İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ramazan Coşar Başvurusu (B. No: 2014/20562)

1. Başvuru; askerlik hizmeti sırasında dizde kitle (tümör)

Başvuru No2014/20562Tarih7 Şubat 2018Okuma27 dk · 5.303 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ramazan Coşar Başvurusu

Karar tarihi
7 Şubat 2018
Başvuru Numarası
2014/20562
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.303 kelime·27 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; askerlik hizmeti sırasında dizde kitle (tümör)

olduğunun anlaşılması üzerine görülen tedavilere rağmen yaşamı yitirme

nedeniyle yaşam hakkının, açılantam yargı davası

sonucunda yüksek miktarda aleyhe vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye

erişim hakkının, bu davadaki yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 31/12/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6.Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucunun kardeşi A.C., askerlik hizmetini yaptığı sırada

dizinde bir kitle olduğunun tespit edilmesi üzerine uzun süre tedavi görmüş

ancak kurtarılamayarak 29/9/2011 tarihinde yaşamını yitirmiştir.

A. A.C.nin Askerlik

Süreci ve Ölümü

9. Başvurucunun kardeşi A.C., askerlik hizmetini ifa etmek üzere

14/5/2010 tarihinde Üçüncü Amfibi Deniz Piyade Tabur Komutanlığına (İzmir)

teslim olmuştur.

10.A.C., askerliğe başladıktan sonra muhtelif tarihlerde çeşitli

şikâyetlerlerevire ve asker hastanelerine

başvurmuştur.

11. A.C. 10/6/2010 tarihinde Foça Deniz Üs revirinde muayene

olmuş ve bu muayene neticesinde İzmir Asker Hastanesi Cildiye Polikliniğine

sevk edilmiştir. Sevk kararı üzerine A.C. 11/6/2010 tarihinde Cildiye Polikliniğinde

muayene olmuştur. A.C. burada muayene olduktan sonra nörofibromatozis ön tanısıyla

Radyoloji Servisine yönlendirilmiştir. Radyoloji Servisinde A.C.ye beyin MR'si için 2/8/2010 tarihine randevu verilmiştir.

12. A.C. dizindeki bir ağrı nedeniyle 28/6/2010 tarihinde Foça

Deniz Üs revirine müracaat etmiştir. Revirde muayene edilen A.C.nin

Foça Deniz Üs Komutanlığı Polikliniği Ortopedi Servisine sevkinin uygun olduğu

değerlendirilmiştir. Bunun üzerine aynı gün anılan Poliklinikte yapılan

muayenesi neticesinde A.C.ye artralji (eklem ağrısı) teşhisiyle ilaç tedavisi

önerilmiştir.

13. A.C. sevk edildiği Foça Deniz Üs Komutanlığı Polikliniği

Ortopedi Servisinde 5/7/2010 tarihinde de artralji teşhisiyle ilaç tedavisi

almış; bunun yanı sıra dizine elastik sargı uygulanmıştır.

14.Foça Deniz Üs Komutanlığı Polikliniği Ortopedi Servisinde

12/7/2010 tarihinde de muayene edilen A.C., İzmir Asker Hastanesi Ortopedi

Polikliniğine sevk edilmiştir. A.C. bu tarihten sonra da birkaç defa acil

olarak Foça Deniz Üs Komutanlığı Polikliniğine getirilmiş ve burada muayene

edilmiştir.

15. A.C., 15/7/2010 tarihinde İzmir Asker Hastanesi Ortopedi

Polikliniğinde muayene edilmiştir. Bu muayenede tahlil için kendisinden kan

alınmış ve ayrıca ağrıyan yerin röntgeni çekilmiştir. Tetkik sonuçlarına göre

22/7/2010 tarihinde tekrar değerlendirilen A.C.ye sol diz ydt tanısıyla yedi gün

istirahat verilmiş, elastik bandaj uygulanmıştır. Bu muayenede ayrıca A.C.den diz MR görüntüleme tetkiki istenmiş ve MR

sonuçlarına göre tekrar değerlendirilmesi planlanmıştır. A.C. burada 29/7/2010

tarihinde de muayene olmuştur.

16.A.C. 9/8/2010 tarihinde sol dizinde ağrı ve şişlik

şikâyetiyle Gülhane Askerî Tıp Akademisi (GATA) Acil Servisine giriş yapmış,

akabinde ise 10/8/2010 tarihinde GATA Tıbbi Onkoloji Servisine yatırılmıştır.

17. GATA'da 13/8/2010 tarihinde yapılan biyopsi sonucunda A.C.ye

osteosarkom [kötü huylu kemik tümörü] tanısı konmuş

ve bu tanıya göre kendisine dört kür kemoterapi uygulanmıştır. Kemoterapi

sonrasında kitlede belirgin bir küçülme olmaması ve hastanın ağrılarının devam

etmesi üzerine sol diz üstü ampütasyon (çıkıntı biçimindeki bir organın

tamamının ya da bir kısmının kesilmesi) kararı alınmıştır. Bu karar üzerine

25/10/2010 tarihinde GATA Ortopedi Kliniğinde ampütasyon ameliyatı yapılmıştır.

18.Ampütasyon ameliyatı sonrasında takip altına alınan A.C.nin akciğerinde sekiz ay sonra metastaz saptanmıştır.

Bunun üzerine 16/6/2011 tarihinde GATA Göğüs Cerrahisi Kliniğinde metastazektomi ameliyatı yapılmıştır. Bu ameliyata rağmen

sağlık durumu düzelmeyen A.C. 29/9/2011 tarihinde yaşamını yitirmiştir.

B. Askeri Yüksek İdare

Mahkemesinde Açılan Tam Yargı Davası Süreci

19. Başvurucu, yaşanan olay nedeniyle uğramış olduğu

zararlarının karşılanması istemiyle 16/9/2011 tarihinde Millî Savunma

Bakanlığına müracaat etmiş; talebinin zımnen reddedilmesi üzerine 9/1/2012

tarihinde Millî Savunma Bakanlığı aleyhine Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesinde

tazminat davası açmıştır. Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi 25/5/2012 tarihli

kararıyla dava konusu olayda idare mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle

yargı yolu bakımından davanın reddine karar vermiştir.

20.Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi kararının kesinleşmesi

üzerine başvurucu, 10/10/2012 tarihinde Millî Savunma Bakanlığı aleyhine Askeri

Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) tam yargı davası açmıştır. Bu davada,

başvurucunun yanı sıra başvurucunun anne ve babası ile dört kardeşi de davacı

taraf sıfatıyla yargılamaya katılmıştır. Başvurucu, anılan olay nedeniyle

toplam 10.000 TL manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Başvurucunun anne ve

babası toplam 50.000 TL maddi, 20.000 TL manevi tazminat; kardeşleri isetoplam 30.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

21. Başvurucu dava dilekçesinde özetle hastalık hakkında geç

teşhis konulması nedeniyle kardeşinin yaşamını yitirdiğini ileri sürmüştür.

Başvurucu bu kapsamda kardeşinin dizindeki ağrıların ilk başlarda pek

önemsenmediğini, kardeşinin ağrıları dayanılmaz hâle gelince hastaneye sevk

işlemlerinin gerçekleştirildiğini ancak bu kez de yanlış teşhis nedeniyle

ortopedi servisinde zaman kaybedildiğini ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca

kardeşinin Antalya'ya izne gelmesi üzerine Akdeniz Üniversitesi Hastanesine

götürüldüğünü ve bu Hastanenin 2/9/2010 tarihli raporuyla kardeşine kemik

kanseri teşhisi konulduğunu, kardeşinin bunun üzerine acil olarak GATA'ya

götürüldüğünü ancak buradaki tüm tedavilere rağmen kurtarılamayarak yaşamını

yitirdiğini, hastalığın erken teşhis edilmesi hâlinde tedaviye %100 cevap

verebilecek bir hastalık olduğunu, erken tanı konulamaması nedeniyle hastalığın

metastaz yaptığını belirtmiştir.

22. AYİM İkinci Dairesi, A.C.nin

tedavi gördüğü hastanelere müzekkere yazarak ilgili tıbbi belgeleri temin

etmiş; ayrıca A.C.nin askelik

şubesi şahsi dosyası ile uyuşmazlığın çözümü için gerekli görülen ilgili bazı

bilgi ve belgeleri dava dosyasına eklemiştir.

23. AYİM İkinci Dairesi 29/5/2013 tarihli ara kararı ile konunun

açıklığa kavuşturulması için tıbbi bilirkişi raporu alınmasına karar vermiştir.

AYİM İkinci Dairesi bu kapsamda tarafların dilekçelerini ve ilgili

hastanelerden getirtilen belgeler ile A.C.nin şahsi

dosyasını Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığına göndermiş ve aşağıdaki

hususları açıklığa kavuşturacak bir rapor tanzim edilmesi talebinde

bulunmuştur:

"1. Davacılar yakınının vefatına sebep

olan rahatsızlığın ne olduğu, bu rahatsızlığın oluşum ve ilerleme süreci ve bu

süreçte etkili olan etmenlerin neler olduğu, (müteveffanın bacağındaki tümörün

erken teşhis edilebildiğinde tedaviye cevap verebilecek bir tümör olup olmadığı,

hastalığın %100'e yakınının tedaviye cevap verip vermediği, şayet tedavi

noktasında biraz gecikme olmuşsa bile bacak kesilmek suretiyle tümörün diğer

organlara yayılmasının engellenip engellenemeyeceği),

2. Davacılar yakınının vefatına sebep olan

rahatsızlığın bünyesel bir rahatsızlık mı, yoksa dış etkenlerden kaynaklanan

bir rahatsızlık mı olduğu,

3. Davacılar yakınının rahatsızlığı bünyesel

bir rahatsızlık değilse, bu rahatsızlığın oluşumunda askerliğin sebep ve

tesirinin bulunup bulunmadığı,

4. Davacılar yakınının vefatına sebep olan

rahatsızlığı bünyesel bir rahatsızlık ise, bu rahatsızlığın tetiklenmesinde ve

ilerlemesinde askerliğin sebep ve tesirinin bulunup bulunmadığı,

5. Davacılar yakınının rahatsızlığı hususunda

idari mercilerin ve sağlık hizmeti veren birimlerin teşhis, tedavi ve bakım

hizmetlerinde herhangi bir hata, gecikme ve eksiklik bulunup bulunmadığı,

6. Davacılar yakınında mevcut rahatsızlığın

askerlik başlangıcında mevcut olup olmadığı, mevcut ise askere alınışı

sırasında anılan rahatsızlığı tespit etme imkanı

bulunup bulunmadığı,

(...)"

24. AYİM İkinci Dairesinin talebi doğrultusunda Gazi

Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde görevli iç hastalıkları ve tıbbi

onkoloji uzmanlarınca hazırlanan 30/12/2013 tarihli raporda aşağıdaki

değerlendirmelerde bulunulmuştur:

"1. Hastada ortaya çıkan osteosarkom başlangıcı askerlik öncesi dönemde başlamış

olup askerliğin sebep ve tesiriyle oluşmamıştır. Hastanın şikâyetlerinin

başlangıcı ile tanının konulmasına kadar geçen süre 1,5 ay civarında olup çok

nadir görülen tümörlerden olan osteosarkom tanısında

kabul edilebilir bir sürede tanıya ulaşılmıştır. Osteosarkom

hastalarında uygulanan tedavilere rağmen hastalığın biyolojik davranışı ile

ilişkili olarak ancak hastaların %20-30'unda uzun dönem yaşam şansı ortaya

çıkarken maalesef güncel uygulamalara rağmen hastaların büyük bir kısmında

tedaviye cevapsızlık ve hastalığın ilerlemesi ve uzak organ yayılımı nedeniyle

hastalar kaybedilmektedir. Tanı gecikmesi olarak ifade edilen 1,5 aylık süre

aslında tetkiklerin yapılması ve patoloji sonucunun çıkması için ülkemiz

koşularında geçen makul bir süredir.

2.Hastalık bünyesel nedenlerle oluşup, dış

etkiler nedeniyle oluşmamaktadır.

3. Askerlik eğitimleri sırasındaki fiziksel

aktivitelerin hastalıkla ilgili semptomların daha erken ortaya çıkmasına sebep

olarak tanıya daha erken ulaşılmasına katkı sağlamış olabileceği

değerlendirildi.

4.Hasta müteaddit defalar birlik reviri ve

askeri hastaneye müracaat etmiş ve gerekli değerlendirmeler yapılmış, semptomatik tedaviler verilmiş ve ileri tetkikler

planlanmıştır.

5. Hastalığın askerliğin başlangıcında mevcut

olduğu ancak bu hastalıkla ilgili herhangi bir şikayetinin olmaması nedeniyle

sağlıklı bir birey olarak değerlendirilmiş ve tetkik edilmemiştir. Osteosarkom tanısı için tarama amaçlı erken tanıya yönelik

herhangi bir tarama programı yoktur."

25. Başvurucu, kendisine tebliğ edilen bilirkişi raporuna itiraz

etmiştir. Başvurucu bu kapsamda hastalığın askerliğin sebep ve tesiriyle

oluştuğuna dair bir iddiasının zaten bulunmadığını, dava konusunun hastalığının

erken teşhis edilememiş olması ve bu hastalığa rağmen kişinin sportif

faaliyetlere devam ettirilmesi olduğunu, yanlış tanı nedeniyle zaman

kaybedildiğini, hastalığın gizli ve sinsi bir hastalık olmadığını, röntgenle

bile tanının konulabileceğini belirtmiştir.

26. AYİM İkinci Dairesi 22/4/2014 tarihli karar ile bilirkişi

raporundaki açıklamaları yeterli görmüş ve anılan bilirkişi raporu ile dava

dosyasında bulunan diğer bilgi ve belgeleri dikkate alarak davanın reddine

karar vermiştir. Kararda özellikle Gazi Üniversitesi Hastanesinden alınan

bilirkişi raporundaki değerlendirmelere dayanılmıştır. Kararın gerekçesinde; A.C.nin rahatsızlığının ortaya çıkması ile askerlik hizmetinin

sebep ve tesiri arasında herhangi bir illiyet bağının bulunmadığı, tedavide

herhangi bir yanlışlık, eksiklik veya gecikme olmadığı, dolayısıyla idarenin

meydana gelen zararı tazminle sorumlu tutulamayacağı belirtilmiştir. Kararda

ayrıca başvurucu ile başvurucunun annesi, babası ve kardeşleri aleyhine davanın

reddedilen kısmı üzerinden toplam 7.250 TL vekâlet ücretine hükmedilmiştir.

27. Başvurucu, dakikaların bile önemli olduğu bir konuda bir

buçuk aylık gecikmenin makul olarak görülemeyeceğini belirterek karar düzeltme

yoluna başvurmuştur. Başvurucu ayrıca dava sonucunda hükmedilen vekâlet

ücretinin fahiş miktarda olduğunu ileri sürmüştür.

28. AYİM İkinci Dairesi 12/11/2014 tarihli kararla başvurucunun

karar düzeltme isteminin reddine karar vermiştir.

29. Bu karar 4/12/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

30. Başvurucu 31/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

31. Yaşam hakkına ilişkin ilgili hukuk için bkz. Bağı Akay ve diğerleri, B. No: 2014/5101,

22/6/2017, §§ 26-37.

32.4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi

Kanunu'nun "Yargılama masrafları"kenar

başlıklı 71. maddesi şöyledir:

Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılan dava

dolayısıyla ödenen harç ve posta ücretleri ile bilirkişi incelemeleri, delil

tespiti ve keşif için yapılan harcamalar ve avukat marifetiyle takip olunan

davalarda, tarifesine göre avukatlık ücreti haksız çıkan tarafa ve davanın

kısmen kabulü ve kısmen reddi halinde bu masraflar orantılı olarak taraflara

yükletilir. Davadan feragat eden veya davayı kabul eden taraf, yargılama

masrafları ve avukatlık ücreti bakımından haksız çıkmış sayılır."

33. 1602 sayılı Kanun'un

"İdari Yargılama Usulü Kanunu ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun

uygulanacağı haller" kenar başlıklı

56. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan

hallerde; İdari Yargılama Usulü Kanunu ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun

(...) yargılama giderleri[ne], (..) ilişkin hükümleri uygulanır."

34.12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun "Yargılama giderlerinden

sorumluluk" kenar başlıklı

326. maddesi şöyledir:

"(1) Kanunda yazılı hâller dışında,

yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar

verilir.

(2) Davada iki taraftan her biri kısmen haklı

çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre

paylaştırır.

(3) Aleyhine hüküm verilenler birden fazla ise

mahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği gibi, müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar

verebilir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

35. Mahkemenin 7/2/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1.Başvurucunun İddiaları

36.Başvurucu; 3. Amfibi Deniz Piyade Tabur Komutanlığı emrinde

piyade onbaşı olarak görev yapan kardeşi A.C.nin

askerlik hizmeti sırasında dizinden rahatsızlandığını, kardeşinin dile

getirdiği şikâyetlerin komutanlar tarafından inandırıcı bulunmadığını ifade

etmiştir. Başvurucu, ağrıları iyice artan kardeşinin ancak 15/7/2010 tarihinde

hastaneye gitmesine izin verildiğini, Hastanenin Ortopedi Servisinde yapılan

tetkiklerde ise kardeşinin dizindeki tümörün fark edilemediğini, tümörün fark

edilememesi nedeniyle kardeşinin her türlü askerî eğitim ve spor faaliyetine

devam ettiğini belirtmiştir. Başvurucu; ağrıları dayanılmaz hâle gelen

kardeşinin ev izni alması üzerine Akdeniz Üniversitesi Hastanesinde muayene

olduğunu ve bu hastanede 2/9/2010 tarihli raporla kardeşine kemik kanseri

teşhisi konulduğunu, bu teşhis üzerine acilen GATA'ya sevk edilen kardeşinin

sol bacağının diz üstünden kesildiğini, kanser hücrelerinin geç teşhis

nedeniyle akciğere sıçraması sonucu 29/9/2011 tarihinde yaşamını yitirdiğini,

geç teşhis nedeniyle meydana gelen bu ölüm yüzünden büyük acı ve ızdırap duyduğunu, zararlarının karşılanması amacıyla AYİM'de açtığı davadan da sonuç alamadığını, idarenin

haklarının kendi haklarından üstün tutulduğunu ifade etmiştir. Başvurucu,

anılan nedenlerle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun bu başlık altındaki iddiaları,

kardeşi A.C.nin yaşamının yetkili makamlarca

korunamadığı ve bu konuda etkili bir yargısal korumadan yararlanamadığı

hususları ile ilgilidir. Söz konusu iddialar yaşam hakkı kapsamındaki pozitif

yükümlülükler ile ilgili olduğundan başvurucunun adil yargılanma hakkı ile

bağlantı kurarak ileri sürdüğü bu iddiaların yaşam hakkı kapsamında incelenmesi

gerektiği değerlendirilmiştir.

38. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları

şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller

dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve

tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.”

39. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, (...)

kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle

bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri

kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamaya çalışmaktır.”

a. Genel İlkeler

40. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı birbiriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez haklardan

olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır.

Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyin

yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme,bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak

yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal

makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden

kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).

41. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklere göre

devletin yaşamı tehlikeye girebilecek olan kişilerin yaşamını korumak için

yeterli yasal ve idari bir çerçeve oluşturması gerekmektedir. Bu yükümlülük

askerlik hizmetini yerine getiren kişilerin yaşam ve sağlıklarının korunması için

de geçerlidir.

42. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükler askere alım

işlemleri sırasında kişilerin uygun denetimlerden geçirilmesini gerekli kılar (Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841,

23/1/2014, § 76). Bu yükümlülükler ayrıca askerlik hizmetini yerine getiren

kişilerin yaşamının korunması için gerekli olan tıbbi bakımın sağlanmasını

gerektirir.

43. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında

gerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi devlete yaşam hakkını

korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını,

bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili

idari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük -kamusal

olsun veya olmasın- yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet

bakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 52).

44. Yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise "etkili bir yargısal sistem

kurma" yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası

açılmasını gerektirmez. Bu durumlarda mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle

ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59; Nail Artuç, §

37).

45. Mağdurların kendi inisiyatifleri ile başvurabilecekleri tazminat

yollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolların

uygulamada da etkili olmasıgerekir. Bir başvuru

yolunun ancak hak ihlalini önleyebilmesi, devam etmekteyse sonlandırabilmesi

veya sona ermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilmesi ve bunun için uygun bir

giderim sunabilmesi hâlinde etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir Canan, § 26; Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, §

39).

46. Yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasının ileri sürüldüğü

tazminat ve tam yargı davalarında derece mahkemelerinin Anayasa’nın 17.

maddesinin gerektirdiği özende bir inceleme yapma yükümlülüğü bulunmaktadır.

Bununla birlikte söz konusu özen yükümlülüğü, yaşam hakkı ile ilgili her davada

mutlaka mağdurlar lehine bir sonuca varılmasını garanti altına almamaktadır (Aysun Okumuş ve Aytekin Okumuş, B. No:

2013/4086, 20/4/2016, § 73).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

47. Somut olayda yaşam hakkının korunması için oluşturulan yasal

çerçevenin yetersiz olduğu şeklinde bir iddia ileri sürülmediği gibi Anayasa

Mahkemesi tarafından bu konuda resen gözetilmesi ve incelenmesi gereken bir

hususun da bulunmadığı anlaşılmıştır.

48. Somut olayda başvurucunun kardeşi A.C.nin

osteosarkom

tanısı ile tedavi gördüğü sırada bu rahatsızlıktan dolayı yaşamını yitirdiği

anlaşılmaktadır. Bu durumda başvuru konusu olayda öncelikle askerî yetkililerin

askere alım işlemleri sırasında A.C.nin

rahatsızlığını bilip bilmediklerinin veya bilmelerinin gerekip gerekmediğinin

değerlendirilmesi gerekmektedir.

49. A.C.nin askere alındığı tarihte

yürürlükte bulunan 24/11/1986 tarihli ve 86/11092 sayılı Türk Silahlı

Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) 5. maddesinde; askerlik

çağına giren yükümlülerin askere alınmadan önce sağlık muayenesinden

geçirileceği, bu muayene sırasında yükümlünün bildiği herhangi bir hastalık

veya arızasının olup olmadığına, muayene sırasında herhangi bir sağlık

yakınmasının bulunup bulunmadığına ilişkin yazılı beyanının alınacağı belirtilmiştir.

Aynı Yönetmelik'in A.C.nin askere alındığı tarihte

yürürlükte bulunan 10. maddesinde ise sağlık kontrolleri neticesinde askerliğe

elverişli olmadığı tespit edilen yükümlülerin askere alınmayacağı belirtilmiş;

sağlık durumları geçici olarak bozuk olan son yoklamaya tabi yükümlüler

hakkında ertesi yıla bırakma kararı, sevke tabi olanlar hakkında ise sevk

tehiri kararı verileceği ifade edilmiştir.

50. Başvuru formu ve eklerinde A.C.nin

askere alınmadan önce yahut askerliğe sevk işlemleri sırasında herhangi bir

rahatsızlıktan, özellikle de ileride ortaya çıkacak olan osteosarkom

rahatsızlığının öncü emaresi olabilecek diz ağrısı şikâyetinden muzdarip olduğuna dair bir bilgi ve belge bulunmamaktadır.

Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde A.C.nin hasta

olduğu ve bu nedenle askere alınmaması gerektiği yönünde başvurucu tarafından

yetkili makamlara yapılmış bir müracaatın bulunmadığı anlaşılmaktadır. Başvuru

dosyasındaki bu verilere göre A.C.nin askere alım

işlemleri sırasında olağan muayeneden daha ileri tıbbi muayene ve tetkiklerden

geçirilmesi gerektiğini söylemek mümkün gözükmemektedir. Nitekim Gazi

Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinden alınan bilirkişi raporunda hastalığın

askerliğin başlangıcında mevcut olduğu belirtilmiş olmasına rağmen kişinin bu hastalıkla

ilgili herhangi bir şikâyetinin olmaması nedeniyle sağlıklı bir birey olarak

değerlendirilerek daha ileri bir muayeneden geçirilmemesinde sorun

görülmemiştir. Bilirkişi raporunda ayrıca osteosarkom

vakalarında erken tanıya yönelik herhangi bir tarama programı olmadığı

belirtilmiştir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde askerî

yetkililerin askere alım işlemleri sırasında A.C.nin

rahatsızlığını bildikleri ya da bilmeleri gerektiği sonucuna ulaşılması mümkün

değildir.

51. Bu durumda somut olayda incelenmesi gereken asıl sürecin

askerlik dönemi olduğu anlaşılmaktadır. Askerlik dönemi içinde asıl incelenmesi

gerekenin ise hastalığın teşhisine kadarki süreç olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü

başvurucu, hastalık hakkında teşhis konulmasından sonra yapılan işlemlerle

ilgili olarak herhangi bir ihlal iddiasında bulunmamaktadır. Başvurucu asıl

olarak kardeşinin hastalığı hakkında geç teşhis konulmasından ve geç teşhis

konulmasının bir sonucu olarak hastalığın metastaz yapmasından şikâyet

etmektedir.

52. Askerlik süreci bu kapsamda incelendiğinde 14/5/2010

tarihinde Üçüncü Amfibi Deniz Piyade Tabur Komutanlığına teslim olan A.C.nin 10/6/2010 tarihinde revirde muayene olduktan sonra

İzmir Asker Hastanesi Cildiye Polikliniğine sevk edildiği, sevk kararı üzerine A.C.nin 11/6/2010 tarihinde İzmir Asker Hastanesi Cildiye

Polikliniğinde muayene olduğu, bu muayene sonucunda nörofibromatozis ön tanısıyla A.C.nin beyin MR'sinin istendiği

ve bunun için A.C.ye 2/8/2010 tarihine randevu verildiği görülmektedir. A.C.nin dizindeki ağrı nedeniyle ilk kez 28/6/2010

tarihinde Foça Deniz Üs revirine müracaat ettiği ve bu tarihte önce revirde,

akabinde ise sevk edildiği Foça Deniz Üs Komutanlığı Polikliniğinde artralji

teşhisiyle ilaç tedavisi gördüğü, A.C.nin bu tarihten

sonra da anılan Polikliniğin Ortopedi Servisine bir kaç

defa başvurduğu ve nihayetinde İzmir Asker Hastanesine sevk edildiği

anlaşılmaktadır. Sevk kararı üzerine A.C.nin

15/7/2010 tarihinde İzmir Asker Hastanesi Ortopedi Polikliniğinde muayene

olduğu, bu muayenede tahlil için A.C.den kan alındığı

ve ayrıca ağrıyan yerin röntgeninin çekildiği anlaşılmaktadır. A.C.nin daha sonra 22/7/2010 ve 29/7/2010 tarihlerinde de

bu Hastanede muayene olduğu görülmektedir. 22/7/2010 tarihli muayenede sol diz ydt

tanısıyla A.C.nin diz MR'nin

istendiği ve MR sonuçlarına göre tekrardan değerlendirilmesinin planlandığı

görülmekle birlikte A.C.nin anılan Hastanede MR

çektirmeden 9/8/2010 tarihinde GATA Acil Servisine giriş yaptığı, akabinde ise

10/8/2010 tarihinde GATA Tıbbi Onkoloji Servisine yatırıldığı ve 13/8/2010

tarihinde yapılan biyopsi sonucunda A.C.ye osteosarkom tanısının konulduğu ve

bundan sonra bu tanıya göre bir tedavinin uygulandığı anlaşılmaktadır.

53. Yukarıdaki bilgilere göre başvurucunun kardeşi A.C.,

rahatsızlığından ötürü hem revirde hem de sevk edildiği hastanelerin ortopedi

servisinde birçok defa muayene olmuştur. Başvuru formu ve eklerinde,

başvurucunun kardeşi A.C.nin revire ya da hastanelere

sevki noktasında ilgili makamların duyarsız kaldığı şüphesini uyandıracak

herhangi bir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucu her ne kadar

kardeşinin dile getirdiği şikâyetlerinin komutanlar tarafından inandırıcı

bulunmadığını, hastaneye sevkin bu sebeple geç gerçekleştirildiğini ileri

sürmüş ise de mevcut bilgi ve belgelere göre başvurucunun kardeşi A.C.nin sağlık hizmetlerine erişim noktasında sorun

yaşadığını söylemek mümkün gözükmemektedir.

54. A.C.nin revire ya da hastaneye sevkedilmesi hususunda yetkili makamların her hangi bir ihmalinin bulunmadığı tespitini yaptıktan

sonra hastalığın geç teşhis edildiği yönündeki iddianın incelenmesi gerekir.

Ancak bu incelemeye geçmeden önce A.C.ye Akdeniz Üniversitesi Hastanesinin

2/9/2010 tarihli raporuyla kemik kanseri teşhisi konulduğu yönündeki iddiaya

değinilmesi yerinde olacaktır. Başvurucu her ne kadar kardeşinin ev izni alarak

ailesinin yanına gelmesi üzerine Akdeniz Üniversitesi Hastanesinde muayene

olduğunu, bu hastanenin 2/9/2010 tarihli raporuyla kardeşine kemik kanseri

teşhisi konulduğunu ve bu teşhis üzerine acilen GATA'ya sevk edilen kardeşinin

sol bacağının diz üstünden kesildiğini belirtmiş ise de başvurucu tarafından

verilen bu bilgiler GATA kayıtları ile örtüşmemektedir. GATA kayıtlarına göre

9/8/2010 tarihinde sol dizinde ağrı ve şişlik şikâyetiyle GATA Acil Servisine

giriş yapan A.C.ye 13/8/2010 tarihinde yapılan biyopsi sonucunda osteosarkom

tanısı konulmuştur. Başvurucu, başvuru formunda belirttiği Akdeniz Üniversitesi

Hastanesi raporunu Anayasa Mahkemesine de sunmamıştır. Bu sebeple somut olay hakkındaki

değerlendirme AYİM'de görülen dava dosyasındaki bilgi

ve belgeler esas alınarak yapılacaktır.

55. AYİM kararına dayanak teşkil eden bilirkişi raporunda

hastanın şikâyetlerinin başlangıcı ile hastalığın tanısının konulmasına kadar

geçen sürenin bir buçuk ay civarında olduğu belirtilmiştir. 13/8/2010 tarihinde

yapılan biyopsi ile hastalığın tanısının konulduğu dikkate alındığında

bilirkişi raporunda belirtilen bir buçuk aylık sürenin başvurucunun dizindeki

bir ağrı nedeniyle Foça Deniz Üs revirine müracaat ettiği 28/6/2010 tarihinden

başlatıldığı anlaşılmaktadır. Bilirkişi raporunda, A.C.nin

ölümüne neden olan hastalığın A.C.nin İzmir Asker

Hastanesi Cildiye Polikliniğine sevk edilmesine neden olan hastalık ile ilgili

olduğu yönünde bir tespit yer almamaktadır. Dolayısıyla 11/6/2010 tarihinde

İzmir Asker Hastanesi Cildiye Polikliniğinde yapılan muayene sonucunda A.C.ye

beyin MR'si için 2/8/2010 tarihine gün verilmesinin

hastalık hakkında geç teşhis konulduğu yönündeki iddia bakımdan önemli bir veri

sunmadığı değerlendirilmektedir.

56. Hastalığın tanısının geç konulduğu yönündeki iddia

değerlendirilirken başvurucunun kardeşinin dizinde ortaya çıkan osteosarkom tümörünün çok nadir görülen tümörlerden olduğu

yönündeki bilirkişi raporuna özellikle vurgu yapılması gerekir (bkz. § 24).

A.C., diz ağrısı şikâyetinin başlaması üzerine 28/6/2010 tarihinde müracaat

ettiği revirde ve akabinde sevk edildiği ortopedi servisinde ilk başta eklem

ağrısı tanısı kapsamında tedavi görmüştür. Askerlik hizmeti sırasında belli

bazı sportif faaliyetlerin de yapıldığı dikkate alındığında A.C.nin

şikâyetlerinin ilk başta eklem ağrısıyla ilgili olduğunun değerlendirilmesi ve

çok nadir görülen osteosarkom tümörünün düşünülmemesi

somut olayın koşulları bağlamında makul olarak görülebilir. Nitekim Gazi

Üniversitesi Hastanesinden alınan bilirkişi raporunda, diz ağrısı

şikâyetlerinin başladığı ilk dönemde A.C.nin eklem

ağrısı tanısı kapsamında tedavi görmesinde ilgili hekimlerin ihmalinin

bulunduğu yönünde bir tespit yer almamaktadır.

57. A.C., ağrılarının devam etmesi üzerine İzmir Asker Hastanesi

Ortopedi Polikliniğine sevk edilmiş ve burada 15/7/2010 tarihinde muayene

olmuştur. Bu muayenede tahlil için A.C.den kan

alınmış ve dizinin röntgeni çekilmiş ancak osteosarkom

tümörü tespit edilememiştir. Başvurucu, derece mahkemesi önünde her ne kadar

hastalığın gizli ve sinsi bir hastalık olmadığını, röntgenle bile tanısının

konulabileceğini belirtmiş ise de Gazi Üniversitesi Hastanesinden alınan

bilirkişi raporunda, İzmir Asker Hastanesinde yapılan tetkikler sonucunda

hastalığın tespit edilememiş olmasında ilgili hekimlere herhangi bir hata

atfedilmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde bu tespitin doğruluğunun

sorgulanmasına neden olacak bir veri de bulunmamaktadır.

58. A.C., İzmir Asker Hastanesi Ortopedi Polikliniğinde

22/7/2010 tarihinde de muayene olmuştur. Bu muayene neticesinde A.C.den diz MR görüntüleme tetkiki istenmiş ve MR

sonuçlarına göre A.C.nin durumunun tekrardan

değerlendirilmesi planlanmıştır. A.C.nin sol

dizindeki ağrı nedeniyle 9/8/2010 tarihinde GATA'ya götürülmesi ve bu tarihten

itibaren tedavisine GATA'da devam edilmesi nedeniyle İzmir Asker Hastanesinde

yapılması planlanan bu işlemler gerçekleştirilememiş ise de başvuru konusu

olayda A.C.nin şikâyetlerinin artması üzerine her

zaman daha ileri tetkik ve tedavinin planlandığı, GATA'ya sevk işleminin de bu

kapsamda olduğu bir gerçektir. Dolayısıyla somut olayda, hastalığın tanı ve

tedavisi için gerekli adımların atılmadığını söylemek mümkün gözükmemektedir.

59. Başvurucu ayrıca tümörün fark edilememesi nedeniyle

kardeşinin her türlü askerî eğitim ve spor faaliyetlerine devam ettiğini ileri

sürmüştür. Bu bağlamda öncelikle belirtmek gerekir ki başvurucunun kardeşinin

normal sportif faaliyetlerin ötesinde ağır bir yüke maruz kaldığına ilişkin bir

kayıt, başvuru formu ve eklerinde mevcut değildir. İzmir Asker Hastanesi

Ortopedi Polikliniğince yapılan 22/7/2010 tarihli muayeneden sonra da

başvurucunun kardeşine yedi gün istirahat verilmiştir. Kaldı ki hükme esas

alınan bilirkişi raporunda hastalığın bünyesel bir hastalık olup dış etkiler

nedeniyle oluşmadığı ifade edilmiştir. Birlikişi

raporunda ayrıca askerlik eğitimleri sırasındaki fiziksel aktivitelerin

hastalıkla ilgili semptomların daha erken ortaya çıkmasına sebep olarak tanıya daha

erken ulaşılmasına neden olabileceği değerlendirilmiştir.

