İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Uğur Hoşgören Başvurusu (B. No: 2012/999)

1. Başvurucu, tutukluluğun

Başvuru No2012/999Tarih9 Ocak 2014Okuma13 dk · 2.598 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Uğur Hoşgören Başvurusu

Karar tarihi
9 Ocak 2014
Başvuru Numarası
2012/999
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.598 kelime·13 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, tutukluluğun

kanunda öngörülen azami süreyi aşması nedeniyle Anayasa’nın 19. maddesinin

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 15/11/2012

tarihinde Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı aracılığıyla yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler

giderilmiş ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca 30/5/2013 tarihinde, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm, 24/7/2013

tarihinde yapılan toplantıda, İçtüzük’ün 28.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca, kabul edilebilirlik ve

esas hakkındaki incelemenin birlikte yapılmasına karar vermiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular 31/7/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına

bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 18/9/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından

Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 3/10/2013

tarihinde bildirilmiştir.

7. Başvurucu bakanlık görüşüne

karşı beyanlarını 21/10/2013 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru dilekçesindeki

ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, suç işlemek

amacıyla örgüt kurma, örgüt faaliyeti içinde birden fazla silahla yağma ve

kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları kapsamında 16/11/2005

tarihinde gözaltına alınmış ve 19/11/2005 tarihinde İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesinin 2005/22 Sorgu sayılı kararıyla tutuklanmıştır.

10. İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığınca 13/6/2007 tarihli iddianameyle,

başvurucunun diğer şüphelilerle birlikte 2005 yılında silahlı suç örgütü kurma,

ateşli silah bulundurma, birden fazla yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun

kılma suçlarını işlediği iddiasıyla haklarında İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesine kamu davası açılmıştır.

11. Başvurucu gözaltına alındığı

16/11/2005 tarihinden mahkumiyet kararının açıklandığı

16/10/2012 tarihine kadar tutuklu kalmıştır.

12. Başvurucu ve aynı dosyada

yargılanan diğer sanıkların tutukluluğun kanunda belirlenen azami süreyi aştığı

gerekçesiyle yaptıkları itirazlar İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin

kararlarıyla reddedilmiştir. İtirazın reddine dair kararın gerekçesinde, “…birlikte yargılama yapılmasının suçların

bağımsızlığını etkilemeyeceği, sanıklara atılı suçların tutukluluk durumu da

tutukluluk sürelerinin de ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği…” belirtilmektedir.

13. İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesinin 16/10/2012 tarih ve E.2005/260, K.2012/267 sayılı kararıyla

başvurucu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 220., 149.,

109., ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar İle Diğer Aletler Hakkında

Kanun’un 13. maddeleri kapsamında toplam 32 yıl 31 ay hapis ve adli para cezasına

mahkûm edilmiştir.

14. Hükümle birlikte

tutukluluğun devamına karar verilmiştir.

15. Başvurucu hakkındaki dava

temyiz aşamasındadır.

B. İlgili

Hukuk

16. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu’nun 8. ve 9. maddeleri şöyledir:

“Bağlantı kavramı

Madde 8 – (1) Bir kişi, birden fazla suçtan sanık

olur veya bir suçta her ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunursa

bağlantı var sayılır.

(2) Suçun işlenmesinden sonra suçluyu kayırma, suç

delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme fiilleri de bağlantılı suç

sayılır.

Davaların birleştirilerek açılması

Madde 9 – (1) Bağlantılı suçlardan her biri değişik

mahkemelerin görevine giriyorsa, bunlar hakkında birleştirilmek suretiyle

yüksek görevli mahkemede dava açılabilir.”

17. Aynı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk

süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek

uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”

18. Aynı Kanun’un 104.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında

şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.”

19. Anılan Kanun’un 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (d) bentleri ile son cümlesi

şöyledir:

“Tazminat istemi

Madde 141 – (1)

Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

…

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde

makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında

hüküm verilmeyen,

…

Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten

isteyebilirler.”

20. Anılan Kanun’un 142.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine

tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme

tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

21. Mahkemenin 9/1/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

15/11/2012 tarih ve 2012/999 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

22. Başvurucu, 19/11/2005 tarihinde tutuklandığını ve 16/10/2012 tarihine

kadar devam eden yargılama sürecinde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda

öngörülen azami beş yıllık tutukluluk süresi aşılmasına karşın tahliye

talebinin reddedildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliğinin ihlal

edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talep etmiştir.

B. Değerlendirme

23. Başvurucunun şikâyetinin

esas itibarıyla kanunda öngörülen azami sürenin aşılması nedeniyle tutukluluğun

hukuki olmadığına ilişkin olduğu, bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesi

çerçevesinde incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

24. Adalet Bakanlığı, 5271

sayılı Kanun’un 141. maddesi uyarınca, kanuna aykırı olarak tutulduğunu iddia

eden kişilerin derece mahkemelerinde tazminat talep etme hakkına sahip

olduklarını, dolayısıyla kabul edilebilirlik konusundaki incelemede bu hususun

göz önünde bulundurulması gerektiğini ifade etmiştir.

25. Başvurucu, tutukluluğa

ilişkin yasal sürenin aşıldığını, başvurunun kabulüne ve tazminata karar

verilmesini talep etmiştir.

26. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin

kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması şarttır.”

27. 6216 sayılı Kanun’un 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

28. Anılan Anayasa ve Kanun

hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir. Bireysel

başvurunun ikincil nitelikte bir hak arama yolu olması nedeniyle, asıl olan hak

ve özgürlüklere kamu otoritelerince saygı gösterilmesi ve olası bir ihlal

durumunda bunun idari ve/veya yargısal olağan yollarla giderilmesidir. Bu

nedenle bireysel başvuru yoluna ancak kanunda öngörülen olağan yollar tüketilmesine

rağmen ihlalin ortadan kaldırılamadığı durumlarda gidilebilir (B. No:

2012/1137, 2/7/2013, § 27).

29. Ancak tüketilmesi gereken

başvuru yollarının ulaşılabilir olmaları yanında, telafi kabiliyetini haiz ve

tüketildiklerinde başvurucunun şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı

tanımaları gerekir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına

yeterli olmayıp uygulamada da etkili olduklarının gösterilmesi ya da en azından

etkili olmadıklarının kanıtlanmamış olması gerekir (B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 28-29).

30. Adalet Bakanlığının görüşünde işaret edildiği üzere 5271 sayılı

Kanun’un tazminat isteminin düzenlendiği 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasına

göre, kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya

tutukluluğunun devamına karar verilenler ile kanuna uygun olarak tutuklandığı

hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde

hakkında hüküm verilmeyen kişilerin, maddî ve manevî her türlü zararlarını

Devletten isteyebileceklerine ilişkin hükümlerin bu hususta bir başvuru

mekanizması öngördüğü görülmektedir. Ancak, aynı Kanun’un

tazminat isteminin koşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında “Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin

ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin

kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde” tazminat isteminde

bulunulabileceği ifade edilmiştir.

31. Somut olayda beş yıllık

azami tutukluluk süresinin aşılması nedeniyle tutukluluğun yasal dayanağının

kalmadığı iddia edilmektedir. Buna göre, yasal olarak mümkün olmadığı hâlde

tutukluluğun devamına karar verilmiş ise madde kapsamında bunun mağduru sadece

maddi ve/veya manevi tazminat istemiyle dava açabilecektir.

32. Bununla birlikte başvurucu

hakkındaki davanın karara bağlanmış olması nedeniyle tutukluluk halinin hükmen

tutukluluğa dönüştüğü, başvurucun talebi tahliye ise de, kararla birlikte bunun

mümkün olamaması dikkate alındığında somut olayda şikâyet konusu anayasal

hakkın ihlaline dair bir tespit ve tazminata hükmedilmesi hâlinde ihlalin

giderilmesi mümkündür.

33. Bu durumda 5271 sayılı

Kanun’un 141. ve devamı maddelerinde belirtilen yola öncelikle başvurulmasının

zorunlu olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.

34. Bu konuya ilişkin bazı

Yargıtay kararları belli durumlarda tazminat talebi için asıl hükmün

kesinleşmesinin aranmadığını göstermektedir (Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 4/4/2012 tarih ve E. 2011/15700, K. 2012/9187; 15/5/2012

tarih ve E. 2011/20114, K.2012/12183 sayılı kararları). Tutukluluk süresinin

verilen cezadan fazla olması nedeniyle makul görülmediği, bu nedenle tazminata

hükmedilmesi gerektiğini belirten kararlara rastlamak da mümkündür (Yargıtay

12. Ceza Dairesinin 17/12/2012 tarih ve E. 2012/20277,

K.2012/27572; 3/1/2013 tarih ve E.2012/24083, K. 2013/1 sayılı kararları).

Ancak bu örneklerin hiçbiri somut olay açısından bahse konu yolun etkili

olduğunu göstermemektedir. Diğer bir anlatımla, ağır ceza mahkemesinin görevine

giren aynı dosya kapsamındaki suçlarla ilgili olarak tutukluluğun kanunda

öngörülen azami sınırının değerlendirilmesi yönünden etkili bir başvuru imkânı

bulunduğunu söylemek mümkün değildir.

35. Açıklanan nedenlerle, açıkça

dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de görülmeyen başvurunun kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas

İnceleme

36. Başvurucu, tutukluluk

süresinin Kanunda öngörülen azami süreyi aşması nedeniyle hukuki dayanağının

olmadığından şikâyet etmektedir.

37. Anayasa’nın 19. maddesi

şöyledir:

“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve

güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda

öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veya

tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne

çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehlike

teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri

veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı

için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi;

usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da hakkında sınır

dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya

tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz.

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak

kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya

değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan

ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim kararıyla

tutuklanabilir. Hakim kararı olmadan yakalama, ancak

suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun

şartlarını kanun gösterir.

...”

38. Başvurucunun kanuni

tutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin bu şikâyetinin Anayasa’nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

39. Anayasa’nın 19. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu

ilke olarak ortaya konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve

şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum

bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin

özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi

kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı halinde söz konusu

olabilir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

40. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı

13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca

Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 19. maddesindeki

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumların şekil ve

şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesindeki temel hak

ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğine dair kural ile uyumludur (B.

No: 2012/1303, 21/11/2013, § 30).

41. Kişi hürriyeti ve

güvenliğine ilişkin sınırlamaların, kanunda belirtilen esas ve usule

uygunluğunu sağlama yükümlülüğü ilke olarak idari organlara ve derece

mahkemelerine aittir. Anayasa’nın 19. maddesinin amacı bireyi keyfi bir şekilde

özgürlüğünden alıkoymaya karşı korumak olup, maddede öngörülen istisnai

hâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların maddenin amacına uygun

olması ve keyfi uygulamaya yol açmaması gerekir. Bu nedenle

Anayasa’nın 19. maddesinde yer alan hürriyetten yoksun bırakmanın şekil ve

şartlarının kanunda gösterilmesi kuralı gereğince, başvurucunun tutukluluk

durumunun “kanuni” dayanağının

bulunup bulunmadığının, kanunun özgürlükten yoksun kılmaya izin verdiği

hâllerde ise, hukuk devleti ilkesi gereği, keyfiliği önlemek için,

uygulanmasında yeterli ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olup

olmadığının Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir.

42. Tutuklamaya ilişkin hükümler

5271 sayılı Kanun’un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye

göre kişi ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını

gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde tutuklanabilir.

Maddede tutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir (B. No: 2012/1137,

2/7/2013, § 45).

43. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine giren

işlerde tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu

hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabileceği, ancak uzatma süresinin toplam

üç yılı geçemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplam

tutukluluk süresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır.

44. Somut olayda 16/11/2005 tarihinde gözaltına alınan ve 19/11/2005

tarihinde tutuklanan başvurucu, 5271 sayılı Kanun’un yukarıda belirtilen

hükümleri uyarınca tutukluluk için öngörülen azami sürenin aşıldığı iddiasıyla

tahliye talebinde bulunmuştur. Gerek davaya bakan, gerekse itirazı inceleyen

mahkemeler azami beş yıllık süre konusundaki gerekçelerini belirtmek suretiyle

tutukluluğun devamına karar vermişlerdir. Kararın gerekçesinde, “…tutukluluğun her bir suç için ayrı ayrı

değerlendirilmesi gerektiği…” ifade edilmiştir. Mahkemeler,

tutukluluğa dayanak olan her bir suç için ayrı dava açılması ve bunların ayrı

yargı mercilerinde görülmesi halinde sürenin ayrı hesaplanacağını, ağır cezalık

birden fazla suça ilişkin olarak açılan bir dava ya da ayrı ayrı açılmış

olmakla birlikte daha sonra birleştirilen davalarda da aynı yaklaşımın

benimsenmesi gerektiğini, bunun adalet ve eşitlik ilkeleri açısından daha uygun

olduğunu değerlendirmişlerdir.

45. Anayasa’da yer alan hak ve

özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındaki

kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireysel

başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerinin

yorumu ve somut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır.

Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz şekilde aykırı yorumlar ile delil

değerlendirmesinde bariz takdir hatası halinde hak ve özgürlük ihlaline

sebebiyet veren bu tür kararların bireysel başvuruda incelenmesi gerekir.

46. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinde soruşturma ve kovuşturma evrelerinde kişilerin tutulabileceği azami

kanuni süreler düzenlenmiştir. Kişi hakkında birden fazla suça ilişkin aynı

dosya kapsamındaki yargılamada tutukluluk süresinin her bir suç için ayrı ayrı

uygulanamayacağı, uygulanan bir tutuklama tedbirinin yargılama sürecinin bütünü

açısından sonuç doğuracağı daha önce belirtilmiştir (B. No: 2012/1303, 21/11/2013, § 37).

47. 5271 sayılı Kanun’daki azami

tutukluluk süresinin ağır cezalık işler bakımından uzatmalarla birlikte azami

beş yıl olduğu, bu haliyle düzenlemenin öngörülebilir olduğu anlaşılmaktadır.

Ancak derece mahkemelerinin aynı dosya kapsamındaki suçlar yönünden kanuni

tutukluluk süresinin her suç için ayrı ayrı hesaplanması gerektiği yönündeki

yorumu, bireylerin tutuklu olarak yargılanabileceği azami süreyi belirsiz ve

öngörülemez bir şekilde uzatmaya elverişlidir. Zira bir kişi hakkında birden

fazla suç isnadı olması halinde azami tutukluluk süresi her biri için ayrı ayrı

hesaplandığında kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği süre öngörülemez

bir şekilde uzayacaktır. Bir hukuk devletinde henüz suçluluğu hükmen sabit hale

gelmemiş bir bireyin mahkemenin benimsediği yorum nedeniyle belirsiz bir süre

boyunca özgürlüğünden yoksun bırakılması düşünülemez (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 53).

48. Başvurucu 16/11/2005

tarihinde gözaltına alınmış ve 19/11/2005 tarihinde çıkarılan bir müzekkereye

istinaden tutuklanmıştır. Somut olay bakımından 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen azami tutukluluk süresi 16/11/2010 tarihinde dolmuştur. Bu durumda başvurucunun bu

tarihle, hakkında mahkumiyet hükmünün kurulduğu 16/10/2012

tarihi arasındaki tutukluluk hali kanunda aranan şekil ve şartlara

uymamaktadır.

49. Açıklanan nedenlerle,

Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

50. 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas

inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği belirtilmiş, ancak

yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde karar

verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

51. Başvuruda Anayasa’nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucu

hakkında mahkûmiyet kararı verilmekle tutukluluk hali sona ermiştir. Bu

durumda, ihlalin tespiti dışında sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yapılması gereken bir husus bulunmadığı

anlaşılmaktadır.

52. Başvurucu,

ihlal iddiasıyla ilgili olarak tazminattan öte kanunun uygulanmasına yönelik

bir karar verilmesini talep etmekle birlikte, sonrasında 8.700 Euro’dan az

olmamak üzere bir tazminat verilmesini talep etmiştir.

53. Bu

aşamada ihlalin

tespiti dışında sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılabilecek bir işlem olmaması, kişi hürriyeti ve

güvenliğine yönelik müdahale ve yalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek

ölçüdeki manevi zararın varlığı ile somut olayın özellikleri dikkate alınarak

başvurucuya takdiren 9.000 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmiştir.

54. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 172,50 başvuru harcı ve 1.500,00

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.672,50 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. “Kanun’da

öngörülen azami tutukluluk süresinin aşılması” nedeniyle Anayasa’nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya 9.000,00 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 172,50 TL başvuru harcı ve 1.500,00

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.672,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğinden sonra Maliye Hazinesine yapılacak

başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması

halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için

yasal faiz uygulanmasına,

9/1/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Mehmet ERTEN Zehra Ayla PERKTAŞ Burhan ÜSTÜN Nuri NECİPOĞLU Raportör : Muharrem İlhan KOÇ Başvurucu : Uğur HOŞGÖREN Vekili : Av. Ahmet ALKAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2012/999, 9 Ocak 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. B. “Kanun’da
  16. E. Ödemenin, kararın tebliğinden sonra Maliye Hazinesine yapılacak
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2012/999
Tarih
9 Ocak 2014

İlgili Kararlar

  • Veli Özdemir Başvurusu (B. No: 2013/276)
  • Sadık Koçak ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/841)
  • Tevfik Yıldırım Başvurusu (B. No: 2013/4701)
  • Ersin Ceyhan Başvurusu (B. No: 2013/695)
  • Uğur Özdemir Başvurusu (B. No: 2013/2600)
  • İbrahim Ayhan Başvurusu (B. No: 2013/9895)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.