İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Turan Günana Başvurusu (B. No: 2013/8554)

1. Başvuru, başvurucu tarafından gönderilmek istenen bir

Başvuru No2013/8554Tarih4 Kasım 2015Okuma23 dk · 4.548 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Turan Günana Başvurusu (3)

Karar tarihi
4 Kasım 2015
Başvuru Numarası
2013/8554
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.548 kelime·23 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, başvurucu tarafından gönderilmek istenen bir

mektubun ceza infaz kurumunca gönderilmeyerek alıkonulmasına karar verilmesi

nedeniyle haberleşme ve ifade özgürlüğünün ihlâl edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 1/11/2013 tarihinde Kocaeli Cumhuriyet

Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve başvurunun

Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını

karşılama imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım isteminde bulunmuştur

4. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 16/6/2015 tarihinde,

adli yardım talebinin kabulüne, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından 26/6/2015 tarihinde başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru

belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

gönderilmesine karar verilmiştir.

6. Başvuru konusu olay ve olgular 26/6/2015 tarihinde

Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık, tanınan süre sonunda görüşünü 28/7/2015

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

7. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

başvurucu vekiline 4/8/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 5/8/2015

tarihinde bu görüşe karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru dilekçesi ve ekleri ile başvuruya konu dosya

içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 5/9/2005 tarihli ve

2005/1609 Soruşturma sayılı tutuklama kararıyla tutuklanan başvurucunun,

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin Değişik İş E. 2015/350, Değişik İş

K.2015/350 sayılı kararı ile “ruhsatsız

ateşli silahlarla mermileri satın alma veya taşıma veya bulundurma, resmi

belgede sahtecilik, devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma suçunun

beraberinde bir başka suç işleme, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma

veya el değiştirme, yangın, su baskını, tahrip, batırma, bombalama ya da

nükleer, biyolojik, kimyasal silah kullanarak öldürme” suçunu

işlediği kanaatiyle 39 yıl 36 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına

karar verilmiştir.

10. Başvurucu Kocaeli (F) Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz

Kurumunda bulunduğu sırada A.Ö.ye göndermek üzere mektup yazmıştır. İlgili

mektup şöyledir:

“Değerli Önderim merhaba,

Başlarken selam, sevgi ve saygılarımı sunuyor,

özlem ve sevgiyle sımsıkıca kucaklayıp öpüyorum. Her şeye rağmen iyi, dirençli

olduğunu biliyor ve inanıyorum.

Yine bir baharı, yaşamın filizlendiği mevsimi,

bu mevsimin en güzel ayı olan nisanı, nisan ayının bizim için en anlamlı olan

gününü 4 Nisan’ı sensiz karşılıyoruz. Biliyorum her ne kadar fiziken sensiz karşılasak da bugünü, sen her zaman

yüreğimizin en nadide yerindesin. Düşüncelerinle, hayata, insana bakışınla,

ruhunla, özgürlüğe olan tutkunla, inancınla, tüm ruhunla bizlerlesin. Sen ‘bizleşmişsin’, bizler de olanca gücümüzle ‘senleşmeye’ çabalıyoruz. Binlerce yıldır aramıza dikilen

‘kara çalıları’ tek tek söküp, yerlerine inatla yeşeren meşeleri ekiyoruz. Meşe

nasıl ki, her budandığında inatla yeşermeyi başarıyorsa bizler de senin

özgürlük bahçende yeşeriyoruz…

Evet bu 4 Nisan’da 64. Doğum yılını

kutluyoruz. Senden öğrendik ki, aslolan geride bırakılan

yıllar değil, bu yıllara katılan anlamdır. Senin daha altısından başlatıp

atmışlara kadar getirdiğin özgür yaşam serüvenine baktığımızda nasıl da yıllara

anlam kattığını görüyoruz. Sadece yıllara değil, bizlere nasıl hayat verdiğini,

bizleri nasıl anlamsızlık dehlizlerinden çekip kurtardığını… Bu nedenledir ki

senin doğum gününü kendi doğuş günümüz olarak sahiplenmemiz.

Bu yıl daha bir güçlü sahipleniyoruz. Zira

baharın başlangıcı olan Nevruz’da yani yeni günde, bir kez daha bize, dost

düşman herkese yeni bir başlangıç, yeni bir doğuşun kapısını araladın. Ne mutlu

bize, ne mutlu Anadolu ve Mezopotamya halklarına ki,

senin gibi gerçek özgürlük tutkunu bir öndere sahibiz.

Sevgili Önderim, doğum günün-günümüz kutlu

olsun! Bir daha ki doğum gününü Amed’ de halkımızla

kutlamanı diliyor, umuyorum. Her daim senin, ezilen halklar-insanlık için

geliştirdiğin Demokratik Modernite paradigmanın birer

inşacısı, takipçisi olacağımıza dair inanç ve kararlılığımızın tam olduğunu

bilmeni istiyor, tekrardan doğum gününü kutluyor, sımsıkıca kucaklayıp

öpüyoruz. Selam, sevgi ve saygılarımla”

11. Başvuruya konu mektubun, Ceza İnfaz

Kurumu Disiplin Kurulunun 17/4/2013 tarihli ve 2013/154 sayılı kararı ile “… örgütsel

ilişki kurduğu ve terör örgütü liderine övgüde bulunduğu…”gerekçesine istinaden gönderilmeyerek

alıkonulmasına karar verilmiştir.

12. Başvurucu, Disiplin Kurulunun anılan kararına karşı

Kocaeli İnfaz Hâkimliği nezdinde şikâyet yoluna başvurmuş, Kocaeli İnfaz

Hâkimliği 24/5/2013 tarihli ve E.2013/1933, K.2013/2220 sayılı kararı ile İnfaz

Kurumu Disiplin Kurulunun gerekçesine atıf yaparak başvurucunun şikâyetini

reddetmiştir.

13. Başvurucunun anılan ret kararına karşı yaptığı itiraz,

Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesinin 10/6/2013 tarihli ve 2013/794 Değişik İş sayılı

kararı ile reddedilmiştir.

14. Anılan karar 2/10/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiş, başvurucu 1/11/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

15. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 68. maddesi şöyledir:

“(1)Hükümlü, bu

maddede belirlenen kısıtlamalar dışında, kendisine gönderilen mektup, faks ve

telgrafları alma ve ücretleri kendisince karşılanmak koşuluyla, gönderme

hakkına sahiptir.

(2) Hükümlü tarafından gönderilen ve kendisine

gelen mektup, faks ve telgraflar; mektup okuma komisyonu bulunan kurumlarda bu

komisyon, olmayanlarda kurumun en üst amirince denetlenir.

(3) Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye

düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya

diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya

kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti

içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü tarafından

yazılmış ise gönderilmez.

(4) Hükümlü tarafından resmî makamlara veya

savunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbi

değildir.”

16. 5275 sayılı Kanun’un 121. maddesine dayanılarak

çıkarılan, 6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan, 20/3/2006 tarihli ve 2006/10218 sayılı Ceza İnfaz Kurumlarının

Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün

(İnfaz Tüzüğü/Tüzük) 91. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye

düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya

diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı olarak haberleşmelerine neden

olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit

ve hakareti içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü

tarafından yazılmış ise gönderilmez.”

17. Tüzük’ün 122. maddesi şöyledir:

“(1) 91 inci maddeye göre mektup alma ve

gönderme hakkı kapsamında hükümlüler tarafından yazılan mektup, faks ve

telgraflar, zarfı kapatılmaksızın bu işle görevlendirilen ikinci müdür

başkanlığında, idare memuru ve yüksek okul mezunu iki infaz ve koruma memuru

tarafından oluşturulan mektup okuma komisyonuna iletilmek üzere güvenlik ve gözetim

servisi personeline verilir. Yapılan incelemeden sonra gönderilmesinde sakınca

görülmeyen mektuplar üzerine "görüldü" kaşesi vurulur, zarf içerisine

konularak kapatılır ve postaneye teslim edilir.

(2) Resmî makamlara veya savunması için

avukatına gönderilenler hakkında 91 inci maddenin dördüncü fıkrası hükmü

uygulanır.

(3) Hükümlülere gönderilen ve açılıp

incelendikten sonra verilmesinde sakınca olmadığı anlaşılan mektup, faks ve

telgraflar zarfları ile birlikte verilir.”

18. Tüzük’ün 123. maddesi şöyledir:

“(1) Mektup okuma komisyonunca, mahalline

gönderilmesi veya hükümlüye verilmesi sakıncalı görülen mektuplar, en geç yirmidört saat içinde disiplin kuruluna verilir. Mektubun

disiplin kurulu tarafından kısmen veya tamamen sakıncalı görülmesi hâlinde,

mektup aslı çizilmeden veya yok edilmeden şikâyet ve itiraz süresinin sonuna

kadar muhafaza edilir. Mektubun kısmen sakıncalı görülmesi hâlinde, aslı

idarede tutularak fotokopisinde sakıncalı görülen kısımlar okunmayacak şekilde

çizilerek disiplin kurulu kararı ile birlikte ilgilisine tebliğ edilir.

Mektubun tamamının sakıncalı görülmesi hâlinde, sadece disiplin kurulu kararı

tebliğ edilir. Tebliğ tarihinden itibaren infaz hâkimliğine başvuru için

gereken süre beklenir. Bu süre içinde infaz hâkimliğine başvurulmamış ise,

disiplin kurulu kararı yerine getirilir. İnfaz hâkimliğine başvurulmuş ise,

infaz hâkimliği kararının tebliğinden itibaren itiraz süresi beklenir. İnfaz

hâkimliği kararına itiraz edilmemiş ise bu karara göre, itiraz edilmiş ise

mahkemenin kararına göre işlem yapılır.

(2) Hükümlüye yapılacak tebligatta, tebliğ

tarihinden itibaren onbeş gün içinde infaz

hâkimliğine şikâyet hakkının kullanılmaması veya infaz hâkimliği kararına karşı

tebliğ tarihinden itibaren bir hafta içinde ağır ceza mahkemesine itiraz

edilmemesi hâlinde, disiplin kurulu kararının kesinleşerek mektubun sakıncalı

görülen kısımlarının okunmayacak şekilde çizilerek verileceği veya tamamı

sakıncalı görülen mektubun verilmeyeceği bildirilir.

(3) Kısmen veya tamamen sakıncalı görülen

mektuplar, iç hukuk veya uluslararası hukuk yollarına başvuru yapılması

durumunda kullanılmak üzere idarece saklanır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

20. Mahkemenin 4/11/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 1/11/2013 tarihli ve 2013/8554 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

21. Başvurucu,

A.Ö.ye hitaben yazmış olduğu mektubun Cezaevi idaresince soyut iddialara

dayanılarak gönderilmediğini, yine idarenin kararına karşı yaptığı şikâyet ve

itiraz yollarında da somut olgu olmaksızın taleplerinin reddedildiğini,

mektubun bir doğum günü kutlama mektubu olduğunu ve yasa dışı hiçbir ibare

içermediğini belirterek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS/Sözleşme) 8.

ve 10. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve 3.000 TL manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

22. Başvuru

formu ve eklerinin incelenmesi neticesinde başvurucunun haberleşme ve ifade

hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmış ise de bu iddiaların

özü, göndermek istediği mektuba Cezaevi idaresince el konulması nedeniyle

haberleşme hürriyetinin kısıtlanmasıyla ilgilidir. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve

olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu sebeple

başvurucunun bütün iddiaları haberleşme hürriyeti kapsamında

değerlendirilmiştir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de

haberleşme alanında ifade özgürlüğünün Sözleşme’nin 8. maddesi ile güvence

altına alındığını hatırlatmaktadır (Silver

ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 5947/72…, 25/3/1983, § 107; Fazıl Ahmet Tamer/Türkiye, B. No: 6289/02,

5/12/2006, § 33; Ahmet Temiz, B.

No: 2013/1822, 20/5/2015, § 23).

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

23. Başvurucunun,

A.Ö.ye hitaben kaleme aldığı mektubun gönderilmeyerek alıkonulmasına karar

verilmesi işlemi nedeniyle anayasal haklarının ihlal edildiğine ilişkin

şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka bir kabul

edilemezlik nedeni de bulunmadığından başvurunun kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Başvurucu ve Bakanlık Görüşleri

24. Başvurucu,

yazmış olduğu mektubun Cezaevi idaresince soyut iddialara dayanılarak

gönderilmediğini, yine idarenin kararına karşı yaptığı şikâyet ve itiraz

yollarında da somut olgu olmaksızın taleplerinin reddedildiğini, mektubun bir

doğum günü kutlama mektubu olduğunu ve yasa dışı hiçbir ibare içermediğini

belirterek haberleşme özgürlüğü hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

25. Bakanlık

görüşünde, AİHM içtihatları hatırlatılarak başvurucunun iddialarının bu

kararlar doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiği bildirilmiş, ayrıca mektubun

ilgili satırlarının karalanarak muhatabına gönderildiği belirtilmiştir.

26. Başvurucu,

Bakanlık görüşüne karşı cevabında başvuru dilekçesinde ileri sürdüğü hususları

tekrar etmiş, Bakanlığın belirttiği gibi ilgili satırların karalanarak mektubun

muhatabına gönderilmediğini, aksine mektubun tamamının alıkonulduğunu ifade

etmiştir.

b. Genel İlkeler

27. Anayasa’nın

22. maddesi şöyledir:

“Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir.

Haberleşmenin gizliliği esastır.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak

usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin

yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz.

Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli

hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz

saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.

İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve

kuruluşları kanunda belirtilir.”

28. Sözleşme’nin

“Özel ve aile hayatına saygı hakkı”

kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve

haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.

2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik,

kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi,

genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda

gerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale

yapılamaz.”

29. AİHM,

haberleşme özgürlüğüne ilişkin şikâyetleri Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde

incelemektedir. Bununla birlikte Sözleşme’nin 8. maddesine karşılık Anayasa’da

tek bir madde bulunmamaktadır. Başvurucunun iddialarına esas olan haberleşme

özgürlüğü Anayasa’nın 22. maddesinde düzenlenmiştir.

30. Anayasa’nın

22. maddesinde herkesin haberleşme özgürlüğüne sahip olduğu ve haberleşmenin

gizliliğinin esas olduğu hüküm altına alınmıştır. Sözleşme’nin 8. maddesinde de

herkesin haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu

düzenlemesine yer verilmiştir. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı,

haberleşme özgürlüğünün yanı sıra içeriği ve biçimi ne olursa olsun

haberleşmenin gizliliğini de güvence altına almaktadır. Haberleşme kapsamında

bireylerin karşılıklı ve toplu olarak sözlü, yazılı ve görsel iletişimlerine

konu olan ifadelerinin gizliliğinin sağlanması gerekir. Posta, elektronik

posta, telefon, faks ve internet aracılığıyla yapılan haberleşme

faaliyetlerinin haberleşme özgürlüğü ve haberleşmenin gizliliği kapsamında

değerlendirilmesi gerekir (Mehmet Koray Eryaşa, B. No: 2013/6693, 16/4/2015, § 49).

31. Kamu

makamlarının, bireyin haberleşme özgürlüğüne ve haberleşmesinin gizliliğine

keyfî şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi; Anayasa ve Sözleşme ile sağlanan

güvenceler kapsamındadır. Haberleşmenin içeriğinin denetlenmesi, haberleşmenin

gizliliğine ve dolayısıyla haberleşme özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahale

oluşturur. Bununla birlikte haberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp

meşru birtakım sınırlamalara tabidir. Bu kapsamdaki özel sınırlama ölçütleri,

Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında ve Sözleşme’nin 8. maddesinin (2)

numaralı fıkrasında sayılmıştır (Mehmet

Koray Eryaşa, § 50).

32. AİHM

kararlarına göre haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahale öncelikle kanunla öngörülmelidir.

Müdahalenin yasal dayanağını oluşturan mevzuatın “ulaşılabilir”, yeterince açık

ve belirli bir eylemin gerektirdiği sonuçlar açısından “öngörülebilir” olması

gerekir. İkinci olarak söz konusu sınırlandırma “meşru bir amaca” dayalı

olmalıdır. Bunun yanı sıra müdahale demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü

olmalıdır. (Silver ve diğerleri/Birleşik

Krallık, §§ 85-90; Klass ve

diğerleri/Almanya, B. No: 5029/71, 6/10/1978, §§ 42-55; Campbell/Birleşik Krallık, B. No: 13590/88,

25/3/1992, § 34).

33. Dolayısıyla

haberleşme özgürlüğüne yapıldığı iddia edilen müdahalelerin incelemesinde

kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin var olup olmadığı her somut

olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.

c. İlkelerin Olaya Uygulanması

i. Müdahalenin Varlığı

34. Somut

olayda İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu kararıyla başvurucu tarafından kaleme

alınan mektubun örgütsel ilişki kurmak için yazıldığı ve terör örgütü liderine

övgüde bulunulduğu gerekçesiyle alıkonulmasına karar verilmiştir. Dolayısıyla

anılan işlem ile kamu makamları tarafından başvurucunun haberleşme özgürlüğüne

bir müdahalede bulunulmuştur.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

35. Yukarıda

anılan müdahale, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen haklı

sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanmadığı, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 22. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Bu nedenle sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş olma,

kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum

düzeninin ve laik Cumhuriyet’in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama

koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir (Ahmet Temiz, § 36).

Kanunilik

36. Haberleşme

özgürlüğüne getirilen sınırlamaların öncelikle kanunla öngörülmüş olması

gerekmektedir. AİHM içtihatlarında ifade edilen kanunla öngörülme kriteri,

kendi içerisinde üç temel prensibi içermektedir. İlk olarak müdahale teşkil

eden eylem, mevzuatta yer alan bir düzenlemeye dayanmalıdır. İkinci olarak

müdahalenin dayanağını teşkil eden düzenleme, ilgili kişi açısından yeterli

derecede ulaşılabilir olmalıdır. Son olarak söz konusu düzenleme, hitap ettiği

kişiler bakımından davranışlarını ona göre yönlendirme ve belli koşullar

çerçevesinde eylemleri neticesinde meydana gelebilecek sonuçları öngörebilmeye

olanak sağlayacak açıklıkta olmalıdır (Silver

ve diğerleri/Birleşik Krallık, §§ 86-88).

37. Kanunilik

ilkesinin yerine getirilmesinin, haberleşme hürriyetinin kısıtlanabileceğine

dair genel bir yasal düzenleme yapılması ile mümkün olduğu söylenemez. Buna

göre “kanunun kalitesi” olarak tanımlanabilecek temel esaslar belirlenerek

kanuni düzenlemede bulunması gereken ve takdir yetkisini kullanacak mercilerin

sınırlarının da netliğe kavuşturulması gereklidir. Bu bağlamda Anayasa

Mahkemesi Genel Kurulunun kararında belirttiği üzere kanun ile temel esasların,

ilkelerin ve çerçevenin ortaya konulmuş olması gerekir (AYM, E.1984/14,

K.1985/7, 13/6/1985). Bu noktada -özellikle idari makamlara haberleşme

özgürlüğüne müdahalede takdir yetkisi tanıdığı durumlarda- ilgili kanunun bu

yetkinin çerçevesini belirli bir açıklıkta belirlemesi gerekmektedir (Mehmet Nuri Özen ve diğerleri/Türkiye, B.

No: 15672/08..., 11/1/2011, § 56; Tan/Türkiye,

B. No: 9460/03, 3/7/2007, § 21).

38. Cezaevi

idaresinin hükümlü ve tutukluların haberleşmesine müdahalesinin Anayasa’nın 22.

maddesinin hangi fıkrası kapsamında olduğunun belirlenmesi, müdahalenin

kanuniliği açısından önemlidir. Zira ikinci fıkra kapsamında olduğunun kabulü

hâlinde hâkim kararı veya onayı olmaksızın yapılan bir müdahale, kanunilik

ilkesini karşılamayacaktır. Öte yandan üçüncü fıkranın gündeme gelmesi durumunda

kanun koyucunun cezaevini istisna kamu kurumu olarak kabul edip etmediği

değerlendirilecektir (Ahmet Temiz,

§ 39).

39. 5275

sayılı Kanun’un “Hapis cezalarının infazında

gözetilecek ilkeler” başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(b) bendi şöyledir:

“Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin düzenli

bir yaşam sürdürmeleri sağlanır. Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı

hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî ve

manevî koşullar altında çektirilir. Hükümlülerin, Anayasada yer alan diğer

hakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu Kanunda öngörülen

kurallar uyarınca kısıtlanabilir.”

40. Buna

göre 5275 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde

yer alan “…Hükümlülerin, Anayasada yer alan

diğer hakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu Kanunda öngörülen

kurallar uyarınca kısıtlanabilir.” ibaresi uyarınca cezaevlerinin

haberleşme hürriyetinin kısıtlanabileceği istisnai kamu kurumu olarak kabul

edildiği değerlendirilmiştir (Mehmet Koray Eryaşa, § 76).

41. Somut

olayda hükümlülerin cezaevinden yaptıkları yazışmaların denetimi ve

sınırlandırılmasının dayanağını, 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile İnfaz

Tüzüğü’nün 91., 122. ve 123. maddeleri oluşturmaktadır.

42. 5275

sayılı Kanun’un 68. maddesinde ve anılan İnfaz Tüzüğü’nün 91. maddesinde

hükümlülerin mektup, faks ve telgraf gönderme, kendilerine gönderilenleri alma

hakkına sahip oldukları, resmî makamlara veya savunmaları için avukatlarına

gönderdikleri mektup, faks ve telgrafların denetime tabi olmadığı, “Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye düşüren,

görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya diğer suç

örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya kuruluşları

paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti içeren mektup,

faks ve telgrafların” hükümlüye verilmeyeceği, hükümlü tarafından

yazılmış ise gönderilmeyeceği düzenlenmiştir.

43. Gerek

5275 sayılı Kanun gerekse anılan Tüzük, Resmî Gazete’de

yayımlanmış olup bu mevzuatın erişilebilir olduğuna kuşku yoktur. Anılan

mevzuatta cezaevi disipliniyle ilgili hükümler, hükümlülerin mektup, faks ve

telgrafları gönderme ve alma hakkı, buna getirilen kısıtlamalar ve izlenecek

usuller yeterince açık ve anlaşılabilir şekilde düzenlenmiştir. Hükümlü

mektubunun denetimi ve mektubun kısmen veya tamamen sakıncalı görülmesi hâlinde

başvurulacak tedbirler ile bu yöndeki işlemlere karşı hükümlünün

başvurabileceği dava yollarının düzenlendiği, bu hâliyle ilgili düzenlemenin

yeterince açık, anlaşılabilir ve öngörülebilir olduğu sonucuna varılmıştır (Ahmet Temiz, § 44).

44. AİHM’in Gülmez/Türkiye

(B. No: 16330/02, 20/5/2008, § 51) kararında da 5275 sayılı Kanun’un; Avrupa

İşkenceyi ve İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaları Önleme

Komitesi tarafından incelendiği, herhangi bir eleştiriye maruz kalmadığı,

hükümlerinin yapılan herhangi bir haksız müdahaleye karşı yerinde koruma

sağlayabilecek derecede açık ve ayrıntılı olduğu tespiti yapılmıştır.

45. Buna

göre müdahalenin dayanağı olan kanun hükmü, hak ve özgürlüğe yönelen

müdahalelerin sınırlarını yeterli bir açıklıkta ortaya koyan, erişilebilir ve

öngörülebilir bir düzenlemedir. Yapılan değerlendirmeler neticesinde 5275 sayılı

Kanun’un 68. maddesinin “kanunilik” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

Meşru Amaç

46. Haberleşme

özgürlüğüne yapılan müdahalenin meşru kabul edilebilmesi için bu müdahalenin;

Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında sayılmış olan millî güvenlik, kamu

düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması

veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya

birkaçına dayanması gerekmektedir.

47. Sözleşme’nin

8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında da haberleşme özgürlüğüne yönelik bir

müdahalenin hukuka uygun ve demokratik toplumda gerekli olması ile ulusal

güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin

önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla yapılmış olması şartı aranmakta olup bu

şartlar altında yapılmayan müdahaleler yasaklanmıştır.

48. Anayasa’nın

22. maddesinde düzenlenen haberleşmenin gizliliğine yönelik müdahalenin ikinci

fıkrada belirtilen amaçlar çerçevesinde olabileceği düzenlenmiştir. Ayrıca

müdahalenin ikinci fıkrada belirtilen amaçlara dayalı olarak ve hâkim kararıyla

yapılması gerekmektedir. Bununla birlikte üçüncü fıkrada bazı kamu kurum ve

kuruluşlarının kanun ile istisna tutulabileceği de belirtilmiştir. Üçüncü

fıkrada belirtilen istisna, hâkim kararı alınması şartına yönelik olarak

anlaşılmalı; 22. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen sınırlama sebeplerinin

genişletilebileceği şeklinde yorumlanmamalıdır. Temel hak ve özgürlüklerin yalnızca

Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak

sınırlanabileceğini öngören Anayasa’nın 13. maddesindeki düzenleme ve

özgürlüklere getirilen sınırlamaların dar yorumlanması gereği karşısında

Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen haberleşme hürriyetine

getirilebilecek sınırlama sebeplerinin, anılan maddenin üçüncü fıkrasına

dayanılarak kanunla genişletilmesi mümkün değildir (Ahmet Temiz, § 49).

49. Yukarıda

da belirtildiği gibi cezaevlerinin Anayasa’nın 22. maddesinin üçüncü fıkrası

kapsamında kalan istisnai kamu kurumu olduğu kabul edilmekle birlikte bu

istisna, anılan kurumlar tarafından hâkim kararı alınması şartı aranmaksızın

haberleşme hürriyetine müdahale niteliğinde işlem tesis edilebileceği anlamına

gelmektedir. Ayrıca bu kurumların haberleşme hürriyetine müdahale anlamındaki

işlemlerinin meşru olabilmesi için mutlaka Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci

fıkrasında sayılan sınırlandırma sebeplerine dayalı olması gerekmektedir (Ahmet Temiz, § 50).

50. 5275

sayılı Kanun’un 68. maddesinin (3) numaralı fıkrasında “Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye düşüren,

görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya diğer suç

örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya kuruluşları

paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti içeren mektup,

faks ve telgrafların” hükümlüye verilmeyeceği, hükümlü tarafından

yazılmış ise gönderilmeyeceği düzenlenmiştir. Burada belirtilen sebeplerin,

Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında sayılmış olan kamu düzeni ve suç

işlenmesinin önlenmesi genel amacı çerçevesinde cezaevinde güvenliğin ve

disiplinin sağlanmasını hedeflediği söylenebilir.

51. Somut

olayda mektubun alıkonulması işlemi, Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulunun

17/4/2013 tarihli kararında, mektup aracılığıyla örgütsel ilişki kurulduğu ve

mektupta terör örgütü liderine övgüde bulunulduğu gerekçesine dayandırılmıştır.

52. Bu

kapsamda başvurucunun mektubunun İnfaz Kurumunca denetlenmesi suretiyle

haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin, kamu düzeni ve suç işlenmesinin

önlenmesi amaçlarını taşıdığı ve bunun da Anayasa'nın haberleşme özgürlüğüne

ilişkin 22. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında meşru bir amaç olduğu sonucuna

varılmıştır.

Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma ve Ölçülülük

53. Başvurucu,

A.Ö.ye hitaben yazmış olduğu mektubun bir doğum günü kutlama mektubu olduğunu

ve yasa dışı hiçbir ibare içermediğini belirterek İnfaz Kurumunca alınan karar

nedeniyle AİHS'in 8. ve 10. maddelerinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

54. Bakanlık

görüşünde, AİHM içtihatları hatırlatılmış, mektubun ilgili satırların

karalanarak muhatabına gönderildiği açıklanarak yapılan uygulamanın amaçlanan

hedefler açısından orantısız olup olmadığı ve bu bağlamda demokratik bir

toplumda gerekli ve ölçülü olup olmadığının anılan içtihatlar uyarınca

değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

55. AİHM

içtihatlarında ifade edilen demokratik toplumda zorunluluk kavramı, müdahale

teşkil eden eylemin acil bir toplumsal ihtiyaçtan kaynaklanması ve takip edilen

meşru amaç bakımından orantılı olması unsurlarını içermektedir (Silver ve diğerleri /Birleşik Krallık, §

97).

56. AİHM,

haberleşme hürriyetine yapılan müdahalelerin demokratik toplumda zorunluluk teşkil

etmesine ilişkin kriteri incelediği kararlarında, öncelikle ceza infaz

kurumlarında bulunan kimselerin yazışmalarının belirli ölçüde kontrolünün başlı

başına Sözleşme’nin ihlaline sebebiyet vermeyeceğini, keza ceza infaz kurumunun

olağan ve makul gereksinimleri dikkate alınarak bir değerlendirmede bulunmanın

gerekli olduğunu belirtmiştir (Mehmet Nuri

Özen ve diğerleri/Türkiye, § 51; Silver

ve diğerleri/Birleşik Krallık, § 98).

57. AİHM,

her somut olayda kamu makamlarının bu değerlendirmeyi yaparken mektup gönderme

ve almanın ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin ve tutukluların dış

dünya ile bağlantısında en önemli araçlardan olduğunu göz önünde bulundurması

gereğini belirtmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, § 45).

58. Haberleşme

özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp meşru birtakım sınırlamalara tabidir. Bu

özgürlüğe ilişkin olarak Anayasa'nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan

sınırlandırmaların Anayasa'nın 13. maddesinin güvencesinde olan demokratik

toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı

konusunda bir değerlendirme yapılması gerekmektedir (Yasemin Çongar ve diğerleri, B. No: 2013/7054, 6/1/2015, §§

57, 58).

59. Anayasa’da

belirtilen demokrasi, çağdaş ve özgürlükçü bir anlayışla yorumlanmalıdır.

"Demokratik toplum düzenin gerekleri" ölçütü, Anayasa'nın 13. maddesi

ile AİHS'in 8., 9., 10. ve 11. maddelerindeki

paralelliği açıkça yansıtmaktadır. Bu itibarla demokratik toplum ölçütü,

çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik temelinde yorumlanmalıdır (Fatih Taş, B. No: 2013/1461, 12/11/2014, §

92).

60. Nitekim

Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatları uyarınca "Demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp

güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup

tümüyle kullanılamaz hale getiren sınırlamalar, demokratik toplum düzeni

gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bu nedenle, temel hak ve özgürlükler,

istisnaî olarak ve ancak özüne dokunmamak koşuluyla demokratik toplum düzeninin

sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak yasayla

sınırlandırılabilirler." şeklinde ifade edilebilir (AYM,

E.2006/142, K.2008/148, 24/9/2008). Başka bir deyişle yapılan sınırlama, hak ve

özgürlüğün özüne dokunarak kullanılmasını durduruyor veya aşırı derecede

güçleştiriyor, etkisiz hâle getiriyorsa veya ölçülülük ilkesine aykırı olarak

sınırlama aracı ile amacı arasındaki denge bozuluyorsa demokratik toplum

düzenine aykırı olacaktır (AYM, E.2009/59, K.2011/69, 28/4/2011; AYM,

E.2006/142, K.2008/148, 17/4/2008; Fatih Taş,

§§ 92, 93).

61. Anayasa

Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma

amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır. Ölçülülük denetimi, ulaşılmak

istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracın

denetlenmesidir. Bu sebeple haberleşme özgürlüğü alanında getirilen

müdahalelerde hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin elverişli,

gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir (Sebahat Tuncel, B. No: 2012/1051, 20/2/2014,

§ 84; Fatih Taş, §§ 92, 93).

62. Müdahalenin

orantılı olduğundan söz edebilmek için temel hakka daha az zarar verebilecek

ancak aynı zamanda güdülen amacı yerine getirebilecek nitelikte olan yöntemin

tercih edilmiş olması gerekmektedir (Nada/İsviçre, B. No: 10593/08, 12/9/2012, § 183).

63. Hükümlü

veya tutuklular, Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında hukuka uygun olarak "bir mahkûmiyet kararına bağlı olarak

tutma" olarak değerlendirilebilecek kişi özgürlüğü ve güvenliği

hakkı dışında (İbrahim Uysal, B.

No: 2014/1711, 23/7/2014, §§ 29-33) Anayasa ve Sözleşme'nin ortak alanı

kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına genel olarak sahiptirler (Hirst/Birleşik Krallık (No. 2), B. No:

74025/01, 6/10/2005, § 69). Bununla birlikte cezaevinde tutulmanın kaçınılmaz

sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin temini gibi cezaevinde güvenliğin

sağlanmasına yönelik kabul edilebilir makul gerekliliklerin olması durumunda

sahip oldukları haklar sınırlanabilir (Turan

Günana, B. No: 2013/3550, 19/11/2014, § 35).

64. Ceza

infaz kurumlarına gelen veya bu kurumlardan gönderilen yazışmalara yapılan

müdahalelere gerekçe olarak gösterilebilecek yukarıda belirtilen makul

nedenlerin, somut olayın tüm koşulları çerçevesi dâhilinde objektif bir

gözlemciyi haberleşme hakkının kötüye kullanıldığına ikna edebilecek nitelikte

olaya özgü olgu ve bilgilerle gerekçelendirilmesi gerekmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, § 48). Bunun yanı sıra

yapılacak değerlendirmede hükümlüler hakkında uygulanan infaz rejiminin ve

mahkûmiyet sebeplerinin de dikkate alınması gerekmektedir (Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, §§

98-102; Atilla ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 18139/07, 11/5/2010).

65. Bu

bağlamda başvuru konusu olay bakımından yapılacak değerlendirmelerin temel

ekseni, müdahaleye neden olan derece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları

gerekçelerin haberleşme özgürlüğünü kısıtlama bakımından demokratik bir

toplumda gerekli ve ölçülülük ilkesine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde

ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Sebahat

Tuncel, § 87).

66. Somut

olayda başvurucunun, PKK (Kürdistan İşçi Partisi) terör örgütü lideri olduğu

Türk yargı organları tarafından kabul edilen A.Ö.ye gönderilmek üzere başvuruya

konu mektubu doğum gününü kutlamak amacıyla kaleme aldığı anlaşılmaktadır.

Yukarıda tamamına yer verilen mektupta (bkz. § 10) başvurucu, A.Ö.nün doğum günü olan 4 Nisan’ı

kendilerinin “Anadolu ve Mezopotamya

halklarının” doğuş günü olarak kabul edip kutladıklarına, A.Ö.nün ve onun doğum gününün kendileri için ne kadar önemli

olduğuna vurgu yapmaktadır.

67. Mektubun

alıkonulmasına yönelik İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu kararında, mektup

aracılığıyla örgütsel ilişki kurulduğu ve terör örgütü liderine övgüde

bulunulduğu gerekçe gösterilmesine karşın mektup içeriğindeki hangi sözlerle

terör örgütü liderine övgüde bulunulduğu ve bu sözlerin muhatabına

ulaştırılmasının ne suretle sakıncalı veya hangi sözlerin örgütsel haberleşme

niteliğinde olduğu belirtilmemiştir. Söz konusu karara karşı başvurulan şikâyet

yolunda Kocaeli İnfaz Hâkimliğince ve Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesince mektup

içeriği hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunulmamıştır. Dolayısıyla

mektuptaki hangi ifadelerin ne suretle mektup alıcısına iletilmemesi

gerektiğine kanaat getirildiği, Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu ve Derece

Mahkemeleri gerekçelerinden anlaşılamamıştır.

68. Yasa

dışı örgüt faaliyetinde bulunmaları nedeniyle ceza alan hükümlüler arasındaki

haberleşmenin örgütsel nitelik taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın bu

faaliyetlerinin örgütsel haberleşme kapsamında değerlendirilerek müdahalede

bulunulması Anayasanın 22. maddesine uygun düşmez. Bu bağlamda başvuruya konu

haberleşmenin örgütsel niteliği, yapılan müdahalede mektuba özgü somut verilere

dayanılarak ortaya konulmamıştır.

69. Öte

yandan mektup anlatımının mektup alıcısı olan A.Ö. ile ilgili olumlu ifadeleri

barındırmasına karşın mektupta, A.Ö.nün

katıldığı veya organize ettiği yasa dışı somut eylemlere atıf yapılmadığı ve

şiddete teşvik edici veya nefret duygusunu destekleyici ibarelerin bulunmadığı

anlaşılmaktadır.

70. Bu

doğrultuda örgütsel haberleşmenin ve suçun önlenmesine yönelik kabul edilebilir

makul gerekliliklerin somut bilgilere dayalı olarak İnfaz Kurumu ve Derece

Mahkemeleri kararlarında ortaya konulmadığı sonucuna varılmış, başvurucunun

göndermek istediği mektuba el konulması suretiyle haberleşme hürriyetine

yapılan müdahalenin ilgili ve yeterli gerekçelere dayandırılmadığından demokratik bir toplumda gerekli olmadığı

kanaatine varılmıştır.

71. Açıklanan

nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 22. maddesinde güvence altına alınan

haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

72. Başvurucu,

anayasal hakları ihlal edildiği için 3.000 TL manevi tazminat talebinde

bulunmuştur.

73. 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun'un "Kararlar"

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

74. Başvurucunun

Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına alınan haberleşme hakkının ihlal

edildiğinin tespit edilmesi üzerine yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek

olan manevi zararları karşılığında başvurucuya takdiren

1.500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

75. Başvuru

kapsamında haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği gözetilerek kararın bir

örneğinin bilgi edinilmesi için Bakanlığa ve Kocaeli İnfaz Hâkimliğine

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun, Anayasa’nın

22. maddesinde yer alan haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiğine yönelik

iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 22. maddesinde

güvence altına alınan haberleşme özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 1.500 TL

manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. Ödemelerin, kararın

tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren

dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona

erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

E. Kararın bir örneğinin 6216

sayılı Kanun’un 50. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca başvurucuya,

Bakanlığa ve Kocaeli İnfaz Hâkimliğine gönderilmesine

4/11/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serruh KALELİ Nuri NECİPOĞLU Hasan Tahsin GÖKCAN Rıdvan GÜLEÇ Raportör : Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI Başvurucu : Turan GÜNANA

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/8554, 4 Kasım 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. Başvurucunun, Anayasa’nın
  12. B. Anayasa’nın 22. maddesinde
  13. C. Başvurucuya net 1.500 TL
  14. D. Ödemelerin, kararın
  15. E. Kararın bir örneğinin 6216
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/8554
Tarih
4 Kasım 2015

İlgili Kararlar

  • M. M. E. ve T. E. Başvurusu (B. No: 2013/2910)
  • Mükerrem Yıldız ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1111)
  • Tahir Laçin Başvurusu (B. No: 2013/7011)
  • Abdüllatif Çetin Başvurusu (B. No: 2013/4470)
  • Kazım Yağız Başvurusu (B. No: 2013/3128)
  • Sercan Pehlivan Başvurusu (B. No: 2013/2561)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.