İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Şenel Tut Başvurusu (B. No: 2013/1995)

1. Başvurucu, iş kazasından

Başvuru No2013/1995Tarih10 Aralık 2014Okuma19 dk · 3.786 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Şenel Tut Başvurusu

Karar tarihi
10 Aralık 2014
Başvuru Numarası
2013/1995
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.786 kelime·19 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, iş kazasından

doğan zararın tazmini istemiyle 18/1/2005 tarihinde

açtığı davanın makul sürede tamamlanmadığını, Ordu İş Mahkemesince düşük

hükmedilen manevi tazminatın ve fazla indirim yapılarak hükmedilen maddi

tazminatın Yargıtay tarafından gerekçesiz ve benzer davalarda verilen diğer

Yargıtay kararlarına aykırı olarak onandığını belirterek adil yargılanma hakkı

ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalin tespiti ve tazminat

isteminde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 12/3/2013

tarihinde Ordu Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede belirlenen eksiklikler

tamamlatılmış ve başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğinin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, 30/5/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik

incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar

verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 18/6/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına ve dosyanın bir örneğinin görüş için Adalet

Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının 23/8/2013 tarihli görüş yazısı 13/9/2013 tarihinde

başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını

23/9/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen olaylar özetle

şöyledir:

7. Başvurucu, iş sözleşmesine

bağlı olarak çöp toplama işinde çalışmakta iken 5/4/2000

tarihinde geçirdiği iş kazası nedeni ile malul olduğunu belirterek, maddi ve

manevi zararlarının tazmini ve diğer işçi alacaklarının tahsili istemiyle

18/1/2005 tarihinde Ordu İş Mahkemesinde, Ordu Belediye Başkanlığı, Torunlar

İnşaat Taah. Nakliyat Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. ve Or-bel İnşaat Ticaret ve

Sanayi A.Ş. aleyhine dava açmıştır.

8. Diğer işçi alacaklarının

tahsiline ilişkin davanın tefrik edildiği maddi ve manevi tazminat talebine

ilişkin dava, Ordu İş Mahkemesinin 14/4/2009 tarih ve

E.2005/17, K.2009/134 sayılı kararıyla, “Davacının

[başvurucu], 5/4/2000 tarihinde

geçirdiği iş kazası sonucu %12,1 derecesinde maluliyet yaşadığı, olayda

davacının %25, davalı belediyenin %25, davalı Torunlar İnşaat şirketinin %50

oranında kusurlu oldukları, davalı Orbel İnşaat

şirketinin sorumluluğunun bulunmadığı, davacının kusur tenzili maddi zararının

20.591,37 TL olduğu, bundan 22/4/1926 tarih ve 818 sayılı [mülga] Borçlar Kanunu’nun 44. maddesi uyarınca %35

hakkaniyet indirimi sonucu 13.384,39 TL olacağı, bu miktardan en son peşin

sermaye değeri olan 12.161,56 TL’nin düşülmesi sonucu talep edebileceği maddi

zararının 1.222,83 TL olacağı, olayın oluş şekli, maluliyet oranı ve kusur

durumu dikkate alındığında manevi tazminat talebinin kısmen kabulü gerekeceği…”

belirtilerek davanın kısmen kabulüne, 1.222,83 TL maddi tazminat

alacağının ve 500,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek

yasal faizi ile birlikte başvurucuya ödenmesine hükmetmiştir.

9. Taraflar tarafından temyiz

edilen karar, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 8/11/2010

tarih ve E.2009/10925, K.2010/10997 sayılı ilamıyla, “manevi tazminat tutarını belirleme görevi hâkimin

takdirine bırakılmış olmakla birlikte hâkimin bu hakkını kullanırken olaya özgü

bazı unsurları göz önünde bulundurması gerektiği, belirlenecek tazminat

miktarının caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği göz önünde

bulundurulduğunda hükmedilen tazminat miktarının çok az olduğu, zararın

tazmininin borçluları zor durumda bırakmayacağının anlaşılması nedeniyle 818

sayılı [mülga] Kanun’un 44.

maddesinin ikinci fıkrasının uygulanma koşullarının bulunmadığı gözetilmeksizin

hakkaniyet indirimi yapılmasının isabetsiz olduğu, hakkaniyet indirimi

uygulanmasına ilişkin kabule göre ise, tazminat miktarının belirlenmesinde

maluliyet oranı, kusur oranı, Sosyal Sigortalar tarafından bağlanan peşin

sermaye değerinin ve diğer yasal indirimlerin yapılmasından sonra tazminat

miktarının belirlenmesi gerekirken, önce hakkaniyet indirimi yapılıp daha sonra

peşin sermaye değeri indirimi yapılmasının hatalı olduğu” gerekçesiyle

bozulmuştur.

10. Ordu İş Mahkemesi bozma

kararına uyarak verdiği 24/3/2011 tarih ve E.2011/10,

K.2011/98 sayılı kararıyla, “davacının [başvurucu] 5/4/2000 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu %12,1

derecesinde maluliyet yaşadığı, olayda davacının %25, davalı belediyenin %25,

davalı Torunlar İnşaat şirketinin %50 oranında kusurlu oldukları, davalı Orbel İnşaat şirketinin sorumluluğunun bulunmadığı,

davacının kusur tenzili maddi zararının 20.591,37 TL olduğu, bu miktardan en

son Peşin Sermaye Değeri olan 12.161,56 TL’nin düşülmesi sonucu talep

edebileceği maddi zararının 8.429,81 TL olacağı, manevi tazminat talebinin ise

olay nedeni ile uğranılan zarar sonucu duyulan acı ve üzüntünün kısmen de olsa

giderilmesi amacına yönelik olup, haksız zenginleşmeye neden olmayacak

hakkaniyete uygun bir miktarda takdir edilmesi gerektiği, olayın oluş şekli, müterafik kusur oranları, davacının duyduğu elem ve ızdırabın derecesi, tarafların sosyal ve ekonomik durumu,

hak ve adalet kurallarına göre 5.000,00 TL manevi tazminata hak kazandığı” gerekçesiyle

davanın kısmen kabulüne hükmetmiştir.

11. Davalılar tarafından

tümüyle, davacı (başvurucu) tarafından ise yalnızca manevi tazminat miktarı ve

tazminat miktarlarının davalıların kusurları oranında tahsiline hükmedilmesi

yönünden temyiz edilen karar, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin, 26/11/2012 tarih

ve E.2011/10269, K.2012/21230 sayılı ilâmıyla, “dosyadaki

yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici nedenlere göre…, davalıların tüm, davacının ise tazminatın tahsiline

ilişkin itirazı dışındaki temyiz itirazlarının reddine” şeklindeki

gerekçe ile tazminat miktarının davalılardan müştereken tahsili yerine

kusurları oranında tahsiline hükmedilmesinin yerinde olmadığı belirtilerek

düzeltilerek onanmıştır.

12. Onama kararı başvurucuya 13/2/2013 tarihinde Mahkeme kaleminde tebliğ edilmiştir.

13. Başvurucu, 12/3/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

14. Bkz. B.No:

2013/6792, 18/6/2014, §§ 16-20.

15. 818 sayılı mülga Kanun’un

47. maddesi şöyledir:

“Hâkim, hususi halleri nazara alarak cismani,

zarara duçar olan kimseye yahut adam öldüğü takdirde ölünün ailesine manevi

zarar namiyle adalete muvafık tazminat verilmesine

karar verebilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

16. Mahkemenin 10/12/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

12/3/2013 tarih ve 2013/1995 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

17. Başvurucu, iş kazasından doğan zararın tazmini istemiyle 18/1/2005

tarihinde açtığı davanın makul sürede tamamlanmadığını, Ordu İş Mahkemesince

düşük hükmedilen manevi tazminatın ve fazla indirim yapılarak hükmedilen maddi

tazminatın Yargıtay tarafından gerekçesiz ve benzer davalarda verilen diğer

Yargıtay kararlarına aykırı olarak onandığını belirterek adil yargılanma hakkı

ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Maddi Tazminat Miktarına İlişkin İhlal

İddiası

18. Başvurucu, iş kazasından doğan zararın tazmini istemli

davasının temyiz incelemesinde olduğu sırada 11/1/2011

tarih ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiğini, söz konusu

Kanun’un 55. maddesi gereği, bedensel zararlara ilişkin tazminat miktarı

belirlenirken Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından ödenen gelirlerin ilk

peşin sermaye değerinin rücu edilebilen kısmının hesaplanarak zarar tutarından

indirilmesi gerektiğini, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin bu hükmü dikkate

almaksızın onama kararı verdiğini, benzer davalarda söz konusu hüküm

uygulanarak kararların bozulduğunu, bu nedenle adil yargılanma hakkının ve

eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

19. Başvurucu, benzer davalarda

Yargıtay’ın bozma kararı vermesine rağmen, kendi davasında onama kararı

vermesinin eşitlik ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmüşse de başvurucunun

anılan ihlal iddiası da adil yargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamında

değerlendirilmiştir.

20. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, başvurucunun iddialarının kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlara yönelik olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

21. Başvurucu Adalet Bakanlığı görüş yazısına karşı

beyanında, başvuruya konu davanın temyiz incelemesinde olduğu sırada 6098

sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiğini ve Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin bu hükmü

esas alarak bozma kararları verdiğini, kendi davasında ise bu hususu gözden

kaçırdığını belirtmiştir.

22. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“…Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır.”

23. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

24. Anılan Anayasa ve Kanun

hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, “ikincil nitelikte bir kanun yolu” olup bu

yola başvurulmadan önce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olması

şarttır.

25. Temel hak ve özgürlüklere

saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun

davranılmadığı takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari

mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır.

26. Bireysel başvurunun ikincil

niteliği gereği, başvurucunun, temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiği

iddialarını öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine usulüne

uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bu

mercilere sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için

gerekli özeni göstermiş olması gerekir (B. No: 2012/946, 26/3/2013,

§ 19).

27. Bireysel

başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarak olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde ileri sürülmeyen iddialar Anayasa

Mahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemelere sunulmayan

yeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (B. No:

2012/946, 26/3/2013, § 20).

28. 6100 sayılı Kanun'un 26.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla

bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep

sonucundan daha azına karar verebilir.”

29. Somut olayda başvurucu, Ordu İş Mahkemesinin 14/4/2009 tarihli kararına karşı verdiği 29/4/2009 tarihli

temyiz dilekçesinde ve Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 8/11/2010 tarihli bozma

ilamından sonra verdiği 7/2/2011 tarihli bozma ilamına karşı beyan dilekçesinde

Mahkeme tarafından hükmedilmesi gereken maddi tazminat miktarının 8.429,81 TL

olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca başvurucu, Ordu İş Mahkemesinin 24/3/2011 tarihli kararıyla 8.429,81 TL maddi tazminata

hükmetmesinin ardından verdiği 18/4/2011 tarihli temyiz dilekçesinde de

hükmedilen maddi tazminat miktarına dair bir itiraz ortaya koymamıştır. Sonuç

olarak, başvurucunun kendi davasına uygulanmadığını ileri sürdüğü düzenlemenin

uygulanmasının maddi tazminat miktarının hesaplanmasına ilişkin olduğu ve

başvurucunun maddi tazminat miktarına ilişkin bir uyuşmazlığı temyiz aşamasına

taşımadığı anlaşılmaktadır.

30. Açıklanan nedenlerle, hukuk sisteminde düzenlenen başvuru

yolları usulüne uygun olarak tüketilmeden temel hak ve özgürlüklerin ihlal

edildiği iddiasının bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından,

başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin “başvuru yollarının

tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Manevi Tazminat Miktarına İlişkin İhlal

İddiası

31. Başvurucu, iş kazasından

doğan zararın tazmini istemli davasının yargılaması sonucunda hükmedilen manevi

tazminat miktarının düşük olduğunu, Yargıtay’ın benzer davalarda tazminatı az

bularak bozma kararları vermesine rağmen bu kararı onamasının çelişki

oluşturduğunu belirterek, adil yargılanma hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

32. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, başvurucunun taleplerinin Derece Mahkemeleri tarafından incelenerek

davanın kısmen kabulüne karar verildiği, bu durumda başvurucunun iddialarının

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara yönelik olup olmadığının

değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

33. Başvurucu Adalet Bakanlığı

görüşüne karşı beyanında, başvuru dilekçesindeki iddialarını tekrar etmiştir.

34. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda,

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

35. 6216

sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine

karar verebilir.”

36. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

37. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013,

§ 26).

38. Başvuru konusu olayda

Mahkemece, başvurucunun iddiaları ve tüm deliller birlikte incelenmiş,

Yargıtay’ın 8/11/2010 tarihli bozma kararı da

değerlendirilerek (bkz. § 9), manevi tazminat talebinin olay nedeni ile

uğranılan zarar sonucu duyulan acı ve üzüntünün kısmen de olsa giderilmesi

amacına yönelik olduğu ve manevi tazminatın haksız zenginleşmeye neden

olmayacak hakkaniyete uygun bir miktarda takdir edilmesi gerektiği göz önünde

bulundurularak, olayın oluş şekline, müterafik kusur

oranlarına, başvurucunun duyduğu elem ve ızdırabın

derecesine, tarafların sosyal ve ekonomik durumuna, hak ve adalet kurallarına

göre, 5.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmiştir. Yargıtay tarafından,

Mahkemece verilen karar, manevi tazminat miktarı yönünden usul ve yasaya uygun

bulunarak başvurucunun bu yöndeki temyiz itirazları reddedilerek onanmıştır.

39. Mahkemenin gerekçesi ve

başvurucunun iddiaları incelendiğinde, sonuç olarak iddiaların özünün Derece

Mahkemeleri tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının

yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

40. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

dinlenmediğine ilişkin bir iddia, bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi, Derece

Mahkemesi kararlarında bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik oluşturan

herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

41. Başvurucu ayrıca, benzer

davalarda Yargıtay’ın bozma kararı vermesine rağmen, kendi davasında onama

kararı vermesinin eşitlik ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun

anılan ihlal iddiası da adil yargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamında

değerlendirilmiştir.

42. Aynı hukuki metne ilişkin

olarak, aynı derecedeki bağımsız yargı mercileri arasındaki yorum ve içtihat

farklılıkları tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul

edilemeyeceği gibi, temyiz mercilerinin, uyuşmazlıklara ilişkin olarak

tarafların talepleri ve delilleri arasındaki yorum farklılıkları da tek başına

adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez (B. No: 2013/3351, 17/9/2013, § 45). Ayrıca, manevi tazminat miktarı her

davanın somut gereklilikleriyle yakından ilişkili olup, olayın oluş şekli,

kusur oranları, davacının duyduğu elem ve ızdırabın

derecesi, tarafların sosyal ve ekonomik durumu gibi birçok değişkene sahiptir.

Bu durumda benzer davalarda manevi tazminat miktarlarına ilişkin farklı

sonuçlar ortaya çıkabileceği hususu dikkate alınmalıdır.

43. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, Derece Mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de

içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

c. Yargıtay Kararının Gerekçesiz Olduğu İddiası

44. Başvurucu, temyiz incelemesi

sonucu verilen kararın gerekçesiz olduğunu ileri sürmüştür.

45. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, temyiz mahkemesinin İlk Derece Mahkemesi kararının hukuka uygun

olduğunu belirtmesinin yeterli olduğu, ayrıca bir gerekçe yazılmasına gerek

bulunmadığı, somut olayda Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin İlk Derece Mahkemesi

kararını, “davacının aşağıdaki bendin

kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine” şeklindeki

ifade ile düzelterek onadığı belirtilmiştir.

46. Başvurucu Adalet Bakanlığı

görüşüne karşı beyanında, başvuru dilekçesindeki iddialarını tekrar etmiştir.

47. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine

karar verebilir.”

48. Anayasa’nın 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli

olarak yazılır.”

49. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak

başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma

hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak

ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün

mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden

141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde

gözetilmesi gerektiği açıktır (B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).

50. Temyiz merciinin yargılamayı

yapan mahkemenin kararıyla aynı fikirde olması ve bunu ya aynı gerekçeyi

kullanarak ya da basit bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli

olan husus, temyiz merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları

incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da

bozduğunu göstermesidir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013,

§ 57).

51. Başvuru konusu olayda, Ordu

İş Mahkemesinin kararı Yargıtay tarafından, tazminat miktarının davalılardan

müştereken tahsili gerekirken kusurları oranında tahsiline hükmedilmesinin

yerinde olmadığı belirtilerek düzeltilerek onanmış, diğer temyiz itirazları ise

dosyadaki yazılara, dayanılan delillere ve kanuni nedenlere dayalı olarak

reddedilmiştir (bkz. § 11). Dolayısıyla Yargıtay kararının gerekçesiz

olduğundan söz edilemez.

52. Açıklanan nedenlerle,

gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan,

başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

d. Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası

53. Başvuru formu ile eklerinin

incelenmesi sonucunda, başvurucunun yargılamanın uzunluğuna ilişkin şikâyetinin

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir nedeninin de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu

kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

54. Başvurucu, 18/1/2005 tarihinde açtığı davanın makul sürede

tamamlanmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

55. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında; başvuruya konu yargılama sürecinin, tanıkların dinlenmesi,

delillerin toplanması, keşif ve bilirkişi süreçlerinin tamamlanması için geçen

süreler ve dosyanın iki kez temyiz incelemesi için Yargıtay önüne gitmesi

sebepleriyle yaklaşık yedi yılda tamamlandığını, makul süre değerlendirmesinde

takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğunu belirtmiştir.

56. Başvurucu Adalet Bakanlığı

görüşüne karşı beyanında, davanın karmaşık nitelik taşımadığı, yargılamayı

uzatmaya yönelik usuli işleminin bulunmadığı,

yargılama sürecinin uzamasında ilgili kamu kurumları ve Mahkemenin kusuru

bulunduğu hususlarını ifade etmiştir.

57. Anayasa ve Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı dışında kalan bir hak

ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18),

Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya

çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar,

esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da

unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lâfzî içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§

38–39).

58. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

59. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu

olayda, iş kazasından doğan zararın karşılanması istemine ilişkin bir davanın

söz konusu olduğu görülmekle, 5521 sayılı Kanun ve 6100 sayılı Kanun’da yer

alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak

ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 49).

60. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih 18/1/2005 tarihidir.

61. Sürenin bitiş tarihi ise

yargılamanın sona erme tarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,

§ 52). Somut yargılama faaliyeti

açısından sürenin bitiş tarihinin, Ordu

İş Mahkemesi kararının Yargıtay tarafından düzeltilerek onandığı 26/11/2012 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

62. Makul sürede yargılanma

hakkına ilişkin olarak yapılan değerlendirmede önemli bir ölçüt olan

başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği kriteri çerçevesinde, gerek bireylerin ekonomik geleceği

gerek çalışma barışı açısından arz ettiği önem nazara alındığında, iş

uyuşmazlıklarının ivedilikle çözülmesi hususunda yargı organlarının özel bir

itina göstermesi gerekmektedir. Bu nedenle kanun koyucu iş hukukunun çalışanı

koruyucu niteliğini ve iş davalarının özelliklerini dikkate alarak genel

mahkemelerin dışında, sözlü yargılama usulüne tabi özel bir iş yargılaması

sistemi ihdas ederek iş davalarının, konunun uzmanı mahkemelerce, mümkün

olduğunca hızlı, basit ve ucuz bir biçimde sonuçlandırılmasını amaçlamıştır (B.

No: 2013/772, 7/11/2013, § 59).

63. 6100 sayılı Kanun’un 447.

maddesiyle, daha önce yürürlüğe girmiş olan kanunlarda yer alan sözlü ve seri

yargılama usulleri kaldırılmış ve bunun yerine iş hukuku uyuşmazlıklarına da

uygulanmak üzere basit yargılama usulü getirilmiştir. Basit yargılama usulü

yazılı yargılama usulünden daha basit ve çabuk işleyen, daha kısa bir

incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile sonuçlandırılabilecek

dava ve işler için kabul edilmiş bir yargılama usulüdür (B. No: 2013/772, 7/11/2013, §§ 64-65).

64. Başvuruya konu yargılama

süreci incelendiğinde, dosyanın iki kez temyiz incelemesi için Yargıtay önüne

gittiği, İlk Derece Mahkemesi önündeki toplam yargılama süresinin yaklaşık dört

yıl sekiz ay olduğu, yaklaşık üç yıl üç aylık bir sürenin de Yargıtay önünde

geçtiği anlaşılmaktadır. İlk Derece Mahkemesi önündeki yargılama süresinin

büyük oranda delillerin toplanması, tanıkların dinlenmesi, keşif ve bilirkişi

incelemelerinin tamamlanması aşamalarında geçtiği anlaşılmaktadır. İş

ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıkların niteliği, başvurucu açısından taşıdığı

değer ve başvurucunun davadaki menfaati de dikkate alındığında sonuç olarak

yargılamanın, makul görülemeyecek derecede uzun bir süre olan yedi yıl on ay

sekiz günde tamamlandığı görülmektedir.

65. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin iş mahkemesi önünde sürdüğü

görülmekle, 5521 sayılı Kanun’da yer alan özel usul hükümleri ile medeni hak ve

yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için

geçerli genel usuli hükümler içeren 6100 sayılı

Kanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve 5521 sayılı

Kanun’da yer alan özel usul hükümleri ile 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinin,

uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğu

anlaşılmaktadır (§ 14).

66. İş kazası nedeniyle doğan

zararın tazmini istemiyle açılan ve 5521 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama

usullerine tabi mahkemeler önünde görülen yargılamaların makul sürede

tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve

Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmet

eden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde bulundurularak makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (B. No: 2013/4701, 23/1/2014,

§§ 35-51).

67. Başvuruya konu yargılama

sürecinin değerlendirilmesi neticesinde, hukuki meselenin çözümündeki güçlük,

maddi olayların niteliği, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf

sayısı gibi kriterler dikkate alındığında davanın

karmaşık nitelik taşımadığı, başvurucunun tutum ve davranışlarıyla ya da usuli haklarını kullanırken özensiz davranarak yargılamanın

uzamasına önemli ölçüde sebep olmadığı da dikkate alınarak, somut başvuru

açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz

konusu yedi yıl on ay sekiz günlük yargılama sürecinde makul olmayan bir

gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

68. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

69. Başvurucu, adil yargılanma

hakkının ihlali nedeniyle başvuru

tarihinden itibaren işleyecek

yasal faiz ile birlikte 46.778,94 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminata

hükmedilmesini talep etmiştir.

70. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

71. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin yedi yıl on ay sekiz günlük yargılama süresi nazara

alındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında, başvurucuya net

7.600,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

72. Başvurucu tarafından maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia

edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurucunun maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

73. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Maddi

tazminat miktarına ilişkin ihlal iddialarının “başvuru

yollarının tüketilmemesi”,

2. Manevi

tazminat miktarına ilişkin ihlal iddialarının “açıkça

dayanaktan yoksun olması”,

3.

Yargıtay kararının gerekçesiz olduğu yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Yargılama

süresinin makul olmadığı yönündeki iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 7.600,00 TL manevi

TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun

tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

10/12/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd. : Gizem Ceren DEMİR KOŞAR Başvurucu : Şenel TUT Vekili : Av. Deniz AKA

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/1995, 10 Aralık 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. C. Başvurucuya net 7.600,00 TL manevi
  16. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. M. Emin KUZ
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/1995
Tarih
10 Aralık 2014

İlgili Kararlar

  • Sadun Doğan ve Agit Alpaslan Başvurusu (B. No: 2013/68)
  • Feryat Aytimur Başvurusu (B. No: 2014/658)
  • Mehmet Sıddık Akın ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/97)
  • Caner Kandırmaz Başvurusu (B. No: 2013/3672)
  • Abdulatif Akgül Başvurusu (B. No: 2014/10531)
  • Murat Çevik Başvurusu (B. No: 2013/3245)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.