İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Turgay Coşkun Başvurusu (B. No: 2013/1286)

1. Başvurucu açmış olduğu idari

Başvuru No2013/1286Tarih16 Nisan 2015Okuma22 dk · 4.334 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Turgay Coşkun Başvurusu

Karar tarihi
16 Nisan 2015
Başvuru Numarası
2013/1286
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.334 kelime·22 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu açmış olduğu idari

davanın makul sürede sonuçlandırılmadığını, yapılan yargılamanın adil

olmadığını, yargılamaya konu idari işlem ve yargı kararlarının emsal içtihatlar

nazara alınmaksızın tesis edildiğini, bu nedenle Anayasa’nın 10., 17., 19., 36., 49., 138. ve 141. maddelerinde tanımlanan

haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek, ihlalin tespitiyle yeniden yargılama

yapılmasına ve uğradığı maddi ve manevi zararın tazminine karar verilmesini

talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 24/1/2013

tarihinde İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari

yönden yapılan ön incelemede başvuruda Komisyona sunulmasına engel bir durumun

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölümün Birinci

Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 17/9/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 24/10/2013 tarihli yazısı 7/11/2013

tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu tarafından Adalet Bakanlığı

görüşüne karşı 20/11/2013 tarihli beyan dilekçesi ibraz edilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen olaylar özetle

şöyledir:

7. Başvurucu Kadıköy 4. Asliye

Ticaret Mahkemesinin E.2003/207 sayılı dosyasında bilirkişi olarak görev

almıştır.

8. Başvurucu hakkında, aynı

yargılama dosyası kapsamında çelişkili raporlar düzenlediği iddiasıyla disiplin

soruşturması başlatılmış ve İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Mühendislik

Fakültesi Dekanlığının 2/7/2007 tarih ve 5694 sayılı

kararı ile başvurucuya kınama cezası verilmiştir.

9. Belirtilen disiplin cezasına

yapılan itiraz üzerine, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğünün 30/7/2007

tarih ve 35021/1669 sayılı kararı ile başvurucuya bir alt ceza tayini suretiyle

uyarma cezası verilmiştir.

10. Başvurucu tarafından

belirtilen işlemin iptali talebiyle 3/9/2007 tarihinde

İstanbul 10. İdare Mahkemesinde açılan dava neticesinde, Mahkemenin 21/10/2008

tarih ve E.2007/627, K.2008/1844 sayılı kararı ile davanın reddine hükmedilmiş,

kararın gerekçesinde; başvurucunun bilirkişi olarak görev yaptığı yargılama

dosyasına sunduğu 13/4/2006 tarihli ortak raporda “patlamalar ile dava konusu binanın dış cephesinde gözlemlenen hasarlar

arasında bir illiyet bağının olabileceği” kanaatinin bildirilmesine

karşılık, 17/9/2006 tarihli raporunda tersine kanaat ile “illiyet bağı kurulamayacağı” yönünde görüş

bildirildiği ve bu düşünce farklılığının başvurucu tarafından arazinin zemin

yapısına ilişkin olarak başka bir bilirkişi tarafından hazırlanan 30/9/2005

tarihli ek rapordan kaynaklandığının iddia edildiği, bununla birlikte 30/9/2005

tarihli ek raporun 7/10/2005 tarihinde dava dosyasına girdiği, bu durumda

başvurucunun söz konusu iddiasına itibar edilmesinin mümkün olmadığı, ayrıca

dayanılan belgelerden haberdar olmadan bilirkişi raporu hazırladığı ve

görevinin gerektirdiği özen ve itinayı göstermediği açık olan başvurucuya

uyarma cezası verilmesine dair işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı

belirtilmiştir.

11. İlk Derece Mahkemesi kararı

temyiz edilmekle, Danıştay Sekizinci Dairesinin 4/6/2010

tarih ve E.2009/2390, K.2010/4211 sayılı kararı ile onanmıştır.

12. Karar düzeltme istemi

Danıştay Sekizinci Dairesinin 23/10/2012 tarih ve

E.2012/8297, K.2012/7960 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

13. Ret kararı 29/12/2012 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucu tarafından 24/1/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

15. Bunun yanı sıra

başvurucunun, disiplin soruşturmasına konu edilen eylemi kapsamında ve

bilirkişilik görevini kötüye kullanma iddiasıyla yargılandığı kamu davası

sonucunda, Kadıköy 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 20/9/2011

tarih ve E.2007/128, K.2011/645 sayılı kararı ile beraatine

karar verilmiş olup, söz konusu karar temyizen

onanmakla 20/1/2014 tarihinde kesinleşmiştir.

B. İlgili

Hukuk

16. 21/8/1982 tarih ve 17789 sayılı Resmi

Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Yüksek Öğretim

Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliği’nin “Kınama cezası” kenar başlıklı 6.

maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi şöyledir:

“Kınama cezası gerektiren fiil ve haller

şunlardır:

a - Verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında

yapılmasında, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine

getirilmesinde, görevle ilgili resmi belge, araç ve gereçlerin korunması, kullanılması

ve bakımında kusurlu davranmak,

…”

17. İlgili Yönetmeliğin “İyi halin değerlendirilmesi” kenar

başlıklı 16. maddesi şöyledir:

“…Geçmiş hizmetleri sırasında çalışmaları

olumlu olan veya ödül veya başarı belgesi alan yönetici ve öğretim elemanları

ile memurlar ve diğer personel için verilecek cezalarda bir derece hafif olanı

uygulanabilir.”

18. İlgili Yönetmeliğin “Soruşturmaya yetkili amir” kenar başlıklı

17. maddesi şöyledir:

“Disiplin suçunu

soruşturmaya yetkili amir, sıralı disiplin amirleridir. Disiplin Amiri,

disiplin suçu hakkında bizzat veya bilvasıta bilgi sahibi olduğunda

soruşturmayı kendisi yapabileceği gibi soruşturmacı tayini sureti ile de

yaptırabilir. Yükseköğretim Kurulu Başkanı, üst kuruluşlar ile bütün yükseköğretim

kurumlarının; Rektör, bütün üniversitenin, Dekan, bütün fakültenin; Enstitü

veya yüksekokul müdürü, bütün enstitü veya yüksekokulun her kademesindeki

görevlilerin disiplin amiri olup bunlar hakkında resen disiplin soruşturması

açabilir veya açtırabilir. Bölüm Başkanı; anabilim, anasanat,

bilim veya sanat dalları başkanları görev alanları ile ilgili disiplin

soruşturma taleplerini en yakın disiplin amirine yaparlar. Bu talep

gecikilmeden uygulanmaya konulur.

Öğretim

elemanlarından soruşturmacı tayin edilmesi halinde, bunların sanığın akademik

unvanına veya daha üst akademik unvana sahip olmaları şarttır. Yöneticiler

hakkındaki soruşturmalarda ünvan eşitliği veya

üstlüğü aranır.

Üst disiplin amirinin

soruşturma açtığı veya açtırdığı disiplin olayında alt disiplin amiri ayrıca

soruşturma yapamaz veya yaptıramaz. Daha önce açılmış soruşturma varsa bunlar

üst amirin açtığı veya açtırdığı soruşturma dosyası ile birleştirilir.”

19. 6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdari

Yargılama Usulü Kanunu’nun 1. maddesinin (2) numaralı fıkrası, 14. maddesinin (3)

ve (4) numaralı fıkraları, 20. maddesinin (5) numaralı fıkrası, 49. maddesinin

(3) numaralı fıkrası ile 60. maddesi.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

20. Mahkemenin 16/4/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

24/1/2013 tarih ve 2013/1286 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

21. Başvurucu, ifa etmiş olduğu

bir bilirkişilik vazifesinde birbiri ile çelişkili raporlar düzenlediği iddiasıyla

uyarma cezası aldığını, belirtilen işleme karşı açmış olduğu davanın makul

sürede sonuçlandırılmadığını, savunmasını yaptığı aşamada idareden istemiş

olduğu belgeler sağlanmadığı için bu belgeleri inceleme ve beyanda bulunma

imkanının olmadığını, ayrıca idari işlem aleyhine açtığı davada sunmuş olduğu

bilgi ve belgelerin değerlendirmeye alınmadığını, disiplin cezasını yetkili

disiplin amirinin vermediğini, bu şekildeki bir işlemin hukuka uygun olmadığını

gösteren emsal içtihatlara aykırı şekilde davasının reddedildiğini, disiplin

soruşturmasına konu eylem nedeniyle görevi kötüye kullanma iddiasıyla hakkında

açılan kamu davası sonucunda beraat kararı verilmesine ve düzenlediği bilirkişi

raporunun ilgili hukuk dosyasında hükme esas alınmasına rağmen, söz konusu

Mahkeme kararları nazara alınmaksızın verilen kararların adil olmadığını,

ayrıca yargılamaya konu idari işlemin mesleki kariyer imkanlarını ve bu yönüyle

kişi hürriyetini ve çalışma hakkını sınırlandırdığını ve verilen cezanın onur

kırıcı nitelikte olduğunu belirterek, Anayasa’nın 10.,

17., 19., 36., 49., 138. ve 141. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

22. Başvurucu tarafından

Anayasa’nın 10., 17., 19., 36., 49., 138. ve 141.

maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiği iddia edilmiş olmakla

birlikte, ihlal iddialarının mahiyeti gereği Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında

değerlendirme yapılması uygun görülmüş ve ihlal iddiaları, makul sürede

yargılanma hakkı, yargılamaya etkin katılım hakkı ile silahların eşitliği

ilkesi, gerekçeli karar hakkı, delillerin değerlendirilmesinin ve yargılamanın

sonucu itibarıyla adil olmadığı iddiaları kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

i. Gerekçeli

Karar Hakkının İhlal Edildiği İddiası

23. Başvurucu tarafı olduğu

yargılama sürecinde verilen kararların yeterli gerekçe ihtiva etmediğini

belirterek, gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

24. Adalet Bakanlığı görüşünde,

somut başvuru açısından ilk derece mahkemesince davanın ret gerekçesinin

detaylı olarak açıklandığı, kanun yolu mercileri tarafından da bu gerekçeye

atıfla hüküm kurulduğu belirtilmiştir.

25. Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil

yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Gerekçeli karar hakkı da adil yargılanma

hakkının somut görünümlerinden biri olup, Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşmenin 6.

maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşmenin lafzi

içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına

dâhil edilen gerekçeli karar hakkı gibi ilke ve haklara, Anayasanın 36. maddesi

kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve

Diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013,§ 38).

Ayrıca, hakkaniyete uygun yargılamanın bir unsuru olan gerekçeli karar hakkı

Anayasa’nın 141. maddesinin birinci fıkrasında, mahkemelerin uyması gereken bir

yükümlülük olarak düzenlenmiştir.

26. Mahkeme kararlarının

gerekçeli olması, kanun yoluna başvurma olanağını etkili kullanabilmek ve

mahkemelere güveni sağlamak açısından, hem tarafların hem kamunun menfaatini

ilgilendirmekte olup, kararın gerekçesi hakkında bilgi sahibi olunmaması, kanun

yoluna müracaat imkânını da işlevsiz hale getirecektir. Bu nedenle mahkeme

kararlarının dayanaklarının yeteri kadar açık bir biçimde gösterilmesi

zorunludur (Tahir Gökatalay,

B. No: 2013/1780, 20/3/2013, § 67).

27. Mahkeme kararlarının

gerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olmakla beraber,

bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde

yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme

zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte

başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair

iddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun

yanı sıra, kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı

olmaması da bu hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu

mahkemelerince verilen bu tür kararların, İlk Derece Mahkemesi kararlarında yer

verilen gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olup, bu

durumda, üst dereceli mahkeme tarafından önceki mahkeme kararının gerekçesinin

benimsendiği kabul edilmelidir (Muhittin

Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Ltd. Şti., B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26)

28. Başvuru konusu olayda,

başvurucu tarafından aleyhinde disiplin cezası verilmesine ilişkin işlemin

iptali talebiyle dava açıldığı, İlk Derece Mahkemesinin karar gerekçesinde,

başvurucunun bilirkişi olarak görev yaptığı yargılama dosyasına sunduğu 13/4/2006 tarihli ortak raporda “patlamalar ile dava konusu binanın dış cephesinde gözlemlenen hasarlar

arasında bir illiyet bağının olabileceği” kanaatinin bildirilmesine

karşılık, 17/9/2006 tarihli raporunda tersine kanaat ile “illiyet bağı kurulamayacağı” yönünde görüş

bildirildiği ve bu düşünce farklılığının başvurucu tarafından arazinin zemin

yapısına ilişkin olarak başka bir bilirkişi tarafından hazırlanan 30/9/2005

tarihli ek rapordan kaynaklandığının iddia edildiği, bununla birlikte 30/9/2005

tarihli ek raporun 7/10/2005 tarihinde dava dosyasına girdiği, bu durumda

başvurucunun söz konusu iddiasına itibar edilmesinin mümkün olmadığı, dayanılan

belgelerden haberdar olmadan bilirkişi raporu hazırladığı ve görevinin

gerektirdiği özen ve itinayı göstermediği açık olan başvurucuya uyarma cezası

verilmesine dair işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek, başvurucunun

davasının reddedildiği, İlk Derece Mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi

hukuka uygun bulunmak suretiyle kanun yolu mahkemelerinin denetiminden geçerek

kesinleştiği, bu kapsamda yerel mahkeme gerekçesini benimsediği anlaşılan kanun

yolu merciince kararlarda ayrıntılı gerekçeye yer verilmediği anlaşılmakla,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli karar

hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

ii. Yargılamaya Etkin Katılım Hakkı ve Silahların Eşitliği

İlkesinin İhlali İddiası

29. Başvurucu, idareden istemiş

olduğu belgeler sağlanmadığı için bu belgeleri inceleme ve beyanda bulunma

imkânının olmadığını ve davada sunmuş olduğu bilgi ve belgelerin

değerlendirmeye alınmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

30. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, başvurucunun söz konusu iddialarına ilişkin olarak görüş

belirtilmemiştir.

31. Yapılan yargılama sırasında

tanık dinletme hakkı da dâhil olmak üzere delillerin ibrazı ve

değerlendirilmesi adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul

edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında kabul edilmekte olup, bu hak adil

yargılanma hakkının somut görünümlerinden biridir. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili

hükmü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesi ve Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşmenin

lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil edilen silahların eşitliği ve yargılamaya etkin katılım gibi

ilke ve haklara, Anayasanın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No.2012/13, 2/7/2013, § 38).

32. Taraflar arasında

hakkaniyete uygun bir dengenin sağlanmasını amaçlayan silahların eşitliği

ilkesi, mahkeme önünde sahip olunan hak ve yükümlülükler bakımından taraflar

arasında eşitliğin sağlanması ve bu dengenin yargılamanın her aşamasında

korunmasını ifade etmekte olup, bu usuli güvence

gereğince, uyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olan

delilleri sunma imkânı tanınmalıdır (Yüksel

Hançer, B.No. 2013/2116, 23/1/2014, § 18; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. De Haes ve Gijsels/Belgium, B.

No. 19983/92, 24/02/1997, § 53).

33. Adil yargılanma hakkının bir

diğer gereği olan yargılamaya etkin katılım hakkı ise, tarafların yargılamanın

bütününe aktif olarak katılmalarını ve bu kapsamda yargılama evrakına ulaşma ve

bunlar hakkında yorum yapma imkânının da tanınmasını ifade etmektedir.

Yargılamaya etkin katılım hakkı, zımni olarak çelişmeli usul içinde yer almakta

olup, çelişmeli yargılamanın medeni haklara ilişkin davalarda da kabul ediliyor

olması, medeni bir hakka ilişkin yargılamada tarafların duruşmada hazır

bulunması da dahil olmak üzere, yargılamanın bütününe

aktif olarak katılmalarını gerektirir (Ülkü

Özgür, B. No: 2013/2263, 26/6/2014, § 34).

34. Anayasa Mahkemesinin

yargılamaya etkin katılım hakkı ve silahların eşitliği ilkesi bağlamında

yapacağı inceleme, başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup

olmadığının değerlendirilmesidir (Ülkü

Özgür, B. No: 2013/2263, 26/6/2014, § 35).

35. Somut yargılama açısından,

başvurucu tarafından hakkındaki soruşturmaya ilişkin belgelerin tümünün

kendisine verilmemesi nedeniyle bu belgeleri inceleme ve beyanda bulunma imkanı

sağlanmadığı belirtilmekle olup, söz konusu soruşturma aşamasında başvurucunun

talebi üzerine İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesinin 19/7/2007 tarihli yazısı ekinde, ifade tutanağı, şikayetçi

dilekçesi, soruşturma raporu örneği, Cumhuriyet Başsavcılığının 2006/45328

sayılı, 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/174 sayılı yazıları ve Kadıköy 4.

Asliye Ticaret Mahkemesinin 2003/207 sayılı yazısının başvurucuya gönderildiği,

başvurucu tarafından soruşturma komisyonuna verdiği ifade tutanağının tamamının

kendisine teslim edilmediği belirtilmekle birlikte, başvurucu tarafından İlk

Derece Mahkemesine ibraz edilen dava dilekçesi ve eklerinde, söz konusu ifadeye

yer verildiği anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra, İstanbul Üniversitesi

Mühendislik Fakültesinin 19/7/2007 tarihli yazısında,

soruşturma dosyasında bulunan ve üçüncü kişilere ait olan beyanların

gönderilmediği belirtilmekle birlikte, gerek ilgili disiplin kararlarında,

gerek İlk Derece Mahkemesi gerekçesinde, başvurucu tarafından ulaşıldığı ve

inceleme ile itirazlarını sunma imkanı tanındığı anlaşılan bilirkişi raporları

ile başvurucunun soruşturma komisyonuna verdiği ifade tutanağında yer alan

beyanlarına dayanıldığı görülmektedir. Bu kapsamda, başvurucunun İlk Derece

Mahkemesi nezdinde belgelere ulaşma yönünde bir talebinin olduğu ve bu talebin

kabul görmediğine dair bir bulguya da rastlanmamıştır. Başvuru ayrıca, idari

işlem aleyhine açtığı davada sunmuş olduğu bilgi ve belgelerin değerlendirmeye

alınmadığını iddia etmekle birlikte, başvurucu tarafından dayanılan belgelerin,

soruşturma dosyasına da ilave edilen ve başvurucunun bilirkişilik vazifesini

yürüttüğü ilgili yargılama dosyasına ait olduğu anlaşılan evraklar ile

başvurucunun soruşturma aşamasındaki ifadesi, soruşturma raporu ve ilgili

disiplin kararlarından ibaret olduğu, söz konusu belge ve delillerin Mahkemece

incelenerek gerekçeli kararda yorumlandığı, bu kapsamda başvurucunun

yargılamanın sonucunu etkileyecek usuli bir imkândan

mahrum bırakılmasının söz konusu olmadığı görülmektedir (Benzer yöndeki

kararlar için bkz. Yaşasın Aslan,

B. No. 2013/1134, 16/5/2013, §§ 32–37; Ramazan Tosun, B. No. 2012/998, 7/11/2013,

§§ 40–41; Kamil Koç, B. No.

2012/660, 7/11/2013, §§ 42–48). Başvuruya konu yargılama sürecine bir bütün

olarak bakıldığında, başvurucuya, ilgili disiplin işlemi ve yargı kararlarına

temel alınan davanın içeriğine ulaşma, bunları tetkik ile beyan ve itirazlarını

ileri sürme imkanı verilerek yargılamaya aktif

katılımın temin edildiği gibi, usuli imkanlar

açısından taraflardan birine farklı bir muamelede bulunulduğuna ilişkin bir

bulguya da rastlanılmamıştır.

36. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun yargılamaya etkin katılım hakkı ve silahların eşitliği ilkesinin

ihlal edildiği yönündeki iddiasının, diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

iii. Delillerin Değerlendirilmesinin ve Yargılamanın Sonucu

İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası

37. Başvurucu, disiplin cezasını

yetkili disiplin amirinin vermediğini, bu şekildeki bir işlemin hukuka uygun

olmadığını gösteren emsal içtihatlara aykırı şekilde davasının reddedildiğini,

disiplin soruşturmasına konu eylem nedeniyle görevi kötüye kullanma iddiasıyla

hakkında açılan kamu davası sonucunda beraat kararı verilmesine ve düzenlediği

bilirkişi raporunun ilgili hukuk dosyasında hükme esas alınması rağmen, söz

konusu Mahkeme kararları nazara alınmaksızın verilen kararların adil

olmadığını, ayrıca yargılamaya konu idari işlemin mesleki kariyer imkanlarını

ve bu yönüyle kişi hürriyetini ve çalışma hakkını sınırlandırdığını ve verilen

cezanın onur kırıcı nitelikte olduğunu belirterek, Anayasa’nın 10., 17., 19., 36., 49. ve 138. maddelerinde tanımlanan

haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş olmakla birlikte, söz konusu iddiaların

esas itibarıyla, delillerin değerlendirilmesinin ve yargılamanın sonucu

itibarıyla adil olmadığı hususuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

38. Adalet Bakanlığı görüşünde,

delillerin değerlendirilmesi hususunun esasen derece mahkemelerinin takdirinde

olduğu, temel hak ve hürriyetler ihlal edilmediği ve değerlendirme açıkça

keyfilik içermediği sürece bu takdire müdahale edilemeyeceği, somut başvuru

açısından ilgili hukuk kurallarının yorumlanması ve delillerin takdirinde

açıkça keyfi davranıldığına dair bir emare bulunmadığı gibi, yargılama

sürecinde başvurucunun iddialarının mahkemece değerlendirilerek görüşlerini

sunma imkânı verildiğinin tespit edildiği belirtilmiştir.

39. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine

karar verebilir.”

40. 6216 sayılı Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı

49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bölümlerin, bir

mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri, bir

temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan

kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

41. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı

fıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı

Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği

belirtilmiştir.

42. Bir anayasal hakkın ihlali

iddiasını içermeyen, yalnızca derece mahkemelerinin kararlarının yeniden

incelenmesi talep edilen başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa ve

Kanun tarafından Mahkemenin yetkisi kapsamı dışında bırakılan hususlara ilişkin

olduğu açıktır. Bu kapsamda, bireysel başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması,

hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasında delillerin

kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derece

mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması,

bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasada yer

alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve açıkça keyfilik veya bariz

takdir hatası içermedikçe derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki

hatalar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece

mahkemelerinin delilleri takdirinde açıkça keyfilik veya bariz bir takdir

hatası bulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu

olamaz (Necati Gündüz ve Recep Gündüz,

B. No. 2012/1027, 12/2/2013, §§ 25-26).

43. Yapılan yargılama sırasında

tanık dinletme hakkı da dâhil olmak üzere delillerin ibrazı ve

değerlendirilmesi ile delillere ilişkin temel usuli

güvencelere riayet edilmesi, adil yargılanma hakkının somut görünümleri

arasında yer almaktadır. Yargılama makamları yargılamanın taraflarınca ileri

sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır.

Bununla birlikte, belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve

gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi

esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada geçerli olan delil sunma

ve inceleme yöntemlerini denetlemek Anayasa Mahkemesi’nin görevi kapsamında

olmayıp, Mahkemenin görevi delillere ilişkin bazı temel kuralların gözetilmesi

suretiyle başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup olmadığının

değerlendirilmesidir. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın

yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri

ışığında, taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve

inceletme noktasında da uygun imkanların tanınması ve delillere ilişkin

hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi

gerekir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya

İnşaat Ltd. Şti.,

B. No. 2013/1213, 4/12/2013, § 27).

44. Derece mahkemeleri

nezdindeki yargılamalarda izlenilen delil kuralları ve bunların yorumlanması

kural olarak belirtilen hususların değerlendirilmesi açısından daha elverişli

konumda olan söz konusu mahkemelere aittir. Bununla birlikte, delillerin

incelenme ve değerlendirilme yönteminin açık bir hakkaniyetsizlik veya keyfilik

ihtiva etmesi veya bu değerlendirmelerin “silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkeleri gözetilerek

yapılmaması durumunda, adil yargılanma hakkının gereklerine uygun bir

delil değerlendirilmesinden söz edilemez.

45. Sözleşme’nin

6. maddesinde, davada kullanılan delillerin ispat güçleri ile ilgili bir

düzenleme bulunmamakla birlikte, AİHM de, delillerin kabul edilebilirliği ile

ilgili olarak, somut davada kullanılan delillerin “silahların eşitliği” ve “çelişmeli

yargılama” ilkeleri gözetilerek tartışılıp tartışılmadığını ya da

söz konusu delillerin yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmamasına

etkisini değerlendirmekte (bkz. Tamminen/Finlandiya,

B. No: 40847/98, 15/6/2004, §§ 40-41; Barberà, Messegué ve Jabardo/İspanya,

B. No: 10590/83, 6/12/1988, §§ 68, 81-89) ve birçok kararında, Sözleşme’nin 6.

maddesinin adil yargılanma hakkını güvence altına almakla beraber, öncelikli

olarak ulusal hukuk bağlamında düzenlenmesi gereken bir konu olan delillerin

kabul edilebilirliğine ilişkin bir kural ortaya koymadığını belirtmektedir

(bkz. Schenk/İsviçre, B. No: 10862/84, 12/7/1988, §§

45-46; Desde/Türkiye, B. No: 23909/03, 1/2/2011, §

124).

46. Başvuruya

konu yargılamaya ilişkin olarak, başvurucu tarafından, disiplin amirinin

yetkisi hususundaki emsal kararlar ve lehindeki beraat kararı ile hukuk

mahkemesince hazırladığı bilirkişi raporunun hükme esas alındığı göz önünde

bulundurulmaksızın davasının reddedildiği ve bu bağlamda delillerin

değerlendirilmesi ve yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı iddia

edilmekle birlikte, ilgili disiplin kararı ve İlk Derece Mahkemesi

gerekçesinde, özellikle başvurucunun soruşturma aşamasındaki beyanları ve

ilgili bilirkişi raporları nazara alındığında, bilirkişilik vazifesini

yürüttüğü dosyaya ibraz edilen ve değerlendirmede göz önünde bulundurulması

gereken belgelerden

haberdar olmadan bilirkişi raporu hazırladığı ve görevinin gerektirdiği özen ve

itinayı göstermediği kabul edilerek sonuca varıldığı, başvurucuya “silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkelerine aykırı

olarak delillerini sunma, inceletme ve itiraz etme hususlarında uygun

olanakların sağlanmadığına ilişkin bir veri bulunmadığı gibi, Mahkeme’nin

delilleri değerlendirmesinde açık bir hakkaniyetsizlik veya keyfilik

bulunduğuna dair bir bulguya da rastlanmadığı anlaşılmaktadır.

47. Açıklanan nedenlerle,

başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iv. Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası

48. Başvurucu tarafından, tarafı

olduğu yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığı iddia edilmiş olup,

başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir

nedeni de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

49. Başvurucu tarafı olduğu

yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek, Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

50. Adalet Bakanlığı görüşünde,

makul sürede yargılanma hakkına ilişkin olarak AİHM ve Anayasa Mahkemesi

tarafından kabul edilen ilkelere yer verilmiştir.

51. Anayasa ve Sözleşme’nin

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013,

§ 18), Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma

hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36.

maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında,

ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak

suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36.

maddesi kapsamında yer vermektedir Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul

sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

52. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No. 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

53. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından, başvuruya konu idari davanın

açılmış olduğu 3/9/2007 tarihidir. Sürenin bitiş

tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona

erme tarihi olup, davanın reddi hükmüyle sonuçlanan başvuru konusu yargılama

açısından bu tarih Danıştay Sekizinci Dairesinin E.2012/8297, K.2012/7960

sayılı karar düzeltme talebinin reddine dair ilam tarihi olan 23/10/2012 tarihidir.

54. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinden, yargılamanın konusunun disiplin cezası tesisine

ilişkin işlemin iptali talebi olduğu, İlk Derece Mahkemesince söz konusu işlem

hukuka uygun görülmekle iptal isteminin reddedildiği, temyiz ve karar düzeltme

başvurularına da konu olan ve taraflarında iki kişinin yer aldığı anlaşılan

yargılamanın beş yılı aşkın bir süreçte tamamlandığı anlaşılmaktadır.

55. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin idari yargı makamları

nezdinde sürdüğü görülmekle, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine

tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve idari yargı alanına dâhil

uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli hükümler içeren 2577 sayılı Kanun’un muhtelif

maddelerinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya

koyduğu anlaşılmaktadır (§ 17).

56. Hukuk sistemimizde idari

yargı alanında yer alan uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılama

süresini aştığı yönündeki tespitlere, AİHM tarafından verilen birçok ihlal

kararında yer verilmiş olup, özellikle idari yargı alanındaki yapısal sorunlar

ve Danıştay nezdinde temyiz ve karar düzeltme incelemelerinde geçirilen uzun

yargılama sürelerinin ihlal kararlarına temel oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda idari yargı

makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından,

özellikle 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümleri de göz önünde

bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar

verilmiştir (Selahattin Akyıl, B.

No: 2012/1198, 7/11/2013, § 54-60).

57. Başvuruya konu davada yer

alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin

niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olmadığını ortaya koymakta ve

davaya bütün olarak bakıldığında, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul

hükümlerine tabi bir yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı

bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu beş yılı

aşkın yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna

varılmıştır.

58. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

59. Başvurucu, uyuşmazlık

hakkında yeniden yargılama yapılmasına ve 110.000,00 TL maddi ve ayrıca manevi

tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

60. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

61. Başvurucunun tarafı olduğu

yargılamaya ilişkin beş yılı aşkın yargılama süresi nazara alındığında,

başvurucunun yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvurucuya net

2.350,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

62. Başvurucu tarafından

uyuşmazlık hakkında yeniden yargılama yapılması talebinde bulunulmuş olmakla

beraber, tespit edilen ihlal açısından yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmadığı anlaşılmakla, başvurucunun yeniden yargılama yapılması

yönündeki talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

63. Başvurucu tarafından maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia

edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurucunun maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

64. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama

giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Yargılamaya etkin katılım hakkı ve silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiği

yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

Delillerin değerlendirilmesinin ve yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı

yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

5.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucuya net 2.350,00 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

C. Başvurucunun yeniden yargılama yapılmasına ve maddi tazminata

ilişkin taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harçtan oluşan yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme

olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre

için yasal faiz uygulanmasına,

16/4/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL Raportör : Şebnem NEBİOĞLU ÖNER Başvurucu : Turgay COŞKUN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/1286, 16 Nisan 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. C. Başvurucunun yeniden yargılama yapılmasına ve maddi tazminata
  16. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/1286
Tarih
16 Nisan 2015

İlgili Kararlar

  • Neytullah Bayram Başvurusu (B. No: 2014/10339)
  • Mehmet Nuri Seydanoğlu Başvurusu (B. No: 2013/2751)
  • K.a. Başvurusu (B. No: 2014/11014)
  • Abidin Aydın Tüfekçi Başvurusu (B. No: 2013/1315)
  • Jakop Gabriel Başvurusu (B. No: 2013/2392)
  • Aziz Yıldırım Başvurusu (B. No: 2014/4476)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.