İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Süreyya Hacıalibeyoğlu Ergin Başvurusu (B. No: 2013/6835)

1. Başvuru, hayat sigortası sözleşmesinden doğan tazminat

Başvuru No2013/6835Tarih26 Ekim 2017Okuma16 dk · 3.140 kelime

KÜNYE

B Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Süreyya Hacıalibeyoğlu Ergin Başvurusu

Karar tarihi
26 Ekim 2017
Başvuru Numarası
2013/6835
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.140 kelime·16 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, hayat sigortası sözleşmesinden doğan tazminat

davasında esasa yönelik iddiaların mahkeme ve Yargıtay kararlarında

karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının; yargılamanın uzun sürmesi

nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 28/8/2013 tarihinde yapılmıştır. Başvuru formu ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona

sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca 10/12/2013 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 22/4/2016

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için 22/4/2016

tarihinde Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş

bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucunun murisi T.E. ile davalı sigorta şirketi arasında T.E.nin bankadan aldığı konut kredisi nedeniyle 9/5/2007

tarihinde Yenileme Garantili Kredi Hayat Sigorta Poliçesi düzenlenmiştir.

8. Muris T.E.nin 20/2/2009 tarihinde

ölümü ile başvurucu ve diğer mirasçı ölüm tazminatı için sigorta şirketine

başvurmuş, ancak şirket "poliçe

yapılırken sağlık beyan formunda murisin kendisine sorulan sorulara uygun

bildirimde bulunmadığı" gerekçesiyle tazminat talebini

reddetmiştir.

9. Bunun üzerine başvurucu; sigortalının böbrek yetmezliğinin

sekiz aylık geçmişinin bulunduğunu, hemorajinin ise

ölümden üç gün önce meydana geldiğini, sağlık beyan formunda yazılı soruların

aslında murise sorulmadığını, sigorta görevlisi tarafından doldurulduğunu,

sözleşme tarihinde murisin sol bacağının kesik olduğunu, soruların bir

formalite olduğu kabul edilerek sözleşme düzenlendiğini, bu durumda

sigortacının yükümlülükten kurtulamayacağını belirterek Beyoğlu 2. Asliye

Ticaret Mahkemesinde (Mahkeme) tazminat davası açmıştır.

10. Mahkeme 27/9/2010 tarihli ve E.2009/335, K.2010/386 sayılı

kararı ile davayı reddetmiştir. Ret gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"...

Dosya kapsamından anlaşıldığı ve bilirkişi

raporunda da ifade edildiği gibi sigortalı murisin poliçenin tanzimi öncesinde

diyabet ve hipertansiyon hastalıklarının bulunduğu, bu hastalıkların tüm

damarlarda tahribat yaptığı, göz ve böbrekleri etkilediği, kronik böbrek

hastalığı oluştuğu, dolaşım sisteminin bozulduğu, mevcut hastalıklarnedeniyle

18/4/2007 tarihi itibarıyla sol dizin diz üstü seviyesinden kesildiği sabittir.

Dosyada örneği bulunan 9/5/2007 tarihli sağlık

beyan formunda hiçbir sağlık sorununun olmadığını ortaya koyar şekilde tüm hastalıklarınkarşısında "hayır" ibarelerinin

yazılı olduğu, sigortalının da bunu imzaladığı görülmüştür. Bu formda daha

sonra meydana gelen ölümle illiyet bağını oluşturan hipertansiyon, diyabet,

böbrek yetmezliği hastalıklarının da yer aldığı, diğer sorularda olduğu gibi

bunların karşısında da "hayır" ibaresinin yazılı olduğu görülmüştür.

Bu beyanların gerçeğe aykırı olduğu hastane kayıtları ve alınan bilirkişi

raporu ile sabit olmuştur.

TTK. nun

1290. maddesine göre, ''....sigorta ettiren kimse

sigortacının mukavale yapılırken hakiki vaziyetleri

bildiği takdirde mukaveleyi yapmamasını veya daha ağır şartlarda yapmasını

mucip olacak bütün hususları sigortacıya bildirmeye mecburdur. Sigorta ettiren

kimse sorulduğu halde susmuş veya noksan yahut hakikate muhalif beyanlarda

bulunmuş ise hakikata vakıf olmayan sigortacı

mukaveleden cayabilir....."

TTK. nun

1290. maddesinde düzenlenen 'hakikate vakıf olan

sigortacının cayma hakkı' somut olayda rizikonun yani ölümün gerçekleşmesiyle

doğmuştur. O halde sigortacının tazminatı ödemekten kaçınma hakkı mevcuttur. Bu

durum dikkate alınarak davanın reddine karar vermek gerekmiştir."

11. Bu arada Beyoğlu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi Hâkimler ve

Savcılar Yüksek Kurulu kararı ile kapatılmış, dosya İstanbul 47. Asliye Ticaret

Mahkemesine devredilmiştir.

12. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin (Daire)

6/12/2012 tarihli ve E.2010/16300, K.2012/20101 sayılı ilamı ile onanmıştır.

Onama ilamının ilgili kısımları şöyledir:

"...

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve

tüm dosya kapsamına göre, Garanti Bankası Genel Müdürlüğünün 23.02.2010 tarihli

yazı ile açılan davayamuvafakat edildiğini

bildirdiği, sigortalı murisin poliçenin tanzimi öncesinde diyabet ve

hipertansiyon hastalıklarının bulunduğu, bu hastalıkların tüm damarlarda

tahribat yaptığı, göz ve böbrekleri etkilediği, kronik böbrek hastalığı

oluştuğu, dolaşım sisteminin bozulduğu, mevcut hastalıklarnedeniyle

18.04.2007 tarihi itibarıyla sol dizin diz üstü seviyesinden kesildiği,

09.05.2007 tarihli sağlık beyan formunda hiçbir sağlık sorununun olmadığını

ortaya koyar şekilde tüm hastalıklarınkarşısında

"hayır" ibarelerinin yazılı olduğu, sigortalının da bunu imzaladığı,

formda daha sonra meydana gelen ölümle illiyet bağını oluşturan hipertansiyon,

diyabet, böbrek yetmezliği hastalıklarının da yer aldığı, bu hastalıkların da

olmadığına dair "hayır" ibaresinin yazılı olduğu sigortacının cayma

hakkının rizikonun yani ölümün gerçekleşmesiyle doğduğu, sigortacının tazminatı

ödemekten kaçınma hakkının olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar

verilmiştir. Karar, davacılar vekilince temyiz edilmiştir.

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere,

mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp,

değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre,

davacılar vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.

SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı,

davacılar vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun

bulunan hükmün ONANMASINA,

..."

13. Karar düzeltme talebi, Dairenin 11/6/2013 tarihli ve

E.2013/4894, K.2013/12133 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.

14. Ret kararı 30/7/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş,

28/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

B. İlgili Hukuk

15. 26/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret

Kanunu'nun 1263. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Sigorta bir akittir ki bununla sigortacı

bir prim karşılığında diğer bir kimsenin para ile ölçülebilir bir menfaatini

halele uğratan bir tehlikenin (bir rizikonun) meydana gelmesi halinde tazminat

vermeyi yahut bir veya birkaç kimsenin hayat müddetleri sebebiyle veya

hayatlarında meydana gelen belli bir takım hadiseler dolayısiyle bir para ödemeyi veya sair edalarda bulunmayı

üzerine alır."

16. 6762 sayılı mülga Kanun'un 1290. maddesi

şöyledir:

"Sigorta ettiren kimse, sigortacının

mukavele yapılırken hakiki vaziyetleri bildiği takdirde mukaveleyi yapmamasını

veya daha ağır şartlarla yapmasını mücip olacak bütün

hususları sigortacıya bildirmeye mecburdur. Sigorta ettiren kimse sorulduğu

halde susmuş veya noksan yahut hakikata muhalif

beyanlarda bulunmuş ise hakikata vakıf olmıyan sigortacı mukaveleden cayabilir; şu kadar ki; sigortacı hakikatı öğrendiği

tarihten itibaren bir ay içinde cayma hakkını kullanmamış ise bu hak düşer.

Sigorta ettiren kimsenin kötü niyeti anlaşıldığı takdirde sigortacı prime hak

kazanır.

Sigorta mukavelesinin yapılması sırasında

sigorta ettirene doldurması teklif olunan listede yazılı sorular dışında hiçbir

mesuliyet tevaccüh etmez."

17. 6762 sayılı mülga Kanun'un 1321. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

"Bir kimsenin hayatı,

ya o kimse yahut onun bilgi ve muvafakati mevcut olmasa bile üçüncü bir şahıs

tarafından sigorta ettirilebilir; şu kadar ki; üçüncü şahsın o kimsenin

hayatının devamında maddi veya manevi menfaati bulunması sigortanın muteberliği

için şarttır."

18. Türkiye Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Şirketleri

Birliğinin 11/5/2002 tarihinde düzenlediği Hayat Sigortası Genel Şartları'nın C.2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Sigortacı, bu sözleşmeyi,

gerek sigorta ettiren gerekse bilgisinin olduğu hallerde hayatı sigorta

edilenlerin ve temsilci aracılığıyla sigorta yapılıyorsa temsilcinin de

beyanını esas tutarak yapmıştır.

Gerek sigorta ettiren gerekse sigortalı ve

temsilci, sigorta sözleşmesinin yapılması sırasında kendisince bilinen ve

sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını

gerektirecek bütün halleri bildirmekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğün ihlali

halinde, sigortacı durumu öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde sözleşmeden

cayabilir veya sözleşmeyi yürürlükte tutarak sekiz gün içinde prim farkını

talep edebilir. Ancak, sigortacının bildirilmemiş, eksik veya yanlış

bildirilmiş olan hususları bilmesi veya ihbar etmemenin ya da yanlış ihbar

etmenin kusura dayanmaması halinde cayma caiz değildir. Bu durumda rizikonun

kabul edildiğinden daha yüksek olması nedeniyle daha fazla bir prim alınması

gerekiyorsa sigortacı durumu öğrendiği tarihten itibaren sekiz gün içinde prim

farkını talep edebilir.

Sigorta ettiren, talep edilen prim farkını

kabul ettiğini sekiz gün içinde bildirmediği takdirde sözleşmeden cayılmış

olur. Ancak, prim farkının kabul edilmemesi nedeniyle sözleşmeden cayılması

sigortacının gerçeğe aykırı veya eksik beyanı öğrendiği tarihten itibaren bir aylık

süre içinde söz konusudur.

Beyan yükümlülüğünün kasıtlı ihlalinde

sigortacı riziko gerçekleşmiş olsa bile sözleşmeden cayabilir ve prime hak

kazanır.

Kastın söz konusu olmadığı durumlarda riziko;

sigortacı durumu öğrenmeden önce veya sigortacının cayabileceği veya caymanın

hüküm ifade etmesi için geçecek süre içinde gerçekleşirse, sigortacı tazminatı

o tazminata ilişkin olarak tahakkuk ettirilen prim ile tahakkuk ettirilmesi

gereken prim arasındaki orana göre öder.

..."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 26/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

20. Başvurucu, murisinin bankadan konut kredisi aldığını, kredi

nedeniyle davalı sigorta şirketinin hayat sigortası poliçesi düzenlediğini, kişilerin

ölümünün riziko edildiği durumlarda ticari kurumların basiretli bir tacir gibi

davranması gerektiği hâlde davalı şirketin sırf ticari amaçla hareket ederek

poliçe düzenlediğini, murisinin poliçedeki şartları yerine getirmesine rağmen

şirketin haksız yere poliçeden caydığını, murisinin poliçe düzenlenmeden önce

tek bacağının diz üstünden kesildiğini ve tekerlekli sandalyede yaşamını

sürdürdüğünü, bu durumdayken otuz sekiz sağlık sorusu bulunan poliçedeki

soruların sorulmadan bilgisayar çıktısı hâlinde murise poliçenin

imzalatıldığını, sigorta görevlisinin murisin beden engelli olduğunu görmesine

rağmen "Eksik ya da işlevini yapmayan

bir uzvunuz var mı?" sorusuna "Hayır"

yanıtını işaretlediğini, şirketin poliçe düzenlenirken yaptığı ihmal ve kusurun

kendilerine yüklenilmemesi gerektiğini, yargılamada kredi veren bankanın davayı

kabul ettiğine ilişkin beyanlarının olduğunu ancak Mahkemenin bilirkişi raporu

ve davanın esasına yönelik yaptığı itirazlar ile lehine olan belgeleri dikkate

almadan karar verdiğini, kredi ödemesi tamamlanmış bir sözleşmede davalının

cayma hakkını haksız yere kullanması durumunda primlerini ödeyen sigortalı ve

mirasçılarının katlandığı külfetin karşılığının alınamayacağını, bu durumun

hakkaniyete aykırı olduğunu, yargılamanın makul süreyi aştığını belirterek

Anayasa'nın 2. ve 36. maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüş; yargılanmanın yenilenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

21. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının adil yargılanma

hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür. Buna göre başvuru yargılamanın

makul sürede sonuçlanmadığına ilişkin iddia ve gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddia başlıkları altında değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlanmadığına

İlişkin İddia

22. Başvurucu 16/7/2009 tarihinde açılan tazminat davasının

11/6/2013 tarihinde sonuçlandığını, makul sürede yargılama yapılmadığını

belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

23. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamaların makul

sürede sonuçlanmadığı yönündeki iddialar daha önce de bireysel başvuru konusu yapılmıştır.Anayasa Mahkemesince makul sürede yargılanma

hakkının adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olduğu kabul edilerek bir

davadaki yargılama süresinin makul olup olmadığının tespitinde davanın

karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların

yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla

sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususların dikkate alınacağı

belirtilmiş (Güher Ergun ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 34-59) ve bu kapsamda yapılan incelemeler sonucu

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik kararlar verilmiştir

(Gülseren Gürdal ve diğerleri, B.

No: 2013/1115, 5/12/2013; Semira Babayiğit ve diğerleri, B. No: 2013/3283,

19/12/2013; Haydar İzgi, B. No:

2012/673, 19/12/2013).

24. Başvuru konusu olay, asliye ticaret mahkemesinde açılan

tazminat davasına ilişkindir. 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk

Usulü Muhakemeleri Kanunu ile 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu'nda yer alan usul hükümlerine göre yürütülen, medeni hak ve

yükümlülükleri konu alan somut yargılama faaliyetinin makul süre

değerlendirmesi için başlangıcı, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı tarih olup (Güher

Ergun ve diğerleri, § 50)bu tarih somut

başvuru açısından 16/7/2009'dur.

25. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52). Somut başvuru açısından bu

tarih, Yargıtay 11. Hukuk Dairesince karar düzeltme isteminin reddedildiği

11/6/2013'tür.

26. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde

başvurucunun 16/7/2009tarihinde açtığı davada Mahkemenin 27/9/2010 tarihinde

davanın reddine karar verdiği,temyiz

üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince 6/12/2012 tarihinde hükmün onandığı,

başvurucunun karar düzeltme talebinin ise Dairenin 11/6/2013 tarihli ilamı ile

reddedildiği ve hükmün bu tarih itibarıyla kesinleştiği anlaşılmıştır.

Dolayısıyla yargılama 3 yıl 10 ay 25 günde tamamlanmıştır.

27. Somut olayda uygulanması gereken usul hükümleri dikkate

alındığında 3 yıl 10 ay 25 günlük yargılama süresinin somut davada makul süreyi

aşmadığı ve başvuruya konu uyuşmazlığın yargılama makamlarının tutumu nedeniyle

geciktirildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olduğu anlaşılmaktadır.

28. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanma

hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşıldığından başvurunun

bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

29. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

30. Başvurucu; poliçe düzenlenmeden önce murisinin tek bacağının

diz üstünden kesildiğini, tekerlekli sandalyede yaşamını sürdürdüğünü, bu

durumdayken sağlıkla ilgili sorular sorulmadan poliçenin imzalatıldığını,

sigorta görevlisinin beden engelli olduğunu gördüğü hâlde "Eksik ya da işlevini yapmayan bir uzvunuz var

mı?" sorusuna da "Hayır"

yanıtını işaretlediğini, şirketin poliçe düzenlenirken kusurlu olduğunun açık

bir şekilde anlaşıldığını, yargılama sırasında ileri sürülen bu itirazlara

cevap verilmediğini belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

31. Başvurucunun temel iddiasının, yargılama aşamasında ileri

sürülen ve esasa etkili olduğu belirtilen hususların Mahkeme ve Yargıtay

kararında karşılanmadığına ilişkin olması nedeniyle başvuru gerekçeli karar

hakkı yönünden incelenecektir.

32. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

33. Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları

gerekçeli olarak yazılır.”

34. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak mahkeme kararlarının

gerekçeli olması, adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Derece mahkemeleri;

dava konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerin

değerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını,

uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu, sonuca varılmasında kullandığı takdir

yetkisinin sebeplerini makul bir şekilde gerekçelendirmek zorundadır. Bu

gerekçelerin oluşturulmasında açık bir keyfîlik

görüntüsünün olmaması ve makul bir biçimde gerekçe gösterilmesi hâlinde adil

yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemez (İbrahim

Ataş, B. No: 2013/1235, 18/6/2013, § 23).

35. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma

hakkının unsurlarından biri olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklinde

anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın

niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir

yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız

bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun yanı sıra kanun yolu

mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması da bu hakkın

ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu mahkemelerince verilen bu

tür kararların, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin kabul

edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygundur. Bu durumda üst dereceli mahkeme

tarafından önceki mahkeme kararının gerekçesinin benimsendiği kabul edilmelidir

(Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat

Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.,

B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26).

36. Makul gerekçe; davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl

nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere

dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki

bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır. Zira tarafların o dava yönünden

hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp

değerlendirebilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün

hangi nedenle karardaki içerik ve kapsamda verildiğini gösteren, ifadeleri

özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve

buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur (İbrahim Ataş, § 24). Mahkemenin davanın sonucuna etkili

olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi

veya yanıt verilmesini gerektiren usul ve esasa dair iddia veya savunmaların

cevapsız bırakılması, gerekçeli karar hakkı kapsamında adil yargılanma hakkının

ihlaline neden olabilir (Nurten Esen,

B. No: 2013/7970, 10/6/2015, § 42).

37. Delillerin kabul edilebilirliği, öncelikle ulusal hukuk

kurallarına göre millî mahkemelerce değerlendirilir. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM), yargılama sürecini bütün olarak dikkate alır. Bu süreçte

delillerin nasıl sunulduğu da dâhil olmak üzere tüm deliller yönünden

hakkaniyetsiz bir değerlendirme yapılıp yapılmadığını inceler (Schuler-Zgraggen /İsviçre, B. No: 14518/89, 24/6/1993, §

66).

38. 6762 sayılı mülga Kanun ve Hayat Sigortası Genel Şartları'nın ilgili hükümlerinde sigorta ettirenin,

sigortacının mukavele yapılırken hakiki vaziyetleri bildiği takdirde mukaveleyi

yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını mücip

olacak bütün hususları sigortacıya bildirmeye mecbur olduğu "ancak, sigortacının bildirilmemiş, eksik veya yanlış

bildirilmiş olan hususları bilmesi veya ihbar etmemenin ya da yanlış ihbar

etmenin kusura dayanmaması halinde caymanın caiz olmadığı" belirtilmiştir.

39. Somut olayda başvurucunun murisi T.E. ile sigorta şirketi

arasında T.E.nin bankadan aldığı konut kredisi

nedeniyle 9/5/2007 tarihinde, Yenileme Garantili Kredi Hayat Sigorta Poliçesi

düzenlendiği, muris T.E.nin 20/2/2009 tarihinde ölümü

ile başvurucu ve diğer mirasçının ölüm tazminatı için sigorta şirketine

başvurduğu, ancak şirketin "poliçe

yapılırken sağlık beyan formunda murisin kendisine sorulan sorulara uygun

bildirimde bulunmadığı" gerekçesiyle tazminat talebini

reddetmesi üzerine mirasçıların Beyoğlu 2. Asliye Ticaret Mahkemesinde tazminat

davası açtıkları anlaşılmıştır.

40. Mahkemenin, başvurucunun murisinin poliçenin tanzimi

öncesinde diyabet ve hipertansiyon hastalıklarının bulunduğunu, bu

hastalıkların damarlarda tahribat yaptığını, göz ve böbrekleri etkilediğini,

kronik böbrek hastalığı oluşturduğunu, dolaşım sistemini bozduğunu, mevcut

hastalıklar nedeniyle 18/4/2007 tarihi itibarıyla başvurucunun sol bacağının

diz üstü seviyesinden kesildiğini, 9/5/2007 tarihli sağlık beyan formunda

hiçbir sağlık sorununun olmadığını ortaya koyar şekilde tüm hastalıklarınkarşısında

"Hayır" ibarelerinin

yazılı olduğunu, sigortalının da bunu imzaladığını, bu formda daha sonra

meydana gelen ölümle illiyet bağını oluşturan hipertansiyon, diyabet, böbrek

yetmezliği hastalıklarının da yer aldığını, diğer sorularda olduğu gibi

bunların karşısında da "Hayır"

ibaresinin yazılı olduğunu, bu beyanların gerçeğe aykırı olduğunun hastane

kayıtları ve alınan bilirkişi raporu ile sabit olduğunu, 6762 sayılı mülga

Kanun'un 1290. maddesinde düzenlenen hakikate vakıf

olan sigortacının cayma hakkının somut olayda rizikonun yani ölümün

gerçekleşmesiyle doğduğunu, sigortacının tazminatı ödemekten kaçınma hakkının

mevcut olduğunu belirterek davanın reddine karar verdiği anlaşılmıştır.

41. Yargılama sürecinde alınan sağlık raporlarına göre

başvurucunun murisinin sözleşme öncesinde hastalığı nedeniyle ayağının

kesildiği, tekerlekli sandalye ile sözleşmeyi imzaladığı, murisinin bu durumunu

gördüğü halde sigorta yetkilisinin sırf sözleşme yapmak amacıyla "Eksik ya da işlevini yapmayan bir uzvunuz var

mı?" sorusuna "Hayır"

yanıtını işaretlediği, matbu olarak düzenlenmiş poliçeyi bu şekilde murisine

imzalatan sigortacının, dürüstlük kuralına dayanan sözleşme öncesi aydınlatma

ve bilgilendirme yükümlülüğünü ihlal ettiği, kendisinden beklenen özeni

göstermediği, bu açıdan sigortacının cayma hakkına esas tutulan ve gizlendiği

iddia edilen hususları bilmesi gerektiğinin açık olduğu, sözleşmeden caymasının

mümkün olmadığına ilişkin ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren ve

uyuşmazlığın çözümü için esaslı olan itirazların Mahkeme kararı ve bu karara

atıf yapılmak suretiyle verilen Yargıtay kararlarında değerlendirilmediği,

ileri sürülen iddia ve itirazların dosyadaki diğer delil ve olgularla birlikte

tartışılarak karar verildiğinin Mahkeme ve temyiz mercii tarafından makul ve

kabul edilebilir ölçüde ortaya konulmadığı görülmüştür.

42. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

43. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir...

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir."

44. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılamaya karar

verilmesini talep etmiştir.

45. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

46. Gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılamasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 47. Asliye Ticaret

Mahkemesine (eski Beyoğlu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi) gönderilmesine karar

verilmesi gerekir.

47. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

SONUÇ / HÜKÜM

A. 1. Yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığına ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli

karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

İstanbul 47. Asliye Ticaret Mahkemesine (eski Beyoğlu 2. Asliye Ticaret

Mahkemesi) GÖNDERİLMESİNE,

D. 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

26/10/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Yakup MACİT Başvurucu : Süreyya HACIALİBEYOĞLU ERGİN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/6835, 26 Ekim 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. Sonuç
  8. B. İlgili Hukuk
  9. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. V. Hüküm
  13. B. Anayasa’nın36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli
  14. C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin
  15. D. 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA
  16. E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. M. Emin KUZ
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/6835
Tarih
26 Ekim 2017

İlgili Kararlar

  • Enver Ok Başvurusu (B. No: 2014/8681)
  • Ramazan Açıkgöz Başvurusu (B. No: 2014/8400)
  • Cem Burak Karataş Başvurusu (B. No: 2014/19152)
  • İ. K. Başvurusu (B. No: 2014/5427)
  • Osman Uslu Başvurusu (B. No: 2014/9414)
  • Ercan Şengül ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/15268)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.