İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ömer Akdağ Başvurusu (B. No: 2014/13265)

1. Başvuru, tutukluluğun devamına dair kararların yeterli

Başvuru No2014/13265Tarih4 Nisan 2018Okuma15 dk · 3.050 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ömer Akdağ Başvurusu

Karar tarihi
4 Nisan 2018
Başvuru Numarası
2014/13265
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.050 kelime·15 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutukluluğun devamına dair kararların yeterli

gerekçe içermemesi ve tutukluluğun makul süreyi aşması nedenleriyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının; savunma hakkının kısıtlanması nedeniyle de

adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 22/7/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

6. Başvurucu, Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesince (CMK mülga

250. madde ile görevli) 31/3/2012 tarihinde, silahlı terör örgütüne üye olma suçundantutuklanmıştır.

7. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca (CMK mülga 250. madde

ile görevli) yapılan soruşturma sonunda 27/4/2012 tarihli iddianameyle

başvurucu hakkında PKK silahlı terör örgütüneüye olma

suçundan, diğer şüpheliler hakkında da çeşitli suçlardan kamu davası açılmış,

Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesinin (TMK 10. madde ile görevli) E.2012/230

sayılı dosyası üzerindenyargılamaya başlanmış ve

başvurucunun savunması 18/7/2012 tarihinde yapılan ilk celsede alınmıştır.

8. Cumhuriyet savcısı 1/4/2013 tarihli onuncu celsede esas

hakkındaki mütalaasını vermiş, başvurucu sonraki celsede 22/5/2013 tarihinde

tercüman aracılığıyla esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmasını yapmıştır.

9. Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi yaptığı on beş celsede "... isnad edilen

suçun vasıf ve mahiyeti, (mevcut olay tutanakları, Görese

Dağında ele geçen dökümanlar, gizli tanık beyanları

nedeniyle) kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması,

mevcut delil durumu, CMK.nun 100/3-a maddesinde

belirtilen suçlar kapsamında olması nedeniyle bir tutuklama nedeninin

varsayılması, isnat edilen suçun alt ve üst sınırı, sanık hakkında adli kontrol

kararının da yetersiz kalacağı nazara alınarak ..." şeklindeki gerekçelerle başvurucunun tutukluluğunun

devamına karar vermiştir.

10. Mahkemece 7/3/2014 tarihinde, 21/2/2014 tarihli ve 6526

sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca görevsizlik kararı verilmiş, yargılamaya

Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2014/207 sayılı dosyası üzerinden

tutuklu olarak devam olunmuştur.

11. Cumhuriyet savcısı 5/6/2014 tarihinde yapılan celsede esas

hakkındaki mütalaayı tekrar etmiş; başvurucu, savunma için süre istemiş;

Mahkeme bu talebi "Bir kısım sanıklar

müdafilerinin esasa ilişkin savunmalarını yapmak üzere süre taleplerinin; iddia

makamının esas hakkındaki mütalaasını 1/4/2013 tarihinde vermiş olması ve

aradan geçen uzun süre dikkate alınarak ..." şeklindeki gerekçeyle reddetmiştir.

12. Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi ilk iki celsede "...

isnat edilen suçun vasıf ve mahiyeti, sanığın üzerine atılı suçla ilgili

delillere göre kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren delillerin bulunması,

sanığın üzerine atılı suçun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 100/3.

maddesinde sayılan katalog suçlardan olması ve isnat edilen suçlar için

öngörülen ceza miktarı nedeniyle sanığın kaçma şüphesinin varlığının bulunması,

sanık hakkında öngörülen cezaya göre, tutuklulukta geçirdiği sürenin makul ve

tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, bu koşullar altında adli kontrol

uygulamasının, tutuklamadan beklenen amaca ulaşılmasını sağlamayacağı gözönüne alınarak ..." şeklindeki gerekçelerle

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

13. Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi 13/6/2014 tarihli üçüncü

celsede başvurucu müdafiinin sanığın yokluğunda

duruşma yapılmamasına yönelik itirazını "sanık

Ömer Akdağ'ın ve müdafiinin iddia makamı tarafından

mütalaanın verildiği 1/4/2013 tarihinden sonra esasa ilişkin savunmalarını

yaptıkları, ancak karar duruşmaları öncesinde rapor almak ya da mazeret vermek

suretiyle bir çok kez duruşmalara katılmadıkları, bu halde duruşmanın uzamasına

ve karar verilmesine engel oldukları, bu durumun hakkın kötüye kullanılması

kapsamında olup yasa tarafından korunmasının mümkün olmadığı"

gerekçesiyle reddetmiştir. Aynı celsede başvurucu müdafii

savunma yapmış ve Mahkeme başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

8 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve "Sanığa verilen ceza miktarı ve tutuklu kaldığı süre gözönüne alınarak ..." şeklindeki

gerekçeyle başvurucunun hükmen tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

14. Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi bu karara yapılan

itirazı2/7/2014 tarihli kararı ile "sanığın

üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçu için yasada öngörülen ceza

ile sanığın hüküm sonucu aldığı ceza miktarı, sanığın atılı suçu işlediğine

dair sanıktan ele geçen doküman içeriği, yazı ve imza incelemesi dikkate

alındığında kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu,itirazen

tahliye edilen sanıklar ile sanığın eyleminin ağırlığının aynı olmadığı

sonucuna varılması nedeniyle daha önce sanığın tahliye talebinin reddedilmiş

olması (sanığın dağ kadrosuna göndermiş olduğu ve güvenlik güçlerince yapılan

bir operasyon sırasında ele geçirilen doküman, bu dokümana ilişkin sanığın

kabulü, yazı ve imza incelemesini içerir ekspertiz raporu) ve sanığın almış

olduğu sonuç ceza miktarı dadikkate alındığında

..." şeklindeki gerekçeyle reddetmiştir.

15. Karar 21/7/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucu 22/7/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

17. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 22/12/2014

tarihli ilamı ile onanarak kesinleşmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

18. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt" kenar

başlıklı 314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye

olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir."

19. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun

"Terör suçları" kenar

başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında

yazılı suçlar, terör suçlarıdır."

20. 3713 sayılı Kanun'un "Cezaların

artırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları

işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya

adlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak

cezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın

yukarı sınırı aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış

müebbet hapis cezasına hükmolunur."

21. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

"Tutuklama kararı"

kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından,

kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi

üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu

istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki

bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla

gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa

sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine

verilir ve bu husus kararda belirtilir."

22. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili bölümü şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

...

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde

makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında

hüküm verilmeyen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler.""Suç

soruşturması veya kovuşturması sırasında;

...

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde

makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında

hüküm verilmeyen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

23. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Karar veya hükümlerin

kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya

hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde

bulunulabilir.

(2) İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır

ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle

ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır

ceza mahkemesinde karara bağlanır."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 4/4/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

25. Başvurucu, yargılama boyunca tahliye taleplerinin yetersiz

gerekçelerle kabul edilmediğini, hükümle birlikte yine yetersiz gerekçeyle

tutukluluk hâlinin devamına karar verildiğini, tutukluluğun devamına ilişkin

kararın tutukluluğun süresi ve şartları yönünden Anayasa Mahkemesi ve Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ölçütlerine uymadığını, gerekçeli kararın geç yazıldığını

ileri sürerek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini, kendisiyle

aynı suçtan yargılanan kişilerin tahliye edilmesine karşın tutukluluğunun devam

ettirilmesinin eşitlik ilkesine aykırı olduğunu iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

26. Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

"Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde

yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme

hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır

bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye

bağlanabilir."

27. Başvurucunun tutukluluğun uzun sürdüğü, tutukluluğun

devamına dair kararların yeterli gerekçe içermediği ve gerekçeli kararın geç

yazıldığı şikâyetlerinin Anayasa'da güvence altına alınan kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı kapsamında Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası

çerçevesinde incelenmesi gerekir. Öte yandan başvurucunun Anayasa'nın 10.

maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine yönelik iddiasının

soyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp mutlaka bireysel başvuru

kapsamında yer alan diğer temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele

alınması gerekmektedir. Buna göre kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere

yapılan muamele ile kendisine yapılan muamele arasında bir farklılığın

bulunduğunu ve bu farklılığın meşru bir temeli olmaksızın ırk, renk, cinsiyet,

din, dil vb. ayrımcı bir nedene dayandığını makul delillerle ortaya koyamayan

başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddiası, esas olarak

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı çerçevesinde ele alınmalıdır (benzer yöndeki

değerlendirme için bkz. Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §§

33, 34).

a. Başvuru Yollarının

Tüketilmesi Hakkında

28. Tutukluluk hâli sona ermiş olan başvurucuların -devam eden

tutukluluk hâlinden farklı olarak- tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi

ya da makul süreyi aştığı şikâyetleri yönünden iddia edilen ihlalin tespitini

ve tazminat ödenmesini sağlayabilecek bir hukuk yolu mevcut ise öncelikle bu

yolu tüketmeleri gerekir. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrası ile öngörülen tazminat yolu; bir yandan başvurucuların maruz kaldığı

tutukluluk nedenleri ve süresinin uzunluğunun tespiti, diğer yandan da

uğranılan zararın tazmini imkânı sağladığından anılan şikâyetler açısından

erişilebilir ve elverişli bir çözüm olanağı, makul ölçüde bir başarı imkânı

sunmaktadır (Hamit Kaya, B. No:

2012/338, 2/7/2013, §§ 46-48).

29. Bununla birlikte tüketilmesi gereken başvuru yollarının her

şeyden önce ulaşılabilir olması gerekmektedir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara

yer verilmesi tek başına yeterli değildir. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun

makul süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak bireysel başvurunun karara

bağlandığı tarih itibarıyla tazminat talebinde bulunulması için kanunda

öngörülen sürenin geçtiği durumlarda bu tazminat yolunun ulaşılabilir

olmadığını ve tüketilmesinin gerekmediğini belirtmiştir (Abdullah Akyüz [GK], B. No: 2013/9352,

2/7/2015, §§ 45-50).

30. Somut olayda hakkındaki mahkûmiyet hükmü 22/12/2014

tarihinde kesinleşen başvurucunun bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih

itibarıyla tazminat talebinde bulunması için 5271 sayılı Kanun'un 142.

maddesinde öngörülen dava açma süresi geçmiş bulunmaktadır. Bu nedenle söz

konusu tazminat yolunun başvurucu yönünden ulaşılabilir olmadığı ve dolayısıyla

başvurucunun mağduriyetini giderebilecek nitelikte tüketilmesi gereken bir

başvuru yolunun bulunmadığı açıktır (benzer yöndeki bir değerlendirme için bkz. Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017,

§ 49).

b. Şikâyetin İncelenmesi

31. Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında, bir ceza

soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin makul sürede yargılanmayı ve

soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme haklarına sahip

olduğu belirtilmiştir (Murat Narman,

B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 60; Halas

Aslan, § 66).

32. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan

"serbest bırakılmayı isteme" hakkı uyarınca, bir ceza soruşturması

veya kovuşturması kapsamında tutuklu olan kişiler ilgili yargı mercilerinden

serbest bırakılmalarına karar verilmesini talep edebilirler. Yargı organlarınca

tutukluluğun her aşamasında gerek kişinin serbest bırakılma talebi üzerine

gerekse resen yapılan incelemelerde tutulmanın meşru nedenlerinin açıklanması

Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının bir gereğidir (Halas Aslan, § 67).

33. Anılan maddede ayrıca tutuklanan kişilerin "makul

sürede yargılanmayı" isteme hakkına sahip olduğu ifade edilmiştir.

Hürriyeti kısıtlanarak yargılanan kişinin yargılamanın makul sürede

bitirilmesindeki menfaati, işin doğası gereği diğerlerine göre daha fazladır.

Buna göre başta savcılıklar ve mahkemeler olmak üzere tüm kamu organları,

tutuklu olarak sürdürülen soruşturma/kovuşturma süreçlerinin -adil yargılanma

hakkının sağladığı güvencelere riayet edilmek koşuluyla- süratli bir şekilde

sonuçlandırılması için özenli davranmalıdırlar (Halas Aslan, §§

68-71).

34. Öte yandan tutukluluk süresinin makul olup olmadığı

konusunun genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Bir

kişinin tutuklu kaldığı sürenin makul olup olmadığı her davanın kendi

özelliklerine göre değerlendirilmelidir (Murat

Narman, § 61). Makul

sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez yakalanıp

gözaltına alındığı durumlarda bu tarih; doğrudan tutuklandığı durumlarda ise

tutuklanma tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı

ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği tarihtir (Murat Narman, § 66).

35. Bir ceza soruşturması veya kovuşturması kapsamında

sürdürülen tutukluluğun makul süreyi aşıp aşmadığı öncelikle tutukluluğa

ilişkin kararların gerekçeleri üzerinden tespit edilebilir. Tutukluluğa ilişkin

kararların gerekçelerinde tutuklamanın ön şartı olan kişinin suçluluğu hakkında

kuvvetli belirti bulunduğunun, tutuklama nedenlerinin ve tutuklamanın neden

ölçülü olduğunun ortaya konulması gerekmektedir (Halas Aslan, §§

74, 75).

36. Başlangıçtaki bir tutuklama için kuvvetli suç şüphesinin

bulunduğunun tüm delilleriyle birlikte ortaya konulması her zaman mümkün olmasa

da belirli bir süre geçtikten sonraki tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda,

kuvvetli suç şüphesinin bulunduğunun somut olgularla birlikte açıklanması

gerekir (Halas Aslan, § 76). Ayrıca belirli bir süreyi aşan

tutukluluğa ilişkin devam kararlarında tutuklama nedenlerinin soyut olarak

belirtilmesi yeterli değildir (Hanefi Avcı, B. No: 2013/2814, 18/6/2014, § 70). Son

olarak tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda tutuklamanın ölçülü olduğuna

ilişkin olguların, özellikle tutuklamaya göre temel hak ve özgürlüklere daha

hafif etkide bulunan adli kontrol tedbirlerinin neden yetersiz kaldığının

ortaya konulması gerekir(Halas Aslan,

§ 78).

37. Tutukluluğun uzun sürdüğü veya makul süreyi aştığı

şikâyetiyle yapılan bireysel başvurularda, tutukluluğa ilişkin gerekçelerin

ilgili ve yeterli olmadığı veya tutuklu olarak sürdürülen soruşturma/kovuşturma

süreçlerinin kamu organlarının özen yükümlülüğü ile bağdaşmayan tutumları

nedeniyle tamamlanmadığı kanaatine varılırsa tutukluğun makul süreyi aştığı

sonucuna ulaşılacaktır (Halas Aslan, §§ 82, 83).

38. Somut olayda başvurucu 31/3/2012 tarihinde tutuklanmıştır.

İlk derece mahkemesince 13/6/2014 tarihinde başvurucu hakkında mahkûmiyet hükmü

verilmiştir. Buna göre başvurucunun özgürlüğünden yoksun kaldığı süre 2 yıl 2

ay 13 gündür.

39. Derece mahkemelerinin gerekçelerinde yer alan tutuklama

nedenlerine ilişkin açıklamalar incelendiğinde (bkz. §§ 9, 12-14), öncelikle

suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve

Kanun gereği "tutuklama nedeni varsayılabilen" suçlar arasında

olmasına değinildiği, ayrıca suçun niteliğine, suça ilişkin Kanun'da öngörülen

cezanın süresine ve tutuklama tedbirinin ölçülü olmasına dayanıldığı

görülmektedir. Kişinin mahkûmiyeti hâlinde alacağı hapis cezanın ağırlığı,

kaçma şüphesinin varlığına işaret eden durumlardan biridir. Başvurucunun 8 yıl

9 ay hapis cezasına mahkûm edildiği de dikkate alındığında mahkemelerce verilen

tutukluluğun devamı kararlarındaki gerekçelerin, tutukluluğun devamının hukuka

uygunluğunu ve tutulmanın meşruluğunu haklı gösterecek özen ve içerikte olduğu,

dolayısıyla tutukluluk hâlinin devamına ilişkin bu gerekçelerin tutukluluk

süresi dikkate alındığında ilgili ve yeterli olduğu sonucuna varılmıştır.

