İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Z.a. Başvurusu (B. No: 2015/6302)

1. Başvuru, özel hayata ilişkin birtakım unsurlar gerekçe

Başvuru No2015/6302Tarih12 Eylül 2019Okuma23 dk · 4.658 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Z.A. Başvurusu

Karar tarihi
12 Eylül 2019
Başvuru Numarası
2015/6302
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.658 kelime·23 dk okuma·25 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, özel hayata ilişkin birtakım unsurlar gerekçe

gösterilerek Türk Silahlı Kuvvetlerinden çıkarma cezasına hükmedilmesi

nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvurular 14/4/2015

ve25/12/2017tarihlerindeyapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. 2017/40004 numaralı başvuru dosyasının konu ve kişi

yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2015/6302 numaralı başvuru dosyası ile

birleştirilmesine, incelemenin 2015/6302 numaralı başvuru dosyası üzerinden

yürütülmesine ve diğer dosyanın kapatılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvurucu Türk Silahlı Kuvvetlerinde (TSK) 1995

yılından 14/11/2013 tarihine kadar uzman jandarma olarak görev yapmıştır.

9. Başvurucu 2012 yılında eşinden boşanmıştır. Başvurucu

hakkında 28/8/2013 tarihinde bir kadınla aynı çatı altında karı koca gibi

birlikte yaşadığı isnadı ile idari tahkikat başlatılmıştır. Öte yandan aynı

iddia ile ilgili olarak başvurucu hakkında Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askerî

Savcılığı tarafından da soruşturma başlatılmıştır.

A. Ceza

Yargılamasına İlişkin Süreç

10. Ceza soruşturması sonucunda Kara Kuvvetleri

Komutanlığı Askeri Savcılığı tarafından 25/12/2013 tarihinde iddianame

düzenlenmiştir. İddianamede, başvurucunun çalıştığı yerde bir köyde iki çocuklu

bir kadınla birlikte yaşadığının ve kadını köylülere eşi olarak tanıttığının

tespiti üzerine iki kez yazılı olarak ikaz edilmesine rağmen bunu devam

ettirdiğinin tanık ifadeleri ve ilgili tutanak içeriklerinden anlaşıldığı

belirtilmiştir. İddianamede sonuç olarak karı koca gibi nikâhsız olarak yaşama

suçunu işlediği iddiası ile başvurucu hakkında TSK'dan çıkarılma cezası talep

edilmiştir.

11. Askerî Mahkeme 8/8/2014 tarihli kararıyla 15/6/1930

tarihli ve 1632 sayılı Askerî Ceza Kanunu'nun 153.maddesi uyarınca başvurucunun

TSK'dan çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Askerî Mahkeme,

tanık anlatımları ve tutanaklardan başvurucunun bir yıldan fazla olacak şekilde

devamlı bir surette ve ikaz edilmesine rağmen ısrarla bir kadınla nikâhsız

olarak karı koca gibi yaşadığını kabul ederek atılı suçun unsurlarının oluştuğu

sonucuna varmıştır.

12. Temyiz edilen karar, Askerî Yargıtayın 24/11/2015

tarihli ilamı ile bozulmuştur. Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda

Askerî Mahkeme tarafından yeniden TSK'dan çıkarılma cezası verilmiştir.

13. Anılan karar Askerî Yargıtayın 29/11/2016 tarihli

ilâmıyla görev yönünden bozulmuştur. Karar gerekçesinde 27/7/2016 tarihli ve

668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum

ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin

(KHK) ile 10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilatı, Görev ve

Yetkileri Kanunu'nda yapılan değişikler gözetilerek jandarma teşkilatının TSK

bünyesi dışında, genel kolluk statüsünde yapılandırıldığı, davaya bakma

görevinin genel mahkemelerde olduğu vurgulanmış ve anılan kararın bozulması ile

dosyanın görevli asliye ceza mahkemesine gönderilmesine hükmedilmiştir.

14. Gülnar Asliye Ceza Mahkemesi 18/7/2017 tarihinde,

başvurucunun TSK'dan çıkarılma cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir.

Mahkeme karar gerekçesinde mevzuatta yapılan değişiklikleri değerlendirerek

1632 sayılı Kanun'un 153. maddesinin dayanak fıkrasının hâlen yürürlükte olduğu

ve jandarma personelinin statüsünün değiştirilmesinin, suç tarihi itibarıyla

asker sayılan başvurucu hakkında suçun oluşumu bakımından değişiklik

oluşturmayacağı, aynı fiilden dolayı disiplin cezası verilmesinin ceza yargılamasını

etkilemeyeceği ifade edilmiştir. Kararda; tutanaklar, tarafsız tanık beyanları

ve hastane kayıtlarına dayanılarak atılı suçun maddi ve manevi unsurlarının

oluştuğu sonucuna varılmıştır.

15. Başvurucunun istinaf başvurusu Antalya Bölge Adliye

Mahkemesi 10. Ceza Dairesi tarafından 31/10/2017 tarihinde kesin olmak üzere

reddedilmiştir. Kararda, başvurucuya isnat edilen eylemin derece mahkemesi

tarafından doğru nitelendirildiği ve suç tipine uyduğu vurgulanarak, ileri

sürülen istinaf nedenlerinin yerinde görülmediği belirtilmiştir.

16. Nihai karar 1/12/2017 tarihinde tebliğ edilmiş ve

25/12/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

17. Ayrıca başvurucu vekili 6/3/2019 tarihli

dilekçesiyle; Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 6/2/2019 tarihinde, Gülnar Asliye

Ceza Mahkemesinin kararının bozulmasına hükmettiğini bildirmiştir. Yargıtay

kararında, karı koca gibi nikâhsız olarak yaşama suçundan verilen kararların

temyizi kabil kararlardan olduğu, başvurucunun birlikte yaşadığı iddia edilen

A.Ç ile temyiz incelemesi aşamasında evlendiği tespitleri yapıldıktan sonra,

isnat edilen suçun manevi unsuru açısından A.Ç.nin eski eşiyle boşanma

davasının açılma tarihi araştırılmadan mahkûmiyet kararı verilemeyeceği

belirtilmiştir. Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) üzerinden yapılan incelemede,

anılan bozma kararına uyularak yapılan yargılamanın E.2019/19 sayılı dosya

üzerinden devam ettiği ve duruşmanın 28/11/2019 tarihine bırakıldığı

görülmüştür.

B. Disiplin Cezasına İlişkin Süreç

18. İdari soruşturma sonucunda ayırma cezası ile

cezalandırılması teklif edilerek Jandarma Genel Komutanlığı Yüksek Disiplin

Kuruluna sevk edilen başvurucunun 16/2/2013 tarihli ve 6413 sayılı Türk Silahlı

Kuvvetleri Disiplin Kanunu'nun 13. maddesi ile 20. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (b) ve (g) bentleri uyarınca Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezası ile

cezalandırılmasına karar verilmiştir.

19. Anılan karar, Jandarma Genel Komutanı tarafından

14/11/2013 tarihinde onaylanarak başvurucuya tebliğ edilmiştir.

20. Başvurucu bu karara karşı, Askeri Yüksek İdare

Mahkemesinde (AYİM) iptal davası açmıştır.

21. AYİM Birinci Dairesi (Mahkeme) 28/11/2014 tarihinde

oybirliği ile davanın reddine karar vermiştir. Mahkeme kararında, başvurucunun

19/9/2012 ve 6/2/2013 tarihlerinde iki kez yazılı olarak ikaz edilmesine rağmen

başkasıyla evli ve iki çocuklu bir kadın ile nikâhsız olarak devamlı bir

surette yaşamakta ısrar ettiğinin, dolayısıyla disiplin suçuna ilişkin

eylemlerin gerçekleştirildiğinin sabit olduğu belirtilmiştir. Mahkeme kararında

ayrıca, farklı nedenlere dayalı olarak hakkında tesis edilen disiplin cezaları

sayılarak başvurucunun disiplin bozucu tavır ve davranışlarda bulunmayı

alışkanlık hâline getirdiği, başvurucu hakkında birçok menfi kanaat bulunduğu

vurgulanmış ve kullanılan takdir yetkisi ile TSK'dan ayırma cezasında hukuka

aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

22. Başvurucunun karar düzeltme talebi, aynı Dairenin

3/3/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

23. Nihai karar 18/3/2015 tarihinde tebliğ edilmiş ve

14/4/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. İlgili

Mevzuat

24. 16/2/2013 tarihli ve 6413 sayılı Türk Silahlı

Kuvvetleri Disiplin Kanunu'nun "Disiplin soruşturması veya tahkikatın

adli soruşturma veya kovuşturmadan bağımsızlığı" kenar başlıklı 5.

maddesi şöyledir:

"Herhangi bir fiilden dolayı ilgili

hakkında yapılan adli soruşturma veya kovuşturma, aynı fiilden dolayı ayrıca

disiplin soruşturması ve tahkikat yapılmasını, disiplin cezası verilmesini ve

bu cezanın yerine getirilmesini engellemez."