60. Yukarıdaki açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde

somut olayda hastalığın tanı ve tedavisinde ihmal yaşandığını ve/veya bu

hususta yetkili makamlarca gerekli çabanın sarf edilmediğini gösteren bir durum

tespit edilememiştir. Nitekim Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinden

alınan bilirkişi raporunda, çok nadir görülen tümörlerden olan osteosarkoma dair kabul edilebilir bir sürede tanıya

ulaşıldığı değerlendirilmiştir. Başvuru formu ve ekleri arasında hükme esas

alınan bilirkişi raporundaki değerlendirmelerin güvenilirliğinin sorgulanmasını

gerektirecek bir husus da tespit edilememiştir.

61. Sonuç olarak başvuru konusu olaydadevletin

yaşamı koruma yükümlülüğünü yerine getiremediğini söylemek mümkün

gözükmemektedir. Ayrıca dava reddedilmiş bile olsa başvurucunun etkili bir

yargısal korumadan yararlanamadığı da söylenemez.

62. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

1. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

63. Başvurucu; AYİM'de açılan dava

sonucunda aleyhlerine 7.250 TL vekâlet ücretine hükmedildiğini,

hem kendisinin hem ailesinin maddi durumunun iyi olmadığını belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

64. Başvurucunun bu iddiasının adil yargılanma hakkının

unsurlarından olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

65. Anayasa Mahkemesi 19/6/2017 tarihli yazı ile başvurucu ve

yakınları aleyhine hükmedilen vekâlet ücretinin tahsil edilip edilmediğini

Millî Savunma Bakanlığından sormuştur. Millî Savunma Bakanlığı, AYİM kararında

hüküm altına alınan vekâlet ücretinin başvurucunun babası B.C. ve davacı

tarafların vekilinden talep edildiğini ancak hâlihazırda tahsilatın

yapılmadığını, bununla birlikte bu hususun icra takibine konu edilmediğini

bildirmiştir.

66. Anayasa'nın "Hak

arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Herkes, meşrû

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

(...)"

67. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen

veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, mahkeme kararını önemli ölçüde

etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §

52).

68. Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına göre

kazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkeme

masraflarının hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkına

müdahale oluşturmakta ise de abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun

talepleri disipline etmeye yönelik orantılı müdahaleler meşru görülebilir.

Ancak bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru bir

amaca dayalı ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamu

yararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil

dengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklememiş

olması gerekir (Özkan Şen,§§ 61, 62).

69. 26/9/2011 tarihli ve 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki

Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine

İlişkin Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile idarenin taraf olduğu davaların

idarenin bünyesinde görev yapan kadrolu hukuk müşavirleri ve avukatlar

tarafından takibi öngörülmüş olup davanın reddi hâlinde idare lehine avukatlık

ücretine hükmedilmesi düzenleme altına alınmıştır. 659 sayılı KHK'nın genel

gerekçesinde KHK'nın amacının "hukuk

hizmetlerinin, etkili, verimli ve usul ekonomisine uygun bir şekilde yerine

getirilmesini sağlamak" olduğu belirtilmiştir

(http://www2.tbmm.gov.tr/d26/1/1-0289.pdf). Dolayısıyla idare lehine vekâlet

ücretine hükmedilmesinin amacının gereksiz başvuruların önlenerek dava

sayısının azaltılması ve böylece kamu kaynaklarının etkili, verimli ve usul

ekonomisine uygun bir şekilde kullanılmasının sağlanması olduğu ifade

edilebilir. Kamu kaynaklarının etkili, verimli ve usul ekonomisine uygun bir

şekilde kullanılmasının teminine yönelik düzenleme yapılması da hukuk devleti

ilkesinin bir gereği olup bu sebeple yapılan müdahalenin meşru bir amaca

yönelik olduğu anlaşılmıştır (Murat Kara ve

diğerleri, B. No: 2014/6042, 9/3/2017, §§ 69, 70).

70. Buna karşılık bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyan

başvurucuların reddedilen dava konusu miktar üzerinden hesaplanan avukatlık

ücretini karşı tarafa ödemeye mahkûm edilmeleri ihtimali veya olgusu, belirli

dava koşulları çerçevesinde mahkemeye başvurmalarını engelleme ya da mahkemeye

başvurmalarını anlamsız kılma riski taşımaktadır. Bu kapsamda davanın özel

koşulları çerçevesinde masrafların makullüğü ve orantılılığı, mahkemeye erişim

hakkının asgari sınırını teşkil etmektedir (Özkan

Şen, § 54).

71. Tazminat alacağının miktarı ancak bilirkişi incelemesi ve

benzeri araştırmalardan sonra mahkemenin takdir yetkisi çerçevesinde

belirlenebilen bir olgudur. Tazminat müessesesinin bu özelliği gereği, hak

kazanılan tazminat miktarının dava açılmadan önce tam olarak bilinmesi veya

öngörülmesi mümkün değildir (Özkan Şen,

§ 56).

72. AYİM'de açılan davada, başvurucu

Ramazan Coşar toplam 10.000 TL manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Başvurucunun

anne ve babası toplam 50.000 TL maddi, 20.000 TL manevi tazminat; kardeşleri isetoplam 30.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

AYİM, davayı reddettikten sonra başvurucu ve yakınlarının reddedilen tazminat

talebi üzerinden davalı idareye 7.250 TL vekâlet ücreti (maddi tazminat için

5.750 TL vekâlet ücreti, manevi tazminat için 1.500 TL maktu vekâlet ücreti)

ödemesine karar vermiştir.

73.Somut olayda başvurucu ve yakınları aleyhine hükmedilen 7.250

TL tutarındaki vekâlet ücretinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği ileri

sürülmüş ise de AYİM'deki davada davacı taraf

sıfatıyla yer alan başvurucu dışındaki diğer kişilerin Anayasa Mahkemesine bu

konuda herhangi bir başvuru yapmadığı görülmektedir. Bu sebeple 7.250 TL

tutarındaki vekâlet ücretinin AYİM'deki davada davacı

taraf sıfatıyla yer alan başvurucu dışındaki diğer kişiler yönünden orantısız

bir yük oluşturup oluşturmadığı anlaşılamamaktadır. Dolayısıyla mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia, sadece başvurucunun durumu dikkate

alınarak değerlendirilecektir.

74. Başvurucu, AYİM'de görülen davada

maddi tazminat talebinde bulunmayıp sadece manevi tazminat isteminde

bulunmuştur. Yargılama sonucunda hükmedilen 7.250 TL tutarındaki vekâlet

ücretinin ise 5.750 TL'lik kısmı maddi tazminat için, 1.500 TL'lik kısmı ise

manevi tazminat için belirlenmiştir.

75. 6100 sayılı Kanun'un 326. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında, davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa mahkemenin

yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştıracağı

belirtilmiş; (3) numaralı fıkrasında ise aleyhine hüküm verilenler birden fazla

ise mahkemenin yargılama giderlerini bunlar arasında paylaştırabileceği gibi müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar verebileceği

hükme bağlanmıştır (Mustafa Karaca,

B. No: 2014/11657, 22/6/2017, § 67).

76. Somut olayda AYİM, davacılar (başvurucu ve yakınları)

aleyhine 7.250 TL vekâlet ücretine hükmetmiş ancak bu ücreti davacılar arasında

paylaştırmadığı gibi davacıların vekâlet ücretinden müteselsilen

sorumlu tutulmalarına da karar vermemiştir. 6100 sayılı Kanun'un 326.

maddesinde mahkemenin davayı kaybedenlerin yargılama giderlerinden sorumlu

olacağı bölümü somutlaştırmadığı ve müteselsilen

sorumlu tutulmaları yolunda hüküm de kurmadığı durumlarda davayı kaybedenlerin

yargılama giderlerinin ne kadarından sorumlu olacağını belirleyen bir hüküm

bulunmamaktadır. Bu durumda genel hükümlere müracaat edilmesi gerekmektedir (Mustafa Karaca, § 68).

77. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun

162. maddesinin birinci fıkrasında, birden çok borçludan her biri alacaklıya

karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse müteselsil

borçluluğun doğacağı belirtildikten sonra ikinci fıkrasında, böyle bir bildirim

yoksa müteselsil borçluluğun ancak kanunda öngörülen hâllerde doğacağı

düzenlenmiştir. Bu hüküm dikkate alındığında tarafların kendi aralarında rızaen müteselsil sorumluluk öngörmesi dışında açık bir

kanun hükmü bulunmadıkça müteselsil sorumluluk hükümlerinin uygulanamayacağı

anlaşılmaktadır. Dolayısıyla müteselsil sorumluluğun istisnai bir sorumluluk

türü olduğu söylenebilir (Mustafa Karaca,

§ 69).

78. 6100 sayılı Kanun'un 326. maddesinin (3) numaralı uyarınca

yargılama giderlerinden dolayı müteselsil sorumluluk ancak mahkemenin karar

vermesi hâlinde doğabilmektedir. Mahkemece açıkça davayı kaybedenlerin

yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olacağı

yolunda hüküm kurulmadıkça müteselsil sorumluluk hükümleri uygulanmaz. Bu

durumda mahkemece açıkça belirtilmese bile davayı kaybedenlerden her biri kendi

payına düşen miktardan sorumlu olur (Mustafa

Karaca, § 70).

79. Bu açıklamalar dikkate alındığında başvurucunun sorumlu

olacağı vekâlet ücretiAYİM kararında açıkça

belirtilmemiş olsa bile davacıların vekâlet ücretinden müteselsilen

sorumlu olacağına yönelik açık bir ifade bulunmadığından başvurucunun sadece

manevi tazminat için belirlenen maktu vekâlet ücretinden sorumlu olacağı anlaşılmaktadır.Manevi tazminat için maktu olarak

belirlenen vekâlet ücretinin ise başvurucuya dava açmasını imkânsız kılacak

veya aşırı derecede zorlaştıracak ağır bir ekonomik yük getirdiğinden ve bu

suretle mahkemeye erişim hakkına yönelik orantısız bir müdahale oluşturduğundan

söz edilemez.

80.Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

81. Başvurucu, somut olayda makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

82. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

idari yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak

davanın ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devam

eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198,

7/11/2013, §§ 45, 47).

83. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

idari yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın

karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu, başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Selahattin Akyıl, § 41).

84. Somut olayda 16/9/2011 tarihinde Millî Savunma Bakanlığına

müracaat ile başlayan sürecin AYİM İkinci Dairesinin 12/11/2014 tarihli kararı

ile sona erdiği anlaşılmıştır. Anılan süreçte kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikme tespit edilemediğinden yaklaşık

3 yıl 2 aylık yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.

85. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1.Yaşam hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.Makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 7/2/2018

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Recai AKYEL

Raportör Yrd.

:

Halil

İbrahim DURSUN

Başvurucu

:

Ramazan

COŞAR

Vekili

:

Av. Türker

CANDAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/20562, 7 Şubat 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. A.C.nin Askerlik
  7. B. Askeri Yüksek İdare
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Yaşam Hakkının İhlal
  11. B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine
  12. A. 1.Yaşam hakkının ihlal
  13. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 7/2/2018
  14. Yıldırım
  15. Kömürcü
  16. Akıncı
  17. Coşar
  18. Candan
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/20562
Tarih
7 Şubat 2018

İlgili Kararlar

  • Hasan Oğuz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/2700)
  • Haşmet Atahan Başvurusu (B. No: 2015/16597)
  • Ahmet Demir Başvurusu (B. No: 2014/6672)
  • Ayfer Ekin ve Metin Fındık Başvurusu (B. No: 2014/16296)
  • Nedim Karaman ve Selçuk Karaman Başvurusu (B. No: 2015/19997)
  • Orçun Keskin Başvurusu (B. No: 2014/11901)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.