İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

S.a. Başvurusu (B. No: 2015/19664)

1. Başvuru, hakaret suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi

Başvuru No2015/19664Tarih7 Şubat 2019Okuma19 dk · 3.746 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm S.A. Başvurusu

Karar tarihi
7 Şubat 2019
Başvuru Numarası
2015/19664
R.G. Tarih ve Sayı
8/3/2019-30708
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.746 kelime·19 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, hakaret suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi

nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 16/12/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarına ve bu kapsamda bildirilen görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş

bildirmeyeceğini ifade etmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, İstanbul Barosu Başkanlığına (Baro) bağlı

olarak çalışmakta olan bir avukattır. Başvurucunun bir dönem çalıştığı büronun

sahibi olan kadın Avukat A., başvurucunun İstanbul Barosu, Türkiye Barolar

Birliği, Sosyal Güvenlik Kurumu ve Cumhuriyet savcılıklarına kendisi aleyhine

verdiği şikâyet dilekçelerinde hakaret, tehdit, şantaj ve suç isnadı içeren

ifadelerde bulunduğu gerekçesiyle ve başvurucunun cezalandırılması talebiyle

Baroya şikâyette bulunmuştur.

9. Şikâyet üzerine Baro başvurucudan hakkındaki iddialara

karşı savunmasını göndermesini talep etmiştir. Başvurucu 23/9/2013 tarihinde,

hem yazılı savunmasını içerir hem de A. hakkında karşı şikâyetlerde bulunduğu

dilekçeyi Baroya sunmuş; kendisi hakkında yapılan şikâyetin reddine ve A.

hakkında kovuşturma açılarak dosyanın disiplin kuruluna gönderilmesine karar

verilmesi taleplerinde bulunmuştur. 23/9/2013 tarihli söz konusu dilekçenin

ilgili kısımları şu şekildedir:

"

Şikâyetçi, kendisinin suç teşkil eden eylemlerini açığa çıkarmam nedeniyle

şahsıma beslediği yüksek dozajdaki husumet, kin ve nefret duygularıyla, intikam

hırsının ateşiyle şahsıma fahiş miktarlarda tazminat davası açmayı ve şikâyet

etmeyi alışkanlık haline getirmiş, söz konusu davaları ve şikâyetleri bir gelir

kapısı olarak benimsemiş, artık şikâyet edecek bir şey bulamadığı için resmi

kurumlara sunduğu ve istediği bir şekilde cevap alamadığı konuları ısıtıp

ısıtıp gündeme getirmiş, iddia ve savunma dokunulmazlığı çerçevesinde mahkemeye

sunulan dilekçelerden medet dilenecek seviyeye düşmüş, bir zamanlar evrakta

sahtecilik suçuyla aldatmaya teşebbüs ettiği (ekte sunulan belgelerden sabit)

hâkim ve savcıların avukatı olmaya soyunmuş ve bu surette Sayın Başkanlığınızı

sözde kandıracağını ummuş ve böylece haksız kazanç sağlamayı ilke ve hedef

edinmiş, hakkında son soruşturmanın açılmasına karar verilmiş, ileride yüz

kızartıcı suçlardan biri olan evrakta sahtecilikten hükümlü olması muhtemel

bir sanıktır.

...

Sanık olan şikâyetçi, şikâyet

dilekçesinin altıncı paragrafında tabir-i caizse ipin ucunu kaçırmış, avukatlık

mesleğinin etik ilke ve kurallarından bahsetmeye kalkmıştır. Meslektaşlarının

imzalarını taklit ettiği veya ettirdiği bilirkişi raporuyla sabit olan birinin,

meslektaşlarını sigortasız çalıştırarak mağdur eden birinin avukatlık

mesleğinin etik ilke ve kurallarından bahsetmeye hakkı yoktur.

...

Şikâyetçi sanık hakkımda suç duyurusunda

bulunulmasını istemiş olsa da Sayın Mahkeme dikkate almamış ve dilekçemiz

doğrultusunda suçun hukuki niteliğini değiştirmiştir (A. hakkında görevi kötüye

kullanma suçundan yürütülen yargılamayı yapan mahkemeye başvurucu tarafından

sunulan dilekçe). Söz konusu dilekçemizde şikâyetçi sanığı hedef alan doğrudan ve

dolaylı hiçbir açıklama yoktur. Şikâyetçi sanık, hâkim ve savcılar suç

duyurusunda bulunmayınca ve tazminat davası açmayınca 18 yıllık tecrübesiyle

kendisini hadsiz bir şekilde hâkim ve savcıların avukatı olarak

yetkilendirmiş, kendisinin çirkin ve haksız çıkarları uğruna hâkim ve savcıları

kullanmaya teşebbüs etmiş, onlar adına beyanda bulunmuş ve Sayın

Başkanlığınızı da bu şekilde etkilemeyi ummuştur.

...

Sonuç olarak dilekçelerinde kendi

tabiriyle evrene verdiği pozitif mesajdan medet bekleyen, kadın olduğunu,

çocuğu olduğunu, çocuğun adının Emek olduğunu, çocuğunu dövmediğini, 40 yaşında

olduğunu, mavi döpiyesli savcıyı, erkek çocuk doğuramadığı için her an kuma

tehlikesi yaşayan bir ailesi olduğunu dosyayla ilgisi olmamasına rağmen

belirten, hakkında hakim ve savcılar ile münasebetsiz ilişkiler yaşadığı

belirtilen, yer altı dünyasının topuk sesleri benzetmesi ile anılan,

ünlülerin boşanma avukatı olarak da ün kazanmış ve medyatik olduğu ifade edilen

tekzip edilmemiş haberler yayınlanan sanık hakkında, evrakta sahtecilik suçu

ekte de sunulan bilirkişi raporuyla da sabit olmasına rağmen iddianamenin

sadece görevi kötüye kullanma suçundan hazırlanmış olması haksızlığı ve

hukuksuzluğu karşısında hukuki tükenmişlik içerisinde ne sanık olan şikâyetçiye

ne de hâkim veya savcılara hakaret kastı içerisinde hareket edilmeden, iddia ve

savunma dokunulmazlığı çerçevesinde haklı ve doğal şüpheler ile sisteme

eleştiri ve sitem dile getirilmiştir. Söz konusu dilekçenin verilmesinin

ardından sayın Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığının suçun hukuki

niteliğini değiştirerek iddialarımızın haklılığını ortaya koyması da 3/7/2013

tarihli dilekçenin niteliğini ve önemini göstermektedir.

...

Maalesef şikâyetçi Av. A. tarafından hem

sayın Başkanlığınıza sunulan dilekçelerinde hem de Mahkeme ve Savcılıklara

sunulan dilekçelerinde yukarıda bahsettiğimiz davalarla ve şikâyetlerle ilgili

olmayan konuları ve unsurları kullanarak ayrıcalık beklemiş ve beklemeye devam

etmektedir. Tarafımca da şikâyetçinin bu yolla haksız bir şekilde amaçlarına

ulaşmasından endişe etmem ve bunları da dile getirmem son derece olağan, doğal

ve yerindedir.

... "

10. Söz konusu dilekçedeki ifadelerin A. yönünden hakaret

oluşturduğundan bahisle başvurucu hakkında kamu davası açılmıştır. Yapılan

yargılama sonucunda başvurucu 6/10/2015 tarihinde İstanbul 72. Asliye Ceza

Mahkemesi (Mahkeme) tarafından 1.500 TL adli para cezasına mahkûm edilmiş ve

hükmün açıklanması geri bırakılmıştır.

11. Başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararının gerekçesinde

Mahkeme, dava konusu 23/9/2013 tarihli dilekçede yer verilen "hakkında

hakim ve savcılarla münasebetsiz ilişkiler yaşadığına dair haberler

yayımlanmıştır", "yüz kızartıcı suçlardan biri olan sahtecilik

suçundan yargılanıyor", "meslektaşlarının imzalarını taklit

ettiği veya ettirdiği bilirkişi raporuyla sabit olan birisi", "kendisini

hadsiz bir şekilde hakim ve savcıların avukatı olarak yetkilendirmiş, çirkin ve

haksız çıkarları uğruna hakim ve savcıları kullanmaya teşebbüs etmiş, hakkında

hakim ve savcılarla münasebetsiz ilişkiler yaşadığı belirtilen, yeraltı

dünyasının topuk sesleri benzetmesi ile anılan" şeklindeki ifadeler

nedeniyle başvurucunun üzerine atılı hakaret suçunun yasal unsurlarının

oluştuğu sonuç ve kanaatine varıldığını ifade etmiştir.

12. Başvurucu, hakkında verilen hükmün açıklanmasının

geri bırakılması kararına itiraz etmiştir. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi

25/11/2015 tarihinde itirazı reddetmiştir. Ret kararı başvurucuya 8/12/2015

tarihinde tebliğ edilmiştir.

13. Başvurucu 16/12/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

14. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun

"Hakaret" kenar başlıklı 125. maddesinin (1) ve (3) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek

nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir

kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar

hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin

cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi

gerekir.

...

(3) Hakaret suçunun;

a) Kamu görevlisine karşı görevinden

dolayı,

...

İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı

bir yıldan az olamaz."

15. 5237 sayılı Kanun'un "İddia ve savunma

dokunulmazlığı" kenar başlıklı 128. maddesi şöyledir:

"(1) Yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde yapılan yazılı

veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak

somut isnadlarda ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması halinde, ceza

verilmez. Ancak, bunun için isnat ve değerlendirmelerin, gerçek ve somut

vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması gerekir."

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

16. Mahkemenin 7/2/2019 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

17. Başvurucu, Mahkemece hakkında ceza verilmesine neden

olan ifadelerin bağlamından kopartıldığını ve yer aldığı dilekçenin tamamı

gözönüne alınmadan bir değerlendirme yapıldığını belirtmiştir. Başvurucu ayrıca

daha önce aynı ifadelerle ilgili olarak A. tarafından yapılan şikâyetler

üzerine hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesine rağmen bu durumun

Mahkeme tarafından dikkate alınmadığını belirtmiştir.

18. Başvurucu söz konusu dilekçede kullandığı ifadelerde

amacının A.ya hakaret etmek olmadığını, kendisi hakkında yapılan şikâyete karşı

savunma hakkı ile hak arama hürriyetini kullandığını fakat Mahkeme tarafından

söz konusu ifadelerin iddia ve savunma dokunulmazlığı çerçevesinde

değerlendirilmediğini de ileri sürmüştür. Başvurucu; özellikle Avukat A.nın

Baroya sunduğu şikâyet dilekçesinde kendisi hakkında meslek etiğine aykırı

davrandığı, ayrıca aşiret ağası olduğunu söyleyerek kendisini tehdit ettiği iddialarına

yer vermesi nedeniyle hem kendisini savunmak hem de şikâyette bulunduğu

olguların Baro tarafından dikkate alınarak A.ya disiplin cezası verilmesini

sağlamak amacıyla bu ifadeleri kullandığını söylemiştir.

19. Mahkemenin etkin, tarafsız bir soruşturma ve

kovuşturma yürütmediğini, ayrıca gerekçenin açık, anlaşılır ve denetime

elverişli olmadığını da ifade eden başvurucu keyfî bir şekilde, ceza tehdidi

altında yaşamasına sebep olan bir karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma

hakkı, ifade özgürlüğü, savunma hakkı ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

20. Başvurucu, başvuru konusu ifadeler nedeniyle daha

önce hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararları verildiğini belirtmişse de bu

kararlara konu ifadelerin başvuru konusu dilekçeden farklı mecralarda ileri

sürüldüğü anlaşıldığından başvurucunun anılan iddiası hakkında bir

değerlendirme yapılması gerekli görülmemiştir.

21. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Bu bağlamda başvurucunun diğer tüm iddialarının ifade özgürlüğü

kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

22. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin

Varlığı

23. Kendisi hakkında yapılan bir şikâyete yönelik verdiği

savunma ve karşı şikâyet dilekçesinde kullandığı ifadeler nedeniyle başvurucu

hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve hükmün açıklanması geri bırakılmıştır.

Anayasa Mahkemesi içtihadında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması

kararlarının ifade özgürlüğüne müdahale teşkil edebileceği kabul edilmiştir

(Emin Aydın, B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 65; Bekir Coşkun [GK], B. No:

2014/12151, 4/6/2015, § 40). Bu nedenle söz konusu mahkeme kararıyla

başvurucunun ifade özgürlüğüne bir müdahalede bulunulmuştur.

b. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

24. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, ...

yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin

... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

25. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen kanun tarafından öngörülme,

Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum

düzeninin gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi

gerekir.

i. Kanunilik

26. 5237 sayılı Kanun'un 125. maddesinin kanunla

sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

27. Başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararının başkalarının

şöhret veya haklarının korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve

meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik

Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk

(1) Genel

İlkeler

(a) Demokratik Toplumda İfade Özgürlüğünün Önemi

28. Anayasa Mahkemesi ifade özgürlüğü bağlamında demokratik

toplum düzeninin gerekleri ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini daha önce

pek çok kez açıklamıştır. İfade özgürlüğü kişinin haber ve bilgilere,

başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden

dolayı kınanamaması, bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli

yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına

aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil

olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye

paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve gerçekleştirme konusunda

başkalarını ikna etme çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu

demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal

çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe

ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü

demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun, §§ 33-35; Mehmet

Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; Tansel Çölaşan,

B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).

(b)Müdahalenin Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine

Uygun Olması

29. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için

zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması

gerekir. Açıktır ki bu başlık altındaki değerlendirme, sınırlamanın amacı ile

bu amacı gerçekleştirmek üzere başvurulan araç arasındaki ilişki üzerinde

temellenen ölçülülük ilkesinden bağımsız yapılamaz. Çünkü Anayasa’nın 13.

maddesinde demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama ve ölçülülük

ilkesine aykırı olmama biçiminde iki ayrı kritere yer verilmiş olmakla

birlikte bu iki kriter bir bütünün parçaları olup aralarında sıkı bir ilişki

vardır (Bekir Coşkun, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın, §§ 70-72; AYM,

E.2018/69, K.2018/47, 31/5/2018, § 15; AYM, E.2017/130, K.2017/165, 29/11/2017,

§ 18).

30. İfade özgürlüğü üzerindeki sınırlamanın demokratik

bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik ve

istisnai nitelikte olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir

toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya

elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem

olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veya

ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır olan bir müdahalenin

zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir (bazı

farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun, § 51; Mehmet Ali Aydın,

§ 68; Tansel Çölaşan, § 51).

31. Anayasa Mahkemesinin bir görevi de bireylerin

fikirlerini ifade özgürlüğü yoluyla ifade etme hakları ile Anayasa'nın 26.

maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen meşru amaçlar arasında adil bir

dengenin sağlanıp sağlanamadığını denetlemektir. Meşru amaçların bir olayda

varlığının hakkı ortadan kaldırmadığı vurgulanmalıdır. Önemli olan bu meşru

amaçla hak arasında olayın şartları içinde bir denge kurmaktır (Bekir Coşkun,§§

44, 47, 48; Hakan Yiğit, B. No: 2015/3378, 5/7/2017,§§ 58, 61, 66).

32. Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç

ile başvurulan sınırlama tedbiri arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamasına

işaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, bireyin hakkı ile kamunun

menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğer

bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret

etmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibine terazinin

diğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine nazaran

açıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti hâlinde orantılılık ilkesi

yönünden bir sorunun varlığından söz edilebilir. Kamu gücünü kullanan

organların düşüncelerin açıklanmasına ve yayılmasına müdahale ederken ifade

özgürlüğünün kullanılmasından kaynaklanan yarardan daha ağır basan, korunması

gereken bir menfaatin ve kişiye yüklenen külfeti dengeleyici mekanizmaların

varlığını somut olgulara dayanarak göstermeleri gerekir (bazı farklılıklarla

birlikte bkz. Bekir Coşkun, § 57; Tansel Çölaşan, §§ 46, 49, 50;

Hakan Yiğit, §§ 59, 68).

33. Buna göre ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale,

zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal

ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.

(c) Bireyin

Şeref ve İtibarının Korunmasında Devletin Pozitif Yükümlülüğü

34. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel kimliğinin ve

manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrasının korumasından faydalanır (İlhan Cihaner (2), B. No:

2013/5574, 30/6/2014, § 44) Devlet, bireyin şeref ve itibarına keyfî

olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür

(Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 41; Adnan

Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33; Bekir Coşkun, § 45; Önder

Balıkçı, B. No: 2014/6009, 15/2/2017, § 44).

35. Devletin -pozitif bir yükümlülük olarak- yetki

alanında bulunan tüm bireylerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkını gerek

kamusal makamların ve diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden

kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet

bireyin maddi ve manevi varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten

korumakla yükümlüdür (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752,

17/9/2013, § 51).

36. Devletin kişilerin maddi ve manevi varlıklarına

yapılan müdahaleler bakımından söz konusu pozitif yükümlülüğü; müdahalelere

karşı etkili mekanizmalar kurmak, bu kapsamda gerekli usule ilişkin güvenceleri

sunan yargısal prosedürleri sağlamak, bu suretle yargısal ve idari makamların

bireylerin idareyle ve özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında etkili, adil bir

karar vermesini temin etmek sorumluluğunu da içermektedir (Hüdayi Ercoşkun,

B. No: 2013/6235, 10/3/2016, § 94).

(d) Hak Arama

Hürriyeti

37. Anayasa'nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36.

maddesinin birinci fıkrasında, kişilerin hak arama özgürlükleri güvence altına

alınmıştır. Hak arama özgürlüğü toplumsal barışı güçlendiren dayanaklardan biri

olmasının yanında bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme ve haksızlığı

giderme yoludur. İnsan varlığını soyut ve somut değerleriyle koruyup

geliştirmek amacıyla hukuksal olanakları kapsamlı biçimde sağlama, bu konuda

tüm yollardan yararlanma hakkını içeren hak arama özgürlüğü hukuk devletinin ve

çağdaş demokrasinin vazgeçilmez koşullarından biridir (AYM, E.2014/86,

K.2015/109, 25/11/2015, § 91; Ali Abbas Yalman, B. No: 2015/11456,

19/4/2018, § 28).

38. Hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği

taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde

yararlanmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir

(AYM, E.2015/61, K.2016/172, 2/11/2016, § 123; Ali Abbas Yalman, § 29).

39. Öte yandan Anayasa'nın 36., 40. ve 74. maddeleri

birlikte değerlendirildiğinde hak arama hürriyeti sadece yargısal başvuru

yollarını değil idari başvuru yollarını ve duruma göre Türkiye Büyük Millet

Meclisine başvuruyu da içeren siyasi başvuru yollarını kapsamaktadır (Ali

Abbas Yalman, § 30).

(e) Çatışan

Haklar Arasında Dengeleme

40. Mevcut başvuruya benzer başvurularda, başvurucunun

Anayasa'nın 36. ve ilgili diğer maddelerinde güvence altına alınan hak arama

hürriyeti ve savunma hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 26. maddesinde

güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile davacının Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrasında koruma altına alınan maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkı arasında adil bir dengenin gözetilip gözetilmediğinin

değerlendirilmesi gerekir. Bu, soyut bir değerlendirme değildir (Ali Abbas

Yalman, § 32).

41. Maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı

ile hak arama hürriyetiyle bağlantılı olarak ifade özgürlüğünün karşı karşıya

geldiği durumlarda çatışan haklar arasında dengeleme yapılabilmesi için mevcut

olaya uygulanabilecek olan kriterlerden bazıları şöyledir:

i. Hak arama hürriyetinin kullanılmasını haklı gösterecek

-oldukça zayıf veya dolaylı da olsa- emarelerin varlığı

ii. Hak arama hürriyetinin sırf üçüncü kişilere zarar

vermek amacıyla kullanılıp kullanılmadığı

iii. Hak arama hürriyetinin kamu görevlilerine karşı

görevlerinin yerine getirilmesiyle ilgili konularda kullanılıp kullanılmadığı

iv. Hak arama hürriyetinin kullanılması esnasında hedef

alınan kişiye yönelik isnatların taraflar arasındaki uyuşmazlık konusuyla

-oldukça zayıf veya dolaylı da olsa- ilgisinin bulunup bulunmadığı ve

uyuşmazlığın çözümüne katkısının olup olmadığı

v. Hak arama hürriyetinin kullanılması esnasında dile

getirilen ifadeler ve bunların hedef alınan kişinin yaşamına etkileri (Ali

Abbas Yalman, § 33).

42. Başvuru konusu ifadelerin yer aldığı dilekçe aynı

zamanda başvurucunun kendisi hakkında disiplin cezası talebiyle yapılan mesleki

bir şikâyete ilişkin verdiği cevap niteliğinde olduğundan yapılacak dengelemede

söz konusu ifadelerin savunma hakkının kullanılması esnasında sarf edildiği de

dikkate alınmalıdır.

(f)Maddi Olgular ile Değer Yargısı

Arasındaki Fark

43. Öte yandan dava konusu söylemlerin maddi vakıaların

açıklanması veya değer yargısı olarak nitelendirilmesi önemlidir. Bu noktada

maddi olgular ile değer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir.

Maddi olgular ispatlanabilse de değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın

mümkün olmadığı hatırda tutulmalıdır (Kadir Sağdıç [GK], B. No:

2013/6617, 8/4/2015, § 57; İlhan Cihaner (2), § 64). Ancak bir

açıklamanın tamamen değer yargısından oluşması durumunda bile müdahalenin

orantılılığı ihtilaflı açıklamanın somut unsurlarla yeterince desteklenip

desteklenmemesine göre tespit edilmelidir. Çünkü somut unsurlarla

desteklenmiyorsa değer yargısı ölçüsüz olabilir (Cem Mermut, B. No:

2013/7861, 16/4/2015, § 48).

(g) İfade

Özgürlüğüne Yapılan Müdahalenin Gerekçesi

44. Başvuru konusu olay bakımından yapılacak

değerlendirmelerin temel ekseni, derece mahkemelerinin müdahaleye neden olan

kararlarında dayandıkları gerekçelerin ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından demokratik

toplum düzeninin gereklerine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya

koyup koyamadığı olacaktır. İfade özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa

Mahkemesince ortaya konulan kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan

müdahaleler Anayasa'nın 26. maddesini ihlal edecektir.

(2)İlkelerin Olaya Uygulanması

45. Başvuru konusu olayda bir avukat olan başvurucunun

mahkûm edilmesine sebep olan ifadeler, başka bir avukat tarafından yapılan

şikâyet üzerine Baro tarafından yapılan soruşturmada verilen ve başvurucunun

savunmaları ile karşı şikâyetlerini içeren dilekçede yer almıştır. Dolayısıyla

bir avukatın başka bir avukat tarafından etik ve ilkelerine uygun davranmamak

suretiyle mesleğin onurunu zedelediği gerekçesiyle Baroya şikâyet edilmesini

hak arama hürriyeti, disiplin cezasıyla sonuçlanabilecek bu nitelikte bir

şikâyete karşı cevap vermesini ise savunma hakkı ışığında ve ifade özgürlüğü

kapsamında değerlendirmek gerekir.

46. İlk olarak başvurucunun cezalandırılmasına neden olan

ifadelerin bir kısmının olgusal iddialar, bir kısmının ise değer yargıları

olduğu ve olayların bütününe bakıldığında bu değer yargılarının da somut

unsurlarla desteklenmeye çalışıldığı görülmektedir. Bununla birlikte Mahkemece

başvurucunun şikâyet konusu ifadelerle hak arama hürriyetini kullanmasını haklı

gösterecek emarelerin var olup olmadığı ve hak arama hürriyetini sırf üçüncü

kişilere zarar vermek amacıyla kullanıp kullanmadığı değerlendirilmemiştir.

Bundan başka hak arama hürriyetinin kullanılması esnasında açıklanan sözlerin

taraflar arasındaki uyuşmazlık konusuyla ilgisinin bulunup bulunmadığının ve

uyuşmazlığın çözümüne katkısının olup olmadığının da değerlendirilmesi

gerektiği hâlde bu hususta da bir açıklama yapılmamıştır. Son olarak Mahkemece

başvuru konusu ifadelerin değerlendirilmesinde ifadelerin sarf edildiği bağlamdan

koparıldığı ve dilekçenin tamamı gözönüne alınmadan bir gerekçelendirme

yapıldığı görülmektedir.

47. Dolayısıyla şikâyet veya savunma dilekçelerinde yer

alan ve kişilerin şeref ile itibarlarına müdahale teşkil eden düşünce

açıklamalarının derece mahkemelerince ele alınma usulüne ilişkin Anayasa

Mahkemesinin pek çok içtihadında ortaya konan kriterlerin ilk derece

mahkemesince gözetilmediği anlaşılmaktadır.

48. Öte yandan olgusal isnatların ispatlanamadığı veya

değer yargısı içeren ifadelerin somut olgularla yeterince desteklenmediği

durumlarda bile cezalandırmanın ancak düşünce açıklamasının ölçüsüz bir saldırı

oluşturduğunun kabul edilmesi hâlinde mümkün olduğu unutulmamalıdır (Emin

Aydın, B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 50; Sinem Hun, B. No: 2013/5356,

8/5/2014, § 55; Kaos GL Derneği, B. No: 2014/18891, 23/5/2018, §54) .

49. Sonuç olarak başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet

kararında, ifade özgürlüğünün kısıtlanmasının zorunlu bir ihtiyaca karşılık

geldiği ilgili ve yeterli bir gerekçe ile inandırıcı bir şekilde ortaya

konulamamıştır. Bu sebeplerle somut olayda devletin ceza yargılaması yoluna

başvurmasını gerekli kılacak koşulların oluştuğundan ve bu müdahalenin demokratik

toplum düzeninin gereklerine uygun olduğundan söz edilemeyeceği sonucuna

ulaşılmıştır.

50. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 26. maddesinde

güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

51. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

52. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin uygulanmasına

ilişkin kabul edilen ilkeler için bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No:

2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60.

53. Başvurucu, yeniden yargılama ve 50.000 TL manevi

tazminat taleplerinde bulunmuştur.

54. Anayasa Mahkemesi başvurucunun söz konusu dilekçe

nedeniyle Mahkeme tarafından mahkûmiyetine karar verilmesi ve hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasının demokratik toplum düzeninin gereklerine

uygun düşmediği, bu nedenle başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği

sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından

kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

55. Bu durumda ifade özgürlüğü ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un

50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken

iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet

ihlal sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın

bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 72. Asliye Ceza

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

56. Diğer taraftan somut olay bağlamında yeniden

yargılama yapılmasına karar verilmesi ihlale yol açan yargılama sürecine

muhatap olan başvurucunun bu sürede uğradığı bütün zararları gidermemektedir.

Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütün

sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için ifade özgürlüğünün ihlali nedeniyle

yalnızca ihlal tespitiyle ve yeniden yargılama suretiyle giderilemeyecek olan

manevi zararları karşılığında başvurucuya net 5.000 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

57. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç

bedelinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade

özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğü ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

İstanbul 72. Asliye Ceza Mahkemesine (E. 2014/895 K. 2015/798) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucuya net 5.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

F. 226,90 TL harç bedelinden oluşan yargılama giderinin

BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 7/2/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Serruh KALELİ Kadir ÖZKAYA Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör Yrd. : Ceren Sedef EREN Başvurucu : S.A.

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/19664, 7 Şubat 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. V. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli
  16. B. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  17. C. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade
  18. D. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğü ihlalinin
  19. F. 226,90 TL harç bedelinden oluşan yargılama giderinin
  20. G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  21. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/19664
Tarih
7 Şubat 2019

İlgili Kararlar

  • Abdulsamed Pak ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/14410)
  • Arif İbiş Başvurusu (B. No: 2015/7796)
  • Yalçın Kaplan Başvurusu (B. No: 2016/3927)
  • Hasan Fehmi Demir Başvurusu (B. No: 2015/12369)
  • Ali Dursun ve Müslüm Demir Başvurusu (B. No: 2014/12720)
  • Mustafa Duman Başvurusu (B. No: 2015/19177)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.