İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yunis Ağlar Başvurusu (B. No: 2013/1239)

1. Başvurucu taşınmazının 3/5/1985 tarih ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 10. maddesi

Başvuru No2013/1239Tarih20 Mart 2014Okuma23 dk · 4.619 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Yunis Ağlar Başvurusu

Karar tarihi
20 Mart 2014
Başvuru Numarası
2013/1239
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.619 kelime·23 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu taşınmazının 3/5/1985 tarih ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 10. maddesi

uyarınca işlem görmesi ile uzun süreden beri kamulaştırma işlemi yapılmaması ve

açtığı tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri sürerek, ihlalin tespitiyle yeniden yargılama yapılmasını,

yeniden yargılamaya hükmedilmemesi halinde uğradığı zararın tazminine karar

verilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 1/2/2013

tarihinde İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari

yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölümün İkinci

Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 16/4/2013 tarihinde yapılan toplantıda, kabul edilebilirlik

ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 17/6/2013 tarihli görüş yazısı

27/8/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş, başvurucu vekili

tarafından 11/9/2013 tarihinde Adalet Bakanlığı görüşüne karşı beyan dilekçesi

ibraz edilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru dilekçesi ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucuya ait olan

İstanbul ili Ümraniye ilçesi Dudullu Mahallesi 17

pafta 3035 parsel sayılı taşınmaz 18/8/2004 tarihli

nazım imar planı ile kısmen park alanı, kısmen dere koruma alanı, kısmen konut

alanına alınmıştır.

8. Taşınmaz daha sonra 16/1/2008 tarihli uygulama imar planı uyarınca kısmen park

alanı, kısmen dere koruma alanı, kısmen konut alanına alınmıştır.

9. Başvurucu tarafından 26/8/2010 tarihinde yapılan, taşınmazın konut alanı dışında

kalan bölümlerinin konut alanına alınmasına ilişkin plan değişikliği müracaatı,

İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinin 14/10/2010 tarih ve 2280 sayılı kararı

ile reddedilmiştir.

10. Taşınmaza ilişkin

kamulaştırma işlemi yapılmaması üzerine başvurucu tarafından Ümraniye 2. Asliye

Hukuk Mahkemesine açılan kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası

Mahkemenin 25/8/2011 tarih ve E.2010/767, K.2011/481

sayılı kararı ile uygulama imar planının kesinleşme tarihinden itibaren, 3194

sayılı Kanun’un 10. maddesinde yer alan beş yıllık sürenin geçmediği

belirtilerek reddedilmiştir.

11. Kararın temyiz edilmesi

üzerine, ilk derece mahkemesi kararı Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 12/3/2012 tarih ve E.2011/19483, K.2012/4517 sayılı kararı

ile onanmıştır.

12. Karar düzeltme talebi

Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 8/11/2012 tarih ve

E.2012/15169, K.2012/22030 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

13. 3194 sayılı Kanun’un “İmar programları, kamulaştırma ve

kısıtlılık hali” kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:

“Belediyeler; imar

planlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik etmek

üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlarlar. Beş yıllık imar programlarının

görüşülmesi sırasında ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarının temsilcileri

görüşleri esas alınmak üzere Meclis toplantısına katılır. Bu programlar,

belediye meclisinde kabul edildikten sonra kesinleşir. Bu program içinde

bulunan kamu kuruluşlarına tahsis edilen alanlar, ilgili kamu kuruluşlarına

bildirilir. Beş yıllık imar programları sınırları içinde kalan alanlardaki kamu

hizmet tesislerine tahsis edilmiş olan yerleri ilgili kamu kuruluşları, bu

program süresi içinde kamulaştırırlar. Bu amaçla gerekli ödenek, kamu

kuruluşlarının yıllık bütçelerine konulur.

İmar programlarında,

umumi hizmetlere ayrılan yerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama konulan

gayrimenkuller kamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili projeler gerçekleştirilinceye

kadar bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla verilen haklar devam eder.”

14. 3194 sayılı Kanun’un “İmar planlarında umumi hizmetlere

ayrılan yerler” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“(Birinci fıkra

iptal: Ana.Mah.nin 29/12/1999 tarihli ve E.:1999/33, K.:1999/51 sayılı Kararı ile)

İmar programına

alınan alanlarda kamulaştırma yapılıncaya kadar emlak vergisi ödenmesi

durdurulur. Kamulaştırmanın yapılması halinde durdurma tarihi ile kamulaştırma

tarihi arasında tahakkuk edecek olan emlak vergisi, kamulaştırmayı yapan idare

tarafından ödenir. Birinci fıkrada yazılı yerlerin kamulaştırma yapılmadan önce

plan değişikliği ile kamulaştırmayı gerektirmeyen bir maksada ayrılması halinde

ise durdurma tarihinden itibaren geçen sürenin emlak vergisini mal sahibi öder.

(Üçüncü fıkra iptal: Ana.Mah.nin 29/12/1999 tarihli ve E.:1999/33,

K.

1999/51 sayılı Kararı ile)

Onaylanmış imar

planlarında, birinci fıkrada yazılı yerlerdeki arsa ve arazilerin, bu Kanunda

öngörülen düzenleme ortaklık payı oranı üzerindeki miktarlarının mal

sahiplerince ilgili idarelere bedelsiz olarak terk edilmesi halinde bu terk

işlemlerinden ayrıca emlak alım ve satım vergisi alınmaz.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

15. Mahkemenin 20/3/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

1/2/2013 tarih ve 2013/1239 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

16. Başvurucu, taşınmazının

Ümraniye Belediye Başkanlığınca 18/8/2004 tarihli nazım

imar planı ile kısmen park alanı, kısmen dere koruma alanı, kısmen konut

alanına alındığını, taşınmazın daha sonra 16/1/2008 tarihli uygulama imar planı

uyarınca kısmen park alanı, kısmen dere koruma alanı, kısmen konut alanına

alındığını, nazım imar planının üzerinden çok uzun bir süre geçmesine rağmen

imar programı hazırlanarak ilgili idarelerce kamulaştırma yapılmadığını,

taşınmazın imar planları kapsamındaki durumu nedeniyle taşınmazda inşaat

yapamadığını, satamadığını ve bu yolla kar elde etme olanağının elinden

alındığını, taşınmazın kamulaştırılmaması nedeniyle peşin ödenmesi gereken

kamulaştırma bedelini alıp, bu bedeli de farklı yatırımlara yönlendiremediğini,

taşınmazının imar planındaki niteliği nedeniyle değerinin büyük ölçüde

azaldığını ve taşınmazındaki uzun süreli kısıtlama nedeniyle açtığı tazminat

davasının Mahkemece uygulama imar planı tarihi nazara alınarak ve bu tarih

itibarıyla 3194 sayılı Kanun’da yer verilen beş yıllık süreninin dolmadığından

bahisle reddedildiğini belirterek, Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

17. Başvuru dosyası kapsamından,

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun, kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas İnceleme

18. Başvurucu, taşınmazının 3194

sayılı Kanun’un 10. maddesi uyarınca işlem görmesi ile uzun süreden beri

kamulaştırma işlemi yapılmaması ve açtığı tazminat davasının reddedilmesi

nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

19. Adalet Bakanlığı görüşünde,

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin birinci

fıkrasının ilk cümlesi ve Anayasa’nın 35. maddesi çerçevesinde, başvurucunun

taşınmazına fiilen el atılmamış olmasına ve taşınmazın hâlihazırda tapuda

başvurucu adına kayıtlı olmasına rağmen, taşınmazın kullanılabilirliğinin

azaldığının, başvurucu tarafından ileri sürülen durumun etkilerinin mülkiyet

hakkına yönelik kısıtlamalardan ileri geldiğinin ve gayrimenkulün değeri ile

ilişkili olduğunun, imar planlarının kamu yararını gözettiğinin ve başvuruya

konu kanun hükmünün uygulanmasında, Yargıtayın

istikrar kazanmış içtihatları uyarınca, imar planı kapsamında umumi hizmetlere

ayrılan taşınmazların uygulama imar planının kesinleşmesinden itibaren beş

yıllık süre içerisinde kamulaştırılmaması durumunda kamulaştırmasız el atma

nedeniyle tazminat talep etme imkânının kabul edildiğinin yapılacak

değerlendirmede dikkate alınması gerektiği ve öngörülen beş yıllık sürenin

hesabında hangi tarihin esas alınacağı hususunun Anayasa Mahkemesinin

takdirinde olduğu bildirilmiştir.

20. Anayasa’nın “Mülkiyet hakkı” kenar başlıklı 35. maddesi

şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve

miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu

yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının

kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”

21. Anayasa’nın 35. maddesinde

yer verilen mülkiyet kavramı, kapsam itibarıyla 22/11/2011

tarih ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununda yer alan mülkiyet kavramı ile

sınırlı olmamakla birlikte, taşınmaz mülkiyetinin Anayasa’nın 35. maddesinin

güvence kapsamına girdiğinde kuşku yoktur (B. No. 2013/382, 16/4/2013, § 25).

22. Mülkiyet hakkı, kişiye

başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak

koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerden yararlanma ve

tasarruf olanağı verir (AYM, E.2002/112, K.2003/133, K.T. 10/4/2003).

23. Anayasada benimsenmiş olan

mülkiyet anlayışında, hakkın iki temel yönü bulunmakta olup, bunlardan ilki

mülkiyetin kişiye sağladığı haklar, diğeri ise kişiye yüklediği ödevlerdir. Bu

nedenle mülkiyet hakkının özü yetki ve ödevlerden oluşmaktadır. Ancak,

Anayasada benimsenen mülkiyet anlayışında özel mülkiyet kural, hakkın

sınırlandırılması ve malike ödevler yüklenmesi ise istisnadır.

24. Mülkiyet hakkının

sınırlamaları ve güvenceleri açısından Anayasa’nın 35. maddesinin 13. maddeyle

birlikte değerlendirilmesinden doğan genel rejim yanında, Anayasa’nın başka

maddelerinde de mülkiyete ilişkin ek güvence ve sınırlama hükümlerine yer

verilmekle birlikte, bunlardan en önemlisi şüphesiz mülkiyeti bir hak olarak tanımlayan

35. maddedir. Maddenin birinci fıkrasında genel olarak hak tanınmakta; ikinci

ve üçüncü fıkralarda ise sınırlama ve güvence ölçütleri gösterilmektedir.

Belirtilen hüküm uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla

sınırlanabilecek ve bu sınırlama kanunla yapılabilecektir. Bu sınırlama ve

güvence ölçütlerinin Anayasa’nın 13. maddesi ışığında yorumlanması gerekir.

Zira belirtilen Anayasa hükmü, hak

ve özgürlükleri sınırlama ve güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup,

Anayasada yer alan bütün hak ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi

ölçütler göz önünde bulundurularak sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır.

25. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”

kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve

hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu

sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik

Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

26. Anayasanın bütünselliği

ilkesi çerçevesinde, Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları

göz önünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan, belirtilen düzenlemede yer

alan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tüm güvence ölçütlerinin,

Anayasa’nın 35. maddesinde yer verilen hakkın kapsamının belirlenmesinde de

gözetilmesi gerektiği açıktır. Bu kapsamda mülkiyet hakkı, özüne

dokunulmaksızın, kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabilir. Ayrıca yapılan

sınırlamalar Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin

gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz (AYM, E.1999/33, K.1999/51,

K.T. 29/12/1999).

27. Anayasa’nın gerek 35.

gerekse 13. maddesine göre, mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kanunla

düzenlenmesi gerekmektedir. Kanun dışında herhangi bir hukuk normu ile

getirilen sınırlama, sınırlamada kamu yararı olsa dahi, Anayasa’nın 35. ve 13.

maddelerine aykırılık teşkil edecektir. Zira belirtilen hükümlerin ifade tarzı,

mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların mutlaka şekli anlamda kanun ile

yapılması zorunluluğuna işaret etmektedir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz

olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir kanun hükmünün,

yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır. Hak ve

özgürlüklerin yasayla sınırlanması ölçütü Anayasal temel hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında vazgeçilmez bir unsur olup, bu koşulun sağlanmaması

durumunda diğer güvence ölçütlerinin değerlendirilmesinin bir anlamı yoktur (B.

No. 2013/1287, 19/12/2013, § 36).

28. Anayasa’nın 35. maddesi

uyarınca, mülkiyet hakkı kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir.

Mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmesi Anayasa’nın 2.

maddesinde belirtilen sosyal hukuk devleti ilkesiyle de yakından ilgili olup,

Anayasa Mahkemesi kararlarında da kamu yararı kavramı, sosyal hukuk devletinin

tanımlanmasında göz önünde bulundurulması gereken unsurlardan biri olarak

nitelendirilmektedir. Bu bağlamda sosyal hukuk devleti ilkesinin hayata

geçirilebilmesi için zaman zaman farklı ekonomik ve sosyal politikalar

uygulanması gerekebilmekte, bu politikaların uygulanabilmesi için de kamu

yararı amacıyla mülkiyet hakkına sınırlamalar getirilmesi ihtiyacı doğmaktadır

(AYM, E. 2000/77, K. 2000/49, K.T. 21/11/2000). Toplum

yararı, ortak çıkar, genel yarar gibi birbirinin yerine kullanılan kavramlarla

ifade edilen ve bireysel çıkardan farklı, onun üstünde ortak bir yarar olan

kamu yararı, Anayasa’nın 35. maddesinin mülkiyet hakkı açısından öngördüğü özel

sınırlandırma sebebi olup, genel yarar ve toplumsal yarar gibi ifadeleri de

kapsayacak şekilde geniş yorumlanmaktadır (AYM, E. 1999/46, K. 2000/25, K.T. 20/09/2000). Kamu yararı kavramı, mülkiyet hakkının kamu

yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılması imkânı vermekle, bir

sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra, mülkiyet hakkının kamu yararı amacı

dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir sınırlama sınırı

oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır.

29. Kamu yararı kavramı, devlet

organlarının takdir yetkisini de beraberinde getiren bir kavram olup, objektif

bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün her somut olay temelinde ayrıca

değerlendirilmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi de birçok kararında, kamu

yararının gerektirdiği durumların belirlenmesinin kanun koyucunun takdirinde

olduğunu vurgulamaktadır. Ancak belirtilen bu takdir yetkisi sınırsız olmayıp,

kanun koyucunun kamu yararına olan düzenlemeleri belirleme ve yürürlüğe koyma

yetkisi Anayasa normları ile sınırlıdır. Bu nedenle yasa koyucu takdir alanına

giren konularda anayasal ilkelere uygun düzenlemeler yapmak zorundadır (AYM, E.

1992/22, K. 1992/40, K.T. 17/6/1992). Bu bağlamda

makul bir temelden açıkça yoksun olan düzenlemelerin kamu yararının tespitine

ilişkin takdir yetkisi kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. James ve

Diğerleri/Birleşik Krallık, B.No. 8793/79,

21/2/1986, § 46).

30. Anayasa’nın 13. maddesine

göre temel haklara yönelik sınırlamalar Anayasa’nın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülük ilkesine aykırı olamaz. Bu ilkeler diğer temel hak

ve özgürlüklerde olduğu gibi, mülkiyet hakkına ilişkin sınırlamalar bakımından

da geçerlidir. Anayasa’nın sözünden kasıt, Anayasa’da lafzen yer alan

kurallardır. Bunun yanı sıra Anayasa özü ile de birtakım kurallar koymakta

olup, Anayasa’nın koyduğu açık kuralların dayandığı hukuk ilkeleri dahi,

Anayasa kuralı gibi bağlayıcıdır. Bu anlamda Anayasa’nın ruhu kavramı bir bütün

olarak Anayasa’nın tamamını ifade etmekle, mülkiyet hakkına getirilecek

sınırlamaların da Anayasa’nın genel felsefesine ve ondan çıkan temel anlama

uygun olması gerekmektedir. Bu bağlamda, getirilecek sınırlamanın Anayasa’nın

başlangıç kısmında yer verilen hususlara ve özellikle 2. maddesinde belirtilen

niteliklere uygun olması gözetilmelidir.

31. Çağdaş demokrasiler, temel

hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı

rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup onları büyük ölçüde

kısıtlayan veya tümüyle kullanılamaz hale getiren sınırlamaların demokratik

toplum düzeninin gerekleriyle bağdaştığı kabul edilemez. Demokratik hukuk

devletinin amacı kişilerin hak ve özgürlüklerden en geniş biçimde

yararlanmalarını sağlamak olduğundan, yasal düzenlemelerde insanı öne çıkaran

bir yaklaşımın esas alınması gerekir. Bu nedenle getirilen sınırlamaların

yalnız ölçüsü değil, koşulları, nedeni, yöntemi ve kısıtlamaya karşı öngörülen

kanun yolları gibi unsurların tamamı demokratik toplum düzeni kavramı içinde

değerlendirilmelidir (AYM, E.1999/33, K.1999/51, K.T. 29/12/1999).

32. Mülkiyet hakkının ayrıca

hakkın özüne dokunulmadan ve ölçülülük ilkesine riayetle sınırlandırılması

gerekmektedir. Hakkın özü, dokunulduğunda söz konusu temel hak ve özgürlüğü

anlamsız kılan asli çekirdeği ifade etmekte olup, bu yönüyle her temel hak

açısından kişiye dokunulmaz asgari bir alan güvencesi sağlamaktadır. Bu

çerçevede, hakkın kullanılmasını önemli ölçüde güçleştiren, hakkı kullanılamaz

hale getiren veya ortadan kaldıran sınırlamaların, hakkın özüne dokunduğu kabul

edilmelidir. Mülkiyet hakkı bağlamında da, mülkiyet hakkını oluşturan

yetkilerin tamamının veya bir ya da belirli bir kısmının ortadan kaldırılması,

kullanılamaz hale getirilmesi veya kullanılmasının aşırı derecede

güçleştirilmesi sonucunu doğuran müdahalelerin, bu hakkın özünü zedeleyeceği

açıktır (AYM, E.2002/112, K.2003/33, K.T. 10/4/2003;

E.1999/33, K.1999/51, K.T. 29/12/1999). Ölçülülük ilkesinin amacı da, temel hak

ve özgürlüklerin gereğinden fazla sınırlandırılmasının önlenmesidir. Anayasa

Mahkemesi kararları uyarınca ölçülülük ilkesi, sınırlama için kullanılan aracın

sınırlama amacını gerçekleştirmeye uygun olmasını ifade eden elverişlilik,

sınırlayıcı önlemin sınırlama amacına ulaşmak bakımından zorunlu olmasına

işaret eden zorunluluk ve araçla amacın orantısız bir ölçü içinde bulunmaması

ile sınırlamanın ölçüsüz bir yükümlülük getirmemesini deyimleyen

oranlılık unsurlarını içermektedir (AYM, E.2012/100, K.2013/84, K.T. 4/7/2013).

33. Mülkiyet hakkına ilişkin

Anayasa Mahkemesi kararlarında söz konusu ölçütler çoğunlukla birlikte

uygulanmak suretiyle, bireyin hakkıyla kamu yararı arasında kurulması gereken

adil dengeye vurgu yapılmaktadır (AYM, E.2002/112, K.2003/33, K.T. 10/4/2003; AYM, E.1999/33, K.1999/51, K.T. 29/12/1999).Bu

noktada, belirtilen ölçütlere riayetle bir sınırlandırma yapılıp yapılmadığının

tespiti için, müdahale teşkil ettiği ve mülkiyet hakkının ihlalini sonuçladığı iddia edilen önlemin temelini oluşturan kamu

yararı karşısında, bireye düşen fedakârlığın ağırlığının göz önünde

bulundurulması ve toplumun genel yararının gerekleri ile bireyin temel hakkının

korunması arasında adil bir dengenin kurulup kurulmadığının belirlenmesi

zorunludur (AYM, E.1999/33, K.1999/51, K.T. 29/12/1999; Benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Sporrong ve Lönnroth/İsveç,

B.No.7151/75, 23/9/1982, § 69). Mülkiyet hakkının sınırlandırılması mümkün

olmakla beraber, sınırlamada öngörülen meşru amaç ile,

sınırlandırma arasında orantısızlık bulunmamalı, toplumun sınırlandırma ile

ulaşacağı genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandırılan bireyin

kaybının dengelenmesine özen gösterilmelidir.

34. İmar planları onaylanarak

bağlayıcılık kazandıktan sonra, idare ve bireyler açısından bir takım hukuki

sonuçlar doğurmaktadır. Bir başka ifadeyle imar planları, idare ve bireyler

açısından bazı yükümlülükler meydana getirmekte ve özellikle mülkiyet haklarına

ilişkin sınırlamalar öngörmektedir. Özel hukuk gerçek ve tüzel kişileri

açısından, imar planlarının onaylanmasından sonra, özellikle imar sınırları

içinde girecekleri her türlü imar ve yapı faaliyetlerinde imar plan ve imar

programlarına uygun davranmak, her türlü yapı için ilgili idareden izin almak

ve izin ilkelerine uygun olarak yapı inşa etmek yükümlülüğü doğmaktadır. Somut

başvuru açısından, 3194 sayılı Kanun’un 10. maddesinde yer alan, imar

planlarının yürürlüğe girmesinden itibaren en geç üç ay içinde, bu planı tatbik

etmek üzere beş yıllık imar programlarının hazırlanacağı ve beş yıllık imar

programları sınırları içinde kalan alanlardaki kamu hizmet tesislerine tahsis

edilmiş olan yerlerin ilgili kamu kuruluşlarınca bu program süresi içinde

kamulaştırılacağı düzenlemesi karşısında, uygulama imar planı kapsamında kısmen

park alanı, kısmen dere koruma alanı, kısmen konut alanı olarak belirlenen

taşınmazı üzerinde, başvurucunun mülkiyet hakkından kaynaklanan yetkilerinin tahdit edilmiş olduğu anlaşılmakla, belirtilen uygulamanın,

başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkına

bir müdahale oluşturduğu açıktır. Bu nedenle, yukarıda yer verilen sınırlama ve

güvence ölçütleri çerçevesinde, belirtilen müdahalenin haklılığının

denetlenmesi gerekmektedir.

35. Başvurucunun ihlal iddiasına

konu uygulamanın, 3194 sayılı Kanun’un 10. maddesi uyarınca yapıldığı

anlaşılmaktadır.

36. Genel olarak imar

planlamasının amacı, belediye ve mücavir alanların dışında, kamu ve toplum

yararını gerçekleştirecek hukuki çerçevenin oluşturulmasıdır. 3194 sayılı

Kanun’un 1. maddesinde de kanunun amacı, yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki

yapılaşmaların, plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü

sağlamak şeklinde açıklanmıştır. 3194 sayılı Kanun’un arazi

ve arsa düzenlemesi sırasında kamu hizmetleri ve tesisleri için yeterli

yerlerin ayrılması konusunda da düzenlemeler öngördüğü, bu düzenlemeler

arasında yer alan 10. madde ile de düzgün yapılaşmanın yanı sıra o beldede

yaşayan halkın çalışma, dinlenme, ulaşım, sağlık, sosyal, kültürel ve güvenlik

gibi her türlü ortak ihtiyaçlarına çözüm bulmayı ve planın kapsadığı alan

içerisinde yaşayanların daha sağlıklı, temiz, düzenli ve altyapısı oturmuş,

ihtiyaçları karşılamaya yeterli ve gelişimi kurallara bağlanmış ortamlarda

yaşamalarını temin etmeyi amaçladığı anlaşılmaktadır.

37. Toplum yaşamını yakından

etkileyen fiziksel çevrenin sağlıklı bir yapıya kavuşturulması ve toprağın

koruma ve kullanma dengesinin en rasyonel biçimde belirlenmesi için hazırlanan

imar planları kamu yararı amacını taşıması gereken belgeler olduğundan,

yargısal denetiminde bu hususlara riayet edilip edilmediği, planlanan yörede

bulunan parsellerin imar planında tahsis edildikleri amaç yönünden şehircilik

ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına uygun düşüp düşmediği irdelenmekte

olup, somut başvuru açısından söz konusu imar planlarının yargısal denetimi

hususunda herhangi bir iptal davası da açılmadığı görülmekle, esasen yapılan

imar düzenlemesinin 3194 sayılı Kanun’un 10. maddesi uyarınca kamu yararı

amacıyla yapıldığı hususunun başvurucunun da kabulünde olduğu anlaşılmaktadır.

38. Başvurucunun iddiaları,

sahip olduğu taşınmazla ilgili imar planlarının taşınmaz üzerinde doğurduğu

sonuçlarla ilgilidir. Başvurucu, söz konusu imar planlarının

ve beraberinde getirdiğini iddia ettiği inşaat yasaklarının ilgili mevzuat

hükümlerine uygun olduğuna itiraz etmemekle birlikte, imar planlarının ve

beraberinde getirdiği inşaat yasağının çok uzun bir süre, taşınmazına ilişkin kamulaştırma

işlemi yapılmaksızın yürürlükte kaldığını beyan ederek, bu tedbirlerin mülkiyet

hakkı üzerinde meydana getirdiği olumsuz sonuçlara işaret etmektedir. Bu

kapsamda başvurucu, taşınmazından tam anlamıyla istifade etme olanağını

yitirdiğini, taşınmazını normal piyasa fiyatlarından satma imkânını

kaybettiğini ve taşınmazının imar planındaki niteliği nedeniyle değerinin büyük

ölçüde azaldığını belirterek, bahse konu bu durum dikkate alındığında, mülkiyet

hakkına karşı orantısız bir müdahalenin yapıldığını ileri sürmektedir. Bu

nedenle başvurucu, mülkiyet hakkından hukuken yoksun bırakılmadığı halde, söz

konusu imar planlarının ve beraberinde getirdiği inşaat yasağının taşınmazından

yararlanma ve tasarruf etme yetkilerini ağır kısıtlamalara tabi tuttuğunu ve

her hangi bir tazminata da meydan vermediğini belirterek, söz konusu

tedbirlerin yürürlükte kaldığı süreçte, mülkiyet hakkının özünden yoksun

bırakıldığını vurgulamaktadır.

39. İmar planı kapsamında kalan

taşınmaz malikleri, mülkiyet haklarını ancak imar mevzuatının öngördüğü esaslar

doğrultusunda kullanabilecektir. Zira imar planına konu yürürlük sahasında

kalan özel mülkiyete konu taşınmaz sahipleri, imar mevzuatının gerektirdiği

kısıtlama ve kullanma esaslarına uymak zorundadırlar.

40. 3194 sayılı Kanun’un 10.

maddesinin ikinci fıkrasında, imar programlarında, umumi hizmetlere ayrılan

yerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama konulan gayrimenkuller

kamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili projeler gerçekleştirilinceye

kadar bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla verilen hakların devam edeceği

belirtilmiş olup, 3194 sayılı Kanun’un umumi hizmetlere ayrılan yerlerde inşaat

veya mevcut bina varsa esaslı değişiklik ve ilaveler yapılmasını yasaklayan 13.

maddesinin birinci fıkrası ile ikinci fıkra hükmü Anayasa Mahkemesince iptal

edilmiş olmakla beraber (AYM, E.1999/33, K.1999/51, K.T. 29/12/1999),

imar planlarının buyurucu özelliği karşısında inşaat izni başvurularının ilgili

idarelerce kabul görmeme ihtimali yüksektir. Somut başvuru açısından da benzer

durum söz konusu olup, başvurucu tarafından 26/8/2010

tarihinde yapılan, taşınmazın konut alanı dışında kalan bölümlerinin de konut

alanına alınmasına ilişkin plan değişikliği müracaatının, İstanbul Büyükşehir

Belediye Meclisinin 14/10/2010 tarih ve 2280 sayılı kararı ile reddedildiği

anlaşılmaktadır. 3194 sayılı Kanun'un 13. maddesinin iptal

edilen birinci ve üçüncü fıkraları nedeniyle doğan hukuksal boşluğun, kamu

düzenini ve kamu yararını olumsuz yönde etkileyeceğinden bahisle, gerekli

düzenlemelerin yapılması için yasama organına süre tanımak amacıyla iptal

kararının Resmî Gazete'de yayımından başlayarak altı

ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup, belirtilen sürenin dolmuş

olmasına rağmen yasama organınca bu konuda herhangi bir düzenlemenin yapılmamış

olduğu görülmektedir. Bu bağlamda, belirtilen hükümler iptal edilmiş

olmakla beraber, hiçbir taşınmaz imar planında ayrıldığı amaç dışında

kullanılamayacağı için, taşınmazlar hakkındaki inşaat yasağına ilişkin

kısıtlamanın fiilen devam ettiği anlaşılmaktadır.

41. Taşınmaz maliklerinin,

taşınmazlarının kamulaştırılması veya imar planındaki amacının değiştirilmesi

hususunda ilgili idareye yaptıkları başvurunun reddedilmesi durumunda, talebin

açıkça veya zımnen reddedilmesi yolundaki işlemlerin dava konusu edilmesi

mümkün olmakla beraber, Danıştayın istikrar kazanmış

içtihadının idarelerin kamulaştırma yapmaya zorlanamayacakları yönünde olduğu

anlaşılmaktadır. Ancak Yargıtayın istikrar kazanmış

içtihadı uyarınca, mülkiyete eylemli olarak el atılıp tamamen veya kısmen

kullanılmasına engel olunması ile imar uygulaması sonucu o kişinin mülkiyetinde

olan taşınmaza hukuken kullanmaya engel sınırlamalar getirilmesi arasında

sonucu itibari ile bir fark bulunmadığına ve her ikisinin de kişinin mülkiyet

hakkının sınırlandırılması anlamında aynı sonucu doğurduğuna işaret edilerek,

3194 sayılı Kanun’un 10. maddesinin tatbik edildiği hallerde, kamulaştırmasız

el atmadan söz edilebileceğinin kabul edildiği (Y.H.G.K.,

E.2010/5-662, K.2010/651, K.T.15/12/2010), bununla birlikte, somut başvuruya

konu karara benzer şekilde, kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat

talebinde bulunulması durumunda, 3194 sayılı Kanun’un 10. maddesinde öngörülen

beş yıllık sürenin taşınmaz kamulaştırılmaksızın geçmesi koşulunun arandığı

görülmektedir. Bunun yanı sıra, Uyuşmazlık Mahkemesi’ne yansıyan başvurular

sonucunda Mahkemece, somut başvuruya benzer şekilde imar planı ve buna dayalı

imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davaların

idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel

olanlar tarafından açılan tam yargı davaları kapsamında idari yargı yerince

çözümlenmesi gerektiğine işaret edildiği (Uyuşmazlık Mahkemesi, E.2012/157,

K.2012/182, K.T.24/9/2012), 4/11/1983 tarih ve 2942 sayılı Kamulaştırma

Kanunu’nun geçici 6. maddesinde 24/5/2013 tarih ve 6487 sayılı Kanunla yapılan

değişiklik kapsamında, anılan maddenin onuncu fıkrasında, uygulama imar

planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili

kanunların uygulamasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3194 sayılı

Kanunda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda

dava açılabileceği düzenlemesine yer verildiği ve belirtilen değişiklik

sonrasında Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca, imar kısıtlamalarından kaynaklanan

tazminat davalarının idari yargıda açılması gerektiğine hükmedilerek (Y.H.G.K., E.2013/5-603, K.2013/1503, K.T.30/10/2013), Danıştay

tarafında da, somut başvuruya benzer uyuşmazlıklar açısından, 3194 sayılı

Kanun’un 10. maddesine dayanan uygulama nedeniyle mülkiyet hakkının belirsiz

bir süre ile kısıtlandığı ve bu kısıtlamanın idarece bir karar alınarak

kaldırılmadığının sabit olması durumunda, taşınmaz malın değerinin hesaplanarak

ilgilisine ödenmesi ve bu değerin 2942 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınarak

saptanması gerektiği kabul edilmekle birlikte, tazmin koşullarının oluşması

noktasında 3194 sayılı Kanun’un 10. maddesinde yer verilen beş yıllık süre

sınırına işaret edildiği (D. 6. D., E.2011/8152, K.2013/2702, K.T.17/4/2013)

anlaşılmaktadır.

42. Başvurucunun, taşınmazının

3194 sayılı Kanun’un 10. maddesine istinaden yapılan uygulama nedeniyle değer

kaybettiğini iddia ederek, uğradığı zararın tazmini talebiyle 6/12/2010 tarihinde Ümraniye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin

E.2010/767 sırası üzerinde açtığı dava, Mahkemece, dava konusu parselin imar

durum belgesinin kesinleşme tarihi olan 16/1/2008 tarihinden itibaren, 3194

sayılı Kanun’un 10. maddesinde öngörülen beş yıllık düzenleme süresinin

geçmediği belirtilerek reddedilmiş, ilk derece mahkemesi kararı kanun yolu

incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.

43. Başvurucu, iddiasına konu

imar düzenlemesinin 3194 sayılı Kanun’un 10. maddesi uyarınca yapıldığı

noktasında bir itirazı olmamakla ve iptal davası açmayarak söz konusu işlemde

kamu yararı amacının gözetildiğini zımnen kabul etmekle birlikte, imar planının

kesinleştiği tarihin üzerinden çok uzun bir süre geçmesine rağmen taşınmazına

ilişkin kamulaştırma işlemi yapılmamasından ve bu hareketsizliğe bağlı olarak,

idare aleyhine açtığı tazminat davasında önceki tarihli nazım imar planının

değil uygulama imar planının kesinleşme tarihi esas alınarak talebinin

reddedilmesinden dolayı mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Nazım imar planı, şehrin ana

dokusunu gösteren ve genel ilkeleri belirleyen plandır. İmar planına konu

düzenleme alanındaki konut, ticaret ve sanayi bölgeleri, yeşil alanlar,

yerleşim dışı alanlar, ulaşım sistemleri bu plan kapsamında belirlenmektedir.

Ancak nazım imar planları kesin sınır ve biçim belirlemeyip, üzerinden ölçü

alınamamakta ve uygulama için kullanılamamaktadır. Nazım imar planı kentin

çeşitli işlev alanlarının ve toprak parçalarının kullanım biçimlerini

saptarken, uygulama imar planı sözü geçen planların uygulanmaları için gerekli

tüm teknik ayrıntıları içermektedir. Belirtilen bu hususlar ışığında ve

özellikle imar planlarının yukarıda belirtilen nitelikleri gereği, idare

aleyhine açılan tazminat davalarında sürenin tespitinde, uygulama imar planının

kesinleşme tarihinin nazara alınması noktasında yapılan değerlendirmede bariz

bir takdir hatası bulunmadığı anlaşılmaktadır.

44. Başvurucu imar planı

kapsamında kısmen park alanı ve kısmen dere koruma alanı olarak belirlenen

taşınmazının, etrafında yollar, kanalizasyonlar, ışıklandırma çalışmaları ve

çevre düzenlemelerinin yapıldığını ve taşınmazının bulunduğu bölgede büyük iş

merkezleri, rezidanslar ve lüks daireler bulunduğunu

ve çevresindeki sosyal yaşam alanlarıyla birlikte son zamanlarda cazibe merkezi

haline geldiğini, ancak yapılan imar düzenlemesi nedeniyle taşınmazın kullanım

hakkının kısıtlanmasına bağlı olarak büyük ölçüde değer kaybına uğradığını

iddia ederek, taşınmazının öznel durumuna işaret etmektedir. Başvuruya konu

yargılama dosyası içeriğinde yer alan kurum müzekkereleri ve bilirkişi raporu

kapsamından, başvurucuya ait taşınmazın 16/1/2008

tarihli uygulama imar planı kapsamında kısmen konut alanı, kısmen park alanı ve

kısmen dere koruma alanı lejantında kaldığı, imar uygulama işlemi görmemiş olan

taşınmazın kadastral parsel niteliğinde olduğu, taşınmazın

Hatboyu caddesinden cephe aldığı ve söz konusu yolun

ana arter listesinde bulunduğu, mücavir alan sınırları içerisinde kalan

taşınmazın etrafının meskun olup yoğun yerleşim alanında kaldığı

anlaşılmaktadır.

45. İmar planlarının belirli

aralıklarla, düzenlemeye konu olan alanın imar ve gelişimini denetim altına

almayı amaçlamalarından dolayı, imar planı ile getirilen esasların bir anda

gerçekleştirilebilmesi hukuki, mali ve teknik sebeplerden dolayı mümkün

değildir. Dolayısıyla, imar planlarının uygulanması amacıyla yapılması gereken

imar, yapı ve kamulaştırma işlemlerinin bir programa bağlanarak, imar planı

uygulamasının bölümlere ayrılmasında ve bunların belirli zaman diliminde gerçekleştirilmesinde

zorunluluk bulunmaktadır. 3194 sayılı Kanun imar planlarının beşer yıllık imar

programları yapılarak bir program dâhilinde ve etaplar halinde uygulanmalarını

öngörmüştür. Beş yıllık imar programlarının görüşülmesi

sırasında ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarının temsilcilerinin de görüşleri

esas alınmak üzere meclis toplantısına katılmaları hususunun 3194 sayılı

Kanun’un 10. maddesinde açıkça düzenlenmesinin nedeninin de, ilgili idarelerin

kamu hizmet tesislerine tahsis edilen yerlerden bir an önce haberdar olmaları

suretiyle, belirtilen yerlerin kamulaştırılması için ilgili idarelerin

bütçesine gerekli ödeneğin konulması ve programda yer alan işlerin bir an önce

gerçekleştirilmesinin sağlanması olduğu açıktır.

46. Başvurucunun taşınmazının

uygulama imar planı gereği kısmen konut alanı, kısmen park alanı ve kısmen

yeşil alan olarak tespit edilmiş olmasına rağmen, uygulama imar planının

kesinleştiği tarih olan 16/1/2008 tarihinden itibaren

dava tarihine kadar geçen yaklaşık iki yıl on bir aylık süreçte

kamulaştırılmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle başvurucu, hukuken taşınmazın

maliki konumunda olmakla, taşınmazı kullanma, satma, vasiyet etme, bağışlama,

ipotek etme veya sair hukuki işlemlerde bulunma hakkına sahiptir. Zira

taşınmazın mülkiyetinin kamuya geçmesi ancak kamulaştırma işlemi ile

gerçekleşecektir. Ancak başvurucunun iddiaları esasen söz konusu taşınmazı

tasarruf etme imkânının daraltılmasından kaynaklanmaktadır. Söz konusu imar

uygulaması nedeniyle taşınmaza ilişkin belirtilen hukuki tasarruflarda bulunma

imkânının şeklen varlığını sürdürmesine rağmen, fiilen kullanılmasının

güçleştiği açıktır. Bu kapsamda başvurucu, mülkiyet hakkından hukuken yoksun

bırakılmadığı halde, söz konusu imar planının taşınmazından yararlanma ve tasarruf

etme yetkilerini kısıtlamalara tabi tuttuğu anlaşılmaktadır.

47. Kamu makamlarının, özellikle

büyük şehirlerin gelişmeleri gibi karmaşık ve zor bir alanda kendi imar

politikalarını uygulamak için geniş bir takdir alanı kullanmaları doğal olmakla

birlikte, belirtilen takdir yetkisinin Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkını ve Anayasa’nın 13. maddesinde yer verilen

güvence ölçütlerini gözetecek şekilde kullanılıp kullanılmadığının denetlenmesi

zorunludur. Bir sınırlamanın özellikle ölçülü olduğunun, hakkın özüne

dokunmadığının ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğunun

kabulü için temel hakların kullanılmasını ciddi surette güçleştirip, amacına

ulaşmasına engel olmaması ve etkisini ortadan kaldırıcı bir nitelik taşımaması

gerekmektedir (AYM, E.2012/100, K.2013/84, K.T. 4/7/2013).

48. Başvurucunun taşınmazının 16/1/2008 tarihli uygulama imar planı uyarınca kısmen park

alanı, kısmen dere koruma alanı, kısmen konut alanına alındığı ve başvurucu

tarafından 6/12/2010 tarihinde Ümraniye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2010/767

sırası üzerinde açılan davanın, Mahkemece, dava konusu parselin imar durum

belgesinin kesinleşme tarihi olan 16/1/2008 tarihinden itibaren, 3194 sayılı

Kanun’un 10. maddesinde öngörülen beş yıllık düzenleme süresinin geçmediği

belirtilerek reddedildiği görülmekle, dava tarihi itibariyle başvurucunun

taşınmazı üzerinde 3194 sayılı Kanun’un 10. maddesi kapsamında söz konusu olan

sınırlamanın, iki yıl on bir aylık bir süredir devam ettiği ve 3194 sayılı

Kanun’un 10. maddesi uyarınca taşınmazları umumi hizmet tesislerine tahsis

edilen taşınmaz malikleri açısından, ilgili düzenlemede belirtilen beş yıllık

süre sınırı nazara alınmak suretiyle, derece Mahkemeleri nezdinde, belirtilen

hukuki el atma işlemi nedeniyle tazminat talep etme olanağının bulunduğu

görülmektedir (§ 42).

49. Taşınmazın başvuruya konu

yargılama evrakı kapsamından tespit edilen nitelikleri itibariyle mücavir alan

sınırları içerisinde kalması ve etrafının meskun olup

yoğun yerleşim alanında bulunması unsurlarının göz önünde bulundurulması

durumunda dahi, imar planlaması gibi karmaşık ve düzenleme yapılmasını

gerektiren alanlarda kamu makamlarının şehir planlamasına yönelik

politikalarında sahip olmaları doğal olan takdir payı ve ilgili idarece

kamulaştırma yapılmaksızın geçirilen iki yıl on bir aylık süre nazara

alındığında, söz konusu sınırlamanın ortaya çıkardığı durumun, başvurucunun

mülkiyet hakkının korunması ile kamusal menfaatin gerekleri arasında sağlanması

gereken dengeyi bozmadığı ve başvurucu açısından meşru sayılamayacak olan ferdi

ve aşırı nitelikte bir yük oluşturmadığı anlaşılmaktadır.

50. Yukarıda açıklanan

nedenlerle, başvurucunun ihlal iddiasına konu müdahalenin, belirtilen sınırlama

ve güvence ölçütlerine aykırı olmadığı anlaşılmakla, Anayasa’nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında mülkiyet

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerine bırakılmasına,

20/3/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Burhan ÜSTÜN Nuri NECİPOĞLU Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Raportör : Şebnem NEBİOĞLU ÖNER Başvurucu : Yunis AĞLAR Vekili : Av. Ahmet Cengiz TANGÖREN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/1239, 20 Mart 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. K.
  12. IV. İnceleme Ve
  13. Gerekçe
  14. A. Başvurucunun
  15. B. Değerlendirme
  16. A. Başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında mülkiyet
  17. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/1239
Tarih
20 Mart 2014

İlgili Kararlar

  • Nusret Argun Başvurusu (B. No: 2013/6149)
  • Atila Oğuz Boyalı Başvurusu (B. No: 2013/99)
  • Fetih Ahmet Özer Başvurusu (B. No: 2013/6179)
  • C.d. Başvurusu (B. No: 2013/394)
  • Günnur Coşkun Başvurusu (B. No: 2012/836)
  • Mehmet İlker Başbuğ Başvurusu (B. No: 2014/912)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.