40. Öte yandan başvurucunun yargılandığı davada, Diyarbakır 7.

Ağır Ceza Mahkemesince genellikle birer aylık aralıklarla olmak üzere (en geç

üç ayda) toplam on beş, Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesince yürütülen

yargılamada ise bir ay içinde üç duruşma yapıldığı, bu duruşmalarda sanıkların

ve tanıkların dinlendiği, delillerin toplandığı görülmektedir. Bu itibarla

genel olarak davanın yürütülmesinde derece mahkemelerince hareketsiz kalınan

bir dönem olmadığı gibi yargılamada özensizlik gösterildiği de tespit

edilmemiştir.

41. Başvurucu hakkındaki tutukluluğun devamına ilişkin derece

mahkemelerince açıklanan gerekçelerin hürriyetten yoksun bırakılmanın meşru

nedenlerinin belirtilmesi bakımından ilgili ve yeterli olması, davanın

yürütülmesinde bir özensizliğin bulunmaması dikkate alındığında 2 yıl 2 ay 13

günlük tutukluluk süresinin somut olayın koşullarında makul olduğu sonucuna

varılmıştır.

42. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Savunma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

43. Başvurucu, yokluğunda karar verilmesi nedeniyle savunma

hakkının kısıtlandığını ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

44. Başvuru tarihi itibarıyla başvuru yolları tüketilmeden

bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşılmakta ise de bireysel başvuru sürecinde

söz konusu hükmün Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından 22/12/2014 tarihinde

onanarak kesinleştiği (bkz. § 17), somut

olayın koşullarında başvuru yollarının tüketildiğinin kabul edilmesi gerektiği

sonucuna varılmıştır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Abdullah Akyüz [GK], B. No: 2013/9352,

2/7/2015, § 33; Azize Yağız ve diğerleri,

B. No: 2014/5475, 17/11/2016, § 51).

45. Ceza yargılamasında savunma hakkının güvence altına

alınması, demokratik toplumun temel ilkelerindendir (Erol Aydeğer, B. No: 2013/4784,

7/3/2014, § 32). İddiaya karşı savunma imkânı tanınmadığı sürece adil muhakeme

yapılması mümkün değildir.

46. Suç isnadı altında bulunan kişiye, Anayasa'nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkına uygun bir şekilde

savunmasını hazırlayıp mahkeme önünde dile getirebilmesi ve böylece yargılamaların

sonucunu etkileyebilmesi için gerekli zamanın verilmesi gerekir. Gerekli zaman

verilmeyen şüphelinin/sanığın hakkındaki isnatları değerlendirip bunlara karşı

savunma ve delil araştırması yapması mümkün değildir.Dolayısıyla

savunma için gerekli zamana sahip olma, kişiyi acele yapılan yargılamalara

karşı korumaktadır. Savunma için gerekli süre somut olayın özelliklerine,

davanın niteliğine, dava konusunun karmaşık olup olmadığına, sanığın içinde

bulunduğu duruma ve yargılamanın aşamasına göre değişebilir. Sanığın öncesinde

müdafi yardımından faydalanması da sürenin yeterliliği hususunda gözetilebilir

(Ufuk Rifat

Çobanoğlu, B. No: 2014/6971, 1/2/2017, §§ 35-49).

47. Anayasa Mahkemesi, Gürol

Doğan (B. No: 2013/2642, 17/9/2014) kararında on celse süren bir

yargılamada esas hakkındaki mütalaaya karşı üç günlük süreyi yargılamanın

bütünlüğünü gözeterek savunma için yeterli görmüştür. Başka bir kararında,

başvurucuya iki aylık süre içinde iki kez savunma yapma imkânı tanınmış

olduğunu gözeterek başvurucunun savunma hakkının kısıtlandığı iddiasını açıkça

dayanaktan yoksun bulmuştur (Cihan Yeşil,

B. No: 2013/8635, 6/5/2015).

48. Başvuru konusu olayda yargılama on sekiz celse sürmüştür.

Somut olayda, yargılama dosyası henüz devredilmeden Diyarbakır 7. Ağır Ceza

Mahkemesince 1/4/2013 tarihinde yapılan celsede Cumhuriyet Savcılığınca esas

hakkındaki mütaalaanın sunulduğu, bu celsede tercüman

vasıtasıyla savunma yapmak isteyen başvurucuya sonraki celseye kadar süre

verildiği, 22/5/2013 tarihinde yapılan celsede başvurucunun (tercüman

aracılığıyla) ve müdafiinin esas hakkındaki mütalaaya

karşı ayrıntılı olarak savunma yaptığı anlaşılmıştır. Başvurucunun ve müdafiinin Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesince 10/7/2013

tarihinde yapılan celseye katıldığı ve önceki savunmalarını tekrar ettikleri,

başvurucunun daha sonra yapılan 16/9/2013 tarihli celseye katılmadığı,

13/11/2013 tarihli celseye katıldığı ve Kürtçe beyanda bulunduğu, 5/2/2014

tarihli celseye ise katıldığı ve tercüman vasıtasıyla savunma yapmak istediği,

Mahkemece sonraki celseye kadar süre verildiği görülmüştür.

49. Dosyanın kanun değişikliği nedeniyle Diyarbakır 3. Ağır Ceza

Mahkemesine devredilmesinden sonra ise Mahkemece 3/6/2014 tarihinde yapılan

celseye başvurucu ve müdafii katılmış ve Cumhuriyet

savcısı esas hakkındaki mütalaayı tekrar etmiştir. Başvurucu müdafii savunma için süre istemiş; ancak, Mahkemece bu

talep mütalaanın 1/4/2013 tarihinde verildiğinden bahisle reddedilmiştir.

Başvurucu, önceki celselerde sunulan esas hakkındaki mütalaanın aynen tekrar

edildiği 9/6/2014 ve 13/6/2014 (son celse) tarihli celselere ise raporlu olması

nedeniyle katılmamıştır.

50. Başvurucu müdafii önceki celselere

ve 13/6/2014 tarihinde yapılan son celseye katılarak Cumhuriyet savcısının esas

hakkındaki mütalaasına karşı savunmasını yapmıştır. Bu bağlamda başvurucu müdafiinin sanığın yokluğunda duruşma yapılmaması

gerektiğine yönelik itirazı ise sanığın karar verilmesine engel olmak ve

yargılamayı sürüncemede bırakmak istediği gerekçesiyle Mahkemece reddedilmiştir

(bkz. § 13).

51. Başvurucu, yargılama boyunca müdafi yardımından yararlanma

imkânına sahip olmuştur. Ayrıca başvuru dosyası incelendiğinde “silahların

eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkelerine aykırı olarak başvurucuya

delillerini sunma ve inceletme ile itiraz etme hususlarında uygun olanakların

sağlanmadığına ilişkin bir delil de bulunmamaktadır. Anılan ilkeler ve Anayasa

Mahkemesinin benzer başvurularda verdiği kararlar dikkate alındığında ve somut

olayda yargılamanın bütünlüğü gözetildiğinde başvurucunun savunma için gerekli

zamandan yararlandığı anlaşılmıştır.

52. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Savunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

4/4/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör

:

Fatih

HATİPOĞLU

Başvurucu : Ömer AKDAĞ Vekili : Av. Ali Ekrem ATALAY

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/13265, 4 Nisan 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Kişi Hürriyeti ve
  9. B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 60; Halas
  10. B. Savunma Hakkının İhlal
  11. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  12. Yıldırım
  13. Akıncı
  14. Topal
  15. M. Emin KUZ
  16. Hatipoğlu
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/13265
Tarih
4 Nisan 2018

İlgili Kararlar

  • Ertan Hatipoğlu Başvurusu (B. No: 2015/1993)
  • Ramazan Akpınar Başvurusu (B. No: 2014/13349)
  • Samet Kanat Başvurusu (B. No: 2015/1858)
  • Halil Kadri Buldanlıoğlu ve Necip Buldanlıoğlu Başvurusu (B. No: 2015/10533)
  • Emrullah Tayıpoğlu Başvurusu (B. No: 2017/21511)
  • Dağaz Yılmaz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/17225)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.