KÜNYE
T.C. İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Karar tarihi
- 8 Ekim 2024
- Esas no
- 2021/212 Esas
- Karar no
- 2024/709
- Dava
- Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan
- Dava tarihi
- 23/03/2021
Karar Metni
3.416 kelime·17 dk okuma·4 bölüm
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamaları sonunda :
TALEP
Davacı vekilinin mahkememize vermiş olduğu dilekçesinde özetle: "Davalı tarafından müvekkili aleyhine ... 5. İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyası ile kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibi yapıldığını, takibe karşı müvekkili tarafından ...
41. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyası ile 21/03/2011 tarihinde menfi tespit davası açıldığını müvekkilinin süresi içerisinde gider avansı yatırmadığından dosyanın usulden reddedildiğini, icra takibine dayanak yapılan 79.000,00-USD tutarlı senetten dolayı müvekkilinin davalıya borcunun bulunmadığından bahisle müvekkilinin ...
5. İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyasına dayanak 79.000,00-USD bedelli bono ile ilgili olarak davalıya borçlu olmadığının tespiti ile takibin ve senedin iptaline, İİK 72/5 uyarınca davalının haksız ve kötü niyetli olması nedeni ile takip konusu alacağın 9620'sinden aşağı olmamak üzere olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini" talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA
Davalı vekilinin mahkememize vermiş olduğu dilekçesinde özetle: "Davalı Vekilinin 03.05.2021 tarihli cevap dilekçesi. “Davacı taraf, takip kesinleştikten yaklaşık 2,5 yıl sonra yine davaya konu bononun bedelsiz kaldığından bahisle — ... 41. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. sayılı dava dosyasıyla menfi tespit davası açmış ancak yasal süresi içinde gider avansı yatırılmadığından ötürü dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.
Bu dosyada karar verildikten 3 yıl sonra, davacı taraf bu kez huzurdaki davayı açmıştır. Davacının iddiaları gerçeğe aykırı olmasının yanı sıra çelişkilidir.
Davacı taraf, dava dilekçesinde takibe ve davaya konu edilen senetlerin davacı ve davalının ortaklık görüşmeleri sırasında düzenlendiğini, sonrasında ortaklık ilişkisi gerçekleşmediğinden tüm yazışmaların iptal edildiğini, senetlerin de aynı şekilde iptal edildiğini, senet üzerinde tahrifat yapıldığını, senet üzerindeki imzanın sahte olduğunu, senetlerin davalı müvekkilin eline nasıl geçtiğinin bilinmediği iddiasında bulunmuştur.
Dava dilekçesinde yer alan bu iddialar; asılsız, dayanaktan yoksun ve gerçeklere aykırı olduğu gibi hayatın olağan akışına da uygun olmayıp çelişkilidir. Davacı taraf bir taraftan senedin ortaklık için düzenlendiğini belirtirken, diğer bir taraftan senet üzerindeki imzanın kendisine ait olmadığını iddia etmesinin tutarlı bir yanı yoktur.
Ayrıca sahte imzayla bir senet düzenlendiği iddiası karşısında, senedin iptal edilmiş olması bu nedenle de imza kısmının yırtıldığının beyan edilmesi bir başka çelişki örneğidir.
Açıkça belirtmek gerekir ki davacı taraf, her ne kadar asılsız ve tutarsız iddialar ileri sürmüşse de dava dilekçesinde, senedin, müvekkil ile davacı arasındaki muhtemel ortaklık ilişkisi nedeniyle düzenlendiği iddiasıyla, aynı zamanda taraflar arasında hukuki ve ticari bir ilişki bulunduğunu da ileri sürmektedir. Davacı tarafın bu birbiriyle taban tabana zıt iddialarının hangisine itibar edilecektir, Huzurdaki davada ispat yükü davacı taraftadır.
Davaya konu icra takibinin dayanağı olan 15.12.2015 vade tarihli ve 79.000-USD bedelli bono, soyut borç ikrarı niteliğinde olup, bono üzerinde bedel kaydı yoktur. Müvekkil, kayıtsız şartsız borç ikrarı içeren bu bonodan dolayı davalıdan alacaklıdır. Davacı, bir yandan olası bir ortaklık ilişkisi için senedin kendi tarafından düzenlendiğini ifade ederken, öbür yandan da senetteki imzanın sahte olduğunu ileri sürmüştür. Bu açık bir çelişkidir.
Ayrıca senedin sahte olarak düzenlendiği iddiası ile senedin iptali amacıyla davacı tarafından imza kısmının yırtıldığı iddiası da bir diğer çelişkidir. Kaldı ki dava dilekçesinde ileri sürülen bu iddialar tamamıyla gerçek dışıdır.” Şeklinde davaya cevap vermiş olup, alacağın 9620'sinden aşağı olmamak kaydıyla tazminata mahkum edilmesini, yargılama gideri ve vekâlet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini vekâleten" talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE
Mahkememizde görülmekte olan dava, kıymetli evraktan kaynaklanan menfi tespit davasıdır.
Mahkememizce 2015/67 Esas 2017/869 Karar sayılı karar ile söz konusu davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalının mahkememiz kararını istinaf etmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi'nin ... Esas ...Karar sayılı ilamı ile; "Dava, İİK'nın 72.maddesine dayalı olarak açılan menfi tespit davasıdır.
İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı vekili, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Davalı vekilinin usule ilişkin istinaf istemi; müvekkili adına ilanen tebligat yapılmasının hatalı olduğuna yönelik olmakla öncelikle tebligat aşaması incelenmiştir.
Dosya incelendiğinde; davalının Fas Krallığı vatandaşı olduğu, davalının kimlik örneğinin temin edildiği, 27.12.2014 tarihinde ülkeden çıkış kaydının olduğu, mahkemece davalının Türkiye'de bildirilen adreslerine tebligat yapıldığı, neticeten tebliğ yapılamaması nedeni ile Türkiye'de yayın yapan gazetede ilanen tebliğ yapılarak karar verildiği görülmektedir.
Türk vatandaşı olmayan davalının ülkeden çıkış kaydı sabittir. Mahkemece davalının vatandaşı olduğu konsolosluktan adres bilgilerinin sorulmadığı görülmektedir. Bununla birlikte Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 50/2 maddesinde, ilanın yabancı ülke gazetesi aracılığı ile yapılması haline değinmiş olup mahkemece davalının yurt dışı adresinin temini için yazılan yazılara olumsuz cevap verilmesi halinde ilanen tebligatın yabancı ülke gazetesi aracılığıyla yapılması gerektiğinin düşünülmemesi hatalıdır. (Aynı yönde Yargıtay 11.HD, ... Esas, ... Karar sayılı, 20.02.2015 tarihli kararı)
Açıklanan nedenle davalı vekilinin ilanen tebligatın usulsüz olduğuna ilişkin istinaf istemi yerinde olup anılan husus kamu düzenine de ilişkin olduğundan ilk derece mahkemesinin kararının HMK 355, 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına, kaldırma sebebine göre esasa ilişkin istinaf isteminin incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir." şeklindeki gerekçe ile mahkememiz hükmünün kaldırılmasına karar verilmiştir.
İstinaf kaldırma ilamından sonra ... Esas numarası verilerek yargılamaya devam edilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ... sayılı ilamında özetle; " 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalının dava dışı ... Şti.’nin ortağı olduğu ve senetlerin gerçek alacaklısının davalı değil, dava dışı şirket olduğu uyuşmazlık dışı olan eldeki davada, mahkemece davacının lehtar davalıya değil, ancak dava dışı şirkete borcu olduğu hususunun esas alınarak hüküm kurulmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin ve kavramların açıklanmasında yarar vardır.
13. Davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı (Kuru-El Kitabı), İstanbul 2013, s. 346).
14. Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır.
15. Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).
16. Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, menfi tespit davası icra takibinden önce sonuçlanmaz ve ihtiyati tedbir kararı verilmemiş olması (veya ihtiyati tedbir kararının kaldırılması) nedeniyle, (menfi tespit davası görülmekte iken) borç alacaklıya (davalıya) ödenmiş olursa, menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir (m.72/6); yani menfi tespit davası (kendiliğinden) istirdat davasına dönüşür; bu hâlde mahkeme menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam eder (Kuru, Baki: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra ve İflâs Hukuku Ders Kitabı, Ankara, 2017, s. 146). Bu durumda İİK’nın 72/6 maddesi gereğince bedele dönüşen isteminin temeli menfi tespit davasıdır.
17. Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî İlişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıya düşer.
Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372).
18. Hemen belirtilmelidir ki, dava konusu bonoların keşide edildiği tarihte yürürlükte olan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 17. maddesine göre, borcun sebebini ihtiva etmemiş olsa bile borç ikrarı geçerlidir. Her alacak hakkının varlığı, bunu sağlayan bir hukuk ilişkisine ve bunun sebebine dayanır.
Bu sebep, alacak hakkının doğumunu, hukukça ödenmesi gerekli bir hakkın var olduğunu sağlayan bir olay veya tek taraflı ya da karşılıklı bir irade açıklamasını veya bu yol ile iki iradenin uygun olarak birleşmesiyle meydana gelir. Oysa, bu sebebi göstermeden, yalnız borçlu olduğunu açıklayan kişinin, iki taraf arasındaki ilişkinin nedenini göstermeden, bir hakkın veya borcun varlığını ödeneceği iradesini açıklamasını kanun yeterli görmüştür.
Borcu doğuran irade açıklaması, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nın 201. maddesi hükmünce yazılı bir belgede tespit olunmuş ise, bu gibi durumlarda, borcu yükümlenen kişi, yükümlendiği borcun saikinin ve amacının kapsadığı yönü kural olarak, tanıkla ispatlayamaz.
İradenin bu yolda açıklanmasını sağlayan nedenler, iradenin doğup gerçekleşmesini sağlayan ön nedenler, genellikle doğan hukukî sonuca etkili olmadıklarından daha çok bu açıklamanın amacı olan neden üzerinde durulmak gerekir.
19. Nitekim, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 17. maddesini yorumlayan 12.04.1933 tarihli ve 30/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre, borç ikrarını içeren beyyine aleyhine delil ileri sürülebilir, ancak ikrarda borcun sebebi açıklanmış ise, davalı bu sebebin gerçekleşmediğini kanıtlayabilir. Eğer borcun sebebi belirlenmemiş ise, davalı önce ikrarın belli bir sebebi bulunduğunu, sonra bu sebebin gerçekleşmediğini kanıtlamak hakkına sahiptir. Görüldüğü üzere, HMK’nın 201.maddesi ile 12.04.1933 tarihli ve 30/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca bedelsizlik iddiası ispat edilebilecektir.
20. Kambiyo senedi ve bononun hukukî niteliğine değinmek gerekirse; bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak, uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illî ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukukî işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir amaca ulaşmak istemektedir. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır.
21. Bu genel açıklamadan sonra, hemen belirtmelidir ki, bono, ödeme vaadi niteliğinde bir kambiyo senedi olup, bağımsız borç ikrarını içerir (6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (eTTK)’nun 691/1. maddesi).
22. Bonoda şekil şartları eTTK’nın 688.maddesinde sayılmıştır. Bunlar; “Bono” ya da “Emre Muharrer Senet” ibaresi, kayıtsız şartsız bir bedel ödeme vaadi, vade, ödeme yeri, lehtar, keşide yeri ve tarihi, keşidecinin imzasıdır. Zorunlu şartlardan biri eksik olduğu takdirde, senedin bono niteliği kaybolur. Bunlardan vade ve ödeme yeri esaslı şekil şartlarından değildir. Sayılan zorunlu şekil şartlarının yanında seçimlik şartlar da vardır. Bonoya isteğe bağlı olarak, faiz, bedelin nakden ya da malen alındığı veya yetkili mahkeme kayıtları da konabilir.
23. Yerleşik Yargıtay kararlarında ve öğretide kabul edildiği üzere, bonolara özgü seçimlik unsurlardan biri de, temel borç ilişkisinden kaynaklanan borcun dayandığı nedenin gösterilmesine yönelik "bedel kaydı"dır. Yinelemek gerekirse "bedel kaydı" kambiyo senedinin ihtiyari kayıtlarındandır. Bu kayıt keşidecinin (borçlunun), senedin lehtarından karşı edayı aldığını ispata yarar. Aslında kambiyo hukuku yönünden bu kayıtların bir anlam ve önemi yoktur.
Çünkü, kambiyo senedinin düzenlenmesiyle, soyut bir borç ilişkisi yaratılmaktadır. Bu nedenle karşı edimin elde edilip edilmediğinin önemi bulunmamaktadır. Temel borç ilişkisinin bir sözcükle senede yansıtılması şeklinde ortaya çıkan bedel kaydının varlığı ya da yokluğu senedin bono niteliğini etkilemez. Bedel kayıtları daha çok keşideci ile lehtar arasındaki iç ilişki yönünden ve ispat konusunda önem taşır. Kişisel def'î nedenlerinin varlığının kanıtlanmasını kolaylaştırır.
24. Sözü edilen kayıtlar özellikle ispat hukuku açısından ilgilileri bağlayıcı niteliktedir. Bedel kaydı içeren bononun lehtarı, artık senedin “kayıtsız ve koşulsuz bir borç ikrarı olduğu” yolundaki soyutluk kuralına dayanamayacaktır. 25. Borç ikrarını içeren bir belge aleyhine kanıt sunulabilir. Ancak; ikrar borcun nedenini içeriyorsa, sadece bu nedenin gerçekleşmediğinin kanıtlanması gerekir (YİBK'nın 12.4.1933 gün ve 1933/30-6 sayılı ilamı).
26. Bonoda kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu iddia eden tarafa aittir. Ancak, bir defa bir mal alışverişine dayandığı "malen" kaydıyla ya da bir alacak borç ilişkisine dayandığı "nakten" kaydı ile senede yazılmışsa, artık buna uyulmak gerekir. Bu kayıtların aksinin savunulması senedin ta'lili (nedene, illete bağlanması) anlamına gelir ki, böyle bir durumda ispat yükü yer değiştirir. Senedi ta'lil eden, savını kanıtlamak yükümlülüğü altına girer.
Senette borcun nedeni "mal" ya da "nakit" olarak belirtilmişse, tarafların yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır. Eğer yanlardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, lehine olan senet karinesi çürümüş sayılacak, bunun sonucu olarak da, iddiası paralelinde ispat yükünü de üstlenecektir. Buna senedin ta'lili denmektedir.
Bu anlamda ta'lil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir.
27. Nihayet, “malen” ibaresi bulunan bir bonoda malın teslim alındığı, borçlu tarafından ikrar edilmiştir. Alacaklının malı teslim ettiğini kanıtlamak yükümlülüğü yoktur. Yazılı ikrarın aksini diğer bir deyişle, malın teslim edilmediğini borçlu kanıtlamak yükümlülüğündedir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.04.2015 tarihli ve ...E.,... K. sayılı kararında da değinilmiştir.
28. Çekişmeli vakıaların ispatı için ise delillere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu noktada kesin deliller arasında sayılan “ikrar” kavramı hakkında açıklama yapılmasında yarar vardır.
29. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 188. maddesinde taraflar veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıaların çekişmeli olmaktan çıkacağı ve ispatının gerekmediği belirtilmiş, ancak ikrarın tanımı yapılmamıştır.
30. Öğretideki tanımlamalara göre ise, ikrar (dar anlamda ikrar), görülmekte olan bir davada, taraflardan birinin, diğer tarafça ileri sürülen ve kendisi aleyhine hukukî sonuç doğurabilecek nitelik taşıyan maddi vakıanın doğruluğunu kabul etmesidir. Yargıtay uygulamasında da, ikrara bu anlam yüklenmektedir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı Cilt:2, Ankara 2001, s.2037 ve devamı; Üstündağ, Saim: Medeni Yargılama Hukuku, Cilt: 1-2, 3. Bası, İstanbul 1984, s.549 ve devamı; Bilge, Necip: Medeni Yargılama Hukuku Dersleri, 3.Baskı, Ankara 1978, s.510 ve devamı; Tanrıver, Süha: Türk Medeni Yargılama Hukukunda İkrarın Bölünüp Bölünemeyeceği Sorunu, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 1993/2, s. 212 ve devamı.).
31. İkrardan söz edilebilmesi için, bir tarafın bir vakıa ileri sürmüş olması, diğer tarafın da bu vakıanın doğru olduğunu bildirmesi gerekir. İkrarın konusu, ancak karşı tarafın ileri sürdüğü vakıalar olabilir. Bir tarafın, kendisinin ileri sürdüğü bir vakıanın doğruluğunu bildirmesi ikrar niteliği taşımayacağı gibi karşı tarafın ileri sürdüğü hukukî sebepler de ikrara konu olamazlar. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.09.2021 tarihli ve ...E., ... K. sayılı kararında da değinilmiştir.
32. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; eldeki dava 14.02.2012 keşide tarihli, lehtarı davalı, keşidecisi ise davacı olan iki adet bono nedeniyle davacı aleyhine başlatılan icra takibi nedeniyle borçlu bulunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece; davacının, davalının ortağı olduğu dava dışı ... Ltd. Şti.’nden mal aldığı, bu şirkete fatura borcunun bulunduğu, söz konusu faturalara ilişkin sipariş fişinde davacı ile davalının adlarının ve imzalarının yer aldığı, dava konusu senetlerin de dava dışı şirkete olan borç sebebiyle verildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
33. Dosyada yer alan ticaret sicil kaydına göre dava konusu bonolarda lehtar olan davalının dava dışı ...Ltd. Şti.’nin yetkilisi olması onu dava konusu bonolardan dolayı alacaklı yapmaz. Zira biri gerçek kişi diğeri tüzel kişi olup, davalı sadece tüzel kişiliği bulunan şirketin temsilcisidir.
34. Önemle vurgulamak gerekir ki, yargılama sırasındaki taraf beyanlarına ve düzenlenen bilirkişi raporuna göre malen kaydı ile davalı adına düzenlenen bonoların asıl alacaklısı dava dışı şirket olup, davacının lehtar davalıya değil, ancak dava dışı şirkete borcu olduğu açık olduğundan tarafların buna ilişkin ikrarının dikkate alınması gerekir.
35. Zira, tarafların asıl alacaklının dava dışı şirket olduğunu ikrar etmesiyle, kambiyo hukukuna ilişkin ilkelerin eldeki davada uygulama imkânı kalmadığı gibi, ikrarın da tarafları bağlayacağı kuşkusuzdur. Mahkemece bu husus gözetilmeden açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
36. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; taraflar arasındaki temel ilişkinin ortadan kalkmadığı, bononun kıymetli evrak niteliğini ortadan kaldıracak bir durumun söz konusu olmadığı, sadece faturalara bakılarak bir sonuca ulaşılamayacağı, davacı dava konusu bonoları verdiğini kabul ediyorsa mal almadığını ya da bono bedelini ödediğini ispat etmesi gerektiği, bu nedenlerle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
37. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki delillere ve bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
38. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır." şeklinde karar verilmiştir.
Mahkememizce alanında uzman SMMM bilirkişisinden rapor alındığı, bilirkişinin mahkememize sunmuş olduğu 20/07/2022 tarihli raporunda özetle: "Davacı ve davalı arasında 2 adet makine ve 10.000 USD alış verişi olduğuna dair davacının el yazısı ile yapılmış bir sözleşmenin olduğu, Dava dışı şirket olan ve diğer dava dışı şirkete 2 adet makine teslim edilmesi için irsali kestiği irsaliyede teslim alanın belli olmadığı, bu hususun tespit edilebilmesi için dava dışı ... Ltd.
Şti. ve ...Şti. lerine ait 2004 ve 2005 yıllarına ait tüm resmi defterlerin ve faturaların sayın mahkemeye ibraz edilmesi gerektiği, Dava konusu 15.12.2005 vadeli bononun, davacı ve davalı arasında davacının el yazısı ile yapılan sözleşme ile ilgisinin olmadığı kanaatinin oluştuğu, Davalının dava konusu senet ile ilgili alacağın dayanağı olan mal teslimi borç verme gibi vs belge ile ispat edemediği," şeklinde görüş ve kanaat bildirmiştir.
Mahkememizce alanında nitelikli hesaplamalar uzmanı ve yeminli mali müşavir bilirkişilerinden rapor alındığı, bilirkişilerin mahkememize sunmuş olduğu 02/01/2023 tarihli raporunda özetle: "Dosyada mevcut bilgi ve belgeler ile BAM kararı doğrultusunda yapılan inceleme neticesinde tespit edilen hususlar topluca değerlendirildiğinde.
