İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm
İkinci BölümBaşvuru No: 2017/38724Tarih: 21 Temmuz 2020

Şule Bayburt Başvurusu (B. No: 2017/38724)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

ŞULE BAYBURT BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/38724)

Karar Tarihi: 21/7/2020

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, velayeti annesinde olan çocuğun annenin soyadını

taşıması talebiyle açılan davanın reddedilmesi nedeniyle aile hayatına saygı

hakkı ile birlikte incelenen ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/12/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu 30/1/1991 tarihinde evlenmiştir ve 15/8/2005 doğum

tarihli bir oğlu bulunmaktadır. Başvurucunun eşi 6/4/2009 tarihinde vurularak

öldürülmüştür. Başvurucu kendi isteğiyle nüfusta babasının soyadı olan Bayburt

soyadını almıştır.

10. Başvurucu 9/11/2015 tarihinde Manisa 2. Asliye Hukuk

Mahkemesinde (Mahkeme) çocuğun adının ve soyadının değiştirilmesi, annesinin

soyadını kullanmasına karar verilmesi istemiyle dava açmıştır. Dava

dilekçesinde; eşinin mafya tarafından başından kurşunlanarak öldürüldüğünü,

kendisinin ve ailesinin mafyanın tehdidine maruz kalmaları nedeniyle

ikametgâhlarını değiştirdiklerini, çocuğunun hâlen tehdit altında olması

nedeniyle babasının soyadını taşımasının sakıncalı olduğunu belirtmiştir.

Başvurucu ayrıca kendisinin soyadı ile oğlunun soyadının farklı olması

nedeniyle oğlunun okul hayatında ve sosyal alanda, kamu kurum ve kuruluşları

ile olan taleplerde zorluklar yaşadığını ifade etmiştir. Bunun yanı sıra

çocuğun adı ve soyadının çevrede alay konusu olduğunu, çocuğun rencide olup

kendisini mutsuz hissettiğini vurgulamıştır.

11. Mahkeme 26/1/2016 tarihinde adın değiştirilmesi talebinin

kabulüne, soyadı değişikliği talebinin reddine karar vermiştir. Karar

gerekçesinde, evlilik birliği içinde doğan çocukların baba soyadıyla nüfus

hanesine kaydedileceği, velayet hakkı tanınmış olmasının anneye çocuğun soyadı

değişikliği için dava açma hakkı vermediği ve çocuk reşit oluncaya kadar veya

baba 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 27. maddesi

uyarınca soyadını değiştirmediği sürece çocuğun soyadının değiştirilmesinin

mümkün olmadığı belirtilmiştir.

12. Başvurucunun temyiz istemi Yargıtay 8. Hukuk Dairesi

tarafından 2/11/2017 tarihinde reddedilerek karar onanmıştır. Nihai karar

başvurucuya 29/11/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.

13. Başvurucu 6/12/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

14. İlgili hukuk için bkz. Nurcan Yolcu [GK], B. No: 2013/9880,

11/11/2015 §§ 13-15, 38; Gülbu Özgüler [GK], B. No: 2013/7979, 11/11/2015; §§

13-15, 45; Deniz Altınbaş ve diğerleri, B. No: 2014/2033, 26/10/2017, §§ 15-23.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

15. Mahkemenin 21/7/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

16. Başvurucu, haklı sebepleri bulunmasına rağmen çocuğun

soyadını değiştirme talebinin reddedildiğini belirtmiştir. Başvurucu ayrıca

çocuğun velayetinin kendisinde olduğunu ve velayetin soyadını belirleme hakkını

da kapsadığını, erkeğe velayet hakkı kapsamında tanınan soyadı hakkının kadına

tanınmamasının ayrımcılık teşkil ettiğini, Anayasa Mahkemesinin emsal

kararlarında eşitlik ilkesinin ihlal edildiğinin tespit edildiğini ifade

etmiştir. Başvurucu, bu nedenlerle aile hayatına saygı hakkı ile eşitlik

ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

17. Bakanlık görüşünde; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

kararlarına göre soyadı alınmasında cinsiyete bağlı ayrımcılığın ortadan

kaldırılması gerektiğinin vurgulandığı, yeni doğanların nüfusa kayıt sırasında

sadece babanın soyadını alabileceği şeklindeki kuralların kadınlara yönelik çok

katı ve gereksiz bir uygulama olarak değerlendirildiği ve çocuğun annenin

soyadını almasının engellenmesinin cinsiyete dayalı ayrımcılık olduğunun

belirtildiği ifade edilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca konuyla ilgili Anayasa

Mahkemesi kararlarına da detaylı olarak yer verilmiştir.

18. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevabında başvuru

formundakine benzer beyanlarda bulunmuştur.

B. Değerlendirme

19. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak

20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, özel hayatına ... saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir..."

20. Anayasa'nın 41. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler

arasında eşitliğe dayanır.

...

Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma,

yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan

ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.

..."

21. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

22. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında herkesin özel

hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir.

Bireyin yaşamıyla özdeşleşen ve kişiliğinin ayrılmaz bir unsuru hâline gelen,

birey olarak kimliğin belirlenmesinde en önemli unsurlardan biri ve

vazgeçilmez, devredilmez, kişiye sıkı surette bağlı bir kişilik hakkı olan isim

ve soyadı hakkının da kişinin özel hayatının bir unsuru olduğu açıktır.

Dolayısıyla cinsiyet, doğum kaydı gibi kimlik bilgileri ve aile bağlarıyla

ilgili bilgiler ile bunlarda değişiklik ve düzeltme yapılmasını isteme hakkının

yanı sıra isim ve soyadı hakkı da Anayasa'nın 20. maddesi kapsamındadır (isim

hakkı ile ilgili olarak bkz. Hacı Ahmet

Eskikanbur, B. No: 2015/2944, 9/1/2019, § 27). Bununla birlikte

somut başvuruda olduğu gibi velayeti anneye verilen çocuğun annenin soyadını

alması yönündeki talep, velayet hakkı ve bu kapsamdaki yetkilerin kullanımı ile

ilgili olduğundan Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile

hayatına saygı hakkı kapsamında ele alınmalıdır. Bu bağlamda, eşitlik ilkesinin

ihlal edildiği iddiası da bulunduğundan somut başvurunun Anayasa'nın 20.

maddesiyle bağlantılı olarak Anayasa'nın 10. maddesi çerçevesinde incelenmesi

gerektiği değerlendirilmiştir (aynı konuda bkz. Gülbu Özgüler [G.K.], B. No: 2013/7979, 11/11/2015, § 37).

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

23. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

ayrımcılık yasağı ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

24. Anayasa Mahkemesi 8/12/2011 tarihli ve E.2010/119,

K.2011/165 sayılı kararında, eşitlik ilkesinin aynı konumda bulunan kadın ve

erkeğin yasalar önünde eşit haklara sahip olmasını gerektirdiğini, kişinin

cinsiyeti nedeniyle karşı cinse göre ayrıcalıklı duruma getirilmesinin bu

ilkeye aykırılık oluşturacağını, eşitliğin bireyler arasındaki farklılıkların

göz ardı edilerek herkesin her bakımdan aynı kurallara bağlı tutulması anlamında

da algılanamayacağını, kimi kişilerin başka kurallara bağlı tutulmalarında

haklı nedenler varsa yasa önünde eşitlik ilkesine aykırılıktan söz

edilemeyeceğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi bu çerçevede yaradılış ve

işlevsel özelliklerin zorunlu kıldığı kimi ayrımların haklı bir nedene

dayandığı ölçüde eşitliği bozmadığı hâlde sadece cinsiyete dayalı ayrımların

eşitlik ilkesine açık bir aykırılık oluşturduğunu vurgulamıştır (AYM,

E.2010/119, K.2011/165, 8/12/2011).

25. Evliliğin feshi veya boşanma hâllerinde çocuk anasına tevdi

edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği adı alacağını belirten

21/6/1934 tarihli ve 2525 sayılı Soyadı Kanunu’nun 4. maddesinin ikinci

fıkrasının birinci cümlesi, Anayasa Mahkemesinin 8/12/2011 tarihli ve

E.2010/119, K.2011/165 sayılı kararı ile Anayasa'nın 10. ve 41. maddelerine

aykırı bulunarak iptal edilmiştir. İptal kararının gerekçesinde, kadın ve

erkeğin evlilik süresince ve evliliğin sona ermesinde eşit hak ve

sorumluluklara sahip olmaları gereğine yer veren uluslararası sözleşme

hükümlerine de atıf yapılmış; eşlerin evliliğin devamı boyunca ve boşanmada

sahip oldukları hak ve yükümlülükler bakımından aynı hukuksal konumda

oldukları, erkeğe velayet hakkı kapsamında tanınan çocuğun soyadını seçme

hakkının kadına tanınmamasının velayet hakkının kullanılması bakımından

cinsiyete göre ayrım yapılması sonucunu doğuracağı belirtilmiştir (AYM

E.2010/119, K.2011/165, 8/12/2011).

26. Bunun yanı sıra Anayasa Mahkemesi, boşanmış eşlerin

çocuklarının soyadının belirlenmesi noktasında velayet hakkının kullanılması

bakımından kadın ve erkek arasında farklı şekilde gerçekleştirilen işlemlere

yönelik uyuşmazlıkların konu edildiği başvuruları detaylı şekilde ele almış ve

genel ilkeleri belirleyerek bir sonuca ulaşmıştır (Nurcan Yolcu [GK], B. No: 2013/9880, 11/11/2015; Gülbu Özgüler [GK], B. No: 2013/7979,

11/11/2015). Söz konusu kararlarda Anayasa Mahkemesi tarafından eşlerin

evliliğin devamı boyunca ve boşanmada sahip oldukları hak ve yükümlülükler

bakımından aynı hukuksal konumda olduğu, erkeğe velayet hakkı kapsamında

tanınan çocuğun soyadını belirleme hakkının kadına tanınmamasının velayet

hakkının kullanılması bakımından cinsiyete dayalı farklı bir muamele

oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır (Nurcan

Yolcu, §§ 49-51).

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

27. Yukarıda yer verilen ilkeler kapsamında somut başvuru

açısından tespiti gereken hususlar, başvurucuya ayrımcı bir muamelede bulunulup

bulunulmadığı, bu muamele farklılığının haklı ve objektif gerekçelere dayanıp

dayanmadığı ve kullanılan yöntem ile gerçekleştirilmesi istenen amaç arasında

makul bir oransal bağın kurulup kurulmadığıdır.

28. Anayasa Mahkemesi, erkeğe velayet hakkı kapsamında tanınan

çocuğun soyadını seçme hakkının kadına tanınmamasının, velayet hakkının

kullanılması bakımından cinsiyete göre ayrım yapılması sonucunu doğuracağını

belirtmiştir (AYM E.2010/119, K.2011/165, 8/12/2011). Somut olayda evlilik bağı

içinde doğmuş çocuğa her durumda sadece babanın soyadının verileceğinin kabul

edildiği, haklı nedenler bulunması durumunda dahi anneye çocuğa soyadını verme

imkânı tanınmadığı görülmektedir. Bu bakımdan olayda erkeğe velayet hakkı

kapsamında tanınan çocuğun soyadını belirleme hakkının kadına tanınmamasının,

velayet hakkının kullanılması bakımından cinsiyete dayalı farklı bir muamele

teşkil ettiği açıktır (Nurcan Yolcu,

§ 46; Gülbu Özgüler, § 53).

29. Söz konusu farklı muamelenin nesnel ve makul bir gerekçeye

dayanıp dayanmadığının tespiti bakımından derece mahkemelerinin karar

gerekçelerine bakıldığında çocuğun reşit oluncaya kadar babanın soyadını

taşıyacağı, ergin oluncaya kadar soyadını değiştirmesinin mümkün olmadığı

yorumuna dayanıldığı görülmektedir. Velayeti annede bulunan çocuğun annenin

yanında kalması ve onun gözetiminde yetiştirilmesi dikkate alındığında çocuk

ile annenin farklı soyadları taşıması sosyal hayatta özellikle sağlık, eğitim,

ulaşım gibi alanlarda birtakım zorluklara sebebiyet vermektedir. Annenin

yetkililerin neden soyadı kendi soyadından farklı olan çocukla birlikte

bulunduğu yönündeki sorularıyla karşılaştığı, her seferinde özel hayatına

ilişkin hususları açıklamak zorunda bırakıldığı bilinmektedir. Olayda

başvurucu, bazı güvenlik risklerinin yanı sıra kendisinin soyadı ile oğlunun

soyadının farklı olması nedeniyle oğlunun okul hayatında ve sosyal alanda, kamu

kurum ve kuruluşları ile olan taleplerde zorluklar yaşadığını belirtmiş

olmasına rağmen derece mahkemelerinin kararlarında başvurucunun iddialarının

değerlendirilmediği görülmektedir. Mahkeme tarafından ergin olmayan çocukların

soyadlarını değiştirmelerinin mümkün olmadığı belirtilmek suretiyle dava

reddedilmiş olup başvurucunun taleplerinin haklı nedenlere dayalı olup olmadığı

araştırılmamış, bu konuda herhangi bir gerekçeye yer verilmemiştir. Bu bakımdan

olayda cinsiyete dayalı farklı bir muamelenin söz konusu olması ve bu

farklılığı haklı kılacak önemli nedenlerin ortaya konulması gereğine rağmen

belirtilen muamele farklılığını haklı gösterecek nitelik ve kapsamda bir

gerekçeye yer verilmediği anlaşılmaktadır.

30. Çocuğun bir aileye mensubiyetinin belirlenmesi amacıyla bir

soyadı taşıması ile nüfus kütüklerindeki kayıtların güvenilirliği ve

istikrarının sağlanmasında çocuğun ve kamunun açık bir menfaati bulunmakla

birlikte çocuğun soyadına ilişkin belirlemelerde yalnızca babanın soyadının

esas alınması ve bunun sürdürülmesi suretiyle öngörülen farklılık karşında

annenin soyadının çocuğa verilmesinin söz konusu menfaatlerin tesisine nasıl

bir olumsuz etkide bulunacağının yargısal makamlarca açıklanmadığı tespit

edilmiştir (Nurcan Yolcu, § 49).

31. Derece mahkemesi kararında velayet hakkı tanınmış olmasının

anneye çocuğun soyadı değişikliği için dava açma hakkı vermediği ve çocuk reşit

oluncaya kadar veya baba 4721 sayılı Kanun'un 27. maddesi uyarınca soyadını

değiştirmediği sürece çocuğun soyadının değiştirilmesinin mümkün olmadığı kabul

edilmiştir. Bu bakımdan yargı mercilerinin söz konusu yorumu nedeniyle annenin

çocuğun soyadını değiştirme yönündeki taleplerinin haklı nedenlere dayalı

olduğunu mahkemeler önünde dinletebilmesi bütünüyle engellenmektedir.

Dolayısıyla çocuğun soyadı bakımından benimsenen kuralın hiçbir istisnasının

kabul edilmemesi, haklı sebepler bulunduğunu ileri sürmeye dahi olanak

vermeyecek şekilde aşırı katı yorumlanması aile hayatına saygı hakkı ile kamu

düzeni amacı arasında adil denge sağlamaktan uzak olup ayrımcılık yasağını

ihlal etmektedir.

32. Açıklanan gerekçelerle aile hayatına saygı hakkı ile

birlikte ele alınan ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

33. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

34. Başvurucu, ihlalin tespit edilmesini istemiş ve 6.000 TL

manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

35. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan

kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875,

7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal

kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin

devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle

sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).

36. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§

55, 57).

37. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya mahkemenin

ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun'un 50.

maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79.

maddesinin 1 numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir

örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan

kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya

özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi

tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde,

usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili

mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir

takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin

yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin

sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59,

66, 67).

38. İncelenen başvuruda, derece mahkemesi tarafından çocuğun

soyadı bakımından benimsenen kuralın haklı sebepler bulunduğunu ileri sürmeye

dahi olanak vermeyecek şekilde yorumlanması nedeniyle Anayasa'nın 20. maddesinde

güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkı ile birlikte ele alınan

Anayasa'nın 10. maddesinde tanımlanan ayrımcılık yasağının ihlal edildiği

sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı

anlaşılmaktadır.

39. Bu durumda aile hayatına saygı hakkı ile birlikte ele alınan

ayrımcılık yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama

ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50.

maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş yeniden yargılama

kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri

gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden

ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere

Mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

40. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin

reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

41. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Aile hayatına saygı hakkıyla birlikte ele alınan ayrımcılık

yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile

hayatına saygı hakkıyla birlikte ele alınan Anayasa'nın 10. maddesinde

tanımlanan ayrımcılık yasağının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin aile hayatına saygı hakkıyla birlikte

incelenen ayrımcılık yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmak üzere Manisa 2. Asliye Hukuk Mahkemesine (26/1/2016

tarihli ve E.2015/771, K.2016/63 sayılı kararla ilgilidir) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 257,50 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya

ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

21/7/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Yıldız SEFERİNOĞLU

Basri BAĞCI

Raportör

:

Şermin BİRTANE

Başvurucu

:

Şule BAYBURT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/38724, 21 Temmuz 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

  • Mercii: Anayasa Mahkemesi
  • Bölüm: İkinci Bölüm
  • Başvuru No: 2017/38724
  • Tarih: 21 Temmuz 2020

İlgili Kararlar

  • Federal Mogul Powertrain Otomotiv A.ş. Başvurusu (B. No: 2017/38679)
  • Batuhan Şengül Başvurusu (B. No: 2017/29295)
  • Mevlüt Akpınar Başvurusu (B. No: 2017/26345)
  • Haydar Yılmaz Başvurusu (B. No: 2017/4597)
  • Hakan Büyükabacı Başvurusu (B. No: 2017/19121)
  • Hüseyin Aşkan Başvurusu (B. No: 2017/15649)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.