KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/10683 E., 2010/1573 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 11 Şubat 2010
- Mahkemesi
- Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
569 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 22.05.2008 tarih ve 2008/48-2008/123 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
14.02.2008 tarihli dava dilekçesiyle davacı vekili, müvekkilinin uzun yıllardır kullandığı 5. sınıfa bulunan ilaç emtiasına ilişkin “SABRİL” ibaresinin tescili amacıyla davalı nezdinde 21.11.2006 tarihinde yaptığı başvurunun, Markalar Dairesi tarafından 24.02.2000 tarihli, 5. sınıftaki ilaç emtialarını içeren, “sabril” ibareli marka mesnet alınarak,
556 sayılı KHK’ nin 7/1-b maddesi hükmü uyarınca reddedildiğini, başvuru konusu olan işaretin gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunu, bu ibarenin tanınmış olduğunu ve redde mesnet markanın kullanılmadığını, kaldı ki, aralarında iltibasa sebebiyet verecek derecede bir benzerlik bulunmadığını, bu nedenle tesis olunan ret kararının hukuka aykırı olduğunu belirterek yaptıkları itirazın davalı kurumun YİDK tarafından reddedildiğini ve redde mesnet markanın hükümsüzlüğüne dair dava açıldığını ileri sürerek, başvurularının reddine dair kurum kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili,davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacı başvurusunun konusu olan “SABRİL” ibaresi ile redde mesnet “sabril” ibaresinin aynı olduğu, davacı başvurusunun kapsamında bulunan eczacılık müstahzarları ile redde mesnet alınan markanın kapsamındaki ilaç emtialarının, mal ve hizmetlerin sınıflandırılmasına ilişkin tebliğde aynı sınıfın aynı alt grubunda bulunmaları nazara alındığında aynı tür olarak nitelendirilmelerinin zorunlu bulunduğu, dava dışı redde mesnet marka sahibinin şu anda anılan markayı kullanmamasının, bu markanın korunmamasını gerektirmediği,
zira bir markanın kullanılmamasının, korunmama değil, ancak bir hükümsüzlük nedeni olabileceği ve kesinleşmiş bir mahkeme kararı ile sicilden terkin edilinceye kadar tescilli bir markanın hüküm ve sonuçlarını doğurmaya devam edeceği, 556 sayılı KHK’ nin 7/son maddesinin
“Bir marka tescil tarihinden önce kullanılmış ve tescile konu mallar veya hizmetlerle ilgili olarak bu kullanım sonucu ayırt edici bir nitelik kazanmış ise, (b), (c), (d) bentlerine göre tescili reddedilemez” biçimindeki hükmünde yer alan “(b) bendi” ibaresinin 26.06.2004 tarihinde yürürlüğe giren 22.06.2004 gün ve 5194 sayılı Yasanın 13. maddesiyle “(a) bendi” olarak değiştirildiği, bu değişiklikten sonra artık, kullanımla ayırt edicilik kazanmış ve hatta tanınmış markaların dahi, redde mesnet markayı terkin ettirmeden, kendi markalarının tescilini sağlama olanağının kalmadığı,
davacı başvurusunun da anılan maddede yapılan değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra gerçekleştirildiği, dolayısıyla davacının, redde mesnet markayı terkin ettirmeden veya anılan marka hükmünü yitirmeden, kendi markasının tescilini sağlama olanağının bulunmadığı, öte yandan, iş bu davanın YİDK kararının iptali istemine ilişkin bulunduğu,
anılan kararın hukuka uygun olup olmadığının da tesis edildiği tarihteki hukuki durum nazara alınarak belirlenmesi gerektiği, dolayısıyla redde mesnet markanın sonradan şu veya bu sebeple hükümsüz kılınmasının anılan kararın tesis edildiği tarihteki hukuki durumunu etkileyemeyeceği, bu sebeple redde mesnet markanın hükümsüzlüğü için açılan davanın sonucunun beklenmesine de gerek bulunmadığı,
başvuru konusu işaretin tanınmış bir marka olmasının yahut gerçek hak sahibinin davacı olmasının, şu andaki hukuki düzenlemeler itibariyle başvuru konusu işaretin davacıya, mutlak ret nedeninden etkilenmeksizin tescil olanağını sağlayamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/10683, K. 2010/1573, 11 Şubat 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama