı, davanın açılmasına kendi hâl ve davranışıyla

sebebiyet vermemiş ve yargılamanın ilk duruşmasında da davacının talep sonucunu

kabul etmiş ise yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilmez.”

18. 6100 sayılı Kanun’un “Yargılama giderlerinin kapsamı” kenar

başlıklı 323. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Yargılama giderleri şunlardır:

…

ğ)Vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir

olunacak vekâlet ücreti,

…”

19. 6100 sayılı Kanun’un “Yargılama giderlerinden sorumluluk” kenar

başlıklı 326. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama

giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir.”

20. 18/6/1927 tarihli ve 1086

sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 94. maddesinin ikinci fıkrası

şöyledir:

“Şu kadar ki müddeaaleyh hal ve vaziyeti ile aleyhine dava ikamesine

sebebiyet vermemiş ve ilk muhakeme celsesinde de müddeinin iddiasını kabul

etmiş ise masarifi muhakeme ile ilzam olunamaz.”

21. 21/12/2011 tarihli Avukatlık

Asgari Ücret Tarifesi’nin “Davanın konusuz kalması, feragat, kabul ve sulhte

ücret” kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:

“Anlaşmazlık, davanın konusuz kalması,

feragat, kabul ve sulh nedenleriyle; delillerin toplanmasına ilişkin ara kararı

gereğinin yerine getirilmesinden önce giderilirse, Tarife hükümleriyle

belirlenen ücretlerin yarısına, karar gereğinin yerine getirilmesinden sonra

giderilirse tamamına hükmolunur.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

22. Mahkemenin 21/5/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 27/5/2013 tarihli ve 2013/3689

numaralı bireysel başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

23. Başvurucu, 30/12/2008

tarihinde aleyhine açılan menfi tespit davasında verilen karar nedeniyle açık

yasa hükmüne rağmen yargılama masraflarını ödemek zorunda kaldığını, lehine

avukatlık ücretine hükmedilmediğini, buna ilişkin itirazlarının Mahkeme ve

Yargıtay kararlarında tartışılmadan gerekçesiz olarak reddedildiğini ve

yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, hukuki dinlenilme, adil

yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

24. Başvuru dilekçesi ve ekleri

incelendiğinde, başvurucunun, kanun yollarına başvurması nedeniyle yargılama

giderlerini ödemek zorunda kaldığını ayrıca yargılama sonunda lehine vekâlet

ücretine hükmedilmediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri

sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, başvurucuların ihlal iddialarına

ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi bizzat yapar.

Anılan ihlal iddialarından, İlk Derece Mahkemesinin, 15/6/2009 tarihli kararına

karşı yapılan kanun yolu başvuruları nedeniyle ödenmek zorunda kalınan

yargılama giderlerine ilişkin kısımlar, mülkiyet hakkının ihlali iddiası

kapsamında değerlendirilmiştir.

25. Bununla birlikte

başvurucunun, İlk Derece Mahkemesinin 18/4/2012 tarihli kararına karşı kanun

yollarına başvurulması sonucu yargılama giderlerini ödemek zorunda kalması ile

yargılama sonunda başvurucu lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi nedenleriyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiaları ile hukuki dinlenilme hakkının ihlali

iddiaları yargılama sürecinin ve yargılama sonunda verilen kararın adil olup

olmadığına ilişkin olduğundan, bu iddialar adil yargılanma hakkının ihlali

iddiası kapsamında değerlendirilmiştir. Öte yandan başvurucunun, Mahkeme ve

Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğu ile yargılamanın makul sürede

sonuçlanmadığı iddiaları ayrıca değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Mülkiyet

Hakkının İhlali İddiası

26. Başvurucu, İstanbul 5.

Asliye Ticaret Mahkemesinin, yargılama giderleri ve vekâlet ücreti yönünden

hatalı olan 15/6/2009 tarihli kararı nedeniyle aleyhine yargılama giderine ve

vekalet ücretine hükmedildiğini, bu durumu düzeltmek için temyiz talebinde

bulunduğundan karar harcı ve temyiz harcı ile posta ücretleri ödediğini

belirterek, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

27. Anayasa'nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

"... Başvuruda bulunabilmek için olağan

kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."

28. 30/3/2011 tarihli ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkı" kenar

başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

29. Anayasa'nın

148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (2)

numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için

ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için idari ve yargısal

başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir.

30. Temel hak ve özgürlüklere

saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun

davranılmadığı takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari

mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 17).

31. Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal

edildiği iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde, olağan yasa yolları

ile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak

ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda

başvurulabilir (Bayram Gök, §

18).

32. Bireysel başvuru yolunun

ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek

için öncelikle hukuk sisteminde düzenlenen başvuru yollarının tüketilmesi

zorunludur. Bu ilke uyarınca, başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği

şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve adli mercilere usulüne uygun

olarak iletmesi ve bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu

makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek

için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (Bayram

Gök, § 19).

33. Bireysel başvurunun ikincil

niteliğinin bir sonucu olarak olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler

önünde dayanılmayan iddialar Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet konusu

edilemeyeceği gibi genel mahkemelere sunulmayan yeni bilgi ve belgeler de

Anayasa Mahkemesine sunulamaz (Bayram Gök,

§ 20).

34. Bireysel başvuruya konu

edilen, İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin ilgili dosyasının

incelenmesinde, 15/6/2009 tarihli kararda, bakiye karar harcının 1/3’ünün ve

davacı taraf vekâlet ücretinin 1/2’sinin başvurucudan tahsiline karar

verildiği, bu karara karşı başvurucu tarafından temyiz talebinde bulunulması

üzerine başvurucunun Mahkeme veznesine karar harcı, temyiz harcı ve posta

gideri yatırdığı anlaşılmıştır. Temyiz incelemesi sonucunda ise Yargıtay 4.

Hukuk Dairesinin 30/5/2011 tarihli ilâmı ile İlk Derece Mahkemesi kararını

bozduğu, bozma ilâmında “… peşin alınan

harcın istek halinde geri verilmesine… karar verildi.” hükmüne yer

verdiği, bozma ilâmına uyarak yeniden karar veren İlk Derece Mahkemesinin bu

defa, “… davanın açılmasında kusuru

bulunmayan ve ilk oturumda davayı kabul eden davalının harç yargılama gideri ve

avukatlık ücretinden sorumlu tutulmamasına, davacı üzerinde bırakılmasına…” şeklinde

hüküm tesis ettiği tespit edilmiştir. Dolayısıyla, haksız yere yargılama

giderlerini ödemek zorunda kaldığını ve bu durumu düzeltmek için temyiz yoluna

başvurarak karar ve temyiz harcı ile posta giderleri ödemek zorunda

bırakıldığını ileri süren başvurucunun, ilgili Mahkeme ve Yargıtay kararları

doğrultusunda, yaptığı masrafları talebi halinde geri alabilmesi mümkündür. Ancak

başvurucunun Derece Mahkemeleri nezdinde veya davacı taraftan bu yönde herhangi

bir talebinin bulunduğu tespit edilememiştir. Bu

anlamda, ihlale neden olduğu ileri

sürülen iddiaya ilişkin olarak idari ve yargısal yollara başvurulmadığından,

başvuru yolları usulünce tüketilmemiştir.

35. Açıklanan nedenlerle, bireysel başvurunun bu kısmına ilişkin

ihlal iddialarının, başvuru yolları

usulüne uygun şekilde tüketilmeden başvuru

konusu yapıldığı anlaşıldığından, diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin “başvuru

yollarının tüketilmemesi” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Adil

Yargılanma Hakkının İhlali İddiası

36. Başvurucu, bozma üzerine verilen 18/4/2012 tarihli kararda lehine vekalet

ücretine hükmedilmemesi nedeniyle temyiz ve karar düzeltme yollarına

başvurduğunu, ancak Yargıtay tarafından Mahkeme kararının onandığını ve karar

düzeltme isteminin reddedildiğini, böylelikle lehine vekalet ücretine

hükmetmeyen Mahkeme kararı düzeltilmediği gibi temyiz ve karar düzeltme

harçları ile posta masrafları ve karar düzeltme para cezasından oluşan

yargılama giderlerini ödemek zorunda kaldığını belirterek, adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, ayrıca yargılama sonunda,

kendisini vekil ile temsil ettirmesine rağmen lehine vekâlet ücretine

hükmedilmediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

37. 6216 sayılı

Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme,

… açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

38. 6100 sayılı Kanun’un “Yargılama giderlerinin kapsamı” kenar

başlıklı 323. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Yargılama giderleri şunlardır:

a) Celse, karar ve ilam harçları.

b) Dava nedeniyle yapılan tebliğ ve posta giderleri.

…”

39. 18/6/1937

tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 442.

maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Tashihi karar talebi esbabı mezküreye mutabık görülmezse arzuhalin reddine ve mustedii tashihten yüz liraya kadar cezayı nakdi alınmasına ve muvafık ise kabulüne karar verilir. …”40. Bir yargılamada tarafların,

davanın görülmesi ve sonuçlanması için ödedikleri paraların tamamına yargılama

giderleri; devletin, mahkemelerin gördüğü hizmet karşılığı olarak aldığı paraya

ise yargılama harcı denir. Türk hukuk sisteminde, yargılama harçları da

yargılama giderlerinin içinde kabul edilmiştir. Yargılama giderleri, kural

olarak, davada aleyhine hüküm verilen tarafa yükletilir.

41. Başvuruya konu olayın

incelenmesinde, İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin, Yargıtay 4. Hukuk

Dairesinin 30/5/2011 tarihli bozma ilâmına uyarak verdiği 18/4/2012 tarihli

kararında, “…davanın açılmasında kusuru

bulunmayan ve ilk oturumda davayı kabul eden davalının harç yargılama gideri ve

avukatlık ücretinden sorumlu tutulmamasına, davacı üzerinde bırakılmasına…” şeklinde

hüküm verdiği, başvurucunun bu karara karşı, lehine vekalet ücretine hükmedilmediği

ve ödediği yargılama giderlerine yönelik Mahkemece hüküm kurulmadığı

gerekçesiyle temyiz talebinde bulunarak 124,65 TL temyiz harcı ödediği, talebin

reddi üzerine bu defa karar düzeltme isteminde bulunarak 43,90 TL karar

düzeltme harcı ödediği, yapılan inceleme sonunda karar düzeltme isteminin de

reddedilerek hükmün kesinleştiği, ayrıca yine bu süreçte başvurucu tarafından

Mahkeme veznesine 80,00 TL posta masrafı yatırıldığı ve karar düzeltme

talebinin reddedilmesi nedeniyle aleyhine para cezasına hükmedildiği

anlaşılmıştır.

42. Başvurucu, vekalet ücreti

yönünden kanun yollarına başvurmasına rağmen hükmün onanması nedeniyle temyiz ve karar düzeltme harçları ile posta masrafları

ve karar düzeltme para cezasından oluşan yargılama giderlerini ödemek zorunda

kaldığını ileri sürmüş, anılan giderlerin tahsilinin hukuka aykırı olduğu

iddiasında bulunmamıştır.

43. Başvurucunun, temyiz ve

karar düzeltme istemlerinde bulunması üzerine kendisinden tahsil edilen harçlar

2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nda düzenlenen tarifeye göre

alınmakla birlikte temyiz ve karar düzeltme talepleri reddedilen başvurucunun,

bu süreçte yaptığı masraflara katlanmak zorunda kalması, 6100 sayılı Kanun’un

326. maddesi (bkz. § 19) hükmü gereğidir. Yine karar düzeltme talebinin

reddedilmesi nedeniyle hükmedilen para cezası halen yürürlükte olan 1086 sayılı

mülga Kanun’un 442. maddesine göre tahsil edilmektedir.

44. Temyiz ve karar düzeltme

harcı ile karar düzeltme para cezasının, başvurucu üzerinde ağır bir yük

oluşturmadığı, kanun yollarına başvurmak için yapılan masrafların mahkemeye

erişim hakkına bir engel teşkil etmediği ve başvurucunun kanun yollarına

yaptığı başvuruların reddedildiği de dikkate alındığında, bu iddiaların açıkça

dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır.

45. Açıklanan

nedenlerle, adil yargılanma hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan, başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

46. Öte yandan başvurucu,

yargılama sonunda lehine vekalet ücretine hükmedilmediğini belirterek, adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

47. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

48. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda açık bir keyfilik içermesi ve bu durumun

kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş

olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz

takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez

(Necati Gündüz ve Recep Gündüz,

B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

49. Başvuruya konu edilen yargılama, başvurucu aleyhine İstanbul 5.

Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan menfi tespit davasıdır. Yargılamada, başvurucunun

ilk oturumda davayı kabul etmesi üzerine, davanın kabulüne ve başvurucunun

yargılama giderleri olarak harç ve vekâlet ücretinden sorumlu tutulmasına karar

verilmiştir. Temyiz üzerine anılan karar, başvurucunun davanın açılmasında

kusuru bulunmaması ve ilk oturumda davayı kabul etmesi nedeniyle 6100 sayılı

Kanun’un 312. maddesi gereği (bkz. § 17)

yargılama giderleri yönünden bozulmuştur. Bozmaya uyarak yeniden hüküm tesis

eden İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi, davanın kabulüne ancak başvurucunun

harç ve avukatlık ücretinden sorumlu tutulmamasına karar vermiş, ayrıca

başvurucunun lehe avukatlık ücretine hükmedilmesi istemini yerinde bulmayarak

reddetmiştir. Ardından bu karar, temyiz ve karar düzeltme aşamalarından geçerek

kesinleşmiştir.

50. Mahkemenin gerekçesi ve

başvurucunun iddiası incelendiğinde ve somut olayda başvurucu lehine vekâlet

ücretine hükmedilmesi gerektiğine dair açık bir düzenleme olmadığı hususu da

dikkate alındığında, iddianın özünün derece mahkemeleri tarafından delillerin

değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve

esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

51. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

Derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt

sunmadığı gibi İlk Derece Mahkemesinin ve Yargıtayın

kararlarında bariz takdir hatası veya açık keyfilik oluşturan herhangi bir

durum da tespit edilememiştir.

52. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen bu iddianın kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, Derece Mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de

içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

c. Gerekçeli

Karar Hakkının İhlali İddiası Yönünden

53. Başvurucu, lehine vekalet

ücretine hükmedilmesi istemine yönelik İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm

ile Yargıtayın bu hükme ilişkin onama ve karar

düzeltme ilamlarının yetersiz gerekçelere dayandığını belirterek, adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

54. Anayasa’nın 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli

olarak yazılır.”

55. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak

başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma

hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak

ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün

mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden

141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının

belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B.

No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).

56. Ancak derece mahkemeleri,

kendisine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değildir. Bununla beraber,

ileri sürülen iddialardan biri kabul edildiğinde davanın sonucuna etkili olması

söz konusu ise, mahkeme bu hususa belirli ve açık bir yanıt vermek zorunda

olabilir. Böyle bir durumda dahi, ileri sürülen iddiaların zımnen reddi yeterli

olabilir (Yasemin Ekşi, B. No:

2013/5486, 4/12/2013, § 56).

57. Öte yandan temyiz

mercilerinin kararlarının tamamen gerekçeli olması zorunlu değildir. Temyiz

merciinin yargılamayı yapan mahkemenin kararıyla aynı fikirde olması ve bunu ya

aynı gerekçeyi kullanarak ya da basit bir atıfla kararına yansıtması

yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir şekilde temyizde

dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını

inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (Yasemin Ekşi, § 57).

58. Somut olayda, Mahkemece,

başvurucunun ilk duruşmadaki kabul beyanı dikkate alınarak, davanın kabulü

yönünde hüküm kurulmuş (bkz. § 7), ancak bu karar başvurucu aleyhine yargılama

giderlerine hükmedilmesi nedeniyle yerinde görülmeyerek Yargıtayca

bozulmuştur (bkz. § 8). Bozma ilâmı sonrası İlk Derece Mahkemesince ilâmda

belirtilen hususlar dikkate alınarak yeniden hüküm kurulmuş, başvurucunun

temyiz konusu da yaptığı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi istemi ise

Mahkemece “…davalı vekili her ne kadar 312/2

maddesi ve 323/g maddesi gereği lehine avukatlık ücretini takdiren

istemiş ise de yerinde görülmeyen talebin reddine…” gerekçesine

dayanılarak kabul edilmemiştir (bkz.

§ 10). Verilen son hükmün vekalet ücreti yönünden başvurucu tarafından tekrar

temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, İlk Derece Mahkemesi

kararının bozmaya uygun olduğunu ve Mahkemenin delilleri değerlendirmesinde bir

isabetsizlik bulunmadığını belirterek kararı onamış; karar düzeltme istemini de

Kanun’da sayılan hallere uygun bulmayarak reddetmiştir (bkz. §§ 12-13). Dolayısıyla

somut olayda Mahkeme ve Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğundan da söz

edilemez.

59. Açıklanan nedenlerle, gerekçeli karar

hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan, başvurucunun bu yöndeki

iddiası diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun” bulunmuştur.

d. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlanmadığı

İddiası Yönünden

60. Başvurucunun yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyeti

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik

nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu

bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

61. Başvurucu, 30/12/2008 tarihinde İstanbul 5. Asliye

Ticaret Mahkemesinde aleyhine açılan menfi tespit davasında makul sürede

yargılama yapılmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

62. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni

ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil

yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36.

maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok

kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında

yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 38–39).

63. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41–45).

64. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi

uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede

karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, Asliye Ticaret

Mahkemesi nezdinde açılan menfi tespit davasının söz konusu olduğu görülmekle,

6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama

faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda

kuşku yoktur (Güher Ergun ve diğerleri,

§ 49).

65. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih,

30/12/2008 tarihidir.

66. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri,

§ 52). Bu kapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş

tarihinin, başvurucunun karar düzeltme talebinin Yargıtay 4. Hukuk Dairesince

reddedildiği 2/4/2013 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

67. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun başvurucu aleyhine açılan

menfi tespit istemine ilişkin olduğu, ilk duruşmada davalı taraf olan

başvurucunun kabul beyanı üzerine davanın kabulüne karar verildiği, kararın

temyiz edildiği ancak eksiklik nedeniyle dosyanın Yargıtayca

geri çevrildiği, eksikliğin tamamlanmasının ardından yapılan inceleme sonunda

kararın, başvurucu aleyhine yargılama giderlerine hükmedilmesi nedeniyle

bozulduğu, bozma ilâmı sonrası karar düzeltme talebinin reddedildiği

anlaşılmıştır. Bozma ilâmı doğrultusunda İlk Derece Mahkemesinin 18/4/2012

tarihinde yeniden karar verdiği, temyiz üzerine hükmün onandığı ve karar

düzeltme isteminin de reddedilerek 2/4/2013 tarihi itibarıyla kararın

kesinleştiği anlaşılmıştır.

68. 6100 sayılı Kanun’un öngördüğü

yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede

tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve

Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmet

eden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde bulundurularak makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 34-64).

69. Başvuruya konu menfi tespit davasının incelenmesinde;

hukuki meselenin çözümündeki güçlük, yargılamanın niteliği, maddi olayların

karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi

kriterler dikkate alındığında davanın karmaşık olmaktan uzak olduğu

anlaşılmıştır. Başvurucunun tutum ve davranışlarıyla ve usulü haklarını

kullanırken özensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep

olduğu da söylenemez. Dolayısıyla somut başvuru açısından, daha önce verilen

kararlar dışında farklı karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı, söz

konusu dört yıl üç aylık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin

olduğu sonucuna varılmıştır.

70. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

71. Başvurucu, adil yargılanma

hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal edilmesi nedeniyle yeniden yargılama

yapılmasına karar verilmesini, 8.827,20 TL maddi zararın ve 5.000,00 TL manevi

zararın tazmin edilmesini talep etmiştir.

72. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

73. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin dört yıl üç aylık yargılama süresi nazara alındığında,

yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 2.100,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

74. Başvurucu tarafından maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia

edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

75. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Mülkiyet hakkının ihlali iddiasının “başvuru

yollarının tüketilmemesi”,

2.

Adil yargılanma hakkının ihlali iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması”,

3.

Gerekçeli karar hakkının ihlali iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması”,

nedenleriyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUKLARINA,

4.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

5. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucuya net 2.100,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

C. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

21/5/2015

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh

KALELİ

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN Raportör Yrd. : İsmail Emrah PERDECİOĞLU Başvurucu : Mustafa Sıtkı ÖZKAYA Vekilleri : Av. Emin Ersel EREN – Av. Hakan EREN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/3689, 21 Mayıs 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. Kaleli
  17. Dursun
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/3689
Tarih
21 Mayıs 2015

İlgili Kararlar

  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/8475
  • Kader Doğan Başvurusu (B. No: 2014/7292)
  • Hamza Ali Temiz ve Hasan Dağ Başvurusu (B. No: 2014/5890)
  • İlhan Cihaner Başvurusu (B. No: 2013/5298)
  • Zübeyit Kaya Başvurusu (B. No: 2013/7674)
  • Yıldız Oto Ağca Başvurusu (B. No: 2013/5074)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.