İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Müzeyyen Erbek Başvurusu (B. No: 2016/1949)

1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu ölüm olayının meydana gelmesi,

Başvuru No2016/1949Tarih10 Aralık 2019Okuma46 dk · 9.200 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Müzeyyen Erbek Başvurusu

Karar tarihi
10 Aralık 2019
Başvuru Numarası
2016/1949
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

9.200 kelime·46 dk okuma·22 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu ölüm olayının meydana gelmesi,

olayla ilgili zararlarının karşılanmaması ve tazminat davasının uzun sürmesi

nedenleriyle yaşam hakkının; sağlık personeli tarafından hasta yakınlarına kötü

muamelede bulunulması ve yakınıyla görüşmeye izin verilmemesi nedenleriyle de

özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 28/1/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan bilgi ve belgelere göre

ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu Müzeyyen Erbek'in eşi ve

vefat tarihinde 72 yaşında olan B.E., 31/5/2011 tarihinde vefat ettiği Özel D.

Hastanesinde (Hastane) 2008 yılından bu yana birçok kez tedavi olmuştur.

8. Sağlık Bakanlığı Denetim Hizmetleri Başkanlığının (Sağlık

Bakanlığı) dosya kapsamındaki 18/6/2012 tarihli raporuna göre müteveffaya

Hastane tarafından 18/12/2009 tarihinde kronik böbrek yetmezliği teşhisi

konulmuş ve bu tarihten itibaren B.E. bir özel diyaliz merkezinde dialize girmeye başlamıştır. Hastane tarafından 22/12/2009

tarihinde B.E.ye koroner anjiyografi yapılmış ve sonucunda ameliyat olması

önerilmiş, B.E. bu öneriyi kabul etmemiş, 28/12/2009 tarihinde bir başka özel

hastanede kendisine ilaç kaplı stent takılmış, B.E.

sonrasında Hastanede tedavi olmaya devam etmiş, kendisine 3/9/2010 tarihinde

yeniden koroner anjiyografi yapılmış ve yine ameliyat önerilen B.E. ikinci kez

ameliyat olmayı kabul etmemiştir. Bunun üzerine B.E.ye 6/10/2010 tarihinde bir

başka özel hastanede RC stent

içi restenoz uygulaması yapılmıştır. En

son olarak 30/5/2011 günü saat 14.01 sıralarında Hastanenin Acil Servisine

başvuran B.E. yoğun bakıma yatırılmayı kabul etmediğinden Dahiliye Servisine

yatırılmış, 31/5/2011 tarihinde ise koroner yoğun bakıma yatırılarak koroner

anjiyografi yapılmış, kendisine acil ameliyat önerilen müteveffanın ertesi gün

ameliyat olmasına karar verilmiş ancak 31/5/2011 gecesi koroner yoğun bakımda

iken durumu kötüleşen B.E. saat 02.05 itibarıyla vefat etmiştir.

A. Olayla İlgili Olarak Yürütülen Ceza

Soruşturması Süreci

9. Başvurucu tarihi tespit edilemeyen dilekçeyle Hatay

Cumhuriyet Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) başvurarak Hastane

yetkilileri ve diğer ilgili kişilerden şikâyetçi olmuştur. Dilekçenin ilgili

kısımları şöyledir:

"...

1. Müteveffa ... diyabet hastası olup, son bir

yıldır böbrek yetmezliği nedeniyle diyalize girmekteydi.

2. 31.05.2011 tarihinde göğsünde ağrılar

hissetmesi üzerine [D.]

Hastanesine acil servise götürülmüştür. Hastanede acil olarak yoğun bakım ünitesine

yatırılması gerektiği annem Müzeyyen Erbek'e ve

babama iletilmiştir. Babam Hastanenin yoğun bakım ünitesinde kendisiyle

ilgilenilmeyeceği endişesiyle yatmak iste[me]miş,

bunun üzerine hastanede bulunan hemşire olduğu beyan edilen kişi, BABAMIN BİLİNCİ

AÇIK OLMASINA RAĞMEN anneme evrakları imzala[ma]ması halinde bakımının yapılmayacağı tehdidiyle hiçbir

açıklama ve bilgilendirme yapmadan imzasını almıştır.

31.05.2011 günü sabahleyin, babamın doktoru

tarafından anneme, eşinize anjiyo yapamayız masada kalır denilmiştir.

Babamın haftada 3 gün diyalize giren bir hasta

olduğu gözetilmemiştir. Bu bilgi kirliği ve kargaşası sürekli devam etmiş,

kesin net teşhis ve tedavi uygulanamamıştır.

3. 31.05.2011 tarihinde (Aynı gün) bizzat babamla

telefonda görüştüm. Kızım ben bunlara güvenmiyorum beni hemen İstanbul'a götür,

demesi üzerine hemen annemi arayarak gerekirse uçak ambulans kiralayacağımı

babamın buna uygun olup olmadığını doktorlara sormasını istedim.

Ancak yazık ki babamın durumu ne ilgili bilgi

verecek doktor ... anneme, siz uçak ambulansın ne kadar kiralandığını biliyor

musunuz? cevabıyla, ... tıp etiğine de aykırı cevap vermiştir.

...

4. Anjiyo yapılmasının tehlikeli olduğunu

beyan eden doktor 20 dakika sonra ne olduysa alelacele anjiyo yapmış, bu konuda

net bir açıklama yapma ihtiyacı dahi hissedilmemiştir.

Bu arada babamı görmek isteyen davacı- anneme,

nedense saatler sonra ancak izin verilmiştir. En önemlisi de babamın anjiyodan

sonra diyalize bağlanmadığı anlaşılmıştır. Oysa ki, anjiyodan sonra diyalize

bağlı yaşamını sürdüren bir kişinin sağlıklı bir şekilde 4 saat diyalizde

kalması gerekmekteyken buna uyulmamıştır. Açık kalp ameliyatı önerilen, şeker

hastası ve diyalize bağımlı yaşamını sürdüren bir kişiye moral kaynağı olması

nedeniyle dahi bir yakını ile görüştürülmesi gerekirken buna uyulmamıştır.

Saatler sonra yoğun bakıma alına[n]

anneme orada bulunan hastalar 'bize burada bakılmıyor' şikayetinde bulunmuş, bu

arada oraya gelen görevli babama yönelik 'artık yeter bıktık bizi çok

uğraştırdın' demek suretiyle hasta ve hasta yakınlarına kötü muamelede

bulunmaktan geri kalmamıştır.

...

6. Hastanede yoğun bakım ünitesinin bulunduğu

katta bulunan güvenlik görevlisi bilgi vermeye çalıştı. Yoğun bakım ünitesinden

çıkan üniformalı bir hasta bakıcı görünce hemen yanına koşup 'ben [B.E.nin] kızıyım, şimdi

İstanbul'dan geldim, babamı görebilir miyim?' sorusuna hayır yanıtı verdi.

Durumunu sordum, biz gereken kişiye [bilgi] veriyoruz dedi. Babam beni görsün kendini iyi

hissedecektir deyince hiç cevap vermeden, adeta yoğun bakımda bulunan hasta

yakınlarına 'sizde kimsiniz çekin gidin' edasıyla çekti gitti.

...

7. Kısa bir süre içinde yakın akrabamız olan

Dr. [U.A.nın], geçmiş olsun demek için hastaneye gelmesi üzerine,

... Dr. [U.A.] yukarı çıktı.

...

Bana dönerek... baban bilincini kaybetmiş seni

tanıyamaz dedi. Ben panikledim. yetkili aradım ancak

yoğun bakım ünitesinde doktor olmadığını fark ettim. Babamın her iki doktorunun

telefonlarını danışmadan aldım her ikisi aradım, ancak telefonları kapalıydı.

8. Ben ve kuzenim bir taraftan babamın

doktorları olarak verilen isimlerin cep telefonlarını arıyor diğer yandan

hastanede doktor bulunmasını istiyorduk. Yaklaşık yarım saat sonra üzerinde

yeşil renkte ameliyat kıyafeti olan ... bir doktor geldi. İçeri girip çıktı,

babanız dönülmeyen yolda olabilir gibi bir ifade kullanınca, ben yalvarır

şekilde 'ne olur babamı kurtarın elinizden geleni yapın' demem üzerine her iki

elini yana açarak ve yüksek bir ses tonuyta beni

azarlayarak 'bana işimi öğretmeyin çıkın ben zaten şimdi operasyondan geldim.'

dedi. ...

...

Babamın vefat ettiği bize hiçbir yetkili

tarafından söylenmedi....

Bizler hastanede görevli ve yetkili nöbetçi

doktorların isimlerini islememiz üzerine bize aylarca bilgi verilmedi.

YASAYA AYKIRI OLDUĞUNU TESPİT ETTİĞİMİZ

HUSUSLAR

a) Hastaya durumu izah edilmemiş, açıklayıcı

onamı alınmamıştır. Bilinci açık olmasına rağmen yoğun bakıma alınması ve

anjiyo yapılacağı konusunda açık muvafakati alınmamış, yetkililerce

bilgilendirme yapılmamıştır.

b) Yoğun bakım ünitesi yasanın öngördüğü koşulları

taşımamaktaydı. 7 gün 24 saat görevli ve yetkili hasta bakıcı ve doktor olması

gerekirken mevcut değildi.

c) Babamın yüksek tansiyonu, diabet hastası olduğu ve yoğun bakımda olmasından dolayı

ayrıca psikolojik sıkıntı yaşadığı gözetilmemiş önlemler alınmamıştır.

d) Konsültasyon gereği gibi yapılmamıştır.

e) Hastaya bilinci açık olmasına rağmen

gereken aydınlatıcı bilgi yapılmadığı gibi biz hasta yakınları bilgi

kirliliğine boğulmuş, yetkili ve görevliyle tarafımıza bilgilendirme

yapılmamıştır.

f) Hastaneden 21.07.2011 tarihinde gerekli

bilgi ve belgeler talep edilmiş ancak dosya kasıtlı olarak eksik gönderilmiştir .

Bu konuda İl Sağlık Müdürlüğüne şikayette bulunulmuş ve henüz sonuçlanmamıştır. ...

Yukarıda da izah edildiği üzere davalı

şirketin işletmesi olduğu hastane yasal düzenlemeler uyulmamak suretiyle hasta

olan müteveffaya eziyet edilmiş, yoğun bakımda müdahale yapılmamıştır.

..."

10.Cumhuriyet Başsavcılığı 6/6/2012 tarihinde Hastaneden B.E.nin tedavisine ve ölümüne dair tüm bilgi ve belgelerin

iletilmesini talep etmiştir.

11.Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Hastanenin Acil Servisinde

pratisyen olarak görev yapan doktor D.A.D.nin

14/6/2013 tarihinde, dahiliye uzmanı olarak görev yapan doktor A.Ş.nin 16/4/2013 tarihinde ve İskenderun Cumhuriyet

Başsavcılığı aracılığıyla kalp damar cerrahı olarak görev yapan doktor M.A.C.nin 11/7/2013 tarihinde, Reyhanlı Polis Merkezi

Amirliği aracılığıyla ise doktor M.T.G.nin 17/7/2013

tarihinde şüpheli olarak ifadeleri alınmıştır.

12.M.A.C.nin ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

" ...Ben olay tarihinde ... [D.] hastanesinde kalp damar cerrahı olarak görev

yapmakta idim. Hatırladığım kadarıyla soruşturma evrakında ismini gördüğüm [B.E.] 2009 yılında böbrek yetmezliği nedeniyle [D.] hastanesinde tedavi oluyordu, 2009 yılında

[D.] hastanesinde kardiyologlar tarafından

kendisine anjio yapıldı, kalp damarlarında tıkanıklık

tespit edildiği için ameliyat kararı alındı ancak hasta yakınları [B.E.yi] İstanbuldaki başka bir hastaneye götürerek kalbine sitent taktırmışlar, sonrasında böbrek yetmezliği olduğu

için olay tarihinde [B.E.] [D.] hastanesininin dahiliye polikinliğine

kaldırılarak hastanede tedavi altına alınmış, hastanede dahiliye servisinde

tedavi altında iken kalp şikayetlerinin tekrar başlaması üzerine kardiyoloji konsültüsyonu kendisine yapılmış bunun sonucunda tekrar anjioya alınmış, kardiyologlar tarafından kendisine anjio yapılmış sonrasında kendisi hakkında ameliyat kararı

alınmış, ameliyat kararı alınmasına kadarki süreçte şahsımın kalp damar cerrahı

olarak herhangi bir işlemi ve müdahalesi bulunmamaktadır. Anjio

süreci kardiyologlar tarafından yerine getirilmektedir. [B.E.] isimli hasta henüz ameliyata alınmadan durumunun

ağırlaşması neticesinde hayatını kaybetmiştir. ... Hastaya alınan ameliyat

kararı alındığı esnada hasta zaten anjio yapıldığı

için kardijoloji yoğun bakımda yatmaktaydı,kendisi hakkında alınan ameliyat kararı

yakınlarına bildirilmesinden 10 dakika sonra hastanın durumu dahada ağırlaşınca hasta genel yoğun bakıma kaldırıldı. ...

Bununla birlikte ismi zikredilen kişiyle alakalı Sağlık bakanlığı tarafından

soruşturma yapılmış olup soruşturma neticesinde söz konusu hasta ile ilgili

herhangi bir tıbbi ihmal bulunmamıştır ..."

13.A.Ş.nin ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...

...Hastanesinde Dahiliye uzmanı olarak görev yapmaktayım.... Hatırladığım kadarıyla yaşlı ve pek çok

açıdan kronik rahatsızlığı olan birisiydi. Ben bir gece nöbetçi olarak

hastanede bulunduğum sırada hastaneye müracaat etmişti. Bende gerekli işlem ve

müdahaleleri yaparak hastaneye yatırmıştım. Yattıktan 2 -

3 saat sonra aynı gün içerisinde vefat etmişti diye hatırlıyorum. Yukarıda da belirttiği

gibi üzerinden zaman geçtiğinden bazı ayrıntıları tam olarak

hatırlayamayabilirim şahısla ilgili olarak pek çok branş doktorumuzun

ilgilendiğini müdahale ettiğini biliyorum. Yine hatırladığım kadarıyla kalp

yetmezliği, iskemik kalp hastalığı vardı. Gerek ben

ve gerekse diğer tüm doktor arkadaşlarımız yapılması gereken tüm işlem ve

müdahalelerimizi yaptık..."

14.D.A.D.nin ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...acil servisinde pratisyen hekim

olarak görev yapmaktayım. ... kendisi hastahanemize

müracaat etmişti, hatta çok sayıda müracaatı var idi kendisi yaşı hayli

ilerlemiş bir hasta idi. Hatırladığım kadarıyla kendisinde böbrek ve kalp

rahatsızlığı vardı. her gelişinde acilde gerekli tüm kontrol, tetkikleri

yapılır, konunun uzmanlarına bildirilir uzman hekim arkadaşlar gelirler gerekli

kontrolleri yaptıktan sonra onlarda kendisine mevcut rahatsızlıklarının, yani

kalp ve böbrek yetmezliğinin ayakta tedavi ile yapılamayacağını, yatarak tedavi

görmesi gerektiğini anlatır ve bu konuda bilgilendirirlerdi, ancak kendisi

çoğunlukla yatarak tedaviyi kabul etmeden hastahaneden

ayrılır ve birkaç gün sonra bu veya benzer şikayetlerle yeniden hastahanemize gelirdi. Geldiği zaman yanında bulunan

yakınları ve çocukları da aynı şekilde bilgilendirilir, hastanın durumu izah

edilirdi. Buna rağmen ben onlarda da babalarını bu anlamda ikna etme veya razı

etme ve sonuçta hastahaneye yatırma şeklinde bir

çabalarını gözlemlememiştim, hastamız hakikaten özel ihtimam edilen ve gerekli

tüm işlemlerin ve tedavilerin uygulandığı veya uygulanmak istendiği bir

kişiydi. Yine hatırladığım kadarıyla acile müracaatından sonra kendisini

gerekli kontroller sonrası yatış için yönlendirmiştik, hastahanede

vefat etti..."

15. Cumhuriyet Başsavcılığınca İstanbul Adli Tıp Kurumu 1.

İhtisas Kurulundan (Kurul) B.E.nin ölümünde, tedavide

yer alan doktorların kusuru bulup bulunmadığının tespiti hakkında düzenlenecek

raporun iletilmesi talep edilmiştir. Kurulun 23/10/2013 tarihli raporunun

ilgili kısımları şöyledir:

"...

31.05.2011 P: Geneldurumu

ayni. Karın ağrısı olan hastaya ust batın BT istendi.

Hasta ve yakınları yeniden bilgilendirildi. Hastaya yeniden kardiyoloji konsultasyonu istendi.

11:20 hastanın dahiliye servisindenkardiyolojiservisine

geldiği, stabil olduğu,

14:50 de hasta anjiodan

geldiği, anjio notunda: ...

Tanı: ASKH - KAH

Karar: Acil cerrahi revaskülarizasyon.

18:00 diyalizden geldiği, diyalizin 2 saat

sürdüğü, hipotansiyon 87/50 mmHg,

20:00 Hasta ve yakınlarının kabul etmesi

üzerine hasta KVCyedevredildiği hikayesi

2009 12 ayda hastanemizdeKBYnedeniylehemodiyaliz

amaçlıA-V fistül açılan hastaya ameliyat önerildiği,

hastanın Kabul etmediğinden medical tedavisi

düzenlenip taburcu edildiği, dışmerkezde PTCA+STENT uygulandığı, taburcu

edildiği, şikayetlerinin devam etmesi üzerine 31.5.2011 tarihinde KAG

yapıldığı, cerrahi tedaviye karar verildiği, kalp damar cerrahisine

devredildiği, yoğun bakıma yatmak istemediği,

...Aterosklerotik

Kalp hastalığı, Kronik böbrek yetmezliği, Aterosklerotik

kalp hastalığı,

Yapılan tetkiklerinde...

31 05 2011 kalp ve damar cerrahisitabelasında;

saat 20:00de devir alındığı, Genel durum orta TA 80/60 N :110 Hastanin ameliyat öncesi hazırlıkları sırasında Tansiyon arteriel giderek düşmeye başladı. Saat:23'de Adrenalin

yapıldı.00:15 kardiyak arreste girdiği, 00:30 'da Entube edildi, resusitasyon

başlandığı, Resüsitasyona yanıt alınamadığı, Dopamine Adrenalin infüzyonu

aldığı, adrenalin ve atropine rağmen hastanın kurtarılamadığı, 01,06,2011 'de

02:05te öldüğü, eksitus olarak kabul edildiği,

SONUÇ

27.5.2011 tarihinde midede ağrı, yanma,

bulantı, ateş, öksürük şikayetleri nedeniyle Özel [D.] Hastanesi'ne dahiliye servisine yatırıldığı, eski

KBY ve Diyaliz hastası olduğu, tetkiklerden sonra şikayetleri azalan hastanın

taburcusunu istemesi nedeniyle aynı gün taburcu edildiği, 30.5.2011 tarihinde

göğsünde ağrı, karın ağrısı, göğüste sıkışma ve yanma nedeniyle tekrar [D.] Hastanesi'nebaşvurduğu,

... 31.5.2011 sabah 11:20'de kardiyolojiye ve akşam 20:00'de kalp damar

cerrahisi yoğun bakıma sevk edilerek yatırıldığı, gece 00:30da öldüğü

bildirilen 1939 doğumlu [B.E.]

hakkında düzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerde;

1) Zamanında otopsi yapılarak dokular makroskopik ve histopatolojik

tetkikler yapılmamış olmakla birlikte 27.5.2011 tarihinde midede ağrı, yanma,

bulantı, ateş, öksürük şikayetleri nedeniyle Özel [D.] Hastanesi'ne dahiliye servisine yatırıldığı,

muayenesinde ateş:39 derece, tansiyon:130/70 mmHg, pupiller izokorik, epigastrik hassasiyeti olan hastaya diyaliz tedavisi gören

eski DM ve KBY hastası, dispepsi ve bakteryel pnömoni teşhisi konduğutedavi ve tetkiklerden sonra ateş ve bulantısının

gerilediği, hastanın taburcusunu istemesi nedeniyle aynı gün taburcu edildiği,

30.5.2011 tarihinde göğsünde ağrı, karın

ağrısı, göğüste sıkışma ve yanma nedeniyle tekrar [D.] Hastanesi dahiliye servisine yatırıldığı, çekilen USG'sinde her iki böbrek parankiminde

ekojenitesinin arttığı, her iki böbrekte kortikal kistler olduğu, çekilen EKOsunda

sol ventrikül hipertrofisi,

ve sistolik disfonksiyon,

aort ve mitral yetmezlik ve asendan aort dilatasyonu olduğu, Troponin:14.73, CK-MB:57.2, SGOT:130

olduğu, 31.5.2011 sabah 11:20'de kardiyoloji bölümüne yatırıldığı, aynı gün

yapılan anjiosunda LAD proksimalde

%98 tıkalı, sirkumflex: ostiumdan

sonra %70 darlık, sağ koroner stent içinde %60-70

darlık olduğu, saptanarak acil ameliyat önerildiği, 31.5.2011 akşam saat

20:00'de ameliyat öncesi hazırlık içinkalp damar

cerrahisi yoğun bakımayatırıldığı, muayenesinde genel

durum orta, TA:80/60 mmHg, NB:110/dk,

ameliyat öncesi hazırlık aşamasında tansiyonun giderek düştüğü, Dopamin ve adrenalin yapıldığı, atropine de yapılmasına

rağmen gece 02:05'da öldüğü bildirilen kişinin ölümünün kalp ve damar hastalığı

ve gelişen komplikasyonları sonucu meydana gelmiş olduğu,

2) Dahiliye uzmanı doktor [A.Ş.nin] 27.5.2011

tarihinde midede ağrı, yanma, bulantı, ateş, öksürük nedeniyle başvuran

hastayı, KBY nedeniyle diyalız yapılan hastanın 2 gündürşikayetlerinin artarak devam etmesi üzerinedahiliye servisine yatırdığı, ... hastanın ateşve bulantısı gerileyince hasta isteği üzerine taburcu

edildiği,

30.5.2011 tarihinde göğüs ağrısı ve sıkışması

yanma nedeniyle tekrar başvuran hastayı hastanın isteği üzerine dahiliye

bölümüne yatırıldığı, Böbrek USG, EKO kan tetkikleri yaptırdığı, hipotansiyonu

olduğu için 2 saat diyaliz yapıldığı, tetkiklerinde kalp enzimleri yüksek çıkan

hasta için kardiyoloji konsültasyonu ve kan tetkiklerini yaptırdığı,diyalize

giren hastayı DM ve HT ve KBY yönünden değerlendirerek muayene ettiği, USG çektirdiği,troponin ve kreatinin kinaz gibi kalp enzimleri yüksek çıkan ve acil ameliyat

kararı alınan hastayı kardiyoloji bölümüne sevk ettiği, Dahiliye uzmanı doktor [A.Ş.] ve Doktor [D.A.D.nin] uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu cihetle

atf-ı kabil kusur bulunmadığı,

3) 31.5.2011 tarihinde saat 11:20dekardiyoloji

bölümüne yatırıldığı, kardiyolg [M.F.A.] tarafından hasta onamı alınarak yapılan anjiosunda komplikasyon gelişmediği ve kalp damarlarında

ileri derecede daralma saptanınca acil kalp damar cerrahisi ameliyatı

önerildiği, ameliyat hazırlıkları için saat 20:00de KVC yoğun bakıma

yatırıldığı, gerekli tetkiklerin yapıldığı, kardiyoloji uzmanı dr. [M.F.A.nın] uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu cihetle

atf-ı kabıl kusur

bulunmadığı,

4) 31.5.2011 tarihinde saat 20:00'de kalp

damar cerrahisi yoğun bakıma alındığı, muayenede Genel durum orta TA 80/60 Nb/dk :110, Hastanın ameliyat öncesi hazırlıklarına

başlandığı, kan grubu tayini yapıldığı, tansiyon arteriel

giderek düşmeye başlayınca Saat:23:00'de Adrenalin yapıldığı, 00:30'da Entube edildi, resusitasyon

başlandığı, Resüsitasyona yanıt alınamadığı, kalp

damar cerrahisi uzmanı doktor [M.A.Ç.nin] uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu cihetle

atf-ı kabil kusur bulunmadığı oy birliği ile mütalaa

olunur."

16. Cumhuriyet Başsavcılığı 9/12/2013 tarihinde Hastane ve dört

doktor hakkında taksirle ölüme neden olma suçundan kovuşturmaya yer olmadığına

karar vermiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:

"...

Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun

23/10/2013 tarih ve 2013/4054 karar sayılı raporu ile tüm doktorlar hakkında

ayrı ayrı değerlendirme yaptığı ve yapılan tüm tıbbi tedavi ve uygulamaların

tıp kurallarına uygun olduğundan bahisle kimseye atfı kabil kusur

bulunmadığından bahisle karar verdiği belirlenmiştir.hal

böyle olunca yukarıda açık kimlik bilgileri yazılı bulunan ve tedavide rol

oynayan doktorlara yönelik herhangi bir kusur bulunmaması karşısında

;

Olay hakkında Cumhuriyet Başsavcılığımızca

KAMU ADINA KOVUŞTURMA YAPILMASINA YER OLMADIĞINA..."

B. Olayla İlgili Olarak

Düzenlenen Denetim Raporu

17. Başvurucunun dilekçesi üzerine Sağlık Bakanlığı tarafından

olay sonrasında gerçekleştirilen denetim sonucunda düzenlenen 18/6/2012 tarihli

raporun ilgili kısımları şöyledir:

"...

Konu ile ilgili olarak [A.] Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görevli Anestezi ve

Reanimasyorı Uzmanı Dr. [T.Ç.], Dahiliye Uzmanı Dr. [C.G.], Kardiyoloji Uzmanı Dr. [A.I.] ve Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. [A.B.B.] tarafından hazırlanan 17/4/2012 tarihli uzman

görüşünde özetle;'...yanlış tıbbi uygulama ile bu süreçte görevli personelin

herhangi bir ihmal ve kusuru tespit edilmemiştir ... Özel [D.] Hastanesinde yapılan anjiyolar ile bu anjiyolar

sonucunda verilen anjiyo kararları yerinde ve uygundur. Hastanın 2008 yılından exitus kabul edilmesine kadar geçen süreçte en önemli tıbbi

eksiklik; hastaya koroner bypass endikasyonunun exitus tarihinden çok önce konulmasına rağmen hastanın

bypass operasyonu olmamasıdır. Hastanın ameliyat olmak istememesidir. Hastanın

bypass operasyonunu kabul etmemesi konusunda doktorlara yüklenecek bir kusur

olmadığı kanaatindeyiz. Ayrıca ileri derecede kronik hastalıkları olan ve bu

konuda acil tedavisi planlanan hastanın ölümünde diğer önemli bir faktör de

hastanın yüksek derecede riskli grupta bir hasta olduğu gerçeğidir ... Hastanın

Özel [D.] Hastanesine son yatışı

sürecinde görevli personelin hastanın ölümüne etkili olabilecek herhangi bir

ihmal ve kusuru tespit edilmemiştir ... Hastaya yapılan müdahaleler ve

uygulanan tedaviler tıbbi açıdan uygun olmakla beraber hastanın ölümünde direk

etkili olmayan bazı eksiklikler görülmüştür. Şöyle ki: Özel [D.] Hastanesi otomasyon sistemindeki karışıklık ve

tutanakların ayrıntılı tutulmasında sıkıntı olduğu anlaşılıyor. Ayrıca hasta

ilk kötüleştiğinde saatin kaç olduğu, hangi doktorun müdahale ettiği yazmıyor.

Hastaya müdahale sırasında bunların yazılamaması anlaşılır bir durumdur ancak

sonradan ayrıntılı olarak doldurulabilirdi. Hastanenin kayıtlarının daha

sağlıklı olmasının sağlanması ve raporların ayrıntılı tutulmasının uyarılması

ileride bu tür sıkıntıların doğmaması açısından gereklidir. Hastane yönetiminin

hem kendini, hem çalışanlarını hem de hastalarını

korumak ve sonradan oluşacak hukuki sorgulamalarda karışıklığa meydan vermemek

için bu titizliği göstermesi gerektiği düşünülmektedir ... ' şeklinde görüş

bildirilmiştir.

Bu itibarla;

...[sağlık

personelinin] hastanın ölüme neden

olabilecek herhangi bir ihmal ve kusurlarının bulunmadığı anlaşıldığından adı

geçenler hakkında herhangi bir işlem yapılmasına gerek olmadığı,

Bununla birlikte; hasta [B.E.ye] ait 31/05/2011 tarihli kardiyoloji ve KVC yatış

dosyalarındaki hemşire izlem ve gözlem formları ile diğer belge ve formlarda

hastanın durumunun ne zaman kötüye gitmeye başladığı, bu kötüye gidiş üzerine

hangi saatte hangi doktora veya hangi sağlık personeline haber verildiği, doktorun

ne zaman geldiği ve hastaya hangi müdahalelerde bulunduğu ve ne gibi işlemler

yapıldığı yönünde yeterli bilgi veya kayıt bulunmadığı, dolayısıyla koroner

yoğun bakımında yatan hastanın hasta dosyasında yer alan hemşire izlem ve

gözlem formlarındaki kayıtların tam olarak yapılmadığı anlaşıldığından Özel [D.] Hastanesi Mesul Müdürlüğünün bu konuda 'hasta

dosyalarında yer alan tüm belge ve formların eksiksiz olarak doldurulması,

servislerde ve yoğun bakımlarda yatan hastaların durumlarına ilişkin önemli değişikliklerin

ve bilgilerin kayıt altına alınması, durumu kötüleşen hastalar için hangi

sağlık personelinin ne zaman çağrıldığı ve bu personelin ne zaman geldiği vb.

hususların açıkça belirtilmesi, hastalara yapılan müdahalelerin ne zaman ve

kimin tarafindan yapıldığına dair yeterli bilginin

dosyalarda yer almasının sağlanması, bu konularda gerekli tedbirlerin alınması'

hususunda yazılı olarak uyarılmasının uygun olacağı,

Kanaatine varılmıştır.

Ayrıca;

[B.E.ye] ait hasta

dosyalarında bulunan belge ve formlardaki imzalara göre hasta yakınlarına

gerekli açıklamaların yapıldığı ve hastaya yapılacak işlemler için gerekli

izinlerin alındığı, ayrıca Uzman Görüşünde de 'Hastanın tıbbi durumunun

açıklanması ve onamları konusunda bir eksiklik olmadığı' hususunun açıkça

belirtildiği anlaşıldığından hasta [B.E.nin] kendisine ve yakınlarına tıbbi durumunun izah

edilmediği, bilinci açık olmasına rağmen yoğun bakıma alınması ve anjiyo

yapılması için muvafakatının alınmadığı iddialarının

doğru olmadığı, dolayısıyla bu iddialarla ilgili olarak Özel [D.] Hastanesi ve çalışanları hakkında yapılacak herhangi

bir işlem bulunmadığı,

Özel [D.] Hastanesinin genel yoğun bakım ünitesinde acil hallerde

kullanılmak üzere bir adet diyaliz cihazı bulunduğu ve hasta[B.E.nin] de anjiyo

sonrasında bu diyaliz cihazına alındığı, uzman görüşünün de bu yönde olduğu

anlaşılmış olup, hasta [B.E.nin] 31/05/2011 tarihli anjiyodan sonra diyaliz ünitesine

bağlanması gerekirken bağlanmadığı ve hastanede diyaliz ünitesi bulunmadığı

iddialarının doğru olmadığı, dolayısıyla bu iddialarla ilgili olarak Özel [D.] Hastanesi ve çalışanları hakkında yapılacak herhangi

bir işlem bulunmadığı,

Özel [D.] Hastanesi yoğun bakım ünitelerinde bazı tarihlerde

mesai saatinden sonra nöbete kalan hemşire sayısının o dönem yürürlükte olan

yoğun bakım asgari standartlarına uygun olmadığı, bu bağlamda 31/5/2011

tarihinde koroner yoğun bakımda iki hemşirenin nöbet tutması gerektiği halde

sadece bir hemşirenin nöbet tuttuğu anlaşılmış olup Özel [D.] Hastanesi Mesul Müdürlüğünün bu konuda 'hastanedeki

yoğun bakım ünitelerinde (basamaklarına göre) asgari standartlara uygun bir

şekilde yeterli sayı ve nitelikte sağlık personeli (hemşire) çalıştırılması,

hastanedeki ve yoğun bakımlardaki hemşire nöbetlerinin asgari standartları

sağlayacak şekilde düzenlenmesi ve tutulması' hususunda yazılı olarak

uyarılmasının uygun olacağı,

Özel [D.] Hastanesi yoğun bakımlarında doktorlar için

uygulanan bir nöbet sistemi olmadığı ve 24 saat Anestezi ve Reanimasyon

Uzmanı bulunmadığı, yoğun bakımlarda nöbetçi hemşirelerin görev yaptığı, yoğun

bakımdaki hastaların durumunun kötüye gitmesi halinde görevli hemşireler

tarafından hastanın doktorunun arandığı ve çağrıldığı, hastanede pratisyen

hekimler tarafından acil servis nöbeti tutulduğu ama uzman doktorlar için nöbet

uygulaması olmadığı, uzman doktorların icap nöbeti tuttukları ve ihtiyaç

olduğunda çağrıldıkları, bu bağlamda 31/05/2011 tarihi akşamı hastanede ve

yoğun bakımlarda nöbetçi uzman doktor olmadığı anlaşılmış ise de mevzuatta özel

hastanelerde uzman nöbeti tutulacağına ve özel hastanelerin yoğun bakımlarında

24 saat Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı

bulundurulacağına dair açık ve kesin bir hükme rastlanmadığından 31/05/2011

gecesi hastanede ve koroner yoğun bakım ünitesinde nöbetçi uzman doktor

bulunmaması konusuyla ilgili olarak Özel [D.] Hastanesi ve çalışanları hakkında yapılacak herhangi

bir işlem bulunmadığı,

31/05/2011 tarihi akşamı hastanede yatmakta olan [B.E.nin] durumu

kötüleşmeye başladıktan sonra hasta yakınları tarafından Kardiyoloji Uzmanı Dr.

[M.F.A.] ile Dahiliye Uzmanı Dr. [A.D.nin] telefonla ararıdıkları halde kendilerine ulaşılamadığı iddia edilmiş

ise de; hastanın o akşam adı geçen doktorların kontrol ve sorumluluğunda

olmadığı anlaşılmış olup, genel olarak doktorların hastaların veya hasta

yakınlarının telefonlarına her an ve her durumda cevap vermek gibi yasal bir

zorunluluklarının olmadığı, dolayısıyla bu konu adı geçen doktorlar hakkında

yapılacak herhangi bir işlem bulunmadığı,

[B.E.nin] isimli hastanın Özel [D.]

Hastanesindeki yatışlarına ilişkin olarak hasta yakınlarına ve/veya

Müfettişliğine verilen bazı hasta epikrizlerinde (epikrizler aynı olduğu halde

doktor isimlerinin birbirinden farklı olduğu, işlemi fiilen yapan doktorlar ile

kayıtlarda yer alan doktorların aynı olmadığı, bu açıdan fiili durum ile

kayıtların birbirini tutmadığı, hastanede buna benzer durumların zaman zaman

yaşandığı anlaşılmış olup söz 'konusu farklılığın otomasyon sistemindeki bir

hatadan kaynaklandığı, hasta epikrizlerinde bilinçli veya kasıtlı bir

değişiklik yapılmadığı düşünüldüğünden Özel [D.] Hastanesi Mesul Müdürlüğünün bu konuda 'hasta

epikrizlerinin ve raporlarının daha dikkatli bir şekilde düzenlenmesi,

otomasyon sisteminde kayıtlı hasta epikrizlerindeki bilgilerin (doktor

isimlerinin vb) değişkenlik göstermemesi için gerekli

tedbirlerin alınması' hususunda... uyarılmasının ve eksikliklerin giderilmesi

için 10 günlük süre verilmesinin gerektiği,

Bilinçli ve/veya kasıtlı bir şekilde

yapılmadığı düşünülmekle birlikte hastane idaresi tarafindan

hasta yakınlarına zamanında ve yeterince bilgi verilmediği anlaşılmış olup Özel [D.] Hastanesi Mesul Müdürlüğünün bu konuda hastalar

ve/veya hasta yakınları tarafindan istenildiğinde

hastaların klinik ve laboratuvar bulguları, hastalığın teşhisi, seyri ile

tedavi ve sonucuna ilişkin bilgilerin (tedaviyi yapan tabip tarafindan

düzenlenecek çıkış özetlerinin) tam ve zamanında doğru bir şekilde

verilmesi,... hususunda yazılı olarak uyarılmasının uygun olacağı,

..."

C. Olayla İlgili Olarak Yürütülen Tazminat

Davasının Süreci

18.Başvurucu ve diğer davacı 1/6/2012 havale tarihli dilekçeyle,

olayla ilgili olarak Hastane ile başhekim olarak görev yapan R.M. aleyhine

Hatay 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Hukuk Mahkemesi) tazminat davası açmıştır.

Başvurucu kendisine 10.000 TL, diğer davacıya 20.000 TL olmak üzere toplam

30.000 TL manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir. Dava dilekçesinde

başvurucu, Cumhuriyet Başsavcılığına ilettiği şikâyet dilekçesindeki tüm

hususları tekrarlamıştır (bkz. § 9)

19.Hastane tarafından sunulan cevap dilekçesinin ilgili

kısımları şöyledir:

"...

...davacıların aynı doğrultudaki

şikayetlerinin İl Sağlık Müdürlüğü tarafından değerlendirildiğini, bu konuda

araştırma yapmak üzere Sağlık Bakanlığı Başmüfettişinin görevlendirildiğini,

hastanın tüm evrak ve kayıtlarının başmüfettişliğe iletildiğini, hasta ile

ilgili tüm personelin ifadelerinin alındığını, davacıların şahitlerinin de

dinlendiğini ve aynntılı bir idari soruşturma

yapıldığını belirtmek istemekteyiz...

4-...Hastane 5 yıl önce faaliyete geçmiş

bulunmaktadır. Gerekli standartları sağlayarak 'A sınıfı' hastane sıfatını

almıştır. Yine olay tarihinde Hatay ilinin 'Anjio ve

Göğüs Kalp Damar Cerrahisi Ünitesi' bulunan tek hastanesidir. Kardiyovasküler cerrahi yoğun bakım ünitesi gerekli tüm

tıbbi koşullara sahip olup, en üst seviye olan 3.seviye kriterlerinde olduğu İl

sağlık Müdürlüğü tarafından tespit edilerek Sağlık Bakanlığı'na bildirilmiştir.

(EK-2:05. 10.2010 tarihli Sağlık Müdürlüğü yazısı)

Tüm personel doğru ölçme ve değerlendirme

teknikleriyle seçilmekte, meslek içi eğitimler verilmekte, tüm doktorların

tıbbi kongrelere katılımları sağlanmakta, yıllık izinlerinden ayrı olarak

kongre izinleri verilmektedir...

...

Sağlık personelinin ayırt edici kıyafet

giymemesi, hasta yakınlarının her istediklerinde yoğun bakım ünitesine

alınması, yoğun bakımda fenalaşan hastaya müdahale edecek doktorun olmaması

gibi iddiaların doğruluk payı bulunmadığını, 3.seviye yoğun bakım hizmeti

verilen bir hastanede iddia edildiği gibi lakayt bir tutuma ne hastanenin ne de

Sağlık Bakanlığı'nın müsaade etmeyeceğini özellikle belirtmek istemekteyiz.

Hastanın tıbbi öyküsünün alınmaması ve şeker

hastası ve diyalize girmesi gereken bir hasta olduğunun gözardı

edilmesi de sözkonusu değildir. Hasta dosyasından

anlaşılacağı üzere hastanın durumu en ince ayrıntısı ile yazılmış, gerekli her

türlü tetkik ve tedavi uygulanmıştır.

...

Hasta ve hasta yakınlarının hem yeterince aydınlatılmadığı, hem de bilgi kirliliği olduğu iddiası da

hem çelişkili hem de asılsızdır. Zira, gerek hasta, gerekse hasta yakınları

ayrıntılı olarak bilgilendirilmiş, ancak hastanın klinik tablosu (72 yaş,şeker hastalığı, yüksek

tansiyon, diyalize ihtiyaç gösteren böbrek yetmezliği, 1 yıl önce kalbine stent takılmış olması, kalp krizi) ve aldığı ilaçlar da gözönünde bulundurularak, yazılı onam belgesi özellikle

hastaya değil hasta yakınına imzalatılmıştır. İddialann

aksine, kalp krizi geçiren hastanın ölüm korkusu yaşamakta olduğu, anksiyete durumu gözönünde

tutularak, tıbbi durumu ve olası riskler anlatılarak belge imzalatılmaya

çalışılmamış, yani psikolojik durumu doğru şekilde değerlendirilmiş, yakınlan ayrıntılı olarak bigilendirilerek,

imzalı onam belgesi alınmıştır.

..."

20. Hukuk Mahkemesi 7/10/2013 tarihinde Cumhuriyet

Başsavcılığından olayla ilgili olarak yürütülen soruşturmaya dair bilgi ve

belgelerin iletilmesini talep etmiştir. Soruşturma dosyasındaki belgeler

iletilmiştir. Sağlık Bakanlığının 18/6/2012 tarihli raporunun ise (bkz. § 17)

temin edildiği, 6/2/2014 tarihli duruşma tutanağından anlaşılmaktadır.

21. Hukuk Mahkemesi nezdindeki 14/5/2013 tarihli celsede tanık

olarak dinlenen M.M.nin beyanının ilgili kısımları

şöyledir:

"...Davacılardan Müzeyyen Erbek'in kendisinin öz teyzesi olduğunu beyan etmekle

tanıklıktan çekinme hakkı hatırlatıldı....

Hatta Müzeyyen Erbek'e

rica üzerine yoğun bakımdaki [B.E.]

gösterildi. Kendisinin yoğun bakıma girmesine izin verildi. Kısa süre sonra

ayrıldı. [B.E.nin] durumunun normal olduğunu, iyi olduğunu dışarda bize

anlattı. Biz aşağı kattaki hastane kafeteryasına gidip oturduk. Bir süre sonra

başka bir tanıdığımız ve uzaktan akrabamız olan [U.] ismindeki bir hanım doktor beni cep telefonundan

aradı. ...yoğun bakıma baktığını, içerde doktor olmadığını ve hastamızın

durumunun da pek iyi olmadığını söyledi. Biz hemen yoğun bakıma koştuk. Yoğun

bakımda doktor olmadığını, kapı önünde hizmetli veya hademe olduğunu

zannettiğim bir kişinin bulunduğunu gördük....Hatta

gelen olmayınca aşağı kata inip [B.E.nin] kendi doktoruna cep telefonundan ulaşmaya çalıştık,

ulaşamadık. Tekrar yoğun bakıma çıktık. Yoğun bakıma doktor olduğunu

düşündüğümüz bir kişi geldi, operasyondan geliyorum, dedi. İsmini bilemiyorum.

...Gelen doktor da tek hastamız siz değilsiniz, operasyondan geliyorum, ne

yapayım, dedi. Bu ağız münakaşasından sonra doktor yoğun bakım odasına girdi.

...Doktor kısa süre sonra [B.E.yi] aşağı kata muhtemelen oksijen odası olduğunu

zannettiğimiz bir bölüme götürdü. Hasta önümüzden geçerken ben bir miktar

gördüm ve o anda vefat etmiş olduğunu düşündüm. Aşağı kattaki odaya bizim

girmemiz mümkün olmadı. Uzun süre hasta hakkında bilgi verilmedi. Daha sonra tanıdığımz olan doktor [U.] hanım hastamızın vefat ettiğini bize

bildirdi..."

22. Hukuk Mahkemesi nezdindeki 19/9/2013 tarihli celsede tanık

olarak dinlenen M.E.nin beyanının ilgili kısmı

şöyledir:

"Ben ... [D.] Hastanesinde 2008 yılından beri yoğun bakım

ünitelerinde Sağlık memuru olarak görev yapıyorum. Davacıların yakını olan

hasta vefat ettiği gün benim koroner yoğun bakımda akşam 17.30'dan sonra mesaim

başlamıştı. Yanlış hatırlamıyorsam hemşire [S.] hanım da vardı. soy ismini

hatırlayamıyorum. Bu hasta gündüz Anjiyo olmuş, doktorlar [A.U.] ve [F.A.]

tarafından takibi yapılan hastaydı. Ben yoğun bakıma geldiğimde hasta anjiyo

sonrası yoğun bakımda yatıyordu. durumu stabildi.

Yanlış hatırlamıyorsam gece 12.30 sıralarında hastanın durumu kötüleşti. Biz

hastanemizin prosedörü gereği mavi ko[d]

uygulamasını çalıştırdık. Bu uygulama gereğince yoğun bakıma anestezi

teknikeri, acil hekimi geldi. Anestezi teknikeri 1 dakika içerisinde yoğun

bakımda olmak zorunda, mavi ko[d] uygulaması gereğince 1 dakika içerisinde geldi. Acil

hekimi de hemen geldi. Tekniker ve Acil Hekiminin kimler olduğunu şu an iyi

hatırlayamıyorum. Hastanın kalbi ve solunumu durduğu için hemen solunum tüpüne

bağlandı ve hasta -1 katındaki cerrahi yoğun bakım ünitesine götürüldü. [S.] hemşire hanım ve anestezi teknikeri hasta ile gitti.

başlarında acil doktoru da vardı. Ben görev yerimde

kaldım. Sonradan arkadaşlarımdan hasta indirilirken solunumun durmuş olduğunu,

nabzının çok zayıf olduğunu öğrendim. Aşağıda da vefat ettiğini sonradan

öğrendik. Ben görev yaptığım 3. kattaki yoğun bakımın önünde doktorlar ile

hasta yakınlarının herhangi bir tartışmasını duymadım. Hasta yakınlarına

doktorlar bilgi verir, uygulamamız böyledir, benim hastanın vefat tarihinde görev

yaptığım 3. kattaki koroner yoğun bakım ünitesi 1. basamak yoğun bakım

ünitesidir. Solunum cihazı yoktur. Solunum tüpleri vardır. -1 katındaki cerrahi

yoğun bakım ünitesinde solunum cihazları vardır. tam donanımlıdır.Hastanın durumu ağırlaştığında ben yoğunbakım odasındaydım. Mavi ko[d] işaretini de veren benim. Mavi kot ekibinde acil

hekimi, aneztezi teknikeri ve hemşire bulunur, Bu gece mavi kot uygulamasına ilişkin kadrodur. Ben hastanın

gündüz anjiyodan sonra benim vardiyamdan önce diyalize de girdiğini öğrendim

dedi..."

23. Tanık T.A.nın

Adana 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde talimatla alınan, 4/7/2013 tarihli beyanının

ilgili kısmı şöyledir:

"...annem bana babamı anjioya

alan doktorun kendisine babamı anjioya alırsa babamın

masada kalacağını söylediğini belirtti, doktor annemle görüştükten 20 dk sonra babamı içeri almış, babam anjiodan

çıkmadan içeriden bir doktor çıktı bize babamın iyi olacağını merak etmemezi söyledi, ... oradaki sedye ile çıkartan görevli

'hayır yoğun bakıma çıkartacağız' diye söyledi, babam da o an öfkelenerek 'beni

cehenneme soktunuz başka bir cehenneme daha mı sokacaksınız' dedi,babamı yoğun bakıma aldılar, ...ablam deli gibi

'doktor yok mu' diye bağırıyordu, doktorların telefonlarını istedik,

etrafımızda hiçbir doktor yoktu ve oradakiler doktorların telefonlarının kapalı

olduğunu söylediler, yeşil elbise giyen ve 10 dk önce

ameliyattan çıktığını söyleyen bir doktor beni ablamı bir odaya aldı,

...babamın hayatta olmadığını ben öğrenmiş oldum, orada kimse bize söylemedi etrafımızdaki

kimseden bilgi alamadık, etrafımızda hiçbir doktor yoktu oradaki görevli bile

bir doktora ulaşamadık..."

24. Hukuk Mahkemesine başvurucu vekili tarafından sunulan üç

adet hasta epikrizinin incelenmesi neticesinde 30/5/2011 tarihli geliş/yatış ve

30/5/2011 çıkış tarihli epikrizde "...kardiolojinin takip etmek için yatış önerdiği ancak yoğun

bakıma yatmayacağını ifade eden hasta eve gitmek istediğini ifade etti. Hastanın

hali hazırdaki durumunun mortal seyredebileceği

endişesi ile hastanın da kardiolojide ve yoğun

bakımda yatmak istememesi sebebiyle kardiolojiyle

yakından takip edilmek kaydı ile servisimize yatışı yapıldı. ...Karında hasassiyeti nedeniyle dahiliye kons.

istendi ... batın usg

çekilmesi uygun görüldü..." tespitlerinin bulunduğu

anlaşılmıştır.

25. 30/5/2011 geliş/yatış ve 31/5/2011 çıkış tarihli epikrizde

ise "...Göğsünde sıkışma ve ağrı olan hastaya Kardioloji konsültasyonu istendi. Hastaya uygun tedavi

başlandı. Hasta yakınları bilgilendirildi. Hastaya hastalığı konusunda bilgi

verildi. Kardiolojinin önerdiği şekilde tedavi

başlandı. P: Gene durumu aynı. Karın ağrısı olan hastaya üst batın bt istendi. Hasta ve yakınları yeniden bilgilendirildi.

Hastaya yeniden kardioloji konsultasyonu

istendi. Hasta ve yakınlarının kabul etmesi üzerine hasta kardiolojiye

devredildi..." tespitlerinin

bulunduğu anlaşılmıştır.

26. Geliş/yatış ve çıkış tarihi 31/5/2011olan epikrizde ise "...Koroner anjiyografi yapıldı... Karar: acil

cerrahi revaskülarizasyon. ...P:HASTAYA

KORONER ANJİYOGRAFİ YAPILDI. BİR KOMPLİKASYON OLMADI. İŞLEM SONRASI YATAĞINA

ALINAN HASTANIN İZLEMLERİ YAPILDI. HASTAYA CERRAHİ KARARI ALINDI. HASTA CERRAHİ

ÖNERİSİYLE TABURCU EDİLDİ..." tespitlerine yer verildiği

görülmüştür.

27.Hukuk Mahkemesi 26/12/2012 tarihinde Hastaneden başvurucunun

yakınına ait hasta dosyasının bir örneğini iletilmesini talep etmiş, Hastane

tarafından 21/1/2013 tarihinde talep edilen evrak iletilmiştir. Dosya içindeki "Aydınlatılmış Onam Formu"

başlıklı evrakın başvurucu tarafından imzalandığı anlaşılmıştır. Formun ilgili

kısmı şöyledir:

" ...

9. Uygulamaların tamamı yada bir parçası

olarak vücuduma, vücudun bir başka yerinden organ yada doku parçalarının alınabileceğini;

yada vücut dışından geçici veya kalıcı metal, sentetik vb. yabancı cerrahi

materyallerin/malzemelerin kullanılabileceğini; bu maddelerin daha sonra yerteştirildikleri yerlerden oynayabileceğini yada vücut

tarafından reddedilebileceğini, enfekte olabileceğini

yada beklenen fonksiyonları göstermeyebileceklerini; tekrar çıkartılmalarının

ve bunun için ayrı ameliyatların gerekli olabileceğini biliyorum; bu

uygulamaların genel komplikasyonlara ilave risk ve tehlike içerdiğinin

idrakinde olarak onay veriyorum,

10. Tedavi olmamam durumunda

karşılaşabileceğim hertürlü sonuç bana anlatıldığı

gibi, teşhis ve tedavi uygulanırken yapılacak her işlemle alakalı olarak yaygın

görüldüğünü bildiğim kansızlık/anemi, menenjit dahil olmak üzere, mikrop kapma/enfeksiyon,

toplardamar ve akciğerlerde kan pıhtılaşması, ameliyat yerinde yada ameliyat

yerinden uzakta kanama, allerjik reaksiyon, doku

ödemi, sara krizi, geçici yada kalıcı organ yada sistem fonksiyon bozukluğu,

iflası yada ölüm gibi olaylarla karşılaşabileceğim bana açık ve anlayabileceğim

şekilde izah edildi. Diğer risklerin hafif halsizlik, kesi-ponksiyon bölgesinde

uyuşukluk hissi yada, kalıcı nedbe/skar izi yada

kemik çıkarılması-eklenmesi, sonucu kafada kollarda yada bacaklarda yada

vücutta şekil bozukluğu, ameliyat yada ponksiyon yerinden beyin suyu gelmesi,

baş ağrısı yada uzun süreli/kronik ağrı, ses teli felci sonucu geçici yada

kalıcı ses kaybı, yüz, kaş, diş, işitme, yutkunma, göz ve göz hareketleri,

idrar veya büyük abdest kontrolüyle ilgi yada kişilikle ilgili geçici yada

kalıcı fonksiyon kaybı, bir doku yada organ hasarıyla ilgili olarak engelli

duruma gelme yada ömür boyu ilaç yada hormon kullanma gereksiniminin ortaya

çıkması ve uygulamalar sırasında pozisyonlamaya bağlı kısa yada uzun süreli

ağrı, uyuşukluk gibi yan etkiler olduğunu biliyorum,ve

bu riskleri kabul ediyorum.

...

13. Bu yazılı belgenin tamamını, net bir

şekilde okudum/okuma bilmediğim için anlaşılır şekilde bana okundu/tercüme

edilerek bana izah edildi. Gerek başvurum sırasında ve sonrasında, gerekse bu

form doldurulurken sağlık durumumla ilgili olarak bana her türlüsoru

sorma ve değerlendirme ve karar verme fırsatı verildi, tedavi uygulanmaması

dahil olmak üzere her türlü değişık tedavi ve teştıis alternatifleri, bunların risk va

tehlikelerinin olup olmadığı, anlatıldı ve bu belgede yazılı olanlar ve sorulanma aldığım cevaplar ile bana, sağlığım ve yapılacak

uygulamalar hakkında yeterli ve tatmin edici bitgilerin

verildiğine inanıyor, hiçbir baskı altında kalmadan, kendi özgür irademle bu

formu imzalamak suretiyle onay veriyorum.

14. Yukarıda anlatılan genel şartlara

ilaveten, özellikle hastalığıma ve tedavime ilişkin diğer risk ve tehlikeli

durumlar ek bilgiler olarak EK bölümünde doktor tarafından belirtilmiş ve

ayrıca bana açık ve anlayabileceğim şekilde anlatılmış olup idrak ettim, kabul

ediyorum.

..."

28. Başvurucu tarafından imzalanmış olan 30/5/2011 tarihli,

Dahiliye Bölümünce düzenlenen "Hasta

Hakları Birimi Tetkik-Tedavi- Ameliyat ve Anestezi İzin Formu"nun ilgili kısmı

şöyledir:

"...

RIZA

Müdahaleden önce görevli doktorun tüm açıklamalarını

dinledik. Tetkik, tedavi, ameliyat ve anestezi işlemlerinin rıza ve iznimiz

olmadan yapılmayacağı, bu işlemin tıbbi sonuçları ve muhtemel komplikasyonları

bize anlatıldı. Bu konuda sorumlulukların bize ait bulunduğu bilincinde

olduğumuzu; hiçbir şiddet, tehdit, telkin, ya da maddi ve manevi baskı

olmaksızın tetkikleri, tedaviyi, girişimi, ameliyatı kabul ettiğimizi, sonuçtan

gerek birbirimiz, gerek doktor ve hastane aleyhinde

kullanmayacağımızı, tetkik, tedavi, ameliyat ve anestezi işlemine rıza

gösterdiğimizi beyan ederiz. ..."

29. Hasta dosyasındaki "Kalp

Kateterizasyonu ve Anjiyografi İçin Hastanın

Bilgilendirilmiş Onam (Rıza) Belgesi" başlıklı 31/5/2011

tarihli belgenin "Hastanın

Bilgilendirildiğine ve/veya Okuma-Yazması Olmayan Hastalar İçin İşlemin Sözlü

Olarak Gerçekleştirildiğine Şahitlik Edenin" kısmında

başvurucunun adı ve imzasının bulunduğu görülmüştür. Söz konusu belgenin ilgili

kısmı şöyledir:

"...

Kalp kateterizasyonu

ve anjiyografi ile ilişkili istenmeyen olaylar söz konusu olabilir mi, işlemin

riski nedir?

Kalp kateterizasyonu

sırasında veya hemen sonrasında, nadir olmakla birlikte, işlemle ilgili sorun

ve istenmeyen olaylarla (komplikasyonlarla) karşılaşılabilmektedir. Koroner

anjiyografi işlemi sonrasında az sıklıkla işlem yapılan damar bölgesinde ağrı,

hafif şişlik ve morarma (hematom, ekimoz,

psödo-anevrizma) olabilmektedir. Ancak, işlem

bölgesinde onarım gerektirecek komplikasyonların olma olasılığı % 2'dir. Nadiren inme (felç) ve miyokard

enfarktüsü gelişme ihtimali vardır. Deneyimli kateter

laboratuarlarında bu olayların ortaya çıkma sıklığı

1000'de 2 civarındadır. Hayati riskin ise 1000'de 2'den düşük olduğu

bilinmektedir. Bunlar dışında oluşabilecek bazı komplikasyonlar (acil cerrahi,

kalp damarlarında ve boşluklarında delinme, ağır alerjik reaksiyona bağlı

tansiyon düşüklüğü, bazı ritim bozuklukları, geçici kalp pili gereksinmesi vb) çok nadir de olsa görülebilmektedir. Kasık bölgesine kanül yerleştirilmesi sırasında veya girişim sonrasında kanülün kasıktan çekilmesine bağlı olarak hissedilen ağrı

sebebi ile 'vagal reaksiyon' adı verilen geçici

tansiyon düşüklüğü ve soğuk terlemeyle seyreden reaksiyonlar gelişebilmektedir

(% 2). Sayılan bu tür komplikasyonların çoğunun tedavi

ile telafi edilmesi imkanı vardır. İşlem sırasında

kullanılan ilaçlara bağlı olarak, özellikle de iyotlu kontrast maddeye bağlı

olarak böbrek yetersizliği gelişebilir. Böbrek yetersizliği gelişen hastaların

çoğunda yetersizlik düzelmekle beraber nadiren hastaların daha sonraki hayatlarında

diyaliz tedavisi almaları gerekebilir.

..."

30. Dosya içindeki 30/5/2011

geliş/yatış ve 2/6/2011 çıkış tarihli epikrizde ise " ...31.5.2011 tarihinde KAG [anjiyo] yapıldı. Cerrahi tedaviye karar verildi. 31.5.2011

saat:20'de kliniğimize devir alındı. Devir öncesi dialize

alınmış..." ibarelerinin mevcut olduğu görülmüştür.

31. Dosya içindeki 31/5/2011 tarihli "Koroner-Genel Yoğun Bakım İzlem Formu"nda " 11.00 Hasta 4. kattan geldi. ...Hasta stabil... 12.50

Hasta anjiyodan geldi ... 18.00 Hasta dializden

geldi. dializ 2 saat sürdü

nedeni tansiyonun hipotansiyon seyretmesi... 20: KVC devir edildi..."

ibarelerinin olduğu görülmüştür.

32. Yine dosyadaki bir belgede "00.15 Hasta kardiak arrestle

KVC YB'a kabul edildi. Entübe

takip edildi. Maşonla TA alınamadı. Dr. [K.] Bey tarafından arter açılmaya çalışıldı. Dopamin ve Adrenalin inf. Alıyor.

Adrenalin atropin yapıldı. Yapılan tüm müdahalelere rağmen hasta kurtarılamadı.

02.05 hasta ex kabul edildi."

notlarına yer verilmiştir.

33. Hukuk Mahkemesi 6/2/2014 tarihli kararla davanın reddine

karar vermiştir. Gerekçenin ilgili kısımları şöyledir:

"...

Davacılar vekili 01/06/2012 havale tarihli

dilekçesiyle ; davacıların murisi [B.E.nin] 31/05/2011 tarihinde davalı şirkete ait [D.] Hastanesi acil servisine götürüldüğünü, hastanede

acilen yoğun bakıma alınması gerektiğinin bildirildiğini, hasta [B.E.nin] bilinci açık

olmasına rağmen imza atılmaması halinde bakımının yapılmayacağı tehdidi ile

[B.E.] yerine eşi olan Müzeyyen Erbek'in imzasının alındığını, [B.E.ye] net teşhis ve tedavi uygulanamadığını, davacıların

hasta yakını olarak doktorlardan hasta hakkında yeterli açıklama

alamadıklarını, ilk önce anjiyo yapılmasının tehlikeli olduğunu bildiren

doktorun daha sonra alelacele anjiyo yaptığını, davacılara yeterli açıklama

yapılmadığını, hastanın 4 saat diyalizde kalması gerekirken buna uyulmadığını,

hastane görevlilerinin hastaya ve yakınlarına yönelik 'artık yeter, bıktık,

bizi çok uğraştırdın' şeklinde kötü sözler sarfettiklerini,

davacılardan [F.E.nin] şehir dışından gelip yoğun bakım ünitesine

gittiğinde yoğun bakım ünitesindeki görevlilerin lakayt davranışlarıyla

karşılaştığını, hastanın durumunun bir süre sonra ağırlaştığını, doktorların

çelişkili açıklamalar yaptıklarını, yoğun bakımda yeteri kadar doktor ve sağlık

personeli bulunmadığını, hastanın vefat etmesinden sonra da doktorların

açıklamalarının çelişkili olduğunu beyan ederek, davacıların murisi [B.E.nin] tedavisinde

hatalı davranılması ve hasta yakını olarak davacılara kötü söz ve muamelede

bulunulması, hasta ve hasta yakınlarının haklarına ilişkin olarak davalıların

gerekli özeni göstermemeleri nedeniyle davacılardan Müzeyyen Erbek için 10.000 TL. diğer davacı [F.E.] için 20.000 TL. olmak üzere toplam 30.000 TL. manevi

tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen

tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.

...

... hastane idaresi ve ilgili doktorlar

hakkında idari soruşturma yapılıp yapılmadığı araştırılmış, davacının tedavi

belgeleri suretleri getirtilmiş, davacılardan Müzeyyen Erbek'in

şikayeti üzerine ilgili hastane görevlileri hakkında taksirle ölüme neden olma

suçundan başlatılan soruşturma sonunda Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın

2012/6548 soruşturma 2013/6703 K. sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

sureti ile ilgili soruşturmaya ait adli tıp raporu dosyamıza getirtilmiş, taraf

tanıkları dinlenilmiştir.

İncelenen dosya kapsamı ve toplanan deliller

bir bütün halinde değerlendirildiğinde;

Dava, 'manevi tazminat' davasıdır.

Somut olayda; Davacılar tarafından

davalılardan [R.M.ye]

karşı da dava açılmış ise de; [R.M.nin] 31/05/2011

tarihinde [D.] Hastanesi'nde

başhekim olmayıp, 22/02/2012 tarihinde başhekim olarak göreve başlaması ve

31/05/2011 tarihinde de [B.E.nin] tedavisinden sorumlul

olmaması nedeniyle [R.M.ye] karşı

açılan davanın pasif husumet dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar

vermek gerekmiştir.

Her ne kadar davacılar murisleri olan [B.E.nin] davalı şirkete

ait hastanede tedavi gördüğü sırada vefatı nedeniyle kendisinin teşhis ve

tedavisinde hatalı hareket edildiğini iddia etmiş iseler de; Adli Tıp Kurumu

Başkanlığı'nın Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2012/6548 soruşturma sayılı

dosyasına gönderdiği 23/10/2013 tarihli rapor içeriğinden, dahiliye uzmanı Dr. [A.Ş.] ve Dr. [D.A.D.] ile Kardiyolog [M.F.] ve

kalp cerrahisi uzmanı Dr. [M.A.Ç.ye]

atfı kabil bir kusur bulunmadığı anlaşıldığından, [B.E.nin] teşhis ve

tedavisinde hatalı davranıldığı yönündeki iddialar kabul edilmemiştir.

Davacıların, yoğun bakımda yeterli hekim ve

personel bulunmadığı iddialarının yeterince ispat edilemediği kanaatine

varılmıştır.

Yine hastanın durumuyla ilgili olarak hasta

yakınlarına, zamanında tam ve doğru aydınlatıcı bilgi verilmemesi veya hekim

dışında çalışan bir kısım personellerin lakayt davranışları yönünden yapılan

incelemede ise;başlatılan idari soruşturma sonunda

Sağlık Bakanlığı denetçileri tarafından ilgili hastane idaresindeki şekli

eksikliklerin (kayıt vs) giderilmesi ile hasta

yakınlarına zamanında ve doğru bilgi verilmesi konusunda uyarılmasının

gerektiği, ancak hastane hekim ve personelleri hakkında yapılacak herhangi bir

işlem bulunmadığının rapor edildiği belirlenmiştir. Bu tür şekli eksiklikler

ile hasta yakınlarına zamanında, tam ve doğru bilgi verilmemesinin (tedaviyi

olumsuz etkilemesi ve tedaviyi geciktirmesi hariç) idari müeyyideyi

gerektireceği, davacıların kişilik haklarına saldırı kabul edilemeyeceği,

davacıların kişilik haklarına açıkça saldırı teşkil eden bir söz ve davranışın

da ispat edilemediği, manevi tazminatın kişilik haklarına saldırı veya cismani

zarar halinde istenebileceği sonucuna varıldığından davacıların tedavideki

ihmal dışındaki diğer iddiaları yönünden de Defne Hastanesi'nin ait bulunduğu

davalı şirketten manevi tazminat istenemeyeceği sonucuna varılmış ve oluşan

vicdani kanaat ile aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

..."

34. Karar, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin (13. Daire) 6/5/2015

tarihli kararıyla onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme talebi ise 13.

Dairenin 1/12/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

35. Ret kararı başvurucuya 29/12/2015 tarihinde tebliğ edilmiş

olup başvurucu28/1/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

36. Başvurucu; özel imkânlarıyla aldığı, İstanbul Adalet Komisyonuna

kayıtlı üç yeminli bilirkişi tarafından tazminat davasındaki tanık beyanları,

Cumhuriyet Başsavcılığınca temin edilmiş olan kurul raporu, Bakanlığın denetim

raporu, aydınlatılmış onam formları, hasta takip ve değerlendirme formları ve

olaya dair diğer tüm evrakın incelenmesi sonucu düzenlenen bilimsel mütalaa

raporunu bireysel başvuru incelemesinde gözetilmek üzere Anayasa Mahkemesine

sunmuştur.

37. Söz konusu raporda; belgelerde hastanın durumunun ne zaman

kötüye gitmeye başladığı, hangi saatle doktora haber verildiği, doktorun ne

zaman geldiği, hastaya hangi müdahalelerde bulunulduğu konusunda yeterli bilgi

ve kayıt bulunmadığı, hastada komplikasyon gelişmiş ise bu komplikasyonların ne

zaman tespit edildiği, hekime ne zaman haber verildiği, hangi hekimin geldiği,

müdahalenin ne zaman yapıldığının tıbbi kayıtların yetersiz tutulmasından

anlaşılamadığı, bu durumun organizsayon kusuru teşkil

ettiği ve en azından manevi tazminat ödenmesini gerektirdiği ifade

edilmektedir. Ayrıca bahse konu eksikliğin personelin olayla ilgili kusurunun

tespit edilememesine, dolayısıyla zararın tazmin edilememesine yol açtığı,

dosyadaki aydınlatılmış onam formlarında mütevaffanın

bilinci açık olmasına rağmen imzasının bulunmadığı, yoğun bakımda nöbetçi

doktor görevlendirmesinin yapılıp yapılmadığının araştırılmadığı, ölümün anjiyo

sırasında verilen ilacın böbreklere etkisi nedeniyle kronik böbrek

yetmezliğinden mi, anjiyoya bağlı komplikasyondan mı gerçekleştiğinin tespiti

için bilirkişi raporu alınmadan karar verildiği, hastanın anjiyo sonrası dialize girip girmediğinin araştırılmadığı şeklinde

tespitlere yer verildiği görülmüştür.

IV. İLGİLİ HUKUK

38. İlgili hukuk için bkz. Aysun

Okumuş ve Aytekin Okumuş (B. No: 2013/4086, 20/4/2016, §§ 44-50)

başvurusu hakkında verilen karar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

39. Mahkemenin 10/12/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A.Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1- Başvurucunun İddiaları

40. Başvurucu; yakınının bilinci açık olmasına rağmen tedavisine

yönelik evrakın yakını yerine kendisine imzalatıldığını, yakınının durumu ve

tedavisi hakkında hiçbir bilgilendirme yapılmadığını, aydınlatılmış onam

formlarının matbu olduğunu, tedavilere dair muvaffakatın

usulüne uygun alınmadığını, son bir yıldır dializ

tedavisi alan yakınının anjiyo sonrası en az dört saat süreyle dialize alınması gerektiği hâlde dialize

alınmadığını, yakınının tedavideki kusur nedeniyle öldüğünü, yakınının kaldığı

yoğun bakımda nöbetçi doktor bulunmadığını, yakınlarının durumunun

kötüleştiğini öğrendikten sonra doktora ulaşamadıklarını, Hastanenin Yoğun

Bakım Ünitesinin standartlara uygun olmadığını, tedaviye dair tıbbi kayıtların

düzgün tutulmadığını, açtıkları tazminat davasının bilirkişi raporu alınmadan,

eksik incelemeyle reddedildiğini ve makul sürede tamamlanmadığını belirterek

yaşam, adil yargılanma, etkili başvuru ve sağlıklı ve güvenli bir çevrede

yaşama haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedir.

2. Değerlendirme

41. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları

şöyledir:

“Herkes,

yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller

dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve

tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.”

42. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin

temel amaç ve görevleri, ... kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk

devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,

ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının

gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

43. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

44. Başvurucu temel olarak yakınlarına gerekli tıbbi müdahalenin

yapılmadığını, yakınlarının ölümünde sağlık personelinin ihmali olduğunu, tıbbi

kayıtların düzgün tutulmaması ve doktora ulaşamamaları nedeniyle olayda

organizasyon kusuru olduğunu, buna rağmen tazminat davasının hatalı

değerlendirme ve eksik incelemeyle reddedildiğini ve yargılamanın uzun

sürdüğünü iddia etmektedir. Bu sebeple başvurucunun diğer haklar ile bağlantı

kurularak ileri sürdüğü iddialarının bir bütün olarak Anayasa'nın 17.

maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

45. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişi

açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölen

kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvuru konusu olayda müteveffa, başvurucunun

eşidir. Bu nedenle başvuruda, başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik

bulunmamaktadır.

46. Bununla birlikte başvurunun diğer kabul edilebilirlik

kriterleri yönünden de incelenmesi gerekir.

47. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı,

Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve

negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 50).

48. Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında

bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme

yükümlülüğünün yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanında

bulunan tüm bireylerin yaşama hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer

bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere

karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 50, 51).

49. Söz konusu pozitif yükümlülük, sağlık alanında yürütülen

faaliyetleri de kapsamaktadır. Devlet -ister kamu isterse özel sağlık

kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini hastaların

yaşamlarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak

şekilde düzenlemek zorundadır (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).

50. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı kapsamında devletin sahip

olduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği temel yaklaşıma göre

devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen ölüm

olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi devlete, elindeki tüm imkânları kullanarak

bu konuda ortaya konulmuş yasal ve idari çerçevenin yaşamı tehlikede olan

kişileri korumak için gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin

durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri

alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük -kamusal olsun veya olmasın- yaşam

hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyeti kapsamaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).

51. Devletin yaşama hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin

maddi yönünün yanı sıra usule ilişkin bir yönü de bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).

Yaşama hakkı kapsamındaki usule ilişkin yükümlülük olayın niteliğine bağlı

olarak cezai, hukuki ve idari nitelikte soruşturmalarla yerine getirilebilir.

52. Buna göre yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline

kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili bir

yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük her olayda

mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari, hatta

disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).

53. İhmal nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin

soruşturma yükümlülüğü açısından farklı bir yaklaşım benimsenebilir. Bu

kapsamda yaşama hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmediği durumlarda etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki

pozitif yükümlülük mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk

yollarının açık olması ile yerine getirilmiş sayılabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).

54. Bu yaklaşım, tıbbi hata sonucu meydana geldiği ileri sürülen

ölüm olayları için de geçerlidir. Diğer taraftan bu şekildeki bir kabul, bu tür

olaylarda yürütülen ceza soruşturmalarının Anayasa Mahkemesi tarafından

değerlendirilmeyeceği anlamına da gelmemektedir. Ancak ilke olarak tıbbi

hatalara ilişkin şikâyetler konusunda temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu

tespit adına takip edilecek olan hukuk veya idari tazminat davası yoludur (Zeki Kartal, B. No: 2013/2803, 21/1/2016,

§ 78; Nail Artuç,

§ 38).

55. Başvurucu, yaşam hakkının kasten ihlal edildiğini ileri

sürmemiş olup somut olayda ölüme kasten sebebiyet verildiği izlenimi edinmesini

gerektirecek bir unsur da saptanmamıştır. Başvurucu ölüm olayının sağlık

personelinin hatalı tıbbi uygulamalarından kaynaklandığına ve yakınına sunulan

sağlık hizmetlerinde organizasyon bozukluğu olduğuna vurgu yapmaktadır. Bu

durumda, açılan tazminat davasının başvurucunun söz konusu iddiaları bakımından

hem ilgili personelin veya idarenin mesuliyetini saptayabilecek hem de

gerektiği takdirde zararın tazminini sağlayabilecek nitelikte olduğudeğerlendirilmiştir.

56. Yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığı koruma hakkı

kapsamında yürütülecek olan ceza soruşturmalarının yanı sıra hukuki sorumluluğu

ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarının da

makul derecede ivedilik ve özen şartını yerine getirmesi gerekmektedir. Derece

mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda, Anayasa’nın

17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapıp

yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafından

değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda

gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya

çıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli

rolün zarar görmesine engel olacaktır (Cemil

Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 110; Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, §

33).

57. Bununla birlikte derece mahkemelerinin özen yükümlülüğü,

yaşam hakkı ile ilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine bir sonuca

varılmasını garanti altına almamaktadır (Aysun

Okumuş ve Aytekin Okumuş, § 73).

58. Öncelikle belirtmek gerekir ki somut başvuruda, başvurucu

tarafından yaşam hakkının korunması için oluşturulan yasal çerçevenin yetersiz

olduğu şeklinde bir iddia ileri sürülmediği gibi Anayasa Mahkemesi tarafından

bu konuda resen gözetilmesi ve incelenmesi gereken bir husus da

bulunmamaktadır.

59. Diğer yandan başvurucu, Aydınlatılmış Onam Formu'nun yakını B.E.nin bilinci

açık olmasına rağmen B.E.ye imzalatılmadığını, kendisine imzalatıldığını,

dolayısıyla uygulanan tedavilere yönelik rızanın geçerli şekilde alınmadığını

ileri sürmüştür. Başvurucunun şikâyeti B.E.ye tıbbi müdahalede bulunulmasına

rıza verilmediğine yönelik olmayıp bu rızanın bizzat B.E. tarafından

verilmemesine yönelik olduğunun altı çizilmelidir. Aydınlatılmış Onam Formu'nun bizzat başvurucu tarafından imzalandığı hususunda

bir ihtilaf bulunmamaktadır. Başvurucunun bilinci açık olan B.E.ye

imzalatılması gerektiği yönünde herhangi bir ihtirazi

kayıt düşmeden, sözü edilen formu imzalamış olduğu anlaşılmaktadır.

Başvurucunun Aydınlatılmış Onam Formu'nun B.E.ye

imzalatılmasını isteme imkânı varken bunu yapmayarak formu kendisinin imzalamış

olması karşısında formun bizzat B.E.ye imzalatılmadığı yolundaki şikâyetinin

incelenmesi mümkün görülmemiştir.

60. Başvurucunun B.E.nin durumu ve

tedavisi hakkında bilgilendirilmediği şeklinde genel olarak ileri sürdüğü

iddiasının incelenmesi neticesinde Sağlık Bakanlığının denetim raporunda hasta

dosyalarındaki belgeler ve formlardaki imzalar uyarınca hasta yakınlarına

gerekli açıklamaların yapıldığı ve hastaya yapılacak işlemler için gerekli

izinlerin alındığı, bu nedenle anjiyo yapılması ve yoğun bakıma alınması

konularında muvaffakat alınmadığı iddialarının doğru

olmadığının belirtildiği görülmektedir (bkz. §17)

61. Hasta dosyasının incelenmesinden 30/5/2011 geliş/yatış

tarihli epikrizde hasta yakınlarının bilgilendirildiği notunun bulunduğu (bkz.§

25), Aydınlatılmış Onam Formu'nda genel olarak

tedavi/müdahale ve oluşabilecek komplikasyonlara dair genel bilgiler bulunduğu

ve söz konusu formun başvurucu tarafından imzalanmış olduğu (bkz. § 27), aynı

şekilde Hasta Hakları Birimi Tetkik-Tedavi-Ameliyat ve Anestezi İzin Formu'nda da başvurucunun imzasının bulunduğu (bkz. § 28),

yine Kalp Kateterizasyonu ve Anjiyografi İçin

Hastanın Bilgilendirilmiş Onam (Rıza) Belgesi'nin de aynı şekilde başvurucu

tarafından imzalandığı ve belgede anjiyo işleminin komplikasyonlarına ve

özellikle de işlem sonucu oluşabilecek böbrek yetersizliğine dair

komplikasyonlarla ilgili bilgilendirmenin bulunduğu görülmüştür(bkz.§ 29).

62. Hastanın durumuyla ilgili olarak hasta yakınlarına,

zamanında tam ve doğru aydınlatıcı bilgi verilmediği iddiası bakımından yapılan

incelemede Sağlık Bakanlığı tarafından ilgili Hastane idaresinin hasta

yakınlarına zamanında ve doğru bilgi verilmesi konusunda uyarılmasının

gerektiğine işaret edilerek hasta yakınlarına zamanında, tam ve doğru bilgi

verilmemesinin tedaviyi olumsuz etkilemesi ve tedaviyi geciktirmesi hariç idari

müeyyideyi gerektireceği gerekçesiyle Hukuk Mahkemesince manevi tazminat

isteminin reddine karar verilmiştir (bkz. § 33). Başvurucunun yukarıda

değinilen ve gerekli/yeterli bilgilendirmeyi içerdiği değerlendirilen evrakta

imzası bulunduğu gözetildiğinde söz konusu iddia bakımından mahkeme kararından

ayrılmayı gerektirecek bir husus bulunmadığı değerlendirilmiştir.

63. Başvurucunun yakınlarının tedavisi sürecindeki tıbbi

kayıtların düzgün tutulmadığı ve yoğun bakımda görevli doktor bulunmadığı

iddiasının incelenmesinde ise Sağlık Bakanlığının denetim raporunda hasta

epikrizlerindeki doktor isimleri gibi bilgilerde tespit edilen değişikliklerin

Hastanenin otomasyon sistemindeki karmaşadan kaynaklandığı, koroner yoğun

bakımında yatan hastanın hasta dosyasında yer alan hemşire izlem ve gözlem

formlarındaki kayıtların tam olarak yapılmadığı tespitleri üzerine Hastane

yönetiminin uyarılmasına karar verildiği görülmüştür (bkz. § 17).

64. Tıbbi kayıtlardaki bu tür eksikliklerin tedaviyi olumsuz etkilemesi

ve tedaviyi geciktirmesi haricinde idari müeyyideyi gerektireceği gerekçesiyle

Hukuk Mahkemesince manevi tazminat talebi reddedilmiştir (bkz. § 33). Başvurucu

başvuru formunda tıbbi kayıtlardaki eksikliğin yakınlarının tedavisini ne yönde

olumsuz etkilediğini ya da yakınlarının ölümüne ne şekilde etkisi bulunduğunu

açık biçimde belirtmemiştir. Kurul tarafından düzenlenen 23/10/2013 tarihli

raporda da B.E.ye uygulanan tüm tedavilere ve tıbbi işlemlere dair belgelerin

(epikrizler, dahiliye ve kalp damar cerrahisi hasta tabelaları, ultrason

raporları, anjiyo raporları, tomografi raporları gibi) incelendiği ve söz

konusu tıbbi kayıtlarda bir yetersizlik bulunması nedeniyle tedavide kusur

bulunup bulunmadığının tespit edilemeyeceğine yönelik bir değerlendirme

yapılmadığı, aksine tüm belgelerin incelenmesi neticesinde B.E.nin

tedavisine katılan doktorların ölüm olayında herhangi bir kusurları bulunmadığı

yönünde kanaat bildirdiği görülmüştür (bkz. § 15).

65. Dolayısıyla B.E. hakkında tutulan tıbbi kayıtların ölüm

olayındaki kusurun tespiti bakımından değerlendirme yapılması noktasında

yeterli olduğu, Kurul tarafından aksi yönde bir tespitte bulunulmadığı da

gözetildiğinde Hukuk Mahkemesince tıbbi kayıtlardaki bu tür eksikliklerin tedaviyi olumsuz

etkilediğine dair bir veri bulunmadığı kabulüyle tazminat talebinin

reddedilmesi temelsiz değildir.

66. Başvurucunun ayrıca yakını yoğun bakımda kaldığı sürede

doktora ulaşamadığını, yakınının yoğun bakımda gereken tıbbi desteği zamanında

ve uzman kadro ile alamadığı iddiası da bulunmaktadır. Hukuk Mahkemesince tanık

beyanları alınmış ve tüm dosya kapsamı dikkate alınarak neticede başvurucunun

yoğun bakımda yeterli hekim ve personel bulunmadığı iddiasının yeterince ispat

edilemediği kanaatine varılmıştır (bkz. § 33).

67. Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan incelemede Hastanenin

Yoğun Bakım Ünitelerinde doktorlar için uygulanan bir nöbet sistemi olmadığı,

Yoğun Bakım Ünitelerinde nöbetçi hemşirelerin görev yaptığı, yoğun bakımdaki

hastaların durumunun kötüye gitmesi hâlinde görevli hemşireler tarafından

hastanın doktorunun arandığı ve çağrıldığı, uzman doktorların icap nöbeti

tuttukları ve ihtiyaç olduğunda çağrıldıkları, bu bağlamda 31/5/2011 günü

akşamı Hastanede ve Yoğun Bakım Ünitelerinde nöbetçi uzman doktor olmadığı

anlaşılmış ise de mevzuatta özel hastanelerde uzman nöbeti tutulacağına ve özel

hastanelerin yoğun bakımlarında yirmi dört saat anestezi ve reanimasyon

uzmanı bulundurulacağına dair açık ve kesin bir hükme rastlanmadığından

yapılacak bir işlem bulunmadığına karar verildiği anlaşılmıştır (bkz. § 17).

68. Dosyadaki belgelerin incelenmesi neticesinde B.E.nin 31/5/2011 günü saat 20.00'de kalp damar cerrahisi

yoğun bakımına alınarak burada ameliyat hazırlıklarına başlandığı, ameliyat

için gerekli tetkikler yapılırken tansiyonunun giderek düşmeye başlamasıyla

şahsa saat 23.00'te adrenalin yapıldığı, sonrasında da tıbbi işlemler

yapılmasına rağmen hastanın vefat ettiği görülmüştür. Dolayısıyla başvurucunun

yakınına yoğun bakımda kaldığı süre içinde birtakım tıbbi işlemler yapıldığı

anlaşılmaktadır. Hastanın durumu kötüleştiğinde haber alarak gelen bir doktorun

duruma müdahale ettiği de tanık beyanlarından tespit edilmiştir. Hastanedeki

sağlık hizmetlerinin organizasyonunda B.E.nin

vefatına direkt etkisi olmayan birtakım eksiklikler bulunsa da başvuru

sırasında doktora ulaşamamalarının yakınının tedavisinde ne gibi bir

olumsuzluğa yol açarak onun ölüme sebebiyet verdiğini bildirmeyen başvurucunun

bu iddiası bakımından da mahkeme kararının gerekçesinin yeterli olduğu, mahkeme

kararından ayrılmayı gerektirecek bir hususun bulunmadığı değerlendirilmiştir.

69. Başvurucu ayrıca yakınının tedavisinde sağlık personelinin

kusuru olduğunu, anjiyo işleminden sonra müteveffanın dört saat dializde kalması gerekirken dialize

alınmadığını iddia etmektedir.

70. Kurul raporunda, B.E.nin ölümünün

kalp ve damar hastalığı ve gelişen komplikasyonları sonucu gerçekleştiği

belirtilmiştir. Raporda; tedaviye katılan doktorların ölüm olayına sebebiyet

verecek kusurlu uygulamalarının bulunmadığı tespiti de yer almaktadır.Hastanece tutulan kayıtta, hastanın

31/5/2011 günü saat 12.50'de anjiyodan, saat 18.00'de ise dializden

geldiği, dializin iki saat sürdüğü, hastanın

hipotansiyonu olduğu bilgisine yer verilmiştir(bkz. §15). Ayrıca hasta onamı

alınarak yapılan anjiyo sonrası komplikasyon gelişmediği ve kalp damarlarında

ileri derecede daralma saptanınca acil kalp ameliyatı önerildiği belirtilerek kardioloji doktorunun uygulamalarında herhangi bir kusur

bulunmadığı belirtilmiştir (bkz. § 15).

71. Hukuk Mahkemesi de kararda, kurul raporuna atıfla olayda

doktorların kusuru bulunduğu yönündeki iddianın reddine karar vermiştir. Bu

noktada başvurucunun yakınının anjiyo sonrası en az dört saat süreyle dialize alınması gerekmekteyken alınmadığı yönündeki

iddiası bakımından yapılan incelemede B.E.nin anjiyo

sonrasında iki saat süreyle dialize alındığı

görülmüştür. B.E.nin yaşı, yüksek riskli hasta

grubunda oluşu, daha önce kendisine birçok kere kalp ameliyatı olması

gerektiğinin doktorlarca belirtildiği, B.E.nin anjiyo

sonrası dialize alındığı, kalp ve damar hastalığı ve

gelişen komplikasyonları sonucu öldüğü gözetildiğinde başvurucu tarafından

ileri sürülen bu iddianın Hukuk Mahkemesi tarafından, ayrıca değerlendirmeye

alınabilmesi için başvurucunun yakınının dört saat boyunca dialize

alınması gerektiği iddiasının dayanağını mahkemeye sunması ve iddiasını

temellendirmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Bu bakımdan söz konusu iddianın

Hukuk Mahkemesi tarafından ayrıca araştırılmamasının, bu konu da ek rapor temin

edilmemesinin bir eksiklik olduğunu söylemek mümkün değildir. Kurul raporu ve

Hukuk Mahkemesi kararının yeterince gerekçelendirildiği görülmüştür

72. Tüm bu hususlar gözetildiğinde başvurucunun yakınının

yaşamının korunması için gerekli önlemleri almada kamu makamlarının ihmalini

ortaya koyan bir veri bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda başvurucunun

yakınının yaşamının korunması için kamu makamlarınca gerekli önlemlerin

alınmadığı veya Hukuk Mahkemesi tarafından başvurucunun iddiaları hakkında

yaşam hakkının gerektirdiği özen ve derinlikte bir inceleme yapılmadığı ya da

olayın gerçekleşme koşullarının tam olarak açıklığa kavuşturulmadan karar

verildiği sonucuna ulaşmak mümkün değildir.

73. Son olarak 1/6/2012 tarihinde açılan tazminat davasının

1/12/2015 tarihinde 13. Dairenin karar düzeltme talebinin reddine karar

vermesiyle sonuçlandığı, yargılamanın 3 yıl 6 aylık sürede tamamlandığı

anlaşılmıştır. Söz konusu yargılamanın yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde

sahip olunan önemli rolün zarar görmesine neden olabilecek şekilde ve makul

süratle yürütülmediği söylenemez.

74. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan yaşama hakkının ihlal edildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Özel Hayata ve Aile Hayatına Saygı Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

2- Başvurucunun İddiaları

75. Başvurucu; yakınının tedavisi sırasında sağlık personelinin

kendisine kötü davrandığını, yakınını kendisine göstermediklerini belirterek

kötü muamele yasağı ile özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

76. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun diğer haklar ile bağlantı kurularak

ileri sürdüğü iddialarının bir bütün olarak özel hayata ve aile hayatına saygı

hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

77.Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı

şöyledir:

"Herkes ... aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir..."

78. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasına göre Anayasa Mahkemesince açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemez olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını

temellendiremediği, iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlara ilişkin olduğu, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya

müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama

şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,

B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

79. Başvurucu tarafından Cumhuriyet Başsavcılığına sunulan

şikâyet dilekçesinde yoğun bakımdayken müteveffa ile görüştüğünü belirttiği

(bkz. § 9), Hukuk Mahkemesinde dinlenen başvurucunun akrabası olan tanığın

beyanında ise "Hatta Müzeyyen Erbek'e rica üzerine yoğun bakımdaki [B.E.] gösterildi. Kendisinin yoğun bakıma girmesine izin

verildi. Kısa süre sonra ayrıldı. [B.E.nin] durumunun normal olduğunu, iyi olduğunu dışarda bize

anlattı." şeklinde bir ifade olduğu (bkz. § 21), dinlenen tanık

beyanlarında yahut diğer delillerde başvurucuya sağlık personeli tarafından

kötü muamelede bulunulduğuna dair bir bilgiye rastlanmadığı görüldüğünden

başvurucunun iddialarını temellendiremediği anlaşılmıştır.

80. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Diğer İddialar

81. Başvurucu, başvuru formunun "Sonuç Talepleri" kısmında, karar düzeltme talebinin

reddedilmesi sırasında hükmedilen 250 TL para cezasının kaldırılmasına karar

verilmesi isteminde bulunmuştur. Başvurucu bu talebine ilişkin olay ve olguları

ile açıklamalarını başvuru formunda bildirmediğinden söz konusu talebin

incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

10/12/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Tuğçe TAKCI

Başvurucu

:

Müzeyyen

ERBEK

Vekili

:

Av. Figen

ERBEK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/1949, 10 Aralık 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olayla İlgili Olarak Yürütülen Ceza
  7. Yasaya Aykırı Olduğunu Tespit Ettiğimiz
  8. Hususlar
  9. Sonuç
  10. Kamu Adına Kovuşturma Yapılmasına Yer Olmadığına..."
  11. B. Olayla İlgili Olarak
  12. C. Olayla İlgili Olarak Yürütülen Tazminat
  13. Koroner Anjiyografi Yapıldı. Bir Komplikasyon Olmadı. İşlem Sonrası Yatağına
  14. Alınan Hastanın İzlemleri Yapıldı. Hastaya Cerrahi Kararı Alındı. Hasta Cerrahi
  15. Rıza
  16. IV. İlgili Hukuk
  17. V. İnceleme Ve Gerekçe
  18. B. Özel Hayata ve Aile Hayatına Saygı Hakkının
  19. C. Diğer İddialar
  20. B. Yargılama giderinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  21. Gökcan
  22. Hakyemez
  23. Erbek
  24. Erbek
  25. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/1949
Tarih
10 Aralık 2019

İlgili Kararlar

  • Süleyman Kaçmaz Başvurusu (B. No: 2016/72686)
  • Elmas Kılıç ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/1748)
  • Mehmet Çelebi Çalan Başvurusu (B. No: 2016/14536)
  • Neslihan Altuğ ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/2796)
  • İbrahim Tosun ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/7869)
  • Nurşah Suna Başvurusu (B. No: 2016/13347)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.