Davacının, bono üzerindeki imzanın kendisine ait olmadığı, bononun yırtılarak iptal edildiği ve bono üzerinde tahrifat yapıldığı iddialarını inceleyecek bir uzman bilirkişi heyetimizde bulunmadığından bu incelemeleri yapabilecek bir bilirkişiden görüş alınması gerektiği, Alınan görüş sonrasında bononun üzerindeki imzanın davacıya ait olduğu, iptal edilmiş olmadığı ve tahrifata konu edilmediği sonucuna varılması halinde geçerli bir bono olduğunun kabulü gerektiği, bono da yazılı borcun ortadan kalktığına ilişkin davacı tarafından somut açıklamaların yapılamadığı anlaşıldığından, bonodan kaynaklı borcun var olduğu,
Taraflar tacir olmadıklarından, ticari defterleri ve belgeleri bulunmadığından bu konuda bir inceleme yapılamadığı" şeklinde görüş ve kanaat bildirmişlerdir.
Mahkememizin 17/10/2023 tarihli 8 numaralı celsesinde davacı asile uyuşmazlığa konu senet gösterildiğinde; "15/10/2005 düzenleme, 15/12/2005 ödeme tarihli 79.000,00 USD bedelli senet üzerindeki ... yazısı ile ismin altındaki imza bana aittir. Bunun dışındaki yazılar tarafıma ait değildir, ayrıca pul üzerindeki imza bana ait değildir" şeklinde beyanda bulunmuştur.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında da vurgulandığı üzere kural olarak menfi tespit davasında ispat yükü davalı alacaklı üzerindedir. Ancak somut uyuşmazlıkta davacı borçlu tarafından senet üzerindeki imzası mahkeme huzurunda ikrar edilmiştir. Gerek senet üzerinde herhangi bir malen ya da nakden kaydının bulunmaması gerekse davacı borçlu tarafından senet üzerindeki imza ve yazının ikrar edilmiş olması nedeniyle bahse konu senet bedelinin ödendiğini ispat yükü yer değiştirerek davacı borçlu üzerine geçmiştir. Bu kapsamda toplanan deliller ve yapılan bilirkişi incelemeleri neticesinde davacı borçlu borcunu ifa ettiğini ispat edememiştir.
Davacı borçlu tarafından senedin ortasından ve pul kısmından yırtılmak suretiyle iptal edildiği ancak davalı alacaklı tarafından bahse konu senet üzerinde tahrifat yapıldığı ve pul altındaki imzanın sahte olarak atıldığı iddia edilmiştir. Bilindiği üzere senet üzerinde pul bulunması ya da pulun altında imza bulunması senedin geçerlilik şartlarından biri değildir.
Doalyısıyla senedin pul kısmında yırtık bulunması ya da pulun altındaki imzanın davacı borçluya ait olmamasının senedin geçerliliğine bir etkisi bulunmamaktadır. Pul altındaki imza ancak aval şerhine işaret eder ki somut uyuşmazlıkta bu yönde herhangi bir iddia ve savunma bulunmamaktadır. Bu sebeple pul altındaki imzanın kime ait olduğu ya da senette tahrifat yapılıp yapılmadığı hususunda herhangi bir araştırma yapılmasına lüzum görülmemiştir.
Senedin pul kısmında tahrifat yapılsa bile senedin içeriğinde ya da bedelinde herhangi bir tahrifat iddiası ileri sürülmediğinden tahrifat iddiasının da neticeye herhangi bir etkisi bulunmamaktadır.
Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak incelendiğinde; davacı vekili tarafından her ne kadar dava dilekçesinde bahse konu senedin davacı tarafından keşide edilmediği, davalıya verilmediği ve herhangi bir borcunun bulunmadığı iddia edilmiş olsa da davacı asil mahkeme huzurundaki senet üzerindeki isim ve imza kısmının kendisi tarafından yazıldığını ikrar etmiş olması, kambiyo senetlerinin sebepten mücerret bulunması,
senet üzerinde malen ya da nakden kaydının bulunmaması da dikkate alındığında dava konusu senet bakımından davacının borçlu olduğu kanaati mahkememizde hâsıl olmuş olup yukarıda izah edildiği üzere davacının borcunu ödediğini ispat edememiş olması ve yemin delili hatırlatılmış olmasına rağmen yemin deliline müracaat edilmemiş olduğu anlaşılmakla davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Katip ... · e-imzalıdır Hakim ... · e-imzalıdır
İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2021/212, K. 2024/709, 8 Ekim 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama