KÜNYE
Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2019/1932 E., 2024/1607 K.·T.C. Danıştay Onüçüncü Daire
- Karar tarihi
- 2 Nisan 2024
- Esas No
- 2019/1932
- Karar No
- 2024/1607
- Davacı
- ...
- Vekili
- Av. ...
- Davalı
- ... Kurumu
- Vekili
- Av. ...
- Davanın konusu
- —
Karar Metni
1.994 kelime·10 dk okuma·10 bölüm
21/12/2012 tarih ve 28504 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Elektrik Dağıtımı ve Perakende Satışına İlişkin Hizmet Kalitesi Yönetmeliği'nin 26. maddesinin birinci fıkrasının iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI
İş yerinin bulunduğu yerdeki elektrik hatlarında voltaj yükselmesi nedeniyle elektrikli cihazların zarar gördüğü, zararın tazmini için dağıtım şirketine yapılan başvurunun ise dava konusu Yönetmelik kuralı gerekçe gösterilerek reddedildiği, başvuru süresinin 10 (on) iş günü ile sınırlandırılmasına ilişkin kuralın kanuni dayanağının bulunmadığı, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan tazminat taleplerinde zamanaşımı süresinin 2 yıl olduğu, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'da da dava zamanaşımı süresinin 2 yıl olduğu, dava konusu düzenleme ile dağıtım şirketlerine koruma sağlandığı ve tüketicinin mağduriyetine yol açıldığı, hak arama hürriyetinin de dolaylı olarak kısıtlandığı ileri sürülmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI
Cihaz hasarlarına ilişkin zararın dağıtım şirketi tarafından tazmin edilebilmesi için öncelikle hasarın dağıtım şebekesinden kaynaklandığının tespit edilmesi gerektiği, dağıtım şebekesinde soruna yol açan parametrelerin ise anbean değişiklik gösterdiği, bu nedenle cihaz hasarı için başvuru süresi uzadıkça arıza tarihindeki şebeke verilerinin elde edilmesinin ve buna bağlı olarak sağlıklı karar verilmesinin güçleştiği, dava konusu Yönetmelik'te öngörülen başvuru yolları tüketilmiş olsa dahi tüketici mevzuatı gereği ilgili mercilere başvurulmasında engel bulunmadığı, dava konusu düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ
Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI ...'IN DÜŞÜNCESİ
Dava; Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından 21/12/2012 tarih ve 28504 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Elektrik Dağıtımı ve Perakende Satışına İlişkin Hizmet Kalitesi Yönetmeliği'nin 26. maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle açılmıştır.
6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun 1. maddesinde bu Kanunun amacının; elektriğin yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreyle uyumlu bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması için, rekabet ortamında özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösteren, mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir elektrik enerjisi piyasasının oluşturulması ve bu piyasada bağımsız bir düzenleme ve denetimin yapılmasının sağlanması olduğu,
17. maddesinin 8. fıkrasında elektrik enerjisinin kalitesizliğinden veya kesintilerinden kaynaklanan zarar ve hasarların ilgililerinden tazminine ilişkin usul ve esasların Kurum tarafından çıkarılan yönetmeliklerle düzenleneceği hükme bağlanmış. 4628 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 5. maddesinin altıncı fıkrasının (c) bendinde de.
Tüketicilere güvenilir, kaliteli, kesintisiz ve düşük maliyetli elektrik enerjisi hizmeti verilmesini teminen gerekli düzenlemeleri yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmıştır.
Aktarılan mevzuat hükümleri uyarınca davalı idarenin elektrik enerjisinin kalitesizliğinden veya kesintilerden kaynaklanan hasar ve zararların ilgililerinden tazminine ilişkin usul ve esasları belirleme konusunda yetkisinin bulunduğu, bu yetkiyi Kanunla kendisine bırakılmış alan ve sınırlar içerisinde kullanarak karar alabileceği açıktır.
Bu itibarla, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun 17. maddesinin 8. fıkrası ve 4628 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 5. maddesinin altıncı fıkrasının (c) bendine dayanılarak Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'nca çıkarılan ve 21/12/2012 tarih ve 28504 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Elektrik Dağıtımı ve Perakende Satışına İlişkin Hizmet Kalitesi Yönetmeliğiyle elektrik enerjisinin tedarik sürekliliği, ticari ve teknik kalitesine ilişkin olarak dağıtım şirketleri,
görevli tedarik şirketleri ve kullanıcılar tarafından uyulması gereken kurallar ile uygulamaya ilişkin esas ve usuller belirlenmiş; anılan Yönetmeliğin dava konusu edilen "Kullanıcı zararının tazmini" başlıklı 26. maddesinin birinci fıkrasında da, "Kullanıcının kendi hatasından kaynaklanmaması kaydıyla kullanıcıya ait teçhizatta ortaya çıkan ve dağıtım şebekesinden kaynaklanan hasara ilişkin zararın tazmini için kullanıcı tarafından dağıtım şirketine zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren 10 (on) iş günü içerisinde talepte bulunulabilir." kuralına yer verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, İzmir genelinde elektrik dağıtımı yapan Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş'nin abonesi olan davacı tarafından.
Bayraklı İlçesi, Sakarya Caddesi üzerindeki elektrik hattının kopması neticesinde meydana gelen ani voltaj yükselmesi nedeniyle bürosunda bulunan elektrikli cihazların hasar gördüğünden bahisle zararın tazmini amacıyla yapılan başvurunun Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş tarafından Elektrik Dağıtımı ve Perakende Satışına İlişkin Hizmet Kalitesi Yönetmeliğinin 26. maddesinin birinci fıkrasında öngörülen zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren on iş günü içerisinde talepte bulunulmaması nedeniyle reddi üzerine anılan Yönetmelik maddesinde yer alan 10 iş günü ile sınırlandırılmış sürenin Türk Borçlar Kanunu ve Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun
hükümlerine aykırı olduğu; hükmün bu haliyle elektrik dağıtım şirketleri lehine haksız bir koruma kalkanı oluşturduğu, tüketicinin ise mağduriyetine yol açtığı ileri sürülerek Yönetmeliğin 26/1 maddesinin iptalinin istenildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık, dağıtım şebekesinden kaynaklanan hasara ilişkin zararın tazmini için kullanıcı tarafından dağıtım şirketine zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren 10 (on) iş günü içerisinde başvurulması gerektiğine ilişkin hükmün üst norm kurallarına aykırı olup olmadığı ve hakkın kullanılmasını ortadan kaldırıp kaldırmadığı noktasında toplanmaktadır.
Kişinin ihlâl edilen bir hakkının korunması farklı yollarla sağlanabilmektedir. “Hakların korunması yolları”; talep yolu, dava yolu ve kendi hakkını kendi koruma yolu olmak üzere üç ana başlıkta sınıflandırılabilir. Bunlardan talep yolu (talep hakkı), hakkı ihlâl edilenin kişinin, ihlâl edene başvurarak ihlâlin sona erdirilmesini ve varsa uğradığı zararın giderilmesini talep etmesidir. Hakkı ihlâl edilen kişinin bu talebinin kabul görmediği durumlarda ise, hakkını koruyabilmesi için resmî makamlara başvurması ve mahkemelerde dava açması gerekmektedir. Bu durumda ise hakkın, dava yolu ile korunması söz konusudur (GÖZLER Kemal, Hukuka Giriş, Ekin Kitabevi, 8. Baskı (Genişletilmiş), 2011, s. 363 vd).
Bir hakkın kullanılmasını önemli ölçüde güçleştiren, hakkı kullanılamaz hâle getiren veya ortadan kaldıran sınırlamalar hakkın özüne dokunmaktadır. Hakkın özü, dokunulduğunda söz konusu temel hak ve özgürlüğü anlamsız kılan çekirdek alanı ifade etmekte olup bu yönüyle her temel hak açısından kişiye dokunulmaz asgari bir alan güvencesi sağlamaktadır. (AYM Kararı, E:2017/178, K:2018/82, Karar tarihi:11/07/2018). Bu bağlamda, kişinin kendisine tanınan bir hakkı kullanımının engellenmediği ve zorlaştırılmadığı bir durumda, söz konusu hakka yönelik bir müdahaleden veya sınırlamadan bahsedilemez.
