KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/4791 E., 2011/16243 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 1 Aralık 2011
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
583 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Adana 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 16/02/2010 tarih ve 2008/452-2010/71 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkiline ait işyerinin davalı nezdinde hırsızlık rizikolarına karşı sigortalı iken meydana gelen hırsızlık sonucu 60.000,00 TL değerinde emtianın çalındığını, talep edilmesine rağmen davalı tarafından hasar bedelinin ödenmediğini ileri sürerek, anılan bedelin temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacıya ait işyerinde meydana gelen hırsızlık sonucu 8.100,00 TL değerinde zararın meydana geldiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, anılan bedelin temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, işyeri sigorta sözleşmesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Somut olayda, mahkemece tazminatın belirlenmesi için iki ayrı bilirkişi heyetinden rapor alınmış olup, ilk bilirkişi raporunda davacıya ait işyerinin hacmi itibariyle alabileceği muhtemel ayakkabı miktarı belirlendikten sonra çalındığı iddia edilen ayakkabı miktarının ekspertiz raporuna göre 810, davacı beyanına göre 1500 olarak kabul edilerek ayrı ayrı hesaplama yapılmış, itiraz üzerine alınan ikinci bilirkişi raporunda ise davacıya ait defter ve kayıtlar incelenmiş, ancak bu kayıtların usulüne uygun tutulmadığı,
işyerinin büyüklüğü itibariyle alabileceğinin çok üzerinde ayakkabı olduğunun defterlerde kayıtlı olduğu belirtilerek bu kayıtlar esas alınmamış, ilk bilirkişi heyeti tarafından yapılan hesaplama tarzı esas alınarak işyerinin hacmine göre olabilecek muhtemel ayakkabı sayısı belirlenmiş ve davacının polise verdiği ifadeler göz önüne alınarak 1007 çift ayakkabı çalındığı kabul
edilerek hesaplama yapılmıştır. Ancak mahkemece, alınan iki ayrı bilirkişi raporuna itibar edilmeden ve itibar edilmeme nedeni karar gerekçesinde açıklanmadan ekspertiz raporunda çalındığı kabul edilen 810 çift ayakkabı üzerinden her bir ayakkabının birim fiyatı da resen belirlenerek yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Oysa, dava tarihinde yürürlükteki 1086 Sayılı HUMK’nun 286. maddesinde belirtilen bilirkişinin rey ve mütaalasının hakimi bağlamayacağı hükmü, hakimin bilirkişi raporunu serbestçe takdir edeceği, bilirkişi raporunu yeter derecede kanaat verici bulmazsa bilirkişiden ek rapor (HUMK 283.md.) alabileceği veya yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırabileceği (HUMK 284.md.) şeklinde anlaşılmalıdır. Yoksa, hakimin bir kez bilirkişiye gittikten sonra bundan dönerek resen hesaplama yaparak karar verebileceği düşünülemez.
Öte yandan, gerek Sigorta Murakabe Kanunu’nun değişik 38. maddesinde ve gerekse Sigorta Eksperleri Yönetmeliği’nde sigorta eksperi, “Sigorta edilen rizikoların gerçekleşmesi sonucunda ortaya çıkacak kayıp ve hasarların miktarını, nedenlerini ve niteliklerini tespit ile mutabakatlı kıymet, ön ekspertiz ve gözetim gibi işlemleri mutad meslek halinde yapanlar” olarak tanımlanmış bulunmaktadır. Bu düzenlemelerden çıkan sonuca göre, sigorta hasar eksperleri sigorta şirketlerinden bağımsız olarak ve tarafsız bir şekilde çalışan kimselerdir.
Bu durumda, mahkemece, ekspertiz raporu ile mahkemece alınan bilirkişi raporları arasında mübayenet bulunması nedeniyle, yeni bir bilirkişi heyeti oluşturularak çelişkinin giderilmesinin sağlanması, davacının defter ve kayıtlarından zararın belirlenmesinin mümkün bulunmaması halinde BK’nın 42. maddesine göre değerlendirme yapılarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/4791, K. 2011/16243, 1 Aralık 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama