İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Kurt Safir İnş. San. ve Tic. A.ş. Başvurusu (B. No: 2015/3996)

1. Başvuru, ihale yoluyla edinilen taşınmazların satış işlemlerinin

Başvuru No2015/3996Tarih11 Eylül 2019Okuma27 dk · 5.318 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Kurt Safir İnş. San. Ve Tic. A.Ş. Başvurusu

Karar tarihi
11 Eylül 2019
Başvuru Numarası
2015/3996
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.318 kelime·27 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ihale yoluyla edinilen taşınmazların satış işlemlerinin

yargı kararı ile iptal edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; satışa izni

verilmesi işlemine yönelik açılan davadan geç haberdar olunması ve satış

işlemini iptal eden yargı kararına karşı ferî müdahil sıfatıyla kanun yollarına

başvurulamaması nedenleriyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 4/3/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. 2015/5804, 2015/15307, 2015/15804 ve 2016/8629 numaralı

bireysel başvuru dosyaları aralarında konu ve kişi yönünden hukuki irtibat

bulunması nedeniyle 2015/3996 numaralı bireysel başvuru dosyası ile

birleştirilmiş olup inceleme 2015/3996 numaralı bireysel başvuru dosyası

üzerinden yürütülmüştür.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

A. Yargısal Süreç Öncesi Dönem

7. Mersin ili Silifke ilçesine bağlı Taşucu Belediyesinin

mülkiyetinde bulunan 8425 ve 8469 parsel sayılı taşınmazların konut ve ticaret

alanı olarak değerlendirilmek üzere ihale yoluyla satışı için Taşucu Belediye

Meclisi tarafından 13/8/2012 tarihinde karar alınmıştır.

8. 6/12/2012 tarihli ve 28489 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan 12/11/2012 tarihli ve 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi

ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde

Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un birinci maddesi hükmü gereği Taşucu

Belediyesi, tüzel kişiliği kaldırılarak Silifke ilçesine bağlı bir mahalle

hâline getirilmiştir. Ancak Kanun'un "Yürürlük"

kenar başlıklı 36. maddesinde, birinci madde hükümlerinin ilk

mahallî idareler genel seçiminde (30/3/2014) yürürlüğe gireceği ifade

edilmiştir. Ayrıca 6360 sayılı Kanun'un tüzel kişiliği kaldırılan belediyelerin

bazı tasarruflarının İçişleri Bakanlığı onayına tabi kılınmasını öngören geçici

1. maddesinin on ikinci fıkrası Kanun'un yayımı tarihi (6/12/2012)itibarıyla

yürürlüğe girmiştir.

9. Taşucu Belediyesinin yaptığı ihaleye katılan iki şirket

arasında en yüksek teklifi 6.500.000 TL ile başvurucu Şirket sunmuş ve İhale

Komisyonu bu teklifi uygun bulmuştur.

10. Taşucu Belediye Encümenin 27/12/2012 tarihli kararı ile

taşınmazların başvurucu Şirkete satışı kabul edilmiş ve ilgili birimlere gereği

için bildirimde bulunulmuştur.

11. Taşucu Belediye Başkanlığı tarafından anılan ihaleye konu

taşınmazların da aralarında bulunduğu bazı taşınmazların satışına izin

verilmesi için 15/1/2013 tarihinde İçişleri Bakanlığından talepte

bulunulmuştur. İçişleri Bakanlığı 15/2/2013 tarihli işlemiyle, 6360 sayılı

Kanun'un geçici 1. maddesinin on ikinci fıkrası uyarınca taşınmazların satışına

izin vermiştir.

12. İhaleye konu taşınmazlar, bedelin ödenmesinin ardından

18/4/2013 tarihinde başvurucu Şirket adına tescil edilmiştir.

B. Yargısal Süreç

1. Silifke Belediye

Başkanlığı Tarafından 27/12/2012 Tarihli Taşucu Belediye Encümeni Kararına

Karşı Açılan İptal Davası Süreci

13. Silifke Belediye Başkanlığı tarafından, yapılan satışın

hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek Mersin 1. İdare Mahkemesi nezdinde

27/12/2012 tarihli Taşucu Belediye Encümeni kararının iptali istemiyle 7/1/2013

tarihinde dava açılmıştır. Başvurucu Şirket, davalı Taşucu Belediyesi yanında

müdahil olarak davaya katılmıştır.

14. Mersin 1. İdare Mahkemesi 26/11/2013 tarihli ve E.2013/14,

K.2013/1048 sayılı kararıyla dava konusu işlemi iptal etmiştir.

15. İptal gerekçesinde öncelikle 6360 sayılı Kanun hükümleri

değerlendirilmiştir. Buna göre yasama organının tüzel kişiliğin kaldırılmasına

ilişkin hükümler yürürlüğe girene kadar bu hükümlere konu belediyelere ilişkin

olarak bazı tedbirler aldığı ve bu kapsamda tüzel kişiliği kaldırılacak

belediyelerin taşınmaz satışlarını İçişleri Bakanlığının iznine tabi kıldığı

ifade edilmiştir. Bu bağlamda 6/12/2012 tarihinden sonra uyuşmazlığa konu

taşınmazların satılabilmesi için öncelikle satışa dair 13/8/2012 tarihli ilk

Taşucu Belediye Meclisi kararının onaya sunulması gerektiği ancak bu

gerekliliğin yerine getirilmediği vurgulanmıştır. 15/1/2013 tarihinde İçişleri

Bakanlığı tarafından satışa izin verilmiş ise de taşınmazın ihaleye çıkarılması

için gereken ön koşulun daha sonradan edinilmesinin usulü eksikliği

gidermeyeceği ve bu iznin ancak daha sonraki tarihte yapılacak bir ihaleye esas

teşkil edebileceği belirtilmiştir. Sonuç olarak izin koşulu sağlanmadan yapılan

satış işleminin hukuka aykırı olduğu ifade edilmiş ve iptal gerekçesi

oluşturulmuştur.

16. İptal hükmü Taşucu Belediyesi ve başvurucu Şirket tarafından

temyiz edilmiştir.

17. Danıştay Onüçüncü Dairesi

1/12/2014 tarihli kararıyla iptal hükmünü gerekçeli olarak onamıştır. Onama

gerekçesinde 6360 sayılı Kanun'un geçici birinci maddesi uyarınca alınacak

onayın tapuda yapılacak devirden önce gerçekleşmesinin yeterli olduğu ve somut

olayda da ihaleden sonra fakat tapu tescilinden önce İçişleri Bakanlığından

onay alındığı belirtilmiştir. Ancak söz konusu onayın Mersin 1. İdare Mahkemesinin

6/3/2014 tarihli ve E.2013/525, K.2014/192 sayılı kararıyla iptal edildiği ve

bu nedenle gerekçesi hukuka uygun olmasa da temyize konu kararın sonuç

itibarıyla yerinde olduğu ifade edilmiştir.

18. Onama hükmüne karşı başvurucu Şirket tarafından karar

düzeltme isteminde bulunulmuştur. Mersin 1. İdare Mahkemesi 11/3/2015 tarihli

kararıyla ilk inceleme aşamasında talebi incelenmeksizin reddetmiştir. Ret

gerekçesinde 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun

31. maddesinin atıfta bulunduğu 12/12/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu uyarınca ferî müdahilin yanında davaya katıldığı taraftan

bağımsız hareket edemeyeceği vurgulanarak başvurucu Şirketin tek başına yaptığı

karar düzeltme isteminin incelenemeyeceği ifade edilmiştir. Karar düzeltme

isteminin incelenmeksizin reddi kararına yönelik temyiz istemi Danıştay Onüçüncü Dairesinin 29/12/2015 tarihli kararıyla kabul

edilerek incelenmeksizin ret kararı bozulmuş ve karar düzeltme istemi yine

incelenmeksizin reddedilmiştir. Gerekçede derece mahkemelerinin temyiz veya

karar düzeltme istemlerine ilişkin olarak karar verme yetkisinin dilekçelerdeki

eksiklik veya süre aşımı hâlleri ile sınırlı olduğu vurgulanmış ve bu durumlar

dışında temyiz veya karar düzeltme istemlerine ilişkin karar verme yetkisinin

kanun yolu merciinde olduğu belirtildikten sonra müdahilin yanında davaya

katıldığı taraftan bağımsız talepte bulunamayacağı ifade edilmiştir.

2. İhaleye Katılan Diğer Şirket Tarafından

27/12/2012 Tarihli Taşucu Belediye Encümeni Kararına Karşı Açılan İptal Davası

Süreci

19. İhaleye katılan diğer Şirket tarafından, satışın hukuka

aykırı olduğu ileri sürülerek Mersin 2. İdare Mahkemesi nezdinde 27/12/2012

tarihli Taşucu Belediye Encümeni kararının iptali istemiyle 26/2/2013 tarihinde

dava açılmıştır. Başvurucu Şirket, davalı Taşucu Belediyesi yanında müdahil

olarak davaya katılmıştır.

20. Mersin 2. İdare Mahkemesi 1/4/2014 tarihli ve E.2013/190,

K.2013/285 sayılı kararıyla dava konusu işlemi iptal etmiştir. İptal gerekçesi

Mersin 1. İdare Mahkemesi 26/11/2013 tarihli kararında yer alan gerekçe (bkz. §

15) ile aynı yöndedir.

21. İptal hükmüne karşı başvurucu Şirket tarafından temyiz

isteminde bulunulmuştur.

22. Temyiz talebi Danıştay Onüçüncü

Dairesinin 25/9/2014 tarihli kararıyla incelenmeksizin reddedilmiştir. Ret

gerekçesinde ferî müdahilin yanında davaya katıldığı taraftan bağımsız hareket

edemeyeceği vurgulanarak başvurucu Şirketin tek başına yaptığı temyiz isteminin

incelenemeyeceği ifade edilmiştir. Başvurucu Şirketin karar düzeltme istemi de

aynı Daire tarafından yine aynı gerekçelerle incelenmeksizin reddedilmiştir.

3. Silifke Belediye

Başkanlığı Tarafından 15/2/2013 tarihli İçişleri Bakanlığı İşlemine Karşı

Açılan İptal Davası Süreci

23. Silifke Belediye Başkanlığı tarafından, satışın hukuka

aykırı olduğu ileri sürülerek Mersin 1. İdare Mahkemesi nezdinde İçişleri

Bakanlığının 15/2/2013 tarihli onay işleminin iptali istemiyle 29/5/2013

tarihinde dava açılmıştır. Taşucu Belediyesi, davalı İçişleri Bakanlığı yanında

müdahil olarak davaya katılmıştır.

24. Mersin 1. İdare Mahkemesi 6/3/2014 tarihli ve E.2013/525, K.2014/192

sayılı kararıyla dava konusu işlemi iptal etmiştir.

25. İptal gerekçesinde öncelikle 6360 sayılı Kanun hükümleri

değerlendirilmiştir. Buna göre yasama organının tüzel kişiliğin kaldırılmasına

ilişkin hükümler yürürlüğe girene kadar bu hükümlere konu belediyelere ilişkin

olarak bazı tedbirler aldığı ve bu kapsamda tüzel kişiliği kaldırılacak

belediyelerin taşınmaz satışlarını İçişleri Bakanlığının iznine tabi kıldığı

ifade edilmiştir. Böylelikle tüzel kişiliği kaldırılacak belediye yönetimlerinin

sonuçları ve sorumlulukları kendi görev sürelerini aşacak nitelikte taşınmaz

satışı yapmalarının engellenmesinin amaçlandığı belirtilmiştir. Kamu yararı ve

hizmet gerekleri gözetilmek suretiyle belediyelerin kendi mülklerinde olan

taşınmazları satmalarına yasal bir engel bulunmadığı ancak hukuki bir

zorunluluk olmadığı sürece mülk satışına yönelik bir uygulamanın tüzel kişiliği

kaldırılarak belirli bir süre sonra kapatılacak olan belediyeler için bu

durumun farklılık arz ettiği vurgulanmıştır. Satışa konu taşınmazların toplu

konut yapımı amacını taşıdığı, öngörülen 900 konutta ikamet edecek kişi

sayısının beldenin toplam nüfusu içinde, taşınmazların da beldenin konut

alanına ayrılan kısmı içinde önemli bir paya sahip olduğu hususlarına dikkat

çekilmiştir. Bu bağlamda taşınmazların satışının rutin bir işlem olmadığı, söz

konusu işlemin ileriye yönelik önemli sonuçlar doğuracağı, bu durumun ise

yönetimi devralacak Silifke Belediyesinin idari tasarruflarını önemli düzeyde

etkileyeceği belirtilerek taşınmaz satışına onay veren dava konusu işlemde

hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

26. İptal hükmü Danıştay Sekizinci Dairesinin 2/7/2014 tarihli

kararı ile onanmıştır. Onama kararına karşı İçişleri Bakanlığınca karar

düzeltme isteminde bulunulmuştur.

27. Karar düzeltme aşamasında başvurucu Şirket davaya müdahil

olmak istemiştir.

28. Danıştay Sekizinci Dairesi 27/12/2014 tarihli kararıyla

müdahale talebinin kabulüne karar vermiş ve karar düzeltme istemini de

reddedilmiştir.

4. Başvurucu Şirket

Aleyhine Açılan Tapu İptal Tescil Davası ile Başvurucu Şirket Tarafından Açılan

Alacak Davası Süreci

29. Satış işlemlerine ilişkin yargısal süreci takiben Silifke

Belediye Başkanlığı tarafından 2/1/2014 tarihinde başvurucu Şirket aleyhine

tapu iptal tescil davası açılmıştır. Dava dilekçesinde, idari yargı mercileri

tarafından verilen kararlar sonucunda 8425 ve 8469 parsel sayılı taşınmazların

başvurucu Şirket lehine tescilinin hukuki dayanaktan yoksun hâle geldiği ve bu

nedenle anılan taşınmazların tapularının iptal edilerek Taşucu Belediyesi adına

tescil edilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Dava dosyası Silifke 1. Asliye

Hukuk Mahkemesinin 2014/2 sayılı esasına kaydedilmiştir.

30. Buna mukabil başvurucu Şirket tarafından 20/10/2015

tarihinde Silifke Belediye Başkanlığı aleyhine alacak davası açılmıştır. Dava

dilekçesinde öncelikle satış işlemlerinin iptal edilmesi nedeniyle arazinin

mülkiyetinin kaybedilmesi ihtimali ile karşı karşıya kalındığı ifade

edilmiştir. Dilekçenin devamında arazilerin bedellerinin ödenmesi için kredi

çekildiği, bu kredinin masraflarına, faizine katlanıldığı, ayrıca tapu tescili

sırasında da harç ve diğer ücretlerin ödendiği ve planlanan yatırımların

yapılamadığı belirtilerek satışın hukuka uygun yürütülmesinden sorumlu olan

idarenin uğranılan zararı karşılamakla ve ihale bedelini iade etmekle yükümlü

olduğu ileri sürülmüştür. Dava dosyası Silifke 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin

2015/675 sayılı esasına kaydedilmiştir.

31. Belirtilen bu davalar aralarında hukuki ve fiilî irtibat

bulunduğu gerekçesiyle Silifke 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/2 Esas sayılı

dosyasında birleştirilmiştir. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden

yapılan inceleme sonucu, tapu iptal ve tescil ile alacak davasının bir arada

görüldüğü uyuşmazlığın henüz sonuçlandırılmadığı, dava dosyasının derdest

olduğu ve duruşma yapılması için 19/11/2019 tarihinin belirlendiği görülmüştür.

32. Başvurucu Şirket yukarıda aktarılan iptal davalarına ilişkin

süreçlerin tamamlanmasının ardından her biri yönünden süresi içinde bireysel

başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

33. 2577 sayılı Kanun'un 31. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda;

... üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, ... hallerinde ...Hukuk

Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygunlanır.

Ancak, davanın ihbarı Danıştay, mahkeme veya hakim tarafından re'sen yapılır."

34. 6100 sayılı Kanun'un "Yargılamaya

Hâkim Olan İlkeler" ana başlıklı İkinci Bölüm'ünde

yer alan 27. maddesinde "Hukuki

dinlenilme hakkı" düzenlenmiştir. Anılan madde şöyledir:

"(1) Davanın tarafları, müdahiller ve

yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki

dinlenilme hakkına sahiptirler.

(2) Bu

hak;

a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi

olunmasını,

b) Açıklama ve ispat hakkını,

c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak

değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini,

içerir."

35. 6100 sayılı Kanun'un "İhbar

ve şartları" kenar başlıklı 61. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Taraflardan biri davayı kaybettiği

takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa,

tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir."

36. 6100 sayılı Kanun'un "İhbarda

bulunulan kişinin durumu" kenar başlıklı 63. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Dava kendisine ihbar edilen kişi, davayı

kazanmasında hukuki yararı olan taraf yanında davaya katılabilir."

37. 6100 sayılı Kanun'un "Fer'î müdahale" kenar başlıklı 66. maddesi şöyledir:

"(1) Üçüncü kişi, davayı kazanmasında

hukuki yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat

sona erinceye kadar, fer'î müdahil olarak davada yer

alabilir."

38. 6100 sayılı Kanun'un "Fer'î müdahilin durumu" kenar başlıklı 68. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Müdahale talebinin kabulü hâlinde

müdahil, davayı ancak bulunduğu noktadan itibaren takip edebilir. Müdahil,

yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia veya savunma vasıtalarını ileri

sürebilir; onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usul

işlemlerini yapabilir."

39. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

B. Uluslararası Hukuk

1. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi

40. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes davasının,

medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar

verecek olan,... bir mahkeme tarafından ... görülmesini isteme hakkına

sahiptir..."

2. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi İçtihadı

41. İç hukuk yollarını tüketme kuralının varlık nedeni ulusal

makamlara ve öncelikle mahkemelere iddia edilen Sözleşme ihlallerini önleme

veya düzeltme imkânı vermektir. Bu kural Sözleşme mekanizmasının ikincillik

niteliğinin önemli bir yönüdür (Selmouni/Fransa

[BD], B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 74 ).

42. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının açık bir biçimde mahkeme veya yargı merciine

erişim hakkından söz etmese de maddede kullanılan terimler bir bütün olarak

birlikte dikkate alındığında mahkemeye erişim hakkını da garanti altına aldığı

sonucuna ulaşıldığını belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık [GK], B. No: 4451/70, 21/2/1975, §§

28-36). AİHM'e göre mahkemeye erişim hakkı,

Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında mündemiçtir. Bu çıkarsama,

Sözleşmeci devletlere yeni yükümlülük yükleyen genişletici bir yorum olmayıp 6.

maddenin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin lafzının Sözleşme'nin amaç

ve hedefleri ile hukukun genel prensiplerinin gözetilerek birlikte okunmasına

dayanmaktadır. Sonuç olarak Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası,

herkesin medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili iddialarını mahkeme önüne getirme

hakkına sahip olmasını kapsamaktadır (Golder/Birleşik Krallık, § 36).

43. AİHM; adil yargılanmanın bir unsurunu teşkil eden mahkemeye

erişim hakkının mutlak olmadığını, doğası gereği devletin düzenleme yapmasını

gerektiren bu hakkın belli ölçüde sınırlanabileceğini kabul etmektedir. Ancak

AİHM, bu sınırlamaların kişinin mahkemeye erişimini hakkın özünü zedeleyecek

şekilde ve genişlikte hakkı kısıtlamaması ve zayıflatmaması gerektiğini ifade

etmektedir. AİHM'e göre, meşru bir amaç taşımayan ya

da uygulanan araç ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık

ilişkisi kurmayan sınırlamalar Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrasıyla

uyumlu olmaz (Sefer Yılmaz ve Meryem Yılmaz/Türkiye, B. No: 611/12, 17/11/2015,

§ 59; Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013, § 19; Edificaciones

March Gallego S.A./İspanya,

B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34).

44. AİHM'e göre iç hukuktaki başvuru

yollarına erişimi engelleyen bir kanunun bulunmaması 6. maddenin (1) numaralı

fıkrasındaki gerekliliklerin yerine getirilmesi bakımından her zaman için

yeterli olmayabilir. Hukuk devleti ilkesinin demokratik toplumdaki işlevi gözönünde bulundurulduğunda kanun koyucu tarafından temin

edilen erişimin derecesinin aynı zamanda bireylerin mahkeme hakkının güvenceye bağlanması bakımından yeterli olması

gerektiği anlaşılmaktadır. Erişim hakkının etkili olabilmesi için bireyin

hakkına müdahale teşkil eden eylem ve işleme karşı argümanlarını dile

getirebileceği açık ve pratik fırsatlara sahip olması gerekir (Bellet/Fransa, B. No: 23805/94,

4/12/1995,§ 36).

45. AİHM'in idari yargıda ihbar

müessesesini incelediği Menemen Minibüsçüler

Odası-Türkiye (B. No: 44088/04, 9/12/2008, §§ 4-14) kararına konu

olayda valilik tarafından belli kategorideki araçlara sigorta yaptırmak

kaydıyla geçici güzergâh yetki belgesi verilmesini öngören bir düzenleyici

işlem çıkarılmıştır. Bu düzenleyici işlem, Menemen-İzmir hattında faaliyet

gösteren Menemen Minibüsçüler Odasını doğrudan ilgilendirmektedir. Menemen

Yolcu Otobüsleri Motorlu Taşıtlar Kooperatifi tarafından söz konusu düzenleyici

işleme karşı valilik aleyhine açılan dava üzerine idare mahkemesi düzenleyici

işlemi iptal etmiştir. Valilik, kararı temyiz etmiştir. Menemen Minibüsçüler

Odası temyiz safhasında müdahale dilekçesi vermiştir. Danıştay 16/3/2004

tarihinde başvurucunun müdahale talebini kabul ettikten kısa bir süre sonra ilk

derece mahkemesi kararını onamıştır. Valilik 7/5/2004 tarihinde başvurucunun

araçlarına izin veren yeni bir düzenleyici işlem çıkarmış ise de bu işlem de

11/1/2005 tarihinde idare mahkemesince iptal edilmiştir. 23/5/2005 tarihinde

başvurucuya taşımacılık faaliyetine son vermesi hususu tebliğ edilmiştir.

46. AİHM, 2577 sayılı Kanun'un davanın ihbarı usulüyle ilgili

olarak 6100 sayılı Kanun'a atıfta bulunan 31. maddesinin özellikle davanın dava

konusu uyuşmazlık nedeniyle menfaati etkilenen üçüncü kişilere bildirilmesinin

mahkeme tarafından resen

yapılmasını öngördüğüne işaret etmiştir (Menemen

Minibüsçüler Odası/Türkiye, § 25). AİHM, anılan maddenin açık

lafzına rağmen mahkemenin başvurucuyu ihtilaf konusu uyuşmazlıktan haberdar

etmediğini vurgulamıştır. AİHM'e göre sonuç olarak

başvurucu -ilk davada- ilk derece safhasında yargılamaya katılamaması nedeniyle

dinlenilme imkânından mahrum kalmıştır. Temyiz nedenlerinin sınırlı sayı

kuralına tabi olması nedeniyle başvurucu, esasa ilişkin itirazlarını Danıştayda da ileri sürememiştir. İkinci davaya ilişkin ise

2577 sayılı Kanun'un 31. maddesine uyulmaması nedeniyle başvurucu, uyuşmazlıkla

tamamen irtibatsız kalmış; asıl taraf olarak valiliğin kararı temyiz etmemesi

sebebiyle başvurucu, Danıştayda -sınırlı da olsa-

iddialarını öne sürme imkânı bulamamıştır (Menemen

Minibüsçüler Odası/Türkiye, § 26).

47. Bu çerçevede başvuruyu değerlendiren AİHM, ulusal

mahkemelerin 2577 sayılı Kanun'un 31. maddesindeki gereklilikleri yerine

getirmede başarı sağlayamamalarının başvurucuyu hak ve yükümlülüklerini

doğrudan etkileyen uyuşmazlıkla ilgili olarak dinlenilmekten alıkoyduğu ve

başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Menemen Minibüsçüler Odası/Türkiye, §§ 27,

28).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

48. Mahkemenin 11/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

1. Başvurucunun İddiaları

49. Başvurucu; satış işlemlerinin iptal edilmesi nedeniyle

arazilerin iadesi için tapu iptal ve tescil davası açıldığını, arazilerin

mülkiyetinin kaybedilmesi riski ile karşı karşıya kalındığını, planlanan

yatırımların yapılamadığını, katlanılan maliyetin ve yapılan masrafların

karşılıksız kaldığını, açık bir şekilde büyük çapta zarara uğranıldığını

belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

2. Değerlendirme

50. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

51. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil

nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği

gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle

olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,

B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 17).

52. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde ortaya

çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine

başvurulmalıdır. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle

genel yargı mercilerinde, olağan kanun yolları ile çözüme kavuşturulması

esastır. İddia edilen hak ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde

giderilememesi durumunda bireysel başvuru yoluna başvurulabilir (Bayram Gök, B.

No: 2012/946, 26/3/2013, §§ 17, 18).

53. Somut olayda başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddiası, satış işlemlerinin yargı kararı ile iptal edilmesi sonucu arazilerin

mülkiyetinin kaybedilmesi riskinin ortaya çıkması ve yapılan masrafların

karşılıksız kalması hususlarına dayanmaktadır.

54. Olay ve olgular kısmında detaylarıyla aktarıldığı üzere

satış işlemlerinin iptali için başlatılan yargı süreçlerini müteakip Silifke

Belediye Başkanlığı başvurucu Şirket aleyhine arazilerin mülkiyetinin geri

alınabilmesi adına tapu iptal ve tescil davası açmış, buna mukabil başvurucu

Şirket de mülkiyet ihlali iddiasına konu ettiği zararlarının tazmini için

Silifke Belediye Başkanlığı aleyhine alacak davası açmıştır. Bu davalar

birleştirilmiş olup Silifke 1. Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde devam eden

yargılama henüz sonuçlanmamıştır.

55. Başvurucu Şirket alacak davasını, uğradığı zararları tazmin

edebilmek adına etkili bir yol olarak görüp Silifke Belediyesine karşı ikame

etmiştir. Mevcut durumda satış işlemlerinin yargı kararı ile iptali sonucu

oluşan ve mülkiyet hakkının ihlali iddiasına esas alınan zararlar alacak

davasına konu edilmiş olup bu zararlara ilişkin iddialar arazinin mülkiyetine

ilişkin durumun da netleştirileceği tapu iptal ve tescil davası ile birlikte

değerlendirilecektir. Bu nedenle planlanan yatırımın yapılamamasına, arazi

üzerinde tasarruf edilememesine ve yapılan masrafların karşılıksız kalmasına

ilişkin zararların öncelikle Silifke 1. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından

inceleneceği açıktır. Bir başka ifadeyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddiasına konu hususlara ilişkin olarak derece mahkemeleri tarafından henüz bir

karar verilmemiş, yargı yolu tüketilmemiştir.

56. Bu hâle göre uyuşmazlık konusu taşınmazların tapu iptal ve

tescil davası sonuçlanmadığı için hâlen başvurucu Şirket adına tapuda kayıtlı

olduğu ve satış işlemlerinin yargı kararı ile iptal edilmesinden kaynaklandığı

ileri sürülen zararlara yönelik olarak açılan alacak davasının da derdest

olduğu dikkate alındığında mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının

incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği gereği mümkün değildir.

57. Açıklanan gerekçelerle mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddiasının başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

58. Başvurucu; satış işleminin iptaline yönelik olarak verilen

kararlara karşı kanun yollarına başvuramaması ve satış izni verilmesine yönelik

İçişleri Bakanlığı işlemine karşı açılan davanın ihbar edilmemesi, davadan geç

haberdar olması nedeniyle hak arama özgürlüğünün engellendiğini ileri

sürmektedir.

2. Değerlendirme

59. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Kanun yollarına ferî müdahil sıfatıyla

başvurulamaması ve davanın ihbar edilmemesi nedeniyle hak arama özgürlüğünün

engellendiğini ileri süren başvurucunun iddiaları adil yargılanma hakkının

güvencelerinden biri olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında

değerlendirilmiştir. Birleştirilen başvurularda ayrı yargı süreçlerine yönelik

iki farklı ihlal iddiası bulunduğundan değerlendirme birden fazla başlık

altında yapılmıştır.

a. Taşucu Belediye

Encümeninin 27/12/2012 Tarihli Satış İşleminin İptaline Yönelik Kararlara Karşı

Kanun Yollarına Başvurulamaması Nedeniyle Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

60. Başvurucu; davalı konumundaki Taşucu Belediyesinin tüzel

kişiliği kalktığından anılan Belediyenin kanun yollarına başvurmasının mümkün

olmadığını belirterek satış işleminin iptaline yönelik olarak verilen kararlara

karşı kanun yollarına müstakil olarak başvuru imkânı tanınmadığı için mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

61. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" kenar başlıklı

36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes,

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

62. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir

unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "... adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine

ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de

güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği

vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM,

Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını

içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.

San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§ 34).

63. Mahkemeye erişim hakkı bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan Şen,

B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

64. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi

ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi

için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.

Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden

yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:

2013/8896, 23/2/2016, § 33).

65. Bireylere menfaatlerini etkileyen işlemlere karşı dava

açabilmelerinin yanı sıra üçüncü şahıslarca açılmış ve doğrudan taraf

olmadıkları ancak sonucu itibarıyla menfaatlerini etkileyen bir davada iddia ve

savunmalarını dile getirebilmeleri amacıyla davaya katılma olanağının

sağlanması da mahkemeye erişim hakkı kapsamında değerlendirilmesi gereken

güvencelerden biridir. Bu itibarla bir davanın sonucundan menfaati etkilenecek

olan kişilerin bu yargılama hakkında bilgi sahibi olabilmelerine, uyuşmazlığın

çözümü için gerekli ve sonuca etkili olduğunu düşündükleri hususlarda

açıklamada bulunabilmelerine, iddialarını ispata yönelik delil sunabilmelerine

imkân sağlanması gerekir. Bu husus aynı zamanda yargı mercilerinin tüm verileri

dikkate alıp değerlendirme yaptıktan sonra gerekçeli karar vermesini

sağlayacağından silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi ile de

ilgilidir. Nitekim 6100 sayılı Kanun'un 27. maddesinde, mahkemeye erişim hakkının

güvenceleriyle örtüşür nitelikte bir düzenleme getirilerek davanın taraflarının

yanı sıra müdahiller ve yargılamanın diğer ilgililerinin de kendi hakları ile

bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip oldukları belirtilmiştir.

Dolayısıyla mahkeme davanın taraflarına, müdahillere, yargılamanın diğer

ilgililerine savunma hakkını kullanma imkânı vermeden davanın esasıyla ilgili

değerlendirme yapamayacaktır (Yusuf Bilin,

B. No: 2014/14498, 26/12/2017, § 44; benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Mehmet Ali Bedir ve Tevfik Günay, B.

No:2013/4073, 21/1/2016, § 35).

66. Hukuk sisteminde bireye doğrudan taraf olmadığı ancak hak ve

menfaatlerini etkileyen bir davada iddia ve savunmalarını öne sürebilmesine

imkân sağlayacak nitelikte bir mekanizmanın bulunması ve bu mekanizmanın etkin

bir şekilde işlemesi adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olarak kabul

edilmelidir. Nitekim Türk hukuk sisteminde de bu amaçla ferî müdahillik sistemi

getirilmiş, üçüncü kişinin davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf

yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla tahkikat sona erinceye kadar ferî

müdahil olarak davada yer alabileceği kurala bağlanmıştır. İdarenin işlem ve

eylemlerinin hukuka uygunluk denetiminin yapıldığı idari yargıda görülmekte

olan davalar yönünden de uyuşmazlık konusu üzerinde hak iddia eden ya da

davanın taraflarından birinin davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan üçüncü

kişilerin davaya sadece şeklen değil etkili bir şekilde katılımının sağlanması,

adil yargılanma hakkının güvencelerinin sağlanabilmesi için önemli bir

müessesedir (Yusuf Bilin, § 59).

67. Bununla birlikte adil yargılanma hakkının davanın doğrudan

tarafı olmayan ferî müdahile asıl tarafa sağlanan tüm imkân ve hakların mutlak

ve koşulsuz olarak tanınmasını zorunlu kılacak nitelikte bir güvenceyi

bünyesinde barındırdığı söylenemez. Bu bağlamda adil yargılanma hakkının ferî

müdahilin tüm usul işlemlerini yapabilmesini garanti altına almadığı ifade

edilmelidir. Dolayısıyla ferî müdahilin davayı sürdürebilmesine imkân tanınması

biçiminde adil yargılanma hakkından doğan anayasal bir zorunluluğun bulunmadığı

vurgulanmalıdır (benzer değerlendirmeler için bkz. Akdeniz İnşaat ve Eğitim

Hizmetleri A.Ş. [GK], B. No: 2015/2909, 19/7/2018, § 53).

68. Somut olayda başvurucunun hak ve menfaatini etkileyen

davalardan haberdar olduğu, uyuşmazlıkla irtibatsız kalmadığı, uyuşmazlığın

esasına ilişkin ve sonuca etkili olduğunu düşündüğü hususlarda görüşlerini dile

getirme ve iddialarını ispata yönelik deliller sunabilme fırsatını da bulduğu, dolayısıyla

gerek Mersin 1. İdare Mahkemesi gerekse Mersin 2. İdare Mahkemesi nezdinde

görülen yargılama sürecine etkin bir şekilde katıldığı anlaşılmaktadır.

69. Sonuç olarak başvurucunun mahkemeye erişim hakkının

sağladığı güvenceler kapsamında iki yargılama sürecine de etkin şekilde

katıldığı, iddia ve savunmalarını ileri sürebildiği, ayrıca mahkemeye erişim

hakkının müdahile asıl tarafa sağlanan tüm imkân ve hakların mutlak ve koşulsuz

olarak tanınmasını zorunlu kılacak nitelikte bir güvenceyi bünyesinde

barındırmadığı dikkate alındığında ferî müdahil olan başvurucunun tek başına

yaptığı temyiz ve karar düzeltme istemlerinin incelenmeksizin reddedilmesinin

mahkemeye erişim hakkına ilişkin anayasal güvencelere müdahale teşkil eden bir

yönü bulunmamaktadır.

70. Diğer taraftan başvurucu Şirket satış işlemine dair

uyuşmazlıkların davalı tarafı olan Taşucu Belediyesinin tüzel kişiliği

kalktığından iptal hükmü ile sonuçlanan yargılamayı başvurucu Şirket dışında kanun

yoluna taşıyacak taraf kalmadığını ileri sürmüştür. Başvurucunun mahkemeye

erişim hakkının ihlali iddiasına konu ettiği iki yargılama süreci de Taşucu

Belediye Encümeninin 27/12/2012 tarihli satış işlemine ilişkin olup iki iptal

gerekçesi de aynı hususlara dayanmaktadır (bkz. §§ 13-22). Bu iki yargılamada

da başvurucu Şirket ilk derece aşamasında yargılamaya etkin bir şekilde

katılmış hatta Mersin 1. İdare Mahkemesi nezdinde görülen uyuşmazlıkta Taşucu

Belediyesi ile birlikte temyiz yoluna başvurarak iptal hükmüne yönelik

itirazlarını dile getirmiş ve temyiz talebi Danıştay Onüçüncü

Dairesi tarafından esastan incelenmek suretiyle reddedilmiştir. Bu hâle göre

satış işleminin hukuki değerlendirmesinin yapıldığı yargılama sürecine dâhil

olan ve iptal hükmüne karşı da temyiz isteminde bulunma imkânı elde eden

başvurucunun anılan iddiası yönünden de yukarıda belirtilen ilkeler (bkz. §§

65-67) kapsamında varılan sonuçtan ayrılmayı gerektirecek bir durumun olmadığı

kanaatine ulaşılmıştır.

71. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Satışa İzin

Verilmesine İlişkin 15/2/2013 Tarihli İçişleri Bakanlığı İşleminin İptali

İstemiyle Açılan Davanın İhbar Edilmemesi Nedeniyle Mahkemeye Erişim Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

72. Başvurucu, satış izni verilmesine ilişkin İçişleri

Bakanlığının 15/2/2013 tarihli işlemine karşı açılan ve iptal hükmü ile

sonuçlanan davadan ihbar kurumunun işletilmemesi nedeniyle geç haberdar

olunması sonucu mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

73. Davanın ihbarı, bireyin tarafı olmadığı ancak sonucu

itibarıyla menfaatlerini etkileyen bir davadan müdahale ve diğer yollarla

haklarını kullanabilmesine imkân tanımak amacıyla haberdar edilmesini temin

eden bir usul hukuku müessesesidir. Ancak yargılamaların makul süre içinde,

düzenli bir şekilde ve gereksiz gider yapılmadan yürütülmesini temin etmek ve

bu suretle usul ekonomisi ilkesini gerçekleştirmek düşüncesiyle davanın ihbarı

belli koşullara ve usul kurallarına bağlanmıştır. Yargılama usullerinin

belirlenmesinde usul ekonomisinin gözetilmesi, bu suretle iyi adalet

yönetiminin sağlanarak kamu yararının gerçekleştirilmesi Anayasa'nın 2.

maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin gereklerindendir. Dolayısıyla

usul ekonomisi ve iyi adalet yönetimi ilkeleri gözetilerek davanın ihbarının

belli koşullara ve usul kurallarına bağlanması mümkündür (Yusuf Bilin, § 54).

74. Üçüncü şahıslarca açılan ancak sonucu itibarıyla bireylerin

menfaatlerini etkileyen bir davada iddia ve savunmalarını dile

getirebilmelerinin de mahkemeye erişim hakkının bir gereği olduğu gözden uzak

tutulmamalıdır. Böyle bir durumda kamu otoritelerinin usul ekonomisindeki kamu

yararı ile bireylerin mahkemeye erişim hakkından yararlanmalarındaki bireysel

yarar arasında makul bir denge gözetmeleri beklenir. Bireyin mahkemeye

erişimindeki bireysel yararının açık bir biçimde baskın olduğu hâllerde usul

ekonomisi gerekçesiyle mahkemeye erişimin kısıtlanmasının meşru bir amaç

taşıdığı hususu tartışmalı hâle gelebilir. Diğer bir ifadeyle bu gibi hâllerde

Anayasa'nın 2. maddesinin mahkemeye erişim hakkının sınırlanmasına izin

verdiğinin söylenmesi mümkün olmayabilir (Yusuf

Bilin, § 55).

75. Üçüncü kişilerin kendi menfaatlerini etkileyen bir davaya

katılmaları için belli koşullar ve usul kuralları öngörülmesi, bu koşullar ve

kurallar davaya katılmayı imkânsız kılmadığı ya da aşırı derecede

zorlaştırmadığı sürece mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz. Ancak

yargı merciince bu koşul ve kuralların hukuka açıkça aykırı olarak yanlış

uygulanması sonucunda, kendilerini etkileyen uyuşmazlıklarda menfaatlerini

korumak isteyen kişilerin davaya katılmalarına engel olunması mahkemeye erişim

hakkını ihlal edebilir. Bu nedenle mahkemelerin bu koşulların gerçekleşip

gerçekleşmediğini irdelerken ve usul kurallarını uygularken yargılamanın

hakkaniyetine zarar getirecek nitelikte tutumlardan, yorum ve

değerlendirmelerden kaçınmaları gerekir (Yusuf

Bilin, § 51).

76. 2577 sayılı Kanun'un 31. maddesinde üçüncü şahısların davaya

katılması ve davanın ihbarı konularında 6100 sayılı Kanun'nun

uygulanacağı belirtilmiş ancak davanın ihbarının mahkeme tarafından resen

yapılması öngörülmüştür. 6100 sayılı Kanun'un 66. maddesinde de üçüncü kişinin

davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak

amacıyla tahkikat sona erinceye kadar ferî müdahil olarak davada yer

alabileceği kurala bağlanmıştır. İdarenin işlem ve eylemlerinin hukuka uygunluk

denetiminin yapıldığı idari yargıda görülmekte olan davalar yönünden de

uyuşmazlık konusu üzerinde hak iddia eden ya da davanın taraflarından birinin

davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan üçüncü kişilerin davaya sadece şeklen

değil etkili bir şekilde katılımının sağlanması adil yargılanma hakkının

güvencelerinin sağlanabilmesi için önemli bir müessesedir. Bu hakkın

kullanılabilmesinin usul hukuku açısından en önemli sonucu ise davada verilecek

karardan menfaatinin doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenecek olması sebebiyle

davaya katılmakta hukuki yararı bulunan üçüncü kişilerin davadan haberdar

edilmesinin gerekli olmasıdır (Yusuf Bilin,

§ 59).

77. Bu noktada 2577 sayılı Kanun'un 31. maddesinde yer verilen

ve davanın ihbarının mahkeme tarafından resen yapılmasını öngören düzenlemeye,

idari yargı merciinin bakmakta olduğu bir idari davayı ilgili tüm kişilere

resen bildirmesinin zorunlu olduğu şeklinde bir anlam yüklenemeyeceğini

belirtmek gerekir. Dolayısıyla davanın sonucundan etkilenme ihtimali bulunan

üçüncü kişilere kendi hakları ile bağlantılı olarak mahkeme huzurunda

argümanlarını öne sürebilmeleri amacıyla getirilen ihbar müessesesine ilişkin

usul hükümlerinin işletilmesindeki takdir yetkisi derece mahkemelerine aittir.

Bu bağlamda her bir somut olayın özel koşullarında üçüncü kişinin davanın

sonucundan etkilenip etkilenmeyeceğini ve davaya katılmasında hukuki yararı

bulunup bulunmadığını değerlendirmek esasen derece mahkemelerinin görevidir.

Derece mahkemesinin ihbar müessesesinin işletilip işletilmemesindeki takdirini

denetlemek, bu takdir yetkisinin kullanılmasında başvurucunun hak ve

yükümlülüklerini doğrudan etkilediği, dolayısıyla davaya katılmakta hukuki

yararı bulunduğu çok açık olan bir ihtilaf konusundaki argümanlarını ortaya

koyma imkânından yoksun bırakılarak yargılamanın hakkaniyetine halel getirecek

nitelikte bir yaklaşım sergilendiğine dair bir bulguya rastlanmadığı sürece

Anayasa Mahkemesinin görevi olmayacaktır (Yusuf

Bilin, § 60).

78. Olay ve olgular kısmında aktarıldığı üzere satışın Taşucu

Belediye Encümeni tarafından kabulüne dair 27/12/2012 tarihli işlem ile

İçişleri Bakanlığı tarafından satış izni verilmesine dair 15/2/2013 tarihli

işlemlerin birbirini takip eden süreçlere ilişkin ve aynı maddi olayı temel

alan idari tasarruflar olduğu açıktır.

79. Başvurucu Şirket satışın uygun bulunmasına ilişkin Taşucu

Belediye Encümeni kararının iptali istemiyle açılan iki ayrı dava sürecine

etkin bir şekilde katılmış ve satışın hukuka uygun olduğuna yönelik iddia ve

savunmalarını ileri sürebilmiştir. Satışa izin verilmesine yönelik İçişleri

Bakanlığı kararına karşı açılan iptal davasında ise karar düzeltme aşamasında

yargılama sürecine dâhil olmuş ve bu aşamada yine yargılama süreci sona ermeden

iddialarını ileri sürebilmiştir. İki yargı sürecinin birbiriyle ilintili olduğu

ve başvurucu Şirketin bir bütün olarak satış işlemlerine yönelik hukuki

süreçten yargılamalara dâhil olmak suretiyle haberdar olduğu açıktır.

80. Söz konusu davada başvurucunun uyuşmazlığa konu işleme

yönelik verilecek karardan etkileneceği tartışmasızdır. Bununla birlikte dava

konusu edilen 15/2/2013 tarihli satış izninin iptalini gerektirecek herhangi

bir hukuka aykırılık unsuru bulunmadığıyla ilgili olarak başvurucu tarafından

da ileri sürülebilecek bazı hususların yargılama sürecinde İçişleri Bakanlığı

ve müdahil olan Taşucu Belediyesi tarafından zaten dile getirildiği

görülmektedir. Ayrıca derece mahkemesinin iptal kararına yönelik olarak yerindelik

denetimi yapıldığı, satış işleminin mahallî ihtiyaçlara yönelik olarak tesis

edilen rutin bir işlem olduğu ve usulüne uygun bir süreç izlendiği yönündeki

başvurucunun da müdahil dilekçesinde belirttiği argümanların İçişleri Bakanlığı

ve Taşucu Belediyesi tarafından gerek ilk derece yargılaması gerekse de temyiz

sürecinde dile getirildiği görülmektedir. Buna ek olarak başvuru formunda,

başvurucu Şirketin eğer dava ihbar edilseydi taraflarca ileri sürülmeyen,

mahkemece dikkate alınabilecek ve ilave değerlendirme/inceleme yapılmasını

gerektirecek nitelikteki hangi hususları dile getireceği yönünde bir açıklamada

bulunulmadığı görülmektedir.

81. Buna göre başvurucunun 27/12/2012 tarihli Taşucu Belediye

Encümeni işlemine yönelik yargı süreçlerine etkin bir şekilde katılmak ve satış

izni verilmesine yönelik 15/2/2013 tarihli işleme yönelik yargı sürecine de

sonuçlanmadan dâhil olmak suretiyle birbiriyle ilintili olan satış işlemlerine

yönelik hukuki süreçten haberdar olduğu; 15/2/2013 tarihli işleme dair iddialarının

davanın taraflarınca zaten dile getirildiği ve eğer dava ihbar edilseydi

taraflarca ileri sürülmeyen, mahkemece dikkate alınabilecek, ilave

değerlendirme/inceleme yapılmasını gerektirecek nitelikteki hangi hususların

dile getirileceği yönünde bir açıklamada bulunulmadığı hususları bir bütün

olarak dikkate alındığında başvuru şirketin ihtilaf konusundaki argümanlarını

ortaya koyma imkânından yoksun bırakılarak yargılamanın hakkaniyetine halel

getirecek nitelikte bir yaklaşım sergilendiğinden söz edilemeyeceği sonucuna

ulaşılmıştır.

82. Bu durumda derece mahkemelerinin 2577 sayılı Kanun'un 31.

maddesindeki davanın ihbarına ilişkin usul hükümlerini yerine getirmemesinin erişim

hakkına ilişkin anayasal güvencelere müdahale teşkil eden bir yönü

bulunmamaktadır.

83. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir..

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkına ilişkin ihlal iddiasının başvuru yollarını tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

11/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Hicabi DURSUN Kadir ÖZKAYA Selahaddin MENTEŞ Raportör : Volkan ÇAKMAK Başvurucu : Kurt Safir İnş. San. ve Tic. A.Ş. Vekili : Av. Abdullah DEMİR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/3996, 11 Eylül 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Yargısal Süreç Öncesi Dönem
  7. B. Yargısal Süreç
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin
  13. B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine
  14. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/3996
Tarih
11 Eylül 2019

İlgili Kararlar

  • Mustafa Vural Başvurusu (B. No: 2015/18609)
  • Revaziye İnci Başvurusu (B. No: 2015/4223)
  • Edat Yücel Seyhan Başvurusu (B. No: 2016/16204)
  • Rana Demir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/3146)
  • Ferzende Eren Başvurusu (B. No: 2015/10299)
  • Burhan Yaz Başvurusu (B. No: 2016/67047)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.