Her ne kadar, dava dilekçesinde, Yönetmeliğin iptali istenilen 26. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen başvuru süresine ilişkin kuralın, üst norm niteliğinde olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da yer alan kurallara aykırı olduğu ileri sürülmekte ise de; kullanıcı zararının tazmini için Yönetmelikte öngörülen talep yolunun, dava açma yolundan bağımsız olarak uyuşmazlığın yargı mercileri önüne taşınmadan çözümü için düzenlenmiş bir başvuru usulü olduğu, dolayısıyla tüketicinin genel hükümler uyarınca tazminat isteme hakkının elinden alınmadığı veya sınırlanmadığı,
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun düzenleme yetkisi çerçevesinde getirilen kural ile tüketiciye tanınan ayrı bir hak olduğu, zararın tazmini noktasında dağıtım şirketlerine karşı görevli mahkemelerde yasal süreler içinde dava açılmasında hukuken bir engel bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, dağıtım sistemi kullanıcılarına ait cihazlarda meydana gelen ve dağıtım şebekesinden kaynaklı hasarlarla ilgili tazmin koşullarına dair usul ve esasların düzenlenerek dağıtım şirketine başvuru süresinin 10 (on) iş günü olarak belirlenmesine ilişkin dava konusu Yönetmelik hükmünde hukuka aykırılık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
... Dağıtım A.Ş'nin abonesi olan davacının işyerinin bulunduğu bölgede meydana gelen ani voltaj yükselmesi nedeniyle elektrikli cihazlarında hasar oluşması üzerine davacı tarafından zararın tazmini amacıyla dağıtım şirketine başvuru yapılmış, başvuru, zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren on iş günü içerisinde talepte bulunulmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Bunun üzerine, başvurunun reddine dayanak teşkil eden "10 (on) iş günü" ibaresinin yer aldığı Yönetmelik kuralının iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE
ESAS YÖNÜNDEN
İLGİLİ MEVZUAT
4628 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 4. maddesinde, Kurum'un bu Kanunda yer alan fiyatlandırma esaslarını tespit etmekten sorumlu olduğu kurala bağlanmış; 5. maddesinde, tüketicilere güvenilir, kaliteli, kesintisiz ve düşük maliyetli elektrik enerjisi hizmeti verilmesini teminen gerekli düzenlemeleri yapmak ve dağıtım için yapılacak fiyatlandırmaların ana esaslarını tespit etmek ve gerektiğinde ilgili lisans hükümleri doğrultusunda revize etmek Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu'nun görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.
6446 sayılı Kanun'un "Amaç" başlıklı 1. maddesinde, "Bu Kanunun amacı; elektriğin yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreyle uyumlu bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması için, rekabet ortamında özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösteren, mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir elektrik enerjisi piyasasının oluşturulması ve bu piyasada bağımsız bir düzenleme ve denetimin yapılmasının sağlanmasıdır."; "Tarifeler ve tüketicilerin desteklenmesi" başlıklı 17. maddesinin 8. fıkrasında ise, "Elektrik enerjisinin kalitesizliğinden veya kesintilerinden kaynaklanan zarar ve hasarların ilgililerinden tazminine ilişkin usul ve esaslar Kurum tarafından çıkarılan yönetmelikle düzenlenir." kurallarına yer verilmiştir.
Uyuşmazlığın ortaya çıktığı tarihte yürürlükte bulunan Elektrik Dağıtımı ve Perakende Satışına İlişkin Hizmet Kalitesi Yönetmeliği'nin "Kullanıcı zararının tazmini" başlıklı 26. maddesinin birinci fıkrasında, "Kullanıcının kendi hatasından kaynaklanmaması kaydıyla kullanıcıya ait teçhizatta ortaya çıkan ve dağıtım şebekesinden kaynaklanan hasara ilişkin zararın tazmini için kullanıcı tarafından dağıtım şirketine zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren 10 (on) iş günü içerisinde talepte bulunulabilir." kuralı yer almıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Düzenleyici kurumlar, ilgili bulundukları piyasada düzenleme ve denetleme görevi üstlenmekte olup, bu kuruluşların temel işlevi, toplumsal ve ekonomik hayatın temel hak ve özgürlükler ile yakından ilişkili alanlarındaki kamusal ve özel kesim etkinliklerini, birtakım kurallar koyarak düzenlemek, konulan kurallara uyulup uyulmadığını izlemek ve denetlemektir.
Sözlük anlamı ile "düzenli hâle koymak, düzen vermek, tanzim ve tertip etmek" olarak tanımlanan "düzenleme", kamu hukukunda kural koyma ile eş anlamlıdır. Kural ise; sürekli, soyut, nesnel, genel (kişilik dışı) durumları belirleyen ve gösteren norm olarak tanımlanmaktadır. (ÖZAY İl Han, Günışığında Yönetim, İstanbul, 2017, s. 426).
İdarelerin, işlem tesis ederken kendilerine Anayasa ve yasalarla çizilen çerçeve içinde takdir yetkilerini objektif bir şekilde kullanmaları ve bu yetkilerini kullanırken kamu hizmetinin gereklerini ve kamu yararını göz önünde bulundurmaları gerektiği açıktır. İdarelerin düzenleme yetkisinin, yasalarla getirilen hükümleri aşacak bir şekilde kullanılamayacağı idare hukukunun en temel ilkelerindendir.
Davalı idarenin, elektrik enerjisinin kalitesizliğinden veya kesintilerden kaynaklanan hasar ve zararların ilgililerinden tazminine ilişkin usul ve esasları yönetmelikle belirleme konusunda yetkisinin bulunduğu, bu kapsamda çıkarılan dava konusu Yönetmeliğin 26. maddesinde kullanıcıların kendi hatasından kaynaklanmayan ve dağıtım sistemindeki sorunlar nedeniyle oluşan zararın tazminine ilişkin usul ve esasların belirlendiği, buna göre, zararın tazmini için 10 (on) iş günü içerisinde dağıtım şirketine başvuruda bulunulması gerektiği anlaşılmaktadır.
Davacı tarafından, zararın tazmini için yapılacak başvurularda öngörülen sürenin kanuni dayanağının bulunmadığı, söz konusu sürenin zararın tazmini için diğer Kanunlarda öngörülen sürelere de aykırı olduğu ve bu konudaki hakkın kullanılmasını kısıtladığı iddia edildiğinden, öncelikle bu hususların açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Kişinin ihlâl edilen bir hakkının korunması farklı yollarla sağlanabilmektedir. “Hakların korunması yolları”; talep yolu, dava yolu ve kendi hakkını kendi koruma yolu olmak üzere üç ana başlıkta sınıflandırılabilir. Bunlardan talep yolu (talep hakkı), hakkı ihlâl edilenin kişinin, ihlâl edene başvurarak ihlâlin sona erdirilmesini ve varsa uğradığı zararın giderilmesini talep etmesidir. Hakkı ihlâl edilen kişinin bu talebinin kabul görmediği durumlarda ise, hakkını koruyabilmesi için resmî makamlara başvurması ve mahkemelerde dava açması gerekmektedir. Bu durumda ise hakkın, dava yolu ile korunması söz konusudur (GÖZLER Kemal, Hukuka Giriş, Ekin Kitabevi, 8. Baskı (Genişletilmiş), 2011, s. 363 vd).
Bir hakkın kullanılmasını önemli ölçüde güçleştiren, hakkı kullanılamaz hâle getiren veya ortadan kaldıran sınırlamalar hakkın özüne dokunmaktadır. Hakkın özü, dokunulduğunda söz konusu temel hak ve özgürlüğü anlamsız kılan çekirdek alanı ifade etmekte olup bu yönüyle her temel hak açısından kişiye dokunulmaz asgari bir alan güvencesi sağlamaktadır. (AYM Kararı, E:2017/178, K:2018/82, Karar tarihi:11/07/2018). Bu bağlamda, kişinin kendisine tanınan bir hakkı kullanımının engellenmediği ve zorlaştırılmadığı bir durumda, söz konusu hakka yönelik bir müdahaleden veya sınırlamadan bahsedilemez.
Bu itibarla, her ne kadar davacı tarafından dava konusu düzenlemede yer alan başvuru süresine ilişkin kuralın, üst hukuk normları ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da yer alan kurallara aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de; kullanıcı zararının tazmini için Yönetmelikte öngörülen talep yolunun, dava açma yolundan bağımsız olarak uyuşmazlığın yargı mercileri önüne taşınmadan çözümü için öngörülen ve ihtiyari nitelikte bir başvuru usulü olduğu, dolayısıyla tüketicinin genel hükümler uyarınca tazminat isteme hakkının elinden alınmadığı veya sınırlanmadığı,
başka bir anlatımla dava konusu düzenlemede öngörülen başvuru usulü ile tüketiciye zararının dava açmadan tazmin edilebilmesi için ayrı bir hak tanındığı ve zararın tazmini noktasında dağıtım şirketlerine karşı görevli mahkemelerde yasal süreler içinde dava açılmasında hukuken bir engel bulunmadığı, zararın tazmini için yapılacak başvuru sürelerinin uzaması sonucunda şebeke verilerinin elde edilmesi ve zararın tespiti güçleşebileceğinden süre sınırı getirildiği, bu bakımdan düzenleme ile esas itibarıyla tüketicinin korunmasının amaçlandığı anlaşıldığından,
yukarıda anılan mevzuat hükümleri ile davalı idareye verilen yetki kapsamında çıkarılan dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Danıştay 13. Daire, E. 2019/1932, K. 2024/1607, 2 Nisan 2024 tarihli karar · Kaynak: Danıştay Karar Arama