İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Süleyman Ezendemir Başvurusu (B. No: 2014/20285)

1. Başvuru, ulusal ölçekte yayımlanan bir gazetede yer alan köşe

Başvuru No2014/20285Tarih20 Aralık 2017Okuma14 dk · 2.888 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Süleyman Ezendemir Başvurusu

Karar tarihi
20 Aralık 2017
Başvuru Numarası
2014/20285
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.888 kelime·14 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ulusal ölçekte yayımlanan bir gazetede yer alan köşe

yazısının kişisel itibarı ihlal ettiği gerekçesiyle açılan tazminat davasının

reddedilmesi nedeniyle şeref ve itibarın korunmasını isteme hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 29/12/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Ulusal ölçekte yayımlanan Hürriyet gazetesinin 20/4/2012

tarihli nüshasında,gazeteci Yılmaz Özdil'in "Doktor" başlıklı köşe yazısı yayımlanmıştır. Köşe

yazısı şu şekildedir:

" Doktor

1980...

Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği üyesi Sinan Suner, Sovyetler’in

Afganistan’ı işgalini protesto etmek için Ankara’nın Yukarı Ayrancı semtinde

afişleme yapıyordu. Sağlık Bakanı Cengiz Gökçek’in koruması Süleyman Ezendemir (başvurucu) oradan geçiyordu, çekti tabancasını, ateş etti, ODTÜ

öğrencisi Sinan’ı öldürdü.

Gaziantep mebusu Cengiz Gökçek, hukukçuydu

aslında, avukattı ama... Demirel, Erbakan, Türkeş hükümetinin koalisyon

dengeleri gereği, Sağlık Bakanı yapılmıştı. Sinan’ı öldüren Süleyman Ezendemir,

yargılanmayı bırak, gözaltına bile alınmadı, hatta, sonradan terfi etti.

Ertesi gün...

Sinan’ın öldürüldüğü yerde protesto gösterisi

yapıldı. Polis geri durdu, gençlerin üstüne askerleri sürdüler. Arbede çıktı.

Tek el silah sesi, drannn! Piyade er Zekeriya Önge düştü. Sırtından saplanan

mermi, kalbini delmişti. 1979’a 2 tertip, Giresun doğumlu Zekeriya, henüz 20

yaşında... Kardeşin kardeşe kırdırıldığı “düşmansız savaş”ın şehidi olmuştu.

24 genci gözaltına aldılar.

Biri, Erdal Eren’di. Kadere bak... Şehit asker

Zekeriya gibi, Giresunluydu. Henüz 17 yaşında, Ankara Yapı Meslek Lisesi

öğrencisiydi. Tutuklandı. Jet hızıyla yargılandı. Bir ay içinde idama mahkûm

edildi, utanç müzesi olan Ulucanlar’da asıldı.

Aslında, hem tıp, hem hukuk cinayeti işlenmişti.

Adli Tıp raporu bilimsellikten uzaktı. “Kemik röntgenine baktık, yaşı 18’den

büyük” dediler. Uzmanlar itiraz etti, nafile, astılar.

Üstelik...

Hadisenin yaşandığı sokakta oturan ve

mahkemede ifadelerine başvurulmayan, biri kuaför iki “görgü tanığı” vatandaş,

seneler sonra televizyon programında açık açık anlattı. Erdal’ın elinde tabanca

vardı ama, sokağın öbür ucunda ve askerleri karşıdan, cepheden gören bir

yerdeydi. Şehit Zekeriya ise, sırtından ve yakından vurulmuştu. Fizik kuralları

açısından Erdal’ın Zekeriya’yı vurmuş olması imkansızdı. Balistik ve otopsi,

laga lugaya getirildi. Muhtemelen, arbedenin paniğiyle tetiğe dokunan bir asker

arkadaşı tarafından yanlışlıkla vurulmuştu.

Kanıt mı?

Seneler geçti, internet icat oldu, Giresun

Valiliği resmi internet sitesi kurdu. “Şehitlerimiz” bölümünde Zekeriya

Önge’nin “silah kazası sonucu” öldüğü duyuruldu! Erdal’ın avukatları bunu

öğrendi, “işte kanıt” diye basına açıklama yaptı. Skandal ortaya çıkınca, önce

“teröristlerle çatışma” diye değiştirildi, sonra “iç güvenlik çatışması” diye

değiştirildi. Gazeteler meseleyi deşmeye başlayınca, Giresun Valiliği Basın

Halkla İlişkiler Müdürlüğü yazılı açıklama yaptı: Şahadet nedeni “sehven” silah

kazası olarak yazılmıştır.

Sehven’di yani!

Oysa, sehven mehven değildi... Erdal’ın idam

kararını iki kez bozan Yargıtay emekli hakimi Albay Ahmet Turan, 28 sene sonra

konuştu: “Erdal’ın Zekeriya’yı öldürdüğüne dair vicdani kanaatim yoktu. İdam

kararını bozduk, sıkıyönetim mahkemesine geri gönderdik, tekrar idama mahkum

ettiler, tekrar bozduk, tekrar idama mahkum ettiler, onamadık, dosya Daireler

Kurulu’na gitti, onadılar. Zekeriya’dan çıkan mermi çekirdeği ile Erdal’ın

tabancasının mermileri mukayese edilmedi. Erdal’ın yaşı 18 değildi. Çocuk her

duruşmada ‘ölümüne sebep olmuşsam, bundan büyük üzüntü duyuyorum’ dedi,

hafifletici sebep dikkate alınmadı. Haksız yere idam edildi. Yaş haddime 8 sene

vardı, erken emeklilik istedim. Emirle hakimlik olmaz. Atatürk’ün okullarında

yetişmiş bir hukukçu olarak, kabul edemezdim.”

Erdal’ın idamdan önceki “son bakış”ını Savaş

Ay fotoğrafladı. Emin Çölaşan’la birlikte Erdal’ın hücresine giren Savaş

ağabey, o anları şöyle anlattı: “Hücrenin kapısını açtılar, Erdal arkasını bize

dönmüş, yüzü duvara doğruydu. Yanımızdaki komutan ‘Erdal yüzümüze bakabilirsin’

dedi. Bunu üç kere söyledi. Talimatlar böyleymiş. Yarın asılacak çocukla, yüz

yüzeydik. Kahramanmaraş, Çorum, hatta, Afrika’da kabile savaşları bile gördüm,

böyle bi tablo görmemiştim. ‘Beni bitki haline getirmek istiyorlar, ailemle

görüştürmüyorlar, savunmamı almadılar, yaşımı büyüttüler, ibreti alem için

asacaklar ama, korkmuyorum’ dedi. Gazeteye gittim. Odama kapanıp ağladım. Emin

Çölaşan’ın ‘Önce İnsanım, Sonra Gazeteci’ kitabının adı, oradan çıkmadır.”

Romanını yazdılar Erdal’ın, dizi film yaptılar,

adına besteler yaptılar. Bir tanesi, müziği bıraktığını açıklayan Teoman’ındı.

“İki Çocuk”tu şarkının adı!

Kalpte kurşun, ilmek boyunda, iki çocuk ölüm

karşısında... Hep çocuk kalacaklar, büyümeden birer tabutta... Ama, yaşıyorlar,

gülüyorlar, annelerinin rüyalarında.

Çünkü...

Hem idam edilen Erdal’la, hem şehit edilen

Zekeriya’yla “akraba”ydı Teoman!

Şöyle anlattı, talihsiz çocuklarımızın “kan

bağı”nı... “Erdal, akrabamdı. Garip bir rastlantı sonucu, sadece suç unsuru

olarak bahsedilmesine içerlediğim Zekeriya’nın da akrabamız olduğunu öğrendim.

İki Çocuk’u yazdım. Zekeriya ile Erdal, akrabaydı.”

Offf, of.

2012...

Güya 12 Eylül’ü yargıladığımız ve Afganistan’ı

işgal edenlere “koruma” hizmeti verdiğimiz şu günlerde... Koruması yüzünden,

katmerli dramın taaa en başında adı geçen “Avukat Cengiz Gökçek Devlet

Hastanesi”nde, koruma skandalı nedeniyle, günahsız bi doktoru öldürdüler.

“Hap” gibi anayasa yapılan ülkenin, hukukçu

sağlık bakanının adını taşıyan hastanesinde, hukuksuzluktan tıp şehidi.

Hatırlayın, bi kaç sene evvel Profesör Göksel

Kalaycı’yı öldürmüştü bi hasta yakını, bütün gazetelerde manşet olmuştu...

Şimdi, Doktor Ersin Arslan’ı öldürdüler, anca üçüncü sayfaya haber olabildi.

Rutin maalesef... Kurşunluyorlar, bıçaklıyorlar, yumrukluyorlar, sıradanlaştı.

Oysa...

Sırf doktor cinayeti değildir bu. Kardeşi

kardeşe kırdırmaktan ders almayan Türkiye’nin, fazladan iki oy kapabilmek için,

eğitimli’yi cahil’e kırdırmasıdır. Bilmeyen’i bilen’e, okumayan’ı okuyan’a

düşman etmesinin... Ve suç işleyen cahil’i korumasının sonucudur.

Kanıt mı?

Katil, 17 yaşında.

Erdal’ı asmışlardı.

Bunun adını bile kodluyoruz...

Ki, aman diim çocuktur.

Toplum içinde rencide olmasın!"

9. Başvurucu anılan haber üzerine kişilik haklarının ihlal

edildiğinden bahisle Hürriyet gazetesi sahibi şirket ve yazının sahibi gazeteci

Yılmaz Özdil aleyhine manevi tazminat davası açmıştır. Başvurucu dava

dilekçesinde, köşe yazısında kendisi hakkında aktarılanların aksine olay günü resmî

olarak görevli bulunduğunu, ayrıca söz konusu öldürme eylemi nedeniyle

yargılanarak beraat ettiğini ve hakkında açılan idari soruşturma sonucu

yaptırım uygulanmasına yer olmadığına karar verildiğini belirtmiş, ilgili karar

bilgilerini de eklemiştir.

10. Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesi 27/3/2013 tarihinde davayı

reddetmiştir. Mahkeme ret kararında dava konusu köşe yazısının asıl amacının,

bir doktorunhasta yakını tarafından bıçaklanarak öldürülmesi olayı üzerine

olayın meydana geldiği hastaneye adını veren dönemin Sağlık Bakanı Cengiz

Gökçek'in koruması olan davacının (başvurucunun) karıştığı bir adam öldürme

olayı ve olayın vuku bulduğu 1980'li yıllarda yaşanılan diğer hadiselerle de

irtibat kurularak hükûmetin sağlık alanındaki icraatları ve hükûmet politikasının

eleştirilmesi olduğunu belirtmiştir. Bu kapsamda öz ile biçim arasındaki

dengenin korunduğu, güncel bir olayla bağlantılı şekilde aktarıldığı, haber

niteliği taşıdığı ve manevi tazminatı gerektirir unsurların oluşmadığı

gerekçesiyle dava reddedilmiştir.

11. Başvurucunun söz konusu ret kararını temyiz etmesi üzerine

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2/4/2014 tarihinde, usul ve yasaya uygun olduğu

gerekçesiyleret kararını onamıştır. Başvurucunun onama kararına karşı bulunduğu

karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 23/10/2014 tarihli kararıyla

reddedilmiştir. Ret kararı başvurucuya 2/12/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

12. Başvurucu 29/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

13. Başvurucu, köşe yazısında yer verilen adam öldürme olayı

nedeniyle hakkında açılan kamu davası sonucu olayın meşru savunma kapsamında

kaldığı değerlendirilerek verilen ceza tayinine yer olmadığına ilişkin kararın

onandığına dair Yargıtay ilamını bireysel başvuru formuna eklemiştir. Buna göre

1980 yılında meydana gelen öldürme olayı nedeniyle başvurucu hakkında 1987

yılında kamu davası açıldığı ve 14/3/1988 tarihli Yargıtay onama ilamı ile

sürecin sona erdiği anlaşılmaktadır. Yine başvurucu hakkında açılan idari

soruşturma sonucuceza verilmesine yer olmadığına dair 30/11/1981 tarihli

disiplin kurulu kararı da bireysel başvuru formuna eklenmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

14. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 58.

maddesi şöyledir:

"Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara

karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.

..."

B. Uluslararası Hukuk

15. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesi

şöyledir:

“1. Herkes ifade özgürlüğü

hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke

sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de

verme özgürlüğünü de kapsar...

2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu

özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal

güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu

düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, (...) için gerekli olan

bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”

16. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM), demokratik bir toplumda basının oynadığı temel rolün altını

birçok kez çizmiştir. AİHM'e göre -her ne kadar başkalarının şöhret ve

haklarının korunmasıyla ilgili olarak bazı sınırları aşmaması gerekse de- basının

görev ve sorumluluklarının bilincinde olarak kamu yararını ilgilendiren her

konuyu iletme görevi vardır. AİHM, basının böyle konularda bilgi ve fikir

yaymadan ibaret olan görevine kamunun bu fikir ve bilgileri alma hakkı

eklendiğini hatırlatmıştır. AİHM’e göre bu görevi olmasa basın, vazgeçilmez

kamusal “gözetleyici” (watchdog) rolünü oynayamaz (Bladet Tromsø ve Stensaas/Norveç

[BD], B. No: 21980/93, 20/5/1999, §§ 59, 62;Pedersen

ve Baadsgaard/Danimarka [BD], B. No: 49017/99, 17/12/2004, § 71; Von Hannover/Almanya (No. 2), § 102).

17. AİHM, bir gazete

makalesinde hakaret içerdiği iddia edilen beyanlara karşı bir kimsenin

itibarının korunması hakkını özel yaşam kapsamında görmektedir (White/İsveç, B. No: 42435/02, 19/12/2006,

§§19, 30). AİHM'e göre kamusal bir tartışma bağlamında ve yayımlanan yazılar

nedeniyle eleştirilmiş olsa bile bir kişinin itibarı, kişisel kimliğinin ve

manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur (Pfeifer/Avusturya,

B. No: 12556/03, 15/11/2007, § 35; Axel

Springer AG/Almanya, B. No: 39954/08, 7/2/2012, § 83).

18. AİHM'e göre basın özgürlüğü ile başkalarının şöhret ve

itibarlarının korunmasının çatışması hâlinde, eğer şöhreti söz konusu olan kişi

kamu görevlisi ise dengeleme sırasında bu kişinin üstlendiği kamu görevi

gözönüne alınmalıdır. Bununla birlikte, kamu görevlilerinin siyasetçilerde

olduğu gibi her türlü söylemlerini yakın denetime açtıkları da söylenemez. Kamu

görevlilerinin, görevlerini hakkıyla yerine getirebilmeleri için kamu güvenine

sahip olmaları gerekir ki bu da ancak onları asılsız suçlamalara karşı

korumakla sağlanabilir (Lesnik/Slovakya,

B. No: 35640/97, 11/6/2003, § 53).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 20/12/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

20. Başvurucu, köşe yazısında ismi de açıkça verilerek hakkında

aktarılan olguların yanlış olduğunu, nitekim yazıda belirtilenin aksine olay

günü tesadüfen değil resmî görevli olarak olay yerinde bulunduğunu, afişleme

yapan öğrenciler tarafından kendisine ateş edilmesi üzerine kendini korumak

amacıyla karşılık verdiğini ve söz konusu öldürme eylemi nedeniyle yargılanarak

beraat ettiğini, hakkında yürütülen idari soruşturma sonucu ise ceza

verilmesine yer olmadığına karar verildiğini belirtmiştir. Başvurucu ayrıca

olaydan sonra terfi de ettirilmediğini, üniversite mezunu olmasına rağmen söz

konusu olay nedeniyle amir sınıfına alınmadığını belirterek anılan köşe yazısı

üzerine kişisel itibarının zedelendiği gerekçesiyle açtığı tazminat davasının

reddedilmesi nedeniyle çeşitli anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

B. Değerlendirme

21. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu bağlamda başvurucunun şikâyetleri şeref

ve itibarın korunmasını isteme hakkı kapsamında incelenmiştir.

22. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa'nın

17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi

ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

23. Anayasa’nın 5. maddesi şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, …

Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan şeref

ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

25. Bireyin kişisel şeref ve itibarı, Anayasa'nın 17. maddesinde

yer alan "manevi varlık" kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyin

manevi varlığının bir parçası olan kişisel şeref ve itibara keyfî olarak

müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür (Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123,

2/10/2013, § 33). Başka bir deyişle kişisel itibarın korunması hakkı,

Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasının koruması altındadır. Şeref ve

itibarı etkileyen sözel saldırılar veya basın ve yayın yolu ile yapılan

yayınlara karşı bireyin korunmaması hâlinde Anayasa'nın 17. maddesinin birinci

fıkrası ihlal edilmiş olabilir.

26. Devletin, bireylerin maddi ve manevi varlığının korunması

ile ilgili pozitif yükümlülükleri çerçevesinde şeref ve itibarın korunması

hakkı ile diğer tarafın Anayasa’da güvence altına alınmış olan ifade

özgürlüğünden yararlanma hakkı arasında adil bir denge kurması gerekir. Mevcut

olaydaki gibi başvurularda başvurunun sonucu prensip olarak başvurunun

ihtilaflı haber ve sözlerin sahibi tarafından Anayasa’nın 26. maddesine

dayanılarak yapılmış olması ile bu makaleye veya sözlere konu olan kişi

tarafından Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasına dayanılarak yapılmış

olmasına göre değişmez. Aksi hâlde Anayasa’nın anılan maddelerinde korunan

hakların dengelenmesinde, benzer olaylarda çelişkili sonuçlar ortaya çıkabilir.

Yargı mercilerinin bu iki maddede düzenlenen haklar arasında Anayasa’nın 13. maddesinde

ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin Anayasa Mahkemesi içtihadında ortaya

konulan kriterlere uygun bir denge kurmaları gerekir (Bekir Coşkun [GK],B. No: 2014/12151,

4/6/2015, § 47).

27. Bu kapsamda ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması

hakkı arasında Anayasa Mahkemesi içtihadına uygun bir denge kurulmasıyla ilgili

olarak uygulanması gereken kriterler; haber, makale veya fotoğrafların basında

çıkmasının kamu yararına yönelik bir tartışmaya yapacağı katkı, hedef alınan

kişinin ünlülük derecesi ve haber veya makalenin konusu, ilgili kişinin önceki

davranışı, yayımın içeriği, şekli ve sonuçları ilehaber veya makalenin

yayınlanma şartlarının, söz konusu haberde yer alan olayların geçtiği dönemde

ülkede meydana gelen olaylar ışığında değerlendirilmesi gerekliliği olarak

belirlenmiştir (İlhan Cihaner (2),

B. No: 2013/5574, 30/6/2014, §§ 67-73).

28. Haberde hedef alınan kişinin ünlülük derecesi ve haber veya

makalenin konusuyla ilgili olarak siyasetçilerin ve kamu görevlerinin,

özellikle görevleriyle ilgili ya da toplumun genelini ilgilendiren konularda

şeref ve itibarın korunmasını isteme hakkı yönünden diğer bireylere nazaran

daha dar bir korumadan yararlanacakları kabul edilmektedir. Bununla birlikte

kamunun bilgilenme hakkı, kamuda tanınan kişilerin, kamu görevlilerinin ve

özellikle de siyasi kişiliklerin özel hayatlarının çeşitli boyutlarına belli

bazı durumlarda üstün gelebilse de yayımlanan haberler ile onlara eşlik eden

fotoğraf ve yorumların bu kişilerin sadece özel hayatlarıyla ilgili detaylar

hakkında olması ve belli bir kesimin bu konudaki merakını gidermek dışında bir

amaç taşımaması durumunda ifade özgürlüğünün daha dar yorumlanması

gerekmektedir (İlhan Cihaner (2), §§

68-70).

29. Somut davanın kendine has koşullarında mahkemelerin

başvurucuyu eleştiri sınırını aşan bir müdahaleden korumakta yetersiz kalıp

kalmadıkları incelenmelidir. Bu bağlamda somut başvuruda taraflar arasındaki

ihtilaflardan biri de başvuru konusu haberin, maddi vakıaların açıklanması veya

değer yargısı olarak nitelendirilmesi ile ilgilidir. Bu noktada maddi olgular

ile değer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir. Maddi olgular

ispatlanabilse de değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı

dikkate alınmalıdır (İlhan Cihaner(2),

§ 64). Öte yandan yeterli bir olgusal temele sahip olması beklenmekle birlikte

yargılamaya konu bir yazının bütün olarak ele alındığında kamu yararını

ilgilendirmesi, değer yargısı kavramının geniş yorumlanması gerekliliğini

ortaya çıkarabilir. Bir suç isnadının sağlam bir nedene dayandığının ortaya

konmasında aranan kesinlik derecesinin, kamu yararı ile ilgili bir konuda

gazetecilerin değer yargısı içeren ifadeleri bakımından da aranmasını beklemek

basın özgürlüğünün amacı ile bağdaşmaz (Yıldız

Oto Ağca (3), B. No: 2014/1032, 29/6/2016, § 22).

30. Öte yandan gazetecilerden bir beyanın doğruluğunu

kanıtlamakla yükümlü savcı gibi hareket etmelerini beklemek aşırı yüksek bir

ispat külfeti getirir ve böyle bir mükellefiyet sanık veya davalı olarak

yargılandıkları davalarda hakkaniyete uygun düşmeyen sonuçlara ulaşılmasına

neden olabilir (Orhan Pala, B.

No: 2014/2983, 15/2/2017, § 51).

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

31. Bir doktorun hasta yakını tarafından öldürüldüğü güncel bir

olay üzerine yayımlanan başvuru konusu köşe yazısında, geçmişte yaşanmış

münferit şiddet olayları üzerinden yargı sistemi ve dolayısıyla devletin,

adaleti sağlamakta yetersiz kaldığı eleştirisine yer verilmiş ve bu durum genel

olarak ülkede artan şiddet olaylarının sebebi olarak gösterilmiştir. Bu

bağlamda haberin kamuya yönelik bir tartışma başlatma amacı taşımakla kamuyu

ilgilendirdiği konusunda şüphe bulunmamaktadır.

32. Başvuru konusu köşe yazısının asıl amacının, adalet

mekanizmasının yetersizliğinin ülkedeki şiddet olaylarının artmasına yaptığı

etkinin değerlendirilmesi olduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda yazıda açıkça

ismine de yer verilmesine rağmen yazının hedefinin başvurucu değil devlet,

devlet kurumları ve devletin adalete ilişkin politikaları olduğu görülmektedir.

33. Bununla birlikte yazıda aktarılan olayın gerçekleştiği

dönemde başvurucunun bir kamu görevlisi olduğu ve kamu görevlisi sıfatıyla

gerçekleştirdiği bir eylemden bahsedildiğigözönüne alındığında, başvuru konusu

köşe yazısının ifade özgürlüğü yönünden yararlanacağı korumanın geniş olması

gerektiği kabul edilmelidir.

34. Başvuru konusu yazıda "Yurtsever

Devrimci Gençlik Derneği üyesi Sinan Suner, Sovyetler’in Afganistan’ı işgalini

protesto etmek için Ankara’nın Yukarı Ayrancı semtinde afişleme yapıyordu.

Sağlık Bakanı Cengiz Gökçek’in koruması Süleyman Ezendemiroradan geçiyordu,

çekti tabancasını, ateş etti, ODTÜ öğrencisi Sinan’ı öldürdü." şeklinde

aktarılan olayda başvurucu, kendisinin olay yerinde resmi görevli olarak

bulunduğunu ve karşı taraftan ateş açılması üzerine kendisini savunmak amacıyla

karşılık verdiğini ileri sürmüş, söz konusu olay nedeniyle hakkında meşru

müdafaa gerekçesiyle verilen ceza verilmesine yer olmadığına dair kararı da

sunmuştur. Sunulan mahkeme kararına göre yazıda bahsedilen ölüm olayının

başvurucu tarafından gerçekleştirildiğinin sabit olduğu ancak başvurucu

hakkında meşru müdafaa gerekçesiyle ceza verilmesine yer olmadığına

hükmedildiği görülmektedir. Bu bağlamda başvuru konusu yazıda değinilen ölüm

olayının gerçek olduğu ve anılan eylemin başvurucu tarafından meşru müdafaa

kapsamında gerçekleştirilmediği anlamının çıkartılmasına neden olacak bir

anlatıma da yer verilmediği gözetildiğinde, söz konusu olayın aktarılış biçimi

nedeniyle şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiğinden bahsedilemez.

35. Öte yandan yukarıda değinilen ilke gereğince (§ 30) çok uzun

bir süre önce gerçekleşmiş ve davası da gerçekleşmesinin ardından yaklaşık yedi

yıl sonra açılmış bir olayda, yazı sahibi gazetecinin başvurucu hakkında ceza davası

açıldığını bilme ya da takip etme sorumluluğunun bulunduğunu söylemek, hukuk

davalarının söz konusu olduğu durumlarda da gazetecilerin basın özgürlüğüyle

bağdaşmayan bir ispat yükü altında bırakılmalarına sebep olabileceğinden, söz

konusu yazının amacı bağlamında başvurucunun anılan olay nedeniyle

yargılanmadığına dair ifadenin tümüyle olgusal temelden yoksun olduğunun

söylenemeyeceği değerlendirilmiştir. Bu itibarla başvurucunun şikâyet ettiği

diğer ifadeler nedeniyle de şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal

edildiğinden bahsedilemez.

36. Açıklanan nedenlerle derece mahkemelerince tarafların

haklarının değerlendirilmesinde açık bir dengesizlik bulunmadığı sonucuna

varıldığından Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan şeref ve

itibarın korunmasını isteme hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan şeref ve

itibarın korunmasını isteme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Şeref ve itibarın korunmasını isteme hakkının İHLAL

EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

20/12/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi

DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör Yrd.

:

Ceren Sedef

EREN

Başvurucu

:

Süleyman

EZENDEMİR

Vekili

:

Av. Fatma

BERBER

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/20285, 20 Aralık 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. B. No: 12556/03, 15/11/2007, § 35; Axel
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Başvurucunun İddiaları
  12. B. Değerlendirme
  13. B. Şeref ve itibarın korunmasını isteme hakkının İHLAL
  14. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Dursun
  16. Hakyemez
  17. Eren
  18. Ezendemir
  19. Berber
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/20285
Tarih
20 Aralık 2017

İlgili Kararlar

  • Fecir Ergün Turan Başvurusu (B. No: 2014/10590)
  • İbrahim Özden ve Mehmet Özden Başvurusu (B. No: 2014/10764)
  • Ali Abidin Saruhanoğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/15478)
  • Ano İnşaat ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/2267)
  • Recep Kolbasar Başvurusu (B. No: 2014/5042)
  • Alekseı Alekseev Başvurusu (B. No: 2016/13290)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.