İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Şevki Atasoy ve Yakup Atasoy Başvurusu (B. No: 2016/866)

1. Başvuru, imar mevzuatına aykırılık gerekçesine dayalı olarak

Başvuru No2016/866Tarih12 Kasım 2019Okuma30 dk · 6.006 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Şevki Atasoy Ve Yakup Atasoy Başvurusu

Karar tarihi
12 Kasım 2019
Başvuru Numarası
2016/866
R.G. Tarih ve Sayı
13/12/2019-30977
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.006 kelime·30 dk okuma·25 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, imar mevzuatına aykırılık gerekçesine dayalı olarak

idari para cezası verilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 4/1/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

A. İdari Para Cezası

Verilmesi Süreci

8. Başvurucular, emekli olup İstanbul'da yaşamaktadırlar.

Başvurucular, İstanbul'un Maltepe ilçesi İdealtepe

Mahallesi 5572 ada 21 parsel sayılı taşınmazın müşterek malikleridirler.

Başvurucular ile yüklenici şirket arasında noter huzurunda 4/3/2009 tarihli

gayrimenkul satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlenmiştir.

9. Maltepe Belediyesi (Belediye) tarafından taşınmazda yapılan

denetimde B Blok'ta projede olan balkonların yerinde yapılmadığı, ayrıca A ve B

Blokların çatılarında projeye aykırı olarak 661,5 m2 kaçak imalat yapıldığı tespit edilmiştir.

10. Belediye Encümeninin 17/1/2012 tarihli kararıyla 3/5/1985

tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 32. maddesi gereğince ruhsata aykırı

kısımların yıkımına, aynı Kanun'un 42. maddesi gereğince arsa maliki sıfatıyla

başvuruculara toplam 25.609,02 TL, yine yüklenici şirkete ve yapı denetim

şirketine ayrı ayrı 25.690,02 TL idari para cezası uygulanmasına karar

verilmiştir.

B. Ceza Davası Süreci

11. Kartal Cumhuriyet Başsavcılığının 13/3/2012 tarihli

iddianamesi ile projeye aykırı yapılar nedeniyle arsa sahibi olan

başvurucuların ve yüklenici şirket temsilcisinin 26/9/2004 tarihli ve 5237

sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 184/1 maddesi gereğince cezalandırılmaları kamu

adına talep olunmuştur.

12. İstanbul Anadolu 28. Asliye Ceza Mahkemesi 27/12/2013

tarihinde suçun başvurucular tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeni ile

başvurucuların beraatine ve yüklenici şirket

temsilcisi hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir.

13. Kararın gerekçesinde, başvurucuların gayrimenkul satış vaadi

ve kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile inşaatın yapımında yüklenici şirkete

yetki verdikleri ve inşaatın yüklenici şirket tarafından gerçekleştirildiği

açıklanmıştır. Yine başvurucuların inşaat aşamasında gerçekleşen projeye

aykırılıkları bildiğini ve bunlara onay verdiğini gösterir herhangi bir delilin

bulunmadığı, ayrıca başvurucuların yapı tatil tutanağı düzenlendikten sonra

yüklenici şirkete karşı sözleşmenin feshi davası açtıkları belirtilmiştir. Yüklenici

şirket temsilcisinin ise inşaattaki projeye aykırı imalatlardan sorumlu olduğu

ve sözleşmenin verdiği yetkiye rağmen aykırılıkları gidermediği ifade

edilmiştir.

14. Belediyenin temyiz ettiği karar Yargıtay 18. Ceza Dairesi

tarafından 11/2/2016 tarihinde onanmıştır.

C. İdari Para Cezasına

İtiraz Süreci

15. Başvurucular, idari para cezasına karşı 12/4/2012 tarihinde

Belediye aleyhine İstanbul 5. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) iptal davası

açmıştır. Dava dilekçesinde, idari para cezasından arsa sahibi olarak sorumlu

tutulamayacaklarını ifade etmişlerdir. Başvurucular, sözleşme gereğince binayı

imar mevzuatına ve tasdikli mimari projesine uygun olarak yapmak zorunda olan

yüklenici şirket ile yapı denetim şirketinin sorumlu olduğunu belirtmişlerdir.

Başvurucular, ayrıca idari para cezasının hatalı hesaplandığını da ileri

sürerek idari para cezasının iptalini talep etmişlerdir.

16. Mahkeme 16/10/2014 tarihinde dava konusu işlemin 4.816,26

TL'ye ilişkin kısmının iptaline, 20.873,76 TL'ye yönelik kısmı yönünden ise

iptal talebinin reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, 3194 sayılı

Kanun'un 42. maddesi hükmü gereğince yapıda yapılacak olan kaçak imar

faaliyetinden ötürü yapı sahiplerinin de sorumluluğu bulunduğu ve yapıda

projeye aykırı yapılaşmanın varlığı hâlinde ise başvurucuların

cezalandırılmalarının mevzuat gereği zorunlu olduğu belirtilmiştir. Mahkeme,

parselde başvurucular dışında başka bir hissedar bulunmadığından idari para

cezasının %30 oranında artırılmasının ise hatalı olduğunu belirterek alınan

bilirkişi raporu doğrultusunda idari para cezasının 20.873,76 TL'lik kısmının

hukuka uygun olduğuna hükmetmiştir.

17. Başvurucuların ve Belediyenin itirazı üzerine İstanbul Bölge

İdare Mahkemesi 4. Kurulu (Kurul) 21/5/2015 tarihli kararıyla başvurucuların

itirazını reddetmiştir. Kurul, idari para cezasının %30 oranında artırılarak

uygulanmasının ise mevzuata uygun olduğunu belirterek Belediyenin itirazını

kabul etmiş ve davanın tümden reddine karar vermiştir.

18. Başvurucuların karar düzeltme talebi üzerine Kurul

27/10/2015 tarihli kararıyla talebi kısmen kabul etmiş ve mahkeme kararının

onanmasına kesin olarak karar vermiştir.

19. Nihai karar 8/12/2015 tarihinde başvuruculara tebliğ

edilmiştir.

20. Başvurucular 4/1/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Mevzuat

21. 3194 sayılı Kanun'un 2. maddesi şöyledir:

"Belediye ve mücavir alan sınırları

içinde ve dışında kalan yerlerde yapılacak planlar ile inşa edilecek resmi ve

özel bütün yapılar bu Kanun hükümlerine tabidir."

22. 3194 sayılı Kanun'un 20. maddesi şöyledir:

"Yapı:

a) Kuruluş veya kişilerce kendilerine ait

tapusu bulunan arazi, arsa veya parsellerde,

b) Kuruluş veya kişilerce, kendisine ait

tapusu bulunmamakla beraber kamu kurum ve kuruluşlarının vermiş oldukları

tahsis veya irtifak hakkı tesis belgeleri ile, İmar planı, yönetmelik, ruhsat

ve eklerine uygun olarak yapılabilir. "

23. 3194 sayılı Kanun'un 21. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Bu Kanunun kapsamına giren bütün yapılar

için 26 ncı maddede

belirtilen istisna dışında belediye veya valiliklerden yapı ruhsatiyesi

alınması mecburidir."

24. 3194 sayılı Kanun'un 21. maddesinin sekizinci fıkrası

şöyledir:

"Yapı müteahhidi ve şantiye şefi; yapıyı,

tesisatı ve malzemeleriyle birlikte bu Kanuna, ilgili diğer mevzuata, uygulama

imar planına, ruhsata, ruhsat eki etüt ve projelere, standartlara ve teknik

şartnamelere uygun olarak inşa etmek, neden olduğu mevzuata aykırılığı gidermek

mecburiyetindedir."

25. 3194 sayılı Kanun'un 32. maddesi şöyledir:

"Bu Kanun hükümlerine göre ruhsat

alınmadan yapılabilecek yapılar hariç; ruhsat alınmadan yapıya başlandığı veya

ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapıldığı ilgili idarece tespiti, fenni mesulce

tespiti ve ihbarı veya herhangi bir şekilde bu duruma muttali olunması üzerine,

belediye veya valiliklerce o andaki inşaat durumu tespit edilir. Yapı

mühürlenerek inşaat derhal durdurulur.

Durdurma, yapı tatil zaptının yapı yerine

asılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş sayılır. Bu tebligatın bir nüshasıda muhtara bırakılır.

Bu tarihten itibaren en çok bir ay içinde yapı

sahibi, yapısını ruhsata uygun hale getirerek veya ruhsat alarak, belediyeden

veya valilikten mühürün kaldırılmasını ister.

Ruhsata aykırılık olan yapıda, bu aykırılığın

giderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata uygunluğu,

inceleme sonunda anlaşılırsa, mühür, belediye veya valilikçe kaldırılır ve

inşaatın devamına izin verilir.

Aksi takdirde, ruhsat iptal edilir, ruhsata

aykırı veya ruhsatsız yapılan bina, belediye encümeni veya il idare kurulu

kararını müteakip, belediye veya valilikçe yıktırılır ve masrafı yapı

sahibinden tahsil edilir."

26. 3194 sayılı Kanun'un 9/12/2009 tarihli ve 5940 sayılı

Kanun'un 2. maddesi ile değişik 42. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Bu maddede belirtilen ve imar mevzuatına

aykırılık teşkil eden fiil ve hallerin tespit edildiği tarihten itibaren on iş

günü içinde ilgili idare encümenince sorumlular hakkında, üstlenilen her bir

sorumluluk için ayrı ayrı olarak bu maddede belirtilen idari müeyyideler

uygulanır.

Ruhsat alınmaksızın veya ruhsata, ruhsat eki

etüt ve projelere veya imar mevzuatına aykırı olarak yapılan yapının sahibine,

yapı müteahhidine veya aykırılığı altı iş günü içinde idareye bildirmeyen

ilgili fenni mesullere yapının mülkiyet durumuna, bulunduğu alanın özelliğine,

durumuna, niteliğine ve sınıfına, yerleşmeye ve çevreye etkisine, can ve mal

emniyetini tehdit edip etmediğine ve aykırılığın büyüklüğüne göre, beşyüz Türk Lirasından az olmamak üzere, aşağıdaki şekilde

hesaplanan idari para cezaları uygulanır:

a) Bakanlıkça belirlenen yapı sınıflarına ve

gruplarına göre yapının inşaat alanı üzerinden hesaplanmak üzere, mevzuata

aykırılığın her bir metrekaresi için; "

...

3) III. sınıf A grubu yapılara onsekiz, B grubu yapılara yirmi Türk Lirası

...

5) V. sınıf A grubu yapılara otuzsekiz, B grubu yapılara kırkaltı,

C grubu yapılara elliiki, D grubu yapılara altmışüç Türk Lirası, idari para cezası verilir. Bu

miktarlar her takvim yılı başından geçerli olmak üzere o yıl için 4/1/1961

tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri

uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında bir Türk Lirasının

küsuru da dikkate alınmak suretiyle artırılarak uygulanır.

...

c) (a) ve (b) bentlerine göre cezalandırmayı

gerektiren aykırılığa konu yapı;

1) Hisseli parselde diğer maliklerin

muvafakati alınmaksızın yapılmış ise cezanın % 30’u,

...

5) Uygulama imar planı bulunan bir alanda

yapılmış ise cezanın % 20’si,

...

11) İnşaî

faaliyetleri tamamlanmış ve kullanılmıyor ise cezanın % 10’u,

12) İnşaî

faaliyetleri tamamlanmış ve kullanılıyor ise cezanın % 20’si,

...

(a) ve

(b) bentlerinde belirtilen şekilde tespit edilen para cezalarının miktarına göre

ayrı ayrı hesap edilerek ilave olunur. Para cezalarına konu olan alanın

hesaplanmasında, aykırılıktan etkilenen alan dikkate alınır."

2. Anayasa Mahkemesi

Kararı

27. Anayasa Mahkemesinin 10/1/2013 tarihli ve E.2012/93,

K.2013/8 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"Başvuru kararında, itiraz konusu

ibarenin uygulamada idareleri gerekli inceleme yapmadan, ruhsata veya projeye

aykırı yapıyı inşa eden ile mülk sahibini ayırt etmeden işlem tesisinde keyfi

tutuma sevk ettiği, idarelerin yapının sahibi tespitini yaparken hem mülk

sahibine hem de inşai faaliyeti yapan kişiye para

cezası verdikleri, bu durumun suçlu olmayanın da cezalandırılmasına sebebiyet

verdiği, itiraz konusu ibarenin bu yönüyle hukuk devletinin ilkelerinden olan

belirlilik ilkesine aykırı olduğu, öte yandan suçlu olmayanın da

cezalandırılmasının Anayasa'nın 38. maddesinde yer alan 'Ceza sorumluluğu

şahsidir.' hükmüne aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

İtiraz konusu 'yapının sahibine,' ibaresi,

ruhsat alınmaksızın veya ruhsata, ruhsat eki etüt ve projelere veya imar

mevzuatına aykırı olarak yapı yapma eyleminin karşılığı olarak cezai müeyyide

uygulanacak kişileri ifade etmektedir.

Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk

devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve

özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup

bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,

Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine

açık olan devlettir.

Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk

devletinin temel ilkelerinden birisi de 'belirlilik'tir.

Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi

bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve

uygulanabilir olması gerekir. Belirlilik ilkesi, bireylerin hukuksal

güvenliğinin sağlanması bakımından da önem arz etmektedir.

Anayasa'nın 'Suç ve cezalara ilişkin esaslar'

kenar başlıklı 38. maddesinin yedinci fıkrasında, 'Ceza sorumluluğu şahsidir.'

hükmü yer almaktadır. Ceza sorumluluğunun şahsiliği ceza hukukunun temel

kurallarındandır. Cezaların şahsiliğinden amaç, bir kimsenin işlemediği bir

fiilden dolayı cezalandırılmamasıdır. Başka bir anlatımla bir kimsenin

başkasının fiilinden sorumlu tutulmamasıdır. Anayasa'nın 38. maddesinde idari

ve adli cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından idari para cezaları da bu

maddede öngörülen ilkelere tabidir.

Kanun'un 42. maddesinin 2. fıkrası hükmü,

ruhsat alınmadan, ruhsat veya eklerine veya imar mevzuatına aykırı olarak

yapının yapıldığı yönündeki idarenin tespiti üzerine fıkrada belirtilen

kıstaslar çerçevesinde yapının sahibine, yapı müteahhidine veya aykırılığını

altı iş günü içinde idareye bildirmeyen ilgili fenni mesullere para cezası

verilmesini öngörmektedir.

3194 sayılı İmar Kanunu'nun 5. maddesinde

yapı, karada ve suda, sürekli ya da geçici, resmi ve özel, yerüstü ve yeraltı

inşaatı ile bunların eklerini, değişikliklerini, onarımlarını, sabit ve

hareketli tesislerini içine alan bir kavram olarak tanımlanmaktadır. Görüldüğü üzere, ister sabit olsun, ister hareketli olsun sadece ana

yapı değil, ana yapıya ek olarak yapılan yapılar (ilaveler), ana yapı üzerinde

yapılan değişiklikler; onarımlar (tamirler) da yapı olarak kabul edilmektedir.

Dolayısıyla 'yapının sahibi' ibaresiyle, yukarıda sayılan inşai

faaliyetleri gerçekleştiren kişiler ifade edilmektedir. Başka bir deyişle

'yapının sahibi' ibaresinden ister yapının mülkiyetine sahip kişiler isterse

kiracı, yapı malikinin yakını, intifa hakkı sahibi gibi üçüncü kişiler olsun inşai faaliyeti yapan kişiler anlaşılmaktadır.

Danıştay'ın istikrar kazanan içtihatlarında da

yapının sahibi ibaresinden, mevzuata aykırı yapıyı inşa eden kişinin

anlaşılacağı belirtilmiş olup, uygulamada idarelerce gerekli araştırma

yapılarak mevzuata aykırı inşai faaliyeti yapan kişi

tespit edilmeksizin doğrudan yapının mülkiyet sahibine para cezası verilmesi,

yasanın amacı ve anlamı ile bağdaşmayan bir sonuç doğurur.

Öte yandan, idarelerce gerekli araştırma

yapılarak mevzuata aykırı inşai faaliyeti yapan kişi

tespit edilerek idari yaptırımın bu kişiye uygulanması gerektiğinden bu anlamda

söz konusu ibare Anayasa'nın 38. maddesinde yer alan 'Ceza sorumluluğu

şahsidir.' hükmüne aykırı değildir.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu ibare

Anayasa'nın 2. ve 38. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi

gerekir."

3. Danıştay İçtihadı

28. Danıştay Ondördüncü Dairesinin

11/6/2018 tarihli ve E.2015/2907, K.2018/4534 sayılı kararının ilgili kısmı

şöyledir:

"...Suç ve cezaların şahsiliği ilkesi

gereğince, para cezasına konu yapıların kim ya da kimler tarafından yapıldığı

tespit edilerek, gerçek yapı sahibi ya da sahipleri adına para cezası

verilmesinin gerektiği, yapı sahibinin ise her zaman taşınmaz maliki ile aynı

kişi olması zorunlu olmadığından ruhsatsız yapıyı yapan kişinin taşınmaz malikinden

farklı bir kişi olduğunun anlaşılması durumunda, taşınmaz maliki adına değil,

yapıyı yapan adına para cezası verilmesi gerektiği, yukarıda yer verilen inşaat

sözleşmesi uyarınca ruhsat ve yapı kullanma izni belgesi alma sorumluluğunun müteaahide yüklendiği, dolayısıyla dava konusu

aykırılıklardan müteahhidin sorumlu olduğu, arsa sahibi davacının bu

aykırılıklardan sorumluluğunun bulunmadığı, zira, uyuşmazlık konusu projeye

aykırılıkların, yapının inşası sırasında meydana getirilebilecek mahiyette olduğu

açık olduğundan, yapı müteahhidinin eylemi nedeniyle arsa sahibi olan davacıya

para cezası verilmesine ilişkin işlemde hukuka uyarlık, aksi yöndeki İdare

Mahkemesi kararının bu kısmında hukuki isabet görülmemiştir."

29. Danıştay Ondördüncü Dairesinin 27/2/2019

tarihli ve E.2018/5803, K.2019/1436 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"Cezaların şahsiliği ilkesi uyarınca,

3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesine göre verilecek olan para cezasının

ruhsatsız ya da ruhsata aykırı yapıyı fiilen yapan ya da yaptıran kişi adına,

bir başka ifade ile yapı sahibi adına verilmesi gerekmektedir. Yapı sahibinin

ise her zaman taşınmaz maliki ile aynı kişi olması zorunlu olmadığından,

ruhsatsız yapıyı yapan kişinin taşınmaz malikinden farklı bir kişi olduğunun

anlaşılması durumunda, taşınmaz maliki adına değil, yapıyı yapan adına para

cezası verilmesi gerekmektedir.

Bu durumda; yukarıda bahsedilen kat karşılığı

inşaat sözleşmesine göre "ruhsata aykırılıkları yapan" kişi olan

yüklenici firma, imar para cezasının muhatabı olacağından, bu hususta araştırma

yapılarak ona göre para cezası tesis edilmesi gerekirken, arsa sahibi davacılar

adına para cezası verilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık

görülmemiştir.

Bu itibarla, para cezasına ilişkin kısım

yönünden de davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet

bulunmamaktadır."

B. Uluslararası Hukuk

30. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

31. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), ister suç

gelirlerinin elde edilmesinin önüne geçilmesi için müsadere olarak uygulansın

isterse de doğrudan uygulansın para cezalarının veya kazanç müsaderesinin

mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini kabul etmektedir. AİHM, bu suretle

yapılan müdahalenin Sözleşme'ye ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesinin ikinci paragrafı kapsamında mülkiyetin

kullanılmasının kontrolüne ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi

gerektiği görüşündedir (Butler/Birleşik Krallık (k.k.),

B. No: 41661/98, 27/6/2002; Phillips/Birleşik Krallık, B. No: 41087/98,

5/7/2001, §§ 50, 51; Konstantin Stefanov/Bulgaristan, B. No: 35399/05,

27/10/2015, §§ 57, 58).

32. Konstantin Stefanov/Bulgaristan kararına konu olayda

başvurucu avukatın ücreti yetersiz bulması nedeniyle zorunlu müdafii olmayı reddederek duruşmadan ayrılması üzerine ceza

mahkemesince başvurucu avukata yaklaşık 260 avro tutarında para cezası

verilmiştir. AİHM, şikâyet edilen cezaya konu paranın mülk teşkil ettiğini ve

bu para cezasının uygulanmasının da mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini

belirtmiştir (Konstantin Stefanov/Bulgaristan,

§ 57). AİHM'e göre uygulanan para cezası Sözleşme'nin

anlamında bir yaptırım teşkil

etmektedir. Bu sebeple müdahale; taraf devletlere yaptırımların ödenmesini

sağlamak için mülkiyetin kullanımını, kontrol yetkisi tanıyan Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ikinci

paragrafı çerçevesinde değerlendirilmiştir (Konstantin

Stefanov/Bulgaristan, § 58).

33. AİHM; para cezasının açık, öngörülebilir ve ulaşılabilir mahiyette bir kanuna

dayandığını, yargılamanın etkin ve gecikmeden sürdürülmesi yönünde kamu

yararına dayalı meşru bir amacının da bulunduğunu tespit etmiştir (Konstantin Stefanov/Bulgaristan,

§§ 63, 64). AİHM, ölçülülük yönünden yaptığı değerlendirmede ise

farklı unsurları değerlendirmiştir. Kararda, duruşmanın geçerli bir neden

olmaksızın tehir edilmesinin mahkemelerden garanti altına alması istenen adalet sisteminin düzgün işlemesine bir

engel teşkil ettiği vurgulanmıştır. AİHM, caydırıcı bir etkinin sağlanması için

parasal bir cezanın uygulanabileceğini belirtmiş ve bu alanda devletlerin geniş

bir takdir yetkisi olduğuna dikkat çekmiştir. AİHM bu bağlamda en önemli

güvencenin ise başvurucuya uygulanan cezaya karşı itiraz edebilme hakkının

tanınması olduğunu ve somut başvuruda ise başvurucuya uygulanan cezaya ilişkin

karar verme usulünün keyfî olduğunun ortaya konulamadığını belirtmiştir. AİHM

son olarak başvurucuya verilen para cezasının üst sınırdan uygulanmakla beraber

aşırı veya orantısız olmadığını değerlendirmiş, başvurucunun mülkiyet hakkı ile

kamu yararı arasında olması gereken adil dengenin bozulmadığı sonucuna

varmıştır (Konstantin Stefanov/Bulgaristan,

§§ 65-70).

34. AİHM, ceza olarak değerlendirdiği suç gelirlerinin

müsaderesine ilişkin Phillips/Birleşik Krallık kararında da benzer

değerlendirmeler yapmıştır. Bu olayda ceza mahkemesince başvurucunun uyuşturucu

kaçakçılığı suçundan elde ettiği düşünülen gelirlerinin toplamı olan 91.400

sterlin tutarındaki paranın müsaderesine, bu paranın ödenmemesi durumunda ise

iki yıl süreli hapis cezasının infazına karar verilmiştir. AİHM bu cezanın

başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini, bu sebeple Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin olayda

uygulanabilir olduğunu belirtmiştir (Phillips/Birleşik Krallık, § 50). AİHM, ceza mahkemesinin kazanç

müsaderesine ilişkin kararının Sözleşme anlamında bir yaptırım/ceza olduğunu vurgulamıştır (Phillips/Birleşik Krallık, § 51). AİHM'e göre Sözleşme'ye ek 1

No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ikinci paragrafı taraf devletlere bu alanda

geniş bir takdir yetkisi tanımakta olup Protokol'de uyuşturucu kaçakçılığı ile

mücadele anlamında böyle bir tedbirin uygulanmasının caydırıcı etkisine dikkat

çekilmiştir (Phillips/Birleşik Krallık, § 52). AİHM, tedbirin

yalnızca suçtan elde edilen gelirler ile sınırlı olduğunu ve yargılamada

başvurucuya etkin bir itiraz hakkının tanındığını gözeterek karşılaştırılan

meşru amaca göre müdahalenin ölçülü olduğu sonucuna varmıştır (Phillips/Birleşik Krallık, §§ 53, 54).

35. Ismayilov/Rusya (B. No: 30352/03, 6/11/2008)

kararına konu olayda Bakü’de annesinden intikal eden evi satan başvurucu,

yanında taşıdığı para miktarını (21.348 ABD doları) gümrük makamlarına eksik

(48 dolar olarak) bildirmiştir. Rus kanunlarına göre 10.000 dolar üzerindeki

para miktarı gümrüğe bildirilmelidir. Başvurucuya bildirim yükümlülüğüne uymama

suçundan şartlı tahliye koşuluyla altı ay hapis cezası verilmiş ve ayrıca el

konulan paranın tamamının müsaderesine karar verilmiştir. AİHM müsadere

tedbiriyle ilgili istikrarlı yaklaşımına değinmiş ve müdahalenin mülkiyetten

yoksun bırakma içerse dahi Sözleşme'ye ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesinin ikinci paragrafı kapsamında mülkiyetin kullanımının

kontrolü mahiyeti taşıdığını belirtmiştir (Ismayilov/Rusya, §§ 28-30).

36. AİHM kamu yararı bakımından korunan hukuki menfaatin ise

gümrük makamlarına bildirim yükümlülüğüne uyulmasını sağlamak olduğunu vurgulamıştır(Ismayilov/Rusya, §

33). AİHM; başvurucuya herhangi bir suç isnadında bulunulmadığı ve olayda

müsadere tedbirinin kara paranın aklanması, terörizmin finansmanı, uyuşturucu

kaçakçılığı, vergi kaçırma veya başka suç faaliyetleri kapsamında uygulanmadığı

tespitlerine yer vermiştir. Buna göre belirli bir miktarın üzerinde nakit

parayı yanında taşımış olan başvurucu, sadece gümrük makamlarına yanında taşıdığı

bu parayı eksik bildirmekten ötürü sorumlu tutulmuştur. AİHM bildirilmeyen

paranın meşru yollardan elde edildiğini ve bu paranın bildirilmemesinin kamuya

olan zararının ise oldukça az olduğunu vurgulamıştır. Bununla birlikte müsadere

tedbirinin sadece zararın tazmini amacıyla değil aynı zamanda caydırıcı ve

cezalandırıcı bir yönünün de bulunduğu kabul edilmiştir. Ancak olayda ise

başvurucunun zaten bildirim yükümlülüğüne uymadığı için şartlı tahliye

koşuluyla hapis cezası aldığına dikkat çekilmiştir. AİHM'e

göre yalnızca bildirim yükümlülüğüne uyulmamasından dolayı ceza almışken ayrıca

müsaderenin uygulanması ölçüsüz olup başvurucuya aşırı ve olağan dışı bir

külfet yüklemektedir (Ismayilov/Rusya, §§ 37, 38).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

37. Mahkemenin 12/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

38. Başvurucular, yüklenici ile yapılan sözleşme gereğince

inşaat yapımındaki imar mevzuatına aykırılıklardan sorumlu tutulamayacaklarını

belirtmiştir. Başvurucular bilgi ve rızaları dışında yüklenici tarafından

inşaatın projeye aykırı olarak imal edildiğini, imar kirliliğine neden olmak

suçuna ilişkin ceza yargılamasında haklarında beraate

hükmedildiğini ifade ederek idari para cezası verilmesinin suçun şahsiliği

ilkesine aykırı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvurucular, yüklenicinin

gerçekleştirdiği eylem nedeniyle haksız yere idari para cezası verilmesinin

hukuka aykırı olduğundan yakınmışlardır. Başvurucular, bu gerekçelerle mülkiyet

ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

39. Anayasa’nın

"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes,

mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

40. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular adil yargılanma hakkının da

ihlal edildiğini ileri sürmekte ise de yukarıda yer verilen şikâyetlerinin özü

imar mevzuatına aykırılık sebebiyle idari para cezası verilmesi nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Bu nedenle

başvurucuların bütün şikâyetlerinin mülkiyet hakkının ihlali iddiası kapsamında

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

41. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkün Varlığı

42. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet

hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal

varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).

Somut olayda idari para cezasına hükmedilmesi neticesinde başvuruculardan

tahsil edilen, belirtilen tutardaki para başvurucuların mal varlığına dâhil

olduğundan verilen idari para cezasıyla yoksun bırakılan bu paranın başvurucular

açısından mülk teşkil ettiği

açıktır.

b. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

43. Başvuru konusu olayda başvurucuların idari para cezası ile

cezalandırılmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği kuşkusuzdur.

44. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden

diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın

35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek

suretiyle mülkten barışçıl yararlanma

hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl

yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci

fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği

belirlenerek aynı zamanda mülkten yoksun

bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son

fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı

olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını kontrol

etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı

maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel

hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma

ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).

45. Kaçak imar faaliyeti nedeniyle arsa maliki sıfatıyla

başvuruculara idari para cezası uygulanmıştır. Müdahaleyle, yapıların imar

mevzuatına uygun şekilde inşa edilmesi ve mevzuata uymayanların ise yaptırıma

tabi tutulması amaçlanmaktadır. Bu durumda başvurucuların mülkiyet hakkına

yapılan müdahalenin mülkiyetin kamu yararına kullanımının kontrolüne veya

düzenlenmesine ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerekir.

c. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

46. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

47. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması

ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

i. Kanunilik

48. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması,

müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun

hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye

İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company,

B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye

Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).

49. Somut olayda ruhsat ve eki projesine aykırı olarak kaçak

imalatlar yapıldığı gerekçesiyle 3194 sayılı Kanun'un 42. maddesi uyarınca

başvuruculara idari para cezası verilmiştir. Mahkeme, başvurucuların

cezalandırılmalarının mevzuat gereği zorunlu olduğunu belirterek idari işlemin

hukuka aykırı olmadığı sonucuna varmıştır.

50. 3194 sayılı Kanun'un 42. maddesinde; ruhsat alınmaksızın

veya ruhsata, ruhsat eki etüt ve projelere veya imar mevzuatına aykırı olarak

yapılan yapının sahibine idari para cezası uygulanacağı belirtilmiştir. Bununla

birlikte yerleşik Danıştay içtihatları kapsamında suç ve cezaların şahsiliği

ilkesi gereğince yapı sahibinden anlaşılması gerekenin her zaman taşınmaz

maliki olmadığı vurgulanmış ve ruhsata aykırılıkları yapan kişinin taşınmaz

malikinden farklı bir kişi olduğunun anlaşılması hâlinde taşınmaz maliki adına

değil yapıyı yapan adına para cezası verilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

51. Somut olayda, başvurucular kat karşılığı inşaat sözleşmesi

kapsamında binanın yapımını yükleniciye bırakmışlardır. Ayrıca ceza

yargılamasında imara aykırı yapıların başvurucular tarafından değil yüklenici

şirket tarafından imal edildiği tespit edilmiştir. Bu bağlamda kamu

makamlarınca gerekli araştırma yapılmaksızın ve inşai

faaliyet yapan kişi tespit edilmeksizin doğrudan taşınmaz maliki olan

başvuruculara idari para cezası verilmesi yukarıda belirtilen Danıştay

içtihatları ile açık bir çelişkiye yol açmaktadır. Bununla birlikte bu

husustaki tartışmanın ölçülülük incelemesiyle birlikte ele alınması uygun

görülmüştür.

ii. Meşru Amaç

52. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı

ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,

mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılması

imkânı vermekle, bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının

kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir

sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır.

Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberinde

getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün her

somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar, B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§

28, 29).

53. Anayasa'nın 56. maddesinde, herkesin sağlıklı ve dengeli bir

çevrede yaşama hakkına sahip olduğu düzenlenmiş; çevreyi geliştirmenin, çevre

sağlığını korumanın ve çevre kirliliğini önlemenin devlet ve vatandaşların

ödevi olduğu belirtilmiştir. Yapıların imar mevzuatına uygun olarak inşa

edilmesinin sağlanması ve bu kapsamda ilgili mevzuat hükümleri uyarınca ruhsat

alınmadan yapılabileceği açıkça düzenlenen yapılar hariç diğer yapıların

ruhsata bağlanması suretiyle yapılaşmanın fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun

olarak teşekkülü; sağlıklı, güvenli, kaliteli ve ekonomik yaşam çevrelerinin

oluşturulması bakımından önem teşkil etmektedir. Bu bakımdan yapılaşmanın fen,

sağlık ve çevre şartlarına uygunluğunun sağlanmasında ve buna ilişkin

düzenlemelerde kamu yararı bulunduğu kabul edilmelidir (Osman Yücel, B. No: 2014/4874, 15/6/2016,

§§ 82-84).

54. Bu bağlamda yapıların imar mevzuatına uygun olarak

yapılmasının sağlanması amacıyla imar mevzuatına aykırılıkların yaptırıma tabi

tutulmasında kamu yararı amacı bulunduğu kuşkusuzdur. Dolayısıyla somut olayda

kaçak imar faaliyeti nedeniyle idari para cezası uygulanmasında kamu yararına

dayalı, meşru bir amacı olduğu açıktır.

iii. Ölçülülük

(1) Genel

İlkeler

55. Son olarak kamu makamlarınca başvurucuların mülkiyet hakkına

yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacın gerçekleştirilmesi

için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı

değerlendirilmelidir.

56. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, gereklilik ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif

bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,

27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §

38).

57. Mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin Anayasa'nın 13. ve

35. maddelerine göre ölçülü olabilmesi için her şeyden önce bu tedbirin

öngörülen kamu yararı amacını gerçekleştirmeye elverişli olması zorunludur.

Diğer taraftan müdahalede bulunulurken takip edilen kamu yararı amacını

gerçekleştirmeye en uygun aracın seçilmesi gerekmektedir. Bu alanda hangi

araçların tercih edileceği ise öncelikli olarak daha isabetli karar verebilecek

konumda olan ilgili kamu makamlarının yetkisindedir. Bu nedenle hangi aracın

tercih edileceğinin belirlenmesi hususunda idarelerin belli ölçüde takdir

yetkisi bulunmaktadır. Ne var ki seçilen aracın gerekliliğine ilişkin olarak

idarelerin sahip olduğu takdir yetkisi sınırsız değildir. Tercih edilen aracın

müdahaleyi ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağırlaştırması

durumunda Anayasa Mahkemesince müdahalenin gerekli olmadığı sonucuna ulaşılması

mümkündür. Ancak Anayasa Mahkemesinin bu kapsamda yapacağı denetim, seçilen

aracın isabet derecesine yönelik olmayıp hak ve özgürlükler üzerinde

oluşturduğu müdahalenin ağırlığına dönüktür (bazı değişikliklerle birlikte bkz.

Hamdi Akın İpek, B. No:

2015/17763, 24/5/2018, § 108; Hanife Ensaroğlu, B. No: 2014/14195, 20/9/2017, § 67).

58. Ayrıca ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerine

ilişkin kurallar ceza hukukunun ana ilkeleri ile Anayasa'nın konuya ilişkin

kuralları başta olmak üzere ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri ve

ekonomik hayatın gereksinmeleri gözönüne alınarak saptanacak

ceza politikasına göre belirlenir. Kanun koyucu cezalandırma yetkisini

kullanırken toplumda hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve

ölçüdeki ceza yaptırımı ile karşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya

hafifletici sebep olarak kabul edilebileceği ve ceza sistemini tamamlayan

müesseseler konusunda takdir yetkisine sahiptir (AYM, E.2013/24, K.2013/133,

14/11/2003).

59. Bununla birlikte orantılılık ilkesi gereği kişilerin

mülkiyet hakkının sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı

ile bireyin hakları arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil

denge, başvurucunun şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi

durumunda bozulmuş olacaktır. Anayasa Mahkemesi müdahalenin orantılılığını

değerlendirirken bir taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer

taraftan da müdahalenin niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin

davranışlarını gözönünde bulundurarak başvurucuya

yüklenen külfeti dikkate alacaktır (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017,

§§ 58, 60).

60. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden

söz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda

korunabilmesi bakımından bu madde, -Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında

da ifade edildiği üzere- mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da

makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu

makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması

güvencesini kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe

bakılarak yapılmalıdır (Züliye Öztürk, B. No: 2014/1734, 14/9/2017, §

36; Bekir Yazıcı [GK], B. No:

2013/3044, 17/12/2015, § 71).

61. Elkoyma veya müsadere gibi

tedbirler yoluyla ya da para cezası uygulanması suretiyle mülkiyet hakkına

yapılan müdahalelerin bireyin menfaatleri ile kamunun yararı arasında olması

gereken adil dengeyi bozmaması için malikin davranışı ile kanunun ihlali

arasında uygun bir illiyet bağının olması, başvurucunun müdahaleye yönelik

iddia ve savunmalarının ilgili idari ve yargısal makamlarca makul biçimde

karşılanması, ayrıca her hâlde iyi niyetli malikin

zararının ise tazmini gerekmektedir. Bu gerekliliklere uyulduğu takdirde

mülkiyet hakkına yapılan müdahale ölçülü olacaktır (Züliye Öztürk, § 64).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

62. İlk olarak idari para cezasının ulaşılmak istenen amacı

gerçekleştirmeye elverişliliği ele alınmalıdır. Başvuruculara idari para cezası

verilmesinin imar mevzuatına aykırılıkların önlenmesini sağlamaya yönelik

olduğu dikkate alındığında müdahalenin söz konusu kamu yararı amacını

gerçekleştirmeye elverişli olduğunda şüphe bulunmamaktadır. İkinci olarak

başvurucuların mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin gerekli olup olmadığı

değerlendirilmelidir. Olayda takip edilen meşru amacı gerçekleştirmeye

elverişli diğer araçlarla karşılaştırıldığında ve başvuruculara atfedilen

fiilinin kabahat olarak düzenlenerek yalnızca idari para cezası uygulandığı

dikkate alındığında müdahalenin gerekli olmadığı söylenemez.

63. Orantılılık yönünden ise öncelikle başvuruculara idari para

cezası kararına karşı iddia ve savunmalarını etkin bir biçimde ortaya koyabilme

olanağının tanınıp tanınmadığı değerlendirilmelidir. Başvurucular idari para

cezası kararına karşı kendilerini avukat ile temsil ettirerek önce idare

mahkemesinde dava açmış, davanın kısmen reddine ilişkin karara karşı da istinaf

kanun yoluna başvurmuşlardır.

64. Başvurucuların temel şikâyeti, gayrimenkul satış vaadi ve

kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yapının inşası ile ilgili tüm

sorumluluğunun yükleniciye ait olduğu ve bu nedenle inşaatın yapım aşamasında

yüklenici tarafından gerçekleştirilen projeye aykırılıklardan kendilerinin

sorumlu tutulamayacağına ilişkindir.

65. Mülkiyet hakkına idari para cezası yoluyla yapılan

müdahalede, kamu yararı ile başvurucuların mülkiyet hakkı arasında bir adil

dengenin kurulması gerekmektedir. Bunun için de başvurucuların tutum ve

davranışları ile idari para cezasına neden olan eylem arasındaki illiyet bağı

derece mahkemelerince makul bir şekilde ortaya konulmalıdır.

66. Anayasa Mahkemesi bariz bir takdir hatası veya açık bir keyfîlik bulunmadıkça derece mahkemelerin delillerin

değerlendirilmesinde ve hukukun uygulanmasındaki takdir hakkına karışmayacağını

vurgulamaktadır. Bununla birlikte idari para cezasına neden olan eylem ile

başvurucuların tutum ve davranışları arasındaki illiyet bağının değerlendirilip

değerlendirilmediği belirlenmelidir.

67. Somut olayda idari para cezasının iptali için açılan davada

Mahkeme, başvurucuların kaçak imar faaliyetinden dolayı yapı sahibi olarak imar

mevzuatı gereğince sorumluluğu bulunduğunu ifade etmiştir. Yapıdaki projeye

aykırılık nedeniyle başvurucuların cezalandırılmalarının mevzuat hükümleri

uyarınca zorunlu olduğunu belirten Mahkeme, kaçak imalat nedeniyle

başvurucuların sorumlu olmadıklarına ilişkin iddiaları reddetmiştir. Mahkeme

kararının incelenmesi neticesinde yapının kim tarafından inşa edildiğine,

başvurucuların projeye aykırı yapıyı yapan kişiler olup olmadığına ve

başvurucular ile yüklenici arasındaki sözleşme kapsamında tarafların

sorumluluklarına ilişkin makul bir değerlendirmenin bulunmadığı görülmüştür.

68. Aynı olay hakkındaki projeye aykırı yapı inşası iddiasına

dayalı ceza yargılamasında ise başvurucuların inşaat aşamasında geçekleşen

projeye aykırılıkları bildiğini ve bunlara onay verdiğini gösterir herhangi bir

delilin bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmiştir. Karar, temyiz kanun

yolundan geçerek kesinleşmiştir.

69. Anayasa Mahkemesinin somut olaydaki idari para cezasının

kanuni dayanağı olan 3194 sayılı Kanun'un 42. maddesinin itiraz yoluyla iptali

istemine ilişkin kararında ve Danıştayın yerleşik

içtihatlarında da belirtildiği üzere yapı

sahibi ibaresinden anlaşılması gereken, yapıyı mevzuata aykırı inşa

eden kişidir (bkz. §§ 28,29). Yine bu kararlarda, idarelerce gerekli araştırma

yapılarak mevzuata aykırı inşaat yapan kişi tespit edilmeksizin doğrudan

yapının mülkiyet sahibine para cezası verilmesinin kanunun amacı ve anlamı ile

bağdaşmayan bir sonuç doğuracağı vurgulanmıştır.

70. Sonuç olarak yapıların imar mevzuatına uygun olarak inşası

ve imara aykırı yapı nedeniyle yaptırım uygulanması ile caydırıcılığın

sağlanmasında kamu yararına dayalı meşru bir amacın takip edildiği kuşkusuzdur.

Bu kapsamda devletin idari para cezalarının düzenlenmesi ve uygulanması

alanında geniş bir takdir yetkisine sahip olduğu da dikkate alınmalıdır.

Bununla birlikte somut olayda idari para cezasına neden olan projeye aykırı

inşa eylemi ile başvurucuların tutum ve davranışları arasındaki illiyet bağının

Mahkeme tarafından makul bir şekilde değerlendirilmediği anlaşılmaktadır.

Başvurucuların projeye aykırı eylemi gerçekleştirmedikleri ve sorumluluğunun

yükleniciye ait olduğu iddialarının Mahkeme tarafından yeterince incelenmediği

ve başvurucuların cezalandırılmalarının mevzuat gereğince zorunlu olduğunun

belirtilmekle yetinildiği görülmüştür.

71. Anayasa Mahkemesinin norm denetimi kapsamında verdiği karara

ve Danıştayın yerleşik içtihatlarına rağmen idari

para cezasının iptali istemine ilişkin olarak derece mahkemeleri kararlarında

yapıyı inşa eden kişinin belirlenmesine dair bir değerlendirmede

bulunulmamıştır. Bu yönüyle derece mahkemeleri kararının yerleşik içtihatlar

ile olan tutarsızlığının belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerini zedelediğini

de belirtmek gerekmektedir.

72. Bu durumda idari para cezası verilmesine neden olan eylem

ile başvurucuların tutum ve davranışları arasındaki illiyet bağı makul bir

şekilde değerlendirilmeyerek başvuruculara şahsi olarak olağan dışı ve aşırı

bir külfet yüklenmiştir. Dolayısıyla müdahaleyle kamu yararı ile başvurucuların

mülkiyet hakkının korunması arasında olması gereken adil dengenin başvurucular

aleyhine bozulduğu ve müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna varılmıştır.

73. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

74. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine

karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir...

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

75. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin

ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işlemin

ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep

olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen

diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet

Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55).

76. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama

işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim

yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).

77. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216

sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)

bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için

yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye

gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §

58).

78. Buna göre Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiği

hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derece

mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine

bırakılmıştır. Derece mahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında

belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri

yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan,

§ 59).

79. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken

şey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafından

bir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlali

gideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi,

kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit

edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır

(Mehmet Doğan, § 60).

80. Başvurucular, ihlalin tespiti ile maddi ve manevi tazminat

taleplerinde bulunmuşlardır.

81. Anayasa Mahkemesi, idari para cezasına neden olan eylem ile

başvurucuların tutum ve davranışları arasındaki illiyet bağının derece

mahkemelerince makul bir şekilde değerlendirilmemesi nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin

mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

82. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle

ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal

sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 5. İdare Mahkemesine

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

83. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL tutarındaki yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul

5. İdare Mahkemesine (E.2012/654, K.2014/1849) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.714,50 TL tutarındaki yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN

ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvuruculara Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

12/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Engin

YILDIRIM

Celal Mümtaz

AKINCI

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Raportör

:

Kamber Ozan

TUTAL

Başvurucular

:

1. Şevki

ATASOY

2. Yakup

ATASOY

Vekili

:

Av. Veysel

ANGIN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/866, 12 Kasım 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. İdari Para Cezası
  7. B. Ceza Davası Süreci
  8. C. İdari Para Cezasına
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası Hukuk
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Başvurucuların
  14. B. Değerlendirme
  15. B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye
  16. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  17. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  18. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  19. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvuruculara Hazine ve
  20. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  21. Kömürcü
  22. Yıldırım
  23. Akıncı
  24. Tutal
  25. Atasoy
  26. Atasoy
  27. Angın
  28. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/866
Tarih
12 Kasım 2019

İlgili Kararlar

  • Şeyma Fenercioğlu Başvurusu (B. No: 2015/12747)
  • Ali Ertan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/6190)
  • Abdulmecit Er Başvurusu (B. No: 2014/3825)
  • Sami Çelik Başvurusu (B. No: 2016/1559)
  • Cevdet Ayaz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/13689)
  • Hayat Aksu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/1453)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.