25. 6413 sayılı Kanun'un "Silahlı Kuvvetlerden

ayırma cezasını gerektiren disiplinsizlikler" kenar başlıklı 20.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Silahlı Kuvvetlerden ayırma

cezasını gerektiren disiplinsizlikler şunlardır:

...

b) Ahlaki zayıflık: Görevine, sosyal ve

aile yaşantısına zarar verecek derecede menfaatine, içkiye, kumara düşkün olmak

veya Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarını sarsacak şekilde yüz kızartıcı, utanç

verici veya toplumun genel ahlak yapısına aykırı fiillerde bulunmaktır.

...

g) İffetsiz bir kimse ile evlenmek veya

böyle bir kimse ile yaşamak: İffetsizliği anlaşılmış olan bir kimse ile bilerek

evlenen veya evlilik bağını devam ettirmekte veya böyle bir kimseyi yanında

bulundurmakta veya karı koca gibi herhangi bir kimse ile nikahsız olarak

devamlı surette yaşamakta ısrar etmektir."

26. 15/6/1930 tarihli ve 1632 sayılı Askerî Ceza

Kanunu'nun "İffetsiz bir kimse ile evlenen veya böyle bir kimse ile

yaşayanlar" kenar başlıklı 153. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"İffetsizliği anlaşılmış olan bir

kimse ile bilerek evlenen veya evlilik bağını devam ettirmekte veya böyle bir

kimseyi yanında bulundurmakta veya karı koca gibi herhangi bir kimse ile

nikahsız olarak devamlı surette yaşamakta ısrar eden asker kişiler hakkında

Türk Silahlı Kuvvetlerinden çıkarma cezasına, erbaşlar hakkında rütbenin geri

alınmasına hükmolunur."

27. 10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat,

Görev ve Yetkileri Kanunu'nun 23/7/2016 tarihli ve 668 sayılı KHK ile değişik

3. maddesi şöyledir:

"Türkiye Cumhuriyeti Jandarması,

emniyet ve asayiş ile kamu düzeninin korunmasını sağlayan ve diğer kanunların

verdiği görevleri yerine getiren silahlı genel kolluk kuvvetidir."

28. 2803 sayılı Kanun'un 668 sayılı KHK ile değişik 4.

maddesi şöyledir:

"Jandarma Genel Komutanlığı

İçişleri Bakanlığına bağlıdır.”

29. 2803 sayılı Kanun'un 668 sayılı KHK ile değişik 15.

maddesi şöyledir:

"Jandarma personeli hakkında

disiplin ve soruşturma işlemleri aşağıdaki usullere göre yapılır.

a) Disiplin işleri özel kanun

hükümlerine göre yürütülür.

b) Jandarma personelinin mülki

görevlerinden doğan suçlarında; özel kanunların hükümleri saklı kalmak şartıyla

2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin

Yargılanması Hakkında Kanun hükümlerine göre işlem yapılır.

c) Adli görevlerinden doğan suçlarda;

4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 161 inci maddesinin

beşinci fıkrası hükmü uygulanır.

d) Jandarma personeline askeri görev

verildiği takdirde bu görevlerden doğan suçlarda 25/10/1963 tarihli ve 353

sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu hükümleri

uygulanır. Bu suçların muhakemesi, Jandarma personelinin emrine verildiği

askeri birlik personelini muhakeme etmekle görevli ve yetkili olan askeri

mahkemede görülür.

e) Jandarma personelinin kişisel

suçlarında genel hükümlere göre işlem yapılır."

B. İlgili Yargı Kararı

30. 1632 sayılı Kanun'un 153. maddesinde yer alan

"veya karı koca gibi herhangi bir kimse ile nikâhsız olarak devamlı

surette yaşamakta" ibaresinin iptali talebiyle yapılan itiraz

başvurusu Anayasa Mahkemesinin 27/5/2015 tarihli ve E.2014/176, K.2015/53

sayılı kararıyla oyçokluğuyla reddedilmiştir. Söz konusu kararın ilgili kısmı

şöyledir:

"... Kanun koyucu düzenleme yetkisi

kapsamında, statüleri kanunlarla oluşturulan ve buna göre mesleğe alınan kamu

görevlilerine bir takım hak veya yükümlülükler getirebilir. Askerlik mesleği

disiplin ve fedakârlık temeline dayanır. Bundan dolayı bu görevi ifa edenlerin

güven, itibar ve saygınlığın gereği olarak katı meslek ilkelerine tabi

tutulmaları da normaldir.

Kişiler askerlik mesleğini seçmekle

birlikte artık sivillere getirilemeyecek bazı sınırlamaların askerî disiplinin

tesisi için kendileri açısından uygulanmasını kabul etmiş olmaktadırlar. Askerî

ceza kanunları tarafından aynı veya benzer eylemler askerlik hizmetinin gereği

olarak, genel ceza kanunlarına nispeten daha ağır veya daha hafif bir şekilde

cezalandırılabilir. Hatta genel ceza kanunlarında öngörülmemiş bazı fiil ve

eylemlerin askerî ceza kanunları ile cezalandırılması da mümkündür. Nitekim

kanun koyucu da askerî hizmetlerin gereklerine uygun olarak bazı fiil ve

davranışları TSK mensupları için yasaklamıştır.

İtiraza konu kural ile yaptırıma

bağlanan eylem için kanun koyucu tarafından belirlenen yaptırım, hürriyeti

bağlayıcı bir ceza olmayıp disiplini temine yönelik TSK’dan çıkarma cezasıdır.

Bunun dışında asker kişiler açısından suçun sübut bulması için yapılan uyarı ve

ikazlara rağmen söz konusu fiilin işlenmesinde ısrar etme şartı da

aranmaktadır. Ayrıca sadece asker kişiler ile ilgili bir düzenleme olduğundan

ve askerlik hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlamayı amaçladığından

demokratik toplum düzeni ile de çelişmemektedir. Dolayısıyla özel hayatın

gizliliği hakkına keyfi ya da hakkın özüne dokunacak bir sınırlama getirmeyen,

temel hakkın kullanımını ortadan kaldırmayan itiraz konusu kural, istisnai bir

alanda ve dar kapsamlı olduğundan sınırlı ve ölçülüdür.

Diğer yandan özel hayatın korunmasını,

istisnai bir alanda ve anayasal ilkelere uygun olarak asgari oranda

sınırlandırılan düzenlemenin birey hakları ile kamu yararı arasında açık bir

dengesizlik yarattığı da söylenemez. Bu anlamda kural, askerlik hizmetinin

gereği gibi yürütülmesini sağlamayı amaçladığından, sınırlamanın bu açıdan da

ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olduğu açıktır.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu

kural Anayasa’nın 2., 13. ve 20. maddelerine aykırı değildir. İptal

istemlerinin reddi gerekir."

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

31. Mahkemenin 12/9/2019 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Ceza

Yargılaması Sürecine İlişkin İhlal İddiaları

1. Başvurucunun

İddiaları

32. Başvurucu; eşinden boşandığını, daha sonra mazbut bir

aile yaşantısı olan, boşanma sürecinde bulunan ve iki çocuk sahibi bir kadınla

tanıştığını, ancak bu kadınla karı koca gibi birlikte yaşadığı isnadı ile

devlet memurluğundan çıkarılma cezası verildiğini belirtmiştir. Başvurucu

anılan kadınla aynı evi paylaştığı ve karı koca gibi yaşadığı iddialarının

doğru olmadığını, üzerine atılı suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığını

ifade etmiştir. 668 sayılı KHK ile Jandarma Genel Komutanlığının görev yönünden

İçişleri Bakanlığına bağlandığını, jandarma personelinin asker vasfının

kaldırıldığını belirten başvurucu, suç tarihi itibariyle asker sayılamayacağını

ve üzerine atılı suçun ancak asker kişiler tarafından işlenebilen bir suç

olduğunu, belirtilen nedenlerle adil yargılanma ve özel hayata saygı hakları

ile masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve kamuya açık

belgelerde kimlik bilgilerinin gizli tutulmasını talep etmiştir.

2. Değerlendirme

33. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği

Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun, bireysel başvuru konusu

şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne

uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu

makamlara sunması ve bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli

özeni göstermiş olması gerekir(İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177,

26/3/2013, § 17).

34. Somut olayda başvurucunun bireysel başvuruya konu ettiği

Gülnar Asliye Ceza Mahkemesinin 18/7/2017 tarihli kararının temyiz

incelemesinde bozulmasına hükmedildiği, bozma kararına uyularak yapılan

yargılamanın ise devam ettiği; dolayısıyla hukuk sisteminde mevcut olan

yargısal yollar tüketilmeden bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır.

35. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Disiplin Cezasına

İlişkin İhlal İddiaları

1. Başvurucunun

İddiaları

36. Başvurucu; nikâhsız bir şekilde karı koca gibi

birlikte yaşamanın hem disiplin suçu hem de 1632 sayılı Askerî Ceza Kanunu'nda

suç olarak tanımlandığını, disiplin soruşturmasının daha detaylı inceleme

yapılan ceza yargılamasının sonucunu beklemesi gerektiğini, ancak ceza

yargılamasının sonucu beklenmeden verilen disiplin cezası ile suçlu ilân

edildiğini ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca, amacının anılan kadının boşanma

davası sonuçlanınca onunla evlenmek olduğunu, birlikte yaşamadıklarını,

ilişkide ısrarcı olmadığını, disiplin soruşturması başladıktan sonra da kadının

görev yaptığı ilçeden ayrıldığını, özel hayatına ilişkin bu durumu işine

yansıtmadığını, başarılı bir sicili olduğunu, idarenin takdir hakkını ölçülü

bir şekilde kullanmadığını belirtilmiştir. İdarenin yürüttüğü işlemlerin özel

hayatını sorgulamaya yönelik olduğunu, özel hayatı kapsamında kalan bir durumun

bir gerekçe gösterilmeden yüz kızartıcı, utanç verici ve genel ahlak kurallarına

aykırı olduğu kabul edilerek yaptırım uygulanamayacağını belirten başvurucu bu

nedenlerle adil yargılanma ile özel hayata saygı haklarının ve masumiyet

karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

37. İddianın değerlendirilmesine dayanak alınacak

Anayasa’nın 20. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, özel hayatına ...saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın...gizliliğine

dokunulamaz..."

38. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki tavsifi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

nitelendirmesini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969,

18/9/2013, § 16). Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde; başvurucunun

iddialarının özünü, özel hayatına ilişkin birtakım unsurlara dayanılarak

hakkında ağır bir yaptırım uygulanmasının oluşturduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle

Anayasa Mahkemesinin içtihadı da dikkate alınarak başvurunun özel hayatın

gizliliği hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir (Murat

Deniz, B. No: 2014/5318, 21/9/2016, § 34).

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

39. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Hakkın

Kapsamı ve Müdahalenin Varlığı

40. Başvuruya konu olan olaylarla ile ilgili genel

ilkeler daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından verilen çok sayıda kararla

ortaya konulmuştur (Murat Deniz, B. No: 2014/5318, 21/9/2016; G.G.

[GK], B. No: 2014/16701, 13/10/2016, § 60, E.G. [GK], B. No: 2014/12428,

13/10/2016; Erhun Öksüz [GK], B. No: 2014/12777, 13/10/2016; Ata

Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015; Aydın Polat, B. No: 2016/430,

15/2/2017; M. K., B. No: 2014/9462, 15/2/2017; H.K. ve diğerleri,

B. No: 2015/2738, 21/3/2018).

41. Anılan kararlarda Anayasa Mahkemesi öncelikle

kişilerin özel hayatına ve ahlaki durumuna ilişkin hususlar gerekçe

gösterilerek başvurucuların birtakım yaptırımlara tabi tutulmasının özel

hayatın gizliliği hakkına bir müdahale oluşturduğunu kabul etmiştir (Ata

Türkeri, § 34; Murat Deniz, § 50; G.G., § 43; D.A., §

25).

42. Somut olayda da başvurucunun bir kişi ile karı koca

gibi nikâhsız yaşamakta ısrar ettiği gerekçesiyle tamamen özel hayat kapsamında

kalan eylemleri nedeniyle yaptırıma maruz kaldığı ve yukarıda belirtilen

ilkeden ayrılmayı gerektiren bir durum olmadığı anlaşıldığından, başvurucunun

özel hayatın gizliliği hakkına müdahale olduğunu kabul etmek gerekir.

ii. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

43. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

44. Yukarıda anılan müdahale Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 22. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir

sebebe dayanma, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ve ölçülülük

ilkesine aykırı olmama koşulları bağlamında değerlendirilmesi gerekir.

(1) Kanunilik

45. Başvurucu hakkında uygulanan TSK'dan ayırma cezasının

6413 sayılı Kanun'un 20. maddesine dayandığı görülmektedir. Bu kapsamda

somut olayda başvurucunun özel hayatına saygı hakkına yönelik müdahalenin

kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

(2) Meşru Amaç

46. Söz konusu müdahalenin, askerî disiplinin korunması

ve kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlama ve bu itibarla millî güvenliğin

korunması amacını taşıdığı, bunun da Anayasa'nın 20. maddesi çerçevesinde meşru

bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır.

(3) Demokratik

Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük

(a) Genel

İlkeler

47. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için

zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekir. Açıktır

ki bu başlık altındaki değerlendirme, sınırlamanın amacı ile bu amacı

gerçekleştirmek üzere başvurulan araç arasındaki ilişki üzerinde temellenen

ölçülülük ilkesinden bağımsız yapılamaz. Çünkü Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik

toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama ve ölçülülük ilkesine aykırı

olmama biçiminde iki ayrı kritere yer verilmiş olmakla birlikte bu iki

kriter bir bütünün parçaları olup aralarında sıkı bir ilişki vardır (Ferhat

Üstündağ, B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 45).

48. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal

ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli

olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak

kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veya

ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır olan bir müdahalenin

zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir (Ferhat

Üstündağ, § 46).

49. Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç

ile başvurulan sınırlama tedbiri arasında dengesizlik bulunmamasına işaret

etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, bireyin hakkı ile kamunun

menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğer

bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret

etmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibine terazinin

diğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine nazaran

açıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti hâlinde orantılılık ilkesi

yönünden bir sorunun varlığından söz edilebilir (Ferhat Üstündağ, § 46).

50. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan

geniş bir kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel

bağımsızlık olup bu koruma bir taraftan herkesin istenmeyen bütün

müdahalelerden uzak kendine özel bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna

işaret etse de diğer taraftan özel hayat kavramının herkesin kişisel yaşamını

istediği şekilde sürdürme ve dış dünyayı bu çemberden ayrı tutma kavramına

indirgenemeyeceği açıktır. Bu açıdan Anayasa’nın 20. maddesi özel bir sosyal

hayat sürdürmeyi güvence altına almaktadır (Serap Tortuk, B. No:

2013/9660, 21/1/2015, § 31).

51. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir

alanda, kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre

değişen geniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayat

kavramının salt mahremiyet alanına işaret etmeyip bireylerin özel bir sosyal

hayat sürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında özellikle

kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel hayat

unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununla

birlikte bu kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğu

gibi asgari güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (Serap Tortuk,

§ 52).

52. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün

olmakla beraber Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler,

özel hayatın gizliliği hakkının sınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır.

Buna göre demokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, sınırlamada

öngörülen meşru amaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı,

sınırlandırmayla ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü

sınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özen

gösterilmelidir (Ata Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015 § 43)

53. Ayrıca mahremiyet alanına ait ya da bireyin varlığına

veya kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğu

zaman kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır. Bu bağlamda özel hayatın

gizliliği hakkının cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusu

olduğunda takdir yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu alanlara

yönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için özellikle ciddi

gerekçelerin varlığı şarttır (Ata Türkeri § 47).

54. Bununla birlikte tesis edilen disiplin işlemlerinde

ve bu işlemlerin hukuka uygunluk denetiminin yapıldığı mahkeme kararlarında,

bireylerin özel hayatlarına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatları

üzerindeki etkilerinin açıklanması, kamu hizmeti sunan ilgili kurumların

işleyişi üzerindeki etkilerinin ve risklerinin ortaya konulması ve bu

hususlardaki değerlendirmelerin yeterli ve ikna edici gerekçelerle

desteklenmesi, ayrıca tesis edilen işlemlerin bireylerin geçmiş mesleki

sicilleri ve başarı durumları dikkate alınarak ölçülülük yönünden irdelenmesi

gerekir (G.G. [GK],§ 60).

55. Buna göre özel hayatın gizliliği hakkına yapılan bir

müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir

toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse demokratik toplum

düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

56. Kamu görevlilerinin, mesleklerini ifa ederken de

demokratik bir toplumda özel hayatlarına saygı gösterileceği yönündeki

beklentilerinin meşru ve haklı bir beklenti olduğu vurgulanmalıdır. Öte yandan

kendine has özellikleri olan askerlik hizmeti ile ilgili olarak idarenin geniş

takdir yetkisinin olduğu ve askerî bir meslek seçerek belirli bir statüye

girmeyi kabul eden kişilerin de bu yetki kapsamında temel hak ve

özgürlükleriyle ilgili bazı sınırlamaların askerî disiplin gereği kendilerine

uygulanabileceğini baştan kabul ettiklerini söylemek de mümkündür (benzer yönde

bkz. Ata Türkeri § 41). Bu sınırlamaların, askerlik hizmetinin kendine özgü

yapısı ve ifa edilen hizmetin gerektirdiği disiplin dikkate alındığında asker

kişiler açısından daha geniş tutulabileceği de söylenebilir. Bununla birlikte

askerlik hizmetinin gerekleri nedeniyle idarenin düzenleme yetkisi yönünden

geniş bir takdir yetkisi olsa da kamu görevlilerinin çalışma hayatlarında da

temel hak ve hürriyetlere ilişkin Anayasa'da öngörülen güvencelerden

yararlandıklarının unutulmaması, bu bağlamda özel hayata saygı hakkına

sınırlama getiren düzenlemelerin Anayasa'nın 13. maddesinde yer bulan ölçütlere

uyması gerekir.

57. Somut olayda uygulanan Kanun maddesi ile karı koca

gibi herhangi bir kimse ile devamlı surette nikâhsız yaşamakta ısrar etme

eyleminin disiplin suçu olarak düzenlendiği ve yaptırım olarak da TSK'dan

ayırma cezası öngörüldüğü dikkate alındığında, askerî hizmeti yürütenlerin

mahremiyet alanında cereyan eden ve özel yaşam kapsamında kalan eylemlerine

ilişkin bir sınırlama getirildiği anlaşılmaktadır. Özel hayatın gizliliği hakkına

müdahale niteliğindeki bu sınırlamaya bağlı uygulamaların, hukuka uygun

olduğunun kabul edilmesi için yukarıda açıklanan meşru amacın karşılanması tek

başına yeterli değildir. Kuralın amacı ve Anayasa'nın 20. ve 13. maddeleri

doğrultusunda, anılan hakka yapılacak müdahalenin askerî disiplinin sağlanması

için gerekli olduğunun ve uygulanan cezanın askerî disiplinin bozulması veya

bozulma tehlikesinin ortaya çıkması sebebiyle verildiğinin kamu gücünü kullanan

yetkili mercilerin kararlarında gösterilmesi gerekir.

58. Somut olayda her ne kadar başvurucu hakkında daha

önce verilen disiplin cezaları da meslekten çıkarılmanın nedenleri arasında

sayılmış ise de, anılan cezaların tek başına meslekten çıkarmayı gerektiren

nitelikte suçlar olduğunun ortaya konulmadığı, öte yandan yaptırım gerekçesinin

başvurucunun bir kadınla karı koca gibi yaşamasına dayandırıldığı görülmüştür.

Bu kapsamda karı koca gibi nikâhsız yaşamamanın genel ahlak kurallarına aykırı

olduğu kabul edilerek başvurucu hakkında ilgili kanun gereği TSK'dan ayırma

cezasının uygulanmasının, toplumsal bir ihtiyaçtan kaynaklanan zorunlu bir

tedbir olarak uygulandığının ortaya konulması gerekir. Bu bağlamda karar

mercilerinin toplumsal yapıda zaman içinde meydana gelen değişimin ve

gelişmelerin bir sonucu olan yaşam biçimlerindeki çeşitliliği de gözetmek

suretiyle, somut olayın özelliklerine göre, söz konusu eylemin ifa edilen

mesleğe olumsuz yansımaları, askerî disiplin ile kamu hizmetinin gereği gibi

yürütülmesinin sağlanması açısından oluşacak sakıncaları yeterli ve ilgili

gerekçe ile açıklamaları beklenir.

59. Ayrıca idari işlemin tesisi ve yargılama sürecinde

özel hayatın gizliliği hakkı yönünden Anayasa'da öngörülen güvenceleri

gözetilerek, somut olayın özelliklerine göre başvurucunun eyleminin mesleki

hayatı üzerindeki etkileri, sınırlamada öngörülen meşru amaç ile sınırlandırma

aracı arasında orantısızlık bulunup bulunmadığı, sınırlandırmayla

ulaşılabilecek genel yarar ile başvurucunun kaybı arasında adil bir denge

kurulup kurulmadığı gibi hususlarda asker kişinin sicil durumu da gözetilerek

inceleme yapılması gerektiği değerlendirilmelidir.

60. Ancak idari işleme ilişkin süreçte, başvurucuya isnat

edilen eylemin görevin gereği gibi ifasını ve askerî disiplini nasıl etkilediği

ve neden genel ahlaka aykırı kabul edildiği hususlarının gerekçelendirilmediği

görülmüştür. Aynı zamanda yargı kararlarında da somut olayın, disiplin suçunun

unsurlarının oluşup oluşmadığı yönünden incelendiği, sadece bu hususların

tespitine yönelik araştırma ve değerlendirme yapıldığı, bununla birlikte

başvurucunun mahremiyet alanında kalan eyleminin mesleğine yansımalarının

ortaya konulamadığı vurgulanmalıdır.

61. Ayrıca yargı kararlarında özel hayatın gizliliği

hakkı da gözetilerek yaptırıma tabi fiilin askeri hizmetin gerekleriyle

bağlantısına ve hangi sebeplerle askeri disiplini bozacağına dair gerekçelerin

belirtilmediği, anılan hakla ilgili sınırlamanın askerî hizmetin devamlılığı

ile disiplinin sağlanması amacı bakımından uygulanması gerekli, zorunlu ve

orantılı bir tedbir olduğunun ortaya konulamadığı, dolayısıyla kuralla takip

edilen kamu yararı ile bireyin hak ve özgürlükleri arasında adil bir denge

oluşturulmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda derece mahkemeleri tarafından verilen

kararların başvurucunun mahremiyet hakkına müdahaleyi haklı kılacak şekilde

konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediği kabul edilmelidir.

62. TSK'dan ayırma cezasıyla cezalandırılma şeklindeki

söz konusu yaptırımın, kişilerin mesleki hayatı üzerinde olduğu kadar temel

geçim kaynağından yoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde de önemli

bir etki oluşturduğu açıktır. Bu yönüyle özel hayatın gizliliği hakkına

getirilecek sınırlamanın demokratik toplum gereklerine uygun ve ölçülü olduğunu

söyleyebilmek için askerlik hizmetini ifa edenler üzerindeki etki ve

sonuçlarını gözeten, başvurulacak son çare niteliğinde istisnai bir tedbir

olması ve öngörülen yaptırımının eylem ile orantılı olması gerekir. Bu bağlamda

somut olayda başvurucunun bir kadınla karı koca gibi nikâhsız yaşamakta ısrar

etmesi eylemi karşısında, anılan fiilin ifa edilen mesleğe ne şekilde

yansıdığının gösterilmediği gözetildiğinde, doğrudan meslekten çıkarma

cezasıyla cezalandırılması şeklindeki yaptırıma maruz kalmasının başvurucunun

eylemine göre ağır bir sonuç doğurduğu açıktır.

63. Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 20. maddesinde

güvence altına alınan özel hayatının gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar

vermek gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

64.

30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı

ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir...

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

65. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

66. Mehmet Doğan kararında özetle uygun giderim

yolunun tespiti açısından öncelikle ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği

vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda

6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi

İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural

olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak

üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet

Doğan, §§ 57, 58).

67. Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin

giderilmesi amacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili

usul kanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak

yargılamanın yenilenmesi sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın

kaldırılması hususunda derece mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin

gerekliliği hususundaki takdir derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit

eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa Mahkemesinin

ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere

gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).

68. Başvurucu, yargılamanın yenilenmesi ve 50.000TL

manevi tazminata karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

69. Somut olayda derece mahkemesi kararında, yaptırıma

tabi fiilin askerî hizmetin gerekleriyle bağlantısına ve hangi sebeplerle

askerî disiplini bozacağına dair gerekçelerin belirtilmemesi, anılan hak ile

ilgili sınırlamanın askerî hizmetin devamlılığı ile disiplinin sağlanması amacı

bakımından uygulanması gerekli, zorunlu ve orantılı bir tedbir olduğunun ortaya

konulamaması nedeniyle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel

hayatının gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Bu hâlde

ihlalin AYİM Birinci Dairesi tarafından verilen karardan kaynaklandığı

anlaşılmaktadır.

70. Bu durumda başvurucunun özel hayatın gizliliği

hakkına yönelik ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden

yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece

mahkemesince yapılması gereken iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararının

ortadan kaldırılmasından ve ihlal kararı verilmesinin nedenlerini gideren

Anayasa Mahkemesinin belirttiği ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden

ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere

ilgili yargı merciine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

71. Öte yandan başvurucu tarafından tazminat talebinde

bulunulmuş olmakla birlikte yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili yargı

merciine gönderilmesine karar verilmesinin ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

72. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve

2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. Ceza yargılaması sürecinde özel hayatın gizliliği

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Disiplin cezası sürecinde özel hayatın gizliliği

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

D. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel

hayatın gizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

E. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere -Anayasa'nın geçici 21. maddesinin birinci fıkrasının (E) bendinin (b)

alt bendi gereğince- yetkili idari yargı merciine GÖNDERİLMESİNE (Karar AYİM

Birinci Dairesinin E.2014/56,K.2014/921 sayılı kararına ait dava dosyası ile

ilgilidir),

F. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

G. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 2.701,90 TL TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

H. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

İ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 12/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan y.

:

Recep KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Ali KOZAN Başvurucu : Z.A. Vekili : Av. Yalçın TORUN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/6302, 12 Eylül 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Ceza
  10. B. Disiplin Cezasına İlişkin Süreç
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. A. İlgili
  14. B. İlgili Yargı Kararı
  15. V. İnceleme Ve
  16. Gerekçe
  17. A. Ceza
  18. B. Disiplin Cezasına
  19. C. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
  20. A. Başvurucunun kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli
  21. B. Ceza yargılaması sürecinde özel hayatın gizliliği
  22. C. Disiplin cezası sürecinde özel hayatın gizliliği
  23. D. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel
  24. E. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının
  25. H. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  26. İ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  27. M. Emin KUZ
  28. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/6302
Tarih
12 Eylül 2019

İlgili Kararlar

  • Eti Turistik Yatırımlar Ticaret ve Sanayi A.ş. ve Ersoy Otelcilik İnşaat ve Turizm İşletmeciliği A.ş. Başvurusu (B. No: 2016/15702)
  • Nursen Gül Başvurusu (B. No: 2016/9104)
  • Ercan Toğrul Başvurusu (B. No: 2016/71110)
  • Cebrail Bektaş ve Yüksel Şahin Başvurusu (B. No: 2015/4787)
  • Zana Güneş Başvurusu (B. No: 2016/73184)
  • İzzettin Üşümez Başvurusu (B. No: 2016/32996)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.