KÜNYE
- Mercii
- İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2023/187
- Karar No
- 2025/42
- Karar tarihi
- 23 Ocak 2025
Karar Metni
2.126 kelime·11 dk okuma·8 bölüm
T.C. İstanbul Anadolu 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
2023/187 Esas
KARAR NO: 2025/42
DAVA
Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 14/03/2023
KARAR TARİHİ: 23/01/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
İDDİA
Davacı vekili, müvekkili şirketin çeşitli sektörlerde dökme ve ambalajlı kimyasalların tedarik edilmesi, depolanması ve düzenli olarak dağıtılması alanlarında hizmet verdiğini, davalı şirket ile imzalanan 12.11.2021 tarihli sözleşme uyarınca 1 yıllık süre boyunca toplam 940 ton sülfürik asidin 338,00 Euro birim fiyat üzerinden müvekkili şirkete satışının yapılmasının kararlaştırıldığını, ürün sevkiyatının aylık yapılacağı hususunda anlaşılmasına rağmen sözleşme tarihinden itibaren davalının müvekkiline yalnızca 262,90 ton ürün siparişi verdiğini, bakiye kalan ürünlerin teslim alınmadığını ve bedellerinin de ödenmediğini,
bu itibarla sözleşme ile belirlenen yükümlülüklerin ihlal edilerek müvekkilinin zarara uğratıldığını, müvekkili şirket tarafından davalıya kalan ürünlere ilişkin sipariş verilmesi hususunun e-posta ile bildirilmesine rağmen e-postaların yanıtsız bırakıldığını, akabinde müvekkilinin 21.04.2022 tarihinde ihtarname keşide edildiğini, ihtarnameye karşı davalı tarafından verilen 29.04.2022 tarihli cevabi ihtarname ile sözleşme ile teslim alınacak olan sülfürik asit miktarı ile teslim tarihlerinin iki hafta içerisinde bildirileceğinin belirtilerek taraflar arasında sözleşme ilişkisinin bulunduğunun teyit edildiğini,
ihtarnamede belirtilen 2 haftalık süre içerisinde sipariş verilmemesi üzerine 13.05.2022 tarihinde davalı tarafa bu husus bildirilerek siparişlerin beklediğinin belirtildiğini, davalı tarafın 16.05.2022 tarihli cevabı ile santrallerinin revizyonda olduğu ve çalışmadığı gerekçesi ile siparişlerin verilemediğinin beyan edildiğini, aradan geçen süreye rağmen sipariş verilmemesi üzerine müvekkilinin 23.06.2022 tarihinde ikinci bir ihtarname keşide ettiğini, ancak bu ihtarnamenin tebliğine rağmen davalı tarafından cevap verilmeyerek ihtarnamenin cevapsız bırakıldığını,
tüm bu gelişmeler akabinde sözleşme süresi sona ermeden 1 gün evvel olan 11.11.2022 tarihinde sözleşme süresinin sona ereceği ve ilgili ürünlerin teslim alınarak bedellerinin ödenmesi hususunun bildirildiğini, akabinde 02.12.2022 tarihinde ihtarname keşide ederek ürünlerin 2 gün içerisinde teslim alınarak bedellerinin ödenmesi,
aksi halde yasal hakların kullanılacağı hususunun ihtar edildiğini, davalı tarafın ihtarnameyi 07.12.2022 tarihinde tebliğ almasına rağmen tanınan iki günlük sürenin geçmesi ile de 09.12.2022 tarihinde yükümlülüklerini yerine getirmeyerek temerrüde düştüğünü, sözleşme süresi boyunca ürünlerin teslim alınacağı belirtilerek müvekkilini oyalayan davalı şirketin müvekkili şirkete keşide etmiş olduğu 12.12.2022 tarihli ihtarname ile sözleşmenin davalı şirket tarafından yetkili kişi marifetiyle imzalanmadığını, bu itibarla sözleşmenin kurulmadığı gibi haksız ve mesnetsiz iddialarda bulunduğunu,
sözleşme süreci içerisinde davalı tarafından sözleşme içeriğinin kabul edilmesine rağmen sözleşme bitimi sonrasında edimlerini yerine getirmeyerek bu tür iddialar ileri sürülmesinin kabul edilemez olduğunu, hatta davalının grup şirketleri ile huzurdaki uyuşmazlığa konu sözleşme ile birebir aynı şekilde imzalanan satış sözleşmeleri gereklerinin yerine getirilerek ilgili sipariş bedellerinin ödendiğini,
davalı tarafından sözleşme süreci içerisinde verilen cevabi yazılarda terminallerinin revizyon edilmesi nedeniyle sözleşme konusu ürünlerin siparişinin verilemediği beyan olunmuş ise de bu süreçte müvekkili şirketten farklı ürünlerin siparişinin verilmesi nedeniyle bu beyanların da gerçeği yansıtmadığını, müvekkilinin bu süreçte sözleşme tahtında satımı konusunda mutabık olunan ürün bedellerine, bahse konu ürünlerin davalı tarafından teslim alınmaması nedeniyle oluşan depolama masraflarına,
ayrıca ürün bedelleri ödenmediğinden ham madde alımı hususunda kullanılan finansman masraflarına katlanmak zorunda kaldığını ve katlanmaya da devam ettiğini, TTK m. 23/1 atfıyla TBK m.236 hükmü uyarınca borçlarını ifa etmeyen davalı alıcının satıcı olan müvekkilinin zararlını gidermekle yükümlü olduğunu, müvekkilini, temerrüt tarihinden bu yana çeşitli firmalara toplamda 262,49 ton ürün satışı gerçekleştirdiğini, sözleşme ile 338,00 Euro birim fiyat ödenmesinin kararlaştırılmasına karşılık ürünlerin daha düşük bedellerle alıcılara satıldığını,
sözleşme kapsamında ürünlerin davalı tarafında satın alınması halinde müvekkili şirketin 88.711,48 Euro alacaklı olmasına rağmen üçüncü şirketlere satış yapması sonucunda 35.515,11 Euro bedel alabildiğini ve yaklaşık 53.196,37 Euro bedel üzerinden zarara uğradığını, yine bakiye 414,61 tonun satışının ise yapılmadığını,
bu itibarla sözleşmeye konu ürünün piyasa fiyatının belirlenebilir olması nedeniyle bakiye satışı yapılmayan 414,61 ton ürün bakımından TBK m.236/3 hükmü uyarınca taraflar arasında kararlaştırılan satış bedeli ile ödeme günündeki piyasa değeri arasındaki farka göre oluşan zararın da bu alanda uzman bilirkişi vasıtasıyla hesaplanması gerektiğini, yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca davalı tarafın, müvekkilinin doğmuş ve doğacak her türlü zararından sorumlu olacağını, ürün bedellerinin yanı sıra ürünlerin depolama tankında bekletilmek zorunda kalması nedeniyle 29.705,00 USD depo kiralama masrafı doğduğunu,
ürünlerin beklediği sürece de bu tutarın arttığını, yine sözleşme konusu ürün kapsamında hammadde satın alımı yapılabilmesi adına müvekkili tarafından kredi kullanımı yapıldığını, ancak davalı tarafından ürün bedellerinin ödenmemesi nedeniyle bu maliyete de müvekkilinin katlanmak zorunda kaldığını iddia ederek,
fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 53.196,37 Euro ikame satış farkı, 29.705,00 USD tutarında depo kiralama masrafı, satışı yapılmayan ürünlere ilişkin hesaplanacak farkın ve HMK m.107 uyarınca da şimdilik 100,00 Euro finansman maliyetinin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek faizi ve diğer fer’ileri ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı bilahare bilirkişi raporundan sonra 3.şahıs niteliğindeki şirketlere yapmış bulunduğu satıştan dolayı ileriye sürdüğü 53.196,37 EURO olan talebinin 63.066,65 EURO ya yükseltmiştir.
SAVUNMA
Davalı vekili; dava dilekçesinde ileri sürülen iddiaların gerçeği yansıtmadığını, taraflar arasında sözleşme adı altında imzalandığı iddia olunan belgenin davacı tarafından gönderilen teklif formu ve 10.11.20221 tarihli sipariş mektubu olduğunu, her iki form altındaki imzalar incelendiğinde imzaların şirketi borç ve yükümlülük altına sokmaya yetkili olmayan ve şirket adına imza ve temsil yetkisi bulunmayan kişilere ait olduğunun görüleceğini, sipariş mektubu ve davacının belirttiği teklif formunu imzalayan kişilerin yönetim kurulu tarafından atanmış ve görevlendirilmiş kişilerden olmadığını,
bu kişilerin imza ve temsil yetkisinin de bulunmadığını, TBK m.46 uyarınca yetkisiz temsilci tarafından yapılan işlemlerin açık bir şekilde onaylanmadığı sürece şirketi bağlamayacağının hüküm altına alındığını, her bir şirketi temsile ve imzaya yetkili kişilerin tescil ve ilan olunduğunu, müvekkili şirketin yetkisiz kişiler tarafından imzalanan sipariş formları nedeniyle belirtilen miktarda mal alma, sipariş verme taahhüdü ve zorunluluğu olmadığı gibi hukuken bir yükümlülüğü veya sorumluluğunun da bulunmadığını, yerleşik Yargıtay içtihatlarının da bu yönde olduğunu,
yerleşik Yargıtay içtihatları gereği basiretli bir tacir olarak hareket etmenin gerekliliği üzerinde duran davacının bu denli yüksek miktarlar ve ödeme yükümlülükleri içeren mal alımlarında imzaya yetkili kişilerin yetkisini gösterir belgelerini, imza sirkülerini görmek istemesi ve yetkiyi kontrol etmesinin basiretli bir tacir olmanın yükümlülüğü olduğuna dikkat etmesi gerektiğini, TTK m. 23/1 atfıyla TBK m 236’da düzenlenen alacaklının temerrüdü hükümlerine dayandığını, davacının bu yönde bir talepte bulunması için alacaklının kendisine yüklenen ifayı yerine getirmesi gerektiğini,
kabul anlamına gelmemekle birlikte sipariş mektupları değerlendirmeye alınacaksa dahi sipariş mektupları incelendiğinde “Teslim Süresi” başlığında “yukarıda yazan miktar yıllık öngörülen tüketim miktarlarıdır.
Aylık sevkiyat planları, santral üretim hızına göre yükleniciye bildirilecektir” şeklinde ibarenin yer aldığını, buna göre müvekkili şirket tarafından herhangi bir miktarda mal alımı taahhüdüne girilmediği, miktar kısmında yazan 940 ton miktarın yalnızca santralin üretim hızı, revizyon durumu, yıllık tüketim miktarları kapsamında öngörülen ihtiyacı belirlediği,
ihtiyaç olması halinde ihtiyacın doğduğu ay sipariş verilerek alım yapılacağının kararlaştırıldığının açık olduğunu, taraflar arasındaki ilişkinin peşin satıma dayalı bir ilişki olduğunu, davacıdan alınan ve teslimi yapılan ürün miktarı karşılığı düzenlenen fatura bedellerinin müvekkili tarafından ödendiğini, müvekkili tarafından 940 ton ürün alınacağı taahhüdünde bulunulmadığından temerrüt halinin meydana gelmediğini, her yeni siparişin yeni bir satım sözleşmesi olduğunu, sürekli bir sipariş verme taahhüdü şeklinde yorumlanamayacağını,
temerrüdün doğması için borçlunun edimini ifa etmesi alacaklının ise bu ifayı kabulden kaçınması gerektiğini, somut olayda alacaklının temerrüt hükümlerinin işletilebilmesi ve davacının bundan kaynaklanan zararları istemesinin mümkün olmadığını, müvekkili yönünden temerrüt koşullarının oluşmadığını, ayrıca sözleşme süresi boyunca ürünlerin teslim alınacağının belirtilmediğini, müvekkili tarafından sipariş verilen her ürünün teslim alınarak bedelinin öde ödendiğini, davacının müvekkilinden talep edebileceği herhangi bir zararının bulunmadığını,
davacı tarafından sunulan faturalar incelendiğinde davacının söz konusu ürünleri Aralık 2022 tarihinde satmaya başladığının görüldüğünü, davacının müvekkilini temerrüde düşürmek niyetiyle hareket ettiği ilk tarihin ise Nisan 2022 olduğunu, ürünlerin teslim alınmayacağının davacıya bildirilmesi ve davacının depolama işlemlerine devam etmesi veya ürünü satmayarak elinde bulundurmasının davacının kendisinin katlanması gereken bir külfet olduğunu, davacının ürünleri 9 ay ürünleri kendisine ait depoda depoladıktan sonra piyasa fiyatları aleyhine değiştiği zamanda sattığını, davacının ilgili ürünler kapsamında tevdi yeri tayin ettirmediğini,
ardiye veya resmi bir yerde ürünleri depolamadığını, bu kapsamda davacının hammadde satın alımı yapabilmek için kredi kullanması nedeniyle uğradığı finansman maliyetini de müvekkilinden talep etmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacının bu yöndeki zararını ispat edici belgeleri de sunmadığını, davacı tarafından depolama masrafı olarak imzasız emsal kira sözleşmeleri sunulduğunu, ancak sunulan bu imzasız emsallerin davacının ürünleri depoladığının ispatı olamayacağı gibi depolama yeri kiraladığını da ispatlayamayacağını, bu yönüyle depolama zararının ispatlanamadığını savunarak,
davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, sözleşmeye dayalı alacak davası olup, davacı satıcı davalı alıcının sözleşme gereğince anlaştıkları emtianın bir kısmını alıp parasını ödediğini ancak büyük bir kısmını hazır etmelerine rağmen almadığını, alıcı davalının temerrüte düştüğünü, bu nedenle dava konusu ettiği zarar kalemlerinden sorumlu olduğunu iddia etmekte; davalı ise sözleşmede 940 ton sülfürik asidi alacaklarına daire taahhüt bulunmadığını, sözleşmede geçen bu miktarın ''tahmini'' olan bir miktar olarak düzenlendiğini, sözleşme gereğince ihtiyaçları oldukça emtia alacaklarını; kendilerinin de ihtiyaçları kadar alıp aldıkları ürünün bedelini ödediklerini;
kaldı ki sözleşmeyi temsilcileri imzalamadığı için sözleşmeyle de bağlı olmadıklarını savunmaktadır. Mahkememizce sözleşme getirtilmiş, tarafların birbirleri ile olan yazışmaları ve kesilen faturalar getirtilmiş, tarafları BA-BS kayıtları getirtilmiş, tüm deliller toplandıktan sonra tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış;
davacının talep ettiği zarar kalemleri yönünden sektörel bilirkişi olarak Kimya Mühendisinin katılımı ile uzman heyetten rapor alınmıştır.Taraflar arasındaki sözleşme e-postalar vasıtası ile sunulmuş olup, dava dilekçesi ekinde sunulan ve davacı şirket ile davalı şirketin kaşe ve imzalarının bulunduğu 12/11/2021 tarihli teklif formuna göre, davacı ---- tarafından davalı ------adına ---- referans numaralı teklif formu ile 940 ton sülfürik asit için birim fiyat 338 Euro'dan toplam 317.720.00 EURO + 57.189.60 EURO KDV olmak üzere 379.909.60 EURO teklifte bulunulduğu,
teklifin 12/11/2021 tarihine kadar geçerli olduğu ve ödeme şeklinin 60 gün vadeli olarak havale şeklinde yapılacağının kararlaştırıldığı görülmüş olup; bilirkişi raporunun 5.sayfasında kayda geçildiği üzere davalı şirket adına ---, davacı şirket adına ---- arasında --------- tarihinde başlayan mailleşmeler sonunda, ----- tarihindeki karşılıklı mailleşmeler ile sözleşme tamamlanmıştır.
Tüm dosya kapsamından ve taraflar arasında başlayan ilişkiye dayalı olarak davalının bir miktar emtiayı sözleşme şartlarına uygun olarak almasıyla; yine bu mailleşmelerle kurulan akdi ilişkiyi benimsemiş olduğu mahkememizce kabul edilmiş; sözleşmenin şirket temsilcisi olmasa da ---- şirket çalışanı olması, davacı tarafın yine ------- tarafından imzalanan bir kira sözleşmesini de davalı şirketin benimsediğini ve kullandığını belgelemesi karşısında; maillerde davalı şirketin kaşesinin de kullanılması karşısında artık bu maillerle oluşan sözleşmenin davalı şirketi bağlayacağı;
söz konusu maillerde davalı şirketin ---- sülfürik asit istemesi dışında-----için bir aylık sürede 190 ton, ---------- sülfürik asit talep ettiği; sipariş ettiği; bu nedenle davamıza konu teşkil eden 940 ton yönünden bir alım taahhüdünün gerçekleştiği mahkememizce benimsenmiş; davalı tarafın ''sözleşmeyi yetkili temsilcimiz yapmadığından bizi bağlamaz'' savunması kabul edilmemiştir.
Bilirkişi heyeti raporunda, davacının 262,90 Ton sülfürik asidi davalıya teslim ettiğini, 677,10 tonu teslim edemediğini, teslim edemediği bu emtianın bir kısmı üçüncü şahıslara satılana kadar, kalanının da dava tarihine kadar bir depoda tutulmasının zorunlu olduğunu, depo giderinin 22.200 USD olduğunu, davacının elde kalıp satabildiği ürünlerde 3.şahıslara satmak zorunda kaldığı bedelin doğal olarak birim bedelden düşük olduğunu, bundan dolayı da 63.066,65 EURO zararının bulunduğunu tespit etmişlerdir.
Bilirkişi heyeti elde kalan ürünlerin sülfürik asidin bozulabilen ürünlerden olmadığından dolayı davacı tarafça buna dayalı bir bedel istenemeyeceğini; bunlar yönünden eksik bedelle bir satışta söz konusu olmadığından bu kalem için tazmini gereken bir miktarın olmadığını; kalan emtia bedelini alamadığı için işlerini yürütebilmek için kredi çekmek zorunda kaldığından dolayı talep ettiği zarar kaleminin de bunun yansıma bir zarar olduğu, taraflar arasındaki ticari ilişkiyle bağlantısı kurulamayacağından davalıya bu kalem yönünden yüklenebilecek bir bedelin bulunmadığı,
böylece 22.200,00 USD + 63.066,65 EURO'ya hükmedilebileceği mahkememizce kabul görmüş,Taraflar arasındaki ihtarlardan davacının tüm zararları ödemesi yönünden davalıya çekilen ihtarın 02/12/2022 tarihinde davalıya tebliğ edildiği, o tarihten itibaren araya giren tatil ve verilen sürenin 09/12/2022 tarihinde sona erdiği ve o tarihte temerrütün oluşacağı da nazara alınarak aşağıdaki hüküm tesis olunmuştur.
Davacının 3.şahıslara satmak zorunda kaldığı ürünlerden dolayı eksik satış bedeli yönünden bilirkişi raporuna göre talebini arttırması ile birlikte; depo bedeli yönünden 7.505,00 USD 'lik kısım ve satışı yapılamayan ürünler yönünden de 100 EURO'luk kısım için davanın reddine karar verildiği nazara alınarak yargılama gideri ve vekalet ücretleri paylaştırılmıştır.Her ne kadar kısa kararda depo gideri olarak 22.000,00 USD yerine 22.000,00 EURO olarak sehven hüküm kurulmuş ise de; bu hususun HMK 305/a madde gereğince düzeltilebilir görüldüğünden gerekçeli kararda düzeltilmek suretiyle hüküm oluşturulmuştur.
23/01/2025
İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/187, K. 2025/42, 23 Ocak 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama