İçeriğe geç
AC
İkinci Bölüm Başvuru No: 2015/12734 Tarih:

Sinan Işık Başvurusu (B. No: 2015/12734)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

SİNAN IŞIK BAŞVURUSU (2)

(Başvuru Numarası: 2015/12734)

Karar Tarihi: 25/9/2019

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, zorunlu askerlik hizmeti sırasında maruz kalınan

kötü muameleden doğan zararların karşılanmaması nedeniyle kötü muamele

yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 27/7/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar

verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. 1991 doğumlu başvurucu 5/9/2011 tarihinde İstanbul Kasımpaşa

Askerî Hastanesi Emniyet Hizmet Birlik Komutanlığında askerlik hizmetine

başlamıştır.

10. Başvurucu, zorunlu askerlik vazifesini er olarak yaptığı

sırada Şubat 2012 başında üstleri tarafından darbedilerek

dalağının alınmasına yol açacak derecede yaralandığını ileri sürmüştür.

11. Başvurucunun babasının 7/3/2012 tarihinde suç ihbarında

bulunması üzerine ceza soruşturması başlatılmış, 2/5/2013 tarihinde ise tam

yargı davası açılmıştır.

A. Ceza Soruşturması

Süreci

12. Başvurucunun yaralanması konusunda Kuzey Deniz Saha Komutanlığı

Askerî Savcılığı (Askerî Savcılık) tarafından yürütülen soruşturma

sonucunda27/11/2012 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Bu

karara karşı Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru sonucunda etkili

soruşturma usul yükümlülüğünün ihlal edildiğine, ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere kararın Askerî

Savcılığa gönderilmesine karar verilmiştir (ceza soruşturmasına ilişkin olay ve

olgular için bkz. Sinan Işık, B.

No: 2013/2482, 13/4/2016, §§ 9-30).

B. İhlal Kararından Sonra Ceza Soruşturması

Süreci

13. İhlal kararından sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca

(Savcılık) yeniden soruşturma başlatılmıştır.

14. Savcılık, iddia edilen darp ile başvurucunun dalağının

yaralanması arasında illiyet bağı olup olmadığı konusunda Adli Tıp Kurumu 2.

İhtisas Kurulundan rapor almıştır. 26/12/2016 tarihli raporun ilgili kısmı

şöyledir:

"...kişi

hakkında düzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerin incelenmesinde kişinin uğradığı

iddia olunan darp olayı tarihinde bir sağlık kuruluşuna başvurmadığı, söz

konusu yaralanması ile ilgili tıbbi belge düzenlenmediği, ayrıca uğradığı iddia

olunan darp olayı ile dalak yırtılması arasında geçen süreçte (yaklaşık 3

hafta) de kişinin karın ağrısı şikayeti ile bir sağlık kuruluşuna başvurmadığı

ve her hangi bir tıbbi görüntüleme yapılmadığı anlaşıldığı cihetle, dalak

yırtılması ile 3 hafta kadar önce uğradığı iddia olunan darp olayı arasında

illiyet bağı kurmaya yeter ölçüde tıbbi delil bulunmadığı oy birliği ile

mütalaa olunur."

15. Savcılık; bu rapora dayanarak ve tanıkların olayın şakalaşma

amacıyla meydana geldiğini ifade ettiklerini, suç işleme kastıyla hareket

edildiğine dair yeterli delil bulunmadığını belirterek 4/7/2017 tarihinde

kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

16. Başvurucunun bu karara yaptığı itiraz, İstanbul 3. Sulh Ceza

Hâkimliğince 6/10/2017 tarihinde kabul edilerek karar kaldırılmıştır. Kararda,

mağdurun hastaneye ilk kaldırıldığında darbedildiğini

beyan etmemesinin kendisini baskı altında hissetmesinden kaynaklanabileceğine

işaret edilmiştir.

17. Savcılık 13/2/2018 tarihinde şüpheli H.İ.D. hakkında işkence

suçundan kamu davası açmıştır. İddianamenin ilgili kısmı şöyledir:

“…

Bu itibarla dosyada mevcut müşteki Sinan Işık'ın

iddiaları ve şüphelinin beyanları, tanık anlatımları, aşamalardaki tıbbi

raporlar ve tüm evrak kapsamından,

Dz. Sıh.Onb. olan

şüpheli [H.İ.D.nin] askeri gazinoda müştekiyi diğer

askerlerin de bulunduğu bir ortamda kelepçe ile kalorifer peteğine bağlayıp

omuz ve karın bölgesine vurarak darp eyleminde bulunduğu, bu olaydan yaklaşık 3

hafta kadar sonra müştekinin dalağının travmaya bağlı olarak gelişen dalak

yırtılması sebebiyle alındığı, tanıklarca sözü edilen olayın şakadan ibaret

olduğu belirtilmiş ise de söz konusu tanıkların asker olduklarından ifadelerini

verirlerken yönlendirebilmiş de olabilecekleri, ayrıca mağdurun eylemin şaka

olduğunu kabul etmediği, bu itibarla tıbbi kanıtlar yanında tanıkların

beyanlarının da mahkemece değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmıştır.

Olay tarihi itibarıyla müşteki ve şüphelinin

askerlik görevlerini ifa etmekte oldukları, bu sebeple şüphelinin darp suçu

yönünden eyleminin 1632 S. Askeri Ceza Kanunu'nun 118. maddesi kapsamında

kalabileceği anlaşılmasına karşın şüphelinin iddia olunan eylemi işleyiş

biçimi, müştekiyi kelepçeledikten sonra kendisini darp etmesi ve bunun

sonucunda da müştekinin dalağının alınmış oluşu dikkate alındığında eylemin

işkence suçu kapsamında değerlendirilebileceği sonucuna varılmıştır.

…”

18. İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinin baktığı dava 17/9/2019

tarihinde sonuçlanmıştır. Asta müessir fiil suçundan 10 ay hapis ve hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın gerekçesi henüz yazılmadığından

kesinleşmemiştir.

C. Tam Yargı Davası

Süreci

19. Başvurucu 14/2/2013 tarihinde Millî Savunma Bakanlığından

(MSB) olayla ilgili maddi ve manevi tazminat talep etmiştir.

20. MSB başvurucunun talebine cevap vermemiştir. Başvurucu bunun

üzerine 2/5/2013 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) İkinci

Dairesinde tam yargı davası açmıştır.

21. Denizli Devlet Hastanesinin 21/5/2013 tarihli özürlü sağlık

kurulu raporunda, splenektomi (ameliyatla dalağın alınması) ve travma

sonrası stres bozukluğu saptanan hastanın %37 oranında vücut fonksiyon kaybı

bulunduğu bildirilmiştir.

22. AYİM’in Ankara Gülhane Askerî Tıp

Akademisinden (GATA) aldırdığı 11/7/2014 tarihli raporun ilgili kısımları

şöyledir:

“…

GATA Genel Cerrahi AD Başkanlığının 27.06.2014

tarihli raporunda, yapılan incelemede GATA Haydarpaşa Eğitim Hast. Genel Cerrahi kliniğinin 25.02.2012/190 tarihli

ameliyat raporu ve 27.02.2012/B013522Û12 tarihli patoloji raporuna istinaden

hastaya yapılan “splenektomi” ameliyatının dış

etkiler sebebiyle meydana geldiğinin değerlendirildiği kayıtlıdır.

Splenektomi ameliyatı yapılmasına neden olan olayın;

1. Yaşamını tehlikeye sokan bir durum OLDUĞU.

2. Vücutta kemik kırık ve çıkığına neden

OLMADIĞI,

…

4. Dalağın anatomik kaybının organlardan

birinin işlevinin YİTİMİ niteliğinde OLDUĞU,

…

6. …tespit edilen "splenektomi'nin

11 Ekim 2008 tarih ve 27021 Sayılı Resmi Gazete’de

yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri

Yönetmeliğinden yararlanılarak ve mesleği bildirilmemekle meslek grup numarası

grup (1) alınarak … yaşına (21) göre (E Cetveli) %14,3 (yüzde ondört virgül üç) oranında meslekte kazanma gücünden

kaybetmiş sayılacağı,

7. Kişiye ait 25.02.2012 tarihli ameliyat

notunda, batında 1500-2000 cc hemorajik vasıfta mayi

saptandığı, dalakta hilusa uzanan grade

3-4 laserasyon olduğu ve splenektomi

yapıldığı, 27.02.2012 tarihli patoloji raporunda; 186 gr olan splenektomi materyali kesitlerinde özellik izlenmediği,

normal histolojik görünüm tespit edildiği, 25.02.2014 tarihli hematoloji

konsültasyonunda; kişide splenektomi gerektirecek ve

aynı zamanda kanama bozukluğu veya travma sonrası kanamaya yatkınlık

oluşturabilecek primer hematopatoloji

saptanmadığı bildirildiği dikkate alındığında;

a. Kişide splenektomi

(ameliyatla dalağın alınması)'ye neden olan rahatsızlığının bünyesel bir

hastalıktan dolayı meydana geldiğinin tıbbi delillerinin OLMADIĞI,

b. Splenektomiye

neden olan batın içi kanama ve dalak laserasyonunun, künt travma sonucu tıbben husulünün mümkün OLDUĞU,

c. Bu hususun_askerlik

hizmeti yeya Askeri Savcılığın KYOK kararında

belirtilen olaya bağlı olup olmadığının adli soruşturma ile belirlenebileceği

kanaatini bildirir rapordur.”

23. 5/11/2014 tarihinde dava oyçokluğuyla reddedilmiştir.

Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

“...

Dava dilekçesinde davacı vekili tazminat

istemini aynı birlikte görevli başka bir personelin davacıyı darp etmesi

sebebiyle davacının dalağının parçalanması sonucunda oluşan sakatlığa

dayandırmaktadır. Davacı vekilinin iddia ettiği darp olayı ile ilgili olarak

Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Askeri Savcılığınca yapılan soruşturma esnasında

ifadesine başvurulan tanıkların hiçbirisinin davacı vekilinin iddialarını

doğrulamadığı, iddia edilen olay Şubat 2012 ayının başında meydana gelmesine

rağmen davacının rahatsızlığının olaydan yaklaşık olarak 20 gün sonraki bir

tarih olan 24 Şubat 2012 tarihinde meydana geldiği, davacıyı muayene ve

ameliyat eden doktorların tümünün bahse konu rahatsızlığın bir travma sonucu

oluştuğu kanaatinde olmaları sebebiyle, davacıya ısrarla sormalarına rağmen

davacının her defasında başından herhangi bir darp ve cebir olayının geçmediği

şeklinde cevap verdiğini beyan ettikleri, yine aynı doktorların bu seviyede bir

travma sonucu oluşan rahatsızlığın birkaç saat içinde hastanın dalağının

alınmasını gerektireceğini, bu sürenin en fazla 12 saate kadar uzayabileceğini

beyan ettikleri, oysa ki iddia edilen olayın dalak yaralanması olayından

yaklaşık olarak 20-25 gün önce meydana geldiği, tüm bu sebeplerle soruşturma

sonucunda Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Askeri Savcılığının 27 Kasım 2012 gün ve

2012/90 Karar sayılı kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği,

dolayısıyla dava konusu olayda davalı idarenin tazmin sorumluluğunu doğuracak

hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluğunu gerektiren bir durumun söz konusu

olmadığı bu nedenle maddi ve manevi tazminat istemli davanın reddine karar

verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.

..."

24. Bu karara karşı başvurucunun yaptığı karar düzeltme istemi

3/6/2015 tarihinde aynı Dairece kararın usul ve yasaya uygun olduğu

gerekçesiyle reddedilmiştir.

25. 29/6/2015 tarihinde tebliğ edilen ret kararına karşı

27/7/2015 tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Mevzuat

26. 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun

131. maddesi şöyledir:

“Cezai

kovuşturma ile disiplin kovuşturmasının bir arada yürütülmesi

Madde 131- Aynı olaydan dolayı memur hakkında

ceza mahkemesinde kovuşturmaya başlanmış olması, disiplin kovuşturmasını

geciktiremez.

Memurun ceza kanununa göre mahkûm olması veya

olmaması halleri, ayrıca disiplin cezasının uygulanmasına engel olamaz.

160 sayılı Devlet Personel Dairesi Kurulması

Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinde sayılan kuruluşlarda çalışan personel

hakkında; görevden doğan veya görevi sırasında işledikleri suçlarla kişisel

suçları sebebiyle Cumhuriyet savcıları veya askeri savcılar veya sorgu

hakimlikleri veya Memurun Muhakematı hakkında Kanun

uyarınca yetkili kurullarca yapılan soruşturma sonunda düzenlenen takipsizlik,

meni muhakeme, iddianame, talepname veya lüzumu muhakeme karar suretleri ile

ilgili mahkemelerce verilen kesinleşmiş karar suretleri bu personelin bağlı

olduğu bakanlık veya kurum veya kuruluşa gönderilir.”

27. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 74.

maddesi şöyledir:

“I.

Ceza hukuku ile ilişkisinde

Madde 74- Hâkim, zarar verenin kusurunun olup

olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza

hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi

tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.

Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun

değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini

bağlamaz.”

28. Ayrıca ilgili hukuk için bkz. Utku Kalı (2), B. No: 2014/1358,

12/1/2017, § 34.

B. Danıştay İçtihadı

29. Danıştay Onuncu Dairesinin 2/11/1999 tarihli ve E.1999/1746,

K.1999/5376 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

“İdari

eylem, idarenin işlevi sırasında bir hareketi, bir olayı, bir tutumu; idari

karar ve işlemle ilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir

idari karar veya işlem olmayan salt maddi tasarrufları anlatır.

Söz konusu eylemlerin idariliği

ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen

de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu

ortaya çıkabilmektedir.

Özellikle kamu görevlilerinin idari bir tasarruf

yaparken, mevzuatın, üstlendiği ödevin ve yürüttüğü hizmetin kural, usul ve

gereklerine aykırı olarak, kendisine izafe edilebilecek boyutta ve biçimde,

ancak gene de resmi yetki, görev ve olanaklardan yararlanarak, onları

kullanarak hareket ettiği, bu nedenle de idaresinden tamamen ayrılmasını

önleyen ve engelleyen görev kusurları nedeniyle doğan zararların tazmini

istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği,

bazen ceza davalarıyla personelin şahsi kusuru sonucu mu yoksa görev kusuru

sonucumu zararın ortaya çıktığının belirlenmesinden sonra saptanabilmektedir.

…

Dava konusu olayda tazmini istenen zarar

işkence sonucu ölüm nedeniyle uğranılan zarar olduğuna göre ölümün işkence

nedeniyle meydana gelip, gelmediğinin, işkence eylemini idarenin personelinin

resmi görev ve yetkisini kullanarak gerçekleştirip, gerçekleştirmediğinin

belirlenmesine bağlıdır.

...”

30. Danıştay Beşinci Dairesinin 11/10/2017 tarihli ve

E.2016/16018, K.2017/21064 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“…

Öte yandan; 657 sayılı Devlet Memurları

Kanunu'nun 131. maddesinde, "Aynı olaydan dolayı memur hakkında ceza

mahkemesinde kovuşturmaya başlanmış olması disiplin kovuşturmasını

geciktiremez. Memurun ceza kanununa göre mahkum olması veya olmaması halleri,

ayrıca disiplin cezasının uygulanmasına engel olamaz." hükmü yer

almaktadır.

Yasa'nın anılan hükmü bağlamında ceza

mahkemesi kararlarının disiplin cezalarına etkisinin değerlendirilmesi

gerekmektedir. Disiplin cezasının sebebini oluşturan eylem ve davranışlar, aynı

zamanda ceza kanununda da suç sayılabilir. Bu durumda, disiplin cezası

yaptırımı ile birlikte ceza yaptırımı da uygulanabilir. Bu iki yaptırım türünün

hukuki dayanağı, amaç ve sonuçları birbirlerinden farklıdır. Ceza

yargılamasında suçun niteliği ve delillerin takdirinde uygulanan ilke ve

kurallar ile disiplin hukuku açısından uygulanan ilke ve kurallar birbirinden

farklı olduğundan, idarenin, kamu görevlisi hakkında disiplin cezası vermemesi,

ceza mahkemelerince ceza verilmesine hukuki engel oluşturmayacağı gibi, aynı

şekilde, ceza yargılaması sonucu beraat kararı verilmiş olmasının da, kuramsal

olarak, disiplin cezası verilmesine engel teşkil etmeyeceği açıktır.

Ancak; ceza yargılaması neticesinde suçun

unsurlarının oluşmadığı ya da suçun o kişi tarafından işlenmediği gerekçesiyle

verilen beraat kararının, disiplin cezası bakımından da sadece birebir aynı suç

nev'i bakımından etkili olacağı, başka bir ifadeyle, ceza yargılamasındaki

beraat kararının konusunu teşkil eden suç, disiplin hukuku yönünden de aynı suç

kapsamında değerlendirilerek disiplin cezası verilemeyebileceği kuşkusuzdur.

Öte yandan, ceza yargılaması neticesinde suçun

unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle ya da delil yetersizliğinden dolayı beraat

eden memurun eylem, tutum ve davranışlarının başka bir disiplin suçu kapsamına

girmesi halinde, disiplin hukuku yönünden başka bir disiplin cezası ile

cezalandırılmasına hukuki bir engel bulunmamaktadır.

Bir memura isnat olunan disiplin cezasına konu

fiillerin, Türk Ceza Kanunu mucibince de cezalandırılmasının gerekli olması

durumunda, disiplin cezası hakkında karar verilmesi için mevcut deliller

yeterli görülmeyerek ceza mahkemesi kararına ihtiyaç duyulduğu kanaati hasıl

olmuşsa, disiplin cezasına konu fiilin hukuki denetiminden önce ceza mahkemesi

kararının kesinleşmesinin beklenmesi gerekir.

…”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

31. Mahkemenin 25/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

32. Başvurucu;

i. Zorunlu askerlik hizmeti esnasında üstleri tarafından sürekli

olarak darbedilip dalağı alınacak ve %37 oranında

engelli hâle gelecek şekilde kötü muameleye maruz kaldığını,

ii. Sivil hâkimlerden oluşmayan ve askerî işleyişin hüküm

sürdüğü AYİM’de davanın görülmesinin bağımsızlık ve

tarafsızlığı zedelediğini,

iii. Yargılamanın aleniyet ilkesine aykırı biçimde, duruşma

yapılmadan icra edildiğini,

iv. Bazı tanıkların darp olayını teyit ettiğini, ceza soruşturmasında

beyanı alınan tanıklardan hiçbirine olay tarihinin sorulmadığını,

v. Alınan raporlarda dalaktaki yaralanmanın hastalığa dayalı

olmadığının ve darp nedeniyle meydana geldiğinin tespit edilmesine karşın

olaydan yaklaşık yirmi gün sonra rahatsızlığın ortaya çıktığı gerekçesiyle

davanın reddedildiğini,

vi. Savcılığın kovuşturmaya yer olmadığına dair kararıyla bağlı

olmayan AYİM’in bunu kararına dayanak yaptığını,

vii. Karar düzeltme talebinin ilk kararı veren dairece

değerlendirilmesinin bu yolu etkisiz kıldığını,

viii. Millî Savunma Bakanlığı lehine 5.100 TL vekâlet ücretine

hükmedildiğini, karar düzeltme başvurusu reddedilince de 248 TL para cezasına

çarptırıldığını

belirterek mülkiyet, etkili başvuru, mahkemeye erişim, duruşmalı

ve aleni yargılanma hakkı, hak arama hürriyeti ile kötü muamele yasağının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

33. Anayasa’nın 17. maddesinin ilgili kısımları ile 5. maddesi

şöyledir:

“Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı

Madde 17 – Herkes, yaşama, maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

…

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.

…''

''Devletin temel amaç ve görevleri

Madde 5- Devletin temel amaç ve görevleri,

Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini,

Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

34. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun kötü muamele yasağının usul

yükümlülüğü kapsamında kaldığı değerlendirilen etkili başvuru, duruşmalı ve

aleni yargılanma hakkı ile hak arama hürriyetinin ihlal edildiği iddiaları

yönünden ayrıca inceleme yapılmamıştır.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

35. Birden fazla başvuru yolunun bulunduğu kötü muamele

yasağında birbirinin seçeneği olmayan, aksine birbirini tamamlayıcı bu

yollardan hangisinin etkili olduğunun vebir yolun

kullanılması hâlinde diğer başvuru yollarının durumunun ne olacağının başvuru

yollarının tüketilmesi koşulu bakımından değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirme

esas hakkındaki incelemeyle birlikte yapılacaktır.

36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü

muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

37. Askerlik görevi sırasında kötü muamelede bulunulduğuna

ilişkin iddialar, daha önce Anayasa Mahkemesinin Sinan Işık, Utku Kalı (2) ve Emrah

Kaplan (B. No: 2014/11469, 30/10/2018) başvurularında ele alınmıştır

(genel ilkeler için bkz. Sinan Işık,

§§ 55-64; Utku Kalı (2), §§ 43-50).

38. Başvurucunun zorunlu askerlik vazifesi sırasında üstleri

tarafından darbedildiği iddiasıyla yaptığı suç

ihbarında Askerî Savcılık kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Bazı

tanıkların Bölük Çavuşu şüpheli H.İ.D. ve diğer askerlerin şakalaşırken

başvurucuyu kelepçeyle kalorifer peteğine bağlayıp omzuna vurduğu, omuz

bölgesine vurulan darbelerin dalak alınması sonucunu doğurmasının ihtimal dışı

olduğu, omuza yapılan darbın suç kastı içermediği şeklindeki beyanları,

başvurucunun verdiği beyanlarda suç tarihi konusunda farklılık olması,

başvurucudaki yaralanmalarla organ kaybı arasında uygun illiyet bağı

kurulamaması karara gerekçe olarak gösterilmiştir (Sinan Işık, § 28).

39. Başvurucunun bu karara karşı bireysel başvuruda bulunması

sonucunda Anayasa Mahkemesi etkili soruşturma usul yükümlülüğünün ihlal

edildiğine karar vermiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

“…

83. Başvurucunun tedavisini ve ameliyatını

gerçekleştiren doktorların, dalağın travma sonucu parçalanmış olması ihtimali

üzerinde durdukları anlaşılmaktadır.

84. Soruşturma dosyasında mevcut olan

bilirkişi raporunda, travmaya bağlı dalak yaralanmalarının %15'inin travmadan sonraki

bir tarihte (büyük oranda ilk bir ay içinde) yoğun fiziksel aktiviteye bağlı

olarak dalak parçalanmasına yol açabileceği bunun da başvurucunun olay

öyküsüyle uyumlu olduğu belirtilmektedir.

85. Soruşturma sonucunda verilen kovuşturmaya

yer olmadığına ilişkin kararda bilirkişi raporundaki gecikmiş dalak

yırtılmalarına ilişkin anılan tespitlere yönelik bir değerlendirme yapılmadığı

anlaşılmaktadır.

…

87. Zorunlu askerlik görevinin ifası sırasında

başvurucunun büyük oranda devletin gözetimi altında bulunduğu kabul

edilmelidir. Bir kişinin devletin gözetimi altında bulunduğu bir zaman

diliminde yaralandığının tespiti hâlinde, söz konusu yaralanmanın nasıl

oluştuğu hususunda makul bir açıklama getirme yükümlülüğü devlete aittir.

Gözaltı gibi kişinin tamamıyla devletin gözetimi altında bulunduğu hâllerde

olduğu kadar sıkı uygulanamayacak olmakla birlikte anılan ilke, başvurucunun

travma sonucu ortaya çıkması muhtemel şekilde dalağının parçalandığı somut

verisi karşısında, anılan yaralanmanın ne şekilde meydana geldiğinin tespit

edilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.

88. Başvurucunun olay anlatımıyla uyumlu

bilirkişi raporunun dikkate alınmadığı değerlendirildiğinde, maddi olayın

açıklığa kavuşturulmasını ve olası bir sorumluluğun tespiti yönünde gerekli

özenin gösterilmediği sonucuna ulaşılmıştır.

…”

40. İhlal kararından sonra işkence suçundan açılan dava İstanbul

1. Ağır Ceza Mahkemesinde derdesttir.

41. Askerlik görevi sırasında kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin

iddiaya istinaden açılan tam yargı davasının başvuru konusu edildiği somut

olayda ilk sorun, iddianın hangi hak kapsamında ele alınacağı ve etkili yolun

hangisi olduğudur.

42. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamındaki bu pozitif yükümlülüğünün usul boyutu da bulunmaktadır. Usul

yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her türlü fiziksel ve ruhsal

saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek

durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları

önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu

görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda bunların sorumlulukları

altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,

17/7/2014, § 110).

43. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma

türünün, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkin

yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak

tespiti gerekir. Bu şekilde gündeme gelen yaşam hakkı ya da kötü muamele

iddialarına konu davalarda Anayasa’nın 17. maddesi gereğince devletin

sorumluların tespit ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte ceza

soruşturması yapma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda, yürütülen idari

ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, bu hak

ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 55).

44. Nitekim Anayasa Mahkemesi, katıldığı gösteriden sonra kolluk

görevlilerince darbedildiğini iddia eden kişi

tarafından açılan tam yargı davasının incelendiği bir başvuruyu kötü muamele

yasağı kapsamında görmüştür. Tek başına tam yargı davası, kötü muamele

vakalarında mağdur sıfatının ortadan kalkması için yeterli değildir. Bu sonuca

ulaşılırken, tam yargı davasının tazminat imkânı sunmakla birlikte kötü muamele

vakasının aydınlatılmasına, sorumluların tespitine ve cezalandırılmasına

yönelik bir sonuç elde edilmesi için yetersiz ve etkisiz olduğu, etkili yolun

ise ceza soruşturması olduğu, başvurucunun adli makamları harekete geçirmek

için bir başvurusunun da bulunmadığı dikkate alınarak başvuru yollarının

tüketilmediği neticesine varılmıştır (Zeki

Güngör, B. No: 2013/8491, 31/3/2016, §§ 39-45).

45. Kemalettin Rıdvan Yalın (B.

No: 2014/6220, 18/7/2019) başvurusunda da, gösteri yürüyüşü yapan gruba

müdahale eden polis memurunun açtığı ateş sonucu yaralanan kişinin, ceza

yargılamasındaki mahkûmiyet kararı üzerine açtığı tam yargı davasındaki

tazminatın yetersizliği iddiası da kötü muamele yasağı kapsamında incelenmiş ve

tazminat miktarının giderim bakımından yetersiz olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

46. Anılan iki karardaki açıklamalar karşısında başvuru konusu

olayda başvurucunun, kötü muamele vakasında ceza soruşturması ve tam yargı

davası seçeneklerinin her ikisini de kullanma iradesini gösterdiği

anlaşıldığından, başvuru yollarının tüketildiği değerlendirilmiştir.

47. Başvuru dosyasında çözülmesi gereken sorunlardan biri de

aynı olaydan kaynaklanan ceza soruşturması ve tazminat davasının birbirine

etkisidir. Bu kapsamda, -bilhassa etkili soruşturma yürütülmediği Anayasa Mahkemesi

kararıyla tescillenmiş- ceza soruşturmasına ilişkin verilen ihlal kararının tam

yargı davasına konu bireysel başvuruya ne ölçüde tesir edeceği önemlidir.

48. Haksız fiillerden doğan borç ilişkileriyle ilgili olarak

ceza ve hukuk mahkemeleri kararları arasındaki irtibat, Borçlar Kanunu’nda

düzenlenmiştir (§ 27). Ne var ki tam yargı davası ve ceza soruşturmasının

irtibatı konusunda ne idari ne de ceza usul mevzuatında bir düzenleme

bulunmaktadır. Bunda, idari yargının kodifiye edilmemiş, içtihada dayalı bir

hukuk dalı olması da etkendir. Fakat disiplin soruşturması ve ceza soruşturması

arasındaki bağlantı konusunda Danıştay içtihadı konuya ışık tutabilecek

mahiyettedir.

49. Tutulma koşullarını ilgilendirenler hariç olmak üzere kötü

muamele vakaları kasıt unsuru taşıdığından ceza soruşturması maddi gerçeğin

ortaya çıkarılmasında en etkili yöntemdir. Zira ceza soruşturmasında -hukuka

uygun olmak koşuluyla- delil serbestisi ilkesi geçerlidir. Birbirinin devamı

niteliğindeki bu başvurular birlikte değerlendirildiğinde yaptırımın

caydırıcılığı ve mağduriyetin giderilmesi işlevini görür. Ceza ve disiplin

soruşturmasından sonra giderim olarak mağdura uygun miktarda tazminat

verilmesiyle mağdur sıfatı ortadan kalkabilir (benzer yöndeki değerlendirme

için bkz. Kemalettin Rıdvan Yalın, §§

73-76).

50.

''İlgili Hukuk'' kısmındaki mevzuat ve içtihat ışığında ceza soruşturmasının

mahkûmiyet kararıyla sonuçlanması durumunda şu değerlendirmelerde

bulunulabilir: Tam yargı davası, ceza ve disiplin soruşturmalarıyla birlikte

birbirini tamamlayıcı ve birbirine tesir eden zincirin halkalarını

oluşturmaktadır. Cezai yaptırım gücü de nazara alındığında ceza soruşturması

kuşkusuz daha önemlidir. Bu durum, kötü muameleye karşı asıl koruyucu ve etkili

yolun ceza yaptırımı ve dolayısıyla ceza soruşturması olduğu manasını taşır.

Nitekim kötü muamele vakalarında ceza soruşturması devletin yükümlülüğü

olmasından dolayı zorunlu iken tam yargı davası başvurucunun iradesine

bırakılmış bir giderim yoludur.

51. Mahkûmiyet kararıyla sonuçlanmasa dahi bir ceza

soruşturmasındaki eksikliklerin diğer başvuru yollarına da doğrudan sirayet

edebileceği söylenebilir. Bu ihtimalin gerçekleşmesi hâlinde tam yargı davasına

bakan idare mahkemelerinin ceza soruşturmasında toplanan delilleri de dikkate

alarak farklı bir sonuca ulaşmalarını engelleyen bir düzenleme ya da içtihat

bulunmamaktadır. Başvuruya konu olayda AYİM’in

değerlendirmelerinin neredeyse tümünün ceza soruşturmasında toplanan deliller

ve ceza soruşturmasında varılan sonuç üzerine inşa edilmesi, bunlar arasında

sıkı bir irtibat bulunduğunun göstergesidir.

52. Kötü muamele vakasının aydınlatılması ve mağduriyetin

giderilmesi açısından bu kadar iç içe girmiş başvuru yollarının diğerinden

bağımsız olarak değerlendirilmesi aynı olayda birbiriyle çelişkili sonuçlar

ortaya çıkarma tehlikesi barındırır. Zira her iki soruşturmada ispat ve

değerlendirme araçlarının farklılığı, adli ve idari yargının

değerlendirmelerine de bağlı olarak farklı sonuçlara ulaşılmasına sebebiyet

verebilir.

53. Somut başvuruda kötü muamele iddiasına dayanan ceza

soruşturması Askerî Savcılığın 27/11/2012 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına

dair kararıyla sonuçlanmıştır. Bu karar 23/1/2013 tarihinde itiraz sürecinden

geçerek kesinleşmiştir. Başvurucu, ceza soruşturmasında verilen karara karşı

8/4/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Bundan

sonra başvurucu aynı olaya dayalı olarak 2/5/2013 tarihinde AYİM'de

tam yargı davası açmıştır.

54. Görüldüğü üzere tam yargı davası, ceza soruşturmasında

verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleştiği 23/1/2013

tarihinden sonraki bir tarihte açılmıştır. Ceza soruşturmasına karşı

başvurucunun Anayasa Mahkemesine yaptığı müracaat 13/4/2016 tarihinde etkili

soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiği kararıyla neticelenmiştir. Tam yargı

davasında verilen kararın bütünüyle ceza soruşturmasında verilen kovuşturmaya

yer olmadığı kararındaki değerlendirmelere dayandığı yukarıda açıklanmıştır. O

hâlde ceza soruşturmasının başvuru konusu yapıldığı bireysel başvuruda verilen

bu ihlal kararının -aynı şekilde- tam yargı davası yönünden de geçerli olduğu

sonucuna ulaşılmıştır.

55. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan kötü muamele yasağının etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

56. Askerî yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin

iddialar, ceza soruşturmasına konu ilk kararda yerinde görülmemiştir (Sinan Işık, §§ 65-80). Eldeki başvuruda da

bu karardan ayrılmayı gerektiren bir husus tespit edilmemiştir.

57. Kötü muamele iddialarında etkili başvuru yolunun ceza

soruşturması olması, aynı olaydan kaynaklanan ceza soruşturmasının

etkisizliğinden dolayı önceden verilmiş ihlal kararı bulunması, bunun üzerine

yapılan soruşturmanın sürmekte oluşu, bu soruşturmanın sonucuyla sıkı sıkıya

bağlı tam yargı davasında ceza soruşturmasındaki bilgi ve belgelerin izinin

sürülmesi, kötü muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiği iddiasının

inceleme dışında bırakılmasını gerektirmiştir.

58. Başvurucu ayrıca tam yargı davasını kaybettiği için aleyhe

vekâlet ücretine hükmedilmesi, karar düzeltme talebinin reddedilmesinden dolayı

para ceza verilmesi nedeniyle mülkiyet ve mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiğini öne sürmüştür. Bu iddialar mahkemeye erişim hakkı kapsamında

kalmakla birlikte aşağıda ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi sebebiyle, ödenen vekâlet ücreti

ve para cezasının bu süreçte iadesi mümkün bulunduğundan anılan iddialar

üzerinde durulmamıştır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Erdal İmrek, B.

No: 2015/4206, 17/7/2019, § 101).

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

59. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

60. Başvurucu, kötü muamele yasağının ihlali nedeniyle 200.000

TL maddi, 200.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvurucu ayrıca

kolluk görevlileri hakkında yeniden soruşturma yapılmasını talep etmiştir.

61. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna

varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda

genel ilkeler belirlenmiştir.

62. Mehmet Doğan kararında özetle uygun giderim yolunun

belirlenebilmesi açısından öncelikle ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği

vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda

6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)

bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için

yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye

gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan,

§§ 57, 58).

63. Başvuruda, Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen kötü

muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

64. Bu durumda ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden

yargılama ise usul hukukunda yer alan benzer kurumlardan farklı ve bireysel

başvuruya özgü bir düzenleme içeren 6216 sayılı Kanunun 50. maddesinin (2)

numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda yeniden yargılama sürecinde mahkemelerce yapılması

gereken iş, öncelikle hak ihlaline yol açan mahkeme kararının ortadan

kaldırılmasından ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri

gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden

ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere

ilgili mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

65. Ceza soruşturmasına dair ilk başvuruda tazminata

hükmedildiği de dikkate alınarak yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın

mahkemesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun ihlal iddiası

açısından yeterli tatmin sağladığı, kanaatine varıldığından başvurucunun tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

66. 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına

alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

-Anayasa'nın geçici 21. maddesinin birinci fıkrasının (E) bendinin (b) alt

bendi gereğince- yetkili idari yargı merciine GÖNDERİLMESİNE (AYİM 2.

Dairesinin 5/11/2014 tarihli ve E.2013/782, K.2014/1569 sayılı kararı),

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

25/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Recep KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Hüseyin MECEK

Başvurucu

:

Sinan IŞIK

Vekili

:

Av. Nezahat

PAŞA

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/12734, 25 Eylül 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası