Bir alacağın hukuken var olması yeterli değildir; onu zamanında ileri sürmek de gerekir. Zamanaşımı, borç ilişkilerinde en sık gözden kaçan ancak sonucu belirleyen kavramdır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu genel çerçeveyi çizerken, HMK usul boyutunu, TKHK ise tüketici ilişkilerindeki özel durumları düzenler. Aşağıda konu pratik açıdan ele alınmaktadır.
Zamanaşımı Hakkı Sona Erdirmez
Önemli bir ayrım şudur: zamanaşımının dolması alacağı yok etmez, yalnızca borçluya bir def'i hakkı verir. Yani borçlu zamanaşımını ileri sürmezse, borç tahsil edilebilir kalır. Bu nedenle zamanaşımı, mahkemenin kendiliğinden dikkate aldığı bir husus değil, taraflarca öne sürülmesi gereken bir savunmadır.
Süreyi Kesen ve Durduran Hâller
Türk Borçlar Kanunu, zamanaşımının işleyişini belirli olaylarla keser ya da durdurur. Kesilme hâlinde süre baştan işlemeye başlar. Uygulamada süreyi etkileyen tipik durumlar şunlardır:
- Borçlunun borcu ikrar etmesi ya da kısmen ödemesi,
- Alacaklının dava veya icra takibi başlatması,
- Borçlunun ödeme planı önermesi gibi borcu tanıyan davranışları.
İhbar ve Temerrüdün Rolü
Alacağın muaccel hâle gelmesi ve borçlunun temerrüde düşürülmesi çoğu zaman bir ihbar ile sağlanır. İhbarın tarihi, hem gecikme faizinin başlangıcını hem de bazı sürelerin işleyişini etkiler. Bu nedenle ihbarın yazılı ve ispatlanabilir yapılması önem taşır.
Farklı Süreler İçin Dikkat
Borç ilişkilerinde tek bir zamanaşımı süresi yoktur; ilişkinin türüne göre süreler değişir. Ticari, kira ya da tüketici ilişkilerinde farklı süreler söz konusu olabileceğinden, ilişkinin niteliği baştan doğru tespit edilmelidir; aksi hâlde süre hesabı en baştan hatalı kurulur.
Kısa Not
Zamanaşımı, çoğu zaman fark edilmeden alacağı fiilen tahsil edilemez hâle getirir. Bu yazı genel bilgilendirmedir; ilişkinin türü ve süreyi etkileyen olaylar her dosyada farklı olduğundan, alacağınızı ileri sürmeden önce bir hukuki görüş almanız yerinde olur.