İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Osman Gümüşcü Başvurusu (B. No: 2013/7006)

1. Başvuru, tam yargı davası sırasında kısıtlı hâle gelen

Başvuru No2013/7006Tarih13 Nisan 2016Okuma23 dk · 4.655 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Osman Gümüşcü Başvurusu(2)

Karar tarihi
13 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/7006
R.G. Tarih ve Sayı
15/6/2016-29743
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.655 kelime·23 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tam yargı davası sırasında kısıtlı hâle gelen

başvurucuya atanan vasinin davaya icazet vermemesi nedeniyle davanın ehliyet

yönünden reddedilmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/9/2013 tarihinde İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 28/2/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 9/4/2014 tarihinde, başvurucunun adli yardım

talebinin kabulüne karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından 25/4/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 28/5/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine

sunmuştur.

7. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

5/6/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu,Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını

9/6/2014 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

başvuruya konu yargılama dosyasından Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) ortamında

temin edilen bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu 1997 yılında İzmir Emniyet Müdürlüğünce gözaltına

alındığını, bu sırada üzerinde bulunan 153 adet hisse senedi kuponuna el

konulduğunu ancak daha sonra kendisine iade edilmediğini belirterek uğradığını

ileri sürdüğü 200.000 TL maddi zararının tazmini istemiyle 30/12/2011 tarihinde

İzmir 1. İdare Mahkemesinde dava açmıştır.

10. Bu arada başvurucu, yargılandığı başka suçlar nedeniyle Uşak

Ağır Ceza Mahkemesinin 24/9/2011 tarihli ve E.2009/345, K.2011/218 sayılı

kararı ile müebbet hapis cezası ile cezalandırılmış ve bu karar Yargıtay 1.

Ceza Dairesinin 23/2/2012 tarihli ve E.2011/7416, K.2012/932 sayılı kararı ile

onanmıştır.

11. Başvurucu 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni

Kanunu'nun 407. maddesi gereği bir yıldan uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir

cezayla mahkûm olması nedeniyle İzmir 9. Sulh Hukuk Mahkemesinin 13/9/2012

tarihli ve E.2012/1333, K.2012/1520 sayılı kararı ile hacir altına alınarak

kendisine vasi atanmıştır.

12. İzmir 1. İdare Mahkemesi 16/2/2012 tarihli ve E.2011/2532,

K.2012/275 sayılı kararı ile dava dilekçesinin 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı

İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 3. maddesine uygun olarak düzenlenmediği

gerekçesiyle dilekçenin reddine karar vermiştir.

13. Başvurucunun yeni dilekçeyle açtığı dava ise aynı Mahkemenin

E.2012/887 sayılı esasına kaydedilmiştir.

14. İdare Mahkemesi 23/5/2012 tarihli yazıyla başvurucudan,

dosyanın işleme konulabilmesi için 2.951,60TL eksik harcı otuz gün içinde

tamamlamasını istemiştir. Başvurucu 11/6/2012 tarihli dilekçesiyle cezaevinde

hükümlü olduğunu ve harcı ödeyecek durumunun bulunmadığını belirterek adli

yardım talebinde bulunmuştur.

15. Bunun üzerine İdare Mahkemesi 17/7/2012 tarihli ara

kararıyla başvurucuya vasi atanıp atanmadığını ve atanmış ise vesayet kararının

ve başvurucuya verilen cezaya ilişkin Mahkeme ilamının bir örneğinin

gönderilmesini İzmir 1 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu

Müdürlüğünden istemiştir. Ceza İnfaz Kurumu, İzmir 9. Sulh Hukuk Mahkemesinin

13/9/2012 tarihli ve E.2012/1333, K.2012/1520 kararıyla başvurucunun hacir

altına alınarak talebi üzerine H.G.nin vasi olarak

atandığını İdare Mahkemesine bildirmiştir.

16. İdare Mahkemesi 21/9/2012 tarihli ara kararıyla başvurucunun

vasiliğine atanan H. G.den, başvurucu tarafından

açılmış olan davaya icazet verip vermediğini on gün içinde bildirmesini istemiş

ve aksi takdirde dava dosyasındaki bilgi ve belgelere göre karar verileceğini

bildirmiştir.

17. Söz konusu kararın H.G.ye tebliğ edilememesi üzerine İdare

Mahkemesi 2/11/2012 tarihli yazısıyla başvurucudan "Türk Medeni Kanunu Hükümleri uyarınca icazet verip vermediğinin

bildirilmesine ilişkin ara kararına adı geçen vasi H. G. için Mernis adresine yapılan tebligatın, 'muhatabın gösterilen

adresten ayrıldığı ve yeni adresinin bilinmediği' gerekçesiyle Mahkememize iade

edildiği görülmekle, vasiniz ile irtibata geçerek en kısa zamanda tebligata

yarar açık adresini Mahkememize bildirilmesinin sağlanması"nı istemiştir.

18. Başvurucu 3/12/2012 tarihli dilekçesiyle İdare Mahkemesine

vasisi H.G.nin adresini bildirmiş, ayrıca hem

kendisinin hem de H.G.nin ekonomik durumlarının iyi

olmadığını belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur.

19. İdare Mahkemesi 21/9/2012 tarihli ara kararını (bkz. § 16)

başvurucunun bildirdiği adreste H.G.ye 17/12/2012 tarihinde tebliğ etmiştir.

H.G. tarafından davaya muvafakat edip etmediği hususuyla ilgili herhangi bir

cevap verilmemiştir.

20. Bunun üzerine İdare Mahkemesi 18/1/2013 tarihli ve

E.2012/887, K.2013/80 sayılı kararı ile davayı ehliyet yönünden reddetmiştir.

Karar gerekçesi şöyledir:

" ...

...Mahkememizin 21/09/2012 günlü ara kararı

ile davacı vasisi H. G.ye davacı tarafından açılmış bu davaya icazet verip

vermediğinin sorulduğu, bu kararın 17/12/2012 tarihinde H. G.ye tebliğ

edildiği, ancak verilen süre içinde davacı vasisi tarafından Mahkememize

davacının açtığı bu davaya icazet verdiği yolunda bir beyanda bulunmadığı

anlaşılmaktadır.

Bu durumda, kısıtlı olan davacının açtığı bu

davanın kanuni temsilcisi olan vasisi H. G. tarafından icazet verilmemesi

nedeniyle ehliyet yönünden reddi gerekmektedir."

21. Başvurucu, söz konusu karardan üç gün sonra İdare

Mahkemesine verdiği 21/1/2013 tarihli dilekçesiyle vasiye tebliğin yapıldığını

ancak vasinin tebliği okumadığını, şayet vasiden harç isteniyorsa vasinin ve

kendisinin harcı ödeme imkânının bulunmadığınıbelirtmiş

ve adli yardım talebinin kabulünü istemiştir.

22. Başvurucu İdare Mahkemesine verdiği 14/2/2013 tarihli

dilekçesiyle vasisinin harç ödeme ve avukat tutma imkânının bulunmadığını

tekrar belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur.

23. İdare Mahkemesinin kararının tebliğinin ardından başvurucu

Ceza Mahkemesi kararının İdare Mahkemesine dava açtıktan sonra kesinleştiğini,

dolayısıyla davanın ehliyet yönünden reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu

belirtilerek kararı temyiz etmiş; Danıştay Oununcu

Dairesi 13/5/2013 tarihli ve E.2013/2348, K.2013/4402 sayılı kararı ile temyiz

istemini ehliyet yönünden reddetmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:

"...

Dava dosyasının incelenmesinden; davacının

Uşak Ağır Ceza Mahkemesinin 24/09/2011 günlü ve E:2009/435, K:2011/218 sayılı

kararı ile müebbet hapis cezası ile cezalandırıldığı ve bu kararın

kesinleştiği, halen hükümlü olarak İzmir 1 nolu F

Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda cezanın infaz edildiği, kısıtlılığı

nedeniyle İzmir 9. Sulh Hukuk Mahkemesinin 13/09/2012 günlü ve E:2012/1333,

K;2012/1520 sayılı kararı ile hacir altına alınarak, H.G.nin

vasi olarak atanmasına karar verildiği, İdare Mahkemesince, vasisi tarafından

bu davaya icazet verildiği yolunda bir beyanda bulunulmadığından, davanın

ehliyet yönünden reddine karar verildiği, anılan kararın, doğrudan davacı

tarafından ve vasisinin onay verdiğine ilişkin herhangi bir belge sunulmadan

temyiz edildiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda, vesayet altında bulunması

sebebiyle tek başına dava açma ehliyeti bulunmayan davacının, aynı sebeple

temyiz etme ehliyeti de bulunmadığından, mahkeme kararına yönelik temyiz

isteminin incelenmesine hukuken olanak bulunmamaktadır."

24. Danıştay kararı başvurucuya 13/8/2013 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

25. Başvurucu 3/9/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

26. Başvurucu, temyiz kararından sonra İdare Mahkemesine verdiği

2/9/2013 tarihli dilekçesiyle vasisi H.G.ye ulaşamadığı için icazet vermeye

ikna edemediğini, daha sonra vasi değişikliği yaptığını belirterek yeni

vasisinin adresini bildirmiştir.

B. İlgili Hukuk

27. 2577 sayılı Kanun'un 14. maddesinin (3) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Dilekçeler, Danıştayda

daire başkanının görevlendireceği bir tetkik hakimi,

idare ve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya görevlendireceği bir üye

tarafından:

a) Görev ve yetki,

b) İdari merci tecavüzü,

c) Ehliyet,

d) İdari davaya konu olacak kesin ve

yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı,

e) Süre aşımı,

f) Husumet,

g) 3 ve 5 inci maddelere uygun olup

olmadıkları,

Yönlerinden sırasıyla incelenir."

28. Aynı Kanun'un 6. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:

"Herhangi bir sebeple harcı veya posta

ücreti verilmeden veya eksik harç veya posta ücreti ile dava açılmış olması

halinde, otuz gün içinde harcın ve posta ücretinin verilmesi ve tamamlanması

hususu daire başkanı veya görevlendireceği tetkik hakimi,

mahkeme başkanı veya hakim tarafından ilgiliye tebliğ olunur. Tebligata rağmen

gereği yerine getirilmediği takdirde bildirim aynı şekilde bir daha

tekrarlanır. Harç veya posta ücreti süresi içinde verilmez veya tamamlanmazsa

davanın açılmamış sayılmasına karar verilir ve davacıya tebliğ olunur."

29. Aynı Kanun'un 31. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Bu Kanunda hüküm

bulunmayan hususlarda; hakimin davaya bakmaktan

memnuiyeti ve reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın

ihbarı, tarafların vekilleri, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava,

bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım

hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sukünunu

ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemler ile elektronik

işlemlerde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygunlanır.

(Ek cümle: 5/4/1990 - 3622/11 md.;

Değişik:10/6/1994-4001/14 md.) Ancak, davanın ihbarı

ve bilirkişi seçimi Danıştay, mahkeme veya hakim

tarafından re'sen yapılır."

30. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 51. maddesi şöyledir:

"Dava ehliyeti, medenî

hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir."

31. 4721 sayılı Kanun'un 14. maddesi şöyledir:

"Ayırt etme gücü

bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur."

32. Aynı Kanun'un 16. maddesinin birinci fıkrası şöyledir.

"Ayırt etme gücüne

sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi

işlemleriyle borç altına giremezler. Karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı

sıkıya bağlı hakları kullanmada bu rıza gerekli değildir."

33. Aynı Kanun'un 407. maddesi şöyledir:

"Bir yıl veya daha uzun

süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkûm olan her ergin kısıtlanır.

Cezayı yerine getirmekle görevli makam, böyle

bir hükümlünün cezasını çekmeye başladığını, kendisine vasi atanmak üzere hemen

yetkili vesayet makamına bildirmekle yükümlüdür."

34. Aynı Kanun'un 448. maddesi şöyledir:

"Vesayet dairelerinin

yetkilerine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla vasi, vesayet altındaki

kişiyi bütün hukukî işlemlerinde temsil eder."

35. Aynı Kanun'un 462. maddesi şöyledir:

"Aşağıdaki hâllerde

vesayet makamının izni gereklidir:

...

8. Acele hâllerde vasinin geçici önlemler alma

yetkisi saklı kalmak üzere, dava açma, sulh olma, tahkim ve konkordato

yapılması,

..."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

36. Mahkemenin 13/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

37. Başvurucu; başvuru dilekçesinde 1997 yılında gözaltına

alınırken el konulan 153 adet hisse senedi kuponunun geri verilmediğini, on

seneyi aşkın süre söz konusu kuponlarına ulaşamadığı için uğradığı zararın

tazmini istemiyle 30/12/2011 tarihinde dava açtığını, bu sırada henüz

mahkûmiyetinin kesinleşmediğinden davasının görülmesine bir engel bulunmadığı

hâlde İdare Mahkemesinin davayı ehilyet yönünden

reddetmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüş; ayrıca Bakanlık görüşüne verdiği

cevapta ise cezaevinde olduğu için vasisine ulaşamadığını, dolayısıyla vasinin

icazet vermeye gidemediğini, vasisinin değişmesi için başvuruda bulunduğunu,

mahkemeye erişim hakkına getirilen kısıtlamanın hakkın özünü kullanılamaz hâle

getirdiğini belirterek Anayasa'nın 38. ve 40. maddelerinde güvence altına

alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve 200.000 TL tazminat ödenmesi

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

38. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun 1997 yılında gözaltına

alınırken el konulduğu ve geri verilmediği iddia edilen hisse senedi

kuponlarının geri verilmemesi nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü zararın

tazmini istemiyle 2011 yılında İdare Mahkemesinde açtığı dava, başvurucunun

kısıtlı olduğu ve vasinin de davaya icazet vermediği gerekçesiyle ehliyet

yönünden reddedilmiştir. Bu nedenle başvurucunun iddiaları mahkemeye erişim

hakkıyla ilgili olduğundan başvuru adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye

erişim hakkı yönünden incelenmiştir.

39. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

Erdal TERCAN bu görüşe katılmamıştır.

2. Esas Yönünden

40. Başvurucu, tazminat istemiyle İdare Mahkemesinde dava açtığı

sırada ceza hükmünün henüz kesinleşmediğini, dolayısıyla davasının görülmesi

gerektiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

41. Bakanlık görüşünde, başvurucunun iddialarının mahkemeye

erişim hakkı çerçevesinde incelenmesi gerektiği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

(AİHM) içtihadına göre bu hakkın mutlak olmayıp sınırlandırılabileceği ancak

sınırlamanın hakkın özüne zarar verecek seviyeye ulaşmaması gerektiği,

mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamaların meşru bir amaç gütmesi ve

hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makul bir orantı olması

gerektiği, mahkemelerin usul kurallarını uygularken hakkı ihlal edebilecek

aşırı şekilcilikten ve usul kurallarını ortadan kaldırılması sonucunu doğuracak

aşırı gevşeklikten kaçınması gerektiği, bu kapsamda gerçek kişilerin ayırt etme

gücüne sahip olmama, küçük yaşta olma veya kısıtlı bulunma gibi nedenlerle dava

açma haklarına dava ehliyeti yönünden çeşitli sınırlamalar getirilmesinin meşru

bir amaç taşıyabileceği ancak bu konudaki sınırlamaların hakkın özünü

zedelememesi gerektiği; ehliyetin, mahkemenin davanın esası hakkında yargılama

yapabilmesi için gereken ve davanın açılmasından hüküm verilmesine kadar var

olması gereken dava şartlarından biri olduğu, hâkim tarafından kendiliginden gözetileceği hususları belirtilmiştir.

42. Başvurucu, Bakanlık görüşüne verdiği cevapta başvuru

formundaki beyanlarına ilave olarak mahkûmiyetine bağlı ve kendi kusurundan

kaynaklanmayan birtakım imkânsızlıklar nedeniyle vasisine ulaşamadığını,

vasisinin değişmesi için talepte bulunduğunu, ayrıca mahkemeye erişim hakkına

getirilen kısıtlamanın hakkın özünü zedelediğini ileri sürmüştür.

43. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

44. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini istemek hakkına sahiptir…”

45. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına

alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel

hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken

şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden

biridir (Vedat Benli, B. No:

2013/307, 16/5/2013, § 30).

46. Mahkemeye erişim hakkı aynı zaman da Anayasa’nın 36.

maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer almakta

olup (Ahmet Yıldırım, B. No:

2012/144, 2/10/2013, § 28) bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve

uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına

gelmektedir (Özkan Şen, B. No:

2012/791, 7/11/2013, § 52).

47. Mahkemeye erişim hakkı AİHM içtihadında ilk olarak Golder/Birleşik Krallık (B.

No: 4451/70, 21/2/1975) kararında kabul edilmiştir. Bir mahkûmun avukata

danışma isteminin reddedilmesine ilişkin yapılan başvuruda AİHM, Sözleşme'nin

6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ifade edilen hakkın kurucu unsurlarından

birinin mahkemeye erişim hakkı olduğunu belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, § 36).

48. Mahkemeye erişim hakkı, niteliği gereği devlet tarafından

düzenleme yapılmayı gerektirdiğinden mutlak bir hak olmayıp sınırlamalara

tabidir. AİHM'e göre bu hak, Sözleşme'nin

tanımlamaksızın kabul ettiği bir hak olduğundan herhangi bir hakkın gerçek

kapsamını sınırlayan hudutlardan başka örtülü olarak izin verilen

sınırlandırmalara da tabidir. Uygulanacak olan sınırlandırmaların, bireylerin

başvurularını bu hakkın özünü zedeleyecek şekilde ve ölçüde kısıtlamaması

gerekir (Golder/Birleşik Krallık, § 38).

49. Bir mahkemeye başvuru hakkının yasal birtakım şartlara tabi

tutulması kabul edilebilir olsa da mahkemeler usul kurallarını uygularken bir

yandan adil yargılanma hakkını ihlal edebilecek aşırı şekilcilikten, diğer

yandan da yasalar tarafından düzenlenen usul kurallarının ortadan kaldırılması

sonucunu doğurabilecek aşırı gevşeklikten kaçınmalıdır (Aktif Elektrik Müh. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti,

B. No: 2012/855, 26/6/2014, §§ 36-39).

50. Usul kurallarının, hukuki güvenliğin sağlanması ve

yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu adaletin tecelli etmesine

hizmet etmek yerine kişilerin davalarının yetkili bir mahkeme tarafından

görülmesi bakımından bir çeşit engel hâline gelmesi durumunda mahkemeye erişim

hakkı ihlal edilmiş olacaktır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Efstathiou ve diğerleri/Yunanistan, B. No: 36998/02,

27/7/2006, § 24).

51. Somut olayda İdare Mahkemesi, kısıtlı olması nedeniyle

başvurucunun vasisine söz konusu davaya icazet verip vermediğini sormuş;

vasinin cevap vermemesi üzerine davayı ehliyet yönünden reddetmiştir. Başvurucu

tarafından karar temyiz edilmişse deDanıştay,

başvurucunun temyiz ehliyetinin bulunmadığını belirterek temyiz istemini

reddetmiştir.

52. Başvurucunun İdare Mahkemesindeki ilk davasını açtığı

30/12/2011 tarihinde, henüz ceza davasındaki karar Yargıtay tarafından

onanmadığından başvurucu hakkında kısıtlama kararı verilmemiştir. İdare

Mahkemesinin, dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine göre

yenilenmesine karar vermesi üzerine başvurucu dilekçesini yenilemiştir.

Başvurucu tarafından 200.000 TL talepli tam yargı davası açılmış olduğundan

İdare Mahkemesi 23/5/2012 tarihli yazıyla bu tutar üzerinden hesapladığı peşin

karar harcını başvurucudan istemiştir. Başvurucunun verdiği cevapta (bkz. § 14)

cezaevinde hükümlü olduğunu bildirmesi üzerine İdare Mahkemesi, Ceza İnfaz

Kurumu Müdürlüğünden başvurucuya vasi tayin edilip edilmediğini sormuştur. BaşvurucuyaH.G.nin vasi tayin edildiğinin öğrenilmesi

üzerine İdare Mahkemesi 21/9/2012 tarihli ara kararıyla H.G.den

başvurucu tarafından açılmış olan davaya icazet verip vermediğini on gün içinde

bildirmesini, aksi takdirde dava dosyasındaki bilgi ve belgelere göre karar

verileceğini belirtmiştir. Vasi H.G.ye tebliğ yapılamaması üzerine Mahkeme,

başvurucuya bu durumu bildirmiş ve başvurucudan vasisiyle irtibata geçmesini ve

tebligata yarar adresini Mahkemeye bildirmesini sağlamasını istemiştir. Bu yazı

üzerine başvurucu, vasisinin adresini bildirmiş ve İdare Mahkemesi vasiye

davaya icazet verip vermediğini sormuştur.

53. Başvurucu, İdare Mahkemesine verdiği 21/1/2013 tarihli

dilekçesiyle vasiye tebliğin yapıldığını ancak vasinin tebliğ içeriğini

okumadığını, harç istendiğini tahmin ettiğini oysa vasinin yaklaşık 3.000 TL

tutan nisbi harcı ödeme imkânının bulunmadığını

belirterek yeniden adli yardım talebinde bulunmuştur. Ancak başvurucunun bu

dilekçesini vermesinden üç gün önce 18/1/2013 tarihinde, vasiye söz konusu

tebliğin yapılmasının üzerinde bir ay geçtiği hâlde vasi tarafından herhangi

bir cevap verilmediğinden İdare Mahkemesi,davayı

ehliyet yönünden reddetmiştir.

54. 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine göre idari yargı

yerlerince dava dilekçelerinin öncelikle a) görev ve yetki, b) idari merci

tecavüzü, c) ehliyet, d) idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken

bir işlem olup olmadığı, e) süre aşımı, f) husumet, g) 3 ve 5 inci maddelere

uygun olup olmadıkları yönlerinden ve bu sıraya göre incelenmesi gerekmektedir ( § 27).

55. Ehliyet, mahkemenin davanın esası hakkında yargılama

yapabilmesi için gereken ve davanın açılmasından hüküm verilmesine kadar var

olması gereken dava şartlarından biridir. Ehliyet koşulu, yargılamaya bakan

hâkim tarafından yargılamanın her asamasında resen

gözetilir.

56. Ehliyet kavramı, taraf ehliyeti ve dava ehliyeti kurumlarını

kapsamakta ve öğretide ve uygulamada birleşildiği üzere dava ehliyeti, gerçek

ve tüzel kişilerin medeni hakları kullanma yeterliğinin usul hukukunda

somutlaşması, biçime dönüşmesidir. Taraf ehliyeti ise davada bir yan olmak

yeterliğini anlatır ve medeni haklardan yararlanma yeterliğinin usul hukukunda

biçimlenişidir (AYM, E.1987/30,K.1988/5, 15/3/1988).

57. Bununla birlikte bireysel başvuru yolu, bireylerin maruz

kaldığı temel hak ihlallerinin tespit edildiği ve tespit edilen ihlalin ortadan

kaldırılması için etkin araçları içeren anayasal bir güvencedir. Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuru yolu, kamusal bir düzenlemenin soyut biçimde

Anayasa’ya aykırılığının incelenmesini sağlayan bir yol olarak

düzenlenmemiştir. Bir yasama işlemi veya düzenleyici idari işlemin, temel hak

ve özgürlüğün ihlaline neden olması durumunda bireysel başvuru yoluyla doğrudan

bu işlemlere değil ancak uygulanan bireysel işlem, eylem ve ihmallere karşı

başvuru yapılabilecektir. Buna göre başvuruda Anayasa Mahkemesinin görevi

hükümlülerin durumu bakımından getirilen sınırlamaların soyut denetimini yapmak

olmayıp somut olayda başvurucunun mahkemeye erişim hakkının kamusal bir

müdahale nedeniyle ihlal edilip edilmediğini ortaya koymaktır.

58. Somut olayda İdare Mahkemesi her ne kadar önce başvurucudan

eksik harcı tamamlamasını istemişse de başvurucu bu isteme verdiği cevapta

mahkûm olduğunu belirtince Mahkeme, dava ehliyeti yönünden başvurucunun

kısıtlılığını araştırmış; dava sürerken kısıtlandığını öğrenince davanın devam

etmesi için vasinin davaya icazet vermesini gerekli görerek vasiden icazet

vermesini istemiştir. İdare Mahkemesi buaşamada

harçla ilgili yeni bir işlem yapmamış ve karar vermemiş, ilgili usul kuralları

(§§ 27, 28) gereği harçtan önce dava ehliyetini tespite çalışmıştır.

59. Başvuru konusu davanın incelenebilmesi amacıyla İdare

Mahkemesinin vasiden icazet istediğinin hem başvurucu tarafından hem de vasisi

tarafından bilindiği tartışmasızdır. Olayda vasiye icazet kararının

değerlendirmesi için yeterli olacak şekilde on günlük bir süre verildiği hatta

karar verilmeden önce bir aylık bir süre beklendiği de görülmektedir.

Başvurucu, başvuru dosyasındaki ve başvuruya konu İdare Mahkemesi dosyasındaki

dilekçelerinde (§§ 14, 18, 21, 22) vasinin söz konusu izni, harç ödemekten

endişe etmesi nedeniyle vermediğini belirtmişse de İdare Mahkemesi,

başvurucunun kısıtlı olduğunu öğrendikten sonra harçla ilgili bir talepte

bulunmamış; öncelikle dava ehliyetini sağlamaya çalışmıştır. Mevcut mevzuat

hükümlerine göre ancak dava ehliyeti sağlandıktan sonra adli yardım talebinin

incelenmesine geçilebilecektir. Kaldı ki İdare Mahkemesi,vasinin tebligata elverişli adresini

bildirmesini istediği yazıda da başvurucuya, vasiye icazet verip vermediğinin

bildirilmesine ilişkin ara kararı tebliğ etmeye çalıştığını açıkça belirtmiştir

(bkz. § 17). Öte yandan başvurucu, İdare Mahkemesindeki dava sırasında vasisine

ulaşamadığını veya vasisini değiştirmek istediğini de ileri sürmemiş; temyiz

kararından sonra vasisini değiştirdiğini İdare Mahkemesine bildirmiştir.

60. Başvurucu bireysel başvurusunda, mahkûmiyete bağlı sorunlar

nedeniyle vasisine ulaşamadığını ve sonrasında vasisini değiştirdiğini ileri

sürmüş ise de Derece Mahkemesi önündeki yargılamada bu husustan şikâyet etmediğianlaşılmaktadır. Kural olarak başvurucuların

başvuruya konu yargılamada sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında ilgili

makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek

için gerekli özeni göstermiş olması gerekmektedir (Ayşe Zıraman, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 17). Hükümlülerin bulundukları koşullar gereği diğer kişilere

nazaran bazı haklarını kullanırken birtakım sınırlamalara tabi olabilecekleri

veya fiilî engellemelerle karşılaşabilecekleri, bu kapsamda başvurucunun

başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermede zorluk yaşamış

olabileceği kabul edilebilir bir durum olmakla birlikte başvurucunun Derece

Mahkemesindeki yargılama sırasında böyle bir durumdan şikâyet etmediği

anlaşılmaktadır.

61. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde tam yargı

davasında vasinin davaya icazet vermemesi nedeniyle davanın ehliyet yönünden

reddedilmesinde kamu makamlarına atfedilecek bir kusur bulunduğu

söylenemeyeceğinden başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmediği

sonucuna varılmaktadır.

62. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, Erdal TERCAN'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten

TAMAMEN MUAF TUTULMASINA

13/4/2016 tarihinde Erdal TERCAN'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1- Başvuru dilekçesinden, başvurucunun; 1997 yılında gözaltına

alınırken el konulan 153 adet hisse senedinin kendisine geri verilmediğini, bu

nedenle uğradığı zararın tazmini talebiyle 30.12.2011 tarihinde dava açtığını,

bu arada işlediği bir suç nedeniyle mahkumiyetine karar verildiğini, ceza evine

alındığını, kendisine vasi atandığını, tazminat davasına bakan idare

mahkemesinin de kendisinden eksik kalan harcın tamamlanmasını istediğini, ceza

evinde olduğu için harcı ödeyemeyeceğinden adli yardım talebinde bulunduğunu,

ancak idaremahkemesinin, adli yardımdan önce

kendisine vasi atanıp atanmadığını araştırdığını, vasi atandığını öğrenmesi

üzerine açılan davaya icazet verip vermeyeceğini açıklaması için vasiye süre

verdiğini, belirlenen süre içinde vasinin herhangi bir cevap vermemesi üzerine,

davaya icazet verilmediği gerekçesiyle davayı ehliyet yokluğu nedeniyle

reddettiğini, bu arada başvurucunun vasisinin değiştirilmesini istediğini ve

talebi doğrultusunda vasinin değiştirildiğini; başvurucunun, idare mahkemesinin

vermiş olduğu davanın ehliyet yokluğu nedeniyle reddi kararını temyiz ettiğini,

ancak, Danıştay Onuncu Dairesinin temyiz talebini, temyiz talebinin vasi

tarafından onaylandığına ilişkin herhangi bir belge sunulmadığından,

başvurucunun, vesayet altında olması nedeniyle tek başına dava açma ve temyiz

etme ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle temyiz talebini de reddettiğini, bunun

üzerine bireysel başvuruda bulunduğunu ve Anayasa’nın 38. ve 40. maddelerinde

düzenlenen haklarının ihlâl edildiğini ileri sürdüğü görülmüştür.

2- Bölüm Çoğunluğu, başvuruyu kabul edilebilir bulmuş ve

mahkemeye erişim hakkı açısından başvurunun esasını inceleyerek ihlâl olmadığı

sonucuna varmıştır.

3- Kanaatimce, başvurunun kabul edilebilirliğine karar vermeden

önce, başvurucunun başvuru ehliyeti açısından durumunun ayrıca incelenmesi

gerekmektedir. Tıpkı dava ehliyeti gibi, başvuru ehliyeti de bir kabul

edilebilirlik şartı olup, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesi aşamasında,

diğer kabul edilebilirlik şartları gibi Anayasa Mahkemesince re’sen incelenmelidir.

4- 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin 7. fıkrasında “Bireysel

başvuruların incelenmesinde, bu Kanun ve İçtüzükte hüküm bulunmayan hâllerde

ilgili usul kanunlarının bireysel başvurunun niteliğine uygun hükümleri uygulanır”

hükmü bulunmaktadır. Buna göre, bireysel başvuru ehliyeti açısından ilgili usul

kanunu’ nun6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) olduğu açıktır.

5- HMK m. 51’e göre, dava ehliyeti, medeni hakları kullanma

(fiil) ehliyetine göre belirlenir. 4721 sayılı Medeni Kanun (MK) m. 14’e göre de, “Ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve

kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur.”

6- MK’un16. maddesinin birinci fıkrasına göre “Ayırt etme gücüne

sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi

işlemleriyle borç altına giremezler. Karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı

sıkıya bağlı hakları kullanmada bu rıza gerekli değildir.". Aynı Kanun'un

407. maddesine göre de“Bir

yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkûm olan her ergin

kısıtlanır.

Cezayı yerine getirmekle görevli makam, böyle bir hükümlünün

cezasını çekmeye başladığını, kendisine vasi atanmak üzere hemen yetkili

vesayet makamına bildirmekle yükümlüdür.”

7- Vesayet dairelerinin yetkilerine ilişkin hükümler saklı

kalmak kaydıyla vasi, vesayet altındaki kişiyi bütün hukukî işlemlerinde temsil

eder (MK m.448). Buna göre, acele hâllerde vasinin geçici önlemler alma yetkisi

saklı kalmak üzere, dava açma, sulh olma, tahkim ve konkordato yapılması gibi

işlemler de vesayet makamının izni gereklidir (MK m. 462/8).

8- MK m.453 vd gereğince vesayet

altındaki kişi,bir meslek

veya sanatla uğraşma izni verilmişse, kendi tasarrufuna bırakılmış malvarlığı

ile ilgili olarak yahut münhasıran şahsa bağlı hakları için vasinin izni

olmaksızın dava ehliyetine sahiptir. Bunların dışındaki diğer hallerde kanunda

belirtildiği şekilde vasinin izni ile fiil ve bu duruma bağlı olarak dava

ehliyetine sahiptir. Kısıtlı, vasinin izni olmadan dava açarsa, mahkeme

tarafından verilen sürede vasi davaya icazet verebilir, süresi içinde icazet

verilmezse, mahkeme davayı dava ehliyeti yokluğundan reddeder.

9- HMK’daki düzenlemeye ve usul

hukukundaki uygulamaya paralel olarak, bireysel başvuruda da,

vesayet altındaki kişinin, vasinin iznine tabi bir dava nedeniyle bireysel

başvuruda bulunabilmesi için, ayrıca vasinin iznine ihtiyaç olup olmadığı

araştırılmalıdır.

10- Öncelikle belirtmek gerekir ki, kısıtlı bir kimsenin, bazı

işlemleri yapabilmesi bu bağlamda dava açabilmesi için vasinin iznine tabi

tutulması ilk bakışta, kısıtlının mahkemeye erişim hakkını sınırlandıran bir

durum olarak değerlendirilebilir. Ancak, kısıtlıya vasi atanmasındaki asıl

amaç, kısıtlının hak ve menfaatlerinin daha iyi korunmasının sağlanması, bu

konuda kısıtlıya yardımcı olunmasıdır. Nitekim MK m.447,I’e

göre, vasi kısıtlıyı korumak ve bütün kişisel işlerindeona

yardım etmekle yükümlüdür.

11- Kısıtlının, münhasıran şahsa bağlı bir hakkı veya kendi

tasarrufuna bırakılmış malvarlığı yahut bir meslek veya sanatla uğraşma izni

verilmişse bununla ilgili konularda vasinin izni olmadan bireysel başvuruda

bulunabilmesi doğaldır. Ancak bu konuların dışında diğer konularda da, bireysel başvurunun özelliği gereği ve mahkemeye erişim

hakkı çerçevesinde, kısıtlıların bireysel başvuruda bulunup bulunamayacağı

somut olayın özellikleri de dikkate alınarak belirlenmelidir.

12- Anayasa Mahkemesi, uzun süreli hürriyeti bağlayıcı ceza

aldığı için ceza evinde olan ve zorunlu olarak kendisine vasi atanan bir

mahkûmun, ceza evinde kendisine gönderilen postaların teslim edilmemesi yahut

gönderdiği şeylerin ceza evi idaresince sakıncalı bulunarak ilgilisine

gönderilmemesine ilişkin şikayetlerle ilgili olarak vasinin iznini aramaksızın

bireysel başvuruda bulunulabilmesini kabul etmiştir (Örneğin bkz. Bilal Demirdağ, B.No:

2014/4892,5/11/2015). Gerçekten, böyle bir konuda bireysel başvuruda

bulunabilmek için vasinin iznini aramak gerekmeyebilir. Böyle bir konu, geniş

anlamda kısıtlının (mahkûmun) şahsına bağlı bir hak kapsamında değerlendirilebileceği

gibi, kendisi için vasi tarafından korunmayı gerektirecek bir yükümlülük de

kural olarak söz konusu değildir.

13- AİHM’ de Stanev/Bulgaristan

kararında (BD - 36760/06, Karar 17.1.2012), akıl

hastası olduğu için kısıtlanıp, kendisine bir vasi atanan vebir

sosyal eve yerleştirilen başvurucunun, kısıtlanma süreci, bu süreçte kendisine

tanınan yahut tanınmayan haklar ve kaldığı yerin şartlarına ilişkin olarak

yaptığı başvuruyla ilgili olarak şöyle demiştir: “241. Mahkemeye erişim

hakkının mutlak bir hak olmadığı doğrudur. Bu alanın niteliği gereği taraf

devletlere alanın düzenlenmesinde belli bir takdir marjının tanınması gerekir (Ashingdane, § 57).Ayrıca Mahkeme, bir kişinin usuli haklarına yönelik sınırlamalar, bu kişi kısmen

haklarını kullanma yeteneğini kaybetmiş bir kişi olabilir, o kişinin kendi

haklarını ve başkalarının menfaatlerini ve de yargının düzenli işleyişi

nedeniyle haklı kılınabilir.Bununla beraber, bu usuli hakların kullanımı, ilgilinin yargı makamları önüne

taşımayı istediği dava konusunda bağlı olarak değişen bir öneme sahip olabilir.

Özellikle, kişinin kendi (haklarını kullanmada) yetkisizliğine dair verilen

kararın yeniden gözden geçirilmesini istediği hallerde durum böyledir. Çünkü

böyle bir dava bir defa açıldığında yetkisizlik kararı ile etkilenen bütün

hakların ve hürriyetlerin kullanımı için belirleyici olacaktır. Bu kişi

özgürlüğüne getirilebilecek sınırlamalar için de etkili bir sonuç doğuracaktır

(Chtoukatourov, § 71). Mahkeme, bu nedenle söz konusu

hakkın kısmen yetkisiz ilan edilen kişinin haklarının korunması açısından en

temel haklardan birini oluşturduğuna inanmaktadır. Dolayısıyla ilgili kişiler

ilke olarak doğrudan mahkemeye erişim hakkından yararlanmalıdır.”

14- Görüldüğü gibi AİHM’de mahkemeye erişim hakkının mutlak bir

hak olmadığını, ülkelerin bu konuda takdir marjının bulunduğunu kabul etmekte,

ancak, başvurucunun mahkemeye erişim hakkı, yürütülen o süreç sonucu

kısıtlanıyorsa, söz konusu süreçle ilgili olarak başvuruda bulunma hakkının

bulunması gerektiği, aksi takdirde mahkemeye erişim hakkının ihlâli sonucunun

doğabileceğini kabul etmektedir.

15- Somut başvuru konusu olayda, kısıtlının münhasıran şahsına

bağlı bir hakkın kullanılması söz konusu olmadığı gibi, tasarrufuna terkedilen

bir malvarlığı yahutizin verilen bir meslek veya

sanatla ilgili bir başvuru olduğu da anlaşılamamaktadır. Ayrıca başvuru konusuedilen dava, başvurucunun kısıtlanması ve kendisine

vasi atanması sürecine ilişkin bir başvuru da değildir. O nedenle, dava konusu

153 adet hisse senedi nedeniyle tazminat davası açmak vasinin iznine tabidir.

Böyle bir konu nedeniyle dava açmanın vasinin iznine tabi kılınması da olayda

tartışma konusu yapılmamıştır. Nitekim, Bölüm çoğunluğu da vasinin izninin

alınmaması nedeniyle davanın ve temyiz başvurusunun dava ehliyeti yokluğu

nedeniyle reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkı açısından ihlâl oluşturmadığı

sonucuna varmıştır.

16- Buna göre somut başvuru, vasinin izni ile açılması gereken

bir tazminat davasında vasinin izninin alınmaması nedeniyle davanın

reddedilmesine ilişkindir. Başvurucu, vasisinin iznini alarak dava açabilir

yahut açtığı davaya ilişkin bireysel başvuruda bulunabilir. Başvurucunun

şikayetçi olduğu dava, kendisinin ve vasinin gerekli özeni göstermemesi ve

görevini ihmal etmesi nedeniyle reddedilmiştir. Keza başvurucunun vasinin

iznini alarak tekrar bir dava açmasına da engel yoktur.

17- Başvurucunun, vasisinin iznine tabi bir davanın ehliyet

yokluğu nedeniyle reddedilmesinden dolayı bireysel başvuruda bulunabilmesi için

de yine vasisinin izni alınmalıdır. Bu durum, bir başvuru ehliyeti olarak,

kabul edilebilirlik aşamasında incelenmeli ve başvurucu gerekli başvuru

ehliyetine sahip değilse ve bu eksiklik giderilmezse, başvurunun kabul

edilmezliğine karar verilmelidir.

18- Somut olayda da başvurucu, vasinin iznini almadan başvuruda

bulunduğundan, hukuk davalarında olduğu gibi, önceliklebu

eksikliğin giderilmesi yoluna gidilerek vasinin icazet verip vermeyeceği

sorulmalı, kendisine tayine edilen süre içinde vasi cevap vermezse yahut icazet

vermezse başvurunun kabul edilemezliğine karar verilmelidir.

19- Bu bağlamda şu hususunda belirtilmesi gerekir. Bir an için

kısıtlı tarafından yapılan başvuruda Bölüm çoğunluğu tarafından ihlâl bulunduğu

ve yeniden yargılama yapılmasına karar verildiğini düşünelim. Bu takdirde, vasi

tarafından izin verilmeden açılan ve reddedilen bir davanın, bireyselbaşvuru sonucu ihlâlin giderilmesi için yeniden

yargılama yapılmasına karar verildiğinde, yine vasinin izni olmamasına rağmen

görülüp görülemeyeceği de cevaplanması gereken ayrı sorudur.

20- Yukarıda belirtildiği şekilde hareket edilmeyip, vasinin

izni olmadan başvurunun kabul edilebilirliğine karar verildiğinden, Bölüm

çoğunluğunun görüşüne katılmam mümkün olmamıştır.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Nuri

NECİPOĞLU

Erdal TERCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Mehmet Sadık

YAMLI

Başvurucu

:

Osman

GÜMÜŞCÜ

Üye Erdal TERCAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/7006, 13 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  12. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  13. D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  14. Tamamen Muaf Tutulmasına
  15. Karşıoy Gerekçesi
  16. Necipoğlu
  17. Yamlı
  18. Gümüşcü
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/7006
Tarih
13 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Gülamir Bozma Başvurusu (B. No: 2013/4569)
  • Ali Şaşkın ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6819)
  • Mirze Bozma Başvurusu (B. No: 2013/5319)
  • Yılmaz Öner Başvurusu (B. No: 2013/7535)
  • Ali Eluyğun Başvurusu (B. No: 2013/6102)
  • Sıdıka Yönetci Başvurusu (B. No: 2013/7056)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.